Techinside Google News
Ana Sayfa Blog Sayfa 355

Samsung Vision AI videosu yenilikleri vurguluyor

Samsung, CES 2025’te yapay zeka destekli ekran teknolojilerindeki en son yeniliklerini tanıttı. Vision AI olarak adlandırılan bu teknoloji, televizyonları ve diğer akıllı cihazları etkileşimli, akıllı arkadaşlara dönüştürmeyi amaçlıyor.

Koreli teknoloji devi, Vision AI’nın evdeki bir ailenin TV izleme deneyimini nasıl iyileştirebileceğini hayal eden kısa bir Samsung Vision AI videosu yayınladı. Samsung Vision AI’nın merkezinde, kullanıcıların ekranlarıyla etkileşimlerini yeniden tanımlamak üzere tasarlanmış bir dizi kişiselleştirilmiş özellik yer alıyor.

Samsung Vision AI videosu ve özellikleri

İşte Samsung Vision AI videosu ve Vision AI’nın bazı özelliklerinin kısa bir özeti:

Tıkla ve Ara özelliği, ister bir aktörü tanımlayın ister görüntülenen içeriği keşfedin, ekranda ne olduğuna dair anında bilgi sunar; tüm bunları izleme deneyimini bozmadan yapar.

Cihaz üzerindeki yapay zeka çeviri modeliyle desteklenen Canlı Çeviri, gerçek zamanlı altyazı çevirileriyle dil engellerini ortadan kaldırarak izleyicilerin küresel içeriklerin keyfini sorunsuz bir şekilde çıkarmasını sağlıyor.

Generative Wallpaper, ekranları dinamik, kişiselleştirilmiş sanat tuvallerine dönüştürerek kullanıcıların zevklerine veya durumlarına mükemmel şekilde uyan görüntüler oluşturmalarına olanak tanıyor.

Samsung Food, izlediğiniz filmlerde ve şovlarda bulunan yiyecekleri tanımlayabilir. Hatta yemeklerin tariflerini ekranınıza bile getirebilir. Bu özellik, Samsung’un akıllı buzdolaplarına bağlanarak tariflerdeki eksik malzemeleri tanımlamaya yardımcı olacak ve hatta sizin için sipariş vermeyi teklif edecek.

Samsung Vision AI, cihaz üzerindeki AI görüntü ve ses teknolojileriyle içerik ve çevresel faktörleri gerçek zamanlı olarak analiz ederek, görselleri ve sesi dinamik olarak ayarlayarak optimize edilmiş bir ev sineması deneyimi sunarak görüntü ve ses kalitesinde de gelişmeler vadediyor.

Samsung’un yayınladığı Vision AI reklamında Vision AI ile “TV sizi tanıyor” deniyor. Ayrıca Samsung Vision AI videosu reklamında: “Kim olduğunuzu, neyi sevdiğinizi, böylece çok daha fazlasını keşfedebilirsiniz. Şeyleri yeni şekillerde anlayın, hayal gücünüzü serbest bırakın, sadece sizin için yapıldı. Bu sadece yeni bir televizyon değil. Tamamen yeni bir vizyon. Çünkü yarının TV’si ne yayınlandığıyla ilgili değil. Kimin izlediğiyle ilgili” ifadeleri yer alıyor.

Hisense, son kullanıcıya yönelik microLED televizyon geliştirdi!

0

Hisense, CES 2025 fuarında tüketicilere yönelik ilk mikroLED televizyonunu tanıttı. Hisense 136MX adlı model, 136 inçlik devasa ekranı ile dikkat çekiyor ve 24,88 milyon mikroskobik LED kullanarak benzersiz bir izleme deneyimi vadediyor. MicroLED teknolojisi, OLED gibi derin siyahlar sunabiliyor, ancak OLED panellerin aksine yanma sorunları yaşamıyor, bu da onu oldukça cazip hale getiriyor. Ancak, teknolojinin henüz yeni olması nedeniyle fiyatların yüksek olması ve geniş bir kullanıcı kitlesine ulaşamaması bekleniyor.

Hisense, son kullanıcıya yönelik microLED televizyon tasarladı

Bu televizyon, BT.2020 renk uzayının %95’ini kapsayarak son derece doğru renkler sunuyor ve 10.000 nit parlaklık seviyelerine ulaşabiliyor, bu da görsel açıdan etkileyici bir deneyim sağlıyor. Hisense, görüntü kalitesini optimize etmek için kendi geliştirdiği Hi-View AI Engine X yongasıyla yapay zeka algoritmalarını kullanıyor, bu sayede hem aydınlık ortamlarda hem de farklı ışık koşullarında daha keskin ve net bir görsellik elde ediliyor. Televizyon, ayrıca Dolby Vision IQ, HDR10+ ve Filmmaker Mode (Yönetmen Modu) gibi yüksek kaliteli görüntü özelliklerine de sahip.

Hisense, son kullanıcıya yönelik microLED televizyon tasarladı.

Ses tarafında ise Dolby Atmos ve DTS Virtual X desteği ile sinematik bir deneyim sunuluyor. TV, Hisense’in VIDAA işletim sistemi ile çalışıyor ve tüm büyük akış hizmetlerine destek sağlıyor. Ayrıca, Alexa ve Google Assistant ile sesli kontrol imkanı da bulunuyor.

Oyuncular için de avantajlı özellikler sunan Hisense 136MX, 120 Hz değişken yenileme hızı (VRR), otomatik düşük gecikme modu ve FreeSync Premium Pro desteği ile dikkat çekiyor.

Ancak Hisense, bu televizyonun fiyatı ve çıkış tarihi hakkında herhangi bir bilgi vermedi, fakat teknoloji ve boyut göz önünde bulundurulduğunda, oldukça pahalı olması bekleniyor.

Altera Intel’den bağımsızlığını ilan etti

2015 yılında Intel tarafından 16,7 milyar dolara satın alınan programlanabilir mantık devreleri üreticisi Altera, bağımsız bir şirket olarak faaliyet göstereceğini duyurdu.

Dünyanın önde gelen FPGA (Field-Programmable Gate Array) üreticilerinden biri olan Altera, bu hafta yaptığı açıklamayla Intel’den ayrılarak bağımsız bir şirket haline geldiğini resmen ilan etti. Ancak bu bağımsızlık, Altera’nın hâlâ Intel’e ait olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Şirket, Intel ile stratejik ortaklığını sürdürerek FPGA teknolojilerine odaklanacak.

FPGA teknolojilerinde yeni dönem

Altera, bağımsızlık kararını sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı bir açıklamayla duyurdu. Açıklamada, “Bugün, bağımsız bir FPGA şirketi olarak Altera bayrağını resmi olarak kaldırdığımız için gurur verici bir kilometre taşına işaret ediyoruz. FPGA teknolojisinin bir sonraki çağını şekillendirerek çeviklik ve odaklanma ile inovasyonun geleceğini yönlendirmekten heyecan duyuyoruz.” ifadelerine yer verildi.

Altera’nın yönetiminde CEO Sandra Rivera ve COO Shannon Poulin yer alacak. Şirket, programlanabilir yapıları sayesinde yüksek maliyetli ASIC geliştirmelerine kıyasla daha esnek çözümler sunan FPGA teknolojisine daha fazla ağırlık verecek.

FPGA’lar; otomotiv, iletişim ve havacılık gibi yerleşik sektörlerdeki konumunu güçlendirmeyi hedeflerken, yapay zeka (AI), bulut bilişim, uç teknolojiler ve 6G gibi yükselen alanlarda da etkinliğini artırmayı amaçlıyor. Özellikle yapay zeka alanında FPGA’lar, yeni talimatların ve veri formatlarının düşük maliyetlerle eklenmesine olanak sağlayarak özel AI uygulamaları geliştirme ve yeni AI işlemcilerinin simülasyonunu gerçekleştirme gibi geniş bir kullanım alanı sunuyor.

