SoftBank veri merkezi yatırımı için anlaşma yaptı

0

SoftBank Group Corp, ABD merkezli alternatif varlık yöneticisi DigitalBridge Group Inc’i satın almak için bir anlaşma açıklayabilir. Bu haberlerin ardından DigitalBridge hisseleri, piyasa açılışından önce yaklaşık %40 oranında yükseldi. Bloomberg News’in görüşmeleri ilk kez bildirmesinin ardından hisseler bu ayın başlarında yaklaşık %45 oranında yükselmişti.

SoftBank veri merkezi yatırımı konusunda yeni hamle

SoftBank’ın milyarder kurucusu Masayoshi Son, yapay zeka uygulamalarının temelini oluşturan bilgi işlem kapasitesine yönelik artan talepten yararlanmayı hedefliyor. DigitalBridge, veri merkezleri, baz istasyonları, fiber ağlar, küçük hücre sistemleri ve uç altyapı gibi dijital altyapı sektörlerine yatırım yapıyor. Portföyünde Vantage Data Centers, Zayo, Switch ve AtlasEdge gibi şirketler yer alıyor.

30 Eylül itibariyle DigitalBridge, yaklaşık 108 milyar dolarlık varlığı yöneterek dijital ekosistemdeki en büyük özel yatırımcılardan biri konumunda. Bu satın alma, Japon holdingi SoftBank’ın portföyünü yapay zekâya bağlı varlıklara odaklanacak şekilde konumlandırdığı bir dönemde, dijital altyapıya olan maruziyetini derinleştirecektir.

SoftBank, Masayoshi Son’un nesilde bir kez yaşanan teknolojik dönüşüm olarak adlandırdığı şeyin merkezinde yer almak için yapay zekâya yaptığı yatırımları artırdı. Şirket, OpenAI, Oracle ve Abu Dabi merkezli teknoloji yatırımcısı MGX ile birlikte, gelişmiş yapay zekâ gelişimini desteklemeyi amaçlayan büyük ölçekli bir bilgi işlem ve altyapı girişimi olan Stargate projesine milyarlarca dolar yatırım yapıyor.

OpenAI, Oracle ve SoftBank, Eylül ayında Teksas, New Mexico ve Ohio’da toplamda yaklaşık 7 GW’lık bir güç kapasitesine sahip olması beklenen beş yeni bilgi işlem tesisi kurmayı planladıklarını açıkladı.

İstanbul Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı Büyümeye Devam Ediyor

0

Türkiye’nin 2’nci, Avrupa’nın 9’uncu en yoğun havalimanı İstanbul Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı’nın hızlı büyümesine paralel olarak ek kapasite sağlayacak olan Terminal 1’in, yapımı tamamlanan Faz-1 bölümü düzenlenen törenle hizmete açıldı. 

Yenilenen Terminal 1’de düzenlenen açılış törenine, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün, İstanbul Valisi Davut Gül, Sabiha Gökçen Havalimanı Mülki İdare Amiri Halil Avşar, AK Parti İl Başkanı Abdullah Özdemir, HEAŞ Genel Müdürü Faruk Kacır, Sabiha Gökçen Havalimanı’nın (ISG) terminal işletmecisi Malezya Havalimanları Holdings Berhad (MAHB) Yönetici Direktörü Dato İzani, havalimanı ekosistemindeki paydaş kurumların üst düzey yöneticileri ile çok sayıda davetli katıldı.

T.C. Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı iştiraki Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı Meydan Otoritesi HEAŞ ile İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı Yatırım, Yapım ve İşletme A.Ş. (ISG) iş birliğinde toplam 70 milyon euro yatırımla hayata geçirilen Terminal 1 Renovasyon Projesi’nin Faz-1’i açılırken, tüm hızıyla devam eden Faz-2 ve Faz-3 çalışmaları ise 2026 yılı içerisinde tamamlanması hedefleniyor.

Havalimanının ilk terminal binası olan ve 16 yıldır operasyon dışında olan Terminal 1’in tam kapasite hizmete girmesiyle birlikte Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı, İstanbul’un büyüyen ulaşım ihtiyaçlarına çözüm sunmakla kalmayıp, ülkemizin uluslararası hava trafiğindeki payını artırarak küresel havacılık arenasındaki konumunun daha da güçlenmesine önemli katkılar sağlayacak.

Sabiha Gökçen Havalimanı’nın İstanbul ve Türkiye için önemini vurgulayan Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, “xxxxxx” ifadelerini kullandı.

Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün ise Sabiha Gökçen Havalimanı’nın Savunma Sanayii bünyesindeki havalimanı olduğunu vurgulayarak “xxxx” dedi.

Sabiha Gökçen Havalimanı Meydan Otoritesi HEAŞ Genel Müdürü ise “xxxx” dedi.

İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’nın (ISG) işletmecisi Malezya Havalimanları Holdings Berhad (MAHB) Yönetici Direktörü Dato İzani, Türkiye – Malezya dostluk ilişkilerine dikkat çekerek ISG’nin en önemli yatırımlarının başında geldiğini belirtti.

Konuşmaların ardından kurdele kesimi gerçekleştirilerek yenilenen vizyonuyla Terminal 1’in Faz-1 bölümü hizmete açıldı.

Terminal 1 Özellikleri ve İstanbul Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı Hakkında:

2024 yılını 41,5 milyon yolcu ile tamamlayan Sabiha Gökçen, Avrupa Havalimanları Konseyi (ACI Europe) verilerine göre geçen yıla kıyasla yüzde 27,7’lik yolcu büyümesiyle Ekim ayında Avrupa’nın en hızlı büyüyen havalimanı oldu.  

Açılışı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından gerçekleştirilen 2. pistin devreye alınmasıyla Türkiye genelindeki uçuş trafiğinin yaklaşık yüzde 15’ini karşılayan Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı’nın kapasitesini artırmak, yolculara konforlu bir seyahat deneyimi yaşatmak amacıyla yenilenen T1 terminalinde 5,5 milyona kadar yolcuya hizmet verilecek.

2025 Kasım ayı itibarıyla toplam yolcu sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 17’lik artışla 44,2 milyona ulaşan Sabiha Gökçen’de bu trafiğin 19,4 milyonu iç hat, 24,8 milyonu dış hat yolcularından oluştu. Toplam yolcu trafiğinin yüzde 56’sının dış hatlardan gelmesi, Sabiha Gökçen’in artık net biçimde uluslararası ağırlığı olan bir havalimanı haline geldiğini gösteriyor.

11 aylık sonuçlara göre, iç hat yolcu trafiğinde yüzde 21’lik pay ile birinci sırada yer alan Sabiha Gökçen Havalimanı, dış hatlarda da ülke toplamının yüzde 18’ini karşılıyor.

İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’nda Kasım ayında iniş-kalkış yapan uçak trafiği iç hatlarda 9 bin 409, dış hatlarda 13 bin 680 olmak üzere toplamda 23 bin 89 olarak gerçekleşti. Yolcu trafiği ise iç hatlarda 1 milyon 758 bin 618, dış hatlarda 2 milyon 387 bin 864 olmak üzere toplamda 4 milyon 146 bin 482 oldu. 

Sabiha Gökçen Havalimanı’nda bu süreçte, iç hatlarda 105 bin 978, dış hatlarda 144 bin 560 olmak üzere toplamda 250 bin 538 uçak trafiği gerçekleşti.

Bu ivmeyle birlikte toplam yolcu sayısının hedeflenenin üzerine çıkarak 2025 yılında yaklaşık 48 milyona ulaşması bekleniyor.

Bugün yenilenerek hizmete açılan T1 terminali ile mevcut terminal T2’nin toplam kapasitesi böylece 50 milyonu aşacak.

2025 yılı içerisinde toplam 23 dış hat, 2 iç hat olmak üzere toplam 25 hat açılışı gerçekleştiren İstanbul Sabiha Gökçen (ISG) Uluslararası Havalimanı, bugün 54 ülkede 39 iç hat, 115 dış hat olmak üzere toplam 154 destinasyonu İstanbul’a bağlıyor. 

