WhatsApp, etkinlik düzenleme özelliğini genişletiyor!

0

WhatsApp, etkinlik yönetimini daha esnek ve kullanıcı dostu hale getirmek amacıyla yeni bir özellik üzerinde çalışıyor. Bu özellik, şu anda Android kullanıcıları için test edilen WhatsApp beta 2.25.3.17 güncellemesiyle devreye girdi. Etkinlik oluşturma ve yönetme işlemlerini daha geniş bir kapsamda kullanıcıların erişimine sunmayı amaçlayan bu yenilik, etkinlik davetiyelerini daha verimli hale getiriyor. Özellikle etkinliklere katılacak kişiler, artık yalnızca kendilerini değil, yanlarında bir misafir getirme imkanı da bulacaklar. Bu, etkinlik organizatörlerine etkinliklerinin kapsamını daha doğru bir şekilde planlama fırsatı veriyor.

WhatsApp, etkinlik düzenleme özelliğini iyileştirecek

Yeni özellik, katılımcılara etkinlik davetlerine yanıt verirken sadece katılımlarını belirtmekle kalmayıp, yanlarında birini getirme seçeneği de sunuyor. Katılımcılar etkinlik davetlerine yanıt verirken, yalnızca “katılacağım” veya “katılmayacağım” gibi seçenekler yerine, “yanımda birini getirecek miyim?” gibi bir seçenek de belirtebilecekler. Bu, organizatörlerin etkinlik için gereken yer ve diğer lojistik detayları önceden daha doğru şekilde planlamasına olanak sağlıyor. Böylece etkinlikteki katılımcı sayısı hakkında daha net bir bilgi elde edilebilecek.

WhatsApp’ın bu yeni özelliği, etkinlik organizatörlerine de önemli esneklikler sunuyor. Etkinlik oluşturulurken organizatörler, misafir davet etme özelliğini açıp kapatabilme yeteneğine sahip olacaklar. Misafir davet etme özelliği açık olduğunda katılımcılar yanlarında bir misafir getirebilecek. Ancak organizatörler, bu seçeneği kapalı tutarak etkinliği yalnızca davetli kişilerle sınırlı tutabilecekler. Bu, daha özel ve kontrol altında bir etkinlik yapmak isteyen organizatörler için önemli bir özellik. Misafirlerin davet edilip edilmeyeceğine dair karar tamamen organizatörlerin takdirine bağlı olacak.

Bu özelliğin organizasyon süreçlerinde yaratacağı esneklik, özellikle düğünler, partiler ve diğer etkinlikler için büyük bir fayda sağlayabilir. Katılımcıların yanlarında misafir getirmesi, etkinliklerin daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlayabilir, ancak organizatörler bu durumu kontrol etmekte de tamamen özgür olacaklar. Özetle, WhatsApp’ın etkinlik yönetimine dair sunduğu bu yeni özellik, hem katılımcılar hem de organizatörler için etkinlik süreçlerini daha kolay ve daha esnek bir hale getirecek gibi görünüyor.

SEC ile Binance arasındaki yargı süreci duraklatıldı!

ABD’de SEC ile Binance arasındaki uzun süredir devam eden yargı sürecine dair önemli bir gelişme yaşandı. SEC (ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu) ve Binance, aralarındaki dava sürecine 60 gün süreyle ara verilmesi için ortak başvuruda bulundular. Mahkemeler, bu başvuruyu gece geç saatlerde onayladı ve süreç geçici olarak duraklatıldı. Bu karar, her iki tarafın, yargı sürecinde daha fazla ilerlemeden önce belirli bir süre daha konuşmaları ve anlaşmaları gerektiğini gösteriyor.

SEC ve Binance arasındaki yargı süreci duraklatılıyor

Binance sözcüsü, yargı sürecinin duraklatılmasıyla ilgili olarak bir açıklama yaptı. Açıklamada, SEC Başkan Vekili Mark Uyeda’ya, dijital varlıklar ve blockchain teknolojisinin yasal bir çerçeveye kavuşturulması yönünde gösterdiği kararlı yaklaşım nedeniyle minnettarlıklarını dile getirdi. Binance, bu yasal süreçlerin temelsiz olduğunu ve SEC’in davasının hiçbir sağlam temele dayanmadığını vurguladı. Şirket, bu süreçlerin sona ermesini ve Binance’in gerekli lisanslarla faaliyet gösteren, güvenli ve güvenilir bir kripto varlık borsası olma hedefini sürdürmeyi arzuladığını belirtti.

Bu gelişme, özellikle kripto varlık sektörü için büyük bir önem taşıyor. Kripto borsaları ve dijital varlıklarla ilgili yasal düzenlemeler, dünya genelinde birçok ülkede gündemdeki sıcak konulardan biri. Binance, globaldeki en büyük kripto borsalarından biri olarak, bu yargı sürecinin şirketin faaliyetlerini nasıl etkileyeceği konusunda endişeliydi. SEC’in Binance’e açtığı dava, şirketin yasal yükümlülükleri ve faaliyetlerini nasıl sürdürebileceği konusunda büyük belirsizlikler yaratmıştı. Ancak şimdilik, mahkemenin süreçle ilgili ara verme kararı alması, taraflar arasında bir çözüm için daha fazla zaman tanıyacak gibi görünüyor.

Bu kararın arkasında, dijital varlıkların düzenlenmesi ve yasal bir çerçeveye kavuşturulması ihtiyacı olduğu belirtiliyor. Kripto para birimleri ve blockchain teknolojisi, son yıllarda büyük bir yükseliş gösterdi, ancak bu alanda yasal belirsizlikler hala devam ediyor. ABD ve diğer ülkelerdeki düzenleyiciler, bu sektörü daha sağlam temellere oturtmak amacıyla çeşitli düzenlemeler üzerinde çalışıyorlar. Bu bağlamda, SEC’in Binance’e açtığı dava ve Binance’in yasal savunmaları, tüm sektör için önemli bir örnek teşkil ediyor.

Sonuç olarak, SEC ve Binance arasındaki yargı sürecinde alınan bu 60 günlük ara, kripto varlıkların geleceği için önemli bir adım olabilir. Bu ara, her iki tarafın da daha sağlıklı bir çözüm için görüşmeler yapmasına olanak tanıyacak ve kripto varlıkların yasal çerçevede daha güvenli bir şekilde işlem görmesi için önemli bir fırsat yaratabilir.

DIGIAGE 9. Oyun Geliştirme Kampı başvuruları açıldı!

0

Bilişim Vadisi, Türkiye’nin dört bir yanından girişimciler, oyun geliştiriciler, akademisyenler ve yatırımcıları bir araya getirecek olan DIGIAGE 9. Oyun Geliştirme Kampı 2025 etkinliğini 13-18 Nisan tarihleri arasında Bilişim Vadisi İzmir Kampüsü’nde düzenleyecek. Etkinlik, oyun sektörüne ilgi duyan herkesin katılabileceği ve sektörün geleceğine katkı sağlamayı amaçlayan önemli bir platform olacak. Katılımcılar, sektördeki uzman eğitimcilerden oyun tasarımı, yazılım, animasyon, hukuk, yayıncılık gibi alanlarda atölye çalışmaları, seminerler ve mentorluk alacaklar. Etkinlik, hem yeni başlayan geliştiriciler hem de deneyimli profesyoneller için fırsatlar sunuyor. Ayrıca, etkinlik kapsamında, oyun sektörünün önde gelen isimlerinin katılacağı paneller, networking etkinlikleri ve proje sunumları da yer alacak. Katılımcılar, oyunlarını ve ekiplerini tanıtma fırsatına sahip olacak ve bu sayede oyun ekosistemine daha yakından dahil olabilecekler.

