Yemeksepeti’nin gelecek planları? Zırrr…

0

YemeksepetiTakvimler 2000’li yılların ilk yarısını gösteriyor. İstanbul’da sıcak bir gün. Byte dergisi için İbrahim Özdemir’le birlikte röportaj peşindeyiz. Etiler tarafındaki küçük bir villada, dönemin yeni girişimlerinden Yemeksepeti’nin yerini bulmuş, duvarları tablolarla bezenmiş daracık bir merdivenden üst kata çıkmıştık. Gidiş amacımız, Türkiye’nin internetteki bu yeni girişiminin neler yaptığını ve hedeflerini öğrenmek.

Röportaj öncesi dergide ekip olarak Yemeksepeti’nin varlığından ne kadar mutlu olduğumuzdan, siparişleri hep aynı isimden – Berkin Bozdoğan – verdiğimiz için “en çok sipariş veren isimler” sıralamasında ne durumda olduğumuzu konuşuyoruz. Ardından sıra röportaj sorularında…

– Yemeksepeti’nin kuruluş hikayesini (zırrrr); kuruluş hikayesini anlatır mısınız?

– Peki tüketicilerin tepkisi nasıl? İnsanlar online ticarete çok sıcak bakmıyorken size olan ilgileri (zırrrr); size olan ilgileri nasıl?

– İlerisi için planlarınız (zırrrr); planlarınız neler? İstanbul dışında (zırrrr); İstanbul dışında öncelikle hangi şehirlerde hizmet vermeye başlayacaksınız?

En sonunda dayanamayıp, kapı zilini andıran bu sesin nedenini soruyoruz. Sanki Yemeksepeti’nden verilen her sipariş önce şirketin merkezine getiriliyor da ondan sonra sipariş verenlere iletiliyormuşcasına kapı çalıyormuş gibi geliyor.

Aydın ve Ödemiş bu sesi şöyle açıklamıştı: “Bu, bizim hızlı hizmet verebilmek adına uyguladığımız bir sistem. Yemeksepeti.com’a gelen her siparişte bu ses çalıyor. Biz de böylece yeni siparişleri görebiliyor, hızlıca ilgili restorana ve gerekirse müşteriye dönüş yapabiliyoruz.

O gün, Yemeksepeti ofisinde kaldığımız yaklaşık 1 saat içinde pek çok kez bu “kapı zilini andıran” sesi duyduk. Tam sayıyı hatırlayamıyorum ama her 3-4 dakikada duyuyorduk. Aydın ve Ödemiş, bu yöntemi daha önce ilk açıldığı dönemlerde Amazon.com’un kullandığını, ancak sipariş sayısının hızla artması sonucu vazgeçtiklerini söylüyor.

Yemeksepeti aradan geçen yıllarda hızla büyüdü, birkaç kez adres de değiştirdi. 2014 sonlarında şu anki ofislerine gittiğimde eski küçük villadaki halleri geldi aklıma. Otomatik açılır kapıdan girer girmez küçük holün tavanında belki 1000’den fazla “restoran magneti“nin tavana yapıştırıldığını görmüştüm. Evet, artık zil sesi yok ama Yemeksepeti, 2001’de başladığı yolculuğuna aradan geçen yaklaşık 15 yılın ardından Delivery Hero’yla devam etme kararı aldı.

Haberin yayılmasıyla birlikte çeşitli yorumlarla karşılaştım. 589 milyon dolarlık değeri az bulanlar, zaten sayıları düşük olan başarılı yerli internet girişimlerinden birinin daha yabancılara satılmasını eleştirenler, bunu gerçek bir başarı olarak görenler ve dahası.

Konuya nasıl yaklaşırsanız yaklaşın, günümüz ekonomisinde sanal dünyayı temel alan girişimlerin önünde üç yol var. Birincisi; benzer iş alanında bulunan farklı ülkelerdeki şirketleri satın almak. Geçen yıl Türkiye’ye bu şekilde olmasa da diğer ülkelerde bunu yaparak giren BlaBlaCar gibi. İkincisi organik büyümek. Global marka olma yolunda hedeflediği ülkelerde kendi organizasyonunu kurarak büyümeye çalışmak. Yemeksepeti, en zor olan bu yolu seçmişti. Üçüncüsü ise, belirli bir büyüklüğe ulaştıktan sonra iş dünyasında “exit” olarak tanımlanan çıkışı gerçekleştirerek o alandan tamamen çıkmak ya da şirketinin hisselerini devretmek.

Yemeksepeti, ikinci yolu izlerken üçüncüsü ile devam etme kararı aldı. Daha önce benzer süreçleri Gittigidiyor’un eBay tarafından satın alınmasında ya da Sina Afra’nın Markafoni hisselerini satmasında görmüştük.

Yemeksepeti, bir süre daha “neden kendi olarak büyümeye devam etmedi?” eleştirisi alacaktır. Ama bu eleştiriler ekonomik ve ulusal bakış açısından çok, iş dünyasına bir markanın müşterilerini kendisine bağlamayı öğrettiği için olacak…

Yorum Ekle

Posta adresiniz, gizli kalacaktır.

İzin verilen HTML tagları, <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>