Bu karar, birkaç gün önce iPhone 16’nın Endonezya genelindeki satışının engellenmesinin ardından geldi.
Ülkede, yerli üretim ve içerik koşullarını karşılamayan firmalar satış yapamıyor. Sanayi Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Google’ın yerli içerik sertifikasyonu alana kadar telefonlarının piyasaya sürülmesine izin verilmeyeceği belirtildi.
Yerli içerik zorunluluğu
Endonezya’nın yerli içerik politikası, ülkede satılacak akıllı telefonların %40’ının yerel bileşenlerden oluşmasını şart koşuyor. Bu gereksinim, ürünlerin yerel üretimi, yazılım geliştirme veya doğrudan yatırım yoluyla karşılanabiliyor. Samsung ve Xiaomi gibi markalar, ülkede fabrikalar kurarak bu gerekliliği karşılarken, Apple, Endonezya’da geliştirdiği yazılım akademileriyle yerli içerik şartını yerine getirmeyi tercih etti.
Sanayi Bakanlığı Sözcüsü Febri Hendri Antoni Arief, yerli içerik politikasının yatırımcılar arasında adaleti sağlamak ve Endonezya’nın sanayi yapısını güçlendirmek amacıyla oluşturulduğunu ifade etti. Arief, kuralların tüm yatırımcıların Endonezya’da katma değer yaratmalarını amaçladığını vurguladı.
iPhone 16 da yasaklı listede
Google’ın yanı sıra, Apple’ın yeni nesil iPhone 16 serisinin satışları da geçtiğimiz hafta aynı gerekçeyle yasaklanmıştı.
Apple, yerel içerik şartını karşılayabilmek adına 95 milyon dolarlık bir yatırım sözü verse de henüz bu gereksinimi yerine getirmedi. Apple’ın mevcut durumu çözmesi için geliştirici akademileri gibi mevcut girişimlerin ötesinde ek yatırımlar yapması gerekecek.
Ülkedeki bu politikalar, büyük tüketici pazarını iç ekonomik büyüme için bir kaldıraç olarak kullanma amacı taşıyor. Ülkenin yerli içerik düzeyi sertifikasyonu, teknoloji firmalarının satış yapabilmesi için bir zorunluluk haline gelmiş durumda ve bu koşulları karşılamayan markaların pazara erişimleri kısıtlanıyor.
Buna göre Google ve Apple, Endonezya’da satışlarına devam etmek için ya üretim tesisleri kurmalı ya da yazılım geliştirme gibi ek projelerle yerel içerik gereksinimlerini karşılamalı.
Endonezya’nın akıllı telefon pazarındaki zorluklar ve fırsatlar
Endonezya, Güneydoğu Asya’nın en büyük akıllı telefon pazarı olmasına rağmen, Google ve Apple ülkedeki en popüler beş marka arasında yer almıyor.
Özellikle Samsung ve Xiaomi gibi markalar, yerel üretim tesisleri kurarak pazardaki konumlarını güçlendirmiş durumda. Endonezya hükümeti ise bu politika sayesinde teknoloji devlerinden yatırım çekmeyi ve yerel ekonomiyi büyütmeyi hedefliyor.
Bu düzenleme, ülkenin sanayi politikasının önemli bir parçası olarak öne çıkarken, teknoloji firmaları için ise Endonezya pazarına girebilmenin önünde önemli bir engel oluşturuyor.
BETA Technologies, elektrikli uçak geliştirme alanında önemli bir adım atarak, QIA (Katar Yatırım Otoritesi) liderliğindeki Seri C yatırım turunda 318 milyon dolar finansman sağladı. Bu tura Fidelity Management & Research Company, TPG Rise Climate ve United Therapeutics gibi diğer önemli yatırımcılar da katıldı. 2022’deki önceki yatırım turunda 2.4 milyar dolarlık bir değerlemeye ulaşan BETA, bu yeni yatırım ile birlikte toplam yatırım tutarını 1 milyar doların üzerine çıkardı. Ancak, bu turda ulaştığı değerlemeyi açıklamaktan kaçınarak, daha yüksek bir değere sahip olduğunu belirtti.
Elektrikli uçak şirketi BETA Technologies, tam 318 milyon dolar yatırım alıyor
2017 yılında kurulan BETA Technologies, hava taşımacılığını daha güvenilir, çevre dostu ve maliyet etkin bir hale getirmeyi hedefleyerek elektrikli uçaklar geliştiriyor. Elde ettiği yatırım sayesinde, dikey kalkış ve iniş yapabilen eVTOL uçaklarının üretimini hızlandırmayı planlıyor. Şirket, kargo, lojistik, tıbbi ve yolcu taşımacılığı alanlarında hem ticari hem de askeri müşterilere hizmet veriyor. Geliştirdiği tamamen elektrikli uçak ve altyapı sistemleri, ALIA CTOL ile geleneksel pistleri kullanan ve ALIA VTOL ile dikey kalkış ve iniş yapabilen uçakları içeriyor.
Her iki model de BETA’nın yüksek performanslı elektrikli tahrik teknolojilerinden ve fly-by-wire uçuş kontrol sistemlerinden faydalanıyor ve sertifikalandırma sürecine hazırlanıyor. Uçakların yanı sıra çok modlu şarj sistemleri de geliştiren BETA, Amerika Birleşik Devletleri genelinde havalimanlarında bir şarj ağı kurma çalışmalarına devam ediyor. Doğu ve güney bölgelerinde altyapı kurulumunu tamamlayan şirket, bu ağı önce ülke çapında, ardından da küresel ölçekte genişletmeyi planlıyor.
BETA’nın Kurucusu ve CEO’su Kyle Clark, bu yatırımın elektrikli havacılığın ticarileştirilmesi sürecindeki ilerlemeleri ve önemli dönüm noktalarını doğruladığını ifade etti. Ayrıca, uzun yıllar boyunca uçaklarının güvenliği ve güvenilirliği konusunda ortaklarıyla birlikte çalışmalar yaptıklarını belirterek, şimdi müşterileri için ürünler üretmeye başladıklarını söyledi. Yatırımcıların ekibe ve vizyona olan güveni için minnettar olduklarını da ekledi. QIA’nın Amerika’daki baş yatırım sorumlusu Mohammed Al-Sowaidi ise, BETA’nın elektrikli havacılık pazarındaki liderliğini vurgulayarak, bu yatırımın enerji geçişini gerçekleştiren şirketlere yönelik yatırım çabalarıyla tam uyumlu olduğunu dile getirdi.
NASA’nın Artemis programının bir parçası olarak İnsan İniş Sistemi’ni desteklemek üzere kullanılan bu teknoloji, SpaceX’in Starship ile gerçekleştireceği ticari ve uzay keşfi hedefleri için de kritik bir aşama olarak öne çıkıyor.
FAA onayı hazır, yol açık
SpaceX ile Federal Havacılık İdaresi (FAA) arasında geçmiş görevlerde yaşanan anlaşmazlıklar, beşinci uçuş öncesinde yoğun bir şekilde gündeme gelmişti.
Elon Musk’ın, FAA ile ilgili sert açıklamaları ve sosyal medya paylaşımları bu sürecin zorluklarına dikkat çekti. Ancak altıncı uçuş için şimdiden FAA onayı alınmış durumda. SpaceX’in uçuş güzergâhında herhangi bir değişiklik yapılmadığı sürece, bu onay sayesinde operasyon hız kesmeden devam edecek.
FAA, görevin beşinci uçuşla büyük ölçüde aynı olduğu için sadece küçük değişiklikleri onayladı; daha büyük farklılıklar olması durumunda ise detaylı bir inceleme yapılması gerekecek. Ancak SpaceX’in, FAA onay sürecine takılmadan hızlı bir şekilde altıncı uçuşa geçebilmesi şirketin çalışma temposunu artırıyor.