DIGIAGE 9. Oyun Geliştirme Kampı başvuruları başladı

DIGIAGE Oyun Geliştirme Kampı, katılımcılara sadece bilgi ve deneyim kazandırmakla kalmayıp, aynı zamanda projelerini hayata geçirebilmeleri için yatırım fırsatları da sunacak. Türkiye’nin en aktif yatırım fonlarından biri olan DIGIAGE, 2024 yılı itibarıyla Startups Watch araştırma şirketinin Gaming Snapshot raporunda 6 yatırımı ile en aktif oyun fonu olarak öne çıkıyor. Bu yılki etkinlikte de, katılımcılar, yatırım alabilmek ve projelerini gerçekleştirebilmek adına büyük fırsatlar elde edebilecek. Bilişim Vadisi GSYF, APY Ventures gibi stratejik ortaklar ve önde gelen yayıncı firmalar, potansiyel projelere yatırım yapma imkanını değerlendirecek ve bu sayede girişimciler, projelerini büyütme ve sektörde kendilerine yer edinme şansı yakalayacaklar.

Bu etkinlik, sadece oyun sektörüne ilgi duyan profesyonelleri değil, aynı zamanda yeni başlayan geliştiricileri ve oyun dünyasına adım atmak isteyen herkesi de hedefliyor. Etkinlik, katılımcılara oyun geliştirme sürecine dair yeni yaklaşımlar sunarak, sektördeki kalıcı etkilerini artırmayı amaçlıyor. İnovasyonun ve yaratıcılığın öne çıktığı bu benzersiz deneyim, Türkiye’nin oyun ekosisteminin global arenada daha rekabetçi hale gelmesine katkı sağlayacak.

DIGIAGE 9. Oyun Geliştirme Kampı’na başvuru yapmak isteyenler için son başvuru tarihi 28 Şubat 2025 olarak belirlenmiş olup, başvurular www.digiage.com.tr adresi üzerinden yapılabilir. Detaylı bilgi almak için, Feveran İletişim ile iletişime geçilebilir.

OpenAI, o3-mini’nin düşünce sürecini açıklıyor!

OpenAI, yapay zeka modelinin düşünme sürecini daha şeffaf hale getirecek önemli bir güncelleme duyurdu. Bu değişiklik, özellikle rakip şirketlerin baskıları altında geliştirilen bir özellik olarak öne çıkıyor. Çinli yapay zeka şirketi DeepSeek’in R1 modelinin, yapay zekasının tüm akıl yürütme sürecini kullanıcılarına şeffaf bir şekilde sunduğu biliniyor. OpenAI, bu duruma yanıt olarak, yapay zeka modeli o3-mini’nin düşünme sürecini adım adım gösteren bir yöntem geliştirdi. Bu özellik, özellikle ChatGPT kullanıcıları için önemli bir gelişme.

OpenAI, o3-mini’nin düşünce sürecini gösterecek

Yeni güncelleme ile ChatGPT’nin ücretsiz ve ücretli kullanıcıları, o3-mini modelinin güncellenmiş “düşünce zinciri” (chain of thought) yöntemini deneyimleyebilecek. Bu, modelin verdiği cevaplara nasıl ulaştığını daha açık bir şekilde gösteriyor ve kullanıcılara yanıtların mantığını anlamada daha fazla şeffaflık sunuyor. Premium kullanıcılar, yani yüksek muhakeme yapılandırmasına sahip planlara abone olanlar da bu güncellenmiş akıl yürütme sürecini gözlemleyebilecekler. Bu sayede, modelin mantıklı adımlarla nasıl bir sonuca vardığı daha anlaşılır hale geliyor ve kullanıcılar, yanıtların doğruluğunu daha kolay değerlendirebiliyorlar.

OpenAI, o3-mini'nin düşünce sürecini gösterecek.

Bu güncellemeyle birlikte, OpenAI, modelin akıl yürütme sürecinin izlenebilirliğini artırırken, aynı zamanda yanlış bilgi verme riskini de azaltmayı hedefliyor. Akıl yürütme temelli modeller, içlerinde daha fazla doğrulama yaparak, daha doğru sonuçlar üretmeye çalışıyor. Ancak, bu doğruluk artışı, bazen işlem süresinin uzamasına neden olabiliyor. Örneğin, akıl yürütme süreci daha detaylı hale geldiği için sonuçların ortaya çıkması, standart modellere göre birkaç saniye veya dakika daha uzun sürebiliyor.

Öte yandan, bu yeni özellik, yalnızca İngilizce konuşan kullanıcılar için değil, farklı dillerdeki kullanıcılar için de erişilebilir olacak. Kullanıcılar, modelin düşünme sürecini kendi ana dillerinde izleyebilecekler. Bu şeffaflık, hem akademik çalışmalar hem de genel kullanıcı deneyimi açısından daha faydalı olacağı düşünülen bir adım. Ancak, OpenAI hala tüm düşünme süreçlerini paylaşmıyor ve yalnızca özetlenmiş bir biçimde sunmaya devam ediyor. Yine de, bu güncelleme ile yapay zekanın “özgürce düşünmesi” ve ardından düşüncelerini daha ayrıntılı ama özetlenmiş bir şekilde sunması mümkün hale geliyor.

Amazon, robotlar sayesinde yılda 10 milyar dolar tasarruf edecek!

Amazon, son yıllarda lojistik süreçlerini daha verimli hale getirmek için robotik sistemlere ciddi yatırımlar yapıyor. Şirket, otomasyon seviyesini artırarak robotları yalnızca siparişlerin hazırlanmasında değil, envanter yönetiminde ve diğer depo işlemlerinde de kullanıyor. Bu yatırımların 2030 yılına kadar şirketin yıllık 10 milyar dolara kadar tasarruf etmesine olanak sağlaması bekleniyor. Bu tasarruf, Amazon’un robot destekli depolarındaki verimliliğin artmasıyla mümkün olacak. 2021’de 350 bin olan robot sayısı, 2023 yılı ortalarında 750 bine kadar çıktı ve bu sayı, lojistik süreçlerinde insan gücüne duyulan ihtiyacı ciddi şekilde azalttı.

Amazon, robotlar sayesinde maliyetleri düşürecek!

Morgan Stanley tarafından hazırlanan rapora göre, Amazon son üç yıl içinde sipariş karşılama sürecinin her aşamasını kapsayan altı yeni önemli robot geliştirdi. Bunlar arasında en dikkat çekeni, Agility Robotics tarafından üretilen insansı robot Digit. Bu robot, 175 cm boyunda ve 65 kg ağırlığında olup, ileri-geri ve yanlara hareket edebilmenin yanı sıra, eşyaları kaldırıp taşıma yeteneğine sahip. Amazon, bu tür robotları, daha verimli bir şekilde depolarında kullanarak operasyonel maliyetleri düşürmeyi amaçlıyor. Ayrıca, eylül ayında Louisiana’da açılan robot destekli ilk sipariş karşılama merkezi de bu dönüşümün bir parçası. Bu merkezin, yoğun dönemlerde sipariş karşılama maliyetlerinde yüzde 25’lik bir düşüş sağlayacağı öngörülüyor.

