İstanbul Havalimanı’na ücretsiz Wi-Fi hizmeti geldi!

0

İstanbul Havalimanı, yolcular için büyük bir kolaylık sunarak ücretsiz ve sınırsız Wi-Fi hizmetini devreye aldı. İGA’nın yaptığı resmi açıklamaya göre, artık hem yurtiçinden hem de yurtdışından gelen veya giden tüm yolcular, herhangi bir ücret ödemeden havalimanında internet hizmetinden yararlanabilecek. Bu hizmet, yolcuların uçuş öncesinde veya sonrasında zamanlarını daha verimli geçirebilmelerine olanak tanıyor. Türk ve yabancı tüm kullanıcıları kapsayan bu uygulama, İstanbul Havalimanı’nın teknoloji ve hizmet kalitesini bir adım daha ileri taşıyor.

İstanbul Havalimanı’na ücretsiz Wi-Fi hizmeti geliyor

Ücretsiz ve sınırsız Wi-Fi hizmetinden faydalanmak oldukça pratik. Yolcular, cep telefonu veya pasaport bilgileriyle sisteme giriş yapabiliyor. Bunun için ilk adımda havalimanı içinde bulunan “İGA WiFi” adlı ağı cihazınızdan seçmeniz gerekiyor. Cep telefonu ile giriş yapmak isteyen kullanıcılar, ağa bağlandıktan sonra açılan bağlantı sayfasında “Cep telefonu ile giriş” seçeneğine tıklayarak ilerleyebiliyor. Ardından telefon numaralarını girdikten sonra gelen SMS doğrulama kodunu ilgili alana yazarak internete erişim sağlıyor.

İstanbul Havalimanı'na ücretsiz Wi-Fi hizmeti geliyor.
İstanbul Havalimanı’na ücretsiz Wi-Fi hizmeti geliyor.

Telefon numarası kullanmak istemeyen yolcular için alternatif bir yöntem de mevcut. Havalimanında yer alan kiosk cihazlarından faydalanarak pasaport veya kimlik bilgilerini okutup bir erişim şifresi almak mümkün. Bu şifreyi aldıktan sonra yine “İGA WiFi” ağına bağlanarak “Erişim kodu ile giriş yap” seçeneğini seçip şifreyi girdiğinizde internete bağlanabilirsiniz. Kiosk cihazları, özellikle yabancı yolcular veya telefon numarasıyla giriş yapmak istemeyen kullanıcılar için büyük bir kolaylık sunuyor.

Bu yenilik, yolcuların havaalanındaki bekleme sürelerini daha keyifli ve verimli hale getirirken, İGA’nın modern ve yolcu odaklı hizmet anlayışını da gözler önüne seriyor. Herhangi bir kısıtlama olmaksızın sunulan bu hizmet, seyahat edenlerin İstanbul Havalimanı’nda kesintisiz bir şekilde çevrimiçi kalabilmesini mümkün kılıyor ve kullanıcı deneyimini üst düzeye taşıyor.

DNA baskı teknolojisi, veri depolamada devrim yapacak!

0

Elektronik veri depolama sistemleri hızla gelişse de, DNA’nın doğal yapısını kullanan yeni bir teknoloji bu alanda devrim yaratmaya hazırlanıyor. DNA baskı tekniği olarak adlandırılan bu yöntem, verileri DNA’ya depolamayı tıpkı bir yazıcı kadar hızlı ve kolay hale getiriyor. Geleneksel veri yazma yöntemlerinin aksine, bu teknoloji herkesin kullanabileceği bir basitlik sunuyor ve süreci daha erişilebilir kılıyor.

DNA baskı teknolojisi, veri depolamada devrim yapıyor!

DNA’ya veri depolama, geçmişte harfleri tek tek sıralamayı gerektiren oldukça yavaş bir süreçti. Ancak geliştirilen DNA baskı makinesi bu süreci büyük ölçüde hızlandırıyor. Yeni teknikle, her biri 24 bazdan oluşan 700 DNA bloğu oluşturulabiliyor. Bu bloklar, istenilen sırayla dizilerek DNA şablon zincirlerine kimyasal işaretlemelerle basılıyor ve bu sayede veriler aktarılıyor. Geleneksel yöntemlere göre çok daha etkili olan bu teknik, aynı anda 350 bitlik veriyi tek bir işlemde yazabiliyor. Dahası, DNA’nın bilinen GCAT harfleri yerine ikili kod sistemini kullanarak veri işleme sürecini basitleştiriyor. Bu yöntemle antik bir Çin kaplanı resminin yanı sıra bir panda fotoğrafı DNA’ya başarıyla aktarıldı ve hatasız geri okundu.

Teknolojinin erişilebilirliğini kanıtlamak için yapılan deneylerde, iDNAdrive adlı bir platform kullanılarak 60 katılımcı toplamda 5.000 bitlik veri kodladı. Bu verilerin %98,58 doğruluk oranıyla geri okunması, yöntemin güvenilirliğini gözler önüne serdi. Ayrıca, yalnızca 1 santimetreküp DNA’nın 10 milyar gigabayttan fazla veri depolayabileceği ve uygun koşullarda binlerce yıl boyunca bozulmadan kalabileceği öngörülüyor.

DNA baskı teknolojisinin temeli, eski bir matbaa yönteminden ilham alıyor. Nasıl ki hareketli tip matbaa, yazılı bilgilerin kitlelere ulaşmasını kolaylaştırdıysa, DNA yazıcı da veri depolamayı herkesin erişebileceği bir noktaya taşımayı hedefliyor. Sistem, insan hücrelerinin genetik bilgiyi depolama biçimini taklit ediyor. DNA üzerindeki metil grupları, genetik ifadeyi düzenleyen kimyasal işaretleyiciler olarak işlev görüyor. Araştırmacılar bu mekanizmayı kullanarak DNA bloklarını hareketli harfler, DNA şablonunu ise boş bir kağıt gibi yeniden tasarladı. Enzimler, DNA üzerindeki metil gruplarını şablonun ilgili bölümlerine aktarıyor ve verileri fiziksel olarak depoluyor. Daha sonra, nanopore dizileme cihazları bu verileri okuyarak dijital dosyaları yeniden oluşturabiliyor.

Yeni DNA baskı tekniği, sadece hız kazandırmakla kalmıyor, aynı zamanda bilim insanı olmayanların bile kolayca kullanabileceği bir yöntem sunarak DNA’yı geleceğin veri depolama çözümü haline getiriyor. Bu teknolojiyle, veri depolamanın sınırları hem kapasite hem de erişilebilirlik açısından yeniden tanımlanıyor.

Nike, 3D baskı ile üretilen Air Max 1000 modelini duyurdu!

0

Nike, neredeyse tamamen 3D baskı teknolojisiyle ürettiği ilk ayakkabı modeli olan Air Max 1000’i tanıtarak spor ayakkabı dünyasında yenilikçi bir adım attı. Las Vegas’taki ComplexCon etkinliğinde ilk kez sergilenen bu model, 3D baskılı ayakkabılar konusunda uzmanlaşmış Zellerfeld şirketiyle ortak bir çalışmanın ürünü. Şu an genel satışa sunulmayan Air Max 1000’in piyasaya çıkış durumu belirsizliğini koruyor.

Nike, 3D baskı ile üretilen Air Max 1000 modelini tanıttı

Ancak tasarımı ve üretim yöntemiyle dikkat çeken bu model, Nike’ın 1987’de piyasaya sürdüğü, topuk kısmında hava yastığı bulunan klasik Air Max 1’in modern bir yorumu olarak karşımıza çıkıyor. Air Max 1000’in hava yastığı 3D baskıyla üretilmemiş olsa da ayakkabının kalan tüm bölümleri, esnek bir malzeme kullanılarak tamamen 3D baskı yöntemiyle oluşturulmuş.