Yeni testler yapıldı, iyileştirmeler devam ediyor
SpaceX, Starbase’deki faaliyetlerine hız kesmeden devam ediyor. Şirketin altıncı uçuşa özel Super Heavy roketi, geçtiğimiz hafta orbital kalkış platformunda statik ateşleme testine tabi tutuldu. Bu test, bir önceki uçuşun ardından yaklaşık bir hafta gibi kısa bir sürede gerçekleşti. Ancak roket fırlatma rampasının, son uçuş sonrası onarım süreci diğer görevlere kıyasla daha kısa sürdü. SpaceX’in Starship platformunun halen gelişim aşamasında olması, bu sürecin daha kısa sürede tamamlanmasına imkan tanıyor.
Yeni Starship üst aşaması ise Teksas’ta Rio Grande Nehri yakınındaki eski Massey atış alanında test sürecine geçti. Bu süreçte, hem roket hem de üst aşamanın uçuş öncesinde birkaç testten daha geçmesi planlanıyor. Beşinci uçuşta yaşanan bazı teknik aksaklıklar, altıncı görev öncesi çözülmesi gereken zorlukları gözler önüne serdi.
Örneğin, iniş sırasında bazı uçuş parametreleri yüzünden neredeyse başarısızlıkla sonuçlanacak bir iniş gerçekleşmişti. Ayrıca roketin bir bölgesinde metal plakalar hasar görerek uçuş sırasında kritik valfleri açığa çıkardı. Bu tür sorunlar, SpaceX mühendisleri tarafından giderilmeye çalışılıyor.
SpaceX çalışanları, Elon Musk‘ın liderliğinde altıncı görev için hızla çalışırken, risklerin azaltılması ve hızın dengelenmesi konusunda da titizlikle ilerliyor. Musk’ın, sosyal medya platformu X’te (eski adıyla Twitter) Diablo oyununu oynadığı sırada duyurduğu bilgiye göre, FAA onay süreci artık engel teşkil etmediğinden, şirket tamamen uçuşa odaklanmış durumda.
Ekip, altıncı uçuşun büyük ölçüde beşinci uçuşla benzer olmasını planlıyor. Yine de yörüngede bazı operasyonel değişiklikler yapılabileceği ifade ediliyor. Altıncı uçuşun Aralık ayında gerçekleşmesi beklenirken, testlerin başarılı bir şekilde tamamlanması durumunda bu tarihin daha da öne çekilebileceği konuşuluyor.
SpaceX’in hız odaklı yaklaşımı sayesinde, bir sonraki Starship görevinin beklenenden çok daha erken bir tarihte gerçekleşebileceği vurgulanıyor.
Intel’in son dönemde yaşadığı mali ve operasyonel zorluklar, teknoloji devlerinin ilgisini çekmiş durumda. Moore’s Law is Dead tarafından ortaya atılan bir söylentiye göre, Apple ve Samsung, Intel’i satın almak için Qualcomm’un ardından potansiyel alıcılar listesine dahil oldu. Intel’in elinde bulunan x86 işlemci mimarisi, çok sayıda patent ve teknoloji, bu devlerin ilgisini çekerken, her bir şirketin satın alma sonrası stratejilerinin sektöre farklı etkilerde bulunabileceği belirtiliyor.
Apple ve Samsung, Intel’i satın almak için yarışıyor
Apple, kendi ARM tabanlı SoC geliştirme bölümüne sahip ve Intel’i satın alması, şirketin işlemci sektöründeki etkisini daha da artırarak x86 mimarisi ile Apple ürünlerinde farklı bir yol izleyebilmesine olanak sağlayabilir. Öte yandan Samsung, Intel’i bünyesine katarak küresel pazarda genişleme avantajı yakalayabilir ve Exynos serisi üzerinde önemli ilerlemeler kaydedebilir. Qualcomm ise ARM ile yaşadığı lisans anlaşmazlıkları nedeniyle Intel’in x86 mimarisiyle PC ve sunucu işlemcileri pazarında daha güçlü bir yer edinmeyi hedefliyor.
Apple ve Samsung, Intel’i satın almak için yarışıyor.
Intel’in sahip olduğu patentler, grafik birimi ve yapay zeka projelerine yönelik yatırımlar, bu satın alma yarışında büyük bir stratejik avantaj sunuyor. Ancak, satın alma söylentilerinin henüz doğrulanmamış olması ve bu tür bir anlaşmanın düzenleyici kurumlar tarafından nasıl karşılanacağı gibi belirsizlikler halen geçerliliğini koruyor.
Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yanıtlarınızı aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz. Görüşleriniz bizim için gerçekten çok değerli. Paylaşmaktan çekinmeyin! Yorumlarınızı büyük bir merakla bekliyoruz.
Nvidia, ARM tabanlı yeni AI PC işlemcisiyle PC pazarındaki rekabete güçlü bir giriş yapmaya hazırlanıyor. Bir süredir Qualcomm, Intel ve AMD gibi devlerle rekabet edeceği yönünde dedikoduların gündemde olduğu Nvidia, bağımsız CPU ve GPU çözümleriyle ARM tabanlı işlemci çalışmalarını hızlandırdı. Yeni sızan bilgilere göre, Nvidia’nın ARM tabanlı bu işlemcisinin 2025’in ikinci yarısında piyasaya sürülmesi planlanıyor; bu süreci, 2026’da ticari üretim takip edecek.
Nvidia, Arm tabanlı PC piyasaya sürmeye hazırlanıyor
Nvidia’nın MediaTek ile işbirliği yapacağına dair iddialar olsa da, şirketin rekabetçi ARM tabanlı PC yongalarında tamamen kendi geliştirdiği çözümlerle bağımsız hareket etmesi bekleniyor. Bu bağlamda yeni nesil çipin, TSMC’nin 3nm üretim sürecine dayanacağı ve Snapdragon X Elite gibi mevcut ARM çözümlerine yanıt niteliğinde olacağı öne sürülüyor.
Nvidia, Arm tabanlı PC piyasaya sürmeye hazırlanıyor.
Nvidia’nın, Tegra işlemcilerden kazandığı tecrübe ve yapay zeka alanındaki öncü konumu sayesinde bu yeni işlemciler, PC çip pazarında kayda değer bir yenilik yaratabilir. Öyle ki, mevcut çözümler tüketicilerden yeterli ilgiyi görmediği için Nvidia’nın yeni ürünüyle pazarda benzersiz bir konuma ulaşması mümkün olabilir.
2025’in ikinci yarısında çıkması beklenen ARM tabanlı Nvidia çipinin, PC pazarında nasıl bir etki yaratacağı ve tüketici ilgisini çekip çekmeyeceği, bu hamlenin en çok merak edilen konuları arasında yer alıyor.
Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yanıtlarınızı aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz. Görüşleriniz bizim için gerçekten çok değerli. Paylaşmaktan çekinmeyin! Yorumlarınızı büyük bir merakla bekliyoruz.
Avrupa Birliği’nin Çin’den gelen elektrikli araçlara yüzde 45,3’e varan yeni gümrük vergilerini uygulamaya başlamasıyla Çin, otomobil üreticilerine AB’ye yatırım yapmamaları yönünde çağrıda bulundu. Bu gelişme, Çinli üreticilerin AB’deki yatırım stratejilerini yeniden gözden geçirmelerine yol açabilir ve AB ile Çin arasında yeni bir ticari gerilime işaret ediyor. Çin, özellikle ek tarifeleri destekleyen AB ülkelerine yönelik büyük yatırımların durdurulmasını isterken, bu ek vergilerin Çin’in Avrupa pazarındaki ihracat oranlarını düşürebileceği tahmin ediliyor.
