Apple, iPhone 17 serisinde aynı tasarımı sunabilir!

0

Apple analisti Ming-Chi Kuo, iPhone 17 serisiyle ilgili yeni bilgiler sundu ve bu bilgiler, özellikle dinamik ada adı verilen çentik tasarımının geleceğiyle ilgili önemli detaylar içeriyor. Kuo’nun açıkladığına göre, iPhone 17 ve 17 Pro modellerinde, dinamik ada kısmında herhangi bir küçülme ya da değişiklik olmayacak. Bu durum, daha önceki bazı söylentilerin aksine ortaya çıkmış bir gelişme. Çünkü daha önce başka bir analist olan Jeff Pu, Face ID teknolojisinde değişiklikler yapılacak ve metalens kullanılarak dinamik adanın küçüleceği yönünde tahminlerde bulunmuştu. Ancak Kuo’nun aktardığına göre, bu küçük ama gözle görülür değişiklik gerçekleşmeyecek ve dinamik ada tasarımı ilk tanıtıldığı haliyle devam edecek.

Apple, iPhone 17 serisinde aynı tasarıma devam edebilir

Bu durum, iPhone’ların son birkaç yılda tasarım anlamında büyük değişikliklere uğradığı düşünüldüğünde dikkat çekici. Dinamik ada, Apple’ın iPhone 14 Pro ve sonrasında tanıttığı yenilikçi bir özellikti ve bu sistemde ön kamera ve Face ID sensörleri için ayrılan çentik, ekranın daha verimli kullanılmasına olanak sağlamak amacıyla büyük ölçüde küçültülmüş ve dinamik bir alana dönüşmüştü. Apple, nihai hedef olarak, iPhone’un tüm ön kamera bileşenlerini ekranın altına yerleştirerek tamamen kesintisiz, uçtan uca bir ekran tasarımı oluşturmayı amaçlıyor. Ancak bu hedefine henüz ulaşılmış değil ve Kuo’nun belirttiğine göre, bu tasarım devrimsel değişiklikler bir kaç yıl içinde gelebilecek gibi görünüyor.

Apple, iPhone 17 serisinde aynı tasarıma devam edebilir.

iPhone 17 serisinin, dinamik adanın dışında da tasarım değişiklikleri içermesi bekleniyor. Son yapılan sızıntılara göre, iPhone 17 modelinde büyük bir değişiklik olarak, kasa yapısında ve özellikle arka kamera tasarımında yeni düzenlemelere gidileceği görülüyor. Ayrıca, iPhone 17 Air adıyla oldukça ince bir iPhone modelinin tanıtılacağı öne sürülüyor. Bu modelde tasarımın daha ince ve şık olması bekleniyor. iPhone 17 Slim adıyla da bir başka modelin ortaya çıkması söz konusu olabilir ve bu modelde de aynı şekilde ince ve zarif bir tasarım olacağı tahmin ediliyor.

Bir başka dikkat çekici yenilik ise, iPhone 17 Pro modellerinde kullanılabilecek yatay kamera kurulumu. Yani, hem iPhone 17 Slim hem de Pro modellerinde, kamera lenslerinin yatay olarak yerleştirileceği bir dizayn gündeme gelebilir. Bu tasarım değişikliğiyle, arka kamera sisteminin daha düz ve daha az yer kaplayacak şekilde dizayn edilmesi hedefleniyor.

Bunlar, iPhone 17 serisindeki temel tasarım değişikliklerine dair sızıntılar ve tahminler, ancak Apple’ın tasarım yaklaşımının her zaman gizli ve sürekli değişebilen bir yönü olduğunu unutmamak gerekiyor. Diğer yandan, Apple’ın uzun vadeli hedefi, dinamik adanın ekranın altına yerleştirilerek hem ön kameranın hem de Face ID bileşenlerinin tamamen ekrandan yer tasarrufu yapılacak şekilde uyumlu hale getirilmesi.

Türkiye’deki elektrikli araç sayısı yüzde 130 artış gösterdi!

Türkiye’de elektrikli araç sayısındaki hızlı artış, otomotiv pazarının büyük bir dönüşüm geçirdiğini gösteriyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, elektrikli otomobillerin sayısı 2024 yılında bir önceki yıla göre yüzde 130 artarak 183 bin 776’ya ulaşmış durumda. Bu büyüme, yerli üretim elektrikli araç Togg’un piyasaya çıkmasının etkisiyle önemli bir ivme kazandı.

Türkiye’deki elektrikli araç sayısı yüzde 130 yükseldi

Togg’un 2024 yılı içinde 30 bin 93 adet T10X satması, Türkiye’deki elektrikli araç pazarının büyümesine önemli katkı sağladı. Elektrikli araçlar, Türkiye trafiğine ilk kez 2011 yılında girmişti ve o dönemde yalnızca 24 araç vardı. Ancak 2019 yılında 1000’lik barajı aşan bu sayı, 2021’de 6 bin 267’ye, 2023 yılı sonunda ise 80 bin 43’e çıkmıştı. 2024 yılı itibarıyla, elektrikli araçların sayısı 183 bin 776’ya ulaşarak büyük bir sıçrama yapmış oldu.

Bu artış, Türkiye’deki toplam 16 milyon 232 bin 458 otomobilin yüzde 1,1’ini oluşturuyor. Yani trafikteki her 88 otomobilden biri elektrikli olarak kayıtlara geçiyor. Son 5 yıl içinde ise elektrikli araç sayısında yüzde 6470 oranında büyük bir artış gerçekleşti. Bu büyüme, özellikle Togg’un piyasaya sürülmesi, altyapı yatırımlarının artması ve çevreci araçlara olan talebin yükselmesiyle açıklanabilir.

Aynı dönemde hibrit araç pazarı da dikkat çekici bir büyüme gösterdi. 2020 yılında 33 bin 690 olan hibrit araç sayısı, 2024 yılının sonunda 391 bin 296’ya ulaşarak yüzde 1061 oranında bir artış yaşandı. Elektrikli ve hibrit araçlardaki bu büyümeye karşın, benzinli, dizel ve LPG’li araçlar arasındaki büyüme oranları daha düşük kaldı. Benzinli araç sayısı yüzde 53,3 artarak 4 milyon 908 bin 203’e, dizel araç sayısı yüzde 10 artışla 5 milyon 541 bin 441’e, LPG’li araç sayısı ise yüzde 7,5 artışla 5 milyon 172 bin 471’e çıktı. Bu veriler, Türkiye’de otomobil sektöründe önemli bir dönüşüm yaşandığını ve elektrikli araçların giderek daha yaygın hale geldiğini gösteriyor.

BYD Tang, Mart’ta Türkiye pazarına girecek!

