Türkiye’nin köklü öğrenci topluluklarından biri olan Gazi Endüstri Topluluğu, bu yıl 19. kez düzenlediği “Kariyer Günleri” ile öğrencileri sektör liderleri ve ilham verici isimlerle buluşturuyor.
3-4 Aralık tarihlerinde gerçekleşecek etkinlik, bu yıl “Zemheri” konseptiyle katılımcılara ilham veren deneyim hikayeleri, sektör liderlerinden özel oturumlar ve çeşitli atölyeler sunuyor.
Gazi Üniversitesi başta olmak üzere Türkiye’nin dört bir yanından öğrencilerin yoğun ilgi göstermesi beklenen etkinlikte gençlerin kariyer yolculuklarına rehberlik edilecek.
Etkinlikte yer almak ve geleceğinize yön vermek için takviminizi şimdiden ayarlayın!
Daimler Buses, elektrikli otobüs filoları için en yeni araç geliştirmeleri, batarya çözümleri ve hizmetlerini Daimler Buses eMobility Days 2.0 etkinliğinde tanıttı. Berlin’de düzenlenen etkinlik, e-mobilite alanında geleceğin teknolojilerine dair kapsamlı bir bakış sundu.
Açılışı Daimler Buses CEO’su Till Oberwörder tarafından yapılan etkinliğe dünyanın farklı yerlerinden çok sayıda basın mensubu katıldı. Daimler Buses ağında önemli bir yere sahip olan Mercedes-Benz Türk İstanbul AR-GE Merkezi, yeni nesil otobüs modellerinin geliştirilmesine katkılarıyla dikkat çekti.
Daimler Buses, 2022 yılında ilk eMobility Günleri’nde duyurduğu elektriklendirme stratejisini geliştirmeye devam ediyor. 2024 etkinliğinde, seri üretime yakın prototip model yeni Mercedes-Benz eIntouro, şehirlerarası ve gezi rotaları için elektrikli mobilite ihtiyacını karşılayacak çözümleriyle tanıtıldı.
Ayrıca, Mercedes-Benz eCitaro K modelinde kompakt eMobilite sağlanırken, tamamen hidrojenle çalışma özelliği sunan eCitaro Fuel Cell modeliyle yeni bir işletim modu geliştirildi. NMC4 bataryaların tanıtımıyla da elektrikli otobüslerde daha fazla kapasite ve daha uzun kullanım ömrü hedefleniyor.
Mercedes-Benz Türk, 2018 yılında Daimler Truck tarafından üretilen ilk elektrikli otobüs olan Mercedes-Benz eCitaro’nun geliştirme süreçlerinde kritik bir rol üstlendi. Türkiye’de zorlu iklim koşullarında ve farklı sürüş senaryolarında test edilen araç, bu kapsamlı süreçlerin ardından Avrupa’nın çeşitli şehirlerinde hizmet vermeye başladı.
Tamamen elektrikli Mercedes-Benz eIntouro, LFP bataryaları ve merkezi motorla donatılmış yeni bir batarya-elektrik sistemi sunuyor. Bu özellikler, şehirlerarası güzergahlar, okul servisleri ve kısa mesafeli yolculuklar için uygun bir elektrikli mobilite çözümü sağlıyor. Yeni eIntouro, Avrupa’da mobil ağ üzerinden yazılım güncellemelerinin ilk kez kullanılabildiği bir otobüs olarak dikkat çekiyor.
Mercedes-Benz eCitaro K modeli, sınırlı yolcu kapasitesine uygun kompakt tasarımıyla dar ve dolambaçlı rotalarda yüksek performans sunuyor. Araç, 588 kWsa kapasiteli bataryasıyla 400 kilometrelik bir menzil sağlıyor.
Öte yandan, Mercedes-Benz eCitaro Fuel Cell modeli, hidrojen bazlı yakıt hücresiyle donatılarak hareket halindeyken bataryasını şarj edebiliyor. Bu yenilikçi model, çevre dostu özellikleriyle uluslararası ödüllere layık görüldü.
Daimler Buses tarafından tanıtılan yeni nesil NMC4 bataryalar, yüksek enerji yoğunluğu ve uzun kullanım ömrü ile elektrikli otobüslerin performansını artırmayı hedefliyor. Bu bataryalar, 2026 yılından itibaren eCitaro modellerinde kullanılmaya başlanacak. Ayrıca, Daimler Buses Solutions GmbH, elektromobilite altyapısının tasarımı ve uygulanması konusunda sunduğu kapsamlı hizmetlerle dikkat çekiyor.
OMNIplus, elektrikli otobüsler için dijital hizmetlerini genişletiyor. Batarya izleme sistemi ve kablosuz yazılım güncellemeleri gibi yeniliklerle filo operatörlerine operasyonel verimlilik sağlanıyor. Türkiye pazarına da sunulması planlanan bu hizmetler, e-mobilite dönüşümünü destekleyecek önemli adımlar arasında yer alıyor.
Tripnly, kişiselleştirilmiş ve entegre seyahat çözümlerine yönelik artan talebe yanıt vermek için “Hepsi Bir Arada Seyahat Platformu” konseptini tanıttı. Accenture’ın 26 Eylül 2024 tarihli araştırmasına göre seyahat edenlerin %97’si, çeşitli hizmetlere tek bir noktadan erişim sağlayan bir platform istiyor. Tripnly, bu beklentiye yenilikçi bir çözüm sunarak sektörde yeni bir standart oluşturmayı hedefliyor. Şirketin CEO’su Alper Aydın, platformun seyahatseverlerin yolculuklarının her aşamasında en iyi yol arkadaşı olmayı amaçladığını ifade etti.
Tripnly’nin mobil uygulaması, 20 Ağustos 2024’te iOS platformunda soft launch gerçekleştirerek pazara giriş yaptı. Uygulama, yalnızca iki hafta içinde Portekiz Apple Store’un Seyahat kategorisinde 116. sıraya yükselerek dikkat çekici bir başarı elde etti. Şirket, aynı dönemde 480.000 € hedefli ön tohum yatırım turunun 240.000 €’luk kısmını tamamladı ve melek yatırımcıların desteğiyle büyüme yolunda önemli bir adım attı.