İstanbul ve çevresindeki destinasyonlara yakınlığıyla “Şehrin Havalimanı” olan İSG, kara, deniz ve raylı sistem bağlantılarıyla ideal bir transfer noktası olarak öne çıkarken, kapasiteyi arttıracak T1 terminali ile daha fazla sayıda uçuşu çatısı altında toplayacak.

24 bin m²’lik T1, özel bir köprü sistemiyle T2’ye bağlandı

İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’nda titizlikle yürütülen T1 yenileme ve aktivasyon projesinin bel kemiğini özel bağlantı köprüsü oluşturuyor. 

T1 ve T2 terminal binaları, Türkiye’de ilk kez uygulanan iki ayak açıklığı arası 80 mt olan, 240 metre uzunluğunda çelik bir köprüyle birbirine bağlandı.

Yapımında 1100 ton çelik kullanılan köprü, pistleri ve apronu gören özel manzarasıyla da havalimanları arasında benzersiz noktalardan biri olmaya aday.

Toplam 24 bin m²’lik büyüklüğe sahip olan uydu terminal T1, mevcut terminal T2’nin Dış Hatlar 201 no’lu kapısından köprüyle bağlanarak havalimanına mevcut kapılara ek olarak 9 noktada toplam 18 biniş kapısı kazandıracak. 

Açılan Faz1 bölümünde 5 noktada 10 biniş kapısı bugün itibarıyla hizmete alındı. Önümüzdeki günlerde uçuş planlamalarına bu kapılar dahil edilecek.

Yenilenen T1 terminalinde 1300 kişilik oturma kapasitesinin yanı sıra çocuk oyun alanları, yeme – içme – alışveriş kioskları, hac ve umre yolcusu misafirler için ihram giyinme odası ve mescit bulunuyor.

Yolcular ana terminal binasından (T2) check-in, bagaj ve pasaport işlemlerini tamamladıktan sonra T1’e yürüyen bantlar sayesinde kolaylıkla geçiş yapabilecek. 

Afet durumlarında kesintisiz hizmet verilebilmesi için ileri seviye sismik izolatör teknolojileriyle inşa edilen ve dünyada depreme en dayanıklı yapılar arasında yer alan Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı’nın mevcut terminal binasına uyumlu olarak T1 terminali de sondaj ve jeofizik araştırmalar; zemin iyileştirme-iksa-veri ve geoteknik proje uygulamalarıyla güçlendirildi.

Proje kapsamında sürdürülebilirlik açısından mevcut bina yapısı yeni ihtiyaçlara hizmet edecek biçimde olabildiğince korunarak yenilendi.

Sökümü yapılan tüm birincil ve ikincil çelikler, MKE’ne (MKE Geri Dönüşüm İşletme Müdürlüğü) teslim edilerek geri dönüşüme kazandırıldı.

Mevcut T2 terminalimizde yer alan fakat kullanımda yer almayan yürüyen yollarımızın tüm parça değişimleri ve bakımlarını yaparak T1&T2 bağlantı köprüsünde kullanıldı.

Gün ışığından mümkün oldukça yararlanmak adına, aydınlatma otomasyonu sistemi kurularak, enerji tüketiminin minimuma indirilmesi hedeflendi. Tüm elektrik ve mekanik ekipmanlar, en yüksek enerji sınıfı olan IE5 verimlilik standardına göre seçildi.

Yaklaşık 8 ay gibi kısa bir sürede yapımı fazlı olarak tamamlanan projede, ortalama günde 400 ve maksimumda da 550 kişi sınırlı alanda çalıştı. Bu süreçte herhangi bir iş kazası yaşanmadan açılış safhasına ulaşıldı.

Projenin ilerleyen safhasında, ISG Ofisleri’nin Terminal 1’de konumlandırılması ve mevcut ofislerin bulunduğu asma kat alanlarının tamamen yolcu trafiğine açılması planlanıyor. Ofislerden boşalan alanların dahil edilmesiyle kara ve hava tarafında yolcular için ek alanlar oluşturularak misafirlerin seyahat konforunun artırılması hedefleniyor.

Türkiye ve Avrupa havacılık sektöründe önemli rekor ve başarılara imza atan; 40 milyonun üzerinde yolcuya hizmet veren “Major Havalimanları” kategorisinde Avrupa’da en hızlı büyüyen havalimanı olan Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı, operasyonel verimlilik, müşteri deneyimi ve sürdürülebilirlik alanlarında sektör standartlarını yükseltme ve en yenilikçi havalimanı olma hedefine uyumlu adımlar atmayı kararlılıkla sürdürecek.

Chrome veri paylaşımı otomatik devre dışı kalabilecek

0

Google, tarayıcı düzeyinde gizliliği güçlendirmek için sessizce önemli bir adım attı. Chrome Platform Durumu’ndaki yeni bir giriş, Google ve Chromium projesinin nihayet Küresel Gizlilik Kontrolü’nü (GPC) desteklemeye hazırlandığını gösteriyor. Bu büyük bir gelişme çünkü bu, web sitelerine -otomatik olarak ve doğrudan tarayıcınızdan- kişisel verilerinizi satmayı veya paylaşmayı bırakmalarını söyleyen yasal olarak tanınan bir sinyaldir.

Chrome veri paylaşımı için küresel düzenleme

Küresel Gizlilik Kontrolü’nün ardındaki fikir, kalıcı olan tek bir gizlilik seçimi yapmanıza olanak sağlamaktır. Bunu etkinleştirdiğinizde, tarayıcınız ziyaret ettiğiniz her siteye bir “sessizlik” sinyali göndererek, bilgilerinizi paylaşmamaları konusunda talimat verir. Her sayfada açılan can sıkıcı çerez banner’larının aksine, GPC arka planda çalışır. Bir kez ayarlarsınız ve işiniz biter.

Bu sadece “nice to have” bir özellik değil; gerçek yasal yaptırımları var. Kaliforniya gizlilik yasası zaten GPC’yi (Google Proof Control) geçerli bir devre dışı bırakma yöntemi olarak kabul ediyor ve Ocak 2027’den itibaren “Opt Me Out Act” (Beni Devre Dışı Bırak Yasası) adlı yeni bir yasa, Kaliforniya’da kullanılan tüm büyük tarayıcıların bunu yerleşik olarak içermesini zorunlu kılacak. Google’ın yeni hamlesi, Chrome’un nihayet bu son tarihten önce harekete geçtiğini gösteriyor. Dosyaya göre, Chrome, kullanıcılar için görünür bir ayar ve web sitelerinin sinyali basit bir kod parçasıyla algılamasının bir yolunu içeren resmi W3C spesifikasyonlarını takip edecek.

Bunu yaparak Google, Firefox, Brave ve DuckDuckGo gibi gizlilik odaklı tarayıcıların zaten bulunduğu kulübe nihayet katılıyor. Chrome yıllarca “İzleme Yapma” (Do Not Track – DNT) özelliğine güvendi, ancak bu esasen web sitelerinin görmezden gelmekte özgür olduğu kibar bir rica idi. GPC farklıdır çünkü düzenlemeyle desteklenmektedir. Aslında, Kaliforniya Başsavcısı, bu sinyallere saygı göstermeyen şirketlere, 1.2 milyon dolarlık Sephora davası gibi büyük tazminatlar ödedi.

Ortalama bir kişi için bu, her web sitesinde onay açılır pencerelerini yönetme zorunluluğunun sona ermesi anlamına gelebilir. Bunun yerine, tarayıcınız sizin adınıza hareket ederek gizlilik tercihlerinizi web genelinde tutarlı bir şekilde uygular. Özellikle bu hakların yasal olarak korunduğu bir eyalette yaşıyorsanız, verilerinizi korumanın çok daha temiz ve otomatik bir yoludur.

Intel yeni Core Ultra işlemciler bütçe dostu oluyor

0

VideoCardz’ın Board Channels kaynaklarına dayanarak yayınladığı yeni bir rapora göre, Intel, Arrow Lake masaüstü serisi için Core Ultra 200K Plus yenilemesi hazırlıyor. Peki cazip yanı ne? Daha yüksek fiyat etiketi olmadan daha iyi özellikler.

