Techinside Google News
Ana Sayfa Blog Sayfa 342

Evren, sandığımızdan çok daha hızlı genişliyor!

Son yapılan gözlemler, evrenin genişleme hızının, bilim dünyasının yıllardır kabul ettiği hızdan çok daha yüksek olduğunu gösteriyor. Hubble ve James Webb teleskoplarıyla yapılan çalışmalar, Einstein ve diğer bilim insanlarının ortaya koyduğu teorilerin büyük ölçüde doğru olduğunu kanıtladı. Ancak bir yandan bazı gözlemler, bilim dünyasının temel varsayımlarının hatalı olabileceğini de ortaya koyuyor. Özellikle son araştırmalar, evrenin genişleme hızının, beklenenden çok daha hızlı olduğunu gösteriyor.

Evren, sandığımızdan daha hızlı genişliyormuş

James Webb Uzay Teleskobu ve DESI (Karanlık Enerji Spektroskopik Enstrümanı) ile yapılan gözlemler, bu farkı açıkça ortaya koydu ve bu durum bilim insanlarının daha önce benimsenmiş teorik modellerinin yanlış olduğunu gözler önüne serdi. Bu da, mevcut fizik kurallarıyla açıklanamayacak yeni bir denklemi ortaya çıkarıyor. Böylece, bilim dünyası şimdi bu konuda temel varsayımlar üzerine kurduğu kozmolojik modelleri tamamen yeniden gözden geçirmek zorunda kalacak gibi görünüyor.

Bir süredir tartışılan ve Hubble sabitinin tutarsız olabileceğine dair olan görüşler, son araştırmalarla çok daha somut hale geldi. Daha önce Hubble gerilimi (Hubble Tension) adıyla bilinen bu tutarsızlık, şimdi büyük bir krize dönüşmüş durumda. Yapılan son araştırmalar, bu konuda oldukça güçlü ve somut veriler sunuyor. Dan Scolnic gibi bilim insanları, bu gerilim konusundaki durumun artık bir krize yol açtığını belirtiyorlar. Duke Üniversitesi’nde yürütülen araştırmalar, kozmolojik modelimizin bozuk olabileceğini gösteriyor ve bu keşfin bilim dünyasında büyük değişimlere yol açması bekleniyor.

Bu yeni gözlemler, evrenin genişleme hızını belirlemek için kullanılan kozmik merdivenin daha önce hiç bu kadar net şekilde yapılandırılmasını sağladı. Saç Kümesi’ni baz alarak ilk basamağı oluşturan araştırmacılar, daha önceki ölçümlerle uyuşan verilerle oldukça güvenilir bir sonuç elde etti. Ardından, 100 binin üzerinde galaksiyi gözlemleyerek DESI’nin sağladığı verilerle bu merdivenin diğer adımlarını netleştirdiler. Bu sürecin sonunda elde edilen Hubble sabiti, megaparsek başına saniyede 76,5 kilometre olarak belirlendi. Bu, evrenin her 3.26 milyon ışık yılında saniyede 76,5 kilometre daha hızlı genişlediği anlamına geliyor. Bu yeni değer, önceki çalışmalarla hemen hemen örtüşüyor ve Hubble sabitinin yanlış olduğunu savunan görüşlerle birebir çakışıyor. Dan Scolnic, bilim dünyasının bu yeni gerçeğe artık yüzleşmesi gerektiğini ifade ediyor. Ancak bu konuda tüm bilim insanları aynı görüşte değil; birçok araştırmacı Hubble sabitinin yanlış olduğunu kabul etmiş olsa da, bu konuda tam bir uzlaşıya varılmış değil.

Dünyanın en büyük teleskopları, ışık kirliliğiyle mücadele ediyor!

Dünyanın en büyük astronomik teleskopları, hızla artan ışık kirliliği nedeniyle ciddi tehditlerle karşı karşıya kalıyor. Şili’deki Atacama Çölü’nde bulunan Avrupa Güney Gözlemevi’ne (ESO) ait Very Large Telescope (VLT), bölgede inşa edilmesi planlanan 10 milyar dolarlık devasa yenilenebilir enerji kompleksinin yaratacağı ışık kirliliği sebebiyle kritik gözlemler yapma kapasitesini kaybetme riski taşıyor. ESO Genel Müdürü Xavier Barcons’a göre, tesisin inşasıyla gökyüzünün parlaklığı yüzde 10 oranında artacak. Bu değişim, teleskopun yüksek hassasiyetini ve üstün bilimsel yeteneklerini ciddi şekilde sınırlayarak, VLT’yi sıradan bir gözlemevi haline getirebilir. Mevcut koşulların değişmesi durumunda, sönük galaksilerin yaklaşık yüzde 30’unun gözlemlenemeyeceği öngörülüyor. Bu da teleskopun ötegezegenlerin doğrudan görüntülenmesi gibi çığır açan keşifler yapma kabiliyetini tehlikeye sokacak.

Dünyanın en büyük teleskopları, ışık kirliliğiyle karşı karşıya kaldı

Söz konusu proje, ABD merkezli enerji şirketi AES tarafından geliştirilen INNA Yenilenebilir Enerji Parkı’dır. Güneş enerjisi panelleri, rüzgar türbinleri ve hidrojen üretim tesislerini barındıran kompleks, ESO’nun hesaplamalarına göre gece gökyüzüne 20 bin kişilik bir şehrin yaydığı kadar ışık yansıtabilir. Atacama’nın izole ve karanlık alanlarında stratejik bir şekilde yerleştirilen 840 milyon dolarlık VLT’nin yanı sıra, yapımı devam eden 1,5 milyar dolarlık Extremely Large Telescope’un (ELT) da bu durumdan etkilenmesi bekleniyor.

ESO’nun yaptığı açıklamaya göre, sorun tesisin varlığından ziyade, gözlemevine bu kadar yakın bir mesafede inşa edilmesinden kaynaklanıyor. Barcons, tesisin gözlemevinden en az 50 kilometre uzağa taşınması durumunda, ışık kirliliğinin yaratacağı tehlikenin ortadan kalkacağını vurguluyor. Ancak proje henüz erken aşamada ve onay sürecinde olduğundan bu yönde değişiklik yapılması mümkün olabilir.

Işık kirliliği yalnızca yeryüzündeki aydınlatmalardan kaynaklanmıyor. SpaceX’in Starlink uyduları gibi parlak yapay cisimlerin artışı da astronomi üzerinde büyüyen bir tehdit oluşturuyor. Starlink ve benzeri uydu takımyıldızları, gökyüzündeki gözlemleri ciddi şekilde etkileyerek VLT gibi birçok yer tabanlı teleskop için bir diğer büyük engel haline geliyor. Bu sorun, modern astronomi için hem bilimsel hem de çevresel bir mücadele olarak karşımızda duruyor.

BYD Han L, dondurucu soğukta bile rekor şarj süresiyle geliyor!

Çinli otomotiv devi BYD’nin kısa süre önce tanıttığı yeni modeli Han L, sahip olduğu ileri teknolojiler ve yüksek performansıyla adından söz ettiriyor. 810 kW (1085 hp) güce sahip olan araç, yalnızca motor performansıyla değil, zorlu hava koşullarında bile sunduğu etkileyici şarj özellikleriyle de öne çıkıyor. Bu özellikler, BYD Han L’nin tercih edilmesinde büyük rol oynuyor.