Altera’nın sunduğu FPGA AI Suite yazılım paketi, TensorFlow ve PyTorch gibi popüler yapay zeka framework’leriyle entegre çalışarak, geliştiricilere optimize edilmiş ve sektör standartlarına uygun çözümler sunuyor.

Intel ile Stratejik iş birliği devam ediyor

Bağımsız bir şirket olarak faaliyet göstermesine rağmen Altera, Intel ile iş birliğini sürdürecek. Intel Foundry’nin rekabetçi üretim teknolojilerinden faydalanan Altera, güvenilir bir tedarik zinciri oluşturacak. Aynı zamanda şirket, diğer dökümhanelerle de çalışma özgürlüğüne sahip olacak. Bu strateji, Altera’nın esnekliğini ve rekabet gücünü artırmayı hedefliyor.

Şirketin bu stratejiyi başarıyla yürütmesi durumunda ilerleyen dönemlerde halka arz gerçekleştirebileceği öngörülüyor. 2015 yılında Altera’yı satın alarak veri merkezi pazarındaki gücünü artırmayı ve gelirlerini çeşitlendirmeyi hedefleyen Intel, Altera’nın bağımsız bir şirket olarak başarılı olmasından finansal bir kazanç elde etmeyi planlıyor.

Yeni bir dönemin başlangıcı

Altera’nın bağımsızlık ilanı, FPGA teknolojilerinin geleceği için önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Şirket, inovasyonun merkezinde yer alarak hem mevcut hem de yeni pazarlarda güçlü bir oyuncu olmayı hedefliyor.

Çinli Rictor’dan CES 2025’e damga vuran uçan motosiklet!

Las Vegas’ta düzenlenen CES 2025 teknoloji fuarında Çinli girişim Rictor, bilim kurgu filmlerini andıran bir ürünle dikkatleri üzerine çekti. Çinli Rictor’dan Rictor Skyrider X1 adı verilen uçan motosiklet, dört kollu ve sekiz pervaneli tasarımıyla adeta bir drone’un motosiklet versiyonunu andırıyor.

Teknik özellikler ve performans

Rictor Skyrider X1, denge ve güvenlik için sekiz pervaneden oluşan bir sisteme sahip. Bu özellik Çinli Rictor’dan beklenir. Uçan motosiklet, maksimum 100 km/s hız yapabiliyor. Ayrıca, iki farklı batarya seçeneği sunuluyor:

  • 21 kWh kapasiteli batarya ile 40 dakika havada kalma süresi,
  • 10,5 kWh kapasiteli batarya ile ise 25 dakika uçuş süresi sağlanabiliyor.

Aracın dikkat çeken diğer özellikleri arasında otomatik kalkış ve iniş yapabilme yeteneği yer alıyor. Skyrider X1, uçuş sırasında hava ve çevre koşullarına uyum sağlayarak hız, irtifa ve yön gibi parametreleri otomatik olarak optimize edebiliyor. Çinli Rictor’dan de bu beklenir.

Güvenlik ve kontrol seçenekleri

Rictor, tasarımda güvenliği öncelik olarak aldığını vurguluyor. Çinli Rictor’dan Kapalı bir kabin ve üçlü yedekli kontrol sistemleri ile donatılan araç, manuel kullanım için joystick ile kontrol seçeneği sunuyor. Bir motorun arızalanması durumunda dahi güvenli iniş yapılabileceği belirtiliyor. Ayrıca, en kötü senaryolar için acil durum paraşütü de bulunuyor.

Ne zaman piyasaya çıkacak?

Şirket, Skyrider X1’in 2026’da 60 bin dolar fiyatla satışa sunulmasını hedefliyor. Ancak aracın henüz tam anlamıyla uçabilen bir prototip olmaması ve uçuş testleri ile sertifikasyon süreçlerinin uzun sürmesi nedeniyle bu takvimin ertelenmesi mümkün görünüyor.

Rictor Skyrider X1, hem teknoloji hem de ulaşım sektöründe devrim yaratma potansiyeline sahip bir yenilik olarak CES 2025’in en dikkat çekici ürünlerinden biri oldu.

VLC, 6 Milyar indirmeyi aştı: yapay zeka destekli özellik geliyor

Popüler açık kaynaklı medya oynatıcı VLC, dünya genelinde 6 milyar indirme barajını aşarak önemli bir kilometre taşını geride bıraktı. CES 2025 etkinliğinde duyurulan gelişmeye göre, VideoLAN ekibi, VLC’ye yapay zeka entegrasyonu ile yeni bir özellik eklemeye hazırlanıyor.

Yakında kullanıma sunulacak bu özellikle birlikte VLC, internet bağlantısına ihtiyaç duymadan videolar için gerçek zamanlı altyazı oluşturup farklı dillere çeviri yapabilecek. Geliştirici ekip, bu sürecin tamamen cihaz üzerinde çalışan açık kaynaklı yapay zeka modelleriyle gerçekleştirileceğini belirtiyor.

İnternet bağlantısına gerek kalmayacak

Yapay zeka destekli altyazı sistemi, bulut hizmetlerine veya internet bağlantısına ihtiyaç duymadan çalışacak. Ancak VideoLAN, özelliğin tam olarak ne zaman kullanıma sunulacağıyla ilgili henüz bir tarih paylaşmadı. Bu nedenle yeni sistemin hangi VLC sürümünde yer alacağı belirsizliğini koruyor.

VideoLAN Başkanı Jean-Baptiste Kempf, bir LinkedIn gönderisinde VLC’nin popülaritesinin günümüzde bile artmaya devam ettiğini ifade etti. Kempf, özellikle akış hizmetlerinin yaygın olduğu bir dönemde VLC’nin hala milyonlarca kullanıcı tarafından tercih edilmesinin gurur verici olduğunu söyledi.

VLC’nin köklü geçmişi

1996 yılında bir Fransız üniversitesinin öğrencileri tarafından başlatılan VLC projesi, yıllar içinde geniş bir topluluğun katkılarıyla büyüyerek bugünkü konumuna ulaştı. Açık kaynaklı yapısı sayesinde hem kullanıcılar hem de geliştiriciler arasında büyük bir popülarite kazanan VLC, yenilikçi özelliklerle bu başarısını sürdürmeye devam ediyor.

Yeni yapay zeka destekli altyazı özelliği, medya oynatma deneyiminde büyük bir yenilik olarak şimdiden merakla bekleniyor.

Bağımsız geliştiriciler için büyük fon: Google’dan Chromium hamlesi

ABD merkezli teknoloji devi Google, bağımsız geliştiricilere yönelik önemli bir adım attı. Şirket, Chromium altyapısıiçin “Chromium Tabanlı Tarayıcıların Destekçileri” adlı yeni bir fon oluşturduğunu duyurdu. Bu fon, Chromium üzerine inşa edilecek projelere destek sağlayarak geliştiricilere büyük bir finansal kaynak sunmayı hedefliyor.

Google, bu girişimi yalnızca kendi çabalarıyla hayata geçirmedi. Linux Vakfı ile ortaklık yapan şirket, projeye Meta, Opera ve Microsoft gibi büyük teknoloji firmalarını da dahil etti. Bu güçlü iş birliği, bağımsız geliştiricilere büyük bir avantaj sağlayacak. Fonu yönetme görevi ise Linux Vakfı’na devredildi.

Yatırım ve şeffaflık vurgusu

Google tarafından yapılan açıklamada, Chromium altyapısına hali hazırda büyük yatırımlar yapıldığı belirtilirken, yeni fon ile daha fazla geliştiricinin destekleneceği vurgulandı. Şirket, fon aracılığıyla geliştiricilere yıllık yüz milyonlarca dolarlık nakit akışı sağlamayı hedefliyor. Ayrıca fonun Linux Vakfı tarafından yönetilmesi, şeffaflık açısından olumlu bir hamle olarak değerlendiriliyor.