Amazon’un ABD’deki siparişlerinin yüzde 30’u robot destekli merkezlerden karşılanırsa, yıllık 4,5 milyar ila 9 milyar dolar arasında bir tasarruf sağlanması bekleniyor. Eğer bu oran yüzde 40’a ulaşırsa, bu rakam 10 milyar doları aşabilir.

Ancak, bu dönüşüm ucuz değil. Robot destekli depoların maliyeti oldukça yüksek; geleneksel bir Amazon deposunun inşası yaklaşık 200 milyon dolara mal olurken, robot teknolojisiyle donatılmış merkezlerin maliyeti 450 milyon dolara kadar çıkabiliyor. Ayrıca, mevcut depoların robotik sistemlere uyumlu hale getirilmesi de 100 milyon dolara varan yatırımlar gerektiriyor.

Deepseek, bu kez ABD tarafından yasaklanabilir!

Çin merkezli yapay zeka şirketi DeepSeek, dünya genelinde milyonlarca kullanıcıya hizmet verirken, son dönemde veri güvenliği endişeleri nedeniyle büyük bir baskı altına girmiş durumda. Şirketin geliştirdiği R1 sohbet botu, Ocak ayında tanıtıldığında teknoloji dünyasında dikkat çekmişti. Düşük maliyetli ve yüksek performanslı yapay zeka çözümü olarak öne çıkan DeepSeek, kısa süre içinde büyük ilgi görmüş olsa da, veri güvenliği konusundaki tartışmalar giderek büyüdü. Bu tartışmalar, özellikle DeepSeek’in kullanıcı verilerini Çin merkezli bir şirkete aktarması ile alevlendi. Üstelik, bu şirketin Çin hükümetiyle bağlantıları olduğunun ortaya çıkması, ABD ve diğer ülkelerde güvenlik endişelerini daha da artırdı.

Deepseek, bu defa ABD tarafından engellenebilir

Avustralya, İtalya ve Güney Kore gibi ülkeler, daha önce DeepSeek’in kullanımına kısıtlamalar getirmişti. Şimdi ise ABD, DeepSeek’in hükümet cihazlarında kullanımını yasaklamayı hedefleyen yeni bir yasa tasarısını gündeme getirmiş durumda. ABD’nin bu hamlesinin arkasında, DeepSeek’in Çin menşeli bir şirkete veri aktarımı yapmasının yanı sıra, Çin hükümetiyle olan bağlantıları ve potansiyel veri paylaşımı endişeleri yer alıyor. ABD’li yetkililer, DeepSeek’in özellikle hükümet çalışanlarının cihazlarında kullanılmasının ciddi güvenlik riskleri oluşturduğunu savunuyor.

Deepseek, bu defa ABD tarafından engellenebilir.

Tasarı, DeepSeek’in yanı sıra şirketin ana firması olan High-Flye tarafından geliştirilen tüm yapay zeka araçlarının devlet kurumlarında kullanımını yasaklamayı amaçlıyor. Bu yasa tasarısına göre, DeepSeek, resmi hükümet cihazlarından 60 gün içinde kaldırılacak ve bu süreç için belirli bir prosedür oluşturulacak. ABD hükümeti, güvenlik kaygıları nedeniyle böyle bir adım atarken, aynı zamanda DeepSeek’in kullanıcı verilerini Çin’e iletmesinin ciddi bir tehdit oluşturduğunu belirtiyor.

Güvenlik uzmanları, Çin menşeli yapay zeka araçlarının Çin’in siber güvenlik yasaları kapsamında hükümetin denetimine tabi olabileceğini ve Çin hükümetinin talepleri doğrultusunda verilerin paylaşılmak zorunda kalabileceğini ifade ediyor. Bu durum, DeepSeek gibi Çin merkezli şirketlerin küresel pazarlarda büyük bir güvenlik açığı oluşturduğunu gösteriyor. Ancak DeepSeek yetkilileri, bu konuda henüz resmi bir açıklama yapmadı ve verilerin nasıl kullanıldığına dair herhangi bir detay vermedi. Yine de, Çin menşeli teknolojilere karşı artan güvenlik endişeleri, dünya genelinde devletler tarafından benzer yasakların getirilmesinin önünü açabilir.

DeepSeek’in yasa dışı veri paylaşımı iddiaları, yalnızca ABD için değil, dünya çapında büyük bir etki yaratabilir. Yapay zeka ve veri güvenliği arasındaki ilişki, giderek daha kritik bir mesele haline gelirken, devletler ve özel sektör arasındaki güvenlik önlemleri de yeniden gözden geçiriliyor.

Mira Murati, OpenAI kurucu ortağını ekibine kattı!

Eski OpenAI CTO’su Mira Murati’nin, kendi kurduğu ve ayrıntılarının hala gizli tutulduğu yeni yapay zeka girişimi için eski OpenAI kurucu ortağı John Schulman’ı işe aldığına dair iddialar gündeme geldi. Schulman, 2024 yılının Ağustos ayında, özellikle yapay zeka hizalaması konusuna daha fazla odaklanmak ve kariyerinde yeni bir yön almak amacıyla OpenAI’dan ayrıldığını duyurmuştu. Ancak Schulman, OpenAI’dan ayrılmasının ardından yalnızca beş ay gibi kısa bir süre içinde, nedeni açıklanmadan bu kez Anthropic’ten de ayrıldığını açıkladı. Schulman’ın Anthropic’te geçirdiği süre kısa olsa da, şirketin yapay zeka araştırmaları ve uygulamaları konusunda önemli adımlar atmayı hedefleyen bir yapıya sahip olduğu biliniyor. Schulman’ın bu hızlı değişiminden sonra Murati’nin, ona kendi girişiminde bir yer verdiği öne sürülüyor. Ancak, Schulman’ın yeni girişimdeki rolü hakkında şu ana kadar herhangi bir resmi açıklama yapılmadı ve detaylar hala gizlilikle korunuyor.

Mira Murati, OpenAI kurucu ortağını resmen işe aldı

Mira Murati’nin bu yeni girişimi, hala detaylarıyla tam olarak halka açıklanmış değil, ancak Murati’nin girişimi için önemli bir insan kaynağına sahip olduğu görülüyor. Murati’nin, OpenAI’da süper bilgisayar ekibinde görev yapan Christian Gibson’i ve uzun yıllar boyunca OpenAI’da BT yöneticisi olarak çalışan Mario Saltarelli’yi de ekibine dahil ettiği bilgisi sızmış durumda. Murati’nin, sadece bir ay kadar önce OpenAI’ın eski özel projeler başkanı Jonathan Lachman’ı da işe alması, ekibin büyüklüğünü ve potansiyelini daha da pekiştiriyor.