Intel yeni Core Ultra işlemciler

Bunların hiçbiri henüz resmi değil. Yine de, bir sistem kurmayı planlıyorsanız, ek Efficiency çekirdekleri, daha hızlı bellek desteği ve platform sürekliliği gibi söylentiler, satın alma zamanınızı değiştirebilecek türden bir güncelleme. Sızıntıya göre, en büyük değişiklikler orta seviyede yer alıyor. En üstteki Core Ultra 9 işlemci, çekirdek düzeni açısından genel olarak benzer görünüyor, Core Ultra 7 ve Core Ultra 5 ise ekstra E-çekirdeklerinin bulunduğu yer.

Bu, özellikle içerik oluşturma ve bazı üretkenlik yükleri gibi çok sayıda iş parçacığına yayılan uygulamalar ve yoğun çoklu görev için önemlidir. Ancak çekirdek sayısı tek başına bir zaferi garanti etmez. Rapor, saat hızlarını, güç sınırlarını veya son hızlandırma davranışını içermiyor; bunlar genellikle bir yenilemenin günlük kullanımda anlamlı olup olmadığını belirler.

Eğer yenileme fiyatları sabit tutarsa, asıl tasarruf değiştirmek zorunda kalmayacağınız parçalarda olabilir. Rapora göre Core Ultra 200K Plus, LGA1851 soketinde kalacak ve 800 serisi anakartlarla uyumlu olmaya devam edecek; bu da yükseltmeyi yeniden yapılandırmadan ziyade tak-çalıştır bir değişim gibi hissettirebilir.

Aynı haberde ayrıca DDR5-7200’ün bellek destek seviyesi olarak belirtildiği de vurgulanıyor. Bu, zaten yeni RAM alıyorsanız en önemli faktör olacaktır. Zaten stabil bir DDR5 kitiniz varsa, tek başına yükseltme nedeniniz bu olmayacaktır. Zamanlama konuşmaları 2026 yılının başlarına, olası bir CES sezonu tanıtımına ve ilk çeyrekte piyasaya sürülme penceresine odaklanıyor. Intel tarihleri ​​onaylayana kadar, programın değişebileceğini varsayın.

Waymo insan müdahalesine ihtiyaç duyabiliyor

0

Waymo’nun robot taksileri şehir sokaklarında direksiyon başında insan olmadan hareket edebiliyor, ancak yine de bir insanın çözmesi gereken temel sorunlar nedeniyle durabiliyor. Bu destek katmanı, uzaktan çalışan personel ve yerel yükleniciler, hizmetin devamlılığını sağlayan unsurlardan biri. Aynı zayıflık, küçük aksaklıklarda ve şehir çapındaki kesintilerde de ortaya çıkıyor.

Waymo insan müdahalesi ile yoluna devam edebiliyor

Tam olarak kilitlenmemiş bir kapı, aracın hareket etmesini engelleyebilir. Büyük bir elektrik kesintisi sırasında, o kadar çok araç yönlendirme isteyebilir ki, bazıları trafiği tıkayacak kadar uzun süre yerinde bekleyebilir. Sürüşü araç yapar, ancak insan yardımı kurtarma işlemini gerçekleştirir.

Bazı arızalar basit ve tamamen önlenmesi zor olabilir. Yolcular kapıyı tam kapatmamış olabilir veya emniyet kemeri arka kapıya sıkışabilir. Araç bunu güvensiz olarak algılayabilir ve sorun giderilene kadar devam etmeyi reddedebilir. Waymo’ya göre nadir de olsa aküyle ilgili kurtarma işlemleri de mevcut.

Waymo, Honk adlı bir uygulama aracılığıyla kurtarma hizmeti sunuyor. Bu uygulama, çekme ve ilgili yardımlar için talep üzerine çalışan bir sevk sistemi olarak tanımlanıyor. Bildirilen ödeme oranları arasında bir kapıyı kapatmak için 20 dolar veya daha fazla, bazı durumlarda yaklaşık 22 ila 24 dolar ve bir çekme işlemi için yaklaşık 60 ila 80 dolar yer alıyor. Raporda belirtilen operatörler, bu rakamların özellikle arızalı aracı bulmak için ekstra zaman harcandığında yakıt, zaman ve işçilik maliyetlerini her zaman karşılamadığını söyledi.

Kısa vadeli soru, Waymo’nun gelecek yıl daha fazla şehre genişlerken müdahale ihtiyacını azaltıp azaltamayacağı. Her kurtarma işlemi bir işletme maliyetidir ve arızalar kümelendiğinde hızla kamu sorunu haline gelir. Waymo, kapı sorunlarının çok yaygın olmadığını ve yolcu eğitimi de dahil olmak üzere alım ve bırakma işlemlerini iyileştirmek için çalıştığını söylüyor. Ayrıca, çekici operatörlerinin konum bilgilerinin hassasiyetinin düşük olmasıyla ilgili endişelerini dile getirmesinin ardından yedek GPS izleme sistemine sahip olduğunu belirtiyor.

Donanım değişiklikleri, en basit sorunlardan bazılarını ortadan kaldırabilir. Waymo, otomatik olarak açılıp kapanacak şekilde tasarlanmış sürgülü kapılar kullanan, Zeekr ile üretilmiş yeni nesil araçları test ediyor. Daha büyük test ise, büyük aksaklıklar sırasında uzaktan destek kuyruklarının birikmesini önlemektir, çünkü bu durumda temkinli bir bekleme trafik sıkışıklığına dönüşür.

Rokid akıllı gözlükleri Meta’ya rakip oluyor

0

Çinli akıllı gözlük üreticisi Rokid, Rokid Ai Glasses Style’ı tanıttı. Bu gözlüklerin diğer hiçbir akıllı gözlükte olmayan bir özelliği var: kamera için doğru en boy oranları. Bildiğimiz kadarıyla Rokid’in Ai Glasses Style gözlükleri, kullanıcıların 3:4, 4:3 ve 9:16 olmak üzere üç farklı en boy oranında fotoğraf ve video çekmesine olanak tanıyan ilk akıllı gözlükler. Sonuncusu Instagram Reels ve TikTok için ideal. Rokid: “Kırpma yok, sonradan düzenleme yok – TikTok, Instagram Reels, Shorts, vloglar, seyahat günlükleri ve POV hikaye anlatımı için mükemmel” diyor.

Rokid akıllı gözlükleri video düzenlemeyi kolaylaştırıyor

Şimdi, yeni akıllı gözlüklerinizi kullanarak video çekerken yüzünüze bir darbe alıp almayacağınız tamamen başka bir soru, ancak en azından kırpma kısmı kolay olacak. En boy oranları sosyal medya için daha uygun olsa da, Rokid Ai Glasses Style, kamera bölümünde diğer akıllı gözlüklerle hemen hemen aynı. Ray-Ban Meta AI gözlüklerindekiyle aynı olan 12 megapiksel sensöre ve videolarınızın aşırı titrek görünmemesi için dahili görüntü sabitleme özelliğine sahipler.

Ray-Ban AI gözlükleri gibi, Rokid’in Ai Glasses Style gözlüklerinde de ekran bulunmuyor ve oldukça normal görünümlü ve hafifler. Yaklaşık 50 gram ağırlığındaki Ray-Ban Meta Gen 2 AI gözlüklerine kıyasla sadece 38 gram ağırlığındalar. Bu ağırlık azalmasına rağmen, 12 saatlik pil ömrü sunuyorlar ki bu, eğer doğruysa etkileyici bir rakam. Karşılaştırma için, Ray-Ban Meta Gen 2’nin aralıklı/genel kullanımda yaklaşık 8 saatlik bir şarj süresi sunması bekleniyor.

Bu akıllı gözlüklerde dikkati çeken özellik ise sesli asistanı olması. En azından kağıt üzerinde, Rokid Ai Glasses Style, Ray-Ban Meta AI gözlüklerine oldukça iyi bir alternatif gibi görünüyor. “Style” ismine yakışır şekilde, AI Glasses Style iki çerçeve renginde ve 11 değiştirilebilir renkli lensle birlikte gelecek. Akıllı gözlükler ayrıca numaralı lensleri de destekliyor. Rokid henüz fiyat veya çıkış tarihi bilgisi açıklamadı. Birkaç hafta sonra CES 2026’da daha fazla bilgi edinmeyi bekliyoruz.