BYD, Türkiye pazarındaki model sayısını 7’ye çıkarıyor ve 2024 yılında amiral gemisi elektrikli SUV modeli BYD Tang’ı Mart ayında satışa sunmayı planlıyor. Yedinci model olarak piyasaya sürülecek BYD Tang, özellikle geniş iç mekanı, premium özellikleri ve elektrikli araç teknolojileriyle dikkat çekiyor. 7 koltuk kapasitesine sahip olan araç, lüks ve konforu bir arada sunuyor.

BYD Tang, Mart’ta Türkiye pazarında satılmaya başlıyor

BYD Tang, 108.8 kWh kapasiteli Blade batarya paketiyle donatılmış ve WLTP ölçümlerine göre 530 km’ye kadar menzil sunuyor. Lityum demir fosfat (LFP) pil hücrelerinden oluşan batarya, 170 kW şarj hızına sahip, bu da aracı sadece 30 dakikada %30’dan %80’e şarj etmenize olanak tanıyor. Elektrikli araç, çift motorlu yapısı ve dört tekerlekten çekiş sistemiyle 380 kW (510 beygir) güç üretiyor, böylece 0’dan 100 km/s hıza sadece 4,9 saniyede ulaşabiliyor.

Aracın DiSus-C Akıllı Süspansiyon Kontrolü de mevcut. Bu teknoloji, yol koşullarını analiz ederek süspansiyon sertliğini otomatik olarak ayarlıyor, böylece her tür yol zemininde maksimum konfor ve yol tutuşu sağlıyor. Ayrıca, Euro NCAP testlerinden 5 yıldız almış olması da güvenliği konusunda oldukça yüksek standartlar sunduğunu gösteriyor.

BYD Tang, 15,6 inçlik döndürülebilir bilgi-eğlence ekranı ve 12,3 inç dijital gösterge ekranı ile gelişmiş bir iç mekan sunuyor. Bu sistemin beyin işlevini Qualcomm’un Snapdragon SA8155 yonga seti sağlıyor. Ayrıca, 12 hoparlörlü Dynaudio ses sistemi de standart özellikler arasında yer alıyor.

Geniş iç mekânı sayesinde 7 kişiye kadar taşıma kapasitesine sahip olan BYD Tang, 940 litrelik bagaj hacmi sunuyor. Arka koltuklar yatırıldığında ise bu hacim 1655 litreye kadar çıkabiliyor, bu da daha fazla taşıma alanı ihtiyacı olanlar için oldukça avantajlı. Şu an için fiyatı belli olmasa da, Mart ayında satışa sunulması planlanan BYD Tang, Türkiye’deki elektrikli araç pazarına yeni bir soluk getirmeye hazırlanıyor.

Bill Gates’in nükleer enerji şirketi, yeni veri merkezi anlaşması yaptı!

0

Bill Gates’in kurucusu olduğu TerraPower, enerji yoğun yapay zekâ destekli veri merkezleri için devrim niteliğinde bir anlaşmaya imza attı. ABD’nin önde gelen veri merkezi geliştiricilerinden Sabey Data Centers (SDC) ile yapılan iş birliği, büyüyen veri merkezlerinin artan enerji talebini karşılamak için küçük ölçekli nükleer reaktörlerin kullanılmasını hedefliyor. Bu gelişme, yapay zekâ uygulamalarının hızla artan enerji ihtiyacını sürdürülebilir bir şekilde karşılamayı amaçlıyor.

Bill Gates’in nükleer enerji şirketi, yeni veri merkezi anlaşmasına imza attı

Nükleer enerjinin avantajlarından yararlanmak isteyen teknoloji şirketleri, karbon salınımını azaltma ve enerji üretiminde istikrar sağlama amacıyla bu tür çözümlere yöneliyor. TerraPower ve SDC’nin anlaşması, Teksas ve Rocky Mountain bölgesindeki veri merkezlerinin enerji ihtiyacını karşılamak üzere yeni nesil nükleer reaktörlerin geliştirilmesi üzerine odaklanıyor.

Bill Gates'in nükleer enerji şirketi, yeni bir veri merkezi anlaşmasına imza attı.

Ancak bu teknolojilerin geniş ölçekte uygulanabilmesi için yasal, teknik ve altyapısal engellerin aşılması gerektiği ifade ediliyor. TerraPower’ın geliştirdiği Natrium reaktör tasarımı, ABD Nükleer Düzenleme Komisyonu’ndan henüz onay bekliyor, ancak ilk tesisinin nükleer olmayan kısımları çoktan inşa edilmeye başlandı. Bu tesiste tasarımın işlevselliği ve güvenliği test edilecek.

Küçük ölçekli reaktörler, geleneksel büyük nükleer santrallerden farklı olarak daha kolay kurulum sağlıyor ve fosil yakıtların yerine sürdürülebilir bir çözüm sunmayı vadediyor. Bu bağlamda Microsoft, Google ve Amazon gibi teknoloji devlerinin de nükleer enerji tedarikine yönelik girişimlerde bulunduğu bildiriliyor. TerraPower ve SDC’nin iş birliği, artan enerji talebini çevre dostu yöntemlerle karşılamak adına atılmış önemli bir adım olarak görülüyor ve bu tür projelerin teknoloji sektörü için yeni bir standart oluşturabileceği değerlendiriliyor.

Nvidia DLSS 4.0 ile RTX 30 serisine frame generation desteği getirebilir

Nvidia, oyuncuların ve teknoloji meraklılarının büyük ilgi gösterdiği DLSS 4.0 teknolojisini duyurdu. Bu yeni teknoloji, özellikle RTX 40 serisi ekran kartları için tanıtılan “Frame Generation” (Kare Üretimi)özelliğiyle dikkat çekiyor. Ancak son gelişmeler, bu özelliğin RTX 30 serisi ekran kartlarına da gelebileceğini gösteriyor.

Digital Foundry‘nin yaptığı bir röportaja göre, Nvidia RTX 30 serisi GPU’lar için Frame Generationdesteğini değerlendiriyor. Şirket, bu özelliğin RTX 30 serisinde çalışmasını engelleyen herhangi bir donanımsal kısıtlama olmadığını belirtiyor. Ancak, önceki nesil GPU’lar için bu desteğin sağlanması biraz daha optimizasyon ve test gerektiriyor. Bu nedenle, RTX 30 serisi kullanıcılarının bu özelliği kullanabilmek için biraz daha beklemeleri gerekebilir.

DLSS 4.0 ve Multi Frame Generation teknolojisi

DLSS 4.0 ile tanıtılan Multi Frame Generation teknolojisi, yapay zeka desteğiyle her geleneksel olarak işlenen kare için üç ek kare üretebiliyor. Bu, özellikle oyunlarda performansı ciddi anlamda artırıyor. Ancak şu an için bu teknoloji yalnızca RTX 5000 serisi ekran kartlarıyla sınırlı durumda.