Çin hükümeti, otomobil markalarına AB’ye yatırım yapmamalarını tembih etti
Bu durumda, Türkiye’nin bu yeni yatırım stratejisinden nasıl etkileneceği merak konusu. Türkiye, Çin’den gelen elektrikli araçlara bazı gümrük vergileri uygulasa da bir AB üyesi olmadığı için Çin’in Avrupa Birliği’ne yönelik çağrısından doğrudan etkilenmesi beklenmiyor. Geçtiğimiz aylarda Çinli BYD’nin Türkiye’ye 1 milyar dolarlık yatırım yapacağını açıklamış olması, Türkiye’yi Çin’in yatırım planlarından çıkarma niyetinde olmadığını gösteriyor.
Çin, otomobil markalarına AB’ye yatırım yapmamalarını söyledi!
Bu yatırımın mevcut koşullardan olumsuz etkilenmesi pek olası görünmüyor. Ancak Çinli Chery ile süren yatırım görüşmelerinin henüz sonuçlanmamış olması, Çin’in yeni politikalarının bu süreçte etkili olup olmayacağı konusunda bazı soru işaretlerini artırıyor.
Türkiye’nin AB dışında olması, Çin ile olan yatırım ve iş birliği potansiyelini korumasına yardımcı oluyor. Bu da Çinli üreticiler için Türkiye’yi, Avrupa yerine daha çekici bir pazar olarak konumlandırabilir.
Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yanıtlarınızı aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz. Görüşleriniz bizim için gerçekten çok değerli. Paylaşmaktan çekinmeyin! Yorumlarınızı büyük bir merakla bekliyoruz.
Volkswagen Grubu, son yıllarda karşılaştığı zorlu ekonomik koşullarla birlikte ciddi bir kâr kaybıyla karşı karşıya. Şirket, 2024 yılının üçüncü çeyreğinde kâr marjında yüzde 41,7’lik tarihi bir düşüş yaşadı. Satışların geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 8,3 oranında azalmasıyla, Volkswagen’in bu dönemdeki kârı yalnızca 2,86 milyar euro olarak gerçekleşti; bu değer geçen yıl 4,89 milyar euro idi. Bu düşüş, maliyetlerin artması, yeniden yapılanma giderleri ve tedarik zincirindeki aksamalar gibi faktörlere bağlanıyor. İşte son dönemde çok konuşulan konu hakkındaki en önemli ve en çarpıcı detaylar…
Volkswagen, kapsamlı bir tasarrufa gidiyor
CFO Arno Antlitz, Volkswagen’in yılın ilk dokuz ayında işletme marjının yalnızca yüzde 2’ye düştüğünü, bu nedenle maliyetleri azaltmak ve verimliliği artırmak için acil önlemler gerektiğini belirtti. Şirketin Avrupa’da fabrika kapatma yoluna gitmesi halinde ilk sırada Brüksel’deki Audi fabrikasının olabileceği söylense de, bu durumu önlemek amacıyla yeni bir maliyet tasarruf planı hazırlıyor. Bu plan kapsamında primlerin kaldırılması ve maaşlarda yüzde 10’luk bir kesinti yapılması gibi maddeler bulunuyor.
Volkswagen, kapsamlı bir tasarrufa gidiyor.
Volkswagen’in bu sıkı tedbirleri, özellikle sabit maliyetleri azaltma ve operasyonel verimliliği artırma yönündeki çabalarını yansıtıyor.
Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yanıtlarınızı aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz. Görüşleriniz bizim için gerçekten çok değerli. Paylaşmaktan çekinmeyin! Yorumlarınızı büyük bir merakla bekliyoruz.
TIME dergisi, 2024 yılının en iyi icatlarından biri olarak LG’nin şeffaf ekran teknolojisine sahip televizyonu LG Signature OLED T modelini seçti. Ev Aletleri kategorisinde birinci olan bu yenilikçi model, 77 inçlik şeffaf OLED ekranı sayesinde hem görüntüleme hem de dekorasyon alanında farklı bir deneyim sunuyor. İşte son dönemde çok konuşulan konu hakkındaki en önemli ve en çarpıcı detaylar…
LG’nin şeffaf TV modeli, en iyi icat ödülü alıyor
Televizyon kullanılmadığında şeffaf bir cam panel gibi görünebilirken, kullanılmaya başlandığında yüksek kaliteli bir ekran olarak işlev görüyor. Ayrıca, Always-On-Display (Her Zaman Açık Ekran) moduyla sanat eserleri veya diğer dekoratif görseller sürekli gösterilebiliyor; bu özellik devre dışı bırakıldığında ise televizyon odanın dekoratif bir parçası olarak kalıyor.
LG’nin şeffaf TV modeli, en iyi icat ödülü alıyor.
LG Signature OLED T’nin Zero Connect Box teknolojisi, TV’yi kablolardan bağımsız hale getirerek düzenli ve modern bir ortam sağlıyor. Bu özellik sayesinde kullanıcılar televizyonun görüntü ve ses bağlantılarını kablosuz olarak yapabiliyor, böylece hem kablo karmaşası ortadan kalkıyor hem de televizyon minimalist bir estetik sunuyor.
LG’nin bu şeffaf televizyonu, sadece bir ekran olmaktan öte, modern yaşam alanlarında dekoratif bir unsura dönüşerek, teknolojiyi yaşam alanlarına estetik bir katkı olarak entegre ediyor.
Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yanıtlarınızı aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz. Görüşleriniz bizim için gerçekten çok değerli. Paylaşmaktan çekinmeyin! Yorumlarınızı büyük bir merakla bekliyoruz.
Kasım ayında resmi olarak yayınlanması beklenen ve yapay zeka alanında potansiyel vadeden uzmanları oldukça sevindirecek olan bu öneriler, İngiltere’nin teknoloji sektörünü geliştirmeyi hedefleyen bir dizi tavsiye içeriyor.
Bilişim bölgeleri ve yapay zeka alanında göç kolaylıkları
“AI Fırsatlar Eylem Planı” olarak adlandırılan rapor, Temmuz ayında atanmış teknoloji danışmanı Matt Clifford tarafından, Bilim, İnovasyon ve Teknoloji Bakanı Peter Kyle’a sunuldu.
Financial Times’ın haberine göre, rapor, İngiltere’yi yapay zeka alanında uzman kişiler için daha cazip bir destinasyon haline getirmeyi amaçlıyor. Raporda, yurt dışından yetenekli kişilerin İngiltere’ye gelmesini zorlaştıran uzun bürokratik süreçlerin giderilmesi öneriliyor.
Eski Google CEO’su Eric Schmidt de kısa süre önce Başbakan Keir Starmer’a yaptığı bir çağrıda yüksek vasıflı göçmenlerin ülkeye çekilmesi gerektiğini belirterek bu alanda hükümeti desteklemişti.
Veri merkezleri için bilişim bölgeleri ve altyapı sorunları
Bir diğer öneri ise, veri merkezlerinin ve bu merkezlerin bağlı olduğu güç ve iletişim altyapılarının inşasını kolaylaştıracak “bilişim bölgeleri” oluşturulması.
Bu adımla, veri merkezlerine özel bir statü verilmesi ve İngiltere’nin altyapısının, özellikle enerji bağlantıları açısından veri merkezlerine öncelik tanıyacak şekilde düzenlenmesi hedefleniyor. Teknoloji Bakanı Peter Kyle, Eylül ayında veri merkezlerini ulusal kritik altyapı (CNI) olarak tanımlamış ve bu sektörün hükümet tarafından daha fazla destek göreceğini duyurmuştu.
Ancak, İngiltere’de veri merkezlerinin artan enerji talepleri bazı sorunları da beraberinde getiriyor. West London gibi bölgelerde enerji kaynaklarının büyük kısmının veri merkezleri tarafından tüketilmesi nedeniyle konut projeleri ertelenmek zorunda kalıyor. Bu durumda, veri merkezlerine ayrılan özel bölgeler, yerel halk için önemli konuların geri plana itilmesine yol açabilir.