-30°C’de şarj devrimi

Yeni BYD Han L’nin öne çıkan özelliklerinden biri, çift şarj teknolojisi sayesinde iki ayrı şarj ünitesinden aynı anda enerji alabilmesi. Sızdırılan verilere göre araç, -30°C gibi dondurucu hava koşullarında bile 120 kW’lık bir şarj cihazıyla %16’dan %100’e sadece 24 dakikada şarj olabiliyor. Bu süre, %16-80 arası 10 dakika%80-100 arası ise 14 dakika şeklinde gerçekleşiyor. BYD Han L bu özelliğiyle de dikkat çekiyor.

Yüksek performanslı motor seçenekleri

BYD Han L’nin motor seçenekleri de dikkat çekici. Tek motorlu versiyonda 500 kW’lık bir motor kullanılırken, dört tekerlekten çekişli modelde arka akstaki 580 kW’lık motora ek olarak ön aksta 230 kW’lık bir motor bulunuyor. Böylece araç toplamda 810 kW maksimum güç sunarak 0-100 km/s hızlanmasını yalnızca 2,7 saniyede tamamlıyor.

Han L’nin 580 kW’lık motoru, maksimum 30.500 devir çevirme kapasitesine sahip. Karşılaştırma açısından, Xiaomi’nin HyperEngine V8s motoru maksimum 27.200 devir çevirebiliyor. Motorun nominal değerleri ise 300 kW güç ve 225 Nm tork olarak belirtilmiş. Yüksek devir kapasitesi, BYD Han L’nin üstün performansını ortaya koyuyor.

Uzun menzil ve yeni batarya teknolojisi

BYD Han LBlade Batarya teknolojisi sayesinde CLTC verilerine göre 1000 km’nin üzerinde menzil sunmayı hedefliyor. Bu batarya, hem güvenlik hem de enerji yoğunluğu açısından dikkat çeken bir yenilik olarak öne çıkıyor. Ayrıca BYD Han L’nin yenilikçi batarya teknolojisi, kullanıcı deneyimini bir üst seviyeye taşıyor.

Fiyat ve çıkış tarihi

Yeni BYD Han L’nin tüm detaylarının Mart 2025’te açıklanması bekleniyor. Aracın başlangıç fiyatının 300 bin Yuan (yaklaşık 41 bin dolar) olması öngörülüyor.

BYD, çift şarj teknolojisini daha önce Denza ve Yangwang gibi alt markalarının modellerinde de kullanmıştı. Ancak Han L, bu teknolojiyi yüksek performanslı motorları ve uzun menzil avantajlarıyla birleştirerek sınıfında fark yaratacak gibi görünüyor. Genel olarak, BYD Han L kullanıcılar için birçok yenilik ve yüksek performans sunuyor.

OpenAI CEO’su, ABD yetkililerine Süper Ajanlar’ı anlatacak!

OpenAI CEO’su, 30 Ocak’ta ABD federal yetkilileriyle yapılacak kapalı bir toplantıda, PhD seviyesi olarak tanımlanan yeni nesil yapay zekâ ajanlarını tanıtacak. Bu ajanlar, sıradan bir görevi tamamlamaktan çok daha fazlasını yapabilecek kapasiteye sahip.

Süper Ajanlar olarak adlandırılan bu yapay zekâ modelleri, devasa veri setlerini işleyerek karmaşık sorunlara çözüm üretebiliyor. Bu ajanların başlıca yetenekleri arasında şunlar bulunuyor:

  • Sıfırdan yeni yazılımlar tasarlayıp geliştirmek ve tüm süreci bağımsız olarak tamamlamak.
  • Küresel lojistik zincirlerini optimize ederek taşımacılığı sorunsuz hale getirmek.
  • Derinlemesine araştırmalar ve analizler yaparak karmaşık sorunlara inanılmaz hızda çözüm sağlamak.

Bu yapay zekâ sistemlerinin, yalnızca teknoloji geliştirme değil, sağlık araştırmaları ve genetik gibi kritik alanlarda da çığır açabileceği belirtiliyor. Ancak, bu ilerlemeler aynı zamanda iş gücü piyasasında büyük bir dönüşüme yol açabilir.

Yapay zeka, istihdam için bir tehdit mi yoksa bir fırsat mı?

Meta CEO’su Mark Zuckerberg ve Salesforce’un lideri Marc Benioff, yapay zeka ile çalışan süreçlerin insan gücünün yerini alabileceğini belirtti.

OpenAI gerçek zamanlı ses

Bu durum, iş gücü piyasasında önemli bir daralma yaratabilir. ABD Kongresi, otomasyonun potansiyel etkilerini düzenlemek için büyük bir yapay zekâ altyapı yasası üzerinde çalışıyor. Ancak bu tür teknolojik gelişmeler, Kongre’nin teknik anlayışının çok ötesinde bir noktada.

OpenAI CEO’su Sam Altman, bu teknolojinin beklentilerini azaltmaya yönelik açıklamalarda bulunsa da, Süper Ajanlar’ın toplum üzerindeki etkisi şimdiden tartışma konusu. Yapay zekânın sağladığı olanaklar, insanlığın geleceğini şekillendirecek gibi görünüyor, ancak bu sürecin distopik bir senaryoya dönüşmemesi için dikkatli bir düzenleme gerekiyor.

Çin, yeniden kullanılabilir roketini test etti!

Çin, yeniden kullanılabilir uzay roketi teknolojisine yönelik test çalışmalarına bir yenisini ekledi. Devlete bağlı bir şirket tarafından geliştirilen Longxing-2 isimli roket, SpaceX’in benzer teknolojilerle rekabet edebilmesi amacıyla fırlatıldı. Şandong eyaletinde yer alan Haiyang’daki fırlatma platformundan başarıyla havalanan roketin kalkışı, hem stabil bir şekilde hem de herhangi bir anormallik gözlemlenmeden gerçekleşti. Ancak, roketin iniş aşamasına ve testin sonucuna dair resmi bir açıklama yapılmadı. Bu durum, roketin yeniden giriş ve iniş sürecinde olası teknik sorunların yaşandığına dair şüpheleri artırıyor.

Çin, yeniden kullanılabilir roketini teste soktu

Roket, yeniden kullanılabilir Long March 12A serisinin temel tasarım aşamalarını test etmek üzere geliştirildi. Longxing-2’nin, 75 kilometre irtifaya ulaşarak Sarı Deniz’e kontrollü bir şekilde inmesi planlanıyordu. Shanghai Academy of Spaceflight Technology (SAST) tarafından yürütülen bu test, daha önce 12 kilometre yükseklikte gerçekleştirilen dikey kalkış-dikey iniş denemelerinin bir adım ötesine geçmeyi hedefliyordu. SAST, Çin’in devlet destekli uzay projelerinde kilit rol oynayan China Aerospace Science and Technology Corporation (CASC) çatısı altında faaliyet gösteriyor.

Yeniden kullanılabilir roket teknolojisi, Çin’in Ay görevleri, mega uydu konstelasyon projeleri ve uzay tabanlı güneş enerjisi gibi devasa projeleri açısından stratejik bir öneme sahip. Bununla birlikte, test sürecine dair bilgi paylaşılmaması, bu yenilikçi teknolojinin girişim ve iniş aşamalarında beklenmeyen sorunlar yaşandığı ihtimalini gündeme getiriyor.