DLSS 3’te de benzer bir durum yaşanmış ve Frame Generation özelliği sadece RTX 4000 serisi ekran kartlarına özel olarak sunulmuştu. RTX 3000 ve 2000 serileri, teorik olarak Tensor çekirdekleriyle bu tür işlemleri gerçekleştirebilecek kapasitede olsa da, bu seriler DLSS Frame Generation desteğinden yararlanamadı.

Donanımsal engeller kalkıyor mu?

DLSS 4.0 ile birlikte Frame Generation için gereken donanımsal ihtiyaçlar da ortadan kalkıyor. Yeni kare oluşturma modeli, optik akış hızlandırıcı donanımı yerine tamamen daha verimli bir “Transformer” yapay zeka modeline dayanıyor. Bu da, eski nesil ekran kartlarının da bu teknolojiden yararlanabilmesinin önünü açıyor.

Nvidia, RTX 30 serisi ve hatta RTX 20 serisi ekran kartları için Frame Generation desteğinin mümkün olduğunu, ancak bunun biraz daha optimizasyon ve test süreci gerektirdiğini belirtiyor. Şirket, bu sürecin tamamlanmasıyla birlikte eski nesil kullanıcıların da bu özellikten faydalanabileceğini ifade ediyor.

Nvidia’nın DLSS 4.0 ve Frame Generation teknolojisini RTX 30 serisine getirme planları, eski nesil ekran kartı kullanıcıları için umut verici bir gelişme. Ancak, bu desteğin ne zaman hayata geçirileceği henüz net değil. Oyuncular, Nvidia’nın yapacağı optimizasyon çalışmalarını ve resmi duyuruları beklemeye devam ediyor.

Google, sahte yorumlara savaş açacak!

0

Google, sahte yorum yazan kişilere ve bu yorumlardan kazanç sağlamaya çalışan işletmelere karşı daha sıkı yaptırımlar uygulayacak.

CMA’nın açıklamasına göre, Google sahte yorumları tespit etmek ve hızla kaldırmak için titiz adımlar atacak. Ayrıca, bu tür faaliyetlerde bulunan işletmeler ve yorumcular üzerinde daha detaylı soruşturmalar yürütecek.

Şirket, sahte veya yanıltıcı yorumlar yazdığı tespit edilen kişilerin tüm yorumlarını silecek ve bu kişileri yeni yorum yazmaktan men edecek. Bu yasak, bu kişilerin İngiltere’de veya başka bir ülkede olup olmamasına bakılmaksızın uygulanacak.

Sahte yorumlarla yıldız puanlarını yapay olarak artırmaya çalışan işletmeler de ciddi sonuçlarla karşılaşacak. Bu işletmelerin Google profillerine uyarı etiketleri eklenecek ve yeni yorumlar yazılmasına izin verilmeyecek. Eğer bu faaliyetleri tekrar ederlerse, son altı ay veya daha uzun bir süre içinde aldıkları tüm yorumlar kaldırılacak.

Google, ayrıca tüketicilerin sahte yorumları kolayca şikâyet edebilmeleri için yeni bir raporlama sistemi geliştireceğini duyurdu. Bu sistem, para veya ödül karşılığında yazılmış sahte yorumların bildirilmesini de kolaylaştıracak.

Google, sahte içeriklere karşı yıllardır yaptığı yatırımlar sayesinde yılda milyonlarca sahte yorumu daha yayınlanmadan engellediğini belirtti. Şirket, CMA ve diğer küresel düzenleyicilerle iş birliği yaparak sahte içeriklerle mücadele etmeye devam edeceğini ifade etti.

Sahte yorumlar küresel boyutta bir sorun

Pandemi döneminde çevrim içi alışverişin hızla artması, sahte yorum sorununu daha da büyüttü. CMA, 2021 yılında Amazon ve Google hakkında bu tür sahte yorumların tüketicilere zarar verip vermediğini incelemek için bir soruşturma başlattı. Amazon üzerindeki incelemeler hâlâ devam ediyor.

ABD’de ise Federal Ticaret Komisyonu (FTC), sahte yorumların alınıp satılmasını yasakladı ve bu tür uygulamalara karışan işletme ve bireylere para cezaları uygulamaya başladı. Sahte yorumlar genellikle özel sosyal medya gruplarında, işletmeler ile sahte yorum sağlayıcılar arasında gizli anlaşmalarla yayılıyor. Bazı işletmeler, olumlu yorumlar karşılığında müşterilere hediye kartları gibi teşvikler sunuyor.

Google’ın attığı bu adımlar, sahte yorum sorununa karşı küresel mücadelenin bir parçası olarak görülüyor ve çevrim içi platformlarda daha güvenilir bir kullanıcı deneyimi yaratmayı hedefliyor.

Samsung Galaxy S25, Qualcomm’a fazladan 2 milyar dolar kazandıracak!

Samsung, bu seride ilk kez tüm alanlarda Qualcomm’un Snapdragon 8 Elite çipini kullanarak kendi geliştirdiği Exynos işlemcilerini tamamen devre dışı bıraktı. Bu stratejik karar, Qualcomm’un gelirlerini ciddi şekilde artırırken, şirketin premium çip pazarındaki hakimiyetini de güçlendiriyor.

JP Morgan analisti Samik Chatterjee’ye göre, bu iş birliği 2025 yılında Qualcomm’un gelirlerine 2 milyar dolar ek katkı sağlayabilir. Samsung’un bu kararının, toplam 12 milyon ek cihaz sevkiyatıyla sonuçlanacağı tahmin ediliyor. Özellikle Galaxy S25, S25+ ve S25 Ultra modellerinin Snapdragon 8 Elite çipleriyle donatılmış olması, Qualcomm’un premium işlemci segmentindeki gücünü daha da artırıyor.

Exynos’un gecikmesi Qualcomm’a alan açtı

Samsung’un kendi geliştirdiği Exynos 2500 işlemcisinin piyasaya sürülmesi ertelendi ve bu işlemcinin 2025 yılı içinde Samsung’un katlanabilir cihazlarında kullanılması planlanıyor. Bu durum, Qualcomm’a Samsung’un amiral gemisi serilerinde tam hakimiyet sağlama fırsatı sundu. Snapdragon 8 Gen 3 işlemcisinin geçtiğimiz yıl premium çip pazarının %70’ini ele geçirdiği göz önüne alındığında, Galaxy S25 serisi Qualcomm’un bu alandaki liderliğini pekiştirecek.

Qualcomm’un son finansal sonuçları da bu büyümeyi destekliyor. Şirket, geçen çeyrekte 9,39 milyar dolar gelir elde ederek bir önceki yıla göre %11’lik bir artış kaydetti. Akıllı telefon segmentindeki gelirleri ise %12 artışla 5,89 milyar dolara ulaştı. Galaxy S25 serisinin küresel lansmanıyla birlikte bu büyümenin hız kazanması bekleniyor.