Alexa+ yapay zeka destekli alışveriş özelliklerini geliştiriyor

0

E-ticaret devi Amazon, yapay zeka tabanlı asistanı Alexa+’ın önemli bir genişlemesini duyurdu ve birçok üçüncü taraf entegrasyonu ekledi. Asistan artık seyahat bileti veya rezervasyon rezervasyonu yapmak, hizmet almak, yemek siparişi vermek ve ödemeleri yönetmek gibi gerçek dünya görevlerini doğal dil komutlarıyla yerine getirebiliyor. İlk ortaklar arasında Expedia (seyahat planlama ve rezervasyon), Yelp (yerel işletme bilgileri), Angi (ev onarımları ve profesyonel hizmetler) ve Square (dijital ödemeler) yer alıyor.

Alexa+ yapay zeka özelliklerini geliştiriyor

Böylece, tüm bu işleri yapmak için birden fazla uygulamayla uğraşmak yerine, kullanıcılar Alexa+‘dan işi yapmasını isteyebilirler. Örneğin, dijital asistana “Yakınımdaki iyi puanlı bir restoran veya kafe bul ve iki kişilik bir akşam yemeği masası ayırt” diyebilirsiniz ve asistan gerisini halleder.

Sesli asistanlar basit bir sorunla boğuşuyordu: Onlarla istediğiniz kadar konuşabilirsiniz, ancak yalnızca sınırlı sayıda görevi yerine getirebilirler. Ancak Amazon’un yeni yaklaşımı, konuşma tabanlı yapay zekâya ve özel hizmetlerle daha derin entegrasyona büyük ölçüde dayanarak bu sorunu çözmeyi amaçlıyor.

Konuşma tabanlı Alexa+, ilgili bağlamı sunar, kullanıcıların takip soruları sormasına olanak tanır ve çok adımlı görevleri tamamlar; bu da komut tabanlı sesli etkileşimlerden kişisel bir hizmet deneyimine doğru önemli bir geçişi işaret eder. Başka bir deyişle, Amazon Alexa+’ı kullanışlı bir araç olarak konumlandırıyor.

Eğer bir sesli isteği, telefonunuzu alıp görevi kendiniz halletmenin daha hızlı olduğu için terk ettiyseniz, Alexa+ arama, karşılaştırma, rezervasyon ve ödemeyi tek bir sesli konuşmaya entegre ederek size zaman kazandıracaktır.

Yakın gelecekte Amazon, daha fazla ortakla iş birliği yaparak Alexa+’ı sağlık hizmetleri, abonelikler ve bir miktar teknik veya teknik olmayan yardım gerektiren diğer tekrarlayan hizmetler gibi alanlara genişletecektir. Dahası, Alexa+ sizin adınıza hareket edebilir ve zamanınızın çoğunu alan sıradan görevleri halledebilir.

Offshore rüzgar şirketleri Trump’ı şikayet etti.

Virginia merkezli açık deniz rüzgar enerjisi geliştiricisi, Trump yönetiminin projeleri durdurma emri nedeniyle dava açtı. Virginia açık deniz rüzgar enerjisi projesinin geliştiricileri, ulusal güvenlik endişeleri nedeniyle projelerinin yanı sıra dört diğer projenin de inşaatını durduran Trump yönetiminin emrini engellemek için federal bir yargıçtan talepte bulunuyor.

Offshore rüzgar şirketleri ABD’de zor durumda kaldı

Dominion Energy Virginia açtığı davada, hükümetin emrinin “keyfi ve tutarsız” ve anayasaya aykırı olduğunu belirtti. Richmond merkezli şirket, onlarca yeni veri merkezinin tetiklediği hızla artan enerji ihtiyaçlarını karşılamak için gerekli olduğunu söylediği Coastal Virginia Offshore Wind projesini geliştiriyor.

İçişleri Bakanlığı, Pazartesi günü beş projeyi engelleme kararındaki güvenlik endişelerini detaylandırmadı. İçişleri Bakanlığı Okyanus Enerjisi Yönetimi Bürosu, proje geliştiricilerine yazdığı bir mektupta, “bu projenin oluşturduğu ulusal güvenlik tehditlerinin yeterince hafifletilip hafifletilemeyeceğini belirlemek için” 90 günlük (ve muhtemelen daha uzun) bir süre belirledi.

Diğer projeler arasında Massachusetts’te yapım aşamasında olan Vineyard Wind projesi, Rhode Island ve Connecticut’taki Revolution Wind ve New York’taki iki proje: Sunrise Wind ve Empire Wind yer alıyor. Bu eyaletlerdeki Demokrat valiler, Trump yönetiminin yenilenebilir enerji kaynaklarına karşı yürüttüğü mücadelede açık deniz rüzgar enerjisini sekteye uğratmak için attığı son adım olan bu karara karşı mücadele edeceklerine söz verdiler.

Mill gıda atığı ile mücadelede yeni anlaşmalar imzaladı

0

Mill, evlere yönelik bir girişim olarak başlamış olsa da, kurucu ortak ve CEO Matt Rogers, gıda atığıyla mücadele eden bu girişimin uzun zamandır ticari müşterilere de ulaşmayı hedeflediğini söylüyor.

Amazon ve Whole Foods ile resmi bir anlaşma imzalanmasıyla, şirketin başkalarının gıda atıklarını işleyerek kar elde etme planı biraz daha kamuoyuna açıklandı. Whole Foods, 2027’den itibaren her marketinde Mill’in gıda atığı kutusunun ticari ölçekli bir versiyonunu kullanıma sunacak. Kutular, meyve ve sebze bölümünden gelen atıkları öğütüp kurutarak, maliyetli çöp depolama ücretlerini azaltırken aynı zamanda şirketin yumurta üreticileri için yem sağlayacak. Her ikisi de şirketin genel giderlerini düşürüyor ve ekolojik ayak izini azaltıyor.

Mill gıda atığı toplama işini sürdürüyor

Aynı zamanda, Mill’in kutuları, Whole Foods’un neyin ve neden israf edildiğini anlamasına yardımcı olacak veriler toplayarak, marketin maliyetleri daha da kontrol etmesine yardımcı olacak. Rogers:“Nihai hedefimiz sadece atık işlemlerini daha verimli hale getirmek değil, aynı zamanda daha az gıda israfı yapmaları için süreci daha da ileriye taşımaktır” dedi.

Şirket birkaç yıl önce evlere gıda atık kutuları satmaya başladı. Nest termostatını üreten bir ekipten bekleneceği gibi, cihazlar iyi tasarlanmış kullanımı keyifli olabiliyor. Çocuklarım birinci ve ikinci nesil kutuları test ederken çok eğlendiler.

Rogers: “Tüketiciye odaklanmak çok bilinçli bir tercihti çünkü bu sayede kanıt noktaları oluşturuyorsunuz, verileri, markayı ve sadakati geliştiriyorsunuz” dedi. İki şirket görüşmeye başladığında Whole Foods ekibinin birçok üyesi Mill’i zaten tanıyordu.

Rogers: “Çeşitli ideal müşterilerimizdeki üst düzey yöneticilerle görüşmeler yapıyoruz ve eğer henüz Mill’i evlerinde denememişlerse, onlara ‘Hey, Mill’i evde deneyin, ailenizin ne düşündüğünü görün’ diyoruz. Bu, insanları heyecanlandırmanın kesin bir yolu” diyor. Rogers, girişimin yaklaşık bir yıl önce Whole Foods ile görüşmelere başladığını söyledi. Sonraki aylarda Mill, zincirin bazı marketlerinde tüketici versiyonunu sergiledi.

Mill ayrıca, çöpe atılan yiyeceklerin rafta kalması gerekip gerekmediğini belirlemek için bir dizi sensör kullanan bir yapay zeka geliştirdi. “Kaybı” (sektörün israf veya hırsızlık yoluyla kaybedilen satışlar için kullandığı terim) en aza indirmek, marketlere acımasız bir pazarda avantaj sağlayabilir.