Bağımsız geliştiriciler

Google’a yönelik adalet bakanlığı baskısı mı?

Son dönemde ABD Adalet Bakanlığı, Google’a yönelik rekabet ihlalleri nedeniyle bazı adımlar atmış ve şirketin parçalanmasını gündeme getirmişti. Yeni fon, Google’ın sektördeki tekel algısını yumuşatma çabası olarak da yorumlanıyor. Şirketin bağımsız geliştiricilere verdiği bu destek, Adalet Bakanlığı yetkilileri tarafından nasıl değerlendirilecek, zaman gösterecek.

Chromium altyapısına yapılan bu yeni yatırım, bağımsız geliştiriciler için bir dönüm noktası olması bekleniyor. Gözler, fonun sektörde nasıl bir etki yaratacağına çevrilmiş durumda.

Dünyanın en akıllı motosiklet kaskı CES 2025’te tanıtıldı

Las Vegas’ta düzenlenen CES 2025 fuarı, motosiklet dünyası için devrim niteliğinde bir yeniliğe sahne oldu. Intelligent Cranium Helmets, dünyanın en akıllı yapay zeka destekli motosiklet kaskı IC-R’yi tanıttı. Yenilikçi tasarımı ve ileri teknolojik özellikleriyle öne çıkan IC-R, sürücülerin güvenliğini artırmayı ve akıllı telefonlara olan bağımlılığı azaltmayı hedefliyor, bu nedenle dünyanın en akıllı motosiklet kaskı olarak değerlendiriliyor.

240 derecelik görüş açısı

IC-R kaskın en dikkat çeken özelliklerinden biri, 240 derecelik geniş görüş açısı sunması. Bu özellik, motosiklet sürücülerinin kör nokta kontrolü yapmak için başlarını çevirme ihtiyacını ortadan kaldırıyor. Öne odaklanmış bir sürüş deneyimi sunarak dikkatin dağılmasından kaynaklanan kazaları önlüyor.

Ayrıca kaskta bulunan 120 derecelik aksiyon kamerası, toplamda 300 derecelik bir görüş alanı sağlıyor. Bu sayede sürücüler, çevrelerindeki hareketlerden tam anlamıyla haberdar olabiliyor. Dünyanın en akıllı kaskının sunduğu bu kapsamlı görüş açısı, sürücülerin güvenliğini artırıyor.

Otomatik acil durum çağrısı

IC-Rçarpışma algılama sistemine sahip. Bir düşme ya da kaza durumunda sürücü 15 saniye boyunca hareketsiz kalırsa, kask otomatik olarak 911’i arıyor. Bu özellik, acil servislerin olay yerine hızlı bir şekilde ulaşmasına olanak tanıyarak hayat kurtarıcı bir rol üstleniyor. Dünyanın en akıllı kaskı, bu yenilikçi ve hayati teknolojiyi bir araya getiriyor.

Ayrıca, modern aracınızdaki yakınlık uyarı sistemine benzer bir teknoloji ile kask, sürücüleri şerit dışına çıktıklarında veya yan taraftan yaklaşan bir aracın varlığında uyarıyor. Bu özellik, özellikle yoğun trafikte meydana gelebilecek kazaları önlemeye yardımcı oluyor.

Gerçek zamanlı bilgilendirme

Kaskın iç kısmına yerleştirilen HUD (baş üstü ekran), sürücülerin navigasyon, hız ve trafik bilgileri gibi kritik detaylara göz hizasından ulaşmasını sağlıyor. Bu sayede dikkatin yoldan uzaklaşması önleniyor.

Gelişmiş bağlantı özellikleri

IC-R, gelişmiş Bluetooth teknolojisi ve ağ iletişim sistemleri sayesinde sürücülere üç farklı iletişim modu sunuyor. Bu özellik, mesafe sınırlarını ortadan kaldırıyor ve sürücülerın her yerde bağlantıda kalmasını sağlıyor.

Sesle komut özelliği de dikkat çekiyor. “Hey, yolculuğumu kaydet” komutuyla sürücüler, yolculuklarını yüksek çözünürlükte kaydedebiliyor. Bu özellik, GoPro veya Insta360 gibi harici cihazlara olan ihtiyacı ortadan kaldırıyor.

Ağırlık ve tasarım optimizasyonu

Mevcut batarya kapasitesi nedeniyle kaskın ağırlığı şu anda 3.7 kilogram, ancak Intelligent Cranium Helmets ekibi bu ağırlığı 3.3-3.4 kilograma düşürmek için çalışmalarını sürdürüyor. Dünyanın en akıllı motosiklet kaskına yönelik bu optimizasyonlar, sürüş konforunu artırmaya yönelik önemli adımlar olacak.

Fiyat ve satış bilgileri

Halihazırda ön siparişe açılan IC-R kaskın fiyatları 650 dolardan başlıyor ve özellik seçeneklerine bağlı olarak 1.850 dolara kadar çıkıyor.

Intelligent Cranium Helmets’in bu yeni nesil kaskı, motosiklet sürücülerinin güvenlik ve teknoloji beklentilerini yeniden tanımlıyor. CES 2025’te görücüe çıkan bu devrim niteliğindeki ürün, gelecekte motosiklet kaskı teknolojisinin standardını belirleyecek gibi görünüyor. Sonuç olarak, dünyanın en akıllı kasklarından biri olarak kabul ediliyor.

CES 2025’te otomotiv sektörüne damga vuran 6 yenilik

Dünyanın en prestijli teknoloji etkinliklerinden biri olan Tüketici Elektroniği Fuarı (CES) 2025, Las Vegas’ta kapılarını açtı. 140.000 ziyaretçiyi ağırlayan ve 4.000’in üzerinde şirketin yenilikçi ürünlerini sergilediği etkinlikte, otomotiv sektörü başta olmak üzere birçok alanda dikkat çeken teknolojiler tanıtıldı. İşte CES 2025’te geleceğin mobilitesini şekillendirebilecek altı önemli yenilik:

1. Uçan araba: Xpeng Aeroht

Çin merkezli Xpeng, CES 2025’te “Land Aircraft Carrier” adlı uçan araba konseptini tanıttı. Modüler bir mimariyesahip olan araç, altı tekerlekli kara modülüne entegre edilen ayrılabilir bir eVTOL hava modülü ile hem karada hem havada hareket kabiliyeti sunuyor. Hafif karbon fiberden üretilen hava modülü, otonom dikey kalkış ve iniş özellikleriile dikkat çekerken, kara modülü 1.000 kilometre menzil sağlıyor. Xpeng, 2026 yılına kadar seri üretime geçmeyiplanlıyor.

CES 2025'te otomotiv

2. Honda’nın yeni nesil elektrikli araçları

Honda, CES 2025’te bilim kurgu filmlerini aratmayan yeni elektrikli araç modellerini tanıttı. Ultra hızlı şarj özelliğine sahip bu araçlar, Seviye 3 otonom sürüş sunan yapay zeka destekli sistemleri ile geleceğin mobilitesine yön verecek. Ayrıca, Honda’nın Sony ile ortaklaşa geliştirdiği “Afeela” modeli de fuarın dikkat çeken yenilikleri arasında yer aldı.

3. Hibrit hava taksi: Sambo Motors HAM III-2

Güney Koreli Sambo Motors, dünyanın ilk hibrit hava taksisi HAM III-2’yi sergiledi. Dikine kalkışta batarya, yatay uçuşta ise hidrojen yakıt hücreleri kullanan bu yenilikçi araç, enerji verimliliği ve çevresel sürdürülebilirlik açısından büyük bir adım olarak değerlendiriliyor.