Bu modelin en dikkat çekici özelliklerinden biri, değişken yoğunluklara sahip katmanlardan oluşan taban ve üst yapısıyla, hem destekleyici hem de esnek bir tasarım sunması. Bağcık kullanılmayan bu model, kullanıcılarına kolayca giyilip çıkarılma avantajı sağlıyor. Ayrıca, 3D baskının sunduğu esneklik sayesinde geleneksel yöntemlerle mümkün olmayan karmaşık desenlerin uygulanabilmesi de ayakkabıyı benzersiz kılıyor. Tanıtım etkinliğinde düz parlak kırmızı renkte sergilenen Air Max 1000’in daha sonra turuncu, beyaz, mavi ve siyah gibi farklı renk seçenekleri de tanıtıldı. Modelin sınırlı sayıda, yalnızca 1000 adet üretileceği belirtilirken, fiyat bilgisi henüz paylaşılmadı.

Nike için 3D baskı yöntemleri yeni bir girişim değil. Şirket, 2017 yılında VaporFly Elite Flyprint modelinde bu teknolojiyi kullanarak daha hafif ve nefes alabilir kumaş malzemeler üretmişti. Diğer yandan, Adidas gibi markalar da 3D baskı konusunda önemli adımlar atıyor. Örneğin, Adidas’ın tamamen 3D baskıyla ürettiği Climacool24 modeli bu alandaki yenilikçi yaklaşımların bir örneği olarak öne çıkıyor. Air Max 1000 ile Nike, 3D baskı teknolojisinin spor ayakkabı tasarımı ve üretimindeki potansiyelini bir kez daha ortaya koyarak, sektördeki rekabeti ileri bir seviyeye taşıyor.

Hindistan’ın en zengini, insansı robot sektörüne girdi!

0

Hindistan’ın önde gelen teknoloji şirketlerinden Addverb Technologies, Asya’nın en zengin iş insanı Mukesh Ambani’nin desteğiyle insansı robot pazarına giriş yapmaya hazırlanıyor. Ambani’nin sahip olduğu Reliance Group’un bir parçası olan firma, 2025 yılında insansı robotlarını tanıtmayı planlıyor. Addverb’in CEO’su Sangeet Kumar, bu robotların moda, perakende ve enerji gibi birçok sektörde çeşitli görevler üstlenebileceğini belirterek, şirketin ABD ve Çin merkezli dev rakipleriyle rekabet etmeyi hedeflediğini ifade etti.

Hindistan’ın en zengini, insansı robot sektörüne giriyor

Noida’daki tesislerinde yıllık 100 adet insansı robot üretmeyi planlayan Addverb, başlangıçta bu robotları Reliance Group’un kendi iş alanlarında deneyecek. Daha sonra savunma, yaşlı bakımı ve uzay araştırmaları gibi kritik alanlarda da kullanılmaları amaçlanıyor. Robotların yapay zeka ve 5G teknolojileriyle donatılacağı belirtilirken, Kumar bu ürünlerin uygun fiyat avantajıyla Çin’i bile geride bırakabileceğini iddia etti. Reliance’ın Nvidia, Qualcomm ve Intel gibi dev şirketlerle olan güçlü iş birliklerinden yararlanarak en yeni teknolojilerin robot üretiminde kullanılacağı açıklandı. Şirketin 2025 mali yılı sonuna kadar 100 milyon dolara yakın satış rakamına ulaşmayı beklediği ve bu gelirin büyük bir kısmının denizaşırı müşterilerden geleceği ifade edildi.

Hindistan'ın en zengini, insansı robot sektörüne giriyor.
Hindistan’ın en zengini, insansı robot sektörüne giriyor.

Addverb yalnızca ticari robotlar değil, aynı zamanda savunma ve uzay alanlarında kullanılacak ileri teknolojili insansı robotlar üretmeyi de hedefliyor. Kumar, Hindistan savunma güçleri için dört ayaklı robotların geliştirme sürecinde olduğunu ve bu projede devlet savunma şirketi Bharat Electronics ile ortak çalıştıklarını belirtti. Ayrıca, Hindistan Uzay Araştırma Organizasyonu (ISRO) ile Mars’a bir insansı robot gönderme konusunda görüşmelerin erken aşamada olduğunu açıkladı.

Şirket, mevcut yatırımları artırmak için yeni özel sermaye fonlarıyla görüşmeler yaparken, Reliance’ın piyasa değeri açısından Hindistan’ın en büyük şirketlerinden biri olması bu girişimlere önemli bir finansal destek sağlıyor. Mukesh Ambani’nin öncülüğünde, Addverb’in insansı robot teknolojileriyle bu alandaki küresel rekabetin önemli bir oyuncusu haline gelmesi bekleniyor.

Apple’dan Endonezya’ya 100 milyon dolarlık yatırım teklifi!

Bu hamle ile Apple, dünyanın dördüncü en kalabalık ülkesi olan Endonezya pazarındaki 278 milyon tüketiciye erişimini yeniden kazanmayı hedefliyor.

Endonezya hükümeti, Apple’dan ülkede üretim yatırımları yapmasını talep ederek Hindistan’ın başarılı olduğu bir stratejiyi izliyor. Hindistan, Apple’ın iPhone üretim tesisleri kurması karşılığında şirkete online ve fiziksel mağazalar açma izni vermişti. Bugün Hindistan, Çin’den sonra Apple’ın en büyük üretim merkezi haline geldi.

Endonezya’da Apple, başlangıçta 109 milyon dolarlık bir yatırım planı açıklamıştı. Bu plan, geliştirici akademilerine yapılacak 109 milyon dolarlık yatırımı ve önümüzdeki iki yıl içinde 10 milyon dolarlık üretim yatırımını içeriyordu. Ancak hükümet, Apple’ın akademilere sadece 95 milyon dolar yatırım yaptığını belirterek iPhone 16 satışlarını yasakladı.

Benzer bir durum, Google Pixel telefonlarının satışına yönelik de bir yasakla sonuçlandı.

100 milyon dolarlık yatırım teklifi

Apple, yasağı kaldırmak amacıyla Endonezya’da üretim yatırımlarını 100 milyon dolara çıkarmayı teklif etti. Bloomberg’in raporuna göre, bu yatırımın bir kısmı, başkent Jakarta’nın güneydoğusunda bulunan Bandung şehrinde aksesuar ve bileşen üretimi yapacak bir fabrikayı kapsıyor.

Hükümet, Apple’ın doğrudan iPhone ve iPad montaj fabrikaları kurması veya tedarik zinciri ortaklarını bileşen üretimi için yönlendirmesi gibi alternatifleri kabul edebileceğini belirtti.

Bu, Apple’ın Endonezya’da ürünlerini serbestçe satabilmek için ilk kez yatırım taahhüdünde bulunması değil. Şirket, 2017 yılında benzer bir anlaşma yaparak ülkedeki satışlarını güvence altına almıştı.

Stratejik pazar olarak Endonezya

Apple, Endonezya pazarını özellikle genç ve teknolojiye yatkın nüfusu nedeniyle stratejik bir öncelik olarak görüyor. Ülkenin 278 milyonluk nüfusunun yarısından fazlası 44 yaşın altında, bu da iPhone gibi premium teknoloji ürünleri için büyük bir potansiyel müşteri kitlesi anlamına geliyor.

Endonezya hükümeti ile Apple arasında yapılan bu pazarlık, şirketin bölgesel pazarlarda nasıl esneklik gösterdiğini ve yerel taleplere uyum sağladığını ortaya koyuyor. Önerilen yatırım planı kabul edilirse, Apple, Endonezya pazarında güçlü bir konum elde etmeye devam edebilir.

Steve Jobs, batmak üzere olan Apple’ı nasıl diriltti?

0

Steve Jobs ve Apple, teknoloji dünyasının en ikonik ikililerinden biri. Jobs’un kendi kurduğu şirketten kovulup yıllar sonra onu iflasın eşiğinden kurtarmak için geri dönmesi adeta bir Hollywood senaryosunu andırıyor. Bu başarı öyküsünün merkezinde ise Jobs’un Hindistan’daki aydınlanma arayışından doğan ve Apple’ın DNA’sına işleyen sadelik felsefesi yatıyor.