Çin, geçen yıl 68 fırlatma girişiminde bulunarak kayda değer bir başarı sergiledi. Ancak bu fırlatmaların çoğu, çevresel etkileri yüksek olan ve hipergolik yakıtlarla çalışan eski teknolojili Long March serisi roketlerle gerçekleştirildi. Buna karşın Longxing-2’de daha çevreci bir çözüm olarak metan-sıvı oksijen motorları kullanıldı. Devlet projelerinin yanı sıra ticari girişimler de hızla büyüyor. Bu yıl Çinli firmalar, Zhuque-3, Tianlong-3, Pallas-1 ve Kinetica-2 gibi farklı yeniden kullanılabilir roket modellerini ilk kez test etmeye hazırlanıyor. CASC da Long March 9 ve Long March 10 serisiyle insanlı uzay görevleri için yeniden kullanılabilir platformlar geliştirme çalışmalarına devam ediyor. Bu denemeler, Çin’in uzay teknolojilerindeki rekabet gücünü artırmayı hedefleyen adımlar olarak dikkat çekiyor.

Nvidia, Çin ile ilişkilerini düzeltmeye çalışıyor!

0

Nvidia, yapay zeka çiplerinin ihracatına getirilen yasakların ardından Çin ile ilişkilerini düzeltmek için adımlar atmaya başladı. Joe Biden’ın görev süresinin son dönemlerinde aldığı bir kararla ABD merkezli yapay zeka çiplerinin ihracatı devlet kontrolü altına alınmıştı. Bu düzenleme, çiplerin birçok ülkeye, özellikle de Çin’e ihracatını zorlaştırdı. Nvidia, bu kararı inovasyonu engelleyecek bir adım olarak değerlendirerek eleştirirken, şirketin Çin pazarında karşı karşıya kaldığı zorluklar bu ambargonun etkilerinin yalnızca ABD ile sınırlı kalmadığını gösterdi. Biden’ın bu düzenlemeyi onaylamasından sonra Çin hükümeti, Nvidia hakkında antitröst soruşturması başlattı.

Nvidia, Çin ile ilişkilerini düzeltmeye çalışacak

Nvidia, bu gerilimli süreçte Çin ile bağlarını güçlendirmek için önemli hamleler yapıyor. Şirketin CEO’su Jensen Huang, kısa bir süre önce Çin Yeni Yılı kutlamalarına katılmak için Çin’e giderek burada önemli mesajlar verdi. Pekin ve Şenzen’deki Nvidia ofislerini ziyaret eden Huang, Çinli ekibe olan güvenini ve minnettarlığını dile getirerek bu ekibin şirketteki uzun süreli bağlılığını takdir etti. Çin’deki yaklaşık 4 bin çalışanının şirkete olan katkısını vurgulayan Huang, Nvidia’nın başarısında bu ekibin oynadığı kilit rolü açıkça ifade etti. Jensen Huang’in bu ziyaret nedeniyle Donald Trump’ın yemin törenine katılmamış olması, Nvidia’nın Çin’e verdiği önemin güçlü bir simgesi olarak değerlendiriliyor. Ancak bu durumun Trump yönetimiyle Nvidia arasındaki ilişkilerde nasıl bir etki yaratacağı belirsizliğini koruyor.

Nvidia’nın Çin pazarını koruma çabaları şirket için hayati bir önem taşıyor. Çin, son çeyrekte Nvidia’nın toplam gelirinin yüzde 17’sini oluşturarak 5.4 milyar dolarlık bir katkı sağladı. ABD ve Singapur’un ardından gelir bakımından üçüncü sırada yer alan Çin, Nvidia’nın en büyük pazarı konumunda olmasa da büyüklüğü ve stratejik önemi nedeniyle kaybedilmesi zor bir partner olarak görülüyor.

Şirketin gelirlerini çeşitlendirme ve operasyonlarını daha küresel bir hale getirme hedefi kapsamında Asya’daki varlığını artırma planları da dikkat çekiyor. Tayvan’da yeni bir genel merkez kurmaya hazırlanan Nvidia’nın bu merkezde 2500’den fazla çalışan istihdam etmesi bekleniyor. Şirketin Asya’daki büyüme hedefleri, bu bölgede uzun vadeli bir strateji izleme niyetinin açık bir göstergesi olarak öne çıkıyor.

Galaxy S25 Ultra, ProScaler ekran teknolojisiyle gelecek!

0

Samsung, 2025 yılına ait amiral gemisi telefonu olan Galaxy S25 serisini tanıtmak için geri sayımı başlatmış durumda. Bu süreçte, sızdırılan bilgilere göre, serinin en güçlü modeli Galaxy S25 Ultra, dikkat çekici bir yenilikle geliyor. Cihaz, yeni ProScaler ekran teknolojisiyle donatılacak. Bu teknoloji, görsel deneyimi daha net ve gerçekçi hale getirmeyi amaçlıyor. ProScaler, daha önceki Galaxy telefonlarında gördüğümüz ekran teknolojilerinin üzerine büyük bir adım atarak, özellikle görsel hassasiyet konusunda ciddi iyileştirmeler vaat ediyor. Ancak bu yeniliğin sağladığı faydadan tam anlamıyla yararlanabilmek için ekran çözünürlüğünün QHD+ modunda ayarlanması gerekiyor. QHD+ çözünürlük, ekranda daha fazla piksel yoğunluğu ve daha net bir görüntü sunarak, ekran kalitesini önemli ölçüde artırıyor.

Samsung Galaxy S25 Ultra, ProScaler ekran teknolojisiyle geliyor

Samsung, ProScaler teknolojisinin, kullanıcıya daha parlak ve keskin görüntüler sunacağını duyurdu. Bu teknoloji devreye girdiğinde, ekranın parlaklık seviyelerinde ve netlikte belirgin bir artış olması bekleniyor. Görsel bir iyileşme için çok güçlü bir adım olacak ProScaler, özellikle video izleme, oyun oynama ve grafik yoğun uygulamaları kullanırken farkını net bir şekilde hissettirecek gibi görünüyor.

Ancak bu farkların gözlemlenebilmesi için, teknolojinin hangi durumlar altında aktifleştirileceği önemli olacak. Tanıtımda yer alan karşılaştırmalarda, Galaxy S24 Ultra ile Galaxy S25 Ultra arasındaki farklar da yer alıyor, ancak aradaki fark görsellerde hemen belirgin olmuyor. Bu farkları ve teknolojinin nasıl bir etki yarattığını ise, çok büyük ihtimalle Samsung’un yarınki Unpacked etkinliği sırasında daha net bir şekilde görebileceğiz. Etkinlikte, ProScaler’ın devreye girmesiyle birlikte ekranın ne kadar daha parlak, canlı ve keskin hale geldiği daha ayrıntılı bir şekilde izleyicilere gösterilecek.

Sızıntılar ayrıca, Samsung’un eski ekran teknolojisi ProVisual Engine’den vazgeçerek, bu yeni ProScaler teknolojisine geçiş yapacağına işaret ediyor. Bu geçiş yalnızca Galaxy S25 Ultra ile sınırlı kalmayacak gibi görünüyor. Görülen o ki, ProScaler ekran teknolojisi, Galaxy S25 serisinin tüm modellerinde yer alacak ve her bir cihaz, ekran açısından daha keskin ve gerçekçi bir görsel deneyim sunacak. Bu durum, özellikle medyayı takip eden, mobil oyunlar oynayan ya da görselliğe önem veren kullanıcılar için önemli bir avantaj anlamına geliyor. Samsung’un, yeni amiral gemisi serisinin ekran teknolojisini geliştirerek kullanıcılarının görsel deneyimini önemli ölçüde iyileştirme hedefinde olduğu söylenebilir.