Ortaklıktan hem Samsung hem de Qualcomm karlı çıktı

Samsung için bu ortaklık, amiral gemisi cihazlarında üstün performansı garanti altına alıyor. Qualcomm’un kanıtlanmış teknolojisini kullanarak, rekabetin yoğun olduğu akıllı telefon pazarında güçlü bir konum elde ediyor. Qualcomm ise bu iş birliği sayesinde hem pazar görünürlüğünü artırıyor hem de gelirlerini önemli ölçüde yükseltiyor.

Galaxy S25 serisi hem Samsung hem de Qualcomm için kazançlı bir adım oldu. Samsung, küresel çapta performans açısından avantaj sağlarken, Qualcomm premium çip pazarındaki liderliğini pekiştiriyor.

Galaxy S25’in dünya çapında piyasaya sürülmesiyle birlikte, Qualcomm’un 2025 yılına güçlü ve kârlı bir başlangıç yapacağı şimdiden kesinleşmiş görünüyor.

Yapay zeka destekli ses kopyalama aracı ElevenLabs, 3 milyar dolar değere ulaştı!

Yatırım turuna ICONIQ Growth ve Andreessen Horowitz gibi tanınmış yatırım firmaları katıldı. ElevenLabs, bu yeni yatırımla birlikte geçtiğimiz yıl ulaştığı unicorn statüsünü daha da sağlamlaştırırken, bir yıl içinde değerlemesini yaklaşık dört kat artırmayı başardı.

Elevenlabs, metinleri insan sesi gibi akıcı, doğal ve duygusal tonlamalara uygun bir şekilde dönüştüren yenilikçi bir teknoloji geliştiriyor. Bu teknoloji, kullanıcılara kendi seslerini ya da başka bir sesi modelleyerek profiller oluşturma imkanı sunuyor.

Şirketin sunduğu ses klonlama teknolojisi, yalnızca birkaç dakikalık bir ses kaydını analiz ederek gerçeğe çok yakın bir ses üretimi sağlayabiliyor. Aynı zamanda birden fazla dil ve aksan desteğiyle geniş bir kullanıcı kitlesine hitap ediyor. Markalar için özel ses profilleri oluşturma olanağı sunan şirket, şirketlerin kendilerine özgü bir “ses kimliği” yaratmalarını kolaylaştırıyor.

Eğitim, oyun, eğlence, reklam ve pazarlama gibi sektörlerde yoğun olarak kullanılan bu teknolojiler, erişilebilirlik çözümlerine de katkı sağlıyor. Özellikle görme engelliler için içerik erişimini kolaylaştıran sesli rehberler ve açıklamalar, ElevenLabs’in çözümlerinin toplumsal faydasını artırıyor. Şirketin hızla artan yıllık gelirleri de başarısını gözler önüne seriyor. Yıllık tekrarlayan gelirini yaklaşık 90 milyon dolara çıkaran girişim, genişleyen müşteri portföyü ve yeni iş ortaklıklarıyla büyümesini sürdürüyor.

OpenAI gerçek zamanlı ses

Geçtiğimiz yıl Ocak ayında Seri B yatırım turunda 80 milyon dolar alarak unicorn statüsüne ulaşan ElevenLabs, Seri C turuyla daha da güçlendi. Daha önceki yatırımcıları arasında Sequoia Capital, Credo Ventures, Concept Ventures, Salesforce Ventures ve Disney gibi güçlü isimler bulunan şirket, yapay zeka destekli ses teknolojilerinde sektöre yön vermeyi hedefliyor. ElevenLabs, aldığı yeni yatırımlarla hem teknolojisini geliştirmeye hem de daha geniş bir pazara ulaşmaya odaklanıyor.

Bu yatırımlar sayesinde ElevenLabs, kullanıcılarına daha kapsamlı çözümler sunmayı ve ses teknolojileri alanında öncü bir konumda kalmayı hedefliyor. Yapay zeka tabanlı ses çözümlerinin geleceğine liderlik etmeye hazırlanan şirket, hem bireysel kullanıcılar hem de kurumsal müşteriler için inovatif ürünler geliştirmeye devam ediyor.

PC oyunları konsolları geride bırakıyor

Bilgisayar oyunları ile konsollar arasındaki rekabet, son yıllarda yeni bir boyut kazandı. Epyllion tarafından yayımlanan bir rapor, PC oyunlarının tüketici gelirleri açısından beklenenden daha önemli bir çıkış yaptığını ortaya koyuyor. Geleneksel olarak konsolların egemen olduğu oyun sektöründe, PC oyunları artık daha fazla dikkat çekiyor.

PC oyunları gelirlerde yüzde 20’lik artış yakaladı

Raporda, son yıllarda PC oyunlarının tüketici gelirlerindeki payını %20 oranında artırdığı belirtiliyor. Aynı dönemde konsol platformlarının gelir artışında ise belirgin bir duraklama yaşandığı ifade ediliyor. Verilere göre, son on yılda PC oyunları konsollara kıyasla %220 daha fazla gelir sağladı. Bu çarpıcı bulgular, uzun zamandır konsolların öne çıktığı algıyı yeniden sorgulamaya çağırıyor.

PC’nin yükselişindeki etkenler

PC platformunun bu etkileyici performansının arkasında birden fazla faktör bulunuyor:

  • Geriye dönük uyumluluk: PC oyunları, eski oyunları oynama olanağı sunarak tüketicilere uzun vadeli bir değer sağlıyor.
  • Performans optimizasyonu: Kullanıcıların donanımını kendi ihtiyaçlarına göre optimize edebilmesi, oyun deneyimini önemli ölçüede geliştiriyor.
  • Daha fazla kontrol: PC’nin sunduğu esneklik ve kısıtlılamış olmayan oyun yapısı, kullanıcıları cezb ediyor.

Bunun yanı sıra, konsolların satış hızındaki yavaşlama da PC’nin yükselişine katkı sağlıyorÖzellikle 2021’den itibaren bu trend daha belirgin hale gelmiş durumda.

Oyun sektörü genel anlamda büyüyor

PC ve konsollar arasındaki rekabet kızışsa da, oyun sektörü genel anlamda olumlu bir tablo çiziyor. Hem konsollar hem de PC platformları, tüketici gelirlerinde artış gösteriyorBu durum, sektörün sağlıklı ve sürdürülebilir bir şekilde ilerlediğini gösteriyor.

Akbank, yeni programı kapsamında iki şirkete 600 bin dolar yatırım yaptı!

Elektrikli araç kullanıcılarına yönelik çözümler sunan Voltla‘ya 200 bin dolar devam yatırımı yapan Akbank, e-ticaret şirketleri için finansman hizmetleri sağlayan Fundero‘ya ise 400 bin dolar yatırım yaptı.

Yatırım alan şirketlerden Voltla, tüm elektrikli araç şarj istasyonlarına erişim sağlayan bir mobil uygulama sunuyor. Kullanıcılar, uygulama üzerinden şarj istasyonlarının konumlarına, müsaitlik durumlarına ve diğer detaylarına ulaşabilirken, rota planlaması yapma imkânı da buluyor.