Bir Jobs hikayesi…

Jobs, Apple’ı ilk kurduğunda devrim niteliğinde ürünlerle kişisel bilgisayar dünyasını dönüştürmüştü. Ancak 1985’te yönetim kurulu ile yaşadığı anlaşmazlıklar sonucu şirketten ayrılmak zorunda kaldı. Bu ayrılış Jobs için yeni bir başlangıç oldu. NeXT isimli yeni şirketinde geliştirdiği NeXTSTEP işletim sistemi ileride Apple’ın kaderinde önemli bir rol oynayacaktı.

1997 yılına gelindiğinde Apple tarihindeki en zor dönemlerinden birini yaşıyordu. Hisse değerleri dibe vurmuş, ürün gamı karmaşıklaşmış ve marka cazibesini kaybetmişti. Şirketin kurtarılması için radikal bir değişime ihtiyaç vardı ve bu değişimi gerçekleştirebilecek tek kişi Steve Jobs’tu. Apple’a geri dönen Jobs, şirketi kurtarmak için sadece 90 günü olduğunu biliyordu.

Apple MacBook Pro kutudan çıkıyor! M4 Pro işlemcili canavar!

İlk adım finansal istikrarı sağlamaktı. Bunu da ironik bir şekilde en büyük rakibi Microsoft’tan 150 milyon dolarlık bir yatırım alarak başardı. Microsoft, rekabet ortamını canlı tutmak ve tekelleşme suçlamalarından korunmak adına bu stratejik kararı almıştı. Bu yatırım Jobs’a nefes aldıracak ve reformlarını hayata geçirmesi için gerekli zamanı kazandıracaktı.

Jobs, Apple’ın sorunlarını net bir şekilde teşhis etmişti. Karmaşık ürün gamı tüketicilerin kafasını karıştırıyor ve marka imajını zedeliyordu. Bu sorunu çözmek için öncelikle ürün yelpazesini radikal bir şekilde sadeleştirdi.

Ünlü 2×2 matrisiyle tüketiciler ve profesyoneller için masaüstü ve dizüstü bilgisayar olmak üzere sadece dört temel ürüne odaklanılacağını ilan etti. Bu cesur karar Apple’ın yeniden yapılanma sürecinde atacağı en önemli adımlardan biriydi.

Marka imajını güçlendirmek için ise “Think Different” (Farklı Düşün) sloganıyla yeni bir pazarlama kampanyası başlattı. Bu slogan Apple’ın yenilikçi ve sınırları zorlayan ruhunu yansıtıyordu.

Bu stratejik hamlelerin ardından, Jobs’un Hindistan’da keşfettiği sadelik felsefesi devreye girdi. Bu felsefe hem ürün tasarımında hem de pazarlama stratejilerinde belirleyici oldu. İlk ürünü olan iMac, dönemin gri ve sıkıcı bilgisayarlarından tamamen farklı, renkli ve şık tasarımıyla dikkat çekti. Kullanımı kolay ve her şeyin tek bir kasada toplandığı iMac, büyük bir başarı yakaladı ve Apple’ın yeniden doğuşunun sembolü haline geldi.

Jobs, Hindistan kırsalında gözlemlediği “prajna” yani aşkın bilgelik kavramını benimsemişti. İçgüdülerine güvenerek piyasa trendlerine aykırı gibi görünen kararlar aldı. Bu kararlar Apple’ı rakiplerinden ayıran en önemli faktörlerden biri oldu. Basitlik sadece ürün tasarımında değil, ürün isimlerinde bile kendini gösteriyordu. Mac, iPod, iPhone gibi akılda kalıcı ve basit isimler Apple’ın minimalist yaklaşımının bir yansımasıydı.

Pazarlama stratejisi de bu sadelik anlayışıyla şekillendi. Küçük ve yetenekli bir ekiple çalışan Jobs, gereksiz aracıları ve onay süreçlerini ortadan kaldırarak hızlı ve etkili kararlar almayı mümkün kıldı. Reklamlar ürünün özüne odaklanan ve duygusal bir bağ kuran sade ve güçlü bir anlatım diline sahipti.

Steve Jobs’un Apple’a dönüşü, sadece bir şirketin kurtarılmasından çok daha fazlasını ifade ediyordu. Bu dönüş, sadelik, inovasyon ve kullanıcı odaklı tasarımın gücünün bir kanıtıydı. Jobs’un Hindistan’da edindiği felsefe, Apple’ı trilyon dolarlık bir imparatorluğa dönüştüren yolculuğun temelini oluşturdu.

Jobs, teknolojiyi sadece bir araç olarak değil insanların hayatlarını kolaylaştıran ve zenginleştiren bir deneyim olarak görüyordu. Bu vizyon Apple’ı bugün bildiğimiz inovasyon devi haline getirdi.

Bulutistan ve MES4, dijital dönüşümde işbirliği yapıyor!

0

Bulutistan ve MES4 arasında yapılan stratejik iş birliği, endüstriyel üretim süreçlerinde dijital dönüşümün hızlanmasına ve operasyonel mükemmelliğin artırılmasına olanak tanıyacak. MES4’ün SAP ile entegrasyonu ve Bulutistan’ın güçlü bulut altyapısı sayesinde, firmalar daha esnek, ölçeklenebilir ve verimli üretim çözümlerine erişebilecek. Bu ortaklık, firmaların rekabet avantajı kazanmasına ve operasyonel süreçlerinde önemli iyileştirmeler yapmasına yardımcı olacak.

Bulutistan ve MES4, dijital dönüşümde işbirliği yapacak

Endüstriyel üretim süreçlerinde dijitalleşmenin öneminin giderek arttığı günümüzde, Bulutistan ve MES4 arasında gerçekleşen bu iş birliği, üretim verimliliğini artırmayı ve dijital dönüşümü hızlandırmayı amaçlıyor. MES4’ün SAP ile uyumlu üretim yönetim çözümleri, Bulutistan’ın güvenilir bulut altyapısı ile birleşerek, firmalara daha verimli ve esnek üretim yönetimi sunuyor. Bu ortaklık, üretim süreçlerini optimize etmek, karar alma süreçlerini iyileştirmek ve genel verimliliği artırmak isteyen firmalar için önemli bir fırsat sunuyor.

Bulutistan Genel Müdürü Gökhan Gençtürk, iş birliğinin önemine değinerek, “Bulutistan ve MES4, endüstriyel üretim süreçlerinde dijital dönüşümü hızlandırmayı hedefliyor. MES4, SAP entegrasyonu ile özelleştirilebilen Üretim Yürütme Sistemi (MES) çözümleri sunuyor. Bulutistan ise güçlü ve güvenilir bulut altyapısıyla öne çıkıyor. Bu iş birliği ile müşterilere, üretim süreçlerini optimize etme ve verimliliklerini artırma imkânı sağlıyoruz. Gerçek zamanlı veri erişimi ve analiz imkanları sayesinde firmalar, daha bilinçli kararlar alabilecek ve rekabet avantajı elde edebilecekler” dedi. Gençtürk, bu iş birliğinin Endüstri 4.0 dönüşümüne büyük katkı sağlayacağını ve operasyonel mükemmeliyetin artırılmasını hedeflediklerini vurguladı.

Bulutistan ve MES4’ün bu ortaklıkla sundukları çözüm, üretim süreçlerinin dijitalleşmesini ve verimliliğini artırmayı amaçlıyor. Bu iş birliği, aynı zamanda müşterilere ölçeklenebilir ve güvenilir bir üretim yönetim platformu sağlayarak, Endüstri 4.0’ın sunduğu fırsatları en iyi şekilde değerlendirmelerini destekleyecek.