Türkiye’de milli yas ilan edildi!

0

Bolu Kartalkaya’da meydana gelen ve 66 kişinin hayatını kaybettiği otel yangınının ardından milli yas ilan edildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın aldığı karara göre, 22 Ocak Çarşamba günü için bir günlük milli yas uygulanacak. Bu kayıp nedeniyle Türkiye genelinde ve dış temsilciliklerde bayraklar yarıya indirilecek.

Cumhurbaşkanı Erdoğan kabine toplantısının ardından yaptığı açıklamada, yaşanan facianın üzüntüsünü dile getirerek hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diledi. Yangının çıkış nedeninin belirlenmesi için başlatılan soruşturmanın titizlikle yürütüldüğünü de sözlerine ekledi.

Bolu Kartalkaya Kayak Merkezi’nde 237 kişinin konakladığı otelde sabah saatlerinde başlayan yangın, kısa sürede tüm binayı kapladı. Çıkan yangında yaşanan panik sırasında bazı müşterilerin camdan atladığı da bildirildi. Facianın bilançosu ağırlaşırken, can kaybı 66 olarak açıklandı.

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan adli soruşturmanın titizlikle yürütüldüğünü duyurdu. Soruşturma kapsamında, aralarında otel işletme sahibinin de bulunduğu 4 kişinin gözaltına alındığı bilgisini paylaşan Bakan Tunç, yangının çıkış nedeninin belirlenmesi için 5 kişilik uzman bilirkişi heyetinin incelemelerinin devam ettiğini ifade etti.

Canon, yayıncılar için yeni mobil uygulama geliştirdi!

0

Canon, canlı yayın yapan içerik üreticileri için tasarladığı Canon Live Switcher Mobile adlı yeni uygulamasını tanıttı. Bu uygulama, üç mobil cihazı kablosuz olarak birbirine bağlama ve aralarında hızlıca geçiş yapma imkanı sunuyor. İlginç bir şekilde uygulama, Canon’un dijital kameralarıyla uyumlu değil; yalnızca iOS 16 ve üzeri sürümleri çalıştıran iPhone ve iPad cihazlarında kullanılabiliyor. Kullanıcılar, bu uygulamayla herhangi bir kabloya ihtiyaç duymadan birçok farklı çekim açısını aynı anda yönetebiliyor ve daha yaratıcı yayınlar oluşturabiliyor.

Canon, yayıncılar için yeni mobil uygulama duyurdu

Live Switcher Mobile, hem ücretsiz hem de premium bir üyelik modeli sunuyor. Ücretsiz sürümde, 720p çözünürlükte kayıt yapılıyor, videolara filigran ekleniyor ve uygulama arayüzünde reklamlar bulunuyor. Premium sürüm ise daha yüksek çözünürlük, reklamsız bir deneyim ve filigransız içerik üretimi sağlıyor. Bu hizmet için aylık ücret 18 dolar olarak belirlenmiş.

Canon, yayıncılar için yeni mobil uygulama duyurdu.

Kullanıcılar, birincil kamera cihazını ana kontrol merkezi olarak kullanırken, diğer cihazlar ikinci ve üçüncü kamera olarak bağlanabiliyor. Resim içinde resim modu aktif hale getirilebiliyor, kamera geçiş davranışları özelleştirilebiliyor ve altyazılar eklenebiliyor. Ayrıca farklı açılardan video elde etmek için ek cihazlar dinamik bir şekilde sisteme dahil edilebiliyor. Geçişler, uygulama üzerinden manuel olarak yapılabildiği gibi belirli aralıklarla otomatik geçiş de ayarlanabiliyor.

Canon, bu uygulamanın YouTube, Facebook ve RTMP destekleyen diğer platformlarla uyumlu olduğunu açıklarken, yorumları görüntüleme işlevinin platformdan platforma farklılık gösterebileceğini belirtiyor. Live Switcher Mobile, yayıncıların yukarıdan çekim, çeşitli kamera açıları gibi dinamik unsurları daha kolay bir şekilde yönetmelerini ve yüksek kaliteli yayınlar oluşturmalarını hedefliyor.

WhatsApp, durumlara müzik eklemeye imkan tanıyacak!

Yakın geçmişte Durum Güncellemeleri’ne, özel etiketler, anketler, Sen de Ekle gibi Instagram’la bilinen birçok özellik ekleyen WhatsApp, şimdi de müzik entegrasyonu özelliğini test etmeye başladı.

WhatsApp, geçen yılın Ekim ayında Durum Güncellemeleri’ne müzik ekleme özelliğini dahili olarak test etmeye başlamıştı. Son olarak, Android’in 2.25.2.5 beta sürümünde bu özellik bazı kullanıcılar için erişime açıldı. Yeni müzik entegrasyonu, durum düzenleme ekranında, kırpma/döndürme ve metin araçlarının yanında bir nota simgesi olarak görünüyor.

Kullanıcılar, bu simgeye tıkladıklarında Instagram’ın lisanslı müzik kataloğuna benzer bir koleksiyon ile karşılaşıyor. Parçalar; şarkı adı, sanatçı ya da trend olan seçenekler arasında aranabiliyor. Müzik kliplerinin süresi ise video durumlarda durumun uzunluğu ile, fotoğraf durumlarda ise 15 saniye ile sınırlı.

WhatsApp, Instagram’a yönlendirme yapacak

Paylaşılan durumlarda, şarkının adı durum sahibinin isminin hemen altında görüntüleniyor. Şarkıya tıklayan kullanıcılar, sanatçının Instagram profil sayfasına yönlendirilerek yeni müzikler keşfetme fırsatı yakalıyor.

WhatsApp’ın Durum Güncellemelerine müzik entegrasyonu, kullanıcı deneyimini daha etkileşimli ve kişiselleştirilmiş hale getirmeyi hedefliyor. Özellikle genç kullanıcılar arasında popüler olması beklenen bu özellik, hem duyguların ifade edilmesine hem de müzik zevklerinin paylaşılmasına olanak tanıyacak. Ayrıca, Instagram ile ortak müzik kataloğunun kullanılması, WhatsApp kullanıcılarının geniş bir seçenek yelpazesine erişmesini sağlayacak.

Bu özellik, durum paylaşımlarını daha çekici hale getirirken, sanatçılar için de yeni bir tanıtım alanı oluşturabilir. Kullanıcıların şarkı seçimlerinde favori kısımları düzenleyebilmesi, paylaşımları daha özgün ve anlamlı kılacak. WhatsApp’ın müzik entegrasyonuyla, sosyal medya platformları arasındaki içerik paylaşımı daha uyumlu hale gelirken, kullanıcılar için sınırların kalktığı bir dijital deneyim sunulmuş olacak.

ABD, Paris İklim Anlaşması’ndan yeniden çekildi!