Esra Gül Korkmaz ve Özgür Barış tarafından kurulan girişim, Akbank’ın ilk dönem yatırımıyla büyümesini sürdürüyor ve bu alanda öncü bir platform olmayı hedefliyor.

Akbank’tan e-ticaret şirketlerine destek!

Akbank+ programının diğer yatırım hedefi Fundero ise, e-ticaret şirketleri için hızlı ve esnek finansman çözümleri sunuyor.

Şirketlerin aylık tekrar eden gelirlerine göre finansman ihtiyacını analiz eden platform, başvurudan sonraki 48 saat içinde kredi sağlayabiliyor. Üstelik banka kredi puanı ya da teminat gerekmeksizin, 12 aya varan ödeme seçenekleri sunuyor. Fundero, Uğur Emre Baykal, Tarık Hayat ve Mehmet Bore Aydın tarafından hayata geçirildi.

Akbank LAB çatısı altında kurulan Akbank+, çalışanların yenilikçi fikirlerini geliştirmelerine olanak tanıyor. Yaklaşık altı ay süren program, yoğun eğitim ve mentorluk süreçlerini içeriyor. Katılımcılar, bu süreç sonunda kariyerlerine girişimci olarak devam etme fırsatı elde ediyor.

Akbank müşteri hizmetlerine üretken yapay zeka desteği geldi!

Akbank Bireysel Bankacılık ve Dijital Çözümler Genel Müdür Yardımcısı Burcu Civelek Yüce, girişimciliğin şirketin inovasyon stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, “Fundero ve Voltla gibi bütüncül fayda sunan girişimleri ölçeklenmelerini sağlayacak seviyede yatırımlar ile desteklemeye ve yeniliklere imza atmaya devam edeceğiz.” dedi.

Bu kapsamda ayrıca, atık süreçlerini dijitalleştiren Waste Log ve mobil oyun stüdyolarına yönelik yapay zekâ destekli içgörüler sunan Metriqus girişimlerine de yatırım yapıldı. Böylece, Akbank+ programı sayesinde dört yenilikçi girişim toplamda yatırım aldı.

Akbank, yenilikçi ve sürdürülebilir projelerle geleceğe katkı sunmaya devam ediyor.

Akıllı saat markası Fitbit, 12 milyon dolar tazminat ödeyecek!

0

Google‘a ait Fitbit, Ionic akıllı saatlerin kullanıcıları için yanık riski oluşturduğu ve bu tehlikeyi zamanında yetkililere bildirmediği gerekçesiyle 12.25 milyon dolarlık ceza ödemeyi kabul etti. ABD Tüketici Ürün Güvenliği Komisyonu (CPSC), bu durumun 2018-2020 yılları arasında Ionic modellerinin aşırı ısındığına dair gelen şikayetlere rağmen şirketin gerekli adımları zamanında atmadığı gerekçesiyle ceza uygulandığını açıkladı. Şikayetler arasında ikinci ve üçüncü derece yanık vakaları da yer alıyordu ve bu durum cihazın kullanıcılar için ciddi bir güvenlik tehdidi oluşturduğunu gösterdi.

Fitbit, 12 milyon dolarlık tazminat cezasına çarptırıldı

Fitbit, 2020’nin başında bir yazılım güncellemesi yayınlayarak pilin aşırı ısınma olasılığını azaltmaya çalıştıysa da bu şikayetleri önlemekte yetersiz kaldı. Mart 2022’de CPSC ve Fitbit, bu sorunlar nedeniyle Ionic modellerinin geri çağrıldığını duyurdu. Bu süreçte ABD’de en az 115 aşırı ısınma vakası bildirilmiş, iki üçüncü derece ve dört ikinci derece yanık vakası olmak üzere toplamda 78 yanık şikayeti kaydedildi.

Fitbit, tam 12 milyon dolarlık tazminat cezasına çarptırıldı.

Bu durum şirketin üründeki önemli kusurlar hakkında CPSC’ye zamanında bilgi vermediğini ortaya koydu ve sonucunda para cezasına ek olarak şirketin uyum protokollerini gözden geçirmesi talep edildi.

Fitbit’in, yalnızca para cezasını ödemekle kalmayacağı, aynı zamanda Tüketici Ürün Güvenliği Yasası’na uygun olarak dahili süreç ve kontrollerini geliştireceği ve düzenli raporlarla bu iyileştirmeleri CPSC’ye bildireceği açıklandı. Bu karar, teknoloji şirketlerine tüketici güvenliği konusundaki yükümlülüklerini hatırlatan önemli bir örnek teşkil ediyor.

Nvidia’dan açıklama: DeepSeek bize muhtaç!

0

Nvidia, Çinli yapay zeka grubu DeepSeek’in piyasalarda yarattığı paniğe yanıt vererek, girişimin çalışması için hala “önemli sayıda NVIDIA GPU’su” gerektiğini hatırlattı. DeepSeek yapay zekâ modelinin açılmasıyla beraber bir anda piyasa değerinden 600 milyar dolardan fazla kayıp yaşayan ABD’li çip üreticisi, DeepSeek’in gelişimini “mükemmel” olarak nitelendirdi ancak teknolojinin donanımına bağımlı olmaya devam ettiğini ileri sürdü.

Nvidia yaptığı açıklamada, “DeepSeek’in çalışması, yaygın olarak bulunan modellerden ve tamamen ihracat kontrolüne uygun işlemcilerden yeni modellerin nasıl başarıyla oluşturulabileceğini gösteriyor,” dedi. Ancak “çalışması için önemli sayıda NVIDIA GPU ve yüksek performanslı ağ gerektirdiğini” vurguladı. Bu açıklamanın, DeepSeek’in daha az çip kullanarak ABD’li teknoloji devlerininkine benzer performans elde eden bir yapay zeka modeli yayınlanmasının ve Nvidia’nın tarihindeki en büyük tek günlük düşüşü tetiklemesinden sonra gelmesi de ilgi çekici.

Nvidia, DeepSeek’in atılımını mevcut teknik imkanları içinde normal olarak göstermeye çalışıyor ve bunu “Test Zamanı Ölçeklemesinin mükemmel bir örneği” olarak gösteriyor. Bir taraftan da yapay zeka geliştirmedeki geleneksel ölçekleme yaklaşımlarının “devam ettiğini” belirtiyor. Şirketin piyasa korkularını yatıştırma girişimi, analistlerin yapay zeka teknolojisindeki ABD hakimiyetine yönelik potansiyel tehditler konusundaki uyarılarının ardından geldi. Goldman Sachs daha önce teknoloji sektöründeki herhangi bir aksaklığın daha geniş pazara olası “yayılma etkileri” konusunda uyarmıştı. Nvidia hisseleri öğleden sonraki işlemlerde bir miktar istikrar kazandı, ancak pandemi korkularının piyasaları sarstığı Mart 2020’den bu yana en kötü seans yaşandı.

