E-vicdanlara teslim hayatlar

0

Cep telefonumu tasarlayan mühendisler alarmını sempatik hale getirmek için ellerinden geleni yapmış ama nafile. En az yatmak kadar kalkmayı da sevmeyen zihnim parmağımı otomatik olarak o mucize düğmeye değdiriyor. Tek dokunuşla hayata eklenen 10 dakikalık ekstra uyku kredisi!

Huzurdan çok tavşan uykusu tedirginliğinde geçen o sayılı dakikalarının en tatlı anında alarm yeniden çalmaya başlıyor. İkinci 10 dakikalık tura niyetlenmişken Google Now ekranımda beni uyarıyor: randevuna yetişmek için yola şimdi çıkmalısın!

İşte şimdi her şey değişti.

Ajandama birkaç gün önce girdiğim toplantımdan Google -doğal olarak- haberdar. Saatin şu an kaç olduğundan, o an nerede bulunduğumdan ve toplantımın yerinden de. Ona kalan harita ve navigasyon uygulamasından kullanmam gereken rotaya ve o güzergah üstündeki güncel trafik bilgisine bakarak yola koyulmam için en uygun zamanı belirlemek. Eldeki bunca veriyle  çok zor olmamalı.

Bir avuç bilgiyi elindeki uygulama ve hizmetlerle birleştiren bu ve benzeri yapılar (kimi zaman varlıklarını bile hissettirmeden) hayatımızın pek çok alanını yönetiyor. Örneğin çoğumuzun zamandan haberdar olabilmek ardına kerteriz aldığı elektronik cihazlarımızın üstündeki saatler zaman bilgisini merkezi sunuculardan çekiyor. Cep telefonlarımız bu bilgiyi operatörümüzün sisteminden alıyor. Olası bir hedefli virüsün zaman sunucularının ayarını değiştirebildiğinde olacakları hayal etmeye çalışın (oysa her gün hayatımızdan birkaç dakika çalan gizemli bir siber örgüt kulağa gayet heyecan verici geliyor).

Yani cihazlarımızın gösterdiği zamanın gerçekle ne kadar bağdaştığını asla bilemeyeceğiz.

İstanbul araç trafiğini düşünün. Her gün yüz binlerce araç yol tercihini şehrin akıllı elektronik tabelalarına yansıtılan merkezi trafik bilgisine dayanarak  yapıyor. Fakat o tabelaların dürüstlüğüne kim kefil? Bize sıkışık olduğu söylenen  yolların gerçekten yoğun olduğuna dair en ufak bir kanıtımız var mı? Çoğu zaman yok. Yolda hangi süratle ilerleyeceğimizi dahi elektronik tabelalar söylüyor.

İstismara alabildiğine açık bir düzende kendimizi makinelerin, sensörlerin, algoritmaların vicdanına emanet etmiş durumdayız.

Sosyal medya paylaşımlarını takip ederek semantik analiz yapan sistemler kullanıcıların ruh hallerini dahi algılayabiliyor. Dahası bu tahliler kendi yönettikleri sistemleri şekillendiriyor. Bir devlet başkanının ele geçirilmiş Twitter hesabında sadece bir prestij kaybı anlamına gelmiyor. Bu hesaplardan yapılan sahte / provokatif paylaşımlar otomasyon temelli karar veren mekanizmaları alt-üst edebiliyor. Örneğin Barack Obama’nın İsrail’i sert dille kınayan bir Twitter mesajının ardından yönettiği fondaki Amerikan dolarlarını satmaya, belirli şirketlerin hisse senetlerini elden çıkartmaya başlayacak pek çok yatırım yazılımı şu an görev başında.

İrili ufaklı örnekleri uzatıp gitmek mümkün. Sonuçta internet of things / şeylerin interneti (ya da Cisco’nun tercih ettiği şekliyle ‘her şeyin interneti‘) diye adlandırılan yapı bugünden hayatımızın pek çok alanında bize hem hizmet hem de şekil veriyor.

Bilişim sektörünün iş zekası, sürdürülebilirlik, kesintisiz hizmet, veri güvenliği gibi sıkça kullandığı kavramlara bir de bu gözle bakmakta fayda var. Bu sistemde yuvasına oturmayan, harekete katılmayan çarklara ne müşterinin ne iş ortağının tahammülü var.

Yorum Ekle

Posta adresiniz, gizli kalacaktır.

İzin verilen HTML tagları, <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>