MES4 Satış ve İş Geliştirme Direktörü Serdar Aksoy, iş birliğinin detayları hakkında şunları söyledi: “Bu iş birliği, MES4’ün SAP ile derin entegrasyonunu ve Bulutistan’ın güçlü bulut altyapısını birleştirerek endüstriyel üretim süreçlerine yönelik kapsamlı ve ölçeklenebilir çözümler sunmayı hedefliyor. Müşterilerimize daha fazla değer sağlamayı, operasyonel verimliliklerini artırmayı ve rekabet avantajı kazanmalarını desteklemeyi amaçlıyoruz. Gerçekleştirilen bu güç birliği, üretim süreçlerini dijitalleştirerek, müşteri odaklı bir çözüm sunmayı hedefliyor.”

Aksoy, ayrıca bu ortaklığın, müşteri taleplerine göre şekillenecek özelleştirilmiş çözümler sunarak, üretim verimliliğini optimize etmeyi ve operasyonel süreçlerde iyileştirmeler yapmayı amaçladığını belirtti.

Bulutistan ve MES4 iş birliği, dijital dönüşüm süreçlerini hızlandırarak, endüstriyel üretim sektörüne yönelik yenilikçi çözümler sunuyor. Bu ortaklık, firmaların üretim süreçlerini daha verimli hale getirecek ve onlara gerçek zamanlı veri analizi imkanı tanıyacak. Ayrıca, bu çözümler sayesinde işletmeler, daha hızlı ve etkili kararlar alarak, operasyonel süreçlerdeki verimliliği artırabilecek.

Genel olarak, Bulutistan ve MES4 arasındaki bu stratejik ortaklık, Türkiye’deki endüstriyel üretim sektöründe dijital dönüşümün önünü açacak ve firmaların küresel rekabette güçlü bir yer edinmelerine yardımcı olacaktır.

Garanti BBVA, yeni platformu TAMİ ile ödeme çözümleri sunuyor!

0

Garanti BBVA, Türkiye’deki ödeme sistemleri pazarında sunduğu yenilikçi çözümlerle öncü olmayı sürdürüyor. Banka, ödeme sistemleri altyapısı ve dijital ödeme çözümleri sunan yeni iştiraki Garanti Ödeme ve Elektronik Para Hizmetleri A.Ş., TAMİ markasıyla faaliyetlerine başladı. TAMİ, Garanti BBVA’nın güçlü teknolojik altyapısı ve geniş ödeme sistemleri deneyimiyle, hızla büyüyen e-ticaret ve online ödeme dünyasında fark yaratmayı hedefliyor. TAMİ’nin sunduğu yeni ürünler ve çözümler, Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı Ceren Acer Kezik ve TAMİ Genel Müdürü Melda Çetin’in katılımıyla düzenlenen basın toplantısında tanıtıldı.

Garanti BBVA, yeni platformu TAMİ ile ödeme çözümleri sunacak

TAMİ’nin ana odak ürünleri, çoklu banka POS ve ön ödemeli kart olacak. Bu ürünler, tami.com.tr, TAMİ mobil uygulaması ve Garanti BBVA’nın dijital kanalları (Garanti BBVA Mobil ve İnternet) üzerinden erişilebilecek.

TAMİ’nin çoklu banka POS çözümü, özellikle e-ticaret ile faaliyet gösteren veya e-ticarete yeni başlayan işyerleri için büyük kolaylık sağlayacak. Bu ürünle, işletmeler tek bir TAMİ POS cihazı alarak birden fazla bankanın POS hizmetini tek çatı altında kullanabilecek. Bu sayede, farklı bankaların sunduğu taksit imkanlarından yararlanabilecek ve tüm finansal raporlarını tek bir yerden görüntüleyebilecekler.

Öte yandan, ön ödemeli kart çözümü, bankacılık sistemine dahil olamayan, kredi kartı kullanamayan ancak online alışveriş yapmak isteyen ev kadınları, öğrenciler ve gençler için önemli bir yenilik sunuyor. Bu kart, kullanıcıların banka hesabı olmadan e-ticaret alışverişlerinde kolayca kullanılabilmelerini sağlıyor. Kart sahipleri, herhangi bir banka hesabından para yükleyerek kartlarını anında kullanabilirler.

TAMİ’nin tanıtımı sırasında konuşan Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı Ceren Acer Kezik, “Garanti BBVA olarak, her zaman müşterilerimizin ihtiyaçlarına, beklentilerine ve deneyimlerine odaklanarak çözümler üretiyoruz. Ödeme sistemleri dünyası dijitalleşme ile hızla evrilirken, müşterilerin beklentileri de sürekli değişiyor. Bu doğrultuda, 2 yıllık geniş bir araştırma ve geliştirme sürecinin ardından, müşterilerimizin ihtiyaçlarına tam anlamıyla cevap veren, dijital ödeme süreçlerini daha da kolaylaştıran çözümler sunduk. TAMİ markamızla, müşterilerimize ‘tam istedikleri’ ödeme çözümlerini sunmayı hedefliyoruz. TAMİ’nin sunduğu yenilikçi çözümlerle e-ticaret ve online ödemeler dünyasına yeni bir soluk getireceğimize inanıyoruz.” dedi.

TAMİ Genel Müdürü Melda Çetin ise, TAMİ’nin, ülkemizde hızla büyüyen e-ticaretin getirdiği hızlı, güvenli ve kesintisiz ödeme alma ve ödeme yapma ihtiyaçlarına yanıt vermek üzere kurulduğunu belirtti. Çetin, şunları söyledi:

“TAMİ, KOBİ’lerden mikro işletmelere, e-ticaretle uğraşan işyerlerinden sosyal medya üzerinden ticaret yapan bireysel satıcılara kadar geniş bir kitleye yenilikçi ödeme çözümleri sunacak. Özellikle çoklu banka POS çözümümüzle, e-ticarete yeni başlayan veya mevcut POS sistemlerini değiştirmek isteyen işyerlerinin hayatını kolaylaştırmayı hedefliyoruz. Bu POS çözümü, birçok bankanın kartına taksit imkanı sunarken, raporlamaları tek bir merkezde toplama imkanı sağlıyor.”

Çetin, ayrıca ön ödemeli kart çözümünü tanıtarak, bankacılık sistemine dahil olmayan kullanıcıların bu kartları kolayca alabileceğini belirtti. 12-18 yaş arası gençler için ebeveyn kontrollü kart seçenekleri sunduklarını da ekledi. Bu sayede, ebeveynler çocuklarının harcamalarını takip edebilecek ve limit belirleyebilecekler.

TAMİ, e-ticaret alanında faaliyet gösteren işletmeler için sanal POS, linkli ödeme, kart saklama ve pazaryeri çözümleri gibi çeşitli ürünler de sunuyor. Ayrıca, firmaların ödeme süreçlerini kolaylaştırmak adına developer portal ve Sandbox gibi araçlar da sağlamaktadır. Çetin, “TAMİ olarak, sektördeki her ihtiyaca uygun çözümler geliştirmeye devam edeceğiz. Amacımız, e-ticaretin ve dijital ödeme süreçlerinin her aşamasında işletmelere ve bireylere en hızlı, güvenli ve kolay çözümleri sunmak.” dedi.

Fuzul Ventures, MonSpark’a yatırım yaparak portföyünü genişletti

0

Fuzul Holding’in inovatif iştiraklerinden Fuzul Ventures, stratejik yatırımlarıyla dikkat çekmeye devam ediyor. Şirket, son olarak 5 milyon dolar değerlemeye sahip web siteleri ve sunucular için geliştirilmiş izleme platformu MonSpark’a yatırım yaparak portföyüne yeni bir değer kattı.

Fuzul Ventures, MonSpark’a yatırım yaparak portföyünü büyütüyor

Türkiye’nin önde gelen şirketlerinden Fuzul Holding’in genç ve dinamik iştiraki olan Fuzul Ventures, girişimciliği ve yenilikçiliği desteklemeye kararlı bir şekilde devam ediyor. Bu doğrultuda, MonSpark’a yapılan yatırım, Fuzul Ventures’ın sektördeki yerini sağlamlaştırırken, teknoloji ve inovasyon alanındaki katkılarını artırma hedefiyle gerçekleştirildi. Yatırım anlaşması, Fuzul Ventures Yönetim Kurulu Başkanı Y. Furkan Akbal, Fuzul Toprak Yönetim Kurulu Başkanı Faruk Akbal, Rubikpara Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Akbal ve MonSpark (Peyk) Kurucu Ortağı Osman Doğan’ın katılımıyla fzlPLUS Genel Müdürlüğü’nde imzalandı.