Sıvı bazlı sistem güneş enerjisinden hidrojen üretiyor

Güneş ışığı, Dünya’daki en bol enerji kaynaklarından biridir, ancak onu istediğimiz her yerde ve her zaman kullanamıyoruz. Bunun nedeni, güneş enerjisini depolamanın ve güneşli bölgelerden sınırlı güneş ışığı alan yerlere taşımanın hala maliyetli ve verimsiz olmasıdır.  Ancak, bir araştırma ekibi, güneş ışığının basit kimyasal malzemeler kullanılarak bir sıvının içinde depolanabileceğini ve daha sonra tamamen karanlıkta hidrojen gazına dönüştürülebileceğini gösterdi. Ayrıca, bu yöntem enerji taşımak için kablolara, pillere veya elektrik şebekelerine ihtiyaç duymayacak.

Sıvı bazlı sistem güneş enerjisini farklı formlara çeviriyor

Dahası, şimdiye kadar, basit, ticari olarak temin edilebilen malzemeler kullanan hiçbir sistem, güneş enerjisini depolayıp daha sonra herhangi bir dış elektrik olmadan hidrojen olarak serbest bırakmayı başaramamıştı. Yeni araştırma, bu engelin nihayet aşıldığını gösteriyor.

Araştırma ekibi, sistemlerini iki ucuz, hazır malzemeden oluşturdu. İlki, görünür ışığı emebilen ve fotokatalizör görevi görebilen sarı bir toz olan grafitik karbon nitrürdür. İkincisi ise, tıpkı küçük bir şarj edilebilir pil gibi birden fazla elektronu kabul edebilen ve tutabilen tungsten ve oksijen atomlarından oluşan bir küme olan amonyum metatungstattır. Bu işlem, az miktarda metanol eklenmiş suda gerçekleşir.

Metanol, ışık karbon nitrür üzerine çarptığında oluşan “pozitif yükleri” emerek çok önemli bir rol oynar. Bu, elektronların hızla yeniden birleşmesini ve kaybolmasını önleyerek, bunun yerine depolanmalarını sağlar. Sonuç olarak, sistem saf suyu parçalamaz ve fedakar bir yardımcı olarak metanolü gerektirir.

Karbon nitrür mavi ışıkla aydınlatıldığında, elektron ve delik çiftleri oluşturur. Elektronlar hızla yakındaki tungsten kümelerine atlar. Daha fazla elektron biriktikçe, çözeltinin rengi soluk sarıdan koyu maviye görünür şekilde değişir – bu, tungsten atomlarının +6’dan +5 yük durumuna indirgendiğinin ve güneş enerjisinin artık kimyasal olarak depolandığının açık bir işaretidir.

Bu transfer iki ana nedenden dolayı çok iyi çalışır. Birincisi, asidik koşullar altında, karbon nitrürün yüzeyi pozitif yüklü hale gelirken, tungsten kümeleri negatif yüklüdür. Zıt yükler birbirini çeker, iki maddeyi sıkıca birbirine çeker ve elektronların aralarında verimli bir şekilde hareket etmesine olanak tanır.

İkinci olarak, enerji seviyeleri birbirine çok iyi uyuyor. Bu nedenle elektronlar dışarıdan bir itmeye gerek kalmadan doğal olarak akabiliyor. Test edilen benzer malzemeler arasında bu tungsten bileşiği en iyi hizalanmayı ve performansı gösterdi.

Ubuntu telemetri özelliği kişisel bilgileri topluyor mu?

0

Günümüz dünyasında, şirketler ve hizmetler, değerli olduğu için kullanıcılardan veri toplamak için ellerinden gelenin en iyisini yapıyorlar. Veriler, hedefli pazarlama için profiller oluşturmak için kullanılabilir. Veriler ayrıca satılabilir. Şirketler, kullanıcı verilerinin kendilerine nasıl yardımcı olabileceğini bildikleri için kullanıcı başına birkaç sentten birkaç dolara kadar ödeme yapıyorlar.

Kullandığınız platform ne olursa olsun, telemetri her zaman vardır. Linux, MacOS, Windows, Android, iOS, Facebook, Amazon… Herkes sizin bilgilerinizi toplamak istiyor çünkü bunun bir değeri var. Önemli olan, bu değerin nerede yattığıdır. Bazı şirketler için değer, kullanıcılar hakkında profiller oluşturmak için veri toplamakta yatmaktadır. Diğerleri için ise bu, karlı bir amaca ulaşmanın bir yoludur.

Ubuntu telemetri özelliği için test sonuçları

Canonical’ın Ubuntu telemetri toplama işlemi açık bir şekilde yapılıyor. Bu durum, Canonical’ın veri toplama yönteminde bir değişiklik duyurmasıyla yakın zamanda gündeme geldi. Bu duyuru resmi Ubuntu Discord kanalında yapıldı ve şirket, gelecek hakkında ayrıntılı bilgi verdi.

Aslında, Canonical eski bir sistemi (Ubuntu Report) yeni bir şeyle (Ubuntu Insights) değiştiriyor. Her iki sistemde de telemetri tamamen isteğe bağlıdır ve hiçbir kişisel bilgi toplanmaz. Bununla birlikte “Hiçbir kişisel verinin toplanmadığını nereden biliyorsunuz?” diye soruyor olabilirsiniz. Çoğu açık kaynaklı araçta olduğu gibi, bunu kendiniz de görebilirsiniz.

Ubuntu’daki telemetri dosyası ~/.cache/ubuntu-insights/linux/local/ dizinine kaydedilir ve JSON formatındadır. Yakın zamanda yayınlanan bir Ubuntu 25.10 örneğini kontrol edildiğinde ve JSON dosyasında aşağıdaki bilgiler bulundu. Bu yapı, hiçbir kişisel bilgi toplanmadığını gösteriyor.

Telemetri verileri işletim sisteminin kurulumu sırasında toplanır ve ~/.cache/ubuntu-insights/linux/local dizinine kaydedilir. Bu bilgiler bir hafta boyunca orada saklanır. Bir hafta geçtikten sonra, kullanıcı telemetri göndermeyi tercih etmediyse, bilgiler kalır. Kullanıcı tercih ettiyse, bilgiler Canonical sunucularına gönderilir ve ~/.cache/ubuntu-insights/linux/uploaded dizinine kopyalanır. Gönderilenleri tam olarak öğrenmek için bu bilgileri istediğiniz zaman görüntüleyebilirsiniz.

{“insightsVersion”:”0.6.2″,”collectionTime”:1764081407,”systemInfo”:{“hardware”:{“product”:{“family”:”Virtual Machine”,”name”:”VirtualBox”,”vendor”:”innotek GmbH”},”cpu”:{“name”:”AMD Ryzen 9 7900X 12-Core Processor”,”vendor”:”AuthenticAMD”,”architecture”:”x86_64″,”cpus”:2,”sockets”:1,”coresPerSocket”:2,”threadsPerCore”:1},”gpus”:[{“device”:”0x0405″,”vendor”:”0x15ad”,”driver”:”vmwgfx”}],”memory”:{“size”:3402},”disks”:[{“size”:91750,”type”:”disk”,”children”:[{“size”:1,”type”:”part”},{“size”:91750,”type”:”part”}]}],”screens”:[{“physicalResolution”:”1223×873″,”refreshRate”:”60.00″}]},”software”:{“os”:{“family”:”linux”,”distribution”:”Ubuntu”,”version”:”25.10″},”timezone”:”UTC”,”language”:”en_US”,”bios”:{“vendor”:”innotek GmbH”,”version”:”VirtualBox”}},”platform”:{“desktop”:

Gana çevrimiçi dolandırıcılık operasyonu düzenledi

0

Gana hükümeti yaptığı açıklamada, çevrimiçi dolandırıcılara karşı düzenlenen bir operasyonda yaklaşık 50 Nijeryalının tutuklandığını bildirdi. Tutuklamalar, başkent Accra’nın banliyölerinde düzenlenen bir baskın sırasında gerçekleşti.

