Techinside Google News
Ana Sayfa Blog Sayfa 449

Türkiye, yakında kendi yapay zeka modellerini geliştirecek!

0

Bilişim sektörünün önde gelen etkinliklerinden Bilişim Zirvesi’nin 24’üncüsü, ‘Etkililik, Etkinlik, Verimlilik’ temasıyla Fişekhane’de gerçekleştirildi: Zirvede, yapay zeka teknolojilerinin insan zekasıyla entegrasyonu ve verimlilik üzerine önemli konuşmalar yapıldı.

Ülkemizin hedefi yakın dönemde yapay zeka geliştirmek!

T.C. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Bakan Yardımcısı Dr. Ömer Fatih Sayan, dijitalleşmenin artık bir zorunluluk olduğunu vurgulayarak, “Yapay zekayı sadece iş süreçlerinde değil, daha geniş bir anlamda, toplumsal sorunlarda da çözüm bulma noktasında değerlendirmemiz gerekiyor” şeklinde konuştu. Sayan, teknoloji ve insanın uyumlu bir şekilde bir araya getirilmesinin, geleceğin sürdürülebilir çözümlerinin en önemli konularından biri olduğunu belirtti.

T.C. Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Dr. Ömer Fatih Sayan

İstanbul Teknik Üniversitesi Yapay Zeka ve Veri Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şule Gündüz Öğüdücü, kurumların kendi yapay zeka modellerini üretebilecekleri dijital platformların önemine dikkat çekti. Öğüdücü, “Kurumlar artık satırlarca kod yazarak değil, sadece verileri yükleyerek kendi modellerini geliştirebilecekleri bir ortama ihtiyaç duyuyor” şeklinde konuştu.

Türkiye Zeka Vakfı Başkanı Emrehan Halıcı, Stanford Üniversitesi’nin araştırmasına atıfta bulunarak, yapay zeka yatırımlarında özel sektörün başı çektiğini belirtti. Halıcı, teknolojinin hızlı gelişimine dikkat çekerek, “Yapay zekayı geliştirmek için ayrılan kaynak kadar, olası riskleri önceleyen ve önlemler konusunda planlamalar yapan organizasyonlara da yatırım yapılmalı” uyarısında bulundu.

Etkinlikte ayrıca ‘Yapay Zeka ile İşleri Hızlandırma Programı’ ve ‘Sürdürülebilir Dijitalleşme ve Güvenlik Programı’ başlıklı özel oturumlar düzenlendi. Bu oturumlarda, yapay zeka teknolojilerinin iş süreçlerine entegrasyonu ve güvenlik boyutu ele alındı.

TÜBİTAK, SAHA EXPO 2024’te yeni teknolojileriyle boy gösterdi!

TÜBİTAK, SAHA EXPO 2024’te yerli teknolojileriyle büyük ilgi görüyor. Savunma, havacılık ve uzay sanayiine odaklanan bu uluslararası fuarın ikinci gününde TÜBİTAK, savunma sanayisine yönelik geliştirdiği dokuz yeni ürünü tanıtarak sektördeki yenilikçi gücünü ortaya koyuyor. Bu yeni ürünlerden biri, TÜBİTAK UZAY tarafından geliştirilen “Yeni Nesil BALİSTİKA Sistemi”, Türkiye’nin balistik analiz teknolojilerindeki ilerlemesini ulusal ve uluslararası arenada gözler önüne seriyor. Bu sistemin stratejik önemi, 24 Ekim’de TÜBİTAK standında yapılacak lansmanla vurgulanacak.

TÜBİTAK, SAHA EXPO 2024’te en yeni teknolojilerini görücüye çıkardı

Fuarda tanıtılan diğer dikkat çekici yenilikler arasında, TÜBİTAK MAM’ın geliştirdiği “Milli Muharip Uçak Yaşam Destek Sistemi” ve “Patlama Önleme Sistemi” yer alıyor. Bu teknolojiler, uçak güvenliği ve pilot sağlığı açısından hayati öneme sahip çözümler sunuyor. Ayrıca, TÜBİTAK SAGE tarafından geliştirilen “KIZILGÖZ” ve “TİNAD” sistemleri ise ileri gözetleme ve mühimmat teknolojileriyle sektörde fark yaratıyor.

TÜBİTAK, SAHA EXPO 2024'te en yeni teknolojilerini görücüye çıkardı.
TÜBİTAK, SAHA EXPO 2024’te en yeni teknolojilerini görücüye çıkardı.

TÜBİTAK, fuarda savunma ve havacılık sanayisi için geliştirdiği “Dönen Detonasyon Motoru” ile de enerji verimliliğini artıran, yüksek performanslı ve çevre dostu bir motor teknolojisi sunuyor. Bu motor, geleneksel roket ve gaz türbinlerinden farklı olarak daha verimli çalışıyor ve yanma sürecini hızlandırıyor. TÜBİTAK SAGE, 2022’de Sürekli Döngülü Detonasyon Motoru Testi ile bu alanda önemli bir başarıya imza atmıştı ve bu testte motorun ateşlemesinin 10 saniye sürdüğü belirtilmişti.

Fuarda ayrıca TÜBİTAK RUTE tarafından geliştirilen “Özgün Motor” sergileniyor. Bu motor sayesinde Türkiye, raylı ulaşım sistemlerinde yerli üretim yapabilme yeteneğini artırırken, uluslararası standartlara uygun performans ve verimlilik hedeflerini de yakalıyor. Savunma sanayiine yönelik tanıtılan bir diğer yenilik ise, hassas vuruş kabiliyetine sahip yeni “S-FORCE” silah sistemi.

SAHA EXPO 2024’te TÜBİTAK’ın sektördeki işbirlikleri de dikkat çekiyor. TÜBİTAK SAGE ile BAYKAR arasında “BOZOK Mühimmatları” için yapılacak sipariş anlaşması, Türkiye’nin yerli üretim kapasitesini güçlendirme yolunda önemli bir adım. Ayrıca, TÜBİTAK BİLGEM, SSB ve HAVELSAN arasında imzalanacak işbirliği protokolü ile “TSK Bulut Bilişim Sistemi” projesinde de yeni bir işbirliği hayata geçirilecek.

Kendi başına bilgisayar kullanabilen yapay zeka geliştirildi!

Yapay zeka alanında heyecan verici ve belki de biraz korkutucu bir gelişme yaşandı. Anthropic adlı şirket, geliştirdiği Claude yapay zeka modelinin artık kendi başına bilgisayarı kullanabildiğini duyurdu. Bu, Claude’un tıpkı bir insan gibi ekranı takip edip fareyi hareket ettirebildiği, tıklayabildiği ve hatta yazılar yazabildiği anlamına geliyor. Hatta Golden Gate Köprüsü’nde gün doğumu yürüyüşü planlamak gibi karmaşık görevleri bile başarıyla yerine getirebiliyor.