İngiltere’nin AI geleceği: Hükümetten yanıt bekleniyor
Birleşik Krallık Bilim, İnovasyon ve Teknoloji Departmanı’ndan (DSIT) bir sözcü, Clifford’un “AI Fırsatlar Eylem Planı”nın ülke ekonomisini güçlendirme, AI sektörü oluşturma ve küresel pazarda rekabet etme konularında iddialı bir vizyon sunduğunu belirtti. Hükümet, bu önerilere ilişkin yanıtını ise önümüzdeki günlerde açıklayacak.
Meta tarafından düzenlenen 2024 üçüncü çeyrek kazanç çağrısında konuşan Zuckerberg, açık kaynak yaklaşımının Meta’nın yapay zeka altyapısını geliştirme maliyetlerini azaltabileceğini vurguladı.
Zuckerberg, Llama’nın açık kaynak yapılmasıyla birçok araştırmacının ve bağımsız geliştiricinin bu model üzerinde çalışarak yenilikler sunduğunu belirtti. Meta, bu yenilikleri hem Llama modeline hem de Meta AI, AI Studio ve Business AI gibi kendi ürünlerine entegre edebiliyor.
Bu yaklaşımın sektörde daha önce Open Compute Project ile başarılı sonuçlar verdiğini ifade eden Zuckerberg, endüstrinin şirketin tasarımlarını standartlaştırmasının maliyet tasarrufu sağladığını dile getirdi.
AI, maliyetleri azaltacak ve ürün kalitesini artıracak
Zuckerberg, Llama modelinin endüstri genelinde benimsenmesinin donanım üreticilerini de bu modele uyum sağlamaya yönlendirdiğini belirterek, Nvidia ve AMD gibi çip üreticilerinin Llama’ya özel optimizasyonlar geliştirmesinin şirketin ürünlerine doğrudan katkı sağlayacağını söyledi. Böylece Meta, sektör standartlarına uyum sağlayarak maliyetleri düşürmekle kalmıyor, aynı zamanda ürün kalitesini de artırıyor.
Meta CFO’su Susan Li, Llama’nın gelecekte şirketin içerik denetleme sürecini daha verimli hale getirmek için kullanılabileceğini açıkladı. İçerik denetimini büyük ölçüde dış kaynaklarla sürdüren şirket, Llama’nın katkısıyla bu süreci otomasyona taşıyabilir ve operasyonlarını optimize edebilir.
Dev yatırımlar ve büyüme beklentileri
Meta, 2024’te sunucu, veri merkezleri ve ağ altyapısına 9,2 milyar dolar harcadı. Yıl sonu toplam harcamalarının 38-40 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Ancak Reality Labs birimi, sanal gerçeklik gözlükleri ve metaverse projeleriyle üçüncü çeyrekte 4,4 milyar dolar zarar açıkladı. Zuckerberg, yakın zamanda dijital ve fiziksel dünyayı birleştiren yeni nesil gözlükleri tanıtmayı hedeflediklerini ve bu gelişmenin heyecan verici olduğunu ifade etti.
Meta, müşteri hizmetleri alanında AI destekli çözümler geliştirme hedefini sürdürüyor. Şirket, küçük ve büyük işletmelerin birkaç tıklama ile küresel müşterilerine AI destekli müşteri hizmeti sunmasını sağlayacak.
Zuckerberg, Meta’nın bu projeyle e-ticaret sektöründe rekabeti artırarak, Q4’te beklenen 45-48 milyar dolarlık gelir hedefini daha da ileriye taşımayı umduğunu söyledi. Ancak, 2025 gelir beklentileri hakkında bilgi vermekten kaçınan Meta, bu konuyu bir sonraki çeyrekte açıklayacak.
Reuters’ın haberine göre, Amazon geçtiğimiz Eylül ayında 2025 itibarıyla çalışanlarının haftada beş gün ofisten çalışmasını talep edeceğini duyurmuştu. Ancak bu karar, çalışanlar arasında ciddi bir tepkiyle karşılandı.
Matt Garman daha önce çalışanlarına, görüştüğü her on kişiden dokuzunun ofise dönüş politikasını desteklediğini söylemişti. Ancak bu istatistik, çalışanlar tarafından şüpheyle karşılandı.
Mektupta, çalışanlar, Garman’ın açıklamalarını “veriye dayanmayan” bir yaklaşım olarak nitelendirirken, bu politikanın çalışan deneyimi ile örtüşmediğini belirtti. Çalışanlar, kendilerinin de iş ortamında verimliliği artıran unsurlar ve çalışma düzenleri hakkında önemli görüşlere sahip olduklarını vurguluyor ve bu kararın geniş bir destek görmediğini ifade ediyor.
Ofise dönüş politikası nedeniyle yaşanan bu gerginliğe rağmen, AWS CEO’su Garman, ofiste çalışmaktan hoşlanmayan çalışanların başka bir yerde çalışma seçeneğine sahip olduğunu ifade etti. Bu açıklama, ofise dönüş konusunda esneklik bekleyen çalışanları daha da hayal kırıklığına uğrattı.
Amazon, çalışanları ofise geri getirme kararında ısrar ediyor. Ancak, çalışanların bu karara verdiği toplu tepki, büyük teknoloji şirketlerinde esnek çalışma modelinin giderek daha fazla tartışılmasına yol açıyor.
Pandemi sonrası yeniden şekillenen iş dünyasında, esnek çalışma politikalarının çalışan motivasyonu ve bağlılığı üzerindeki etkileri giderek daha önemli hale geliyor.
Amazon’un ofise dönüş politikası, teknoloji sektöründe esnek çalışma koşullarının geleceğine dair süregelen tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Çalışanlar, evden çalışmanın verimliliklerini artırdığını ve yaşam dengelerini iyileştirdiğini savunarak şirketin kararı gözden geçirmesini talep ediyor. Amazon’un bu geri bildirimleri dikkate alıp almayacağı ise merak konusu.
Yakın zamanda 350’den fazla IT yöneticisiyle yapılan bir ankete göre, yöneticilerin yarısından fazlası, yapay zeka uygulamalarının karmaşıklığının siber güvenlik zafiyetlerini artırdığını düşünüyor.
Ayrıca, yöneticilerin %40’tan fazlası güvenlik ekiplerinin yapay zeka uygulamalarını korumak için gerekli becerilere sahip olmadığını ifade ediyor. Bu ihtiyaç, AI sistemlerini siber saldırılardan koruma odaklı birçok girişimin ortaya çıkmasına yol açtı.
HiddenLayer ve Protect AI gibi girişimler, AI sistemlerini kötü niyetli saldırılardan koruma üzerine çalışırken, Cranium gibi şirketler ise uygulama seviyesinde yapay zeka sistemlerine görünürlük sağlıyor.
2023 yılında kurulan ve bugün gizlilikten çıkan Noma Security de bu güvenlik girişimlerinden biri olarak dikkat çekiyor. Noma, veri bilimi ortamlarında güvenlik açıklarını tespit etme ve tehditleri belirleme konularında yenilikçi araçlar sunmayı hedefliyor.
Noma’nın kurucusu ve CEO’su Niv Braun’a göre, yapay zeka uygulamalarında veri güvenliği sağlamak için geliştirilmiş mevcut araçlar yeterli değil. Braun, “Mevcut araçlar geleneksel yazılım döngüsü için tasarlandı, ancak yapay zeka döngüsü kendine özgü teknolojilere dayanır ve farklı güvenlik açıkları içerir.” diyor.
Yapay zeka için özel güvenlik araçları
Noma’nın geliştirdiği platform, AI uygulamalarında kullanılan veri boru hatları ve kodları tarayarak yanlış yapılandırmaları tespit ediyor. Örneğin, model eğitim veri kümelerinde kişisel bilgileri içeren hassas verileri tarayarak güvenlik risklerini en aza indiriyor. Şirketlerin, yapay zeka uygulamalarının güvenlik durumunu tek bir kontrol paneli üzerinden yönetmelerini sağlayan bu platform, hem bulut tabanlı hem de kendine ait sunucularda çalışabiliyor.