Tripnly, Lizbon Belediye Başkanlığı Ofisi tarafından Web Summit 2024 startup programına seçilerek uluslararası sahnede de kendini gösterme fırsatı buldu. Etkinlikte yapay zeka destekli özelliklerini tanıtan şirket, kullanıcılar, iş ortakları ve yatırımcılar tarafından büyük ilgi gördü. Tripnly, bu süreçte yeni işbirliklerini duyurdu ve hikayesini medya kuruluşlarıyla paylaşarak küresel görünürlüğünü artırdı.
2025 yılında Tripnly, yapay zeka entegrasyonunu daha da geliştirerek Batı Avrupa ve İngiltere genelinde kullanıcı tabanını genişletmeyi planlıyor. Portekiz pazarındaki varlığını güçlendirmeye devam eden şirket, karbon nötr seyahat hedefi doğrultusunda çalışmalarını sürdürüyor. Tripnly, seyahatseverlerin tüm ihtiyaçlarını tek bir platformda sunarak sektördeki inovasyon açığını kapatma misyonuyla hareket ediyor.
Mayıs 2022’de İstanbul’da kurulan Tripnly, 2024 yılında Avrupa pazarına giriş yaparak büyüme hızını artırdı. Kasım 2024 itibarıyla Lizbon’daki yeni genel merkezine taşınan şirket, şu anda hem Türkiye’de hem de Portekiz’de faaliyet gösteriyor. Tripnly, 50’den fazla B2B iş ortağı ve geniş yatırımcı ağıyla seyahat teknolojisi alanında fark yaratmaya devam ediyor.
DRAM pazarında rekabet hızla artarken Samsung, liderliğini sürdürmeye devam ediyor. Ancak SK Hynix ve Micron gibi rakiplerin yaptığı atılımlar, pazar dengelerini değiştirebilecek potansiyel bir sürprizin habercisi olabilir. Yapay zekâ teknolojilerindeki hızlı gelişmeler, DRAM pazarındaki talebi önemli ölçüde artırırken özellikle DDR5 ve HBM bellek satışlarında ciddi bir ivme yakalandı. DDR4 ve LPDDR4 belleklerin popülaritesi azalırken, yeni nesil bellek türlerinin büyümesi sektör dinamiklerini yeniden şekillendiriyor.
Samsung DRAM pazarında liderliğini korudu
TrendForce tarafından yapılan son araştırmaya göre, 2024 yılının üçüncü çeyreğinde DRAM pazarı toplamda 26 milyar dolarlık bir satış hacmine ulaştı ve bu, çeyrek bazında yüzde 13,6’lık bir artış anlamına geliyor. Samsung, aynı dönemde DRAM satışlarını yüzde 9 artırarak 10,7 milyar dolara çıkardı ve pazar lideri konumunu korudu. Ancak SK Hynix, yüzde 13’lük bir büyüme oranıyla 9 milyar dolarlık satışa ulaşarak Samsung ile arasındaki farkı daralttı. Özellikle HBM bellek kategorisindeki güçlü performansı, SK Hynix’in yakın gelecekte liderliği ele geçirme ihtimalini güçlendiriyor.
Micron, üçüncü çeyrekte yüzde 28 gibi dikkat çekici bir büyüme kaydederek 5,7 milyar dolarlık satış gerçekleştirdi ve pazarın önemli oyuncularından biri olduğunu kanıtladı. Bununla birlikte, bu üç devin dışında kalan firmalar için tablo pek iç açıcı değil; bu firmalar yapay zekâ odaklı taleplere uyum sağlamakta zorlanarak büyük düşüşler yaşadı. Pazar verileri, yapay zekâ devriminin etkilerini yalnızca büyük oyuncuların etkili bir şekilde yakalayabildiğini gösteriyor.
Samsung’un liderliği hâlâ sağlam olsa da rekabetin giderek yoğunlaştığı bu dönemde pazar payını korumak için yenilikçi çözümler geliştirmesi kritik bir önem taşıyor. Özellikle DDR5 ve HBM bellek teknolojilerinde yeni ürünlerle pazara yön vermesi bekleniyor. Rakiplerin artan baskısı, DRAM sektöründe yakın dönemde daha da hareketli bir rekabetin yaşanacağının sinyallerini veriyor.
WhatsApp, kullanıcıların kanalları daha kolay bulmasını ve takip etmesini sağlayacak yeni bir özelliği test ediyor. Geliştirilmekte olan bu özellik, özellikle QR kod kullanımıyla kanallara katılım sürecini hızlandırmayı ve kolaylaştırmayı hedefliyor. Bu sayede kullanıcılar, bir kanala katılmak için sadece ilgili QR kodu tarayarak doğrudan yönlendirilecek ve isterlerse birkaç basit adımla abone olabilecekler.
WhatsApp, yeni özelliğiyle kanalların abone sayısını artırabilir
Yenilik, kanal sahiplerinin de işini oldukça kolaylaştıracak. Artık kanal yöneticileri, kanalları için özel bir QR kod oluşturma seçeneğine sahip olacak. Bu işlem, kanalın paylaşım ayarlarından gerçekleştirilecek ve oluşturulan QR kod farklı yollarla paylaşılabilecek. Mesajlar, sosyal medya gönderileri, el ilanları, kartvizitler, posterler ya da ürün ambalajları gibi hem dijital hem de fiziksel materyaller üzerinden bu kodun paylaşılması mümkün olacak. Bu, özellikle markalar, işletmeler ve içerik üreticileri için hem çevrim içi hem de çevrim dışı ortamlarda tanıtım ve erişim imkânını önemli ölçüde artıracak.
WhatsApp, yeni özelliğiyle kanal takibi ve katılımı kolaylaştıracak.
Kullanıcılar, kanal bağlantılarını kopyalayıp yapıştırmakla uğraşmak yerine, bir QR kodu taratarak hızlı bir şekilde kanallara katılabilecekler. Bu durum, sadece kullanıcı deneyimini iyileştirmekle kalmayacak, aynı zamanda kanalların abone sayısını artırma potansiyeline de sahip olacak. Kanal yöneticileri, oluşturdukları QR kodları çeşitli platformlarda paylaşarak hedef kitlelerine daha kolay ulaşabilecekler. Özellikle fiziksel etkinliklerde ya da mağaza gibi ortamlarda QR kodların kullanılması, dijital kanallara kullanıcı çekmek için pratik bir yol sunacak.
Bu özellik şu anda WhatsApp’ın Android beta sürümünde test aşamasında ve testlerden başarıyla geçmesi durumunda tüm kullanıcılar için erişilebilir hale gelmesi bekleniyor. WhatsApp’ın bu yeni hamlesi, platformun kanalları daha popüler hale getirmek ve kullanıcılar için daha işlevsel bir deneyim sunmak amacıyla geliştirdiği yeniliklerin bir parçası olarak dikkat çekiyor.