Geçtiğimiz Ekim ayında, Murati’nin girişimi için 100 milyon dolardan fazla bir yatırım almak üzere görüşmeler yaptığına dair bazı söylentiler bulunuyordu. Ancak bu iddialar, henüz herhangi bir doğrulama almış değil ve konuya dair resmi bir açıklama yapılmamış durumda. Bu durum, Murati’nin girişiminin henüz tam olarak faaliyete geçmediği veya gizliliğini korumayı tercih ettiği anlamına gelebilir.

John Schulman, OpenAI’dan ayrılmasının ardından yaptığı açıklamada, yapay zeka hizalamasına odaklanmayı ve kariyerinin bir sonraki aşamasında uygulamalı teknik çalışmalarına dönmeyi arzuladığını belirtmişti. Bu açıklamada, yeni bir bakış açısıyla daha derinlemesine araştırmalar yapmayı amaçladığını vurgulamış ve bu hedefi doğrultusunda Anthropic’teki görevine başlamıştı. Ancak, kısa süre içinde bu şirketle yollarını ayırmış olması, Schulman’ın kariyerinde bir yön değişikliği yapmak istediğini düşündürebilir. Anthropic’te geçirdiği kısa sürenin ardından, Murati’nin yeni girişiminde yer alacak olması, Schulman’ın yapay zeka araştırmalarına olan ilgisini ve sektördeki önemli pozisyonlarını sürdürme arzusunu göstermekte.

Modüler reaktör için önemli iş birliği!

0

GE Hitachi, küçük modüler reaktörü ilerletmek için BWRX-300 teknolojisini dağıtmak için son anlaşmayı imzaladı. Wilmington merkezli bir firma, iki büyük İngiliz nükleer mühendislik firmasıyla iş birliği yaparak küçük modüler reaktör dağıtımını ilerletmeye hazırlanıyor. GE Hitachi Nuclear Energy (GEH), nükleer santrallerin inşası ve teslimatında sektör lideri uzmanlıklarından yararlanmak için Boccard ve Cavendish Nuclear ile Mutabakat Muhtıraları imzaladı.

Modüler reaktör geliştirme çalışmaları hız kazanacak

Şirket, bununla birlikte Great British Nuclear’ın (GBN) devam eden SMR seçim yarışmasında ilerlemeye devam ederken GEH’in BWRX-300 Küçük Modüler Reaktörünün (SMR) geliştirilmesini ve işletilmesini ilerletmeyi planlıyor.

GE Hitachi Birleşik Krallık Ülke Lideri Andy Champ: “Boccard ve Cavendish Nuclear ile yapılan bu Mutabakat Muhtıraları, BWRX-300 SMR teknolojimizi Birleşik Krallık’ta sunmak için Birleşik Krallık nükleer tedarik zinciriyle çalışma taahhüdümüzü güçlendiriyor” dedi.

Şirket, Babcock International’ın tamamen sahip olduğu bir yan kuruluş olan Cavendish Nuclear ile yapılan Mutabakat Muhtırasının, Birleşik Krallık Hükümeti’nin Geleceğin Nükleer Etkinleştirme Fonu kapsamında sunulan gelişmiş üretim ve operasyonel hazır olma konusundaki çalışmalara dayanacağını ve ayrıca GEH’in Cavendish Nuclear ile BWRX-300’ün Genel Tasarım Değerlendirme (GDA) süreci aracılığıyla düzenleyici onayının desteklenmesi konusunda sahip olduğu mevcut ilişkiye de dayanacağını açıkladı.

Kanıtlanmış ve ticari olarak temin edilebilen yakıtla çalışan BWRX-300, daha az beton ve çelik gerektiren, yenilikçi ve basitleştirilmiş bir yapılandırmaya sahiptir. BWRX-300, hidrojen üretimi, tuzdan arındırma ve bölgesel ısıtma dahil olmak üzere elektrik üretimi ve endüstriyel uygulamalar için konuşlandırılabilen maliyet açısından rekabetçi bir çözüm sağlıyor.

GEH ve Ontario Power Generation (OPG), G7’deki ilk ticari SMR olması beklenen Toronto yakınlarındaki OPG’nin Darlington tesisinde ilk BWRX-300’ü geliştiriyor. İlk tesis hazırlık çalışmaları tamamlandı, ilk ünitenin inşaatının düzenleyici onay beklenerek bu yılın ilerleyen zamanlarında başlaması ve ticari operasyonun 2029’un sonunda başlaması bekleniyor.

T-Mobile uydu telefon hizmetini herkese açıyor

0

İki yıl önce T-Mobile, Starlink uydu takımyıldızı üzerinden ağ bağlantısını etkinleştirmek için SpaceX ile bir anlaşma imzaladı. 2024’ün sonlarında, taşıyıcı doğrudan hücreye uydu hizmetinin beta testi için kayıtları açtı. Şirket artık bir Super Bowl reklamı yayınladı ve beta testinin artık herkese açık olduğunu duyurdu.

T-Mobile uydu telefon hizmetini genişletiyor

En havalı yanı, T-Mobile’ın Temmuz ayına kadar tüm kayıtlar için ücretsiz erişim sunacak olması. Beta ücretsizliği aşamalı olarak sona erdiğinde, hizmet bireysel ve kurumsal müşterileri kapsayan Go5G Next planındaki aboneler için ek bir ücret ödemeden paketlenecek. Ancak herhangi bir T-Mobile müşterisi, mevcut planlarına ayda 15 dolar ek ücret ödeyerek uydu hizmetini ekleyebilecek. Şubat ayında beta testine kaydolanlar, ayda 10 dolarlık indirimli bir oranda T-Mobile Starlink’e erişebilecek.

Elbette, operatör yeni müşterileri cezbetmek için böylesine olgun bir fırsatı kaçırmayacaktır. Bu amaçla, T-Mobile Starlink olarak adlandırılan yeni hizmete kayıtlar, Verizon ve AT&T gibi rakip ağların abonelerine ücretsiz olarak açık olacaktır. Temmuz ayından sonra, her bağlantı hattı için aylık 20 dolar ücretle hizmete erişebilirler.

Erken aşamada, doğrudan hücreye uydu ağı yalnızca kullanıcılar ölü bölgelerde, yani hücre kulesi kapsama alanı olmayan alanlarda sıkıştığında kısa mesaj göndermeye (hem kişiden kişiye hem de grup sohbetleri) izin verecektir. T-Mobile, uydu ağının kapsama alanının yarım milyon mil kareden fazla bir alanı kapsayacağını söylüyor.

Gelecekte, altyapı olgunlaştıkça ve yörüngeye daha fazla uydu yerleştirildikçe, T-Mobile Starlink yalnızca metin mesajı formatından multimedya mesajları göndermeye de geçecek. Şirket belirli donanım gereksinimlerini ayrıntılı olarak açıklamadı, ancak T-Mobile Starlink’in “son dört yıldan kalma çoğu akıllı telefonda çalıştığını” söylüyor.

Bant genişliği olgunlaştıkça, operatör arama ve veri hizmetleri için de kapıları açacaktır. Rekabete bakıldığında, Vodafone yakın zamanda bir uydudan ışınlanan ağ şeritleri üzerinden ilk “uzay görüntülü aramasını” yapma onurunu elde etti. T-Mobile’ın girişimi, Apple gibi şirketler tarafından desteklenen acil durum uydu iletişim tesisi en azından birkaç yıldır mevcut olmasına rağmen, ABD merkezli bir taşıyıcıdan türünün ilk örneğidir. Un-carrier bu yönüyle de ilgileniyor.