4. Güneş enerjili elektrikli araç: Aptera

Aptera, CES 2025’te tanıttığı güneş enerjisiyle çalışan elektrikli aracıyla dikkat çekti. Üzerindeki güneş panelleri sayesinde günlük 64 kilometrelik bir ek menzil sağlayan araç, sürdürülebilirlik konusunda yeni bir standart belirliyor.

5. Uçan motosiklet: Rictor Skyrider X1

Çinli Rictor, CES 2025’te dünyanın ilk **uçan motosikleti “Skyrider X1″**i tanıttı. Sekiz pervaneli yapısı ve 100 km/s uçuş hızıyla bu araç, kısa mesafeli hava taşımacılığına yeni bir boyut kazandırıyor.

CES 2025'te otomotiv

6. Sürücüsüz hizmet araçları: John Deere

John Deere, tarım, inşaat ve ticari peyzaj sektörleri için geliştirdiği otonom araç serisini CES 2025’te tanıttı. Özellikle taş ocakları ve altyapı projelerinde verimliliği artırmayı hedefleyen otonom belden kırmalı damperli kamyon modeli büyük ilgi gördü.

CES 2025, mobilite sektöründeki son yenilikleri gözler önüne sererken, teknoloji dünyasının geleceğine ışık tutmaya devam ediyor.

Yerli şirket, 2027’de 3nm üretim sürecine geçecek!

Türkiye’nin teknoloji ve savunma sanayisi alanındaki ilerlemesine yeni bir boyut kazandıran Fly BVLOS Technology, 2027 yılında 3nm çip üretimine başlayacağını duyurdu. Başkent Ankara’nın Gölbaşı ilçesinde inşa edilen ileri teknoloji tesisinde gerçekleşecek olan bu üretim, Tayvan’dan sağlanan teknoloji transferi ve milyonlarca dolarlık yabancı yatırımla destekleniyor. Halihazırda 90nm ve 65nm çip üretimi gerçekleştiren Türkiye’nin, günümüzdeki en ileri teknoloji olan 3nm üretim sürecine geçişi, küresel standartlarla yarışabilecek nitelikte.

Yerli şirket, 2027’de 3nm üretim sürecine başlıyor

Proje, üç aşamalı bir yol haritasını takip ediyor. İlk aşama olan 2025 yılı itibarıyla SMT ve montaj hattı kurularak, yapay zeka sunucuları ve ağ donanımları gibi ürünlerin yıllık 144.000 birim kapasiteli üretimi hedefleniyor. Ayrıca, PCB üretimi için Ostim Teknik Üniversitesi ile iş birliği yapılarak uzman insan kaynağı yetiştirilmesine odaklanılıyor. İkinci aşamada, 2026 yılında yerli PCB üretim tesisi tamamlanarak anakart üretimine başlanacak ve üretim kapasitesi artan taleple orantılı olarak iki katına çıkarılacak. Üçüncü aşamada ise 2027’de 3nm süreçte aylık 5.000 çip üretebilecek gelişmiş bir üretim hattı devreye alınacak.

Yerli şirket, 2027’de 3nm üretim sürecine başlıyor.

Fly BVLOS Technology, insansız hava araçları ve diğer kritik savunma sistemlerinde kullanılacak görev bilgisayarlarını geliştirmede yerli çiplerin rolünün hayati olacağını belirtiyor. Bu çiplerin, hız ve karmaşıklık bakımından mevcut küresel standartların ötesine geçmesi bekleniyor. Firma, önceden ürettiği Jackal SİHA modeli ile dikkat çekerken, Tayvan’daki deprem sonrası arama-kurtarma faaliyetlerine katılarak da önemli bir sosyal sorumluluk sergilemişti.

Yüksek teknoloji gerektiren 3nm çip üretiminin yanı sıra Fly BVLOS Technology’nin, insansız hava aracı projelerini geliştirmek ve savunma sanayisindeki yerini güçlendirmek adına büyük adımlar attığı görülüyor. Dünyanın en hızlı görev bilgisayarlarını geliştirmek hedefiyle yola çıkan firma, yerli üretim kabiliyetleri ile uluslararası arenada önemli bir yer edinebilecek potansiyele sahip. Bu hamle, Türkiye’nin yarı iletken üretiminde ileri teknolojiye geçişini simgelerken, aynı zamanda savunma sanayisinde dışa bağımlılığı azaltma yolunda bir dönüm noktası oluşturuyor.

Galaxy S26 Ultra, yeni nesil OLED ekranla gelecek!

0

Samsung’un gelecek yıl tanıtılması beklenen amiral gemisi telefonu Galaxy S26 Ultra’nın ekranıyla ilgili merak uyandıran yeni detaylar ortaya çıktı. Galaxy S26 Ultra’nın, önceki modelinden çok daha parlak ve daha enerji verimli bir OLED panel ile geleceği söyleniyor. Bu yenilik, Galaxy S26 Ultra’nın ekranındaki ışık verimliliğini arttırmak amacıyla kullanılan ve enerji tüketimini azaltmayı sağlayan Color Filter on Encapsulation (CoE) teknolojisinden kaynaklanıyor.

Samsung Galaxy S26 Ultra, yeni nesil OLED ekranla geliyor

CoE teknolojisi, OLED ekranlarındaki polarize plakalarını renk filtreleriyle değiştiren bir yenilik. Bu değişiklik, panelin enerji verimliliğini arttırmakla kalmaz, aynı zamanda ekranın daha parlak olmasına olanak tanır. Daha önce CoE teknolojisi, katlanabilir telefonlar için geliştirilmişti ve ilk kez Galaxy Z Fold 3’te kullanıldı. Ancak Samsung, Galaxy S26 Ultra’da, CoE teknolojisini geleneksel formdaki bir akıllı telefonda kullanan ilk firma olacak.

CoE teknolojisinde, önceki geleneksel OLED ekranlarda bulunan Piksel Tanımlama Katmanı (PDL) yerine siyah bir PDL kullanılıyor. Bu siyah PDL, panelin iç kısmında yansıyan ışığın azalmasına yardımcı olur. Bu sayede ışık daha etkili bir şekilde ekranın içine yönlendirilir, panelde daha fazla ışık geçirgenliği sağlanarak düşük enerji ile yüksek parlaklık elde edilebilir. Samsung’un bu teknolojiyi uygularken, turuncu ışığa duyarlı polimid (PSPI) malzemesini kırmızı, yeşil ve mavi alt pikseller arasında siyah bir malzemeyle değiştiriyor. Bu ince düzenlemeler, OLED ekranın yapısal verimliliğini arttırarak aynı parlaklık için daha az enerji harcamasını sağlar.

CoE teknolojisinin ek bir avantajı da ekranın daha ince hale gelmesidir. Panelin daha ince olması, mobil cihazların tasarımında yer tasarrufu sağlarken aynı zamanda daha hafif ve şık bir görünüm elde edilmesine olanak verir. Aynı parlaklık seviyesi, geleneksel OLED ekranlara göre daha düşük güç tüketimiyle elde edilebileceği için, telefonun pil ömrüne de olumlu etkisi olacaktır. Bunun sonucunda kullanıcılar daha parlak ekranlar deneyimlerken, cihazları daha uzun süre kullanılabilir olacaktır.

Galaxy S26 Ultra, CoE teknolojisini kullanan ilk geleneksel akıllı telefon olacağı için teknoloji, amiral gemisi telefonun ekran kalitesini ileriye taşıma konusunda büyük bir rol oynayacak. Bununla birlikte, Galaxy S26 Ultra’nın ekranıyla birlikte sunulacak olan bu yeni teknolojinin, serinin diğer modelleri için de uygulanıp uygulanmayacağı henüz netleşmiş değil. Samsung’un display panellerini üreten Samsung Display’in, CoE teknolojisini diğer Galaxy modellerinde kullanıp kullanmayacağı ilerleyen süreçte belli olacaktır.