Gana çevrimiçi dolandırıcılık için açıklama yaptı

Accra’nın banliyölerinde gece düzenlenen bir baskın, çevrimiçi dolandırıcılık şüphesiyle yaklaşık 50 Nijeryalının tutuklanmasına yol açtı. Gençlerin ekonomik beklentilerinin yetersizliğinden şikayetçi olduğu Gana’da çevrimiçi dolandırıcılık olayları yaygın durumda.

Ülkenin Enformasyon Bakanı Sam George, X hesabından yaptığı açıklamada, gece yapılan baskında “48 şüpheli siber suç operasyonunun” gerçekleştirildiğini ve şüphelilerin Nijerya vatandaşı olduğuna inanıldığını söyledi. Tutuklananlar arasında iki kadın da bulunuyor. Nijerya’nın fintech sektörü son yıllarda adından söz ettirirken, ülke aynı zamanda internet dolandırıcılarıyla da tanınır hale geldi ve bu tür suçluların hedefi haline geldi.

Bu yılın başlarında, başkent Lagos’ta yaklaşık 800 kişi tutuklanmış ve bunların yaklaşık 150’si Çin vatandaşıydı. Bakan, 48 şüphelinin “aşk dolandırıcılığı, çevrimiçi yatırım dolandırıcılığı, kimlik taklit şemaları ve yasadışı çevrimiçi altın ticareti” planlamak ve gerçekleştirmekle suçlandığını söyledi.

Accra, ülkedeki kayıt dışı madencilikle mücadele etmek amacıyla, yabancıların alımlarına sınırlamalar da dahil olmak üzere altın ticaretine kısıtlamalar getirdi. Gana gençliği de geçimlerini sağlamak için başka pek az şansları olduğunu söyleyerek çevrimiçi dolandırıcılıklara yöneliyor.

Steam kesintisi neden yaşandı?

0

24 Aralık günü, ET zaman dilimine göre saat 13:00 civarında başlayan Steam kesintisi, kullanıcıların oyun mağazasına erişimini ve çevrimiçi oyun oynamasını etkiledi. Valve kesintiyi kamuoyuna açıklamadı, ancak SteamDB’nin resmi olmayan Steam Durum sayfası, Steam Mağazası, Steam Topluluğu ve Steam Web API’lerinin çevrimdışı olduğunu bildirdi.

Steam kesintisi hızlı bir şekilde düzeltildi

DownDetector, Doğu Zaman Dilimi’ne göre saat 13:15 civarında 6.000’den fazla kesinti raporu aldı ve Steam, Valve’ın mobil uygulamalarından da erişilemez hale geldi. Kesintinin, Team Fortress 2, Dota 2 ve Counterstrike 2 gibi Valve’ın çevrimiçi oyunlarının API’lerini de etkilediği görülüyor.

Saat 16:00 civarında Steam toparlanmaya başladı ve Doğu Zaman Dilimi’ne göre saat 18:00 itibarıyla platform büyük ölçüde düzeldi; ana PC, mobil ve Mac istemcileri genel olarak tamamen işlevseldi, ancak ara sıra hatalar veriyordu. Hizmetin bazı bölümleri hala son derece yavaş çalışıyor ve SteamDB’ye göre Valve’ın çevrimiçi oyunlarının çoğu ya çalışmıyor ya da kısmen işlevsel durumda. 25 Aralık sabahı saat 4’te kontrol ettiğimizde, tüm hizmetlerin normale döndüğü görülüyor. Steam Web API, Mağaza ve Topluluk normal şekilde çalışıyor ve tüm oyunlar her zamanki gibi çalışıyor.

Steam’in son büyük kesintisi Ekim ayında yaşanmış ve mağaza ile çevrimiçi hizmetler bir saat boyunca kullanılamaz hale gelmişti. Eylül başında ise Hollow Knight: Silksong’un piyasaya sürülmesi, çok sayıda kişinin aynı anda oyunu indirmeye çalışması nedeniyle Steam, Xbox Mağazası ve Nintendo eShop’u geçici olarak devre dışı bırakmıştı.

3D baskı yapay organ teknolojisine yaklaştı

0

Esneyebilen, bükülebilen ve yine de canlı hücrelere dost kalabilen yeni bir tür 3 boyutlu yazdırılabilir malzeme, tıbbi implantların, yapay organların ve hatta pillerin nasıl üretildiğini değiştirebilir. Virginia Üniversitesi’ndeki araştırmacılar tarafından geliştirilen malzeme, tıpta çok tanıdık bir şey olan polietilen glikol veya PEG adı verilen bir polimerle başlıyor. Ekip, PEG’i moleküler düzeyde yeniden tasarlayarak, genellikle kırılgan olan bir maddeyi, plastik gibi basılabilen ancak canlı doku gibi davranan yumuşak, kauçuksu bir ağa dönüştürdü.

3D baskı yapay organ için bir fırsat olabilir

Malzeme bilimi ve mühendisliği ile kimya mühendisliği doçenti Liheng Cai ve ilk yazar doktora öğrencisi Baiqiang Huang’ın liderliğindeki çalışma, Advanced Materials dergisinde yayınlandı. Yaklaşımları, bir polimerin iç “mimarisini” ayarlamanın, bir zamanlar ulaşılamaz gibi görünen özellikleri nasıl ortaya çıkarabileceğini gösteriyor.

PEG, biyomedikal teknolojide zaten çok kullanılan bir malzemedir. Doku mühendisliğinde, ilaç dağıtım sistemlerinde ve bağışıklık sistemiyle birlikte çalışması gereken birçok başka cihazda bulunur. Biyouyumlu olduğu biliniyor, yani vücut genellikle onu iyi tolere ediyor. Cai: “PEG ağları normalde uzun, doğrusal PEG zincirlerinin çapraz bağlanmasıyla suda yapılır, ardından su uzaklaştırılır. Su ayrıldığında, zincirler bir araya gelir, kristalleşir ve sert ve kırılgan hale gelir. Sonuç, esnemek yerine çatlayan bir malzemedir. Sentetik bir organ için iskele veya atan bir kalbe yaslanan yumuşak bir cihaz gibi bükülmesi ve hareket etmesi gereken bir şey inşa etmek istiyorsanız bu ciddi bir sorundur” dedi.

Cai: “Araştırma grubumuz, vücutla iyi ilişkisini koruyabilen ve yine de elastik bir bant gibi davranabilen bir PEG istedi. Buna ulaşmak için, PEG moleküllerinin düzenlenme şeklini yeniden düşünmemiz gerekiyordu” diye devam etti.

Anahtar fikir, Cai’nin Yumuşak Biyomadde Laboratuvarı’ndaki önceki çalışmalardan geldi. Ekibi, moleküllerin içinde ekstra uzunluk depolayarak çok güçlü sentetik kauçuklar zaten üretmişti. Katlanabilir şişe fırçası tasarımı adı verilen bir yöntem kullandılar. Bu tasarımda, her polimer zincirinin, bir fırçanın kılları gibi dışarı doğru uzanan birçok yan zincire sahip merkezi bir omurgası vardır. Bu kıllar, bir akordeon gibi katlanıp büzülebilir. Malzeme gerildiğinde, bu gizli uzunluklar açılır ve gerilimi üstlenir. Ağ, kopmadan hem güçlü hem de çok esnek hale gelir. Cai: “Grubumuz bu polimeri keşfetti ve bu mimariyi kullanarak bu şekilde üretilen herhangi bir malzemenin çok esnek olduğunu gösterdi,” dedi.

Kafa bandı entegre akıllı kulaklıklar gözlüklerin yerini alabilir

0

Güney Koreli bir donanım markası, sanal gerçeklik içeriklerine dalma hobinizi biraz daha az dikkat çekici hale getirmek istiyor. Bunu da çoğunlukla sıradan bir kulaklığın içine bir sanal gerçeklik gözlüğü yerleştirerek yapıyor.