Bilim insanları, antimaddeyi daha iyi anlamak için ısıyı hızlı bir şekilde düşürmeye dayalı yeni bir yöntem geliştirdi. Bu amaçla, Japonya merkezli RIKEN araştırma merkezinde çalışan araştırmacılar, antimaddenin içindeki enerji seviyelerini daha hassas bir şekilde ölçmek için yenilikçi bir soğutma sistemi tasarladı. Geliştirilen bu sistem, sıcaklığı yalnızca hızla düşürmekle kalmıyor, aynı zamanda çok daha düşük seviyelere indirerek antimadde üzerinde detaylı incelemeler yapılmasına olanak tanıyor.
Antimaddeyi anlamak için yeni bir yöntem tasarlandı
Evrenin oluşumuna dair temel bir gizemi çözmek, antimaddeyi daha iyi anlamaktan geçiyor. Evrenin başlangıcında eşit miktarda madde ve antimaddenin oluştuğu düşünülmesine rağmen, günümüzde antimaddeye oldukça nadir rastlanıyor. Bu durum, bilim dünyasında uzun süredir merak konusu olan madde-antimadde asimetrisi olarak biliniyor ve ne standart model ne de genel görelilik teorisi bu asimetrinin nedenini tam olarak açıklayabiliyor.
Antimaddeyi anlamak için yeni bir yöntem tasarlandı.
RIKEN’deki araştırmacılar, bu fenomeni anlamak için geliştirdikleri soğutma sistemiyle antiprotonların enerjisini hızlıca düşürerek daha net ve hassas ölçümler almayı hedefliyor.
Bu yeni sistemin sağladığı ani soğuma, antimadde incelemelerinde deney hassasiyetini büyük ölçüde artırabilir. Antiprotonlar düşük enerji seviyesindeyken yapılan detaylı çalışmalar, evrenin temel dinamiklerini ve madde-antimadde dengesizliğini daha iyi kavramamıza yardımcı olabilir. Bu tür ilerlemeler, evrenin yapısına dair daha derin bir anlayış geliştirmemiz için önemli bir adım olarak görülüyor.
Vestel Mobilite, İngiltere merkezli EVC ve enerji yönetimi yazılım şirketi Electric Miles’a yatırım yaparak stratejik ortaklık kurduğunu duyurdu. Bu iş birliği, Vestel’in İngiltere ve Avrupa pazarlarında mobilite ekosistemindeki varlığını güçlendirme hedefini destekliyor. Vestel Mobilite, London Electric Vehicle Show 2024’te yer alarak bu ortaklığını ve elektrikli araç şarj çözümleri konusundaki yenilikçi ürünlerini tanıttı. Şirket, Electric Miles ile gerçekleştirdiği stratejik iş birliğiyle, elektrikli araç enerji yönetimi alanında daha kapsamlı hizmetler sunmayı ve özellikle İngiltere pazarındaki etkinliğini artırmayı amaçlıyor.
Vestel Mobilite, İngiltere merkezli Electric Miles’a yatırım yaptı
Electric Miles, İngiltere’nin önde gelen akıllı enerji yönetimi ve elektrikli araç şarj yazılım çözümleri sağlayıcılarından biri olarak, sektördeki yenilikçi yaklaşımı ve verimli çözümleriyle dikkat çekiyor.
Vestel Mobilite, İngiltere merkezli Electric Miles’a yatırım yaptı.
Şirket, elektrikli araç şarj altyapısının verimliliğini artırmaya yönelik çözümler sunarken, İngiltere’nin karbon emisyonlarını azaltma hedeflerine katkı sağlıyor. Electric Miles, 2024’te Futurice tarafından Top 40 EV Innovators listesine seçildi ve bu başarılarıyla sektördeki liderliğini pekiştirdi.
Vestel Mobilite, London Electric Vehicle Show 2024’te Gold Sponsor olarak yer alarak elektrikli araç şarj cihazları alanındaki yeniliklerini sergiledi. Şirket, konut ve küçük işletmeler için tasarlanmış Libra modelleri, ticari tesisler için geliştirilen Gemini çift çıkışlı EV şarj cihazları, farklı kapasitelere sahip DC şarj cihazları ve daha birçok ürünüyle sektördeki öncü konumunu pekiştirdi.
Son bir yılda yüzde 443 büyüme kaydeden yerli fintech şirketi Craftgate, İspanya pazarına açıldığını duyurdu. Türkiye’de ödeme orkestrasyonu konusunda faaliyet gösteren ve işletmelere banka sanal POS’ları, alternatif ödeme yöntemleri ve ödeme hizmet sağlayıcılarını tek bir platformda sunan Craftgate, İspanya’da da benzer çözümlerle büyümeyi hedefliyor.
Yerli fintech Craftgate, İspanya pazarına açılacak
Şirket, İspanya’daki işletmelere akıllı ödeme yönlendirme, kapalı devre kart saklama, link ve QR kod ile ödeme gibi çözümler sunarak, ödeme süreçlerini kolaylaştırmayı ve maliyet avantajı sağlamayı planlıyor. Ayrıca, Craftgate, İspanya’nın önde gelen ödeme altyapılarından Redsys ile entegrasyon sağladı ve Bizum gibi yerel ödeme yöntemlerini platformuna entegre ederek, pazardaki gücünü artırmayı hedefliyor.
Yerli fintech Craftgate, İspanya pazarına açılacak.
Craftgate’in CEO’su Hakan Erdoğan, İspanya pazarına girişin şirketin büyüme hızını artıracağını belirtti. İspanya’nın, Türk firmaları için büyük bir fırsat sunduğunu vurgulayan Erdoğan, şirketin platformunun işletmelere maliyetleri düşürme, operasyonel kolaylık sağlama ve kullanıcı deneyimini iyileştirme konusunda önemli avantajlar sunduğunu ifade etti.
Ayrıca, Craftgate’in İspanya’daki operasyonları, fintech ve ödeme çözümleri alanında geniş bir deneyime sahip olan Craftgate Ülke Müdürü Jorge Sorial tarafından yönetiliyor. Sorial, Craftgate’in yüksek teknoloji altyapısı sayesinde İspanya’daki işletmelere büyük bir rekabet avantajı sağlayacağını belirtti. Bu açılım, Craftgate için sadece İspanya pazarında değil, Avrupa ve Latin Amerika pazarlarında da güçlü bir temel oluşturma fırsatı sunuyor.
