“Unutulma Hakkı” ne kadar gerçekçi?

1

unutulma hakkiAvrupa Birliği’nin Google’ı bezdirmek ve Avrupa’dan uzaklaştırmak için her fırsatı değerlendirdiğini biliyoruz. Bu amaçla Google’ın önüne koydukları şartlardan biri de, unutulma hakkına saygı duyması ve unutulmak istenen kullanıcıların linklerini arama sonuçlarından çıkarılması.

Unutulma hakkı konusunda bilgi sahibi olmayanlara hemen kısa bir özet geçelim. Hakkınızda internete yansımış olan haberleri, yorumları, fotoğrafları, videoları, Google’ın arama listesinden çıkarma talebinde bulabiliyorsunuz. Böylece ileride adınızı aratan birisi, örneğin yeni gireceğiniz iş yerindeki personel müdürü, hakkınızdaki o linki Google arama sonuçlarında göremiyor.

Bu aksiyon aslında, bir kütüphanede, sevmediğiniz bir kitabı kimse bulmasın diye götürüp kütüphanedeki erişimi en zor raflara koymak gibi bir önlem.

Yani içeriği yok etmiyorsunuz, sadece o içeriğe erişimi zorlaştırıyorsunuz. Bu da aslında bizim de Türkiye’de karşılaştığımız “bu içeriğe erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir,” önlemine benziyor. Yani Avrupa da, kendince beğenmediği içeriklere, yine kendince bir erişim engeli uyguluyor. Avrupa’nın da özgür ifade konusunda çok da masum olduğu söylenemez.

Neyse, biz gelelim asıl meseleye.

Avrupa Birliği’nin Google’a dayattığı “unutulma hakkı” meselesi, aslında internet karşısındaki çaresizliğin de bir ispatı kabul edilebilir. Çünkü Avrupa Birliği kullanıcılara şunu söylüyor: “İnternette senin için yazılmış, yayınlanmış içerikler nedeniyle mağdur olduğunu ispat edip bu içeriğin silinmesini istiyorsun, ama biz, koskoca Avrupa ve Batı medeniyeti, elimiz kolumuz bağlı, saldırıya uğramış, hakarete, iftiraya uğramış bir insanı koruyamıyoruz, ona yöneltilen iftiraları, saldırıları internetten silemiyoruz. Bunun yerine, o saldırıların, iftiraların üstünü kapatıp, başkaları tarafından kolay kolay okunamamasına sağlamaya çalışıyoruz.

Ancak ne var ki Avrupa’lılar bu konuda da çok başarılı değiller. Google, unutulma hakkı çerçevesinde ona yapılan başvurulara olumlu cevap verip ilgili içeriği arama sonuçlarından çıkarsa bile diğer arama motorları hala bu içeriği listeliyor olacak.

Ayrıca, içeriğin yer aldığı web sitesini dolaşırken kullanıcılar hala o içeriğe ulaşıyor olacak. Hatta, başka bir web sitesi, bu içeriği alıp kendi sayfalarına kopyalayabilir ve yine Google arama sonuçlarında içeriğe erişmek mümkün olabilir. Burada kurbanlar sadece kişiler de değil. Asıl büyük kurbanlar, şirketler oluyor. Geçtiğimiz günlerde bir genç, KFC restoranlarındaki kızarmış tavuğu “fare” biçiminde kesip, doğru açıdan fotoğrafını çekerek sosyal medyada “KFC’de yemek yerken tabağımdan kızarmış fare çıktı” diye yaygara kopardı. Bu fotoğraf o kadar hızlı yayıldı ki, şakayı yapan çocuk bile insafa gelip, “şaka yapmıştım, bu kadar büyüyeceğini tahmin etmedim,” açıklaması yaptı ama söz konusu fotoğraf hala internette yayılmaya devam ediyor. Çocuğun şaka itirafını ise duyan gören yok. Şimdi KFC restoranları, kızartma teknesinden fare çıkan bir restoran olarak nefretleri üzerine çekiyor ve kendini aklamak için ne kadar çırpınsa da fotoğrafı internetten sildiremiyor.

Bu firma unutulma hakkı için Google’a başvurduğunda ise, ortaya çıkan görüntü şu olacak: “Ben iftira mağduruyorum ve vergi ödediğim devletlerin adalet kurumları bana iftira atılmasını engelleyemiyor. Bunun yerine, iftiracılar gülüp eğlenirken, ben internette sayfa sayfa link peşinde koşup iftiraları saklamaya çalışacağım.”

Adalet bu mudur?

Bu ızdırap, bu çile, Avrupa’da dijital kurbanlara reva görülen medeni çözüm oluyor.

Dijital dünyada artık zalimler galip çıkmış, mağdurlar kaybetmiş görünüyor. Unutulma Hakkı da bu mağlubiyetin resmen ilanıdır.

 

Yorumlar

  1. Güncel hayatınızda izler bırakıp bir sektör ve yazın/görsel dünyasında iz bırakmama hakkınız olamaz. Kötü senaryolar ve sonuçları insanın yazılım kodlarında oynamamıza yeterli sebep değildir. Sorunsalın ortdn kalkması için dünya tininin modern olması,klasizm ve kübizmden kurtulması, onların yaşamın hemen her sektöründe tıpkı bir odanın tavan uçları gibi değmediği girmediği yer bırakmadıklarının bilinmesi, onlarla mücadele edilmesine bağlıdır. Modern yasalar, yaşam, hukuk ve bireyler için de Nesnel Felsefe gerekir.

    İnsan, saltık olarak iyi midir? tartışmasında geçen süre 1000 yılı devirdi ve sorunun sahibi Perikles’ten bu yana halen yanıt aranıyor.

    Sevgili Hakkı’nın öngördüğü senaryo, ‘Modern Birey’ olamayan klasiklerin erdemsizlerin iktidarında ‘birey olmanın’ ‘Das Recht – Hak’ olduğu, hakların kutsallığı ve kişisel seleksiyonun kadimliğinin vurgusudur. Öyle ama bu ‘haklar’ klasiklerin, felsefesizlerin, erdemsizlerin ve boşinancın içinde aranamaz. Çünkü Hakkı’nın ‘hak’kı, yanlış zamanda doğru bir istençtir. Sanılanın aksine siyasal bir oyun/kumpas ve politika değildir. İnsanlar mükemmel modernler olsalardı zaten bu sorunsalda olmayacak, lokanta budalalarına gerek kalmayacaktı.

    Socrates en sonunda dayanamaıp şu meşhur son cümlesini kurup zehirle intihar etmişti: ‘Getirin baldıran zehirimi! İnsanların demokrat olacağı yok..’ Belki korkunç doğru bir cümle kurmuştu ama yanlış zamanda doğruyu vurgulamış ve Google sonuçlarını değiştirmek gibi Yunanistan’ı değiştirmek istemişti.

Yorum Ekle

Posta adresiniz, gizli kalacaktır.

İzin verilen HTML tagları, <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>