Kendi başına bilgisayar kullanabilen yapay zeka tasarlandı

Bu yeni yetenek, yapay zekanın yapabileceklerinin sınırlarını zorluyor. Artık sadece komutlarımızı yerine getiren pasif bir araç olmaktan çıkıp, dijital dünyayla etkileşim kurabilen ve kendi başına kararlar alabilen bir varlığa dönüşüyor. Bu durum, gelecekte günlük hayatımızda yapay zekanın çok daha aktif bir rol oynayabileceğini gösteriyor. Ancak aynı zamanda, kontrolün bizden çıkıp yapay zekanın eline geçme ihtimali gibi bazı endişeleri de beraberinde getiriyor.

Kendi başına bilgisayar kullanabilen yapay zeka
Kendi başına bilgisayar kullanabilen yapay zeka

Anthropic, Claude’un bilgisayar kullanma yeteneğinin henüz erken aşamada olduğunu ve bazı aksaklıklar yaşanabileceği konusunda uyarıyor. Örneğin, Claude bazen ekranı doğru algılayamayabiliyor veya bazı bildirimleri gözden kaçırabiliyor. Ancak şirket, bu özelliğin zamanla gelişecek ve daha da yetenekli hale gelecek olmasından umutlu. Bu hızlı gelişimin nereye varacağını kestirmek zor.

Belki de birkaç yıl içinde, yapay zeka asistanlarımız bizim yerimize e-postalarımıza cevap verecek, toplantılarımızı planlayacak ve hatta alışverişlerimizi yapacak. Bu durum hem heyecan verici hem de biraz ürkütücü. Çünkü yapay zekanın bu denli güçlenmesi, hayatımız üzerindeki etkisini sorgulamamıza ve kontrolü tamamen kaybetmemek için bazı önlemler almamız gerektiğini düşünmemize yol açıyor.

Qatar Airways, Boeing 777’de kullanıcılarına Starlink desteği sunacak!

Qatar Airways, 2025 yılı sonuna kadar tüm Boeing 777 filosunu Starlink ile donatmayı hedefliyor.

SpaceX’in Starlink uydu internet hizmeti, bu yıl havacılık sektöründe büyük ilgi görerek birkaç havayolu şirketi tarafından kullanılmaya başlandı. Starlink internetinin ücretsiz olarak sunulması ve uçak içi internet kalitesini neredeyse evdeki hızlara yaklaştırması, yolcular açısından oyunun kurallarını değiştiren bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

Bu kapsamda, Qatar Airways, salı günü ilk Starlink donanımlı Boeing 777 uçağında havada çekilen bir video ile hizmeti tanıttı. Videoda havayolu CEO’su ve Katar turizm başkanı, Elon Musk ile video görüşmesi yaparak uçağın içini ve kokpitini ona gösterdi. Starlink’in yüksek hızlı interneti, havada dahi evdeki internet kalitesine yakın bir performans sergileyerek dikkat çekti.

Qatar Airways, bu hizmeti yolcularına tamamen ücretsiz olarak sunacak ve uçuş kapısından itibaren her aşamada erişim sağlanacak. Havayolu şirketi, yeni yönetimi altında bir dizi yenileme çalışması yürütüyor ve Starlink internet bu değişimlerin ilki olarak öne çıkıyor.

Starlink’in ticari başarısı, SpaceX’in adını dünya genelinde bilinir hale getirdi. Yeniden kullanılabilir roket aşamalarının geliştirilmesi Starlink’in mümkün olmasını sağlarken, Starlink’in ticari başarısı şirketin Starship programını desteklemekte kilit bir rol oynuyor.

Starlink, uydu internetini doğrudan kullanıcılara sunarak, uzay araştırmalarının günlük yaşama nasıl katkı sağladığını somut bir şekilde gösteriyor. Bu, uzay programlarına yönelik kamu desteğinin artırılmasında önemli bir adım olabilir.

https://www.youtube.com/watch?v=cHpvKQeV3wQ

Avrupa’da hibrit otomobil satışları ilk kez benzinliyi geçti!

0

Avrupa Birliği’nde otomobil piyasasında benzinli araçların saltanatı sona eriyor. Eylül ayı verilerine göre, hibrit araçlar %32,8’lik bir pazar payına ulaşarak ilk kez benzinli modelleri geride bıraktı. Avrupa Otomobil Üreticileri Birliği (ACEA) tarafından açıklanan verilere göre, AB genelinde yeni otomobil satışları geçen yılın aynı dönemine göre %6,1 düşüşle 809 bin 163 adet olarak gerçekleşti.

Avrupa’da hibrit otomobil satışları ilk kez benzinliyi geride bıraktı

Satış rakamlarına baktığımızda, hibrit araçların yükselişi dikkat çekiyor. Benzinli otomobiller %29,8 ile ikinci sırada yer alırken, elektrikli otomobiller %17,3’lük pazar payıyla onları takip ediyor. Dizel araçların payı ise %10,4’te kalırken, fişli hibrit araçlar %6,8’lik bir oranla dikkat çekiyor.

Avrupa'da hibrit otomobil satışları ilk kez benzinliyi geride bıraktı.
Avrupa’da hibrit otomobil satışları ilk kez benzinliyi geride bıraktı.

Elektrikli, hibrit ve fişli hibrit modellerin toplam satışlardaki payı %56,9’a ulaşarak Avrupa’da elektriklileşme trendinin hızlandığını gözler önüne seriyor. Eylül ayında elektrikli otomobil satışları geçen yıla oranla %9,8 artarak 139 bin 702 adete ulaştı.

Ülke bazında baktığımızda, Almanya, Fransa ve İtalya gibi önemli pazarlarda yeni otomobil satışları eylül ayında düşüş gösterirken, yılın ilk dokuz ayında toplam satışlar geçen yılın aynı dönemine göre %0,6 artarak 7 milyon 989 bin 776 adete ulaştı.

Marka bazında değerlendirdiğimizde ise Volkswagen Grubu 216 bin 577 araçlık satışla liderliği kimseye bırakmadı. Stellantis Grubu 120 bin 582 araçla ikinci sırada yer alırken, Renault Grubu 88 bin 149 araçlık satışla üçüncü sırada kendine yer buldu.

Sonuç olarak, Avrupa’da otomobil piyasası önemli bir dönüşümden geçiyor. Hibrit ve elektrikli araçların yükselişi, benzinli araçların hakimiyetini sarsmış durumda. Bu trendin önümüzdeki dönemde de devam etmesi bekleniyor.

Intel ve Samsung çip alanında işbirliğine mi gidecek?

0

Çip üretim sektöründe ezberleri bozacak bir gelişme yaşanabilir. Dökümhane alanında istediği başarıyı yakalamakta zorlanan Intel ve Samsung, sektörün tartışmasız lideri TSMC’nin giderek artan hakimiyetine karşı güçlerini birleştirmeyi planlıyor.