Yatırım imza töreninin ardından bir açıklama yapan Fuzul Ventures Yönetim Kurulu Başkanı Y. Furkan Akbal, MonSpark’ın web siteleri ve sunucular için geliştirilmiş bir izleme platformu olarak, işletmelere dijital koruma sağladığını ve kesintisiz hizmet sunmalarını mümkün kıldığını vurguladı. Akbal, şu ifadeleri kullandı:

“Yatırım yaptığımız Peyk şirketinin ürünü olan MonSpark, web siteleri ve sunucular için sağladığı dijital güvenlik ile iş dünyasına önemli bir katkı sağlıyor. Start-up’lara yaptığımız yatırımlar, sadece portföyümüzü güçlendirmekle kalmıyor, aynı zamanda Türkiye’nin inovasyon kapasitesini artırmaya da katkıda bulunuyor. İnovasyonun, hem teknolojik hem de ekonomik büyümenin anahtarı olduğuna inanıyoruz. Bu tür yatırımlar, hem ekonomik hem de teknolojik büyüme için kritik bir rol oynuyor. Fuzul Ventures olarak, yenilikçi ve çözüm odaklı girişimlere yatırım yaparak dijital dönüşümü destekliyoruz. Bu yatırımlar, sadece Türkiye’nin inovasyon gücünü artırmakla kalmayıp, uzun vadede küresel pazarda ülkemizin rekabet gücünü pekiştirecektir.”

Fuzul Ventures, böylece Türkiye’nin dijital geleceğine katkıda bulunmayı sürdürürken, aynı zamanda küresel ölçekte rekabetçi bir girişim ekosistemi oluşturma yolunda önemli bir adım atmış oluyor.

Eco Wave Power, ABD’nin, ilk kara üstü dalga enerjisi projesi başlatıyor!

ABD Ordu Mühendisler Birliği tarafından verilen Nationwide Permit 52 izinleri kapsamında, Eco Wave Power’a sekiz dalga enerjisi yüzeri kurma izni verildi.

Yüzer sistemler, Los Angeles’taki Municipal Pier One’daki mevcut beton rıhtıma yerleştirilecek. Projede enerjinin dönüştürülmesi için iki 20 fitlik konteyner kullanılacak. Bu konteynerler, enerji dönüşüm birimlerini barındıracak ve halihazırda sahada hazır durumda.

Eco Wave Power’ın yüzerleri, dalgaların yükselip alçalma hareketlerini enerjiye dönüştürüyor. Bu hareketler, biyolojik olarak çözünebilen hidrolik sıvıyı sıkıştırıp deşarj eden hidrolik pistonlara bağlanıyor. Sıvı, basınçlı bir akümülatöre iletiliyor ve burada oluşan basınç, bir hidrolik motoru döndürerek jeneratörü çalıştırıyor. Üretilen elektrik, bir inverter aracılığıyla şebekeye aktarılıyor. Kapalı devre bir sistem olan bu mekanizmada, sıvı yeniden kullanılmak üzere tanklara geri dönüyor.

Proje, gelişmiş bir otomasyon sistemi ile kontrol ve izleme altında olacak.

Shell ile stratejik ortaklık

Eco Wave Power, Nisan 2024’te Shell ile bir ortaklık kurarak bu projeyi hayata geçirmeye başladı. Shell, projenin uygulama aşamasında Eco Wave Power ile iş birliği yapacak.

Eco Wave Power CEO’su Inna Braverman, “Bu son izni almaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Bu proje sadece bir teknolojik atılım değil, aynı zamanda yenilenebilir enerjiye geçişte küresel bir ilerleme anlamına geliyor.” ifadelerini kullandı.

Dalga enerjisinin potansiyeli

Şirket, İsrail’de ilk şebekeye bağlı dalga enerjisi sistemini işletiyor ve Tayvan ile Portekiz’de de yeni projeler kurmaya hazırlanıyor. Dalga enerjisinin, ABD Enerji Bakanlığı Ulusal Yenilenebilir Enerji Laboratuvarı’na göre, yüz milyonlarca evi enerjiyle besleyecek kadar potansiyeli bulunuyor.

Los Angeles Limanı’ndaki bu pilot proje, dalga enerjisinin güvenilir ve ana akım bir yenilenebilir enerji kaynağı haline gelmesi için önemli bir adım olarak görülüyor.

Tether, Quantoz Payments’a yatırım yapıyor!

0

Dijital varlık sektörünün en büyük şirketlerinden Tether, MiCAR uyumlu stablecoin’ler (EURQ ve USDQ) aracılığıyla Avrupa’da dijital varlık çözümleri sunmak amacıyla Quantoz Payments’a yatırım yapacağını duyurdu. Quantoz, Hadron by Tether teknolojisini kullanarak tokenizasyon süreçlerinde yenilikçi ve güvenli bir platform sunarken, dijital ekonomiyi dönüştürmeye ve finansal kapsayıcılığı artırmaya odaklanıyor.

Tether, Quantoz Payments’a yatırım yaptı

Tether, Avrupa’da MiCAR uyumlu dijital varlık çözümleri geliştirme hedefiyle Quantoz Payments’a yatırım yaptığını açıkladı. Bu yatırım, euro ve Amerikan doları bazlı dijital varlıkları (EURQ ve USDQ) destekleyerek finansal işlemleri daha hızlı, daha ekonomik ve daha şeffaf hale getirmeyi amaçlıyor.

Tether, USDT’nin yaratıcısı olarak, yeni stablecoin’lerle düzenleyici uyumlu dijital ödeme çözümlerini daha da geliştirmeyi hedefliyor. EURQ ve USDQ, geleneksel Avrupa ödeme sistemlerinden farklı olarak, dijital euro ve dolar transferlerini kolaylaştıran devrim niteliğinde bir deneyim sunacak.

Tether CEO’su Paolo Ardoino, Quantoz’a yapılan yatırım hakkında açıklamalarda bulunarak, “Tether olarak, Quantoz’a desteğimizle dijital varlık ekosisteminde yenilikçi ve düzenlemelere uygun çözümleri teşvik etmeye devam edeceğiz. Quantoz’u destekleyerek ve Hadron by Tether gibi teknoloji çözümleri sunarak, dijital varlık ekosistemindeki güveni artıran, uyumlu ve kullanıcı dostu finansal araçları genişletmeye olan bağlılığımızı güçlendiriyoruz” dedi.

Hadron by Tether, token’laştırılmış varlıkların ihraç edilmesinden yönetimine kadar tüm süreçleri kapsayan sezgisel bir platform sunuyor. Platform, token ihracı, yönetimi, uyumluluk, KYC/KYT, risk yönetimi ve cüzdan entegrasyonu gibi önemli hizmetlerle dijital varlık ekosistemine kapsamlı çözümler sunuyor. Hadron, blockchain ile merkezi borsalar arasında güvenli bir köprü kurarak tokenizasyon süreçlerini daha verimli ve güvenli hale getiriyor.

Tether, Quantoz gibi yenilikçi girişimlere yaptığı yatırımlarla dijital ekonomiyi dönüştürürken, finansal kapsayıcılığı ve ekonomik fırsatları genişletiyor. Hadron by Tether teknolojisinin ilk halka açık kullanıcılarından olan Quantoz, Avrupa ve dünya genelinden büyük ilgi görerek dijital varlık tokenizasyonu konusunda öncülük ediyor. Bu teknoloji, hisse senetleri, tahviller, gayrimenkuller ve sadakat puanları gibi çeşitli varlık türleri için yenilikçi çözümler sunuyor.