Bu gelişmeler, sadece telefon ekranı teknolojisinin gelişimine değil, aynı zamanda enerji verimliliği açısından da önemli bir adım atılacağını gösteriyor. Yüksek parlaklık ve enerji verimliliği sağlayan CoE teknolojisiyle Samsung, kullanıcıların hem görsel deneyimini hem de batarya performansını iyileştirmeyi hedefliyor. Galaxy S26 Ultra’nın ekranındaki bu yenilik, telefonun bir amiral gemisi olma yönündeki özelliklerini pekiştiriyor.

DLSS 4 teknolojisi, geleceği tahmin ediyor! Peki nasıl?

0

Nvidia, CES 2025 etkinliğinde Blackwell tabanlı yeni RTX 50 serisi ekran kartlarını ve DLSS 4 teknolojisini tanıttı. Nvidia CEO’su Jensen Huang, DLSS 4’ün geleceği tahmin edebilen bir yapay zeka modeliyle çalışarak oyun deneyimini önemli ölçüde iyileştirdiğini belirtti. DLSS 3, iki kare arasında ara kareler üreterek performans artışı sağlıyordu, ancak bu süreç bazen gecikmelere ve kare akışı sorunlarına neden olabiliyordu. DLSS 4, eski karelerden, hareket vektörlerinden ve diğer verilerden faydalanarak çoklu kare üretimi sağlıyor. Bu sistem, kare hızlarını sekiz katına kadar artırarak daha akıcı bir deneyim sunuyor.

DLSS 4 teknolojisi, geleceği tahmin edecek

DLSS 4’ün önemli bir özelliği, “geleceği tahmin etme” işlevi. Eski kareleri tahmin etmek yerine, bu yeni teknoloji gelecekteki kareleri tahmin ederek daha verimli bir performans sağlıyor. Ancak, DLSS 4 yalnızca Blackwell mimarisi destekleyen RTX 50 serisi ekran kartlarında çalışabileceği için, bu özellik sadece bu kartlarla kullanılabilir. DLSS 4 ile üretilen kareler daha az bellek kullanarak çok daha verimli hale gelirken, ekran kartları 4K çözünürlükte bile bellek kullanımını azaltabiliyor. Bu verimlilik artışı, özellikle yüksek çözünürlüklerde önemli bir avantaj sağlıyor.

Buna ek olarak, yeni “RTX Neural Materials” özelliği, materyal verilerini sıkıştırarak bellek kullanımını %67 oranında azaltabiliyor. Ancak bu özellik, yalnızca geliştiricilerin özel entegrasyon yapması durumunda etkinleştirilebiliyor.

DLSS 4, aynı zamanda yüksek çözünürlüklü ve hızlı yenileme hızlarındaki oyunlarda daha keskin görseller elde edebilmek için Blackwell ekran motorunun piksel işleme kapasitesini iki katına çıkarıyor. Ancak, tüm bu gelişmiş özellikler için RTX 50 serisi ekran kartlarına ihtiyaç duyuluyor. RTX 5090 ve RTX 5080 masaüstü modelleri 30 Ocak’ta satışa sunulacak, RTX 5070 Ti ve RTX 5070 ise Şubat ayında piyasaya çıkacak.

Philips Hue teknolojisi, yapay zeka desteği sunuyor!

Philips Hue, akıllı ev aydınlatmasında yeni bir dönemi başlatıyor. Kullanıcılar, 2025’in ilk çeyreğinde gelecek üretken yapay zeka desteğiyle birlikte, tamamen kişiselleştirilmiş aydınlatma sahneleri oluşturabilecek. Sesli ya da yazılı komutlarla çalışan bu yapay zeka asistanı, ruh hali, ortam ya da stil gibi kriterlere dayanarak mevcut Philips Hue galerisinden önerilerde bulunacak veya sıfırdan yeni bir sahne yaratacak. Ayrıca parlaklık ve renk ayarları gibi mevcut ışık düzenlemelerini kullanıcıların isteği doğrultusunda şekillendirebilecek. Üstelik bu yenilik, markanın tüm Philips Hue ışıklarıyla tam uyumlu bir şekilde çalışacak.

Philips Hue teknolojisi, yapay zeka desteği sunacak

Yalnızca aydınlatma seçenekleriyle değil, yeni özelliklerle de dikkat çeken Philips Hue, ev deneyimini bir adım öteye taşıyor. Şirket, LG TV’ler için Philips Hue Sync TV uygulamasını desteklemeye başladı ve bu sayede televizyon ile ışık uyumu daha erişilebilir hale geldi. Ayrıca 300 dolarlık fiyat etiketiyle piyasaya sürülen Philips Hue Datura tavan lambası, çerçevesiz tasarımı, ayrı ayrı kontrol edilebilen çift ışık kaynağı ve özelleştirilebilir renk efektleriyle kullanıcıların ilgisini çekmeyi hedefliyor.

Philips Hue teknolojisi, yapay zeka desteği sunacak.

Philips Hue’nun bu yenilikleri yalnızca ev aydınlatmasında değil, akıllı ev güvenliği konusunda da yeni standartlar belirliyor. Markanın duyurduğu yeni özellikler arasında duman alarmı ses algılama ve kamera yayınlarını Amazon Alexa ya da Google Nest Hub gibi cihazlarda canlı olarak izleme imkânı öne çıkıyor.

Kullanıcılar, canlı görüntüleri izleyebilir, sistem ayarlarını planlayabilir ve güvenlik seçeneklerini kişiselleştirebilir. Bu yenilikler, Philips Hue’nun yalnızca estetik değil, güvenlik ve fonksiyonelliği bir araya getiren kapsamlı bir çözüm sunmayı amaçladığını gösteriyor.

Süper bilgisayarlar ve yapay zeka etkileşimi

0

Küresel ekosistemler gözlerimizin önünde hızla değişiyor. Su, gıda, enerji ve kritik mineral sistemlerindeki bozulmalar, kayıtlı tarihte yeni seviyelere ulaşıyor. Dahası, bu değişimin hızı, bu bozulmaları yorumlama, harekete geçme ve anlamlı bir şekilde dengelemeyi sağlıyor. Bu konudaki kolektif yeteneğimizi giderek geride bırakıyor. İnsanların ve işletmelerin aşırı yüklenmesine, strese girmesine ve dengesizleşmesine neden oluyor.

Süper bilgisayarlar ve yapay zeka iş dünyasını dönüştürecek

Süper bilgisayar, çözüme ulaşma süresini azaltmak için güçlü bilgisayardan yararlanan yüksek performanslı bilgi işlemdir. HPC ve AI bir kuvvet çarpanıdır. HPC’yi AI ile birleştirmek, aynı anda çok sayıda görevi tamamlamanıza olanak tanır. Bir milyon bilgi işlem çekirdeği alıp tek bir şey yapmak yerine, HPC 10.000 çekirdek ve orada 10.000 çekirdek olarak böler. Bu, steroidler üzerinde çoklu görev yapmak gibidir.

Farklılaşmak zorunda olan şirketler rekabet avantajı sağlamak için HPC ve AI’yı kullanabiliyor. Örneğin, şirketler HPC ve AI’yı yıkıcı yetenekler ve toplumsal iyiliği destekleyen yetenekler eklemek için kullanabiliyor. Bu teknolojilerin işletmelere ve insanlığa getirebileceği değer, üstel olduğu kadar şaşırtıcıdır. Uygulamaları, evrenin nasıl çalıştığını daha iyi anlamamıza, gen terapisindeki keşifleri ortaya çıkarmamıza imkan tanıyor. Daha etkili kanser ilaçları üretmeyi sağlıyor. Gelecekteki pandemileri engellemek için bir yol haritası ortaya koymamıza vb. yardımcı olabiliyor.