Intel ve Samsung çip alanında işbirliğine gidebilir

Güney Kore basınında çıkan haberlere göre Intel CEO’su Pat Gelsinger, çip üretimi konusunda Samsung ile kapsamlı bir iş birliği kurmak için Samsung Yönetim Kurulu Başkanı Lee Jae-Yong ile bir araya gelmek istiyor.

Intel ve Samsung çip alanında işbirliğine gidebilir.
Intel ve Samsung çip alanında işbirliğine gidebilir.

Her iki teknoloji devi de son yıllarda çip üretim kapasitelerini artırmak için büyük yatırımlar yapmış olsa da TSMC’nin gerisinde kalmış durumdalar. Özellikle Intel, son teknoloji üretim süreçlerine rağmen henüz istediği geri dönüşü alamadı ve dökümhane alanındaki zararlarını azaltmak için bazı birimlerini elden çıkarmayı bile düşünüyor. Samsung ise 3nm üretim sürecindeki verimlilik sorunları nedeniyle birçok müşterisini TSMC’ye kaptırdı.

Trend Force verilerine göre, TSMC ikinci çeyrekte %62,3 gibi ezici bir pazar payıyla liderliğini sürdürürken Samsung’un pazar payı %11.5 seviyesinde kaldı. Özellikle gelişmiş çip üretim süreçlerindeki büyük fark, TSMC’yi rakiplerinin çok önüne taşıyor.

Henüz somut bir anlaşma olmasa da Intel ve Samsung’un üretim tesislerini ve teknolojilerini paylaşarak, Ar-Ge çalışmalarında ortak hareket etmeyi hedefledikleri konuşuluyor. Eğer bu iş birliği gerçekleşirse, iki devin gücünü birleştirmesi sektörde dengeleri değiştirebilir ve tüketiciler için daha rekabetçi bir ortam yaratabilir.

Güneş enerjisiyle günde 5 bin litre temiz su üretilecek!

Dünya genelinde su krizi derinleşirken ve iklim değişikliği su kaynaklarına olan baskıyı artırırken, su arıtma sistemlerine olan ihtiyaç da her geçen gün daha da belirginleşiyor. MIT mühendisleri, bu küresel krize karşı umut vadeden bir çözümle karşımıza çıkıyor: Tamamen güneş enerjisiyle çalışan ve günde 5.000 litreye kadar temiz su üretebilen, devrim niteliğinde bir arıtma sistemi.

Güneş enerjisiyle günde 5 bin litre temiz su üretiliyor

Bu yenilikçi sistemin en çarpıcı özelliği, direkt olarak güneş ışınlarını kullanarak çalışması. Güneş ışığının yoğun olduğu saatlerde arıtma kapasitesini artıran sistem, bulutlu havalarda ise enerji tüketimini otomatik olarak düşürerek olağanüstü bir verimlilik sergiliyor. Dahası, sistemin pil gerektirmemesi de onu diğer arıtma teknolojilerinden ayrıştıran önemli bir avantaj sağlıyor. Geleneksel tuzdan arındırma sistemlerinin aksine, sürekli bir enerji kaynağına ihtiyaç duymadan kesintisiz su arıtma imkanı sunuyor.

Elektrodiyaliz yöntemini kullanan sistem, su pompaları, iyon değişim membranları ve güneş paneli dizisi gibi alışıldık bileşenlere sahip olsa da “akış komutlu akım kontrolü” adını verdikleri özel bir kontrol sistemiyle öne çıkıyor. Bu sistem sayesinde, arıtma hızı saniyede üç ila beş kez ayarlanarak enerji verimliliği en üst düzeye çıkarılıyor.

Bu teknolojinin özellikle deniz suyuna erişimi olmayan iç bölgeler için büyük bir umut ışığı olduğunu söyleyebiliriz. İklim değişikliğinin etkisiyle tuzluluk oranı artan yer altı suları, bu sistem sayesinde temizlenerek bölge halkının su ihtiyacını karşılamada kullanılabilir.

MIT ekibi, bu çığır açan buluşlarını daha da geliştirerek daha büyük topluluklara ve hatta şehirlere temiz su sağlayabilecek şekilde ölçeklendirmeyi hedefliyor. Küresel su krizine karşı etkili bir çözüm sunma potansiyeline sahip olan bu teknoloji, yakın gelecekte dünya genelinde yaygınlaşarak milyonlarca insanın temiz suya erişimini sağlayabilir.

Otonom su altı aracı STM NETA geliyor!

0

Türkiye’nin savunma sanayisindeki öncü isimlerinden STM, denizlerimizdeki savunma stratejilerine yepyeni bir boyut kazandıracak bir teknolojiyi tanıttı. Tamamen yerli kaynaklarla geliştirilen ve “STM NETA” adını taşıyan bu insansız otonom su altı aracı, SAHA EXPO Fuarı’nda göz kamaştırdı. Başta mayın tespiti ve sınıflandırması olmak üzere birçok kritik görevi başarıyla üstlenebilecek olan STM NETA, denizlerimizdeki güvenliğin teminatı olma yolunda emin adımlarla ilerliyor.

Otonom su altı aracı STM NETA karşımıza çıkıyor

Mavi Vatan’ın korunmasında stratejik öneme sahip olan NETA, sığ sularda etkin bir şekilde görev yapabilecek şekilde tasarlandı. Deniz tabanını hassas bir şekilde tarayarak potansiyel tehditleri otonom olarak tespit edebilen bu araç, askeri alanlarda keşif, gözetleme, istihbarat toplama ve denizaltı savunma harbi gibi kritik görevlerde aktif rol alabilecek. Üstelik, yetenekleri askeri alanlarla sınırlı kalmayan STM NETA, sivil alanda da boru hatlarının incelenmesi, deniz arkeolojisi çalışmaları ve çevresel değerlendirmeler gibi alanlarda büyük fayda sağlayacak.

Otonom su altı aracı STM NETA karşımıza çıkıyor.
Otonom su altı aracı STM NETA karşımıza çıkıyor.

300 metre derinliğe kadar operasyon yapabilen ve 24 saate kadar kesintisiz görev yapabilen bataryasıyla dikkat çeken NETA 300, sahip olduğu yüksek manevra kabiliyeti sayesinde zorlu su altı koşullarında bile etkinliğini koruyor. Mayın tespiti ve sınıflandırması konusunda da iddialı olan bu araç, otonom olarak mayın taraması yaparak kullanıcılarına hızlı ve etkili bir çözüm sunuyor. Arama kurtarma operasyonlarında da aktif rol alabilecek şekilde tasarlanan STM NETA 300, yandan tarama sonarı ve hassas navigasyon sistemleriyle hedef tespitinde yüksek doğrulukta veri sağlıyor.