Alphabet’in Anthropic yatırımına İngiliz düzenleyicilerden yeşil ışık!

CMA, Alphabet ve Anthropic arasındaki bu düzenlemenin mevcut birleşme kuralları kapsamında soruşturma gerektirmediğine karar verdi.

Geçtiğimiz ay CMA, Alphabet’in Anthropic’e yaptığı çeşitli yatırımları değerlendirmek üzere birinci aşama incelemesi başlatmıştı. Alphabet, 2022’nin başlarında Anthropic’e 300 milyon dolarlık bir yatırım yapmış, ardından 2 milyar dolarlık ek bir destek sağlamıştı.

Anthropic, büyük dil modelleri (LLM) geliştiren ve Claude adlı bir sohbet robotunu piyasaya süren San Francisco merkezli üç yıllık bir girişim.

CMA’nın değerlendirmesinde, Alphabet’in bu yatırımla Anthropic üzerinde “maddi bir etki” yaratıp yaratmadığı incelendi. Özellikle Alphabet’in, ticari ilişki yoluyla Anthropic’in yönetim kurulunda nüfuz sahibi olup olamayacağı veya altyapısal (örneğin bulut bilişim) bağımlılıkların rekabeti engelleyip engellemeyeceği ele alındı. CMA, mevcut kanıtların Alphabet’in Anthropic üzerinde böyle bir etki yaratamayacağını gösterdiğini belirtti.

Ayrıca, yapay zeka girişiminin İngiltere’deki cirosunun 70 milyon sterlinlik eşiğin altında olması nedeniyle, düzenlemenin “ciro testi” kriterlerini karşılamadığı da vurgulandı.

Büyük teknoloji şirketlerinin yatırım stratejileri

Alphabet’in yanı sıra Amazon da geçtiğimiz dönemde yapay zeka girişimine 4 milyar dolarlık yatırım yaparak dikkat çekti. CMA, bu düzenlemeyi de değerlendirmiş ve benzer şekilde bir soruşturma açılmasına gerek olmadığına karar vermişti.

Bu tür stratejik yatırımlar, büyük teknoloji şirketlerinin yenilikçi girişimleri kontrol altına almak için kullandığı yeni yöntemlerin bir parçası olarak görülüyor. Özellikle startup kurucularını işe alma veya stratejik yatırımlarla etkilerini artırma gibi yöntemler, teknoloji dünyasında “yarı birleşme” olarak adlandırılan bir trendin parçası.

Yapay zeka girişimi Anthropic, SK Telecom'dan 100 milyon dolar yatırım Aldı

CMA’nın Alphabet-Anthropic ortaklığını onaylaması, büyük teknoloji şirketlerinin yapay zeka inovasyonlarıyla olan ilişkilerinde önemli bir emsal oluşturabilir. Rekabet kurumları, bu tür yatırımların piyasayı nasıl şekillendirdiğini yakından izlese de mevcut düzenlemeler, Alphabet’in bu ortaklıkla rekabeti sınırlayacak bir güç kazanmadığını ortaya koyuyor.

Bu karar, hem Alphabet hem de Anthropic için önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Yapay zeka girişimi, Alphabet ve Amazon gibi devlerin yatırımlarıyla yapay zeka alanındaki çalışmalarını hızlandırabilirken, Alphabet de inovasyon ekosistemindeki etkisini artırmaya devam edebilir.

Türkiye’nin geleceği bilişim sektöründe şekillenecek!

0

Bilişim Sanayicileri Derneği (TÜBİSAD), 18 Kasım’da “Bilişim Sektörünün Geleceği ve Ekosistem Ekonomisi” başlıklı bir toplantı düzenledi. Etkinlikte, Türkiye’nin bilişim sektöründeki büyüme potansiyeli ve bu büyümenin global rekabet gücünü artıracak yolları tartışıldı.

TÜBİSAD Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Tombalak, bilişim sektörünün ülkenin geleceğini belirleyecek bir unsur olduğunu ifade ederek, büyümenin teknoloji, ekosistem ve yatırımla mümkün olabileceğini vurguladı.

Toplantıda, bilişim ekosisteminin güçlendirilmesi için çeşitli stratejiler gündeme getirildi. Şirketlerin in-house geliştirdiği çözümleri dış pazarlara açması, veri merkezlerinin ekosisteme taşınarak değer merkezlerine dönüştürülmesi ve beyin gücünün ekonomik katkıya yönlendirilmesi bu stratejilerin temelini oluşturdu. Tombalak, ekosistem ekonomisinin sürdürülebilirlik ve teknolojiyle uyumlu bir yapı oluşturarak global pazarlarda daha fazla pay elde edilmesine katkı sağlayacağını belirtti.

PwC, Deloitte ve KPMG’nin sunumlarında, Türkiye’nin dijital ekonomideki düşük payının ekosistem eksikliklerinden kaynaklandığı ifade edildi. Yapılan analizlerde, Türkiye’nin dijital dönüşüm potansiyelinin artırılması için güçlü bağlantı altyapıları, stratejik teşvikler ve inovasyon projelerinin hayata geçirilmesi gerektiği vurgulandı. Dijital dönüşümün ana unsurları olarak yapay zeka ve bulut bilişim teknolojilerinin öne çıktığı belirtilirken, bu teknolojilerin yaygınlaştırılmasının önemine dikkat çekildi.

İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, dijital dönüşüm projelerinde yalın sistem mimarisinin ve ekosistem uyumunun kritik olduğunu belirtti. Bankacılık sektöründe ekosistemden yeterince faydalanılmadığını ifade eden Garanti BBVA Genel Müdürü Mahmut Akten ise, fintech işbirliklerinin sektör için büyük fırsatlar sunduğunu söyledi.

Akten, Türkiye’nin fintech alanında büyük bir potansiyele sahip olduğunu, ancak global başarılar elde etmek için girişimcilik ekosisteminin yatırımcılar açısından cazip hale getirilmesi gerektiğini vurguladı.

Index Grup Yönetim Kurulu Başkanı Erol Bilecik, teknolojinin ekonomik büyümede itici bir güç olduğunu belirterek, yapay zeka, 5G ve nesnelerin interneti gibi alanlarda işbirliğinin artırılmasının gerekliliğine dikkat çekti.

TÜBİSAD’ın bu alandaki çalışmalarının Türkiye’nin bilişim sektörünü daha güçlü bir yapıya kavuşturacağını ifade etti. Toplantı, Türkiye’nin bilişim sektöründe rekabet gücünü artırmak ve global pazarda daha fazla yer almak için atılması gereken adımlara dair önemli mesajlarla sona erdi.

Avrupa’nın umudu Northvolt iflasın eşiğinde!

2015 yılında iki eski Tesla yöneticisi tarafından kurulan ve elektrikli araçlar için lityum-iyon batarya teknolojisinde uzmanlaşan İsveç merkezli Northvolt, ciddi bir krizle karşı karşıya. Avrupa’nın, Çin’in elektrikli araç bataryalarındaki hakimiyetini kırma umudu olarak görülen şirket, üretimde yaşadığı sıkıntılar nedeniyle hedeflerinden oldukça uzaklaştı. Kuzey İsveç’teki fabrikasında üretim kesintileri yaşayan Northvolt, belirlenen haftalık üretim hedeflerini tutturamıyor. Örneğin, 2024 sonuna kadar haftalık 51.000 hücre üretme hedefi konulmuşken, son raporlara göre bu sayı 26.000 seviyesinde kaldı. Şirket, hedeflerin müşteri siparişlerine göre belirlendiğini savunsa da temel hedeflerinden biri olan haftalık 100.000 hücre üretimine ulaşamayacağını kabul etti.