0

ABD Başkanı Donald Trump, göreve başlamasının hemen ardından imzaladığı başkanlık kararnameleriyle önemli politika değişikliklerine imza attı. Bu değişikliklerin başında, ABD’yi Paris İklim Anlaşması’ndan yeniden çekme kararı yer aldı. Trump’ın bu adımı, küresel iklim değişikliğiyle mücadelede kritik öneme sahip bir anlaşmaya ciddi bir darbe niteliği taşıyor.

ABD, Paris İklim Anlaşması’ndan tekrar ayrıldı

Paris Anlaşması, küresel sıcaklık artışını 2°C’nin altında tutmayı amaçlayan ve 2015 yılında yaklaşık 200 ülke tarafından kabul edilmiş bir girişimdi. Ancak Trump’ın kararına göre ABD, bu anlaşmadan kaynaklanan tüm yükümlülüklerini terk edecek ve gelişmekte olan ülkelere sağlanan finansal destekler ile karbon emisyonlarının azaltılması taahhütlerini de iptal edecek.

Trump, daha önceki başkanlık döneminde de ABD’yi bu anlaşmadan çekmiş ancak Joe Biden, 2021 yılında anlaşmaya yeniden katılma kararı almıştı. Şimdi ABD, İran, Yemen ve Libya gibi ülkelerle birlikte Paris Anlaşması dışında kalan az sayıda ülke arasında yer alacak. Bunun resmiyet kazanması, ABD’nin Birleşmiş Milletler’e resmi bildirim yapması durumunda, bir yıllık bir süreç gerektirecek. Bu kararın özellikle küresel çevre politikaları üzerinde yankı uyandırması ve iklim kriziyle ilgili mücadeleye yönelik uluslararası güveni sarsması bekleniyor.

Trump aynı zamanda Biden yönetiminin yapay zeka politikaları da dahil olmak üzere toplam 78 başkanlık kararnamesini iptal etti. Ancak, ABD yasaları gereği başkanlık kararnamelerinin doğrudan yasal düzenlemeleri değiştiremediği belirtiliyor. Bu durum, Trump’ın yeni politikalarının bir kısmının yasal itirazlar nedeniyle uzun süreli mahkeme süreçlerinden geçmek zorunda kalabileceğini gösteriyor. İklim politikasına ek olarak Trump, Dünya Sağlık Örgütü’nden (DSÖ) ayrılma kararını yeniden uygulamaya koydu ve hükümetin yeniden yapılandırılması amacıyla “Hükümet Verimliliği Bakanlığı”nı (DOGE) kuracağını duyurdu. Ayrıca, ABD’de doğan ancak ebeveynleri vatandaş olmayan bireylere otomatik vatandaşlık hakkı tanıyan düzenlemenin iptali gibi tartışmalı kararlara da imza attı. Ancak bu kararın uygulanabilirliği konusunda hukuki engeller bulunuyor.

Polis otomobil hırsızlarına karşı AirTag dağıtıyor!

CBS Colorado tarafından paylaşılan bir habere göre, Arvada polisi ilk AirTag ve Tile takip cihazı dağıtımını gerçekleştirdi ve yakında bir başka etkinlik düzenlemeyi planlıyor.

Verilen cihazlarla birlikte bir de araçlara yapıştırılmak üzere “Tracker Equipped” (Takip Cihazı Takılı) yazılı uyarı etiketleri bulunuyor. Bu etiketlerin amacı, potansiyel suçluları caydırmak ve araç sahiplerinin hırsızlığa karşı korunmasına yardımcı olmak.

Bu program, takip cihazının sahibinin konum bilgilerini polisle paylaşmasını gerektiriyor. Ancak cihazlar polis tarafından doğrudan izlenemiyor; yalnızca araç çalındığında ve sahipleri bu bilgiyi paylaşmayı kabul ettiğinde, cihazın yardımıyla aracın konumu tespit edilebiliyor. Böylelikle, kullanıcıların kişisel verilerinin gizliliği hakkındaki endişeleri de giderilmiş oluyor.

Arvada Polis Departmanı, AirTag dağıtımının bölgedeki araç hırsızlıklarını azaltmada etkili olacağını umuyor. Eğer uygulanan program başarılı olursa, diğer şehirlerde de benzer takip cihazı dağıtımlarının yaygınlaşabileceği öngörülüyor.

AirTag dağıtımından ne tür geri dönüşler alınıyor?

AirTag dağıtımı gibi yenilikçi güvenlik önlemleri, toplulukların suçla mücadelede daha proaktif bir yaklaşım benimsemesini sağlayabilir.

Bu tür projeler, sadece araç hırsızlıklarını azaltmakla kalmayıp, toplumdaki güvenlik bilincini artırarak bireylerin kendi güvenliklerini sağlama konusunda daha aktif bir rol üstlenmelerini teşvik ediyor. Ayrıca, teknoloji ile kamu güvenliği arasında kurulan bu tür köprüler, modern güvenlik stratejilerinin ne kadar etkili olabileceğini de gösteriyor.

Ancak bu sistemin başarısı, kullanıcıların gönüllü olarak polisle iş birliği yapmasına bağlı. Eğer Arvada’daki bu uygulama başarılı olursa, benzer projelerin diğer şehirlerde de yaygınlaşması kaçınılmaz olacaktır.

BYD, Endonezya’da 150.000 araç kapasiteli yeni bir fabrika açıyor!

BYD, 2025 sonuna kadar Endonezya’da yıllık 150.000 araç üretim kapasitesine sahip yeni bir fabrika açmayı planladığını doğruladı. Bu hamle, BYD’nin denizaşırı üretim ağına yönelik stratejik genişlemesinin bir parçası olarak öne çıkıyor.

Şirket, geçtiğimiz yıl 4,27 milyon yeni enerji aracı (NEV) satarak rekor kırdı. 2025 yılı hedefleri doğrultusunda şirket, yurt dışındaki üretim kapasitesini artırmayı hedefliyor. Endonezya’daki yeni fabrika için 1 milyar dolarlık bir yatırım planlayan BYD, inşaatın sorunsuz bir şekilde ilerlediğini ve 2025 sonuna kadar tamamlanacağını belirtti.

BYD’nin Endonezya’daki başkanı Eagles Zhao, fabrikanın hem iç pazar hem de ihracat odaklı çalışacağını ifade etti. Zhao, “Yerel üretim sürecimizin her aşaması planlandığı gibi ilerliyor ve taahhüdümüzü yerine getireceğiz.” dedi. Şirket, Endonezya hükümetinin yerel üretimi teşvik eden politikalarından da faydalanarak geçici vergi muafiyetiyle araçlarını bölgeye ithal ediyor.

Endonezya, 2030 yılına kadar 600.000 elektrikli araç üretme hedefiyle, bu alanda yabancı yatırımları teşvik etmek için yeni politikalar uyguluyor. BYD, halihazırda Endonezya pazarında lider konumda ve geçen yıl 15.500 araç satarak pazarın %36’sını elinde bulunduruyor.

BYD’nin küresel büyüme stratejisi

BYD, Endonezya’daki tesisin yanı sıra Türkiye, Tayland, Meksika, Brezilya, Macaristan ve Pakistan gibi ülkelerde de yeni fabrikalar açarak küresel varlığını genişletiyor. Şirket, bölgedeki popüler modelleri Seal, Atto 3 ve Dolphin ile güçlü bir konum elde etmiş durumda. Geçen yaz piyasaya sürdüğü elektrikli çok amaçlı aracı (MPV) M6, BYD’nin 2024 yılı en çok satan modeli oldu.