Modüler yapısı sayesinde farklı konfigürasyonlarda kullanılabilen STM NETA 300, denizlerimizdeki güvenliğin teminatı olmanın yanı sıra, sivil alandaki çeşitli uygulamalarla da ülkemize büyük katkı sağlayacak. STM NETA ailesi, gelecekte geliştirilecek STM NETA 1000 ve STM NETA 100 modelleriyle daha da güçlenecek.

SEC, SolarWinds ihlalleri ile ilgili dört şirkete 7 milyon dolar ceza verdi!

SEC, SolarWinds veri ihlaliyle ilgili cezalandırdığı şirketlerin veri ihlalinin boyutlarını küçümsediğini ve yatırımcıları yanıltıcı açıklamalar yaptığını belirtti.

Check Point, 995 bin dolar, Mimecast 990 bin dolar, Unisys 4 milyon dolar ve Avaya 1 milyon dolar para cezası ödeyecek. SEC, her şirketin ihlallerin zararlarını küçümsediğini ve bunun yatırımcılara doğru bilgi vermemek anlamına geldiğini söyledi.

SEC’nin Yaptırım Bölümü Direktör Vekili Sanjay Wadhwa, yaptığı açıklamada, siber saldırıya uğrayan şirketlerin yatırımcılarına yanıltıcı bilgiler vererek onları mağdur etmemeleri gerektiğini vurguladı.

Wadhwa, “SEC’in bulguları, bu olaylarda şirketlerin ilgili olaylarla ilgili yanıltıcı açıklamalar yaptığını ve yatırımcıları olayların gerçek boyutundan habersiz bıraktığını ortaya koydu.” dedi.

Şirketlerin ihlal sırasındaki yanlış bilgilendirmeleri farklı şekillerde oldu. Avaya, bilgisayar korsanlarının “sınırlı sayıda” e-postaya eriştiğini söyledi, ancak korsanların “bulut dosya paylaşım ortamında en az 145 dosyaya” eriştiğinden bahsetmedi. Check Point ise siber saldırıları ve riskleri “genel terimlerle” açıkladı. Mimecast, korsanların çaldığı kod ve şifrelenmiş kimlik bilgileri hakkında eksik bilgi verdi. Unisys ise iki SolarWinds ile ilgili ihlal yaşamasına rağmen siber güvenlik risklerini “varsayımsal” olarak tanımladı.

SEC, bu şirketlerin yapılan soruşturmada işbirliği yaptığını ve belirtilen suçlamalarla ilgili gelecekteki ihlallerden kaçınma taahhüdünde bulunduklarını belirtti. Şirketler, bulgular hakkında ne kabul etti ne de reddetti, ancak cezaları ödemeyi kabul etti.

Şirket sözcüleri, SEC ile işbirliği yaptıklarını belirtti. Avaya’nın sözcüsü, şirketin siber güvenlik kontrollerini geliştirmek için adımlar attığını, Check Point ise olayda müşteri verilerine erişilmediğini ifade etti. Mimecast ise müşterilerine şeffaf davrandığını ve sorumluluklarını yerine getirdiğini söyledi. Unisys ise konu hakkında yorum yapmadı ve SEC ile yapılan anlaşmanın bir parçası olarak 8-K belgesini yayımladığını belirtti.

Son yıllarda SEC, halka açık şirketlere veri ihlallerini bildirme ve bu ihlallerin etkilerini şeffaf bir şekilde açıklama konusunda daha katı kurallar getirmiştir.

Roket parçası basabilen 90 tonluk 3D yazıcı geliştirildi!

0

Uzay yolculuklarını daha ulaşılabilir kılma hedefiyle çalışan Rocket Lab, roket üretim yöntemlerinde devrim yaratacak bir adım attı. Şirket, Maryland’deki tesisinde devasa boyutlarda, 90 ton ağırlığında bir 3D yazıcıyı faaliyete geçirdi. Bu olağanüstü makine, roketlerin karmaşık karbon kompozit parçalarını inanılmaz bir hız ve hassasiyetle üretebiliyor.

Roket parçası basabilen 90 tonluk 3D yazıcı tasarlandı

Electroimpact tarafından geliştirilen ve Otomatik Fiber Yerleştirme (AFP) teknolojisi kullanan bu 12 metrelik robotik dev, karbon fiber katmanlarını dakikada 100 metreye varan şaşırtıcı bir hızla yerleştirebiliyor. Bu sayede, Rocket Lab’ın yeni nesil roketi Neutron’un önemli parçaları, örseğin 28 metrelik ara bağlantı parçası, 7 metrelik birinci kademe tankı ve 5 metrelik ikinci kademe tankı gibi büyük ve karmaşık yapılar hızla üretilebilecek.

Roket parçası basabilen 90 tonluk 3D yazıcı tasarlandı.
Roket parçası basabilen 90 tonluk 3D yazıcı tasarlandı.

Bu devrim niteliğindeki 3D yazıcı, Neutron roketinin karbon kompozit malzemeden üretilen tüm büyük parçalarını tek başına üretebilecek kapasitede. Dahası, makineye entegre edilen kalite kontrol sistemi sayesinde üretim sırasında oluşabilecek hatalar anında tespit edilebiliyor ve hatasız üretim sağlanıyor. Bu da üretim sürecinin verimliliğini ve hızını daha da artırıyor.

Geleneksel yöntemlerle üretilen büyük kompozit roket parçaları, haftalarca sürecebilen, özen ve hassasiyet gerektiren zahmetli bir el işçiliği gerektiriyordu. Rocket Lab’ın yeni 3D yazıcısı ise bu süreyi inanılmaz bir şekilde kısaltarak tek bir güne kadar indiriyor. Şirket, bu sayede üretim sürecinde 150.000 saatten fazla bir zaman tasarrufu sağlamayı hedefliyor. Bu da hem maliyetleri düşürecek hem de roket üretim hızını artırarak daha fazla fırlatma gerçekleştirme imkanı sunacak.

Rocket Lab, Neutron roketinin tasarımında karbon kompoziti tercih ederek önemli bir avantaj elde etti. Hafif ve aynı zamanda son derece dayanıklı bir malzeme olan karbon kompozit, uzay görevi için oldukça ideal. Bu malzemenin üretiminin AFP makineleriyle otomatikleştirilmesi, Rocket Lab’ın fırlatma sıklığını artırmasına ve maliyetleri düşürmesine olanak tanıyacak. Bu da uzay keşifleri ve ticari uydu fırlatmaları için yeni bir dönem başlatabilir. Rocket Lab, bu yeni teknoloji ile üretilen ilk Neutron roketini 2025 yılında fırlatmayı planlıyor.

Türkiye, yenilenebilir enerjide 2025 tahminlerini belirledi!