GeForce RTX 5090, stok sıkıntısıyla gündemde!

0

Nvidia’nın RTX 50 serisi, özellikle GeForce RTX 5090 modelinin lansmanı, büyük bir heyecanla karşılandı ancak ciddi stok sorunları yaşandı. 30 Ocak’ta piyasaya sürülen bu yeni ekran kartlarının lansmanı, yalnızca birkaç dakika içinde tüm stokların tükenmesiyle sonuçlandı. Nvidia, lansman öncesinde stok sıkıntıları olabileceği konusunda uyarıda bulunsa da, yine de birçok perakendeci yalnızca sınırlı sayıda kart temin edebildi. Örneğin, ABD’deki Micro Center mağazasında en fazla 67 adet RTX 5090 bulunabilirken, bazı mağazalarda ise 5’ten az kart tedarik edilebildi.

Nvidia GeForce RTX 5090, stok sıkıntısıyla gündeme oturdu

Bu durumu “kağıt üstünde lansman” olarak tanımlayanlar oldu, çünkü fiziksel ve çevrimiçi mağazalarda kartlar saniyeler içinde tükenmişti. Türkiye’de de RTX 5080 modeline ulaşılabilirken, RTX 5090’ın ne yazık ki bulunmadığı bildirildi. Bunun arkasında, kartların yetersiz tedarik edilmesi olduğu ifade ediliyor. Üretim kapasitesi ve stok tahsis stratejileri konusunda soru işaretleri olsa da, Nvidia’nın RTX 4090 üretimini durdurup tüm kaynaklarını 50 serisine yönlendirdiği söyleniyor.

Stok sıkıntısı, ikinci el piyasasında büyük fiyat artışlarına yol açtı. eBay gibi platformlarda, RTX 5090 kartlarının fiyatları 5.000 dolara kadar yükseldi, bu da Nvidia’nın resmi fiyatının iki katından fazla. RTX 4090 kartlarının fiyatları da yükseldi ve ikinci el pazarında 2.500 dolara kadar satılabiliyor. Sistem üreticileri de bu durumdan olumsuz etkilenerek, bazı büyük üreticiler yalnızca tek bir kart alabilirken, diğerleri ise hiçbir kart bulamadı.

Nvidia, talebi karşılamak için yeni stoklar göndermeye devam ettiklerini duyurdu, ancak Avrupa’daki perakendeciler, yeni kartların Nisan veya Mayıs’a kadar gelmeyeceğini belirtiyor. Stokları hızla almak için kullanılan botlar ve scalper’lar, perakendeciler tarafından engellenmeye çalışılıyor, ancak bu durum hala arz-talep dengesizliğine yol açmakta.

Honda V8 serisini genişletiyor

0

Honda, yetmiş yılı aşkın bir süredir motor dünyasında güvenilir bir isim olarak kendini kanıtlamış olup, motosikletlerden çim aletlerine ve uçaklara kadar her şey için güvenilir güç aktarma organları üretmektedir. Bu mirasa rağmen Honda, motor meraklılarının gözdesi olan belirli bir alana girmekten uzun süre kaçındı: V8 motor. Bu durum, Honda’nın ilk ticari V8 motorunu üreterek büyük bir etki yaratmasıyla 2024’ün başlarında değişti ve yüksek güçlü deniz motorları dünyasına cesur bir giriş yaptı.

Honda V8 serisi ile yeni nesil tekneler

Honda, son teknoloji ürünü deniz dıştan takma motor ailesine 300 beygir gücünde bir yenisi daha ekleyen BF300 ile V8 serisini genişletiyor. Ocak 2024’te Honda, 5.0 litrelik V8 dıştan takma motor olan BF350’nin üretimini başlattı. 350 beygir gücündeki BF350, Honda’nın önceki amiral gemisi V6 motorlu BF250’yi etkileyici bir 100 beygir gücüyle geride bıraktı. Piyasaya sürülmesi, geleneksel olarak kara tabanlı motorlarla ilişkilendirilen bir şirket için bir dönüm noktası oldu ve deniz pazarına hitap etmek için odak noktasında önemli bir kaymaya işaret etti.

Sadece su üzerinde kullanım için tasarlanan BF350, titreşimi azaltmak ve güvenilirliği artırmak için özel olarak üretilmiş bir krank miline sahipti. Honda’nın Boost Low Speed ​​Torque (BLAST) ve ikonik VTEC değişken valf zamanlaması gibi tescilli teknolojileri, yakıt verimliliğini, düşük hız torkunu ve yüksek hız performansını optimize etmek için birlikte çalıştı. Motorun sofistike tasarımı ve güçlü performansı, BF350’ye 2024’te şık “Noble Motion Design” estetiği için prestijli Red Dot Ödülü de dahil olmak üzere birçok ödül kazandırdı.

Honda, bu yılki Boot Düsseldorf uluslararası tekne fuarında, BF350’nin 300 beygir gücündeki muadili olan BF300’ü tanıttı. Bu “tweener” motor, yüksek performans isteyen ancak amiral gemisi BF350 için bütçesi olmayan amatör tekne sahiplerine yöneliktir. Önceki modeliyle aynı 5.0 litrelik V8 platformunu paylaşan BF300, Honda’nın V8 teknolojisini tanımlayan gelişmiş özelliklerin çoğunu koruyor. Motorun BLAST sistemi, hava-yakıt oranını ve ateşleme zamanlamasını optimize ederek verimli ve pürüzsüz bir kalkış sağlıyor. Bu arada, VTEC teknolojisi tüm devir aralıklarında tutarlı tork sağlıyor, düşük hızlarda güçlü hızlanma ve yüksek hızlarda istikrarlı performans sağlıyor.

Seyir kontrolü ve otomatik eğme işlevi gibi ek özellikler, trollemeden wakeboard’a kadar çeşitli tekne aktiviteleri için kullanılabilirliği artırır. BF300 ayrıca, Honda’nın estetik konusundaki kararlılığını, akıcı tasarımı, krom vurguları ve yükseltilmiş harfleriyle ileri taşıyarak çeşitli tekne stilleriyle kusursuz bir şekilde uyum sağlamasını sağlar.

NASA, uzay istasyonundan Twitch yayını gerçekleştirecek!

NASA, 12 Şubat 2025 tarihinde, dünyadaki izleyicilere eşsiz bir fırsat sunarak, Uluslararası Uzay İstasyonu’ndan (ISS) Twitch platformunda canlı yayın gerçekleştirecek. Bu, NASA’nın uzayla ilgili içerikleri dijital platformlar üzerinden daha geniş kitlelere ulaştırmayı hedeflediği yeni bir girişim olarak dikkat çekiyor. Yayının saati Türkiye saati ile 19:45’te başlayacak ve izleyicilere astronotlarla doğrudan etkileşim kurma imkanı tanıyacak. Yayında, astronotlar Don Pettit ve Matt Dominick yer alacak. Her iki astronot da sosyal medya üzerinden sıkça uzaydan çektikleri etkileyici fotoğraflarla tanınıyor ve bu fotoğrafların paylaşılması bekleniyor.