Geeks Loft’un Perisphere ürünü, kulak üstü kulaklıkları, 2D ve 3D görüntüleme için doğrudan gözlerinizin önüne yerleştirilmek üzere tasarlanmış kompakt bir ekranla birleştiriyor. Ekran modülü, kullanılmadığı zamanlarda görüş alanınızın dışında kalan ve gerektiğinde görüş alanınıza doğru döndürülebilen kafa bandının hemen üzerinde yer alıyor. Açıkça belirtmek gerekirse, bu bir AR veya VR başlığı değil. Bunun yerine, 1800 nit parlaklık ve geniş 53 derecelik görüş alanı sunan, video ve uygulama içeriği izlemeyi çok daha büyük bir ekranda deneyimliyormuş gibi hissettirecek iki adet 1080p ekrandan oluşuyor.

Kafa bandı entegre akıllı kulaklıklar

Bunun ötesinde, 3D video (veya ihtiyacınız olan tek şey 2D video ise) çekmek için iki adet 5 megapiksel stereo kamera seti bulunuyor. Biri gözlerinizin önünde, diğeri ise kulaklığın alt kısmında, böylece ekran kafa bandına katlandığında öne doğru bakıyorlar. Bu, farklı bir çekim yöntemi arayan içerik üreticileri için eğlenceli olabilir, ancak kulak üstü tasarım, çekim yaparken çevrenizin farkında kalmayı zorlaştırabilir.

Şirket, hızlı şarj özelliğine sahip dahili 2500 mAh pilin tam dolu olduğunda üç saate kadar video oynatma süresi sağlayabileceğini söylüyor. Kulaklıklar ise 9.1 kanallı yükseltilmiş uzamsal ses için tasarlanmış, yani 3D sesle çevriliymiş gibi hissetmeniz gerekiyor. Ayrıca, odaklanmanızı sağlamak için aktif gürültü engelleme özelliği de mevcut.

Uygun fiyatta, bunlar evde veya seyahatte video izlemenin eğlenceli bir yolu olabilir – ve yalnızsanız, tabletinizi evde bırakmayı düşünebilirsiniz. Geeks Loft, 3D içeriğin nerede bulunabileceği ve PC’nizden veya mobil cihazınızdan yayınlanan oyunları destekleyip desteklemeyeceği konusunda pek bir şey söylemedi. Yine de, kompakt form faktörü beni cezbediyor ve 3D özelliklerine ve hatta kameralara sahip olmasa bile ilgimi çekerdi. Aslında, bu özelliklerin hiçbirine sahip olmasalar daha iyi olurdu: bana kolayca paketleyebileceğim dev bir ekran verin, uzun uçuşlarda şikayet edecek çok daha az şeyim olur.

Elbette, bunu doğru yapmak için birçok hareketli parça var: ekranların parlak ve canlı görüntüler sunması, kulaklığın rahat olması ve başınızı yormayacak kadar hafif olması ve kulaklıkların günümüzün son derece kalabalık pazarında kendilerini güçlü bir şekilde savunması gerekiyor.

Perisphere üzerinde bir süredir çalışılıyor ve marka, 2024’te SXSW Sydney’de de dahil olmak üzere son birkaç yıldır prototiplerini sergiledi. Şimdi ise önümüzdeki Ocak ayında CES’te cihazı sergilemeye hazırlanıyor ve 2026’da seri üretime başlayıp piyasaya sürmeyi hedefliyor. Kulaklığa daha yakından bakmak için Geeks Loft’un sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Waymo kamu düzeni bozmaktan mahkemelik oldu

0

Waymo, sürücüsüz araçları ve bir şehir ile sakinleri arasında neredeyse bir yıldır süren mücadele, araçların şarj için park alanlarına geri geri girerken çıkardığı gürültü konusunda iki tarafın da anlaşmaya varamaması üzerine 2026 yılına kadar uzayacak.

Waymo kamu düzeni bozma iddiaları ile gündemde

Los Angeles Times’ın bu hafta bildirdiğine göre, Santa Monica şehri ve Waymo, karşılıklı davalar sonucunda anlaşmaya varamadıkları için yeni yılda mahkemeye gidecekler. İki taraf, araç ışıkları ve Waymo araçlarının geri geri giderken çıkardığı elektronik çığlık nedeniyle, sürücüsüz bataryalı elektrikli araçların gece boyunca şarj edilmesi için kullanılan bir alanla ilgili tekrarlanan şikayetler üzerine dava açtı. Bu seslerin her ikisinin de yakındaki evlerde yaşayan sakinleri uyandırdığı iddia ediliyor.

Waymo, Ocak ayında Büyük Los Angeles bölgesinde faaliyet gösteren 50 aracını şarj etmek için Santa Monica’da bir mahallede iki tesis açtı. Ancak kısa bir süre sonra, araçlar girip çıkarken çıkan gürültü ve yanıp sönen ışıklar nedeniyle yakındaki evlerde yaşayan insanları rahatsız etmeye başladı. Kısa süre sonra bir dilekçe oluşturuldu, ancak Santa Monica yetkilileri Nisan ayında KTLA’ya gürültü üzerindeki yetkinin şehre değil, devlet kurumlarına ait olduğunu söyledi. Alphabet’e ait şirket daha sonra araçlardan kaynaklanan gürültüyü azaltmak ve bölgeyi peyzaj düzenlemesiyle güzelleştirmek için adımlar atacağını söyledi, ancak geçen ay şehir, şarj istasyonunun ortağı ve işletmecisi olan Waymo ve Volterra’ya, gece 11 ile sabah 6 arasında araçların şarj edilmesini durdurmaları için bir ihtarname gönderdi.

Geçen hafta Waymo ve Santa Monica, Waymo’nun araçlarının “kamu düzenini bozmadığını” iddia ettiği karşılıklı davalar açtı. Taraflar arasındaki başarısız görüşmelerin ardından dava, 2026 yılında Los Angeles County Yüksek Mahkemesi’ne taşınacak.

Waymo, Los Angeles, Phoenix ve Atlanta gibi şehirlerde faaliyete geçmesi ve Tesla da dahil olmak üzere robotaksi yarışındaki yeni rakiplerini geride bırakmasıyla 2025’te önemli başarılar elde etti. Ayrıca Los Angeles dışındaki şehirlere de genişleme onayı aldı ve New York’ta testlere başladı. Ancak yılı, Santa Monica ile olan davanın uzamasıyla birlikte, San Francisco’da şehir genelinde yaşanan elektrik kesintisi sırasında büyük bir halkla ilişkiler felaketiyle kapattı ve şirket konuyla ilgili “daha iyisini yapmaya çalışacağız” şeklinde bir açıklama yayınlamak zorunda kaldı.

Veri merkezleri bakır alternatifi altyapıya ihtiyaç duyuyor

0

Veri merkezi ara bağlantı girişimi Point2 Technology’nin ürün pazarlama ve iş geliştirme başkan yardımcısı David Kuo, bakır kablolar üzerindeki bant genişliği talepleri terabit/saniye seviyesine yaklaştıkça, fizik kurallarının bu kabloların daha kısa ve daha kalın olmasını gerektirdiğini söylüyor. Bu, günümüzdeki bilgisayar raflarındaki tıkanıklık ve önde gelen yapay zeka donanım şirketi Nvidia’nın 2027 yılına kadar sistem başına maksimum GPU sayısını sekiz kat artırarak 72’den 576’ya çıkarmayı planlaması göz önüne alındığında büyük bir sorun.

Veri merkezleri bakır yerine daha ileri bir altyapı gerektiriyor

Sektör, bakırın erişimini genişleterek ve ince, uzun menzilli optik fiberi GPU’lara daha yakın hale getirerek veri merkezlerindeki tıkanıklığı gidermenin yollarını arıyor. Ancak Point2 ve bir diğer girişim olan AttoTude, aynı anda iki teknoloji arasında yer alan ve onlardan tamamen farklı bir çözümü savunuyor. Teknolojinin, bakırın düşük maliyetini ve güvenilirliğini, optik fiberin dar çapını ve mesafesini bir arada sunacağını iddia ediyorlar. Bu kombinasyon, gelecekteki yapay zeka sistemlerinin ihtiyaçlarını rahatlıkla karşılayacaktır.