Türkiye, enerji geleceğini yeşil enerjiye çevirmeye kararlı adımlarla ilerliyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın 2025 yılı bütçe teklifi, bu kararlılığı net bir şekilde ortaya koyuyor. Ülkemiz, 2025 yılında yenilenebilir enerji kaynaklarından elde ettiği elektriği %47,8 gibi iddialı bir orana çıkarmayı hedefliyor. Güneş, rüzgar, jeotermal ve hidroelektrik gibi doğal kaynakların gücünden daha fazla yararlanma hedefi, bu dönüşümün temelini oluşturuyor.

Türkiye, yenilenebilir enerjide 2025 tahminlerini ortaya koydu

Hedeflere ulaşmak için planlar oldukça detaylı. 2025 yılına gelindiğinde, güneş enerjisi santrallerinin kurulu gücünün 22.600 megavata, rüzgar enerjisi santrallerinin ise 14.800 megavata ulaşması bekleniyor. Hidroelektrik santrallerinde 32.395 megavat, jeotermal enerji santrallerinde ise 4.487 megavatlık bir kurulu güç hedefleniyor. Tüm bu gelişmelerle birlikte, 2025 yılında yenilenebilir enerji kaynaklarının toplam kurulu gücünün 74 GW’ı aşması öngörülüyor.

Bu hedefler ışığında, Türkiye’nin enerji haritası hızla yeniden şekilleniyor. Türkiye Elektrik İletim AŞ (TEİAŞ) verilerine göre, 2023 yılında yenilenebilir kaynakların elektrik üretimindeki payı %42,7 seviyesindeydi. Bu oranın 2024 sonunda %45’e, 2025 sonunda ise %47,8’e yükselmesi hedefleniyor.

Doğal gaza olan bağımlılığı azaltmak da bu dönüşümün önemli bir parçası. Yenilenebilir enerji yatırımları artarken, doğal gazın elektrik üretimindeki payının kademeli olarak azaltılması planlanıyor. 2023 yılında %21,4 olan doğal gazın payının, 2025 yılında %18,9’a düşürülmesi hedefleniyor.

Türkiye, sadece bugünü değil geleceği de düşünerek 2035 yılı için de iddialı hedefler belirledi. Bu hedefler arasında, rüzgar ve güneş enerjisi kurulu gücünü 120 GW’a çıkarmak da yer alıyor. Yatırım sürecinde olan projelerin toplam kapasitesi ise 70 GW civarında.

Tüm bu hedeflere ulaşmak için önemli kaynaklar ayrılıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın 2025 yılı bütçesinin 45,3 milyar TL (1,33 milyar $) olması bekleniyor. Türkiye, hem enerjide dışa bağımlılığını azaltmak hem de daha temiz bir çevre için yenilenebilir enerjiye güçlü bir şekilde yatırım yapmaya devam ediyor.

Apple ve Goldman Sachs’a Milyon Dolarlık Ceza!

0

Apple ve finans devi Goldman Sachs, ABD Tüketici Finansal Koruma Bürosu’nun (CFPB) kestiği 89 milyon dolarlık bir ceza ile gündemde. CFPB, Apple Card kullanıcılarının şikayetlerini çözme konusunda başarısız olan iki şirketin, tüketici haklarını ihlal ettiğini belirtti.

Apple Card kullanıcıları, hatalı görülen harcamalar ve kredi kartı işlemlerine itiraz etmelerine rağmen sorunlarının uzun süre çözülmediğini iddia etti. Bu durumu ciddiye alan CFPB, Apple ve Goldman Sachs’ın müşterilerine karşı yükümlülüklerini yerine getirmediğini açıkladı.

Tüketici haklarını ihmal eden, sonuçlarına katlanacak

CFPB Direktörü Rohit Chopra, yaptığı açıklamada, tüketici haklarını ihmal eden her şirketin sonuçlarına katlanması gerektiğini vurguladı. Ceza, Apple ve Goldman Sachs’ın finansal hizmetlerde yaşadığı zorlukları gözler önüne serdi. Özellikle Apple’ın teknoloji dünyasındaki gücü, finansal sektörde aynı başarıyı göstermedi.

Goldman Sachs, bankacılık sektöründeki deneyimine rağmen Apple Card gibi yenilikçi projelerde beklentileri karşılamaktan uzak kaldı. Apple ve Goldman Sachs’ın oluşturduğu bu sistemde, kredi anlaşmazlıklarıyla başa çıkmada önemli eksiklikler bulunduğu ortaya çıktı. Bu eksiklikler, kullanıcıların güvenini sarstı ve büyük çaplı şikayetlere yol açtı.

Bu gelişmeler ışığında, hem Apple hem de Goldman Sachs’ın finansal hizmetlerde güvenlik ve şeffaflık konularında köklü değişiklikler yapması bekleniyor. CFPB’nin müdahalesi, finansal hizmetlere adım atan teknoloji şirketleri için uyarı niteliğinde. Apple’ın finansal sektördeki geleceği, bu tür skandalların gölgesinde şekillenecek gibi görünüyor.

Apple ve Goldman Sachs henüz resmi bir açıklama yapmadı. Ancak, milyonlarca dolarlık ceza sonrası her iki şirketin de süreçlerini gözden geçirmesi gerektiği ortada. Tüketiciler artık daha fazla şeffaflık ve sorumluluk bekliyor.

Türkiye, 2035 yenilenebilir enerji hedeflerini büyüttü!

Türkiye, enerji geleceğini şekillendirirken rotayı daha da fazla yenilenebilir enerjiye çevirdi. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, “Enerji Dönüşümü Yenilenebilir Enerji 2035” toplantısında gelecek hedeflerini açıkladı ve iddialı bir yaklaşım sergiledi.

Türkiye, 2035 yenilenebilir enerji hedeflerini yükseltti

Bayraktar, Türkiye’nin yenilenebilir enerji kapasitesini artırma konusunda kararlı olduğunu vurgulayarak, 2035 yılına kadar rüzgar ve güneş enerjisi kurulu gücü hedefini 82 GW’tan 120 GW’a yükselttiklerini duyurdu. Bu, mevcut 30 GW’lık kapasitenin dört katına çıkarılması anlamına geliyor. Yatırımcılar için de önemli bir detay paylaşan Bayraktar, her yıl en az 2 bin megavatlık YEKA tahsisi yapılacağını belirtti.

Bakan Bayraktar, Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığını azaltma hedefini bir kez daha vurguladı. 2023’te 96,5 milyar dolar seviyesinde gerçekleşen enerji ithalatı faturasının ağırlığına dikkat çeken Bayraktar, yerli ve yenilenebilir kaynakların önemini vurguladı. Türkiye’nin, enerji ithalatı problemini çözerek çok daha güçlü bir ekonomiye kavuşabileceğini söyledi.

Bu hedeflere ulaşmak için ciddi bir yatırım planı da devrede. 2035 enerji yol haritası kapsamında 80 milyar dolarlık bir yatırım öngörülüyor. Bakan Bayraktar, yatırım sürecindeki projelerin yaklaşık 70 GW’lık bir kapasiteye ulaştığını ve bu süreçlerin hızlandırılması gerektiğini belirtti.