Braun, AI güvenliği alanında birçok tek işlevli güvenlik çözümünün piyasaya sürüldüğünü, ancak Noma’nın bütüncül bir yaklaşım benimsediğini belirtiyor. Şirketlerin yapay zeka uygulama güvenliğini anlamalarına ve yönetim kontrolleri sağlamalarına yardımcı olarak, riskleri azaltma ve iş alanlarında daha hızlı AI kullanımını teşvik etme amacında olduklarını ifade ediyor.
Güçlü yatırım ve büyüme planları
Noma, B2B yazılım, finansal hizmetler ve perakende sektörlerinde Fortune 500 şirketleri de dahil olmak üzere birçok müşteriye sahip.
Girişim, kısa süre önce Ballistic Ventures liderliğinde 25 milyon dolarlık Seri A yatırım turunu tamamladı. Bu yatırımla birlikte toplamda 32 milyon dolar fon toplayan Noma, geliştirme ve pazarlama ekiplerini büyütmeyi, 20 kişilik ekibini gelecek yıl iki katına çıkarmayı planlıyor.
Braun, bu sermayenin şirketin AI güvenliği alanındaki konumunu güçlendirmek için hızlandırıcı bir etki yaratacağını belirtiyor.
2019’da ilk olarak bir tüketici uygulaması olarak piyasaya çıkan MealMe, başlangıçta kullanıcılara restoran ve market teslimatlarında en iyi fırsatları bulmalarını sağlıyordu; ardından doğrudan uygulama üzerinden sipariş vermeye yönelik özellikler geliştirdi.
Şimdi ise tamamen B2B modeline odaklanan şirket, diğer işletmelere kendi uygulama ve sitelerine sipariş teknolojisini entegre etme imkanı sunan bir API sağlıyor.
1,2 milyonun üzerinde mağaza envanteri
MealMe’nin API’si, ABD ve Kanada genelindeki 1,2 milyondan fazla market, restoran ve perakendeciden 1 milyar ürüne ilişkin envanter verisine erişim sağlıyor.
Şirket, aralarında Fantuan Delivery, Favor Delivery ve TripAdvisor’ın da bulunduğu 100’den fazla müşteriye hizmet veriyor. MealMe’nin kurucu ortağı Matthew Bouchner, başlangıçta kendi tüketici uygulamaları için bu API’yi geliştirdiklerini, ancak daha sonra B2B alanına geçerek sipariş altyapısı hizmeti sunma fikrini benimsediklerini ifade etti.
Bouchner, özellikle yerleşik ticaret (embedded commerce) alanındaki büyüme eğilimlerinin, şirketi bu değişikliğe yönlendirdiğini belirtti.
Yerleşik ticaretin geleceği
Bouchner’a göre, gelecekte tüm e-ticaret işlevleri, tüketicilerin zaten kullandığı platformlara yerleşik olarak entegre edilecek.
Bouchner, “Her şey gömülü olacak; arabadan, televizyondan veya sosyal medya uygulamalarınızdan sipariş verebileceksiniz ve bunun için bu tüketici platformlarını doğrudan mağazalara ve pazaryerlerine bağlayan bir altyapı katmanına ihtiyaç var.” diyerek MealMe’nin bu dönüşümde öncü bir rol oynamayı hedeflediğini vurguladı.
Yatırımla hedef büyüyor
Mercury Fund liderliğinde, mevcut yatırımcılar Gaingels ve Palm Drive Capital’in katılımıyla gerçekleşen yatırım turu sonrası MealMe, yeni sermayeyi pazarlama faaliyetlerini güçlendirmek ve geliştirici desteğini artırmak için kullanacak.
Şirket, yemek siparişleri ve teslimatlarının ötesine geçmeyi, e-ticaret ve yapay zeka alanlarında da genişlemeyi hedefliyor.
Pizzanızı veya doğum günü pastanızı birkaç dakika içerisinde evinizdeki 3B yazıcıdan üretebileceğiniz günler gelecek. Bio printing yani 3 boyutlu yazıcılardan organ üretimiyle ilgili ciddi ilerlemeler sağlandı. Diş tasarımlarındaki tedavi süreçleri yapay zekaya aktarılıyor. Çevre kirliliğinin önüne geçiliyor. Global 3B yazıcı pazarı 2023 yılında 20.68 milyar dolarlık hacme ulaştı. 2030 yılına kadar hacmin 120 milyar doları geçmesi ön görülüyor.
Özellikle sağlık sektöründe kullanılan bu ürünler, gıda ve kuyumculuk sektörlerinde de konumunu güçlendiriyor. Gelişmelere dair, Türkiye merkezli bir üretici olan, 60’tan fazla ülkeye ihracat yapan 3bfab’in Teknoloji Ar-Ge Müdürü Nikita Türkmen ile şirketin planlarına, yatırımlarına ve gelecek teknolojilere dair bir söyleşi gerçekleştirdik.
Nikita Türkmen / 3bfab Teknoloji Ar-Ge Müdürü
Techinside: 3B yazıcılar özellikle hangi alanlarda/sektörlerde kullanılıyor? Bazı sektörler için 3B yazıcı kullanmanın avantajları olduğundan bahsedebilir miyiz? Eğer bir yatırım yapılması gerekiyorsa, asgaride ne kadarlık bir yatırımla başlanmalıdır ki karşılığı alınabilsin?
Nikita Türkmen: 3B yazıcılar günümüzde otomotiv, havacılık, sağlık, kuyumculuk gibi sektörlerde yaygın olarak kullanılıyor. Bu sektörlere getirdiği avantajlar arasında hızlı prototipleme, maliyet tasarrufu ve tasarım esnekliği bulunuyor. 3bfab olarak, sağlık ve kuyumculuk alanında hizmet veriyoruz. Diş sağlığı alanında hastalar normalde haftalarca devam eden süreç yerine, 3B yazıcılar sayesinde klinikten hiç ayrılmadan 1 saat içerisinde diş tedavilerini tamamlıyorlar. Kuyumculuk üretimi konusunda lider olan ülkemizde oldukça başarılı tasarımcılarımız mevcut. Bir tasarımcının, yurt dışındaki müşteriye ürününü ulaştırması günler hatta aylar sürmektedir. 3B yazıcılar sayesinde bu süreç güvenli bir şekilde saatlere indiriliyor, ürünlerin müşterilere dijital olarak ulaştırılması ve yazılması sağlanıyor. Bu sektörler için yatırım maliyetleri, kullanılacak teknolojiye ve ölçeğe bağlı olarak değişir ancak giriş seviyesinde profesyonel bir kullanımda 10.000 – 20.000 dolar arasında bir bütçe yeterlidir.
Techinside: 3B yazıcıların yeteri kadar ilgi görüyor mu? Aslında kendi içinde bir çağı başlattı. Bu bağlamda, ürün çeşitliliğinizle her ihtiyaca cevap verebiliyor musunuz? Siz, 3bfab olarak, Ar-Ge ve inovasyon konusunda nasıl bir noktadasınız, verilerle açıklar mısınız?
Nikita Türkmen: 3B yazıcılar ev kullanıcısı için hobi amaçlı yazıcılar olarak popülerlik kazanmış ve ilgisini kaybetmiştir. Ancak bunun aksine, iş dünyasında prototiplemenin ve üretimin bel kemiği haline gelmiştir. Global 3B yazıcı pazarı 2023 yılında 20.68 milyar dolarlık hacme ulaştı. 2030 yılına kadar hacmin 120 milyar doları geçmesi ön görülüyor.