Yenilenebilir enerjiyle çalışan insansız deniz aracı geliştirildi!

Yeni Zelanda Kraliyet Donanması, yenilenebilir enerji kaynaklarından faydalanan insansız deniz aracı Bluebottle’ı 7 aylık bir deniz testine sokarak, bu teknolojinin denizdeki potansiyel kullanım alanlarını değerlendirmek için önemli bir adım attı. Avustralyalı Ocius şirketi tarafından geliştirilen Bluebottle, enerjisini güneş, rüzgar ve dalgadan elde ederek neredeyse sınırsız bir faaliyet süresi sunuyor. Sadece 6,8 metre uzunluğunda ve 800 kg ağırlığında olan bu araç, 6,5 knot maksimum hız ve 5 knot seyir hızına ulaşabiliyor. Bluebottle’ın deniz üzerindeki en büyük avantajlarından biri, enerjisini sürekli yenileyebilmesi ve bu sayede bakıma ihtiyaç duymadan uzun süre görevde kalabilmesi.

Yenilenebilir enerjiyle çalışan insansız deniz aracı tasarlandı

Aracın enerji sistemi oldukça yenilikçi: Sert yelken tarzındaki yapı rüzgâr enerjisinden yararlanırken üzerindeki entegre güneş panelleri de enerji üretiyor. Gövdesine yerleştirilen güneş panelleri, toplamda 1.500 Watt güç sağlarken, aracın bataryaları 27 kWh kapasiteye sahip. Elektrikli pervanenin yanı sıra dalgaların hareketinden de enerji elde edebilen Bluebottle, bu sayede güneş ve rüzgâr yokken bile 1,5 knot hızında hareket edebiliyor. Yelken ya da dalga ile sağlanan hareket sessiz olduğu için özellikle askeri operasyonlarda büyük bir avantaj sağlıyor.

Yenilenebilir enerjiyle çalışan insansız deniz aracı tasarlandı.

Aracın radar, elektro-optik ve kızılötesi sensörlerle donatılmış olması, deniz üzerindeki gözetleme ve veri toplama kapasitesini artırıyor. İletişim, kıyıya yakın mesafelerde mobil hatlarla, açık denizde ise uydu bağlantısı üzerinden sağlanıyor. 7. seviye dalgalara kadar dayanıklılık gösteren Bluebottle, zorlu okyanus koşullarında bile görev yapabiliyor. Ayrıca, hem askeri hem sivil kullanımlar için esneklik sunan bu araç, gemiden veya karadan bırakıldıktan sonra tekrar toplanabiliyor.

Thales şirketinin geliştirme aşamasında olduğu aktif ve pasif sonar sistemleri ile Bluebottle’ın yetenekleri daha da ileri bir seviyeye taşınacak. Bu sistem sayesinde araç, düşman denizaltılarını dinleme ve tespit etme kapasitesine sahip olacak. İnsansız, sessiz ve ekonomik bir çözüm olarak bu araç, özellikle düşman bölgelerinde keşif ve gözetleme görevlerinde önemli bir avantaj sağlayacak. Bu özellikleriyle Bluebottle, insansız deniz araçlarının yenilikçi ve çevre dostu bir örneği olarak dikkat çekiyor.

Bilim insanları, yeraltında sürpriz yaşam formları tespit etti!

Bilim insanları, yeraltında güneş ışığından tamamen bağımsız olarak varlığını sürdüren mikrobiyal yaşam formlarını keşfederek, gezegenimizin bilinmeyen ekosistemlerine ışık tuttu. Science Advances dergisinde yayımlanan kapsamlı araştırma, Dünya’nın derinliklerindeki nemli çatlakların mikrobiyal çeşitlilik açısından oldukça zengin olduğunu ortaya koyuyor.

Bilim insanları, yeraltında sürpriz yaşam formları buldu

Bu çalışmanın başında yer alan Woods Hole Deniz Biyolojisi Laboratuvarı’ndan Emil Ruff ve ekibi, dünya genelinde 1.400’den fazla veri setini analiz ederek, yeraltı mikrobiyal yaşamının sanılanın aksine yüzey ekosistemleriyle rekabet edebilecek kadar karmaşık ve çeşitli olduğunu belirledi.

Bilim insanları, yeraltında sürpriz yaşam formları buldu.
Bilim insanları, yeraltında sürpriz yaşam formları bulmayı başardı.

Yeraltındaki bu mikroorganizmalar, güneş ışığına ihtiyaç duymaksızın kimyasal enerji kaynaklarından beslenerek hayatlarını sürdürüyor. Araştırma, gezegenimizin kabuğunda yer alan çatlakların, bu organizmalar için ideal bir yaşam alanı sunduğunu gösteriyor ve yaşamın yalnızca güneş ışığına bağımlı olmadığını kanıtlıyor. Bu durum, yaşamın uyum sağlama kapasitesine dair çarpıcı bir örnek teşkil ediyor. Mikroorganizmaların zorlu koşullarda hayatta kalma ve çoğalma yetenekleri, bilim dünyası için yaşamın kökenleri ve olası diğer gezegenlerdeki yaşam koşulları üzerine yeni perspektifler sunabilir.

Bu keşif, sadece biyolojik çeşitliliğin beklenmedik alanlarda da var olabileceğini değil, aynı zamanda dünya dışı yaşam arayışlarında yeraltı ekosistemlerine daha fazla dikkat edilmesi gerektiğini de ortaya koyuyor. Araştırmacılar, bu mikrobiyal ekosistemlerin, dünyadaki yaşam formlarının evrimi ve sürdürülebilirlik dinamiklerini anlamada önemli bir rol oynayabileceğini ifade ediyor. Bu tür keşifler, aynı zamanda çeşitli bilimsel alanlarda yenilikçi uygulamalara ve teknolojilere ilham kaynağı olabilecek bilgi zenginliği sağlıyor.

iOS 18 ve iPadOS 18 kullanım oranları açıklandı

0

Apple, geçen yılın Eylül ayında iPhone 16 ile tanıttığı iOS 18 ve iPad’lerde yer alan iPadOS 18‘in kullanım oranlarını ilk kez paylaştı. Verilere göre, iOS 18‘in benimsenme oranı önceki sürümlerle benzer seviyelerde kalırken, iPadOS 18‘in yayılımı da beklentilerin altında kaldı.

iOS 18: yükleme oranları

Apple’ın açıklamasına göre:

  • iOS 18son dört yılda piyasaya sürülen iPhone’ların %76’sında yüklü.
  • Tüm uyumlu iPhone’ların %68’i iOS 18‘i kullanıyor.
  • Eski sürümlerin dağılımı ise şu şekilde:
    • iOS 17: %19
    • Daha eski sürümler: %13

Yeni yapay zeka özellikleriyle öne çıkan iOS 18‘in, daha önceki sürümlere kıyasla çok daha hızlı benimsenmesi bekleniyordu. Ancak rakamlar, iOS 18‘in kullanım oranlarının önceki sürümlerden pek de farklı olmadığını ortaya koyuyor. Örneğin:

  • iOS 17, geçtiğimiz yıl aynı dönemde cihazların %76’sına yüklenmişti.
  • iOS 16 ise aynı zaman diliminde cihazların %81’inde yer alıyordu.

iPadOS 18: daha düşük Benimsenme Oranı

iPadOS 18‘in kullanım oranları ise iOS 18‘den daha düşük seviyelerde. Son dört yılda piyasaya sürülen iPad’lerin yalnızca %63’ü iPadOS 18 kullanıyor.