Şirket, bu yıl lüks markası Denza’yı Endonezya’ya getirirken, yeni modellerle satışlarını hızla artırmayı hedefliyor.

BYD’nin küresel yükselişi, özellikle Japon otomotiv devleri için zorlu bir rekabet oluşturuyor. Toyota ve Honda gibi markaların tarihi olarak hakim olduğu Güneydoğu Asya pazarında, BYD’nin yükselişiyle bu hâkimiyet son yıllarda azaldı. Örneğin, BYD geçen yıl Japonya’da Toyota’dan daha fazla elektrikli araç sattı.

BYD’nin küresel satış başarısını 2025’te de sürdürmesi bekleniyor. Endonezya’daki yeni tesis ve şirketin büyüme stratejisi, elektrikli araç pazarında BYD’nin adını daha fazla duyuracak gibi görünüyor.

SpaceX’in son Starship uçuşundan geriye kalanlar sahile vurmaya başladı!

Şimdi ise SpaceX’in son görevinden geriye kalan Starship parçalarının Turks ve Caicos Adaları kıyılarına vurduğu bildiriliyor.

SpaceX, Ship 33 ile bağlantıyı, iticinin başarılı bir kalkış ve iniş yapmasının ardından, yörüngede üst aşama yanmasını tamamlamadan önce kaybetti. Bunun ardından, uçak yolcuları ve pilotlar tarafından çekilen görüntüler ve adalarda tatil yapan turistlerin bildirimleriyle enkazın bölgeye düştüğü doğrulandı. SpaceX, bu uçuşu veri toplama açısından başarılı olarak nitelendirse de, olayın şirketin geliştirme takvimini geciktireceği açıkça görülüyor.

ABD Federal Havacılık İdaresi (FAA), olayın nedenini belirlemek için SpaceX öncülüğünde bir soruşturma başlattı. SpaceX’in ilk verileri, aracın içinde bir yangın çıktığını ve bunun kontrolsüz hızlı bir ayrılmaya (RUD) neden olduğunu öne sürüyor. Ayrıca, FAA bölgede oluşan enkaz alanıyla ilgili ayrı bir soruşturma yürütüyor. Turks ve Caicos Adaları Hükümeti, enkazın herhangi bir yaralanmaya neden olmadığını ancak küçük çaplı maddi hasar oluşturduğunu açıkladı.

Hafta sonu ve dün sabah, Starship’in yeniden giriş sırasında dayanıklı olması için tasarlanan altıgen ısı kalkanı karoları, Turks ve Caicos sahillerine vurdu. Adalar hükümeti, yerel halka enkaz parçalarına dokunmamaları ve yetkililere bildirimde bulunmaları çağrısı yaptı. Ancak geçmişte de olduğu üzere, uzay aracı enkazları zaman zaman çevrimiçi satış platformlarında yer alabiliyor.

FAA, Starship’in planlanan fırlatma alanı dışına enkaz düşmesi nedeniyle uçuş bölgesini güvenli hale getirmek için bazı uçuşları yönlendirdi ve durdurdu. Bazı uçaklar, yakıt eksikliği nedeniyle varış yerlerini değiştirmek zorunda kaldı.

Elon Musk, Starship testlerinin Şubat ayından sonra gecikmeyeceğini belirtse de, fırlatma takvimine FAA’nın soruşturma süreci yön verecek. Starship’in bir sonraki denemesinin ne zaman gerçekleşeceği şu an için belirsiz.

Microsoft yedi aylık UEFI Secure Boot açığını nihayet giderdi

MicrosoftWindows 11 işletim sisteminde tespit edilen kritik bir UEFI Secure Boot (Güvenli Önyükleme) güvenlik açığını, yaklaşık yedi aylık bir gecikmeyle kapattı. CVE-2024-7344 koduyla tanımlanan bu açık, kötü niyetli yazılımların sistemin en kritik seviyelerinde çalıştırılmasına olanak tanıyordu ve kullanıcıları ciddi risklerle karşı karşıya bırakıyordu.

Yedi ay geciken çözüm

Bu güvenlik zafiyeti, ilk olarak Temmuz 2024‘te ESET güvenlik firması tarafından raporlandı. Ancak Microsoft, gerekli güvenlik yamalarını ancak 14 Ocak 2025 tarihinde yayınladı. Bu süre zarfında kötü niyetli aktörler, açık sayesinde cihazlara zararlı kod yerleştirip Windows 11’in dahili güvenlik önlemlerini atlatma fırsatı bulabiliyordu.

Sorunun kaynağı, üçüncü taraf donanım yazılımlarının UEFI Güvenli Önyükleme süreçlerini yanlış yönetmesinden kaynaklandı. Özellikle reloader.efi adlı bir bileşenin yedi farklı üretici tarafından güvensiz bir şekilde kullanıldığı ortaya çıktı. Bu üreticiler arasında Howyar TechnologiesGreenwareRadixSanfongWASAYCES ve SignalComputerbulunuyor.

Microsoft ve üreticilerin önlemleri

Microsoft, bu açığı kullanabilecek saldırganların önünü kesmek amacıyla etkilenen yazılımların dijital sertifikalarını iptal etti. Ayrıca, ilgili üreticiler de kendi sistem araçları için güvenlik güncellemeleri yayımladı. Ancak, bu kadar kritik bir açığın çözümünün aylarca gecikmesi, Microsoft’un güvenlik süreçlerine dair soru işaretlerini yeniden gündeme getirdi.

Güncelleme önerisi

Uzmanlar, kullanıcıların bu ve bundan sonraki güvenlik açıklarından etkilenmemek için 14 Ocak 2025 tarihinde yayımlanan güncellemeyi ve sonrasındaki yamaları vakit kaybetmeden yüklemelerini öneriyor. Donanım tabanlı bu tür saldırılar, tespit edilmesi en zor tehditler arasında yer alıyor ve sistem güvenliğinin sağlanması için düzenli güncellemelerin büyük önem taşıdığı bir kez daha vurgulanıyor.

Microsoft’un gecikmeli müdahalesi, güvenlik açıkları karşısında proaktif bir yaklaşımın ne kadar kritik olduğunu gözler önüne seriyor.

İngiltere’de ruh halini düzenleyen beyin implantı denemesi başlıyor

Ulusal Sağlık Sistemi (NHS), yenilikçi bir beyin implantını test etmeye hazırlanıyor. “Forest 1” adlı cihaz, ultrason teknolojisiyle depresyon, bağımlılık, obsesif kompulsif bozukluk (OKB) ve epilepsi gibi rahatsızlıkların tedavisinde çığır açabilir.

İngiltere İleri Araştırma ve Buluş Ajansı (Aria) tarafından desteklenen ve 6,5 milyon sterlinlik bir bütçeyle finanse edilen deneme, Forest Neurotech tarafından geliştirilen cihazın etkinliğini ve güvenliğini test etmeyi hedefliyor. Cihaz, yaklaşık 30 hasta üzerinde uygulanacak.

Hayat değiştiren bir teknoloji

Forest 1, beynin belirli bölgelerine ultrason darbeleri göndererek sinir hücrelerini hedefli bir şekilde harekete geçiriyor. Gelişmiş bir beyin-bilgisayar arayüzü (BCI) olan cihaz, kafatasının altına ancak beynin dışınayerleştiriliyor. Deneme kapsamında cihaz, özellikle geleneksel tedavilere yanıt vermeyen depresyon ve epilepsi hastaları üzerinde kullanılacak.