Çin‘in Jiangsu Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nden bir araştırma ekibi, açık deniz koşullarına dayanabilecek yenilikçi bir yüzer güneş enerjisi sistemi (GES) geliştirdi. Bu sistem, özellikle agresif dalga hareketlerinin görüldüğü bölgelerde enerji üretimini sürdürülebilir hale getirmek için tasarlandı ve 4 metre yüksekliğindeki dalgalara dayanabilmesiyle dikkat çekiyor.
Yüksek dalgalara dayanabilen yüzer GES sistemi geliştirildi
Yüzer platform, güneş panellerini destekleyen kafes çerçeveyle birlikte, dalga yüklerine karşı yüksek stabilite sağlıyor. Tasarımın 1:20 ölçekli bir modeli, düzenli ve düzensiz dalga koşullarını simüle eden dalga havuzlarında test edilerek dayanıklılığı doğrulandı.
Yüksek dalgalara dayanabilen yüzer GES sistemi geliştirildi.
Sistem, özellikle dalgaların yandan geldiği durumlarda hassasiyet gösterse de bu bulgu, ileride yapılacak tasarım iyileştirmelerine ışık tutacak nitelikte. Araştırmacılar, tasarımı optimize etmek için onaylanmış bir sayısal model kullanarak hidro-dinamik tepkileri ve demirleme gerilimlerini simüle ettiler. Bu yaklaşım, sistemin aşırı deniz koşullarında bile maliyet etkin ve güvenilir bir şekilde çalışmasını sağlamak için önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Araştırmanın baş yazarı Sheng Xu, bu çalışmanın, deniz ortamlarında yüzer fotovoltaik (FPV) sistemlerin performansını optimize etme yolunda önemli bir ilerleme kaydettiğini belirtti.
Geleneksel olarak daha sakin sularda kullanılan yüzer güneş sistemleri, dalga kıran gibi yapılarla desteklenerek dalga etkisini minimize ediyordu. Ancak, agresif dalgalara dayanıklı bu yeni nesil sistemler, yüzer güneş enerjisi teknolojisinin potansiyelini genişletiyor. Bu yenilik, yenilenebilir enerji teknolojilerinde yeni uygulama alanlarının kapısını aralayabilir ve deniz kaynaklı enerji üretimini daha verimli hale getirebilir.
Çin, dünyanın ikinci en büyük hareketli çölü olan Taklamakan Çölü’nü çevreleyen 3.050 kilometrelik yeşil kuşak ve güneş enerjisiyle çalışan kum kontrol teknolojileriyle çevresel anlamda çığır açan bir projeyi hayata geçirdi. Bu girişim, yalnızca çölleşmenin yayılmasını durdurmayı değil, aynı zamanda altyapıyı korumayı ve bölgesel ekonomik kalkınmayı desteklemeyi amaçlıyor. Halk arasında “Ölüm Denizi” olarak bilinen Taklamakan Çölü, 337.600 kilometrekarelik alanıyla yüzde 85’i hareketli kumullardan oluşan devasa bir bölgeyi kaplıyor. Çöl, uzun yıllardır kum fırtınalarının etkisiyle tarımdan insan sağlığına kadar pek çok alanda tehdit oluşturuyordu.
Çin, en büyük çölünü büyük bir yeşil kuşakla çevreledi
Projenin temelinde, çölün kenarlarındaki rüzgar ve kum hareketini kontrol altına alacak yeşil bitki örtüsü ve güneş enerjisine dayalı teknolojilerle çölün genişlemesini önlemek yatıyor. Araştırmacılar, bu önlemlerin kırılgan ekolojik yapıyı korurken demiryolları ve karayolları gibi hayati altyapıyı da güvence altına aldığını ifade ediyor. Projenin ilk büyük kısmı, 1978 yılında başlayan 40 yılı aşkın bir sürede tamamlanırken, son 285 kilometrelik alan ise 2022 yılında 600.000 kişilik bir ekibin yoğun çalışmalarıyla tamamlandı. Bölgeye, çöl ortamına dayanıklı çöl kavağı, kırmızı söğüt ve saksağan gibi bitkiler dikildi ve toplamda 30 milyon hektarı aşkın ağaçlandırma çalışması yapıldı. Bu çabalar sonucunda, Çin’in toplam orman örtüsü 1949’da yüzde 10’un altındayken geçen yıl yüzde 25’in üzerine çıkarıldı.
Çin, en büyük çölünü büyük bir yeşil kuşakla çevreledi.
Yeşil kuşak, sadece çevresel faydalarla sınırlı kalmıyor, ekonomik fırsatlar da sunuyor. Bölgeye ekilen çöl sümbülü gibi bazı bitkiler, şifalı özellikleriyle yerel ekonomiye katkı sağlıyor. Ayrıca, yeşil kuşak 2022 yılında faaliyete geçen ve çölün çevresini dolaşan dünyanın ilk demiryolu döngüsü olan Hotan-Ruoqiang hattını destekliyor. Bu demiryolu, yerel tarım ürünlerinin ülkenin diğer bölgelerine taşınmasını kolaylaştırarak ekonomik kalkınmayı teşvik ediyor.
Proje kapsamında enerji üretimine de büyük önem veriliyor. China Three Gorges Corporation, çölün çevresinde 8,5 gigawatt güneş enerjisi ve 4 gigawatt rüzgar enerjisi kapasitesine sahip devasa bir enerji santrali inşa etmeyi planlıyor. Dört yıl içinde tamamlanması beklenen bu proje, hem enerji üretimini artıracak hem de sürdürülebilir kalkınma hedeflerine katkıda bulunacak. Tüm bu çabalara rağmen Çin’in toplam yüzölçümünün yüzde 26,8’i hâlâ çölleşmiş alan olarak sınıflandırılıyor olsa da, bu oran on yıl önceye göre yüzde 27,2’den geriledi ve bu büyük projenin gelecekte daha fazla iyileşme sağlaması bekleniyor.