NASA, uzay istasyonundan Twitch yayını yapmaya hazırlanıyor

NASA, bu yayında astronotların uzaydaki günlük yaşamlarına dair bilgiler verecek ve izleyicilerin uzaydaki yaşamı daha yakından görmelerine olanak sağlayacak. Mikro yerçekimi ortamındaki zorluklar ve bu koşullarda yapılan bilimsel araştırmalar hakkında detaylı açıklamalar yapılacak. Ayrıca, izleyiciler astronotlara canlı olarak sorular yöneltebilecek, bu da yayının etkileşimli bir hale gelmesini sağlayacak. NASA, TwitchCon’da dijital içerik oluşturucularla yaptığı toplantılarda, toplulukların daha fazla etkileşimli yayın talepleri doğrultusunda bu tür içeriklerin artacağını belirtti.

Twitch’teki bu yayın, NASA’nın dijital içerik stratejisinin bir parçası olarak, toplulukları uzay keşiflerine daha yakın hale getirmeyi amaçlıyor. Şirket, uzay yürüyüşleri ve fırlatma gibi etkinlikleri daha önce Twitch üzerinden yayınlamıştı, ancak bu yayınlarda izleyicilerle doğrudan etkileşime girilemiyordu. Bu kez, izleyiciler astronotlarla anlık olarak iletişim kurabilecek, sorularını sorarak daha derinlemesine bilgi edinebilecekler. NASA’nın Dijital ve Teknoloji Bölümü Direktörü Brittany Brown, yayınla ilgili olarak “Bu tür yayınlar, uzayla ilgili içeriklerin daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlarken, topluluklarla daha anlamlı etkileşimler kurma amacını güdüyor” dedi.

Astronot Don Pettit, özellikle uzayda çektiği büyüleyici fotoğraflarla tanınan bir isim. Pettit, ISS’deki görevleri sırasında, uzayın derinliklerinden ve Dünya’dan gözlemlerini kaydediyor ve bunları sosyal medya hesaplarında paylaşıyor. Matt Dominick de benzer şekilde uzaydaki yaşamı ve gözlemleriyle tanınan bir astronot. Bu yayın sayesinde izleyiciler, Pettit ve Dominick’in günlük yaşamlarını, mikro yerçekimi ortamındaki zorluklarını ve uzayda sürdürdükleri araştırmalar hakkında daha fazla bilgi edinme fırsatı bulacak.

NASA, Twitch platformunda böyle bir yayını daha önce de yapmıştı, ancak bu yayınlar daha çok önceden kaydedilmiş içerikler üzerine odaklanıyordu. Bu defa, izleyicilerle etkileşime geçme imkanı sunulacak olması, yayın deneyimini daha da zenginleştirecek. Ayrıca, bu tür etkileşimli yayınların gelecekte NASA’nın uzay programlarını ve araştırmalarını tanıtma anlamında daha önemli bir rol oynaması bekleniyor. NASA’nın Twitch yayınları, uzay keşiflerinin halka daha erişilebilir olmasına yardımcı olurken, bilimsel çalışmaların daha geniş bir kitleye anlatılmasını sağlıyor.

Uzay çöpleri uçak kazalarına neden olacak

0

Henüz bir uzay çöpünün uçağa çarptığını görmedik, ancak böyle bir şey olursa sonuçlarının felaket olacağı neredeyse kesin. Yeni bir araştırmaya göre ise uçaklara yönelik tehlike giderek artıyor. Kanada’daki British Columbia Üniversitesi’nden araştırmacılar, gökyüzündeki uçakların dağılımını modellemek için dünya çapındaki uçuş verilerini incelediler ve ardından bunu kontrolsüz roket gövdesi yeniden giriş kayıtlarıyla karşılaştırdılar.

Uzay çöpleri uçak kazaları için etken olabilir

Artan riskin bir diğer nedeni de SpaceX’in Starlink uydusu gibi uyduların kitlesel olarak konuşlandırılması ve bu uyduların sonunda hava sahamıza yeniden girmesi. Araştırmacılar, daha fazla uydu ve roket yörüngeye gönderildikçe ve daha fazla uçak gökyüzüne çıktıkça, bir çarpma olasılığının arttığını buldu. Düşen uzay çöplerini bir dereceye kadar takip edecek teknolojiye sahip olsak da bu hala büyük bir endişe kaynağı.

Araştırmacılar yayımlanan makalelerinde: “Büyük havalimanlarının etrafındaki en yüksek yoğunluklu bölgelerin, kontrolsüz bir yeniden girişten etkilenme olasılığı yılda yüzde 0,8’dir. Bu oran, ABD’nin kuzeydoğusunda, Kuzey Avrupa’da veya Asya-Pasifik bölgesindeki büyük şehirlerin çevresinde bulunan daha büyük ancak yine de yoğun hava sahası bölgelerinde yüzde 26’ya çıkıyor.” diyor.

The Aerospace Corporation’a göre 2021 yılında uzaydan düşen bir nesneyle ölümcül bir uçak çarpışması yaşanma olasılığı 100.000’de 1’e yakındı. Dahası, yanan bir roketin veya uydunun en küçük parçası bile bir uçağı düşürebilir ve bu da yolcu güvenliğini garanti altına almayı zorlaştırır. Tahminler, bir gram kadar küçük bir şeyin uçağın ön camına veya motoruna temas etmesi halinde hasara yol açabileceğini öne sürüyor.

Müdahale olasılığı arttıkça hava sahasının bazı kısımlarının kapatılma olasılığı da artıyor; bu da gökyüzünün diğer kısımlarının daha da sıkışık hale gelmesine veya uçakların gecikmesine veya tamamen iptal edilmesine yol açıyor. Araştırmacılar, “Bu durum ulusal otoriteleri bir ikileme sokuyor: Hava sahasını kapatmak mı, kapatmamak mı? Her iki durumda da güvenlik ve ekonomik sonuçlar ortaya çıkıyor.” diye yazıyor.

Kontrolsüz nesneler için yeniden giriş yolları çizmek genellikle zordur. Bu da önlem olarak hava sahasının geniş alanlarının kapatılması gerektiği anlamına gelir. Bunun gerçekleştiğini daha önce gördük, tıpkı 2022’de Long March 5B roket gövdesinde olduğu gibi.

SoftBank, çip şirketi Ampere’ı satın almayı planlıyor!

0

SoftBank, eski Intel yöneticisi Renee James tarafından kurulan çip üreticisi Ampere’ı 6,5 milyar dolara satın almak için görüşmeler yürütüyor. Düşük enerji tüketimine sahip ARM tabanlı çip tasarımlarıyla veri merkezleri için özel işlemciler geliştiren Ampere’ın, 2024 yılının Eylül ayından bu yana kendisine bir alıcı aradığı belirtiliyor.

SoftBank, çip şirketi Ampere’ı resmen satın alabilir

Bloomberg’in aktardığına göre, SoftBank ve Ampere arasındaki görüşmeler ileri bir aşamaya ulaşmış durumda ve taraflar önümüzdeki haftalarda resmi bir anlaşmaya varabilir. Ampere’a yönelik ilgisi olduğu söylenen bir diğer şirket ise, SoftBank’ın çoğunluk hissesine sahip olduğu çip tasarım devi Arm Holdings. Veri merkezi odaklı çözümler üreten Ampere, SoftBank için oldukça stratejik bir yatırım olarak değerlendiriliyor.