2013 yılında kurulan firmamız 2017 yılında Ar-Ge çalışmalarına başladı. 2018 yılıyla birlikte TÜBİTAK ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızın taktiriyle Ar-Ge Merkezi unvanı aldık. ArGe çalışmalarımızla birlikte kuyumculuk ve diş sağlığı alanlarında çözümler üretmeye başladık. Önce kuyumculuk sektörü ile başladık. Bu alan, oldukça hassas detaylı baskılar almayı gerektiriyor. Aynı zamanda kuyumculuk sektöründe model tasarım güvenliği çok önemlidir. Tasarımcının modeli özeldir ve gizli kalması gerekiyor. Üretim aşamalarında bu tasarımı korumak adına dünyadaki ilk güvenli print yazılımı olan .nova uzantılı dosya formatını yaratarak, modellerin güvenli bir şekilde yazılabilmesini sağlıyoruz. Ayrıca müşterilerimiz, bu güvenli baskı hizmetinden deniz aşırı ülkelerdeki müşterilerine model gönderebiliyorlar ve sorunsuzca kullanabiliyorlar.
Bu güvenli sisteme entegre olan yapay zeka destekli kuyum platformunu oluşturarak, 3B yazıcı sahibi kuyum üreticileri ile kuyum tasarımcılarının buluşmasını sağladık ki bu da yine dünyada bir ilktir. Müşteriler platforma giriş yaparak tasarımcıların modellerini seçiyorlar ve sipariş verebiliyorlar. Verilen siparişler yapay zeka ile hazırlanıyor ve birkaç dakika içerisinde güvenli bir şekilde 3B yazıcı sahibi kuyum üreticisine gönderiliyor. Böylece hem bir pazar oluştu hem de çevreye oldukça büyük bir katkı sağlandı. Normal süreçlerde, gizlilik sebebiyle tasarımcıların bu modelleri kendilerinin üretip fiziki olarak müşterilerine ulaştırmaları gerekiyor; bu, pahalı ve zaman alan bir süreç. Modeller lojistik sebeplerle hasar görebiliyor, teslimatın lokasyonuna göre maliyetler yükselebiliyor, ayrıca modellerin müşteriye ulaşması zaman alabiliyor. Bir kıyaslama yapmak gerekirse örneğin bir fuarda 1 kilogram altın değerinde mücevherat tasarımı satın alan bir müşterinin ürünlerinin hazırlanıp kendisine iletilmesi 6 aydır. 3B yazıcı için geliştirdiğimiz yapay zekalı yazılım platformlarından aynı ürünleri sipariş eden müşterimize, güvenli ve baskıya hazır modellerin iletilmesi sadece 30 dakikadır.
Ülkemiz diş tedavileri üzerine oldukça talep görmektedir. Özellikle Antalya ve çevresine yurt dışından oldukça ciddi talepler var. Hastalar yurt dışından geldiği için tedavi süreçleri de olabildiğince kısa tutulmalıdır. Burada da geliştirdiğimiz platform sayesinde, doktorlarımız hastaların ağız taramalarını sisteme yükleyebiliyorlar, yapay zeka destekli yazılım sistemlerimiz ve uzman laboratuvar personelimiz sayesinde en hızlı şekilde en uygun tedaviye cevap verebiliyorlar.
Her iki sektör içinde geliştirdiğimiz yazıcılar kendi alanlarında dünyanın en hızlıları unvanına sahipler. Ayrıca 3B yazıcılarımızın tüm donanım ve yazılımları, tamamen bünyemizde, içeride yerli ve milli olarak geliştiriliyor.
Techinside: İşin siber güvenlik boyutunu da ele alırsak…3B yazıcılar yalnızca sektörel değil, bazı durumlarda kişisel kullanım, hobi vb için de satın alınabiliyor. Bu cihazların, diğer cihazlarla bağlantı halinde olması (IoT), hem bireysel hem de sektörel kullanımda saldırıya açık bir durum yaratıyor mu? Yaratıyorsa sizin bu konudaki çalışmalarınız ve önlemleriniz var mı?
Nikita Türkmen: Evet, firma olarak en çok dikkat ettiğimiz hususlardan birisi de siber güvenliktir. Yeni çözümlerle ve yeni teknolojilerle birlikte siber saldırılar da aynı hızda artıyor, gelişiyor. 3B yazıcıların IoT cihazları olarak ağa bağlanması siber güvenlik riskleri oluşturuyor. Yetkisiz erişimler ve veri hırsızlığı gibi tehditler söz konusu… Bu nedenle kişisel kullanım, hobi için alınan cihazlarda bu özellik kullanılmıyorsa kapatılması ama kullanılıyorsa da yazılım güncellemelerinin zamanında yapılması gerekiyor. Bir kendi ürünlerimiz için dönemsel olarak testlerden geçiyoruz, böylece ürünlerimizin kalitesini ve güvenliğini müşterilerimize kanıtlıyoruz. Geliştirdiğimiz tüm yazılımlarla endüstri standartlarını takip ediyoruz. Şirketimiz, sağlık sektöründe gerekli tüm sertifikalara sahip olup, ulusal ve uluslararası standartlara uygun şekilde faaliyet göstermektedir.
Techinside: 60’tan fazla ülkedesiniz… Türkiye’deki kullanımla yurt dışı kullanımını / pazarını kıyaslarsanız neler söyleyebilirsiniz?
Nikita Türkmen: Global bir oyuncu haline gelen firmamız dünya çapında 7 farklı lokasyonda ofise sahiptir ve 60’dan fazla ülkeye ürün ihracatı yapıyor. Ayrıca 3B yazıcılarımızda kullanılan reçinelerimiz tamamen yerli üretimlerdir. Kimya ArGe departmanımızın yaptığı çalışmalarla, globalde bir marka olan powerresins markasını yarattık ve bu sayede oldukça yüksek hacimli ihracat gerçekleştirdik. Ayrıca bio printing, yani 3D yazıcı ile organ üretimi konusunda çalışmalarımız devam ediyor. Gelecekte amacımız bu alana daha fazla katkı sağlamak.
Türkiye’de 3B yazıcı kullanımı giderek artıyor ancak global pazara kıyasla henüz gelişme aşamasında. Yurt dışında teknoloji daha entegre ve yaygın kullanılıyor, bu da pazarın daha olgun olduğunu gösteriyor. Ülkemizde Antalya ve çevresinde sağlık alanında ciddi bir kullanım söz konusu. Bu sebeple sadece bu bölgeye hizmet veren bir şubemiz bulunuyor. Ayrıca İstanbul ve çevresi de kuyum tasarımı ve üretimi konusunda oldukça yoğun bir kullanım var. Sadece Amerika’nın günümüzdeki pazar hacmi 5 milyar doları geçmiş durumda. Bu hacmi hızlı prototipleme ve sağlık sektörü oluşturuyor. Amerika’yı en büyük oran ile Orta ve Doğu Afrika ve Asya takip ediyor. Türkiye’de yerli üretimde 3B yazıcı alanındaki tek üretici olarak hizmetlerimizi öz kaynaklarımızla gerçekleştirmeye devam ediyoruz.
Techinside: İşin bir de ihracat kısmı var sizin için… Burada ne kadarlık bir hacimden bahsediyoruz? Türkiye olarak sizce 3B yazıcı konusunda nasıl bir konumdayız?
Nikita Türkmen: Günümüzde 20 milyar dolara ulaşmış bir hacimden bahsetmekteyiz. Biz Türkiye’de yerli üretim yapan yerli 3B yazıcı, yerli 3B yazıcı yazılım çözümleri ve bu cihazlarımız için reçine üretimi yapan global bir firmayız. Müşteri potansiyelimizin %70’ini yurt dışı oluşturuyor. Satışlarımızın çok büyük bir bölümü ihracat yolu ile gerçekleştiriliyor. Bu sebeple, yurt dışındaki müşterilerimize daha yakından hizmet verebilmek için Dubai, Hollanda ve Amerika ofislerimizi açtık.
Techinside: Pazardaki farkınız nedir?