Bu yılın sonlarında Point2, her biri 90 gigahertz ve 225 GHz olmak üzere iki frekans kullanarak saniyede 448 gigabit taşıyabilen sekiz ince polimer dalga kılavuzundan oluşan, saniyede 1,6 terabit hızında bir kablonun arkasındaki çiplerin üretimini başlatacak. Dalga kılavuzunun her iki ucunda da elektronik bitleri modüle edilmiş radyo dalgalarına ve tekrar elektronik bitlere dönüştüren takılabilir modüller bulunuyor. AttoTude de esasen aynı şeyi planlıyor, ancak terahertz frekanslarında ve farklı türde ince, esnek bir kabloyla.

Her iki şirket de teknolojilerinin, önemli bir kayıp olmadan 10 ila 20 metreye kadar uzanan ve Nvidia’nın açıkladığı ölçeklendirme planlarını karşılayacak kadar uzun olan erişim açısından bakırı kolayca geride bırakabileceğini söylüyor. Ve Point2’nin durumunda, sistem optik kablonun gücünün üçte birini tüketiyor, maliyeti üçte bir oranında daha düşük ve gecikme süresi binde bir oranında daha az.

Savunucularına göre, radyonun optiğe kıyasla güvenilirliği ve üretim kolaylığı, düşük enerjili işlemci-işlemci bağlantılarını GPU’ya kadar getirme yarışında fotoniği geride bırakabileceği ve hatta baskılı devre kartındaki bazı bakır kullanımını ortadan kaldırabileceği anlamına geliyor.

Alpha Wave akıllı kaskı güvenli bisiklet sürüşü sağlıyor

TM-B, sürücünün doğrudan bir jeneratöre pedal çevirdiği, zincir-tel sistemiyle çalışıyor. Bu da dahili motoru doğrudan çalıştırıyor veya fazla elektrik enerjisi üretilirse dahili bataryayı şarj etmeye yardımcı oluyor. Bir yokuştan aşağı inerken ve frenlere basarken, motor yavaşladığınızda da enerjiyi geri kazanıyor ve bataryaya aktarıyor.

Alpha Wave akıllı kaskı

Sistem, pedal desteğiyle 45 km/sa hıza kadar veya sadece gazla 32 km/sa hıza kadar 180 Nm (132 lb.ft) gibi muazzam bir tork sağlıyor. Bataryanın, dikkatli kullanıldığında şarj başına 162 km’ye kadar dayanabileceği tahmin ediliyor. Ve çeşitli modüller, e-bisikletin amacının ihtiyaçlara göre değişmesine olanak tanıyor – tek kişilik bir bisikletten yük taşıyıcıya nispeten kolaylıkla dönüşebiliyor. Tuhaf görünümü kadar etkileyici de.

Eğer gelecek yıldan itibaren Also’nun yeni e-mobilite evrenine katılmayı tercih ederseniz, olası bir kaza durumunda beyninizi korumak için sıradan bir kask istemeyeceksiniz. Şirket, ürün gamına Alpha Wave akıllı kaskı ekleyerek, biraz özel bir şeye olan isteğinizi öngörmüş durumda. Yeni güvenlik aksesuarı, yakın zamanda piyasaya sürülen Release Layer System’i (Çok Yönlü Darbe Koruma Sistemi) ve yeni bir MIPS alternatifini içeriyor. İç astarlar yerine, dış kabukta, altında küçük polikarbonat rulmanlar bulunan paneller bulunuyor.

Çarpma anında, özel olarak ayarlanmış yapıştırıcı, kuvvetin yoğunlaştığı yerde tutuşunu bırakıyor ve panel, dönme enerjisini önemli ölçüde dağıtmak için tamamen ayrılmadan önce rulmanlar üzerinde herhangi bir yönde dönebiliyor. “Bu, sarsıcı kuvvetleri beyinden uzaklaştırabilen benzersiz bir tasarım.” Başka bir yerde, Alpha Wave, alışılmış Y-kayış konfigürasyonunun yerini alan ve çene altında bir ayar kadranında birleşen daha esnek oluklu plastik kayışlara bağlı bir çift sert plastik ankrajdan oluşan HighBar kayış sistemiyle birlikte geliyor. Bu tekerlek, karmaşık uyum ayarlamalarını ortadan kaldırarak, eldiven giyerken bile tek elle hassas sıkma ve gevşetme imkanı sağlıyor.

Ön tarafta iki LED ışık bulunuyor; biri sürüşünüzün ön ışığını tamamlayan 200 lümenlik bir far, diğeri ise karanlıkta sırt çantanızda bir şeyler ararken işinize yarayabilecek 75 lümenlik bir çalışma lambası. Kaskın arkasındaki projektör, yakında çıkacak olan TM-B’nin bisiklet üzerindeki aydınlatma sistemiyle kablosuz olarak senkronize oluyor.

Silikon Vadisi giyilebilir yapay zeka ürünlerine yatırım topluyor

0

Silikon Vadisi’ndeki teknoloji şirketleri, giyilebilir yapay zeka destekli ürünler geliştirmek için milyarlarca dolar topluyor. Yakındaki Santa Clara’da yaşayan üç genç ise kendi ürünlerini 100 dolardan daha az bir maliyetle geliştirdi.

Hepsi 15 yaşında olan Akhil Nagori, Evann Sun ve Lucas Shengwen Yen, metni gerçek zamanlı olarak konuşmaya çeviren yapay zekâ destekli giyilebilir gözlükler icat etti. Nagori, Business Insider’a verdiği demeçte: “Ana hedefimiz, görme engelli öğrenciler için herhangi bir formatta metni kolay ve uygun maliyetli bir şekilde yazıya dökmenin bir yolunu oluşturmaktı” dedi.

Silikon Vadisi giyilebilir yapay zeka ürünlerine odaklanıyor

Nagori, Sun ve Yen, yaklaşık beş ayda tamamladıkları prototiplerini Ekim ayında Thermo Fisher Scientific Genç Yenilikçiler Yarışması’na sundular ve 10.000 dolarlık bir ödül kazandılar. Çocuklar, prototiplerinin metni konuşmaya çevirmede %90’ın üzerinde doğruluk oranına sahip olduğunu söyledi. Gözlükler, fotoğraf çekmek, metni çıkarmak ve metni gözlük çerçevelerine yerleştirilmiş küçük hoparlörler aracılığıyla çalınan sese dönüştürmek üzere tasarlandı.

Yapay zeka destekli metinden sese gözlük yapma fikri, Nagori’nin görme engelli ve kasiyer olarak çalışan büyük amcası da dahil olmak üzere ailesini ziyaret etmek için Hindistan’a yaptığı seyahatten sonra ortaya çıktı.

Nagori: “Bütün bu kutular Braille alfabesiyle yazılmış fişlerle dolu. Hepsini tek tek incelemek zorunda. Bunu görünce, ‘Bu kadar zahmetli olmayan daha kolay bir yol olmalı’ dedim” dedi. Gözlükleri oluşturmak için, çocuklar üç engeli aşmak zorunda kaldılar: donanım, yazılım ve test yoluyla veri toplama. Sun, gözlük çerçevelerini bir CAD yazılımı olan Fusion 360 ile tasarladıklarını ve 3D yazıcı kullandıklarını söyledi.

Sun: “Ortaokul ve lise öğrencileri için ortalama gözlük boyutlarını bulduk. Gözlüklerin üzerinde tüm bileşenleri bulundurmaya çalıştığımız için, bunların her biri için özel tasarımlar yapmak zorunda kaldık” dedi.

Gözlükler bir kamera, pil, hoparlörler ve Raspberry Pi adı verilen küçük bir bilgisayar kartı içeriyor. Ayrıca küçük bir açma/kapama düğmesi de var. Sun: “Öğrencilerin bunu neredeyse tüm okul günü boyunca kullanmasını istiyoruz. Özellikle bu kadar küçük bir pil kullandığımız için pil ömrü konusunda gerçekten endişeliyiz” dedi.

Yazılım için Nagori, okul ders kitaplarından ve diğer eğitim materyallerinden toplanan 800 görüntüden oluşan bir veri kümesi üzerinde özel olarak eğitilmiş bir evrişimsel tekrarlayan sinir ağı (CRNN) geliştirdiklerini söyledi. Modelin, ders kitaplarının karakteristik özelliği olan renkli görüntüler ve farklı yazı tipleri üzerinde eğitildiğinden emin oldular.