Softbank THG

Şirketin kurucusu Renee James, Intel’de 28 yıl boyunca çeşitli görevlerde çalıştıktan sonra 2017’de CEO olarak atanmayınca şirketten ayrılarak Ampere’ı kurdu. James, AMD CEO’su Lisa Su ile birlikte yarı iletken sektöründe liderlik pozisyonunda bulunan iki kadından biri olarak öne çıkıyor. Ampere, özellikle bulut bilişim alanında yüksek performans ve enerji verimliliğini bir arada sunan işlemcileriyle büyük teknoloji şirketlerinin ilgisini çekiyor.

Öte yandan, Oracle’ın Ampere’daki payı da şirketin gelecekteki sahipliği konusunda önemli bir faktör olabilir. Oracle, geçtiğimiz yıl Ampere’ın %29’luk hissesine sahip olduğunu açıklamış ve belirli yatırım seçeneklerini kullanarak şirketin kontrolünü ele geçirebileceğini duyurmuştu. Şirket, bu seçeneklerden birinin devreye sokulması durumunda Ampere’ı tam anlamıyla bünyesine katıp finansal sonuçlarını kendi faaliyetlerine entegre edebileceğini belirtti.

Ampere’ın nihai olarak kimin kontrolüne geçeceği henüz netlik kazanmış değil. Ancak SoftBank’ın agresif yatırım politikası ve Arm Holdings ile olan bağları, şirketin Ampere’ı satın alarak veri merkezi çözümleri alanında daha güçlü bir konuma gelmek istediğini gösteriyor. Taraflar arasında devam eden görüşmelerin nasıl sonuçlanacağı, yarı iletken sektöründeki rekabeti ve teknoloji şirketlerinin veri merkezi yatırımlarını doğrudan etkileyebilir.

Anthropic’in yatırım turu büyük ilgi görüyor!

OpenAI’ın en büyük rakiplerinden biri olan Anthropic, 2 milyar dolar toplama hedefiyle çıkmaya hazırlandığı mega yatırım turunda büyük bir ilgiyle karşılaşıyor. Yatırım turunun 2 milyar doları aşacağı ve tamamlanmasının ardından şirketin değerlemesinin 60 milyar dolara ulaşacağı öngörülüyor.

Anthropic’in yatırım turu büyük ilgi topladı

İddialara göre, Menlo Ventures, Lightspeed Venture Partners ve Bessemer Venture Partners gibi tanınmış yatırımcıların yanı sıra, General Catalyst ve MGX gibi şirketler de bu tura katılmak için görüşmeler yapıyor. Yatırım turuna katılmak isteyenlerin minimum yatırım miktarının ise yaklaşık 100 milyon dolar olduğu belirtiliyor.

Anthropic'in yatırım turu büyük ilgi topladı.

Eski OpenAI çalışanları tarafından kurulan Anthropic, özellikle sohbet robotu Claude’un yetenekleriyle dikkatleri üzerine çekiyor. Claude, daha önceki sohbet robotlarından farklı olarak, felsefesi “Anayasal Yapay Zeka (Constitutional AI)” olarak tanımlanan bir metadolojiye dayalı çalışıyor. Bu yaklaşım, yapay zekanın etik kurallar çerçevesinde eğitilmesini savunuyor ve girişim, bu sayede yapay zekaların güvenli, öngörülebilir ve etik açıdan uygun yanıtlar vermesini sağlıyor. Girişim, aynı zamanda manipülatif, toksik veya etik dışı yanıtların üretme oranını da minimize etmeyi amaçlıyor.

Anthropic, OpenAI, Google DeepMind, Meta AI ve Mistral AI gibi rakipleriyle doğrudan rekabet halinde bulunuyor ve yapay zeka modellerini belirli etik kurallar çerçevesinde eğiterek, diğer şirketlerden farklı bir yaklaşım sergiliyor. Ayrıca, çok uzun metinleri işleyebilme yeteneğiyle rakiplerinden ayrılan Claude, sözleşmeler, kitaplar ve çok aşamalı tartışmalar gibi karmaşık metinleri anlayabilme kapasitesine sahip. Bu özellikleri, özellikle hukuk, finans ve akademik alanlarda Claude’un tercih edilmesini sağlıyor.

Meta, ev işlerini robotlara devretmeyi planlıyor!

Meta, robotların ev işlerine yardımcı olabilmesi için büyük dil modelleri (LLM) kullanarak insan-robot etkileşimini inceleyen PARTNR projesini duyurdu. Bu araştırma, ev içindeki rutin işlerde, örneğin temizlik, yemek pişirme ve yemek teslimatlarında, insanların ve robotların nasıl iş birliği yapabileceğine odaklanıyor.

Meta, ev işlerini resmen robotlara devredecek

Meta’nın FAIR ekibi tarafından yapılan bir diğer araştırma, büyük dil modellerinin planlama, algılama ve beceri uygulama konusundaki performansını değerlendiriyor. Araştırma kapsamında, 100.000 doğal dil talimatı içeren görev, 60 farklı ev ortamında ve 5.819 farklı nesneyle test edildi.

Meta, ev işlerini resmen robotlara devredecek.

Yapılan testler, insan-robot iş birliğinin gerçekçi bir şekilde ele alınabilmesi için insan faktörünü de içeriyordu. Sonuçlar, günümüzdeki büyük dil modellerinin insanlarla iş birliği yapma konusunda hala ciddi sınırlamalara sahip olduğunu gösterdi. İnsanlar bir arada çalıştıklarında daha hızlı ve hatasız sonuçlar elde edebilirken, LLM’ler tarafından yönlendirilen robotlar daha yavaş ve hata yapmaya meyilli bir performans sergiledi. Özellikle karmaşık görevlerde ciddi hatalar meydana gelirken, LLM’ler bu hataları düzeltmekte zorlandı.

Robotlar, belirli görevlerin yüzde 26’sını insanlardan devralabilse de, bu oran insan-robot iş birliğinden beklenen verimliliği sağlamaktan çok uzak kaldı. Ayrıca, daha küçük modellerin, LLM’lere kıyasla daha hızlı çalışarak insanlarla daha etkili etkileşim kurabildiği de gözlemler arasında yer aldı. Meta, PARTNR projesi aracılığıyla, LLM’lerin planlama ve görev yürütme konusundaki eksikliklerini belirleyerek, gelecekte daha iyi koordinasyon ve hata yönetimi sağlayabilecek yapay zeka modelleri geliştirilmesi için önemli ipuçları sunmuş oldu.

İngiltere, Apple’ın kullanıcı verilerine tam erişim istedi!

0

Birleşik Krallık hükümeti, Apple’dan kullanıcıların şifrelenmiş iCloud verilerine tam erişim sağlayacak bir sistem oluşturmasını talep etti. Yetkililerin Apple’a ilettiği teknik yeterlilik bildirimi, yalnızca belirli hesaplara erişim sağlamakla sınırlı kalmayıp, genel bir arka kapının inşa edilmesini zorunlu kılan bir talep içeriyor. Bu durum, büyük demokratik ülkeler arasında şimdiye kadar benzeri görülmemiş bir adım olarak değerlendirilirken, güvenlik yetkilileri bu tür bir erişimin suçla mücadelede kritik olduğunu savunuyor. Ancak teknoloji şirketleri, kullanıcı mahremiyetinin ihlal edilmemesi gerektiğini öne sürerek bu taleplere karşı çıkıyor.