Volkswagen, elektrikli Golf modelini yeniden hayata döndürmek için Rivian ile stratejik bir iş birliğine imza attı. Şirketin CEO’su Thomas Schäfer, Rivian’ın teknolojik bilgi birikiminin bu projenin temel taşı olacağını açıkladı. Volkswagen, daha önce ID.3 ile tamamen elektrikli kompakt hatchback segmentine giriş yapmıştı ancak bu kez ikonik Golf modelini de elektrikli hale getirerek yeni bir başlangıç yapmayı hedefliyor. Rivian’ın yazılım ve platform geliştirme konusundaki uzmanlığından yararlanacak olan Volkswagen, bu iş birliği için 5,8 milyar dolarlık bir yatırım gerçekleştirdi.
Tamamen elektrikli bir Golf modeli çıkabilir
Yeni elektrikli Golf, Volkswagen’in gelecekteki Scalable Systems Platform (SSP) altyapısını temel alacak. Ancak dokuzuncu nesil tamamen elektrikli Golf’ün piyasaya çıkışı 2029 yılına kadar ertelendi.
Tamamen elektrikli bir Golf modeli çıkabilir.
Bu durum, ID.3 modelinin 2026’da tamamen yenilenmesiyle bir süre daha pazardaki varlığını sürdürmesine olanak tanıyacak. Öte yandan, elektrikli Golf, içten yanmalı motorlu Golf versiyonunu tamamen ortadan kaldırmayacak; her iki varyant da bir süre daha birlikte sunulacak.
Rivian teknolojisi, sadece Volkswagen markasıyla sınırlı kalmayacak. Audi ve Porsche gibi grup bünyesindeki diğer markalar da 2027 gibi erken bir tarihte Rivian’ın bilgi birikimiyle geliştirilmiş yeni modeller sunmaya başlayacak. Schäfer, bu süreçte Volkswagen’in yazılım tabanlı araç geliştirme konusunda önemli bir dönüşüm yaşayacağını ve Golf gibi ikonik bir modelle bu yeni dönemi başlatmanın doğru bir strateji olduğunu ifade etti.
Çin, nükleer enerji ve yüksek teknoloji sektörlerinde önemli bir atılım gerçekleştirerek, neredeyse teorik saflığa ulaşan grafit üretiminde büyük bir başarıya imza attı. Devlete ait China Electronics Technology Group Corporation (CETC), geliştirdiği ileri saflaştırma ekipmanı sayesinde grafitin saflık oranını %99,93’ten %99,99995 seviyesine çıkararak bu malzemenin endüstriyel ölçekte düşük maliyetli üretimini mümkün kıldı. Bu seviye, grafit saflığında pratik olarak ulaşılabilen en yüksek değerlerden biri olarak değerlendiriliyor.
Çin, grafit üretiminde büyük başarı elde etti
Yüksek saflıktaki grafit, nükleer enerji reaktörlerinde nötron moderatörü olarak kullanılırken, yarı iletken üretimi, havacılık teknolojileri ve elektrikli araç bataryalarında kritik bir rol oynuyor.
Grafitin elektriksel iletkenliği, korozyon direnci ve yüksek sıcaklık stabilitesi gibi üstün özellikleri, bu stratejik sektörlerdeki önemini artırıyor. CETC’nin yeni üretim süreci, sadece üstün saflık seviyelerine ulaşmayı sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda üretim maliyetlerini %60 oranında azaltarak Çin’in küresel grafit sektöründeki rekabet avantajını daha da güçlendiriyor.
Çin’in grafit üzerindeki hakimiyeti, bu malzemeyi bir jeopolitik koz haline getiriyor. Ülke, dünya grafit üretiminin ve ihracatının en büyük kaynağı olarak, geçen yıl alınan bir kararla yüksek saflıkta grafiti ihracat kontrol listesine ekledi. Bu karar, ABD ve Avrupa Birliği’nin Çin’e yönelik ticaret kısıtlamalarına bir yanıt olarak değerlendirilirken, Pekin’in bu stratejik malzemeyi uluslararası pazarda daha etkili bir şekilde kullanmayı planladığını gösteriyor. Bu gelişmeler, Çin’in elektrikli araçlar ve yarı iletken üretimindeki liderliğini pekiştirme çabalarının bir parçası olarak dikkat çekiyor.
Danimarka’nın Esbjerg kentinde hizmete giren dünyanın en büyük karbondioksit (CO2) bazlı deniz suyu ısı pompası, sürdürülebilir enerji sistemleri açısından önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Almanya merkezli MAN Energy Solutions tarafından geliştirilen bu devasa tesis, 70 MW’lık ısıtma kapasitesiyle yaklaşık 25.000 haneye enerji sağlayacak ve yılda yaklaşık 280 GWh enerji üretimi gerçekleştirecek. Sistem, toksik olmayan ve çevre dostu bir soğutucu gaz olarak CO2 kullanıyor, bu da çevreye olan etkisini minimize ediyor.
Dünyanın en büyük CO2 bazlı deniz suyu ısı pompası aktif oldu
Bu modern tesisin bir diğer önemli özelliği, sürdürülebilir odun yongalarıyla çalışan 60 MW kapasiteli bir kazan ve 40 MW’lık elektrikli bir kazan ile desteklenmesi. Bu ek sistemler, hem tepe yüklerini dengelemek hem de gerektiğinde yedek güç sağlamak amacıyla entegre edilmiş durumda. Tesiste kullanılan iki adet hermetik kapalı HOFIM motor-kompresör ünitesi, aktif manyetik yatak teknolojisi sayesinde yağ kullanımını tamamen ortadan kaldırarak bakım gereksinimlerini azaltıyor ve verimliliği artırıyor.
Dünyanın en büyük CO2 bazlı deniz suyu ısı pompası aktif oldu.
Tesisin inşası, Esbjerg’in kömürle çalışan enerji santralini kapatma planlarının bir parçası olarak hayata geçirilmiş ve bölgedeki Varde gibi komşu yerleşimlerin bölgesel ısıtma şebekelerini desteklemeyi hedefliyor. Isı kaynağı olarak deniz suyundan faydalanan bu sistem, enerji ihtiyacını rüzgar türbinlerinden sağlanan elektrikle karşılayarak yenilenebilir enerji kaynaklarının entegrasyonunu destekliyor.
Bu gelişme, Esbjerg’deki çevresel koruma çabalarına katkıda bulunurken, aynı zamanda MAN Energy’nin Finlandiya’nın Helsinki şehrinde geliştirilmekte olan dünyanın en büyük hava-su ısı pompası projesine benzer ölçekli yenilikçi projelerdeki liderliğini pekiştiriyor.