Avrupa’nın umudu Northvolt iflasın eşiğine geldi

Northvolt, geçtiğimiz Eylül ayında maliyetleri düşürmek adına global iş gücünün yüzde 20’sini işten çıkardı ve operasyonlarını küçülttü. Ancak bu önlemler de şirketi düzlüğe çıkaramadı. Şirketin ABD’de iflas koruma başvurusu yapmayı değerlendirdiği iddiaları gündeme gelirken, Northvolt bu konuda yorum yapmayı reddediyor. Bununla birlikte, üretimdeki sıkıntılar nedeniyle Haziran ayında BMW’den aldığı 2 milyar avroluk dev bir sözleşmeyi kaybetti. Bu kaybın ardından üretim, Scania gibi kamyon üreticileri ile Volkswagen’in Audi ve Porsche gibi lüks markalarına odaklandı.

Avrupa'nın umudu Northvolt iflasın eşiğine geldi.
Avrupa’nın umudu Northvolt iflasın eşiğine geldi.

Avrupa, Çin’in CATL ve BYD gibi devleri karşısında batarya üretiminde rekabet gücü kazanmayı amaçlarken, Northvolt’un başarısızlığı bu umutları zayıflattı. Statista’nın verilerine göre Çin, elektrikli araç bataryası pazarında yüzde 65’in üzerinde bir pazar payına sahip ve sadece CATL bu pazarın yüzde 37’sini kontrol ediyor. Northvolt’un yaşadığı problemler, üretim sürecinin zorluğundan kaynaklanıyor. Uzmanlar, batarya hücrelerinin geniş ölçekte üretiminin teknik açıdan büyük zorluklar barındırdığını belirtiyor.

Son olarak, Northvolt’un Skelleftea fabrikasındaki iki üretim binasından birinde Ekim ayı sonunda üretimi askıya aldığı ve bunun Aralık ayına kadar süreceği bildirildi. Ayrıca, şirketin 7/24 üretim döngüsünü sonlandırarak yalnızca hafta içi üretime geçtiği ifade ediliyor. Her şeye rağmen, sektör uzmanları Northvolt’un sorunlarına rağmen Avrupa’daki diğer batarya üreticilerine kıyasla daha önde olduğunu vurguluyor. Ancak şirketin ayakta kalıp kalamayacağı büyük bir soru işareti olarak gündemdeki yerini koruyor.

Baltık Denizi’ndeki denizaltı iletişim hatlarında önemli hasar! Sabotaj şüphesi üzerinde duruluyor!

0

Yerel kaynaklardan alınan bilgilere göre, Litvanya ile İsveç arasındaki denizaltı kablonun fiziksel olarak kesildiği doğrulanırken, Finlandiya ile Almanya arasındaki ikinci kablonun hasar nedeni henüz belirlenemedi. Ancak yetkililer, bu olayın da kasıtlı bir saldırı olabileceğini değerlendiriyor.

Bu olay, ABD’nin geçtiğimiz Eylül ayında Rusya’nın denizaltı iletişim hatlarını sabote edebileceğine dair yaptığı uyarının ardından geldi. İskandinav ülkelerinin devlet televizyonlarının yaptığı ortak araştırma, Rusya’nın bölgede sabotaj ve casusluk amacıyla kullanılan bir gemi filosu konuşlandırdığını ortaya koymuştu. Bu programın, hem iletişim kablolarını hem de deniz üstü rüzgar çiftliklerini hedef aldığı ileri sürülmüştü.

Kapsamlı inceleme başlatıldı

Finlandiya ve Almanya’nın dışişleri bakanları tarafından yapılan ortak açıklamada, “Baltık Denizi’nde Finlandiya ile Almanya’yı bağlayan denizaltı kablosunun kesilmiş olması bizleri derinden endişelendiriyor. Bu tür bir olayın hemen kasıtlı zarar verme şüphesi uyandırması, zamanımızın ne kadar kırılgan olduğunun bir göstergesidir. Avrupa güvenliği yalnızca Ukrayna’ya yönelik Rusya’nın saldırgan savaşından değil, aynı zamanda kötü niyetli aktörlerin yürüttüğü hibrit savaşlardan da tehdit altındadır. Kritik altyapımızın korunması, toplumlarımızın güvenliği ve direnci için hayati öneme sahiptir.” ifadelerine yer verildi.

Alternatif altyapı ve tamir süreci

Litvanya ile İsveç arasındaki kablo, Litvanya’nın internet kapasitesinin yaklaşık üçte birini taşıyor. Yetkililer, bu kablonun onarımının birkaç hafta süreceğini ve hava koşullarının tamir çalışmalarını etkileyebileceğini belirtti.

Finlandiya-Almanya kablosu için ise hasarın kaynağı araştırılmaya devam ediliyor. Cinia adlı devlet kontrolündeki Fin şirketi, kabloyu henüz fiziksel olarak inceleyemediklerini, ancak ani kesintinin dış müdahale kaynaklı olabileceğini bildirdi.

Kritik altyapının güvenliği öncelikli

Baltık Denizi’ndeki bu kesintiler, Avrupa’da denizaltı iletişim hatlarının güvenliğine yönelik endişeleri artırıyor. Her ne kadar veri akışı çoğunlukla birden fazla kablo üzerinden yönlendirilerek tek bir hatta bağımlılık azaltılmış olsa da bu tür olaylar, bölgenin savunma mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğine işaret ediyor.

Avrupa ülkeleri, bu kritik altyapıları korumak için daha etkili bir güvenlik stratejisi geliştirmeyi planlıyor. Bu olayın sonuçları, gelecekteki denizaltı altyapı projelerinde de etkili olacak gibi görünüyor.

Canva, eski Zoom yöneticisini işe alarak ne planlıyor?

Bu hamle, şirketin halka arz (IPO) sürecine hazırlanırken önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Canva tarafından işe alınan Steckelberg, Zoom’un 2019’daki başarılı halka arzını yöneten ve pandemi döneminde şirketin büyümesini destekleyen isim olarak tanınıyor.

Canva’nın yükselen başarısı ve geleceğe bakış

2013 yılında kurulan ve merkezi Avustralya’nın Sidney kentinde bulunan Canva, grafik tasarım yazılımı alanında Adobe ile rekabet eden önemli bir isim. Şirket, 2021’deki 40 milyar dolarlık zirve değerlemesinin ardından şu anda 32 milyar dolarlık bir piyasa değerine sahip. Platform, 220 milyon aylık kullanıcıya ve yıllık 2,5 milyar dolarlık gelir rakamına ulaştığını açıkladı.

Şirket, bir süredir durgun olan teknoloji sektörü IPO’ları arasında dikkat çekici bir aday olarak öne çıkıyor. Son haftalarda, yazılım şirketi ServiceTitan ve yapay zeka çip üreticisi Cerebras gibi şirketler de halka arz için başvuruda bulunmuş durumda. Canva ise IPO takvimi hakkında resmi bir açıklama yapmaktan kaçınıyor.

Kelly Steckelberg’in deneyimi Canva’ya ne katacak?

Zoom’un finans departmanını 7 yıl boyunca yöneten Steckelberg, pandeminin zirve döneminde şirketin piyasa değerini 160 milyar dolara çıkarmayı başardı. Ancak bu dönemden sonra Zoom hisseleri değer kaybetti ve şirket bugünkü değerinin %85’ini kaybetti.

Steckelberg, Zoom’dan ayrıldığını geçtiğimiz Ağustos ayında duyurmuş ve görevini eski Microsoft yöneticisi Michelle Chang’e devretmişti.

Canva, Leonardo.ai'i satın alarak üretken yapay zeka hamlesini güçlendirdi!

Canva, Steckelberg’in liderliği altında IPO sürecinde finansal altyapısını daha da güçlendirmeyi ve küresel piyasalardaki yerini sağlamlaştırmayı hedefliyor. Şirket tarafından yapılan açıklamada, “Kelly’nin stratejik liderlik becerileri ve kurumsal ölçekleme konusundaki deneyimi, liderlik ekibimize değer katacak.” denildi.

Rekabetçi teknoloji sektöründe yeni dönem

Kelly Steckelberg’in Zoom’daki başarısı ve deneyimi, şirketin halka arz sürecinde güçlü bir destek sunabilir. Canva’nın rakibi Adobe’nin de pazardaki güçlü konumu göz önünde bulundurulduğunda, şirketin stratejik adımları IPO sonrası dönemde belirleyici olacak.

