Kamu akıllı devlete dönüşebilecek mi?

2

Teknolojinin beraberinde getirdiği e-dönüşümden tüm sektörler payını alırken devletin ve kamunun bu dönüşümün haricinde kalması düşünülemez. Bu güne kadar bu dönüşümü elektronik dönüşüm olarak ele aldık. Posta için e-posta, ticaret için e-ticaret gibi pek çok kavram ile birlikte devletin dijital dönüşümünü e-devlet olarak tanımladık. Ancak aradan geçe süre ve kazanılan deneyimler gösterdi ki e-dönüşümler akıllıca uygulanmadığı takdirde bir anlam ifade etmiyor.

Davul zurna ile baz istasyonu kapatılıyor!

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Başkanı Tayfun Acarer; “E-devlet kamu hizmetlerini internetten almanızdır” diyor ve ekliyor; “Akıllı devlette ise vatandaşlar daha interaktif ve katılımcı oluyorlar.” Hemen akabinde ise ekliyor; “Akıllı dünya, akıllı devlet derken ülkemizde (mahkeme kararı ile) davul zurna ile baz istasyonu kapatılıyor. Böyle şey olur mu?

Acarer’in bu tepkisini dile getirdiği etkinlik sözlerin vurgusunu güçlendiriyor; IDC ve Türkiye Bilişim Derneği (TBD) düzenlediği 16. Kamu Bilişim Merkezleri Yöneticileri Birliği Toplantısı (KAMU-BİB) zirvesindeyiz. Salonda yüzlerce farklı kamu kurumundan gelmiş bilgi işlem yöneticileri, kurumsal teknoloji çözümleri sağlayan büyük firmaların temsilcileri, gazeteciler ve analistler var.

Satır aralarına gizlenmiş kelimeleri yakalıyorum…

İki tam gün boyunca yüzlerce katılımcının konuşacağı, dinleyeceği konu 2020 yılının sayısal gündemi çerçevesinde devletin akıllı dönüşümü oluyor. Adı üstünde benzeri toplantılar daha önce 16 kez düzenlenmiş. Salonda gerçekleşen oturumların dışında kalan yemek aralarında satır aralarına gizlenmiş kelimeleri yakalıyorum; “16 kez hedefleri açık şekilde kamuya sunduk, acaba faydalı oldu mu?” Bir diğeri; “Sanırım bu sefer mesajı aldılar gibi görünüyor.

Türkiye’yi geleceğe taşıması gereken bir konu için devletin hantal ve ağır yapısı içinde verilmeye çalışılan bir mesajın hedefe ulaşıp ulaşmadığını tartışır haldeyiz. Böyle bir ortmaın iki gün boyunca verdiği ilham ve şevk dışında amacına gerçekten hizmet ettiğini söyleyebilir miyiz? Öyle olmalı, olmak zorunda ve olacağına dair emareler yok değil.

Silikon Vadisi bir emlak projesinin adı değildir.

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Davut Kavranoğlu değerli bir bilim insanı, yurt dışı deneyimine sahip ve güçlü bir vizyonu var. Şöyle diyor Kavranoğlu; “100 milyar dolar harcasanız Nobel ödülü alacak bir kişi yetiştiremezsiniz ama rahat ve doğru ortamı sağlarsanız Nobel ödülü alabilecek insanları Türkiye’ye getirebilirsiniz” ve ekliyor; “Silikon Vadisi bir emlak projesinin adı değildir.” Kavranoğlu’nun konuşması için gerek TBD gerekse IDC yöneticilerinin görüşleri ‘beklenmedik derecede vurucu‘ olduğu yönünde.

Tekrar sormak lazım; Kamu akıllı devlete dönüşebilecek mi?

Bu bir soru olmamalı. Bu bir zorunluluk ve bundan kaçış yok. Üstelik bunun nasıl olacağını da biliyoruz. Bilmediğimiz ise ne zaman gerçekleşeceği. IDC, TBD, sektörde faaliyet gösteren işletmeler, biz basın ve diğer bileşenler… Tüm bu paydaşlar bunun mümkün olan en hızlı şekilde gerçekleşmesi için gayret gösteriyor.

Üstümüze gelenin hızlı bir tren olduğunu da biliyoruz.

Tünelin ucundaki ışığı görebiliyoruz. Üstümüze gelenin hızlı bir tren olduğunu da biliyoruz. Geri dönüp kaçamayız. Sıçramak, trenin üstünden atlamak ve tünelin diğer ucundan çıkarak kaçırdığımız aksi yönde giden treni yakalayıp binmek zorundayız. İşimiz zor ama ümidimizi kesmeden çalışmaya devam etmekten başka yolumuz yok.

Yorumlar

  1. Avatar

    Kamu denince olağanüstü miktarda unsurda işin içine giriyor tabi. Sondan ikinci öngörüye katılmam mümkün değil. Sayısal, aynı amaca yürüyen kitleler için anlamlıdır. Usta’nın vargısı bu ‘anlam’ı haketmiyor, çünkü ‘kendini’ değilliyor, ‘birey’ olmak istemiyor aksine ananelerle yaşamı idealliyor. Değişim’i gelişim sanıyor ve pekte öyle gerekmedikçe ‘değiş’miyor.
    Bakan yardımcısının cümlesine koltuktan düştüm gülmekten. ‘Nasıl söyler?’e yanıt arayarak taltif etmekten kaçınıp şunu sorayım: ‘Sonuçları ne olacak?’ Korkunç bir klasizm kabuğu tabi. Bakan yardımcısı ‘yetiştirmekten’ vazgeçiyor [aslen bir bilim dalı da olan Eğitim’den] ve dünyaya mal olmuş beyinlere Türkiye’de yaşamı eftal buluyor. Nobel denen siyasi ödülü ve Blim Etiği’ne onmaz yaralar açan ‘ödül avıcısı idealli birilerini ölçü alıyor. Birilerinin müşerref gelişleriyle hiçbirşeyin ilerleme kaydedemeyeceğini Fatih’in bizatihi rica mektubuna cevaben yazısında olağanüstü matematikçi Ali Kuşçu söylüyor. Bilim ve Eğitim’i yanlış bulan iktidarlarınsa ne budala olduğunuysa İstanbul’daki rasathaneyi donanmanın toplarla yıkmasından sonra bir başka olağanüstü bilim insanı Takiyüddin.

    Ali Kuşçu, Uluğ Bey ve Takiyüddin’in alınyazısı halen devam ediyor demek ki. Bu kez bize.

  2. Avatar

    Usta’nın gözlemleri tamamen yanlışta değil.
    Bizim mahallede yaşlılar damlara bakmaya pek bayılırlar.
    Beyaz kazanların bir .GPS vericisi olduğunu ve aslında sanılanın aksine öyle radyasyon saçmadığını anlatmak zaman açısından size potansiyel zarardır.
    Bu ‘potansiyel zararların’ sahip ve yaratıcılarının bulunduğu ortam Küp [1999, 2002, 2004] filminin sahnelerinden daha korkunçtur.
    Yazdığım eksinin sol tarafına istediğiniz kadar sıfır ekleyebilirsiniz. Yine de yetmeyecektir.

Yorum Ekle

Posta adresiniz, gizli kalacaktır.

İzin verilen HTML tagları, <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>