Türkiye, enerji dönüşümünde önemli adımlar atarken, bir yandan da mevcut kaynaklarını verimli bir şekilde değerlendirmeye devam ediyor. Sakarya Gaz Sahası’nda 2025’in ilk çeyreğinde başlaması planlanan üretimle günlük 9,1 milyon metreküp doğal gaz elde edilmesi ve 4 milyon hanenin ihtiyacının karşılanması hedefleniyor.

Bakan Alparslan Bayraktar, sadece üretim ve yatırım değil, aynı zamanda enerji sektöründe yapısal reformların da gündemde olduğunu belirtti. Isı kanunu, jeotermal kanunu ve küçük modüler reaktörler için yeni düzenlemelerin yapılacağını söyleyen Bayraktar, EİAŞ, BOTAŞ ve EÜAŞ gibi kamu enerji şirketlerinin de daha esnek ve aktif hale getirileceğini vurguladı.

Tesla, araçlarına Apple Watch üzerinden kontrol seçeneği ekliyor!

Tesla CEO’su Elon Musk, bu yılın başlarında bir Apple Watch uygulamasının gündemde olabileceğini belirtmişti. Şimdi ise Tesla’nın iPhone uygulamasındaki yeni bir güncelleme, bu uygulamanın Apple Watch sürümünün yakında çıkabileceğine dair ilk işaretleri verdi.

MacRumors’un haberine göre, geçen hafta Tesla iPhone uygulaması iOS 18 ile yeni Kontrol Merkezi kontrolleri eklenerek güncellendi ve uygulamada Apple Watch sürümüne yönelik gizli kod referansları bulundu.

Bu kodlar, Apple Watch’un dijital anahtar olarak kullanılabileceğini ve Tesla araçlarının uzaktan kilidini açabileceğini gösteriyor. Üçüncü taraf bir uygulama olan Stats, bu özelliği Apple Watch üzerinden birkaç yıldır sağlıyor, ancak EV devi bu yeni güncellemesi ile bu işlev resmi olarak Apple Watch’lara entegre edilecek.

Apple Watch kontrol tekeri

Apple Watch ile Tesla aracını kilitleme özelliği, iPhone’un şarjı bitmişse ya da kişi telefonunu yanında bulundurmuyorsa bile kullanılabilecek. Ancak 2012-2020 Model S ve 2015-2020 Model X gibi telefon anahtarı desteklemeyen Tesla modelleri, bu yeni özelliği desteklemeyecek gibi görünüyor.

Elektrikli otomobil devinin Apple Watch uygulamasının ne zaman piyasaya çıkacağı henüz net değil, ancak uygulamanın kodlarda ortaya çıkması, lansmanın yakında olabileceğini düşündürüyor. Apple ise dijital araç anahtarı desteğini sürekli genişletiyor.

Yakın zamanda Volvo, Polestar ve Audi araçlarında da bu özellik desteklenecek. Bu markalar, BMW ve Mercedes-Benz gibi halihazırda dijital anahtar desteği sunan üreticilerin arasına katılacak. Gelecekte bu adımları daha geniş bir yelpazede duymamız mümkün.

Intel Core Ultra ve Core 200H/U mobil işlemci serisi sızdırıldı!

Intel, merakla beklenen yeni nesil işlemcilerini tanıtmaya hazırlanırken, Core Ultra serisi ve Core 200H/U mobil işlemci serisi hakkında önemli sızıntılar ortaya çıktı. Şirketin 24 Ekim’de piyasaya süreceği Arrow Lake-S masaüstü işlemcilerinden sonra, daha düşük TDP’ye sahip mobil ve masaüstü işlemcilerin ise 2024’e kadar piyasada yer alması bekleniyor.

Intel Core 200H/U mobil işlemci serisi sızdırıldı

Intel’in, düşük güçlü ve taşınabilir sistemler için geliştirdiği Core Ultra 200H serisi işlemcilerin2024’ün ilk çeyreğinde piyasaya çıkacağı doğrulandı. Bu işlemciler, yeni Arrow Lake mimarisine sahip olacak ve Xe-LPG grafik birimlerini içeren Lion Cove ile Skymont çekirdeklerini birleştirecek.

Öte yandan, Ultra olmayan yani alt modellerin mevcut Raptor Lake işlemcilerin güncellenmiş versiyonları olacağı bildiriliyor. Özellikle, Raptor Lake-H serisinin HX modelleri dışında kalan 14. nesil Core-H serisi henüz resmi olarak duyurulmadı. Ancak sızdırılan bilgilere göre, bu yeni seride 13. nesil Core-H serisinin güncellenmiş sürümleri yer alacak.

7 Yeni model hazırlanıyor

Sızıntılara göre, Intel 200H serisi için 7 farklı model üzerinde çalışıyor. Bu modellerden iki tanesi U serisi olup 15W TDP değerine sahip olacak, diğer modeller ise 45W TDP ile piyasaya sürülecek. Serinin amiral gemisi olan Core 270H14 çekirdek ve 20 iş parçacığı (6 performans çekirdeği + 8 verimlilik çekirdeği) ile dikkat çekiyor. Bu işlemcinin, önceki nesillere kıyasla 400 MHz daha yüksek olan 5.8 GHz’e kadar çıkabilen boost frekansı sunması bekleniyor.

Çıkış tarihi beklentisi

Intel Core Ultra 200H serisinin 2024’ün ilk çeyreğinde piyasada olması beklenirken, Ultra olmayan modellerin çıkış tarihi henüz netleşmiş değil. Ancak bu yeni işlemcilerin de 2024 yılında kullanıcılara sunulması bekleniyor.

Intel’in yeni nesil işlemcileri ile ilgili detaylar gelmeye devam ederken, kullanıcıların bu teknolojik yeniliklere kavuşmak için biraz daha beklemesi gerekecek gibi görünüyor.

Samsung, yarı iletken sektöründe geride mi kaldı?

0

Yarı iletken sektöründe liderlik yarışı kızışıyor. Yapay zeka alanındaki hızlı yükseliş Nvidia’ya büyük avantaj sağlarken, yonga üretim devi TSMC de bu durumdan en kârlı çıkan oyunculardan biri oldu. Öyle ki Samsung, son dönemde yaşadığı durgunluğu bir türlü aşamadı. İşte son dönemde çok konuşulan konu hakkındaki en önemli ve en çarpıcı detaylar…

Samsung, yarı iletken sektöründe geride kalıyor

Her ne kadar ikinci çeyrekte 20.82 milyar dolarlık gelirle TSMC’yi geride bırakarak liderliği ele geçirmiş olsa da, üçüncü çeyrekte aynı başarıyı tekrarlayamadı. Beklentilerin aksine Samsung’un gelirleri artmazken, TSMC ise yüzde 13’lük büyümeyle 23.5 milyar dolarlık gelire ulaşarak liderlik koltuğunu geri aldı.