Ayrıca LLM’ler, üretken yapay zeka, moleküler modelleme, fiziksel simülasyonlar, aerodinamik, nükleer füzyon ve kriptoanaliz, birkaçını saymak gerekirse, hepsi işlev görecek şekilde düzenlenmiş HPC’nin yeteneğini gerektiriyor. HPC ve AI’nın uygulamaları arasında iklim modellemesi için kritik destek, sağlık ve yaşam bilimlerindeki gelişmeler, finansal hizmetler, üretim, ulaşım, uzay seyahati ve daha fazlası yer alır.

Mevcut HPC modellerinin en iyi tahminlerine göre, gezegenin en büyük süper bilgisayarlarından bazılarından elde edilen bilgiler kullanılarak, kasırga 40 mil uzunluğunda bir alanı etkileyecekti. Sorun, bu petrol şirketinin bu tahminlere dayanarak varlıklarını kapatması gerektiğiydi.

Kripto para ve blok zinciri teknolojisinde yeni dönem

Spot kripto ETF’lerinin lansmanıyla, Bitcoin siyasi bir kampanya konusu haline gelmişti. Coin’lerde yeniden canlanma gibi kilometre taşları, dönüştürücü değişimler için sahneyi hazırladı. Bitcoin 100.000 dolar sınırına yaklaşırken, kripto dünyasında beklenen temel değişimleri inceleyelim. Kripto piyasasının hızlı yükselişi zorluklar olmadan gelmedi. 2022 çöküşünün ve FTX felaketinin ardından sağlam bir düzenleyici çerçeveye ihtiyaç oldu. Ancak, şimdiye kadar önemli bir eylem elde edilemedi. 

Kripto para ve blok zinciri ilişkisi

Başkan Donald Trump, kripto düzenlemelerinde önemli bir değişiklik sinyali verdi. Birincil adım, SEC’nin kripto para birimlerine ilişkin katı duruşu nedeniyle eleştirilen SEC Başkanı Gary Gensler’in beklenen yerine getirilmesidir. Bu değişiklik, Emtia Vadeli İşlemler Ticaret Komisyonu (CFTC)kripto para düzenleyicisinin liderliğini üstlenmek.

Bitcoin etrafındaki konuşmalar yatırımların ötesine geçti. 2025’te, egemen hükümetler Bitcoin’i stratejik bir varlık olarak önceliklendirebilir. ABD Stratejik Bitcoin Rezervi fikri, Stratejik Petrol Rezervinden esinlenerek ivme kazanıyor. Trump’ın beş yılda 1 milyon Bitcoin biriktirme önerisi, Amerika’yı güçlendirecek. Böylelikle arzın %5’ine denk gelen Bitcoin gücü haline getirebilecek. Böyle bir hareket muhtemelen küresel rekabeti tetikleyecek ve Çin gibi ülkeleri kripto yasaklarını yeniden gözden geçirmeye zorlayacaktır.  Boğa piyasaları genellikle yeni kripto yıldızlarının yükselişini müjdeler. 2020-2021 rallisi sırasında spot ışığı merkezi olmayan finans (DeFi), NFT’ler ve Solana gibi 1. Katman blok zincirlerindeydi. 2025’te spot ışığı kripto yanlısı politikalarının teşvik ettiği yeniliklere kayabilecek. 

İlgi çekici bir olasılık Bitcoin madenciliği yeniliklerinin yükselişidir. Trump’ın yerel Bitcoin madenciliğine vurgu yapmasıyla ABD, madencilik operasyonlarının yeni dönemine öncülük edecek. Yeni boğa rallisi aynı zamanda devrim niteliğinde token ve projeler de sunabiliyor. Ayrıca bir sonraki büyük şey hakkında bolca spekülasyon var.

İyimserliğe rağmen zorluklar devam ediyor. Böylelikle düzenleyici netlik henüz emekleme aşamasında. Bitcoin rezervi gibi iddialı fikirlerin gerçekleşmesi için iki partili desteğe ihtiyaç var. Dahası, spot Bitcoin ETF’leri yeni yatırım yolları açmış olsa da piyasa istikrarı üzerindeki etkileri belirsizliğini koruyor. 

Drone teknolojisinde son trendler ve endüstriyel uygulamalar

0

Drone Industry Insights’ın verilerine göre, drone pazarının 2030 yılına kadar 54,6 milyar dolara ulaşmasını bekliyoruz. Ticari segment, genel büyümeyi %7,7’lik bileşik yıllık büyüme oranıyla geride bırakacak. Bu etkileyici yörünge, sektörün odağındaki bir değişimle destekleniyor. Drone teknolojisinde son trendler arasında drone hizmetleri şu anda hakim durumda. Ayrıca 2023’te pazar faaliyetinin %80’ini oluştururken, donanım segmenti tahmini %9,3’lük bileşik yıllık büyüme oranıyla en hızlı büyümeye hazırlanıyor. Bu, donanımın hiçbir şekilde baskın segment haline geleceği anlamına gelmiyor. Ancak şu anda yeni ve daha fazla donanıma yüksek talep olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca bunun da dronelar kullanılmaya başlandığında muhtemelen daha fazla hizmetle sonuçlanacağını gösteriyor.

Drone teknolojisinde son trendler

Bu büyümeyi sağlayan uygulamalar yenilikçi oldukları kadar çeşitlidir. Haritalama ve Ölçme için drone kullanımı, 2023’te 10 milyar ABD doları değerinde küresel bir pazarı temsil ederek başı çekmektedir. Bu arada, Enerji/Kamu Hizmetleri sektörü, 2030’a kadar 4,66 milyar ABD dolarından 7,43 milyar ABD dolarına çıkacak. Böylelikle drone uygulamaları için en önemli sektör olmaya devam etmektedir. Drone teknolojisinde son trendler bu sektörlerde de kendini göstermektedir.

Belki de şaşırtıcı olmayan bir şekilde, en hızlı büyüyen dikey, sıklıkla tartışılan drone teslimatı konusunu da içeren Kargo, Kurye Hizmetleri, İç Lojistik ve Depolama’dır. Drone teknolojisinde son trendler arasında drone teslimat sektörü önemli adımlar atıyor. Wing, UPS Flight Forward ve Zipline gibi şirketler yalnızca denemeler yapmıyor. Dünyanın çeşitli yerlerinde operasyonel hizmetler kuruyorlar. Bu gelişmeler, e-ticaretin çok ötesine uzanan etkileriyle lojistiğin ve son mil teslimatının sınırlarını zorluyor. Ayrıca uzak bölgelerde tıbbi malzeme dağıtımı gibi alanlara da uzanıyor.

Bölgesel olarak, ticari drone pazarına Asya liderlik ediyor. Bu pazar Çin ve Japonya’daki önemli pazarlar tarafından yönlendiriliyor. Ancak, ABD’de Çin drone’ları hakkında devam eden anlaşmazlıkların hem yerel ABD üretimi hem de Çin ihracatı üzerinde bir etkisi olması muhtemel. Ayrıca, Ukrayna, Gazze ve dünyanın diğer bölgelerindeki askeri çatışmalar sırasında ticari drone’ların kullanılması gibi önemli bir faktör de var.

2023’te küresel olarak tahmini 7,6 milyon drone uçuş saati kaydedildi. Matematiksel olarak, bu, dünyanın dört bir yanındaki ülkelerde günde 20.822 uçuş saati anlamına geliyor. Ancak, büyük yenilikler büyük sorumluluk getirir. İşlevsel drone sayısı arttıkça, sağlam güvenlik önlemlerine duyulan ihtiyaç da en üst düzeye çıkıyor. Bu nedenle, drone karşıtı pazar, yetkisiz drone faaliyetlerini tespit etmek ve azaltmak için teknolojiler geliştirerek endüstri ekosisteminin kritik bir bileşeni olarak ortaya çıkıyor.