  • iPadOS 17’nin kullanım oranı: %27
  • Daha eski iPadOS sürümleri: %10

Her iki işletim sistemi için de Apple’ın beklediği hızlı geçiş sürecinin gerçekleşmediği görülüyor. Buna rağmen, yeni sürümler yapay zeka özellikleri ve performans iyileştirmeleriyle kullanıcılar için önemli yenilikler sunmaya devam ediyor.

Samsung Exynos 2500 nihayet geliyor

0

Samsung’un Exynos serisinin yeni amiral gemisi olan Exynos 2500 yonga setine dair detaylar ortaya çıktı. Bir süre önce üretim verimliliği sorunları sebebiyle Galaxy S25 serisinde kullanılamayan Exynos 2500, üretim sürecinde yaşanan sorunların üstesinden gelinmesinin ardından yeni Samsung cihazlarında yer bulmaya hazırlanıyor.

Son gelen sızıntılar, Exynos 2500’ün katlanabilir Galaxy Z Flip 7 modelinde kullanılacağını gösteriyor. Samsung’un 3nm GAA teknolojisiyle üretilecek olan bu yeni yonga seti, teknik özellikleriyle dikkat çekiyor.

Exynos 2500’ün teknik özellikleri

X platformunda @Jukanlosreve isimli bir kullanıcı tarafından paylaşılan bilgilere göre Exynos 2500, önceki nesil Exynos 2400’de olduğu gibi 10 çekirdekli bir yapıya sahip olacak. Ancak, ARM’ın daha gelişmiş tasarımları bu yonga setine dahil edilmiş durumda.

  • Çekirdek Yapısı:
    • 1 adet 3,30 GHz Cortex-X925 çekirdeği
    • 2 adet 2,75 GHz Cortex-A725 çekirdeği
    • 5 adet 2,36 GHz Cortex-A725 çekirdeği
    • 4 adet 1,8 GHz Cortex-A520 çekirdeği
    • 16 MB toplam L3 önbellek
  • Grafik Birimi:
    • AMD RDNA 3.5 tabanlı 8 çekirdekli Xclipse 950 GPU
    • 1,3 GHz saat hızı
  • Diğer Özellikler:
    • 56 TOPS (Tera Operasyon/Saniye) NPU
    • 320 MP kamera desteği
    • 8K 60 fps video oynatma ve 8K 30 fps video kayıt yetenekleri

Exynos 2500 Galaxy Z Flip 7’de yer bulacak

Samsung, Galaxy S25 serisini yalnızca Snapdragon 8 Elite işlemcileriyle piyasaya sürmüştü. Ancak, üretim verimliliği sorunlarını aştıktan sonra Exynos 2500, Galaxy Z Flip 7 modelinde kendine yer bulacak gibi görünüyor. Bu durum, Samsung’un Exynos yonga setiyle ilgili uzun vadeli hedeflerine işaret ediyor.

Yeni yonga setiyle birlikte Samsung’un katlanabilir telefonlarının hem performans hem de enerji verimliliği alanında daha rekabetçi hale gelmesi bekleniyor. Exynos 2500 hakkında daha fazla detayın yakın zamanda resmî olarak paylaşılması bekleniyor.

Çinli yapay zeka asistanı DeepSeek, App Store’da zirveye yerleşti 

Çinli yapay zeka asistanı DeepSeek, App Store’da en popüler ücretsiz uygulama olarak büyük bir çıkış yaptı. OpenAI’ın ChatGPT’sini geride bırakan uygulama, teknoloji dünyasında yankı uyandırdı. Çinli yapay zeka asistan DeepSeek’in yükselişi, dev teknoloji şirketlerinin hisselerinde de düşüşe yol açtı.

Düşük maliyetle yüksek performans

DeepSeek’in dikkat çekmesinin en önemli nedenlerinden biri, açık kaynaklı DeepSeek V3 modeliyle rakiplerine kıyasla çok daha düşük maliyetli olması. 6 milyon doların altında bir bütçeyle geliştirilen model, Claude 3.5 ve GPT-4o gibi yapay zeka sistemleriyle aynı seviyede performans sunduğunu iddia ediyor. Üstelik, diğer rakiplerine göre çok daha az işlem gücü gerektiriyor. Çinli yapay zeka asistan DeepSeek, performansıyla dikkat çekiyor.

Web, uygulama ve API formatlarında sunulan DeepSeek, içerik oluşturma ve araştırma gibi kodlama özellikleriyle OpenAI’ın ChatGPT’sine doğrudan rakip olarak konumlanıyor. Şirket ayrıca, geçtiğimiz hafta OpenAI’ın “düşünebilen” yapay zeka modeli olarak tanıtılan o1’ine rakip olarak DeepSeek R1 modelini de piyasaya sürdü.

Teknoloji devlerine etkisi büyük oldu

DeepSeek’in düşük maliyetli Çinli yapay zeka asistan modeli, küresel teknoloji piyasasında sarsıntıya neden oldu. Nvidia, Tesla, Amazon ve Meta gibi dev şirketlerin hisselerinde düşüş yaşandı. Şirketin merkezi Çin’in Hangzhou kentinde bulunuyor ve DeepSeek, 2023 yılında Liang Wenfeng tarafından kuruldu. Wenfeng, DeepSeek’i destekleyen hedge fonunu da başlatan isim olarak biliniyor.

ABD’nin yapay zeka çipleri üzerindeki ihracat kısıtlamaları başlamadan önce NVIDIA’nın A100 çiplerini stoklayan şirket, şu anda ithal edebildiği daha az güçteki çiplerle bu stokları destekliyor. Bu strateji, Çinli yapay zeka asistan DeepSeek’in düşük maliyetli yapay zeka çözümleri sunarak pazarda hızla büyümesini sağladı.

DeepSeek’in başarısı, yapay zeka alanında rekabetin daha da kızıştığını gösteriyor. OpenAI ve diğer teknoloji devleri karşısında nasıl bir strateji izleyeceği ise merak konusu.