Samsung, yarı iletken sektöründe geride kalıyor.
Samsung, yarı iletken sektöründe geride kalıyor.

Samsung‘un bu durgunluğunda, yapay zeka trendine yeterince hızlı adapte olamaması ve akıllı telefon pazarındaki durgunluk etkili oldu. Üstelik, yüksek bant genişliğine sahip bellek yongalarının (HBM) üretiminde yaşanan sıkıntılar da Samsung’u olumsuz etkiledi. 7 nanometre ve daha gelişmiş üretim süreçlerinden elde ettiği gelirler 3.62 milyar dolara kadar gerilerken, aynı alanda TSMC yüzde 67’lik büyüme kaydetti. Samsung’un aksine, Nvidia’nın tasarımlarını üretme işini üstlenen TSMC, bu sayede büyük bir avantaj elde etti.

Sonuç olarak yarı iletken sektöründe dengeler yeniden şekilleniyor. Yapay zeka ve yeni nesil teknolojilere uyum sağlama konusunda daha çevik davranan TSMC, rakiplerine karşı önemli bir üstünlük kurmuş gibi görünüyor. Intel ise her iki devin de gerisinde kalarak üçüncülüğe razı oldu.

Almanya, 19 milyar dolarlık hidrojen ağı yatırımı yapıyor!

Almanya, enerji dönüşümünde iddialı bir adım atarak fosil yakıtlara olan bağımlılığını azaltma ve yeşil bir geleceğe geçiş yolunda devasa bir projeyi hayata geçiriyor. Almanya’da enerji piyasasını düzenleyen Federal Ağ Ajansı, 2032 yılına kadar ülke sathını kapsayacak devasa bir hidrojen boru hattı ağı kurulması planına onay verdi. Bu proje, Almanya’nın enerji dönüşümünde köşe taşı olarak görülüyor ve ülkenin yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı bir ekonomi inşa etme hedefinde hidrojene önemli bir rol biçiyor.

Almanya, 19 milyar dolarlık hidrojen ağı yatırımı yapacak

Yaklaşık 19 milyar euroluk devasa maliyetiyle dikkat çeken bu mega proje, büyük ölçüde özel sektör tarafından finanse edilecek. Ancak devlet, projeye olan güveni artırmak ve yatırımcıları teşvik etmek amacıyla sübvansiyonlar sağlayacak ve ağ ücretlerini sınırlandıracak.

Başlangıçta planlanandan 600 kilometre daha kısa tutularak toplamda 9.040 kilometre uzunluğunda inşa edilecek olan hidrojen ağı, tamamlandığında devasa bir enerji taşıma kapasitesine ulaşacak. İletim Sistemi Operatörleri Derneği’nin verilerine göre, bu dev ağ her yıl hidrojen formunda 278 TWh enerji taşıyabilecek. Bu miktar, Almanya’nın mevcut doğal gaz tüketiminin üçte birine denk geliyor ve projenin enerji dönüşümündeki potansiyel etkisini gözler önüne seriyor.

Almanya, uzun vadede hidrojen ihtiyacının yüzde 30 ila 50’sini yerli üretimle karşılamayı hedefliyor. Geri kalan kısmı ise ithalat yoluyla temin edilecek. Ülkenin hidrojen stratejisi doğrultusunda, 2030 yılına kadar 5 GW’lık temiz hidrojen üretim kapasitesi oluşturulması hedefleniyor. 2040 yılına gelindiğinde ise bu kapasitenin iki katına çıkarılarak toplamda 10 GW’a ulaşılması planlanıyor.

Almanya, hidrojen üretimi konusunda da sürdürülebilirlik vurgusunu ön plana çıkarıyor. Çeşitli yollarla ve kaynaklardan elde edilebilen hidrojenin sadece yenilenebilir süreçlerle üretilmesinin çevresel açıdan sürdürülebilir olduğu görüşünü benimseyen Almanya, yeşil hidrojeni önceliklendiriyor.

Yeşil hidrojen teknolojilerinde dünya lideri ve ihracatçısı olma hedefiyle çalışmalarını hızlandıran Almanya, bu alandaki araştırmalara büyük önem veriyor. Özellikle Rusya-Ukrayna Savaşı sonrası enerji bağımsızlığını güçlendirme hedefiyle harekete geçen Almanya, yeşil hidrojen yatırımlarını daha da hızlandırmış durumda. Almanya’nın bu iddialı girişimi, sadece kendi enerji dönüşümünde değil, aynı zamanda küresel yeşil hidrojen pazarının gelişiminde de önemli bir katalizör görevi görebilir.

ABD, Japonya’nın Çin’e çip üretiminde destek vermesini engellemek istiyor!

0

Temsilciler Meclisi’nin Çin Komünist Partisi üzerine çalışan bir komitesinden iki üye, Japonya’nın Çin’e çip yapım ekipmanları satışını kısıtlamada daha fazla adım atmaması durumunda, Japon şirketlerine karşı harekete geçmekle tehdit etti.

Komitenin Cumhuriyetçi başkanı John Moolenaar ve Demokrat üyesi Raja Krishnamoorthi, Japonya’nın Çin’e yarı iletken üretim ekipmanı satışlarını engelleme konusunda daha fazla adım atması gerektiğini belirtti.

ABD’nin Çin’in yarı iletken alanındaki hırslarını dizginlemek için çok taraflı bir yaklaşımı tercih ettiğini belirten temsilciler, eğer müzakereler başarısız olursa ABD’nin tek taraflı hareket edebileceği birçok aracın bulunduğunu da vurguladı.

Bunlar arasında, Amerikan teknolojisi kullanılarak üretilen herhangi bir çip yapım ekipmanının Çin’e satılmadan önce ABD’den ihracat lisansı alınmasını gerektiren Dış Doğrudan Ürün Kuralı’nın (FDPR) kapsamını genişletme önerisi yer alıyor. Ayrıca, ABD Kongresi’nin, CHIPS Yasası kapsamında finansman sağlanan şirketler veya ülkelere, Çin’e ileri teknoloji yarı iletken üretim ekipmanı sevkiyatı yapmaları halinde kısıtlamalar getirebileceği de belirtiliyor.

Japonya, ABD ve Hollanda ile birlikte, çip üretiminde kullanılan özel ve genellikle pahalı ekipmanların önde gelen üreticilerinden biri. Mektupta, müzakerelerin devam ettiği belirtilirken, Japonya’daki bazı endişeler nedeniyle ilerlemenin yavaşladığına da dikkat çekiliyor. Japonya’nın bu tür ihracatlarının ulusal güvenlik için uzun vadeli bir tehdit oluşturduğu ifade ediliyor, çünkü Pekin’in ABD, Japon ve Hollanda yarı iletken üretim ekipmanlarını kullanarak dünyanın en büyük yarı iletken üretim sanayi üssünü kurmaya çalıştığı iddia ediliyor.