Tesla, Optimus insansı robotu için geliştirdiği yeni ve oldukça gerçekçi elin videosunu yayınlayarak robotik alandaki ilerlemesini bir kez daha gözler önüne serdi. İnsan eline benzeyen tasarımıyla dikkat çeken bu yeni el, uzaktan atılan bir tenis topunu başarılı bir şekilde yakalayabiliyor ve hareketlerinin akıcılığı insan eliyle büyük benzerlik taşıyor.
Tesla Optimus için özel el tasarlandı
Bu el, 22 serbestlik derecesine sahip olup, bilek ve ön kol eklemleri de dahil edildiğinde toplamda 25 serbestlik derecesi sunuyor. Ayrıca, tasarımda tendonlara benzer bir mekanizma kullanılarak robotun hassasiyetinin artırılması hedeflenmiş. Ancak videoda sergilenen robotun henüz tamamen otonom çalışmadığı ve uzaktan kontrol edildiği belirtiliyor.
Optimus programının başkanı Milan Kovac, yıl sonuna kadar tamamlanması planlanan çalışmalara dair önemli detaylar paylaştı. Geliştirme sürecinde robot eline dokunsal algılama yetenekleri kazandırmak, tendonlar üzerinden daha ince motor kontroller sağlamak ve ön koldaki ağırlığı azaltmak gibi konular öncelik taşıyor. Özellikle tüm aktüatörlerin ön kola taşınması nedeniyle artan ağırlık, mühendislik açısından çözülmesi gereken bir sorun oluşturuyor. Ayrıca, parmaklar ve avuç içi üzerinde yeterli yumuşaklık ve esneklik sağlanması, bu hassasiyetin koruyucu bir katmanla dengelenmesi gibi zorluklar üzerinde çalışıldığı ifade ediliyor.
Tesla, Optimus robotlarını kendi fabrikalarında kısmen kullanmaya başlamış durumda ve robotlara kazandırılan her yeni yetenek, yapay zekanın gelişimiyle birleşerek endüstrideki potansiyelini artırıyor. Bu tür insansı robotların, önümüzdeki yıllarda üretim süreçlerinde daha yaygın hale geleceği öngörülüyor. Tesla’nın yenilikçi robot teknolojileriyle robotik ve yapay zeka entegrasyonunda bir dönüm noktası yaratmayı hedeflediği açıkça görülüyor.
İngiltere’de yapay zeka tarafından tasarlanan ve “Birmingham Blade” olarak adlandırılan dünyanın ilk kentsel rüzgar türbini, enerji verimliliğinde önemli bir devrim olarak tanıtıldı. EvoPhase ve KwikFab ortaklığıyla geliştirilen bu türbin, Birmingham gibi düşük rüzgar hızlarına sahip kentsel bölgelerde kullanılmak üzere tasarlandı. Yapay zeka tarafından oluşturulan 2.000’den fazla tasarım arasından seçilen nihai model, 3,6 m/sn gibi düşük rüzgar hızlarında bile çalışabiliyor. Bu, standart türbinlerin 10 m/sn hız gereksinimine kıyasla büyük bir avantaj sağlıyor. Ayrıca, çatı kurulumlarına uygun olacak şekilde kompakt ve hafif bir yapıya sahip olması, şehir içi kullanımı için ideal hale getiriyor.
Yapay zeka sayesinde 7 kat verimli rüzgar türbini tasarlandı
Türbinin geliştirilmesi sırasında EvoPhase’in yapay zeka sistemleri, doğal seçilimi simüle eden evrimsel bir tasarım süreci kullanarak birçok parametreyi eşzamanlı olarak optimize etti.
Yapay zeka sayesinde 7 kat verimli rüzgar türbini tasarlandı.
Bu yaklaşım, performans ve maliyet arasında geleneksel tasarım süreçlerinde ortaya çıkan tavizlerden kaçınmayı mümkün kıldı. EvoPhase’in baş teknoloji sorumlusu Leonard Nicusan, birkaç hafta gibi kısa bir sürede geniş bir tasarım yelpazesini analiz ederek üretim sürecini hızlandırdıklarını ve milyonlarca pound tasarruf sağladıklarını belirtti. Bu yöntem, geleneksel olarak yıllar sürebilecek bir sürecin kısa sürede tamamlanmasına olanak tanıdı.
Projenin ilk prototipi, KwikFab tarafından üretilen bir alüminyum model olarak Birmingham’da bir çatıya yerleştirilecek ve gerçek koşullar altında test edilecek. Birmingham Blade’in verimliliği, aynı bölgede kullanılan mevcut türbin tasarımlarına kıyasla 7 kat daha yüksek olarak ölçüldü. Bu, kentsel rüzgar enerjisi kullanımında önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Türbinin nihai ticari versiyonunun 2025 yılının sonlarında piyasaya sürülmesi planlanıyor ve enerji sektöründe sürdürülebilirlik ve verimlilik konularında önemli bir katkı sağlaması bekleniyor.
Amazon Web Services (AWS) Türkiye Genel Müdürü Burak Aydın, yaklaşık dört yıllık görev süresinin ardından şirketten ayrıldığını duyurdu. Aydın, ayrılığını kişisel LinkedIn hesabında yaptığı bir paylaşım ile kamuoyuna açıkladı. AWS’in Türkiye’deki büyümesine öncülük eden ve birçok yeniliğe imza atan Aydın’ın ayrılığı, teknoloji dünyasında dikkat çekti.
Paylaşımında AWS’nin Türkiye’deki dijital dönüşüm sürecinde oynadığı önemli role ve bu süreçte edindiği deneyimlere vurgu yapan Aydın ekip arkadaşlarına, iş ortaklarına ve müşterilere teşekkürlerini iletti. AWS’in global vizyonunu Türkiye’de uygulamaktan gurur duyduğunu belirtti ve bundan sonraki kariyerinde Türkiye’nin teknoloji dünyasında yeni hikayeler yazmaya devam edeceğini ifade etti.
Amazon Web Services (AWS) Türkiye Genel Müdürü Burak Aydın
AWS, Türkiye’de ne kadar önemli?
Amazon Web Services, dünya genelinde bulut bilişim alanında lider konumda olan bir teknoloji devi. Şirket bulut tabanlı altyapı hizmetleri sunarak bireysel kullanıcılardan büyük şirketlere kadar geniş bir müşteri yelpazesine hizmet veriyor.