İngiltere, Apple’ın kullanıcı verilerine tam erişim talep etti

İngiltere’nin bu talebinin dayanağı, 2016 yılında yürürlüğe giren Soruşturma Yetkileri Yasası olarak gösteriliyor. Bu yasa, hükümete iletişim verilerini engelleme, gözetleme ve toplama konusunda geniş yetkiler sunarken, gelişmiş veri şifreleme yöntemlerinin suçluları tespit etmeyi zorlaştırdığı iddia ediliyor. Öte yandan Apple, kullanıcı güvenliğini ön planda tutan İleri Düzey Veri Koruma özelliği sayesinde iPhone, Mac ve diğer cihazlardaki verilerin yalnızca sahipleri tarafından erişilebilir olmasını sağlıyor.

İngiltere, Apple'ın kullanıcı verilerine tam erişim talep etti.
İngiltere, Apple’ın kullanıcı verilerine tam erişim talebinde bulundu.

Şirket, daha önce İngiliz parlamentosuna yaptığı açıklamada, cihazlarında arka kapı oluşturmayı reddettiğini ve böyle bir yasal zorunlulukla karşılaşması durumunda bu özelliği ülkede tamamen devre dışı bırakabileceğini belirtmişti.

Ortaya çıkan bilgilere göre Apple, Birleşik Krallık’taki kullanıcılar için şifreli bulut depolama hizmetini askıya almayı planlıyor. Ancak bu erişim talebinin yalnızca İngiltere ile sınırlı kalacağı, ABD ve diğer ülkelerdeki şifrelenmiş dosyalara yetkililerin doğrudan erişim sağlayamayacağı ifade ediliyor. Şirket, konuyla ilgili resmi bir açıklama yapmazken, İngiltere İçişleri Bakanlığı da operasyonel süreçlerle ilgili herhangi bir yorumda bulunmaktan kaçınıyor.

Netflix, Formula 1’in yayın hakları için teklif sunacak!

Netflix, spor yayıncılığı alanındaki varlığını güçlendirmek amacıyla büyük yatırımlar yapmaya devam ederken, şimdi de Formula 1’in Amerika’daki yayın haklarını almak için görüşmelere başlamaya hazırlanıyor. Şirket, canlı yayın stratejisini geliştirmek adına daha önce bazı stand-up gösterilerini ve Mike Tyson-Jake Paul boks maçını yayınlayarak bu alana giriş yapmıştı. WWE’in yayın haklarını 10 yıllığına 5 milyar dolara satın alarak büyük bir hamle yapan Netflix, şimdi de F1’in peşine düştü.

Netflix, Formula 1’in yayın hakları için teklif hazırlıyor

Formula 1’in mevcut yayın hakları anlaşması 2026 yılında sona erecek. Bu nedenle F1’in yayın haklarını kontrol eden Liberty Media, yeni yayıncıyı belirlemek üzere yakında görüşmelere başlayacak. Netflix’in de teklif sunmaya hazırlanan şirketlerden biri olduğu belirtilirken, platformun bu hakları almak için ciddi bir rekabetle karşılaşacağı ifade ediliyor. Şu anda ABD’de F1 yayın haklarına sahip olan ESPN, organizasyona yıllık 90 milyon dolar ödüyor.

Ancak son yıllarda ABD’de F1’in popülaritesinin artmasıyla birlikte, yayın haklarının değerinin önemli ölçüde yükseldiği düşünülüyor. Netflix’in ünlü belgesel serisi Drive to Survive sayesinde Formula 1’in Amerika’daki izleyici kitlesi genişledi ve bu durum, şirketin organizasyonla olan ilişkilerini güçlendirdi. Bu bağ, Netflix’in yayın haklarını alma sürecinde avantajlı bir konumda olmasını sağlayabilir.

Netflix, canlı yayın departmanını güçlendirmek için kasım ayında eski ESPN yöneticisi Kate Jackson’ı bu bölümün başına getirdi. Jackson, ESPN’de görev yaptığı dönemde F1 yayınlarından sorumlu başkan yardımcısı olarak çalışmış ve organizasyonla güçlü ilişkiler kurmuştu. Bu transfer, Netflix’in rakipleri karşısında elini güçlendiren bir faktör olarak değerlendiriliyor. Öte yandan, Apple TV+’ın da Formula 1’in yayın haklarına talip olabileceği konuşuluyordu, ancak şirketin bu yönde bir teklif sunup sunmayacağı henüz netlik kazanmış değil.

Türk savunma sanayi şirketi Repkon, Almanya’ya ihracat yapacak!

Almanya, savunma sanayisinde artan ihtiyaçları doğrultusunda mühimmat üretim kapasitesini genişletmek amacıyla Türkiye’nin bu alandaki yetkinliğinden faydalanmaya hazırlanıyor. Türk savunma sanayisi şirketi Repkon, Almanya’nın 155 milimetre topçu mühimmatı üretimini artırma hedefi doğrultusunda büyük ölçekli bir anlaşmaya imza attı. Küresel ölçekte değişen güvenlik dinamikleri, özellikle Rusya-Ukrayna savaşının etkileriyle birlikte, Avrupa ülkelerini mühimmat stoklarını hızla artırmaya yönlendirirken, Almanya da bu kapsamda yerli üretim kapasitesini güçlendirme kararı aldı.

Türk savunma sanayi şirketi Repkon, Almanya’ya ihracat yapmaya hazırlanıyor

Türkiye’nin savunma sanayisinde öne çıkan firmalarından biri olan Repkon, geçmişte ABD, Pakistan ve Azerbaycan gibi ülkeler için mühimmat üretim tesisleri kurarak bu alanda önemli bir deneyim kazandı. Şimdi ise Almanya’daki bir firma ile yapılan yüksek hacimli sözleşme kapsamında 155 milimetre topçu mühimmatı üretiminde kritik bir rol üstlenecek. Sözleşmeye göre, Almanya’da inşa edilecek olan anahtar teslim üretim tesisi, 2027’nin başında faaliyete geçecek.

Türk savunma sanayi şirketi Repkon, Almanya’ya ihracat yapmaya hazırlanıyor.

Yeni tesis, geleneksel mühimmatların yanı sıra tahrip gücü yüksek yeni nesil patlayıcıların dolumunu da gerçekleştirecek ve tam otomasyon sistemine sahip olacak. Böylece minimum insan gücü ile maksimum üretim kapasitesine ulaşılması hedefleniyor.

Repkon, yalnızca mühimmat dolum teknolojisinde değil, üretim süreçlerindeki kapsamlı uzmanlığıyla da dikkat çekiyor. Şirket, küresel pazardaki konumunu daha da güçlendirmek adına Avusturya, İtalya ve İsviçre’de faaliyet gösteren Bowas’ı bünyesine kattı. Patlayıcı üretimi ve mühimmat imhası gibi kritik alanlarda uzmanlaşmış olan Bowas, Repkon’un uluslararası rekabet gücünü artırarak savunma sanayisinde daha etkin bir oyuncu olmasını sağlayacak.