Nikita Türkmen: Dünyanın en hızlı 3B yazıcısını ürettik. Kuyum sektörü için güvenli baskı sistemimiz 2018 yılında hizmete girdi ve rakiplerimiz tarafından da kullanıldı. Bunun, rekaberlik adına önemli bir gelişme olduğunu düşünüyoruz. Dünyanın ilk yapay zeka destekli kuyum platformunu hayata geçirerek tasarımcı ve üreticileri birleştiren bir 3B yazıcı kuyum platformu yazılımını geliştirdik. Ayrıca cihazlarımızın çalışma istatistiklerini yapay zeka destekli sistemimiz analiz ederek arıza önleme ve tespiti yapıyor. Bu sistem zamana karşı yarışılan kuyum ve sağlık sektöründeki hassasiyet için teknik servis açısından da önemli avantajlar sağlıyor.
Techinside: 3 boyutlu yazıcılar uzun bir zamandır yaşamımızda. Ne noktaya geldi? Özellikle yapay zekanın çokça konuşulduğu 2024 yılında, bu bağlamda 3B yazıcıların geleceğinde nasıl değişiklikler olacak veya olacak mı?
Nikita Türkmen: 3D Yazıcılar, prototiplemeden seri üretime kadar geniş bir yelpazede kullanılıyor. Teknoloji, malzeme çeşitliliği ve baskı hızı açısından günümüze kadar önemli yol kat edildi. Yapay zekanın entegrasyonu ile 3B yazıcıların daha akıllı ve verimli hale gelmesi bekleniyor. Özellikle sağlık alanındaki gelişmeler oldukça heyecan verici. 3B yazıcılar ile organ üretimi konusunda ciddi ilerleme sağlandı (bio printing). Bu alanda bizim de Marmara Üniversitesi ile birlikte yürüttüğümüz çalışmalar mevcut. Yapay zeka sayesinde insan hataları en aza iniyor. Sağlık alanında, özelliklede diş tedavilerinde gerekli olan tasarım süreçlerini yapay zekaya aktarmaya başladık. 3B yazıcıların dahil edildiği imalat yöntemi kullandığında, neredeyse hiç âtıl malzeme bırakmıyor. İlkel üretim yöntemlerinde âtıl malzeme çok fazla olunca, bu çevre kirliliği de yaratıyor. Otomotiv sektöründe ciddi gelişmeler söz konusu. Bununla birlikte, gelecekte yapay zekanın katkılarıyla daha hızlı, daha verimli ve daha uygun maliyetli üretimin önünü açılacak. Sağlık alanında organ üretimiyle birlikte, nakil bekleyen hastalara umut olacak. Ayrıca 3D yazıcı ile gıda üretimi alanında ciddi atılımlar beklenmektedir.
Techinside: Ve trendler… 3B yazıcılarla ilgili trendler nelerdir? Bizi neler bekliyor?
Nikita Türkmen: Bu konu gıda üretimi olabilir. Bu alanda çalışmalar yapılıyor ancak biraz gör ardı ediliyor. Pizzanızı veya doğum günü pastanızı birkaç dakika içerisinde evinizdeki 3B yazıcıdan üretebileceğiniz günler gelecek. Bu teknoloji, kişiye özel beslenme planları ve estetik sunumlar için yeni fırsatları da beraberinde getiriyor. Özellikle restoran ve gıda hizmetleri sektöründe yenilikçi uygulamalar mümkün hale gelecek.
Türkiye, savunma sanayisindeki önemli gelişmeleri hızla ilerletiyor. Milli Savunma Bakanlığı kaynaklarına göre, Türkiye‘nin ABD’den alacağı F-16 Block-70 uçakları için ilk ödemenin yapıldığı belirtildi. Bu ödeme ile birlikte F-16 Block-70 tedarik sözleşmeleri yürürlüğe girmiş oldu. Türkiye, ABD’den 40 yeni F-16 Block-70 uçağı ve mevcut 79 F-16 uçağının Viper yükseltmesini talep etti.
Yeni F-16’lar için ilk ödeme resmen yapıldı
Bu uçaklar, Northrop Grumman tarafından üretilen gelişmiş SABR APG-83 AESA atış kontrol radarı ile donatılacak. Bu radar, F-35’in radarı ile donanım açısından yüzde 70, yazılım açısından ise yüzde 95 oranında ortak özellikler taşıyor, bu da F-16’ların teknolojik yeteneklerini önemli ölçüde artıracak.
Yeni F-16’lar için ilk ödeme resmen yapıldı.
Öte yandan, Eurofighter Typhoon uçağına ilişkin de önemli gelişmeler var. Türkiye, Almanya, İngiltere, İtalya ve İspanya’nın ortaklaşa ürettiği Eurofighter Typhoon uçaklarından 5.6 milyar dolara 40 adet almak üzere bir talepte bulundu. Bakanlık kaynakları, Eurofighter Typhoon uçağının Türkiye’ye satışına yönelik görüşmelerin sürdüğünü ve bu sürecin yakın zamanda olumlu sonuçlanmasının beklendiğini belirtti. İlk aşamada 24 adet Eurofighter uçağı alınması planlanıyor ve bu uçakların da AESA radarı ile donatılacağı ifade ediliyor. Bu gelişmeler, Türk Hava Kuvvetleri’nin modernizasyon çabalarının önemli bir parçasını oluşturuyor ve hava gücünü artırmayı hedefliyor.
Bu süreç, Türkiye’nin savunma sanayisinde bağımsızlık ve yerli üretim kapasitesini artırma hedefleri doğrultusunda da kritik bir adım niteliği taşıyor. Hem F-16’lar hem de Eurofighter uçaklarının tedarik süreçleri, Türkiye’nin savunma kabiliyetlerini güçlendirecek ve uluslararası alanda stratejik bir konum elde etmesine katkıda bulunacaktır.
Türkiye’nin savunma ve havacılık sektörü, ekim ayında önemli bir ihracat başarısına imza attı. Geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 61’lik bir artışla 820 milyon dolar ihracat yapan sektör, 2024 yılı genelinde de ihracatını arttırarak küresel pazarda gücünü ortaya koydu.
2024’ün ilk 10 ayında toplam ihracat miktarı geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 18 artarak 5,125 milyar dolara ulaştı. Kasım 2023 ile Ekim 2024 arasında ise yüzde 15’lik bir artışla 6 milyar 326 milyon dolar seviyesine ulaşıldı.
Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün yaptığı açıklamada sektörün küresel pazarlardaki etkisini artırma hedefine vurgu yaptı. Görgün, 2024 yılı boyunca toplamda 185 ülkeye ihracat yapıldığını belirterek bu geniş coğrafyaya ulaşmanın sektör için önemli bir başarı olduğunu ifade etti.
Görgün ayrıca sektörün yüksek katma değerli ürünleri ile küresel pazarda sağlam bir yer edindiğine dikkat çekti ve bu başarının sürdürülebilir ihracat hedefleri doğrultusunda büyük ölçekli şirketlerden KOBİ’lere kadar tüm sektör oyuncularına destek sağlayarak devam edeceğini belirtti.
Sürdürülebilir ihracat hedefi
Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB), ihracat faaliyetlerinde sürdürülebilirlik ve yüksek katma değerli ürün odaklı bir strateji izlemeye devam ediyor. SSB’nin yürüttüğü uluslararası işbirlikleri sayesinde, Türk savunma sanayii firmaları ürünlerini dünya çapında daha geniş pazarlara ulaştırabiliyor.
Prof. Dr. Görgün, bu kapsamda ihracatın yalnızca belirli bölgelere değil, dünyanın dört bir yanına yayıldığını belirtti ve sektörün küresel pazarlarda sürdürülebilir büyüme kaydetmesi için çalışmaların süreceğini açıkladı.
Anthropic, bu hamleyle Claude’u daha erişilebilir ve işlevsel hale getirerek kullanıcı deneyimini önemli ölçüde iyileştirmeyi hedefliyor.
Yeni masaüstü uygulamaları, hem ücretsiz Claude kullanıcılarına hem de Anthropic’in premium abonelerine hitap ediyor, ancak Claude’un daha ileri düzey “Computer Use” gibi özellikleri bu ilk masaüstü sürümünde yer almıyor.