AWS de düşük maliyetli veri depolama, uygulama geliştirme ve yapay zeka çözümleri gibi alanlarda müşterilerine güçlü araçlar sağlıyor. Türkiye’de ise dijital dönüşüm süreçlerinde firmaların yanındaki en güçlü oyunculardan biri oluyor.
Burak Aydın liderliğinde AWS Türkiye de yerel firmaların küresel teknoloji standartlarına uyum sağlamasına destek oldu. Aynı zamanda girişimciler ve start-up ekosistemi için sağladığı altyapı desteği ile inovasyonu teşvik etti. Özellikle e-ticaret, finans, sağlık ve üretim gibi sektörlerde AWS çözümleri, iş süreçlerinin modernleşmesinde önemli bir rol oynadı.
Gelecekte ne olacak?
Burak Aydın, açıklamasında kariyerine yeni bir yön verme kararı aldığını belirtirken, Türkiye’nin teknoloji dünyasında yeni projelerle yoluna devam edeceğinin sinyallerini verdi. AWS Türkiye’nin yeni lideri ise henüz açıklanmış değil. Ancak Aydın’ın ayrılığı sonrası şirket için bir dönemin sona erdiğini söyleyebiliriz.
Burak Aydın, açıklamasında şunları söyledi:
“Bugün, AWS Türkiye Genel Müdürü olarak üstlendiğim görevime veda ederken, bu yolculuğu birlikte yürüdüğüm tüm ekip arkadaşlarıma, iş ortaklarımıza ve müşterilerimize yürekten teşekkür ediyorum.
Son dört yıl, hem AWS’in Türkiye’de büyümesine liderlik ettiğim hem de Türkiye’deki dijital dönüşümün büyümesine tanıklık ettiğim, ilham verici bir süreç oldu. Bu süre boyunca yenilikçilik, teknoloji ve ekip çalışmasının şirketlerin ve ülkenin teknoloji ekosistemini nasıl dönüştürebileceğini deneyimleme fırsatım oldu.
AWS’nin global vizyonunu Türkiye’de hayata geçirirken, güçlü bir ekip ve destekçi bir topluluğun parçası olmaktan büyük bir gurur duydum. Hep birlikte sadece teknolojiyi değil, insanlar ve kurumlar için yeni fırsatları da şekillendirdik.
Yolculuğumuzun farklı yollarda kesişmeye devam edeceğine inancım tam. Bundan sonra da Türkiye’nin teknoloji dünyasında yeni hikayeler yazmaya çalışacağım.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından bugün Resmi Gazete’de yayımlanan 32739 sayılı Tam Otonom Araçların Otonom Sürüş Sistemine İlişkin Motorlu Araçların Tip Onayı Hakkında Yönetmelik, Türkiye’de tam otonom araçların kullanımına yönelik yasal ve teknik altyapıyı düzenliyor.
Burada tam otonom araçların belirli teknik gerekliliklere uygun olarak üretimi, test edilmesi, onaylanması ve piyasaya sunulması için gereken usul ve esasların tanımlandığını görüyoruz. Belirtilene göre bu düzenleme Avrupa Birliği’nin 2022/1426 sayılı tüzüğü temel alınarak hazırlanmış olup, Türkiye’de M ve N kategorisindeki tam otonom araçların otonom sürüş sistemlerinin standartlarını belirliyor.
Daha önce otonom araçlarla ilgili Türkiye’de ayrıntılı bir yasal düzenleme bulunmuyordu. Araç üreticileri Avrupa Birliği standartlarına dayalı onay süreçlerine tabi olsa da tam otonom araçlar için özel test prosedürleri ve teknik gereklilikler belirlenmemişti.
Bu yönetmelik özellikle tam otonom araçlar için hazırlanmış test ve onay süreçlerini içeriyor. Artık bir araç otonom sürüş sistemiyle geliyorsa bu sistemlerin belirlenen kriterlere uygunluğunu göstermek için tip onayı alması gerekiyor.
Yönetmelik, tam otonom araçların kullanım alanlarını ve bu alanlara ilişkin detayları net şekilde açıklıyor. Belirlenen kategorilere göre tam otonom araçlar üç ana kullanım senaryosunda değerlendiriliyor: İnsan ve mal taşımacılığı için belirlenmiş alanlarda kullanılan araçlar, sabit güzergahlar arasında çalışan araçlar ve belirli otoparklarda otonom park sistemiyle araç park edebilen araçlar.
Bu araçlar otonom sürüş sırasında tüm dinamik sürüş görevlerini yerine getiriyor. Örneğin hızlanma, frenleme, şerit takibi, çevresel nesneleri algılama ve gerektiğinde risk azaltma manevrası yapma gibi işlemler tamamen sistem tarafından gerçekleştiriliyor.
Yeni düzenlemeyle araç üreticileri için teknik gereklilikler ve test prosedürleri ayrıntılı bir şekilde tanımlanıyor. Üreticiler otonom sürüş sistemiyle gelen araçlarının güvenliğini ve performansını kanıtlamak için belirli testlerden geçmek zorunda kalıyor. Ayrıca araçların sahada kullanım sırasında da izlenmesi gerekiyor.
Sistemlerin performansı düzenli olarak raporlanıyor ve herhangi bir arıza ya da sistem hatası durumunda uygulanacak prosedürler belirlenmiş durumda. Örneğin otonom araçlarda herhangi bir problem yaşandığında sistemin minimum risk durumu olarak tanımlanan güvenli bir durma pozisyonuna geçmesi gerekiyor.
Yönetmelik otonom sürüş sisteminin çalışabileceği sınırları ve bu sistemin hangi koşullarda nasıl çalışacağını da açıklıyor. “Operasyonel tasarım alanı” adı verilen bu sınırlar, sistemin çalışabileceği coğrafi, çevresel ve saat dilimlerini içeriyor.
Örneğin bir sistem yalnızca şehir içi yollar için tasarlanmışsa sistemin bu alanın dışında çalışmaması gerekiyor. Ayrıca araç içi operatörlerin ve uzaktan müdahale operatörlerinin görevleri de detaylandırılmış durumda. Araç içi operatör aracı manuel olarak sürmese bile otonom sistemi başlatmak, durdurmak veya sistemin önerdiği manevraları onaylamak gibi görevlerde bulunabiliyor.
Tip onayı süreci de bu yönetmelikle birlikte netleşti. Üreticiler araçların otonom sürüş sistemleri için belirlenen teknik özelliklere uygun olduğunu kanıtlamak için başvuru yapacak. Ardından araçlar Avrupa Birliği standartlarına uygun olarak test edilip onaylanacak.