Çinli DeepSeek, ChatGPT’yi tahtından edebilir mi?

ChatGPT’yi tahtından indirme potansiyeline sahip olduğu konuşulan Çin merkezli DeepSeek, adeta bir “Siyah Kuğu” etkisi yaratarak yapay zekâ sektöründe dengeleri değiştirebilir mi? Son gelişmeler, özellikle Nvidia’nın piyasa değerinde yüzde 5’lik bir düşüş yaşamasıyla dikkat çekiyor. DeepSeek’in üretken yapay zekâ sohbet motoru, ChatGPT ile karşılaştırıldığında çok daha karmaşık işlemleri çok daha düşük maliyetlerle gerçekleştirebiliyor. Bu durum ABD piyasalarında ciddi bir endişe yaratırken sosyal medyada da büyük yankı buldu.

Çinli DeepSeek, yeni teknolojileriyle ChatGPT’yi yakalayabilir

2022’nin sonlarında ChatGPT’nin piyasaya hızlı bir giriş yapması, yapay zekâ sektöründe yeni bir dönemin kapısını açtı. Bu gelişmeler, Nvidia’nın inanılmaz bir büyüme kaydederek dünyanın en değerli şirketlerinden biri olmasını sağladı. ABD, yapay zekâ alanında güçlü bir pozisyona sahip olurken Çin’e uyguladığı teknolojik ambargolarla bu avantajını korumaya çalıştı. Öte yandan, Microsoft CoPilot ve Google Gemini gibi rakipler pazardan pay almak için sırasıyla sahneye çıktı. Bu süreçte Nvidia’nın hızlandırıcılarına olan talep artış gösterdi, ancak bu talebin maliyeti yalnızca üreticilere değil, aynı zamanda son kullanıcıya da yük oldu. Özellikle ChatGPT gibi yapay zekâ teknolojilerinin kullanım maliyetleri ciddi oranda yükseldi.

Çinli DeepSeek, yeni teknolojileriyle ChatGPT'yi yakalayabilir.

Tam da bu noktada Çin, ABD’nin teknolojik stratejisindeki açıkları iyi bir şekilde değerlendirdi ve DeepSeek ile büyük bir adım attı. DeepSeek, sadece ChatGPT’den daha başarılı sonuçlar vermekle kalmıyor, aynı zamanda çok daha düşük maliyetlerle çalışabiliyor. Uygulama mağazalarında hızla popülerlik kazanan bu yapay zekâ sohbet motoru, komutları daha doğru ve verimli bir şekilde yerine getirirken diğer üretken yapay zekâ teknolojileriyle de uyumlu çalışıyor. Bu özellikleriyle, büyük ölçekli komut setlerini daha ucuz bir şekilde işleme becerisi, özellikle şirketlerin dikkatini çekiyor.

Sosyal medyada büyük bir tanıtım dalgası yaratan DeepSeek, yalnızca teknolojik becerisiyle değil, aynı zamanda daha eski ve daha ucuz Nvidia hızlandırıcılarla bu sonuçlara ulaşmasıyla da övgü topluyor. ABD’de ise bu gelişmeler, Trump’ın 500 milyar dolarlık yapay zekâ yatırımları programını açıklamasının hemen ardından, adeta Çin’den gelen stratejik bir hamle olarak algılanıyor. Bu durum, yapay zekâ sahnesindeki rekabetin önümüzdeki dönemde daha da kızışacağına işaret ediyor.

F-35’ler artık yapay zeka ile İHA filolarını kontrol edebiliyor!

Amerika Birleşik Devletleri’nin en gelişmiş beşinci nesil hayalet savaş u00e7ağı F-35, savaş alanında yeni bir dönemi başlatacak özelliklere kavuştu. Lockheed Martin, F-35’in yapay zeka destekli teknolojilerle donatılarak İnsansız Hava Araçlarını (İHA) kontrol edebilme yeteneğini başarıyla sergiledi. Bu gelişme, ABD Hava Kuvvetleri’nin gelecekteki “İşbirlikçi Savaş Uçakları Filosu” (Collaborative Combat Aircraft – CCA) dahil olmak üzere çok sayıda dronu entegre ve etkin bir şekilde yönetebilmesinin yolunu açıyor.

Yapay zeka destekli denemeler tamamlandı

Lockheed Martin, yeni teknolojisini 2024 yılında gerçekleştirilen bir dizi testle gözler önüné serdi ve bu başarıları Ocak 2025’te resmen duyurduYapay zeka teknolojilerinin entegre edildiği bu sistem sayesinde, F-35’ten bir İHA kontrol edilmesi başarıyla gerçekleştirildi. Denemelerde tanıtılan donanım ve yazılım mimarilerininF-35 ve F-22 gibi uçaklarla yürütülecek gelecekteki testlere özel olarak geliştirildiği belirtildi.

Skunk Works Başkan Yardımcısı OJ Sanchez, yaptığı açıklamada, “Bir sonraki hava üstünlük seviyesi için yatırımlarımızı sürdürüyoruzAsimetrik avantajlar geliştirmek üzere yapay zeka destekli otonom ajanları şimdiden kullanıyoruz” dedi. “Ajan” kavramı, insandan bağımsız olarak belirli işleri yürüten yapay zeka sistemlerini ifade ediyor.

Dronlar dokunmatik arayüzlerle yönetiliyor

Testlerde pilotların, F-35 veya F-22 kokpitinden dokunmatik bir tablet kullanarak dronları düşman hedeflerine yönlendirebildiği bir arayüz tanıtıldı. Bu teknoloji, pilotların ve dronların savaş alanında uyumlu bir şekilde hareket ederek daha etkin bir hava üstünlükü sağlamasına olanak tanıyor. Şirket, özellikle “çoklu sistem entegrasyonu”na vurgu yaparak, bu teknolojinin ABD Hava Kuvvetleri’nin “sistem ailesi” vizyonunu gerçekleştirdiğini belirtti.

“Eski günler geride kaldı”

Lockheed Martin’e göre gelecekteki askeri operasyonlarda başarı, yalnızca ıleri teknolojilere sahip savaş uçakları ve dronlarla değil, bu sistemlerin birbiriyle kesintisiz şekilde entegre çalışmasıyla mümkün olacak. Şirket, “Düşmanı büyük bir güçle ezmenin hava hakimiyetini sağladığı günler geride kaldıTüm sistemler, birlikte çalışıp düşmanları alt etmek için koordinasyon sağlamalı” ifadelerini kullandı.

On yıl önce geliştirilmeye başlanan teknoloji yol haritası sayesinde, Lockheed Martinsavaş uçakları ve dronların güvenli bir şekilde iletişim kurmasını ve karmaşık görevleri bir arada yürütmesini sağlayacak altyapıyı kurdu. Şirket, bu temelin ABD ve müttefikleri için onlarca yıl boyunca hava üstünlük sağlayacağını vurguladı.