Projenin liderlerinden beyin cerrahı Dr. Aimun Jamjoom, cihazın umut vadeden bir çözüm sunduğunu belirtti:
“Depresyon ya da epilepsi gibi rahatsızlıkların üçte birinde mevcut tedaviler yetersiz kalıyor. Bu teknoloji, bu hastalar için hayat değiştiren bir çözüm olabilir.”

Nasıl çalışıyor?

Cihaz, ultrason dalgalarıyla kan akışındaki küçük değişiklikleri algılayarak beynin 3D aktivite haritalarını çıkarabiliyor. Bu teknoloji, mevcut manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) cihazlarına göre 100 kat daha yüksek çözünürlük sunuyor. Cihaz, belirli beyin bölgelerindeki sinir hücrelerini harekete geçirerek ruh hali ve motivasyon gibi duygusal durumları değiştirebilme kabiliyetine sahip.

Güvenlik ve etik sorular

Denemelerde, beyin hasarı nedeniyle kafatasının bir kısmı çıkarılmış hastalar kullanılacak. Bu sayede cihaz, geniş çaplı ameliyatlara gerek kalmadan test edilebilecek. Katılımcılar cihazı iki saat boyunca kafatası hasarının olduğu bölgede kullanacak ve araştırmacılar cihazın ruh hali ve motivasyonu güvenli bir şekilde değiştirip değiştiremeyeceğini inceleyecek.

Proje, cihazın güvenliği konusundaki endişeleri de ele alıyor. Plymouth Üniversitesi’nden Prof. Elsa Fouragnan, cihazın potansiyel risklerini en aza indirmeye odaklandıklarını vurguladı. Ayrıca, cihazın istenmeyen şekilde kişilik veya karar verme süreçlerini değiştirmemesi gerektiğine dikkat çekti.

University College London’dan Prof. Clare Elwell ise şu açıklamada bulundu:
“Sinir yollarına erişim konusunda büyük bir ilerleme sağlıyoruz, ancak nöroetik sorunları ele almakta gerideyiz. Müdahalelerin klinik etkisini dikkatlice değerlendirmeliyiz ve her zaman hastanın çıkarlarını ön planda tutmalıyız.”

Mart ayında başlayacak ve üç buçuk yıl sürecek olan denemenin ilk sekiz ayı, düzenleyici onay süreçlerine odaklanacak. Eğer deneme başarılı olursa, Forest 1 cihazı depresyon gibi rahatsızlıklar için daha geniş kapsamlı klinik denemelere geçecek.

Bu yenilikçi cihaz, hem tıbbi hem de etik açıdan önemli sorular ortaya koyarken, sağlık alanında devrim yaratma potansiyeliyle dikkat çekiyor.

Trump, TikTok yasağını 75 gün erteledi!

Yasak kararı, Trump’ın görevdeki ilk döneminde uygulamaya çalıştığı TikTok yasağının devamı niteliğindeydi. Yürütme emri, Çin merkezli TikTok’un ABD’de faaliyet göstermeye devam etmesi için 75 günlük bir uzatma sağlıyor.

Trump, kararını açıklarken, yasanın zamanlamasının ulusal güvenlik ve dış politika etkilerini değerlendirme sürecini zorlaştırdığını belirtti. Trump, platforma yönelik eleştirilerde dile getirilen güvenlik endişelerine dair “hassas istihbarat” belgelerini gözden geçireceğini ve uygulamanın bugüne kadar aldığı önlemleri değerlendireceğini ifade etti.

TikTok, geçmişte ABD kullanıcı verilerini Oracle tarafından yönetilen sunuculara taşıyan “Project Texas” adında bir girişim başlatmıştı. Ancak bu plan, ABD Yabancı Yatırım Komitesi (CFIUS) ile yürütülen müzakerelerin geçen yıl durmasıyla askıya alındı.

Kararın ardından Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mao Ning, platformun ABD’de faaliyet göstermeye devam edebilmesi için müzakerelere açık olduklarını belirtti. Ning, “Şirketlerin operasyon ve satın alma kararları piyasa ilkelerine uygun olarak bağımsız bir şekilde alınmalı.” ifadelerini kullandı.

TikTok istismar

Trump ayrıca platformun ABD’deki faaliyetlerini güvence altına almak için, ABD’li yatırımcıların şirkette %50 hisseye sahip olacağı bir ortak girişim önerisinde bulundu. Bu teklif, platformun ABD pazarında faaliyetlerini sürdürmesi için bir çözüm yolu olarak değerlendiriliyor.

ABD’deki TikTok yasağı tartışmaları

Trump, ilk başkanlık döneminde TikTok’u ABD’de yasaklama girişiminde bulunmuş ve ByteDance’in ABD operasyonlarını satmasını talep etmişti. Ancak bu girişim sonuçsuz kalmıştı. TikTok’a yönelik baskılar, Biden yönetimi sırasında da devam etti ve ByteDance’in TikTok’u satmaması durumunda yasağın devreye gireceği bir yasa geçtiğimiz yıl imzalandı.

Trump’ın yeni kararı, platformun geleceğini şekillendirecek müzakerelere zemin hazırlarken, uygulamanın ABD’deki varlığına dair belirsizlikler sürüyor.

Yapay zeka destekli çevrimiçi kurslarla kariyerinizi geliştirin!

Günümüzün hızla dijitalleşen dünyasında, yapay zeka (YZ) teknolojileri iş dünyasında devrim yaratıyor. Bu dönüşüm, profesyonellerin YZ alanında bilgi sahibi olmasını neredeyse zorunlu hale getiriyor. Neyse ki, birçok saygın kurum ve platform, çevrimiçi YZ kursları sunarak bu ihtiyaca yanıt veriyor.

Coursera ve DeepLearning.AI İş Birliği:

Coursera ve DeepLearning.AI, “Herkes İçin Üretken Yapay Zeka” başlıklı bir kurs sunuyor. Bu program, üretken YZ’nin temellerini öğretmeyi hedefliyor ve katılımcılara pratik uygulamalar sunuyor. Kurs, YZ’nin yaratıcı süreçlerde nasıl kullanılabileceğine dair derinlemesine bilgi sağlıyor.

Google Cloud Skills Boost:

Google, “Üretken Yapay Zeka Öğrenmeye Giriş” adlı bir kursla temel YZ kavramlarını öğretmeyi amaçlıyor. Bu eğitim, katılımcıların YZ modellerini anlamalarına ve kendi projelerinde uygulamalarına yardımcı oluyor. Ayrıca, Google Cloud platformunu kullanarak YZ çözümleri geliştirme konusunda rehberlik ediyor.

Microsoft’un Yeni Başlayanlar İçin Teklifi:

Microsoft, “Yeni Başlayanlar İçin Üretken Yapay Zeka” kursuyla YZ’ye giriş yapmak isteyenlere kapsamlı bir rehber sunuyor. Bu kurs, YZ’nin temel prensiplerini ve uygulamalarını basit ve anlaşılır bir dille anlatıyor. Katılımcılar, Microsoft’un YZ araçlarını kullanarak pratik deneyim kazanma fırsatı buluyor.