Tip onay kuruluşları bu süreçte araçların gerekli standartları karşılayıp karşılamadığını değerlendirecek. Ayrıca otonom sürüş sistemleriyle ilgili yazılımlar için ayrı bir tanımlama sistemi oluşturuluyor. Bu sayede her aracın otonom sürüş sistemi ilgili yazılım özellikleriyle birlikte izlenebilecek.
Türkiye’nin ilk dijital askeri olarak tanımlanan CENGAVER, HAVELSAN tarafından sahaya çıkmaya hazır hale getirildi. Bu yenilikçi sistem, askeri personelin ekip içi ve çevresel farkındalığını artırmayı hedefleyen giyilebilir alt sistemlerle donatılmış bir proje olarak dikkat çekiyor. Özellikle Geleceğin Askeri 2024 etkinliğinde ilgi gören CENGAVER, uzun süredir devam eden çalışmaların bir ürünü olarak yüksek teknolojiyle sahada görev alacak. Projenin temelinde, geleneksel askeri yeteneklerin kablolu ve kablosuz haberleşme ağıyla desteklenerek dijitalleşmesi yatıyor.
Türkiye’nin ilk dijital askeri CENGAVER sahaya çıkıyor
CENGAVER’in sunduğu en önemli özelliklerden biri, ultra geniş bant (UWB) teknolojisi sayesinde GPS’in çalışmadığı alanlarda bile hassas konum belirleme kabiliyetidir. Sistem, askerlerin iç mekanlarda 1 metre, dış mekanlarda ise 6 metre hassasiyetle konumlarını tespit ederken, aynı zamanda takım arkadaşlarıyla iletişim ve komuta merkeziyle veri paylaşımı sağlar. Bu sayede sahadaki her asker hakkında anlık bilgiye ulaşılabilir. Ayrıca, CENGAVER’in bir diğer öne çıkan yönü, giyilebilir teknolojilerle donatılmış olmasıdır. Askerlerin sağlık durumu, akıllı saat aracılığıyla sürekli olarak takip edilir. Kan oksijen seviyesi, kalp ritmi, vücut sıcaklığı ve hareket durumu gibi veriler anlık olarak toplanarak yorgunluk, stres ya da yaralanma durumları tespit edilir ve gerekli müdahalelerin hızla yapılması sağlanır.
Minimalist bir tasarıma sahip olan CENGAVER, sahadaki askerlerin hareket kabiliyetini sınırlamamak adına az sayıda sensörle maksimum verim almayı hedefler. Proje ekibi, yalnızca bir akıllı saat aracılığıyla çok sayıda ihtiyacı karşılayabilecek bir çözüm sunmayı amaçlıyor. Sistemin prototipinin hazır olduğunu ve operasyonel testlerden geçtiğini belirten HAVELSAN, kullanıcı ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak nihai ürünü şekillendirmeyi planlıyor. Ayrıca, sistemin sadece askeri alanda değil, itfaiye, polis ve sağlık gibi sivil alanlarda da kullanılabilir şekilde tasarlandığı ifade ediliyor.
CENGAVER’in sahip olduğu modüler yapı, artırılmış gerçeklik desteği, platform bağımsız çalışma yeteneği ve mevcut sistemlerle entegrasyon kapasitesi, projenin esnek ve genişletilebilir bir yapıya sahip olduğunu gösteriyor. Geliştiriciler, her kademedeki kullanıcıya özel bilgi erişimi sunarak müşterek durumsal farkındalık sağlamayı hedefliyor. Bu yerli ve milli teknoloji, savunma sanayisindeki bağımsızlık hedefine yönelik önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.
Samsung, amiral gemisi Galaxy S serisiyle başarılarına bir yenisini daha ekledi. Yeni gelen raporlara göre, Galaxy S24 serisi, çıkışından bu yana 31 milyon adet satarak Galaxy S23 serisine göre yüzde 17’lik bir artış sağladı. Ekim 2024itibarıyla serinin en çok satan modeli, 14.65 milyon adetle Galaxy S24 Ultra oldu. Diğer modellerden Galaxy S24, 10.94 milyon; Galaxy S24 Plus ise 6.27 milyon adet satışa ulaştı. Bu satış rakamları Samsung Galaxy S24 satışları açısından büyük bir başarı olarak öne çıkıyor.
Aynı dönemde SamsungGalaxy S23 serisi 27 milyon adet satmış, S23 Ultra 12.6 milyon, S23 Plus 4.97 milyon ve S23 9.69 milyon satış rakamına ulaşmıştı. Yeni serinin özellikle Ultra modeli, hem güçlü özellikleri hem de yenilikçi tasarımıyla tüketicilerin ilk tercihi haline geldi. Samsung Galaxy S24 satışları, özellikle Ultra modelinin tercih edilmesiyle artmaya devam ediyor.
Katlanabilir telefon satışlarıda yükselişte
Samsung’un Galaxy Z Fold 6 ve Galaxy Z Flip 6 modelleri de güçlü bir performans sergiledi. Z Fold 6, 1.81 milyon; Z Flip 6 ise 2.47 milyon adet satarak şirketin katlanabilir telefon satışlarında yüzde 9’luk bir artış sağladı. Geçen yılın modellerinden Z Fold 5, 1.44 milyon; Z Flip 5 ise 2.51 milyon satmıştı. Özellikle Flip modelleri, kompakt tasarımı ve şık görünümüyle dikkat çekmeye devam ediyor.
Galaxy S25 serisi yolda
Samsung’un bir sonraki amiral gemisi Galaxy S25 serisi, 22 Ocak 2025 tarihinde tanıtılacak. Serinin, performans çıtasını daha da yukarı taşıyacak Snapdragon 8 Elite işlemciyle geleceği belirtiliyor. Samsung’un yeni serisi, merakla beklenirken şirketin pazar payını daha da artırması bekleniyor. Samsung Galaxy S24 satışları ele alındığında, yeni serinin de büyük bir ilgi görmesi bekleniyor.
Samsung, amiral gemisi ve katlanabilir telefon satışlarındaki başarısıyla mobil teknoloji sektöründe liderliğini pekiştiriyor. Galaxy S25 serisinin, bu başarıyı nasıl daha ileri taşıyacağı ise şimdiden büyük bir merak konusu, özellikle Samsung Galaxy S24 satışlarıyla elde edilen başarı sonrasında.