Biyoteknoloji ve yapay zeka ile sağlık devrimi

0

Yapay zeka sağlık ve biyoteknolojiyle bir araya geldiğinde ne olacağını hiç merak ettiniz mi? Yani, hepimizin aşina olduğu başlık etiketi Siri ve başlık etiketi Alexa , peki doktorların hastalıkları teşhis etmesine veya hatta yeni ilaçlar tasarlamasına yardımcı olan benzer bir teknolojiyi hayal edebiliyor musunuz?

Biyoteknoloji ve yapay zeka

Yapay zekanın güzelliği çok yönlülüğüdür. Bir arayüz görevi görebiliyor ve bilgisayarlarla etkileşimimizi basitleştirebiliyor. Ancak bundan çok daha fazlasıdır. İlaç tasarımından sağlık hizmeti kaynak tahsisine kadar potansiyeli muazzamdır. Böylelikle bu büyük dil modelleri alanı devrim niteliğinde değiştiriyor, arka ofis süreçlerini dönüştürüyor ve sağlık hizmetinin kalitesini artırıyor. Yapay zeka artık hiç kimsenin görmediği ilaçları hayal ediyor. İngiltere merkezli bir şirket olan Exscientia, yeni ilaçlar tasarlamak ve bireysel hastaları ihtiyaç duydukları kesin ilaçlarla eşleştirmek için makine öğrenimini kullanıyor. Bu yaklaşım, agresif bir kan kanseri türünden iyileşen Paul’ünki gibi inanılmaz başarı hikayelerine yol açtı.

Doktorların hasta işleme kapasitelerini ölçeklendirmelerine yardımcı olmaktan herkesin en iyi sağlık hizmetine erişmesine yardımcı olmaya kadar olanaklar sınırsız! Yapay zeka devrimi burada, sağlık ve biyoteknolojiye yaklaşımımızı dönüştürüyor. Sağlık hizmetlerinde yapay zekayı benimsemenin ve başlık etiketi# biyoteknoloji olağanüstü ilerlemelere yol açabilir. Sadece verimliliği veya maliyet etkinliğini artırmakla ilgili değil; hayat kurtarmak ve sağlık sonuçlarını iyileştirmekle ilgilidir. Peki zorluklara hazır mıyız?

Sağlık Hizmetlerinde Yapay Zeka Uygulama Teknikleri

  • Bilgisayarlarla iletişimi kolaylaştırmak için yapay zekayı kullanarak veri analizini daha verimli hale getirmek.
  • Yeni ilaçların tasarımında yapay zekanın kullanılmasıyla süreç hızlandırılıyor.
  • Kaynak tahsisinde yapay zekanın kullanılmasıyla sağlık hizmetlerinin daha etkin sunulması.

5G ve 6G teknolojilerinin iş dünyasına etkileri

0

6G muhtemelen 5G’den 100 kat daha hızlı olacak. Ancak faydaları hızdan çok daha öte. 6G, cihazlar, tüketiciler ve çevreleyen ortam arasında anında iletişim sağlayan tamamen entegre bir sistem olacak. 5G ve 6G destekli teknolojiler, şirketlerin bilgileri işleme, karar alma ve çalışanları eğitme biçimini dönüştürecek.

5G ve 6G arasındaki farklar

Bu yeni teknoloji heyecan verici ve yenilikçi kullanım örneklerine ve büyük sosyal değişimlere yol açacak. Aynı zamanda yeni zorluklar da ortaya çıkaracak. Yaygın 6G nasıl olacak ve bu teknoloji uygulamaya girdiğinde hangi büyük güncellemeleri deneyimleyeceğiz? 5G ve 6G dikkate alındığında, yeniliklerin sosyal yaşama etkisi büyük olacaktır.

Öncelikle, 6G metaverse’i ateşleyecek. Metaverse, günümüzde BT çevrelerinde oldukça popüler bir kelime. Ancak 5G bile gerçek zamanlı, işlenmiş, özel 3B dünyalar için gereken bant genişliğini sağlayamıyor. Bununla birlikte 6G, bu hızı ve bant genişliğini sağlayacak. Teknoloji devlerinin sürükleyici, kalıcı, tamamen entegre bir sanal metaverse yaratmasını sağlayacak. Ek olarak, 6G teknolojisi piyasada daha da geniş bir akıllı cihaz yelpazesine yol açacaktır. Toplumumuzda veri toplayabilen ve iletebilen internete bağlı çok daha fazla cihaz olacak.

2D Zoom veya Teams toplantılarında saatler harcamak yerine, avatarlarımızın “gerçek” göz teması kuracağı 3D dijital alanlarda buluşacağız. Gruplar halinde gerçek zamanlı olarak beden dili ifade edebileceğiz. 5G ve 6G teknolojilerinin birleşimiyle, birebir bir toplantı yapmamız gerekirse, tüm katılımcıları değiştirebilir ve bağlanmak için sessiz bir sanal alan bulabiliriz. Bir ürünü denemek isterseniz, dijital bir ikize “uçabilir” veya “ışınlanabilir” ve oradan deneyimleyebilirsiniz.

6G teknolojisiyle şirketler, ekipler arası bilgi transferi için sürükleyici VR ve AR eğitim deneyimleri sağlayacka. 5G ve 6G beraberinde gelen bu teknoloji, havacılık ve mühendislik konglomerası Honeywell gibi şirketlerin eğitim çabalarını iyileştirmede büyük rol oynayacak. Şirket, yeni işe alınanları karma gerçeklik başlıkları ile donatıyor. Diğer çalışanların yaptığı işi “görmelerini” sağlıyor. Yeni işe alınanlar görevleri taklit ettikçe, öğrenirken onlara rehberlik eden bilgileri üst üste bindiriyor.

Yapay zeka yazılımcıları: Kodlama geleceği nasıl değiştirecek?

0

Geleceğe baktığımızda, kodlama dünyasının önemli bir dönüşüm geçireceği açıktır. Kuantum hesaplama, yapay zeka ve yeni programlama dillerinin ortaya çıkmasındaki çığır açan gelişmelerle yönlendirilen kodlamanın geleceği heyecan verici ve zorlu görünüyor. Bu noktada, Yapay zeka yazılımcıları önemli bir rol oynayacak.

Yapay zeka yazılımcıları

Bilgisayar bilimindeki en heyecan verici sınırlardan biri kuantum teknolojisinin ortaya çıkmasıdır. İkili mantıkla çalışangeleneksel bilgisayarların aksine, kuantum bilgisayarlar kuantum mekaniğinin prensiplerinden yararlanıyor. Bu da bilgileri temelde farklı bir şekilde işlemelerine olanak tanıyor. Yapay zeka yazılımcıları için, kuantum hesaplama yeni ufuklar açabiliyor. Kuantum bilgisinin temel birimi olan kübitler, aynı anda hem 0’ı hem de 1’i temsil edebiliyor. Bu da üst üste binme olarak bilinen bir yetenek. Ayrıca kübitler dolanık olabiliyor. Yani bir kübitin durumu, doğrudan diğerinin durumuyla ilişkili.