“Computer Use” özelliği, Claude’un bilgisayar üzerinden görevleri yönetmesini sağlayan gelişmiş bir işlev olarak kısa süre önce duyurulmuştu. Henüz masaüstü uygulamasında bulunmasa da, bu özellik Claude’un gelecekte daha karmaşık görevleri gerçekleştirebilme potansiyeline işaret ediyor.
Anthropic, bu masaüstü uygulamalarıyla Claude’u kullanıcıların günlük iş akışlarına entegre etmeyi amaçlıyor. Bu sayede Claude, yalnızca mobil cihazlarda değil, aynı zamanda masaüstünde de kolayca ulaşılabilir bir destek aracı haline geliyor.
Anthropic ayrıca Claude için yeni bir dikte aracı geliştirdi. Bu özellik sayesinde kullanıcılar, iOS, Android ve iPadOS cihazlarında 10 dakikaya kadar sesli mesaj kaydedip yükleyebiliyor. Dikte özelliği, kullanıcıların sesli komutlarla mesaj göndermelerine olanak tanırken, Claude’un bu mesajları metne dökerek yanıt vermesini sağlıyor.
Bu mod, tam anlamıyla bir sohbet işlevi sunmamakla birlikte, sesli mesaj kaydetme ve gönderme şeklinde çalışıyor. Sesli dikte özelliği şu an için yalnızca mobil ve tablet cihazlarda bulunuyor, masaüstü sürümüne henüz eklenmiş değil.
Claude’a eklenen bu yeni özellikler, Anthropic’in büyük hedeflerinin bir parçası olarak dikkat çekiyor. Şirketin, Claude’u daha ileriye taşıma amacıyla, yaklaşık 40 milyar dolar değerlemeyle yatırımcı arayışında olduğu biliniyor.
Anthropic’in bu denli yüksek bir değerlemeye ulaşmış olması, Claude’un potansiyelini ve bu alandaki rekabeti artırma isteğini yansıtıyor. Yapay zeka destekli sohbet botu Claude, bu yeni masaüstü uygulamaları ve dikte desteğiyle kullanıcıların iş akışına sorunsuz bir şekilde entegre edilerek, ChatGPT gibi rakiplerine karşı güçlü bir alternatif olmayı hedefliyor.
Anthropic’in Claude ile getirdiği yenilikler, özellikle iş dünyasında dijital asistanlardan faydalanmak isteyen kullanıcılar için cazip bir seçenek sunuyor. Masaüstü uygulamalarıyla Claude, artık yalnızca mobil cihazlarla sınırlı kalmıyor ve kullanıcılara daha geniş bir kullanım alanı sağlıyor.
Valencia’da haftanın başından itibaren etkili olan yoğun yağışlar, bölgede büyük bir sel felaketine neden oldu. Şiddetli yağmurlar, kısa sürede yolları nehre dönüştürürken araçları sürükleyip evleri yıktı. Avrupa Uzay Ajansı’nın (ESA) uydu görüntüleri felaketin boyutunu gözler önüne serdi. 29 Ekim 2024 tarihinde, yalnızca sekiz saatte bir yıllık yağış miktarına denk düşen yağışlar kenti adeta felç etti.
Amerika Birleşik Devletleri’nin Landsat-8 uydusundan elde edilen uydu fotoğrafları, Valencia’daki manzaranın nasıl değiştiğini gösterdi. 8 Ekim ve 30 Ekim tarihli görüntüler arasındaki fark, selin yarattığı tahribatı ortaya koyuyor. Sel sularında mahsur kalan 1.000’den fazla kişinin hala güvenli bir bölgeye ulaştırılmaya çalışıldığı, yaklaşık 5.000 aracın terk edilmiş halde olduğu ve 1.200’den fazla insanın karayollarında mahsur kaldığı bildirildi. Binlerce kişi ise elektrik ve telefon hizmetlerinden mahrum durumda.
İspanya Savunma Bakanı Margarita Robles, Cadena Ser radyosuna verdiği demeçte, askeri bir kurtarma biriminin perşembe sabahı itibariyle arama-kurtarma çalışmalarına başlayacağını belirtti. Bölgede kayıp kişilere ulaşabilmek adına arama köpekleri ile birlikte çamur ve enkaz yığınları titizlikle incelenecek. Robles, kayıpların artma ihtimali noktasında ise “Ne yazık ki iyimser değiliz.” ifadesini kullandı.
Apple’dan yardım eli
Apple CEO’su Tim Cook, Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, Valencia’daki sel felaketinden etkilenenler için derin üzüntü duyduklarını ve yardım çalışmalarına destek sağlayacaklarını duyurdu. Tim Cook’un açıklaması, felaketin yaşandığı bölgeye duyulan küresel dayanışmayı güçlendirdi.
Apple, Amerika ve dünya genelindeki büyük felaketlerin ardından genellikle bu tür bağışlarda bulunuyor, ancak yapılan bağışların miktarı şirket tarafından açıklanmıyor. Yine de bu tür bağışların yüksek meblağlarda olduğu biliniyor. Şirket, geçtiğimiz haftalarda Florida eyaletini vuran Milton Kasırgası’nın ardından da yardım çalışmaları için destek vermişti.
Sel felaketi Valencia’da etkisini sürdürürken, bölge için yeniden yağış uyarısı yapıldı. Bu durum, kurtarma çalışmalarını zorlaştırabilir ve hasarı artırabilir.
Türkiye’nin savunma ve havacılık sanayisi, 2025 yılı için belirlenen hedeflerle önemli bir büyüme sürecine girmeyi planlıyor. Cumhurbaşkanlığı tarafından açıklanan 2025 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı çerçevesinde, savunma sanayisinin ihracat hedefinin 7,3 milyar dolara çıkarılması öngörülüyor. 2024 yılı itibarıyla bu rakamın 6,6 milyar dolar olması bekleniyor. 2025 hedefleri arasında yerli üretim oranının yüzde 82’ye yükseltilmesi de önemli bir yer tutuyor; bu yıl için ise bu oranın yüzde 81 seviyesinde olması öngörülüyor.
Savunma sanayisinde 2025 hedefleri resmen belli oldu
Program kapsamında, kuantum teknolojileri, yapay zeka, otonom sistemler ve hipersonik teknolojiler gibi alanlarda askeri ve sivil kullanıma yönelik AR-GE ve ÜR-GE projelerine destek verileceği belirtiliyor. Öne çıkan projeler arasında KARBOSEN Projesi ile kompozit katı yakıtlar için bağlayıcı-katalizör geliştirilmesi, Kuantum Lidar Geliştirilmesi Projesi ve KUDAR Projesi yer alıyor. Ayrıca, Soğuk Atom Tabanlı Ataletsel Sensör Geliştirilmesi ve Rubidyum Atomik Saat Geliştirilmesi projeleri gibi çeşitli yeni teknolojiler üzerinde çalışmalar yapılacak.
Savunma sanayisinde 2025 hedefleri resmen belli oldu.
Yapay zeka tabanlı projeler de hız kazanarak elektronik harp sistemleri üzerinde yeni nesil çözümler geliştirilmesi hedefleniyor. YANKI, BİLRAD ve BERAY projeleri ile bu alanda ilerleme kaydedileceği öngörülüyor. Otonomi ve haberleşme konularında TORAMAN ve KAPTAN projeleri uygulanacak.
Tüm bu yatırımlar ve projeler ile birlikte, istihdamda da önemli bir artış bekleniyor; 2025 yılı için istihdamın 109 bin kişiye ulaşması hedefleniyor. Türkiye’nin savunma sanayisi, bu hedefler doğrultusunda hem yerli üretim kapasitesini artırmayı hem de uluslararası pazarlarda daha güçlü bir konum elde etmeyi amaçlıyor.