Canva’nın finansal yapısındaki bu güçlendirme adımı, teknoloji dünyasında halka arz trendinin yeniden canlanabileceğine dair sinyaller veriyor. Sektör uzmanları, Canva’nın başarılı bir IPO gerçekleştirmesi durumunda, diğer teknoloji şirketlerinin de halka açılma kararlarını hızlandırabileceğini belirtiyor.

TSMC, yeni nesil çip üretimine hazırlanıyor!

0

Yarı iletken sektörünün önde gelen isimlerinden TSMC, çip üretiminde devrim yaratabilecek yeni bir teknolojiye adım atmaya hazırlanıyor. Şirket, Hollanda merkezli ASML tarafından üretilen yüksek sayısal açıklıklı (High-NA) aşırı ultraviyole (EUV) litografi sistemini 2024’ün sonuna kadar teslim almayı ve Tayvan’daki Hsinchu Ar-Ge merkezine kurmayı planlıyor. Bu teknoloji, TSMC’nin 2nm ve altı üretim süreçlerindeki hedeflerine ulaşmasında belirleyici bir rol oynayacak ve çip endüstrisinde yeni bir dönemin kapılarını aralayacak.

TSMC, yeni nesil çip üretimine hazırlanmaya başladı

High-NA EUV litografi, standart EUV sistemlerine kıyasla daha yüksek çözünürlük ve hassasiyet sağlayarak çip yüzeyinde çok daha ince desenleme yapma imkânı sunuyor. Bu özellik, özellikle yapay zeka ve ileri düzey teknolojiler için gerekli olan yüksek performanslı çiplerin üretiminde büyük bir avantaj sağlıyor. TSMC, bu yeni sistemi öncelikle 1.4nm üretim sürecinde, yani A14 teknolojisinde kullanmayı planlıyor. 2027 yılında seri üretime geçmesi beklenen bu süreç, TSMC’nin 2nm altındaki teknolojilerdeki liderliğini daha da güçlendirecek. Ancak bu sistemlerin tam performansla çalışabilmesi için detaylı testler ve süreç optimizasyonları gerekecek. Faaliyete geçtiğinde, bu yeni teknoloji TSMC’nin mevcut kapasitesini birkaç nesil ileri taşıyarak A10 seviyesine ulaşmasına olanak tanıyacak. Ayrıca, TSMC 2026 yılında N2 (2nm) sürecini devreye almayı da hedefliyor.

Şirketin geçmişteki başarıları da bu hedeflere ulaşmasındaki kararlılığını gözler önüne seriyor. 2019 yılında ticari EUV litografiyi ilk kez N7+ süreciyle kullanıma sokan TSMC, o tarihten bu yana EUV sistemlerini hızla genişletti. Günümüzde, dünya çapındaki EUV kurulumlarının %56’sı TSMC’ye ait. Şirket, 2022 yılında 84 EUV sistemi işletirken, 2023’te bu sayıyı 100’ün üzerine çıkardı.

ASML tarafından üretilen High-NA EUV sistemlerinin birim fiyatı yaklaşık 400 milyon dolar civarında ve teslimatlar bu yıl itibarıyla başladı. İlk teslimatlar Intel’e yapılırken, sıradaki müşteri TSMC olarak öne çıkıyor. Bu sistemlere erken erişim sağlamak, TSMC’nin özellikle Samsung Electronics ile arasındaki rekabet avantajını daha da artırmasını mümkün kılacak gibi görünüyor. Bu teknolojiyle TSMC, yalnızca mevcut liderliğini pekiştirmekle kalmayıp, çip üretiminde yeni standartlar belirleme yolunda da önemli bir adım atmış olacak.

Xiaomi üçüncü çeyrek sonuçlarını açıkladı!

0

Xiaomi2024 yılının üçüncü çeyreğine ilişkin finansal sonuçları açıkladı. Beklentileri aşarak gelirlerinde bir önceki yıla kıyasla ciddi bir artış yakalayan Çinli üreticinin büyümeye devam etmeyi istediği ve en son teknolojilerde küresel liderliği hedeflediği ifade ediliyor.

Xiaomi’nin gelirleri 12,9 milyar dolara ulaştı

Xiaomi’nin üçüncü çeyrekteki toplam geliri bir önceki yıla kıyasla yüzde 30,5 oranında artarak 92,5 milyar RMB’ye (12,9 milyar dolar) ulaştı ve düzeltilmiş net kârı 6,3 milyar RMB (882 milyon dolar) olarak açıklandı.

Xiaomi'nin gelirleri 12,9 milyar dolara ulaştı

Bunu biraz daha açacak olursak, akıllı telefon işinde 47,5 milyar RMB (6,65 milyar USD), IoT ve yaşam tarzı ürünlerinde 26,1 milyar RMB (3,65 milyar dolar) ve internet hizmetleri alanlarında 8,5 milyar RMB (1,19 milyar USD) gelir elde edildi.

Bununla birlikte, Xiaomi’nin elektrikli otomobil ve diğer yeni girişimlerinden elde ettiği gelir 9,7 milyar RMB’ye (1,36 milyar dolar) ulaşarak 10 milyar RMB kilometre taşına yaklaştı.

Xiaomi, üçüncü çeyrekte nakit kaynaklarını artırarak 30 Eylül 2024 itibarıyla 151,6 milyar RMB (21,22 milyar dolar) ile yeni bir zirveye ulaştı. Bu yılki 11.11 alışveriş festivali sırasında ise markanın çok kanallı kümülatif brüt ürün değeri 31,9 milyar RMB’yi (4,47 milyar dolar) aşmayı başardı.

Telefon dolandırıcılığına karşı yapay zeka çözümü geliyor!

Günümüzde telefon dolandırıcılığı, özellikle yaşlıları hedef alan ciddi bir sorun haline gelmiş durumda. İngiliz telekomünikasyon şirketi O2, bu sorunu çözmek amacıyla oldukça yaratıcı bir yaklaşım geliştirdi. “Yapay zeka babaanne” adı verilen bir yapay zeka karakteri, dolandırıcıların kendi yöntemlerini onlara karşı kullanarak etkili bir çözüm sunuyor. Yaşlı bir kadın gibi davranan bu yapay zeka, dolandırıcılık listelerinde yer alan veya şüpheli görülen numaralardan gelen çağrıları cevaplayarak devreye giriyor.

Telefon dolandırıcılığına karşı yapay zeka çözümü geliştirildi

Yapay zeka babaanne, gelen aramalarda dolandırıcıları zekice ve mizahi bir şekilde meşgul ediyor. Bu esnada sahte kişisel bilgiler paylaşarak dolandırıcıların zamanını boşa harcıyor ve böylece gerçek insanların dolandırılmasını engelliyor.

Telefon dolandırıcılığına karşı yapay zeka çözümü geldi.

Yapay zeka, sonsuz bir sabırla dolandırıcılarla konuşmayı sürdürerek onları oyalarken, dolandırıcılık girişimlerini etkisiz hale getiriyor. Bu yöntem, yapay zekanın yalnızca teknolojik gelişmelerde değil, aynı zamanda toplumsal sorunların çözümünde de ne kadar yaratıcı bir şekilde kullanılabileceğini gözler önüne seriyor.

O2’nin bu inovasyonu, yapay zekanın etik tartışmalarla gündeme geldiği bir dönemde, onun olumlu ve faydalı bir kullanım alanı olabileceğini kanıtlıyor. Dolandırıcıları kendi yöntemleriyle alt eden bu dijital büyükanne, hem etkili bir güvenlik önlemi hem de eğlenceli bir teknoloji uygulaması olarak dikkat çekiyor. Bu tür yaratıcı çözümler, yapay zekanın gelecekte toplumsal sorunlara yönelik potansiyelinin çok daha geniş olduğunu ortaya koyuyor.