Bu özellikler, kuantum bilgisayarların şu anda klasik bilgisayarlar için çözülemeyen sorunları çözmesini sağlayabiliyor. 2050’ye kadar, kuantum mantığını kullanmak üzere tasarlanmış tamamen yeni programlama dillerinin geliştirildiğini görebiliriz. Bu diller, yapay zeka yazılımcıları tarafından özellikle kriptografi, malzeme bilimi ve karmaşık sistem simülasyonları gibi alanlarda kuantum hesaplamanın potansiyelinden tam olarak yararlanabilen algoritmalar geliştirmesine yardımcı olacaktır. Öte yandan, kuantum bilişiminin klasik bilişimin yerini tamamen alması pek olası değil. Bunun yerine, klasik ve kuantum bilgisayarların birlikte çalıştığı hibrit sistemlerin yükselişini görebiliriz. Bu, geliştiricilerin kuantum ve klasik talimatları sorunsuz bir şekilde entegre etmelerini sağlıyor. Performansı optimize etmelerine ve sorunları her zamankinden daha verimli bir şekilde çözmelerine olanak tanıyor. Yeni programlama paradigmalarının yaratılmasına yol açabiliyor.

Yapay zeka, kod yazma ve hata ayıklamada yardımcı olan araçlarla kodlama dünyasında şimdiden dalgalar yaratıyor. Ancak, 2050’nin yapay zekası bunu bir adım öteye taşıyabiliyor. Geliştiricilerin sağladığı üst düzey açıklamaları tam işlevli yazılımlara dönüştüren, otonom olarak kod üretebilen yapay zeka sistemlerini hayal edin. Bu yapay zeka destekli kod üreteçleri, yapay zeka yazılımcıları için rutin görevleri halledebiliyor. Ayrıca geliştiricilerin yazılım geliştirmenin daha yaratıcı ve stratejik yönlerine odaklanmasını sağlayabiliyor.

Dünyanın ilk kablosuz televizyonu görücüye çıktı!

0

CES 2025 etkinliğinde tanıtılan teknolojik yenilikler arasında yer alan Displace TV, dünyanın ilk kablosuz televizyonu olarak öne çıkıyor. İlk kez CES 2023’te duyurulan ve büyük ses getiren bu cihaz, kullanıcıların bekleyişine son vererek resmen satışa çıkmaya hazırlanıyor. Kablosuz çalışma özelliği ve batarya desteğiyle dikkat çeken Displace TV, arkasında yer alan özel vakum teknolojisi sayesinde herhangi bir düz yüzeye kolaylıkla sabitlenebiliyor ve montaj ihtiyacını ortadan kaldırıyor. Bu özelliğiyle teknoloji meraklılarının ilgisini çeken televizyon, CES 2025 kapsamında yeniden sahne alarak yenilenmiş özellikleriyle görücüye çıktı.

Dünyanın ilk kablosuz televizyonu tanıtıldı

Displace TV, Basic ve Pro olarak iki farklı modelle piyasaya sunulacak. Her iki modelde de 4K OLED ekran yer alırken, ekran boyutları 27 inç ile 55 inç arasında değişiyor. Basic modelde Intel N-100 işlemci, 16 GB RAM ve 128 GB depolama kapasitesi bulunurken, Pro model Intel N-300 işlemci, 32 GB RAM ve 256 GB depolama alanı sunarak performans farkı yaratıyor. Daha önce çıkarılabilir pillerle çalışan model, şimdi değiştirilemeyen bataryalarla geliyor. Basic model 5.000 mAh, Pro model ise 10.000 mAh kapasiteli bataryalarla donatılmış. Bu yenilikle birlikte Basic modelde daha sınırlı, Pro modelde ise daha uzun bir kullanım süresi vaat ediliyor.

Displace TV’nin hafif yapısı ve kolay montaj imkânı, özel vakum teknolojisinin bir sonucu olarak sunuluyor. Bu teknoloji, televizyonun herhangi bir düz zemine güvenli bir şekilde tutunmasını sağlıyor. Ayrıca, yeni modellerde gizli pop-up ayaklar eklenerek farklı konumlandırma seçenekleri sunulmuş. Cihazın kontrol mekanizması da geliştirildi; önceki modellerde sadece jestlerle kontrol sağlanırken, yeni versiyonlarda dokunmatik ekranlı bir uzaktan kumanda desteği de sunuluyor. Bu yenilikler, kullanıcı deneyimini bir adım öteye taşıyor.

Displace TV’nin fiyatlandırması ise model ve ekran boyutuna göre değişiklik gösteriyor. Basic model, 27 inç ekran için 2.500 dolar, 55 inç için 3.500 dolar fiyatla satışa sunuluyor. Pro model ise 27 inç ekran için 4.000 dolardan, 55 inç için 6.000 dolardan satışa çıkacak. CES etkinliği süresince yapılan ön siparişlerde 1.000 dolarlık indirim imkânı sunuluyor. Resmi satış tarihi olarak ise Mart 2025 planlanıyor. Displace TV, sunduğu yenilikçi özellikler ve kablosuz kullanım avantajıyla televizyon pazarında çığır açmayı hedefliyor.

Artırılmış gerçeklik ile iş dünyasında dönüşüm

0

AR artık sadece bilim kurguyla sınırlı fütüristik bir kavram değil. Burada ve işletmelerin işleyiş ve müşterilerle etkileşim kurma biçimini yeniden şekillendiriyor. Dijital dünyayı fiziksel ortamla harmanlayabilirsiniz. Böylelikle AR, şirketlere verimliliği artırma, müşteri etkileşimini geliştirmede yollar sağlıyor. Perakendeden sağlık hizmetlerine, üretimden eğitime kadar AR, hem pratik hem de ilgi çekici sürükleyici deneyimler yaratarak sektörleri dönüştürüyor. Artırılmış gerçeklik ile işi daha verimli hale getirebiliyoruz.

Artırılmış gerçeklik ile iş dünyasında kolaylık sağlıyor

AR, dijital içeriği gerçek dünyaya yerleştiren teknolojiyi ifade eder. Tamamen sürükleyici bir dijital ortam yaratan Sanal Gerçeklik’in (VR) aksine, AR fiziksel dünyayı dijital öğeler ekleyerek geliştirir. Bu geliştirmeler akıllı telefonlar, tabletler, AR gözlükleri veya özel kulaklıklar gibi cihazlar aracılığıyla görüntülenebiliyor. AR ile işlerin daha kolay yönetildiğine tanık olabilirsiniz.

AR’nin en bilinen uygulamalarından biri, sanal karakterlerin akıllı telefonlarla gerçek dünyada göründüğü Pokémon GO gibi mobil oyunlardır. Ancak, AR’nin potansiyeli eğlencenin çok ötesine geçerek iş, sağlık, eğitim ve daha fazlası gibi sektörlerde önemli bir değer sunar. AR ile iş yerinde çalışan eğitimine farklı bir boyut kazandırabilirsiniz. AR’nin iş dünyasındaki en güçlü uygulamalarından biri çalışan eğitimi ve öğretimidir. AR, çalışanların simüle ancak gerçekçi bir ortamda becerilerini uygulama olanağı sağlayan etkileşimli programlar sağlıyor. Bu, uygulamalı eğitimin kritik öneme sahip. Ancak pahalı ve riskli olabileceği üretim, sağlık ve havacılık gibi sektörlerde özellikle faydalıdır. Örneğin, BMW ve Volkswagen gibi otomotiv şirketleri teknisyenlerini eğitmek için AR kullanıyor. Eğitim alanlar, AR gözlüklerini kullanarak bir araba motorunu görüntüleyebiliyor. Ayrıca onarımların nasıl tamamlanacağına dair gerçek zamanlı, adım adım talimatları görebilirler. Bu yaklaşım yalnızca hata riskini azaltmakla kalmaz, aynı zamanda öğrenme sürecini de hızlandırır.

Sağlık sektöründe AR, tıp öğrencilerinin ve profesyonellerin karmaşık prosedürleri uygulamasına olanak tanıyor. Bu düzeydeki yoğun eğitim, uygulayıcıların becerilerini ve güvenini artırarak daha iyi hasta sonuçlarına yol açabiliyor. Artırılmış gerçeklik ile iş süreçlerini geliştirerek daha iyi hasta sonuçlarına ulaşmak mümkün.