IBM’in Uzmanlaşma Programı:

IBM, Coursera platformu üzerinden “Üretken Yapay Zeka Temellerinde Uzmanlaşma” programını sunuyor. Bu program, YZ’nin derinlemesine incelenmesini ve gerçek dünya uygulamalarını içeriyor. Katılımcılar, IBM’in YZ çözümlerini kullanarak projeler geliştirme şansı elde ediyor.

Yapay Zeka Eğitimlerinin Kariyere Etkisi:

YZ alanında alınan bu tür eğitimler, profesyonellerin kariyerlerinde önemli avantajlar sağlıyor. YZ becerilerine sahip olmak, iş piyasasında rekabet gücünü artırıyor ve yeni iş fırsatlarının kapılarını aralıyor. Ayrıca, mevcut iş rollerinde verimliliği ve yenilikçiliği teşvik ediyor.

Kurslara linkleri kullanarak ulaşabilirsiniz:

  1. Google AI Essentials (Google)
  2. Generative AI for Everyone (DeepLearning.AI) 
  3. Introduction to Generative AI (Google Cloud) 
  4. Generative AI with Large Language Models (Amazon Web Services; DeepLearning.AI) 
  5. Generative AI: Introduction and Applications (IBM)
  6. Generative AI for Executives and Business Leaders – Part 1 (IBM)
  7. Introduction to Generative AI for Software Development (DeepLearning.AI)
  8. Microsoft 365 Copilot: Personal Productivity for All (Vanderbilt University)
  9. Accelerate Your Learning with ChatGPT (Deep Teaching Solutions) 

Yapay zeka, iş dünyasında ve günlük yaşamda giderek daha fazla önem kazanıyor. Bu alanda bilgi sahibi olmak, bireylerin kariyer gelişiminde kritik bir rol oynuyor. Çevrimiçi YZ kursları, esneklikleri ve erişilebilirlikleri sayesinde bu bilgiye ulaşmayı kolaylaştırıyor. Profesyonellerin bu fırsatları değerlendirerek kendilerini geliştirmeleri, gelecekteki başarıları için önemli bir adım olacaktır.

Elektrikli Scooter yönetmeliği’ne yeni düzenlemeler geliyor

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Elektrikli Scooter Yönetmeliği’nde önemli değişiklikler yapılacağını açıkladı.
Yeni düzenlemelerle sektörde yerlilik şartı ve hız limitlerine yönelik yeni uygulamalar devreye alınacak.

2021 yılında yürürlüğe giren Elektrikli Scooter Yönetmeliği’ne, sektör ihtiyaçlarına yanıt verecek yeni düzenlemeler geliyor. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğluscooter işletmecileri için %30 yerlilik şartı getirilerek ürünlerin belirli bir standartta olmasının sağlanacağını belirtti. Ayrıca yasaklı bölgelerde hız düşümü gibi yeniliklerin de yönetmelikte yer alacağını duyurdu.

Yerlilik şartı ve veri paylaşımı zorunluluğu

Yeni düzenleme kapsamında, işletmeciler, elektrikli scooter’ların faaliyetlerinden elde edilen kullanım verilerini Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığına ait taşımacılık veri tabanına kaydedecek.
Bu veriler, belediyeler ve kolluk kuvvetleriyle paylaşılacak. Bakan Uraloğlu, bu adımın denetimlerin sıkılaştırılması ve sürüş güvenliğinin artırılması için önemli olduğunu vurguladı.

Yasaklı bölgelerde hız düşürme ve para cezası

Elektrikli scooter’ların yasaklı bölgelere girişini önlemek amacıyla, bu alanlarda scooter’ların hızlarının otomatik olarak düşürüleceğini belirten Bakan Uraloğlu, bu kurala uymayan işletmelere 6 bin 923 lira idari para cezasıuygulanacağını söyledi.

Kullanıcı deneyimi ve güvenliği artırılacak

Yeni yönetmelikle işletmelerin çağrı merkezleri ve mobil uygulamalarına gelen şikayetlerin hızlı bir şekilde çözülmesi sağlanacak. Ayrıca kullanıcılar, güvenlik yükümlülükleri, anlık ücret bilgisi ve gidilebilecek tahmini mesafeler gibi bilgilere kolayca erişebilecek.

Ek olarak, hizmette bulunan scooter’ların en az %20 şarj seviyesine sahip olması zorunlu hale getirilecek.Kullanıcılara yönlendirme amacıyla harita hizmeti sunulacak ve şarj seviyesi durumları anlık olarak paylaşılacak.

Sosyal medya devleri TikTok boşluğunu doldurmaya çalışıyor: X ve Meta’dan hamleler

ABD’nin TikTok’u geçici olarak uygulama mağazalarından kaldırmasının ardından sosyal medya platformları, kullanıcıları cezbetmek için yeni özelliklerini duyurmaya başladı. Elon Musk’ın sahibi olduğu X (eski adıyla Twitter), bu süreçte öne çıkmak adına kullanıcılarına daha sürükleyici bir video deneyimi sunmak için yeni bir video akışı özelliğini devreye soktu.

X’in yeni video deneyimi

X’in tanıttığı yeni özellik, platformdaki videoların keşfedilmesini kolaylaştırmayı amaçlıyor. Kullanıcılar, artık uygulamanın alt kısmında bulunan “Videolar” sekmesi aracılığıyla X’te paylaşılan videolara doğrudan erişebilecek. Ayrıca, akışlarındaki bir videoya dokunarak ve yukarı kaydırarak dikey kısa videolar arasında gezinebilecek. Bu özellik, kullanıcıların TikTok benzeri bir deneyim yaşamasını sağlıyor.
X, yeni özelliğini tanıtırken yaptığı açıklamada, “Videolar için yeni ve sürükleyici bir ana sayfa, ABD’deki kullanıcılara sunulmaya başlandı” ifadelerini kullandı. Özelliğin ilk etapta ABD’de kullanıma açılması, TikTok’un yarattığı boşluğu doldurma çabasının bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Meta ve Bluesky da boş durmadı

TikTok’un ABD’de yasaklanmasının ardından harekete geçen tek platform X olmadı. Sosyal medya devi Meta, ByteDance’in popüler video düzenleme uygulaması CapCut’a rakip olarak Edits adını verdiği yeni bir video düzenleme uygulamasını duyurdu. Edits, kullanıcıların kısa videolarını düzenleyip paylaşmalarını daha da kolaylaştıracak yenilikçi araçlar sunuyor.

Bunun yanı sıra, X’in rakiplerinden biri olan Bluesky, platformunda dikey videolar için özel bir akış özelliğini tanıttı. Kullanıcıların, kısa videoları keşfetmesini kolaylaştıran bu özellik, TikTok’un alışkanlıklarını taklit eden bir deneyimsunmayı hedefliyor.

TikTok’un yasağı rekabeti ateşledi

Sosyal medya platformları, TikTok’un yarattığı boşluktan yararlanarak kendi kullanıcı deneyimlerini geliştirmek ve kullanıcı sayılarını artırmak için birbirleriyle kıyasıya bir yarışa girdi. Özellikle ABD pazarında, TikTok’un eksikliğiyle oluşan fırsatın hangi platforma daha fazla avantaj sağlayacağı merak konusu.

TikTok’un yasağının uzun sürüp sürmeyeceği belirsizliğini korurken, bu süreçte yeni özelliklerini devreye sokan sosyal medya platformları arasındaki rekabet, dijital dünyanın dinamiklerini yeniden şekillendirecek gibi görünüyor.