Yapay zeka devi OpenAI, DevDay etkinliğinde duyurduğu ve anında kullanıma sunduğu yeni Uygulama SDK’sı (Yazılım Geliştirme Kiti) ile ChatGPT’nin yeteneklerini kökten değiştiriyor. Artık ChatGPT, yalnızca bir sohbet robotu değil, doğrudan diğer yazılım ve hizmetlerle etkileşime girerek görev tamamlayabilen merkezi bir araca dönüşüyor. Bu yenilik sayesinde kullanıcılar, karmaşık görevleri yerine getirmek için farklı uygulamalar arasında geçiş yapmak zorunda kalmayacak. Yeni SDK’ya bağlanan üçüncü taraf uygulamaları, kullanıcının komutlarına yanıt olarak ChatGPT sohbet arayüzü içinde çalışmaya başlayacak. ChatGPT ise bu süreçte bağlam ve öneriler sunarak süreci daha akıcı hale getirecek.
ChatGPT, Canva ve Zillow entegrasyonlarını gösterdi
Tasarım ve Sunum: Bir OpenAI çalışanı, ChatGPT’den Canva‘yı kullanarak bir köpek gezdirme işletmesi için poster oluşturmasını istedi. Kısa bir süre sonra, Canva’dan gelen çeşitli poster taslakları sohbet penceresinde belirdi. Çalışan, hemen ardından bu postere uygun bir sunum dosyası oluşturulmasını talep ederek, yapay zekanın art arda gelen yaratıcı görevleri nasıl yönetebildiğini gözler önüne serdi.
Emlak Arama: Bir diğer demoda ise kullanıcı, Zillow uygulamasını etiketleyerek Pittsburgh’daki satılık evleri listelemesini istedi. Zillow, doğrudan ChatGPT arayüzü içinde, kullanıcının daha sonra filtreleyip sorgulayabileceği etkileşimli bir harita ile yanıt verdi.
Bu devrim niteliğindeki entegrasyon, anında kullanıma sunulan güçlü bir ortak listesiyle başlıyor. Bugünden itibaren kullanıcılar Booking.com, Canva, Coursera, Expedia, Figma, Spotify ve Zillow gibi popüler hizmetleri ChatGPT içinden kullanmaya başlayabilirler.
OpenAI, “önümüzdeki haftalarda” DoorDash, OpenTable, Target ve Uber gibi uygulamaların da bu listeye ekleneceğini belirtiyor. Şirket, ayrıca halihazırda kullanıcıların e-ticaret sitesi Etsy üzerinden sohbet robotu aracılığıyla alışveriş yapmalarına olanak sağlayarak ChatGPT’yi web’in geri kalanıyla entegre etme çabalarını sürdürüyor.
OpenAI CEO’su Sam Altman’a göre bu, sadece başlangıç. Geliştiriciler, uygulama geliştirmek için Uygulama SDK’sına bugünden itibaren önizleme aşamasında erişebilecekler. Bu yılın ilerleyen dönemlerinde ise geliştiriciler, uygulamalarını inceleme ve yayınlama için gönderebilecekler.
OpenAI, ayrıca kullanıcıların yeni uygulamalara göz atabileceği bir dizin (App Directory) sunmayı planlıyor. Altman, şirket olarak bu yeni uygulama ekosistemindeki para kazanma (monetization) modellerine dair bir rehberi “yakında” paylaşacaklarını duyurdu. Bu hamle, ChatGPT’yi sadece bir yapay zeka aracı olmaktan çıkarıp, üçüncü taraf uygulamaların gücünü kullanan devasa bir işletim platformuna dönüştürme vizyonunu işaret ediyor.
Pekin, yapay zekâ (YZ) ve robotik alanındaki büyük yatırımlarla, on yıllardır küresel teknoloji pazarına hakim olan ABD’nin liderliğini sarsmak için iddialı bir hamle yapıyor. Özellikle bu ileri teknolojilere güç veren üst düzey çiplerde yerel üretim kapasitesini artırmayı hedefleyen Çin, Silikon Vadisi’nin devleriyle arasındaki farkı “nanosaniyelere” indirdiğini iddia ediyor.