Bu iddialar, Çin’in önümüzdeki on yıl içinde küresel dökümhane kapasitesinin yaklaşık yüzde 50’sini kontrol edebileceği yönündeki tahminlerle destekleniyor. Ayrıca, Çin’in yarı iletken üretim kapasitesini artırarak, yabancı çiplere olan bağımlılığını azaltmayı hedeflediği belirtiliyor. ABD’nin bu alandaki politikalarının ironik bir şekilde Pekin’in kendi üretimini artırma çabalarını hızlandırdığı da ifade ediliyor.

Bu baskılar, Japonya’yı zor bir duruma sokuyor. Japonya, Çin’e yönelik ihracat kısıtlamalarını genişletme konusunda isteksiz davranıyor, çünkü Çin son yıllarda bu ürünler için en büyük küresel pazar haline geldi. Pekin, Tokyo’yu daha fazla kısıtlama yapması durumunda ciddi ekonomik misillemelerle tehdit etti.

Elektrikli araçların menzili 1500 km’ye çıkıyor!

Elektrikli araç dünyasında devrim yaratması beklenen katı hal pil teknolojisi konusunda Çinli otomotiv üreticisi Chery’den önemli bir adım geldi. Katı hal piller üzerine uzun süredir çalışmalar yürüten Chery, bu teknolojiyi 2026 yılında tanıtacağı bir modelde kullanmaya hazırlanıyor. Şirket, 2027 yılında ise katı hal pillerin seri üretimine geçmeyi hedefliyor.

Chery, elektrikli araçların menzilini 1500 km’ye çıkarıyor

Chery, katı hal piller sayesinde elektrikli araçların menzilini önemli ölçüde artırabileceğine inanıyor. Hatta şirket, tek şarjla 1500 kilometreye varan menzillerin mümkün olabileceğini ileri sürüyor. Bu iddia, gerçekleşmesi durumunda elektrikli araç sektöründe ezberleri bozabilecek nitelikte.

Chery, geliştirdiği katı hal pil teknolojisinin geldiği noktayı Küresel İnovasyon Konferansı’nda detaylı olarak anlattı. Şirket, mevcut prototiplerin 400 Wh/kg enerji yoğunluğuna sahip olduğunu, 2025 yılına kadar bu değeri 600 Wh/kg’a çıkarmayı hedeflediklerini açıkladı. Bu hedefe ulaşmaları halinde, Chery’nin katı hal pilleri, enerji yoğunluğu açısından mevcut lityum-iyon pillere göre önemli bir üstünlük sağlayacak.

Chery, yalnızca katı hal piller ile yetinmeyip, aynı zamanda lityum-iyon pil teknolojisi üzerinde de çalışmalarına devam ediyor. Şirket, yeni kare şekilli lityum demir fosfat ve üçlü lityum bataryaların yanı sıra büyük silindir şekilli üçlü lityum bataryalar geliştirdiğini duyurdu. “Kunpeng” adını verdikleri bu yeni nesil bataryalar, sadece 5 dakikalık bir şarjla 400 kilometreye yakın menzil sağlayabiliyor ve 3 binden fazla şarj döngüsüne dayanabiliyor.

Chery’nin farklı ihtiyaçlara yönelik olarak geliştirdiği bu batarya çeşitliliği, şirketin elektrikli araç pazarındaki iddiasını artıran önemli bir faktör. Kare şekilli lityum demir fosfat bataryalar, 200 ile 600 kilometre arasında menzil sunan elektrikli araçlarda ve 100 ile 200 kilometre arasında menzil sunan hibrit modellerde kullanılacak. Kare şekilli üçlü lityum bataryalar ise 800 kilometreye kadar menzile sahip elektrikli araçlar için uygun görünüyor. Büyük silindir pillerin ise 1200 kilometreye varan menzilleri mümkün kılması bekleniyor.

Avrupa Birliği fosil yakıtlı araçlara sübvansiyon veriyor!

Avrupa Birliği, bir yandan yeşil enerjiye geçiş ve çevresel sürdürülebilirlik konularında liderlik iddiasında bulunurken, diğer yandan aldığı bazı kararlarla çelişkili bir görüntü çiziyor. Son olarak yayımlanan bir araştırma, AB’nin fosil yakıt tüketimini artıran bir uygulamasına dikkat çekiyor: Şirket araçları için verilen dev sübvansiyonlar.

Avrupa ülkeleri, fosil yakıtlı araçlara 45 milyar dolar sübvansiyon veriyor

Çevre kaynakları yönetim danışmanlık firması Environmental Resources Management (ERM) tarafından gerçekleştirilen araştırmaya göre, AB’nin en büyük beş ekonomisi olan Almanya, Fransa, İtalya, İspanya ve Polonya, fosil yakıtlı şirket araçlarının satın alınmasını teşvik etmek için her yıl toplamda 42 milyar euro (yaklaşık 45,60 milyar dolar) harcıyor. Avrupa’daki yeni araç satışlarının yaklaşık %60’ını şirket araçlarının oluşturduğu düşünülürse, bu sübvansiyonların ne kadar büyük bir çelişki yarattığı daha net görülebilir.

Avrupa ülkeleri, fosil yakıtlı araçlara 45 milyar dolar sübvansiyon veriyor
Avrupa ülkeleri, fosil yakıtlı araçlara 45 milyar dolar sübvansiyon veriyor

En fazla sübvansiyon sağlayan ülke ise 16 milyar euroluk bir bütçeyle İtalya. Onu 13,7 milyar euroyla Almanya, 6,4 milyar euroyla Fransa, 6,1 milyar euroyla da Polonya izliyor. İspanya’nın bu konudaki verisi ise araştırmada yer almadı.

Bu durum, özellikle Avrupa’da elektrikli araç satışlarının düşüş eğiliminde olduğu bir dönemde daha da dikkat çekici hale geliyor. Elektrikli araçların fosil yakıtlı araçlara göre daha pahalı olması ve tüketicilerin çoğu için ulaşılabilir olmaması, bu düşüşte önemli bir etken olarak görülüyor. Ağustos ayında, AB’de elektrikli araç satışları %44 oranında azalırken, Almanya’da %69, Fransa’da ise %33’lük düşüşler kaydedildi.

Çevreci gruplar ve sürdürülebilirlik savunucuları, AB’nin bu çelişkili uygulamalarına tepki gösteriyor. Elektrikli araçlara daha fazla teşvik verilmesi gerektiğini savunan bu gruplar, vergi mükelleflerinin parasının fosil yakıt tüketimini artıran uygulamalara harcanmasını “mantıksız” ve “kabul edilemez” olarak nitelendiriyor.