Çin’den DeepSeek ve Yerel Çip Devleri
Çin’in teknoloji atılımının en dikkat çekici örneği, 2024’te OpenAI’nin ChatGPT’sine rakip olarak piyasaya sürülen ve teknoloji dünyasında şok etkisi yaratan DeepSeek oldu.
Maliyet Etkinliği: Nispeten az bilinen bir girişim olan DeepSeek’in en büyük iddiası, YZ modellerini eğitmek için rakiplerine göre çok daha az maliyet gerektirmesiydi. Daha Az Çip Kullanımı: Modelin, çok daha az sayıda üst düzey çip kullanılarak geliştirildiği öne sürüldü ve lansmanının ardından Silikon Vadisi merkezli çip devi Nvidia’nın piyasa değerini geçici olarak düşürdüğü bildirildi.
Bu ivme devam ederken, Çin’in büyük teknoloji şirketleri de yerel çip tedarikçisi olma yolunda ciddi adımlar atıyor.
Alibaba’dan Enerji Verimli Rakip: Çin devlet medyasına göre Alibaba’nın duyurduğu yeni bir çip, ABD ihracat kuralları nedeniyle Çin pazarı için üretilen Nvidia H20 yarı iletkenlerinin performansına, daha az enerji tüketerek yetişebileceğini iddia ediyor. Huawei’nin İddialı Planı: Huawei, şimdiye kadar ürettiği en güçlü çipleri piyasaya sürdü ve YZ pazarındaki Nvidia hakimiyetine meydan okuyacak üç yıllık bir plan hazırladı. Şirket ayrıca, yerel firmaların ABD ürünlerine bağımlılığını azaltmak için tasarımlarını ve bilgisayar programlarını Çin’de halka açacağını duyurdu. Yükselen Yıldızlar: MetaX, devlete ait China Unicom gibi şirketlere gelişmiş çipler tedarik ederken, bir diğer potansiyel Nvidia rakibi olan Cambricon Technologies’in hisseleri, Pekin’in yerel çip kullanımına yönelik baskısından faydalanacağı beklentisiyle son üç ayda iki katından fazla değer kazandı.
Nvidia’nın CEO’su Jensen Huang, Çin’in çip geliştirme konusunda ABD’nin sadece “nanosaniyeler gerisinde” olduğunu belirtmişti. Bir Nvidia sözcüsü de Çinli firmaların ilerlemesine ilişkin sorulara yanıt olarak, “Rekabet artık tartışmasız bir şekilde başladı” açıklamasını yaptı.
Ancak uzmanlar, kamuoyuna açık veri ve tutarlı test ölçütlerinin eksikliği nedeniyle Çinli çip üreticilerinin iddialarına temkinli yaklaşıyor. Hem Amerikan hem de Çin çiplerini test eden bilgisayar bilimci Cevad Haj-Yahya, Çin yarı iletkenlerinin öngörücü yapay zekâda ABD’ye benzer performans gösterdiğini, ancak karmaşık analizlerde yetersiz kaldığını belirtiyor.
Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in “yüksek kaliteli kalkınma” vizyonu kapsamında, ülke on yıllardır ileri teknoloji sektörlerine devasa yatırımlar yapıyor. ABD ile süregelen gümrük vergisi savaşı da, Batı’ya olan teknoloji bağımlılığını azaltma hedefini daha da acil hale getirdi. Nvidia CEO’su Huang da, Çin’in teknoloji sektörünün güçlü yönlerini vurgulayarak, bu sektörün çalışkan ve geniş yetenek havuzuna, yoğun iç rekabete sahip canlı, girişimci bir yapıya sahip olduğunu söyledi ve ABD’nin “hayatta kalmak için” rekabet etmesi gerektiğini belirtti.
AMD , yapay zeka işlemcileri pazarındaki liderliğini pekiştirmek isteyen rakibi Nvidia’ya karşı önemli bir hamle yaptı. Şirket, OpenAI ile beş yıllık, milyarlarca dolarlık dev bir ortaklık anlaşması imzaladığını duyurdu. Anlaşma kapsamında AMD, OpenAI’nin hızla artan hesaplama taleplerini karşılamak üzere altı gigawatt (GW) gücünde işlemci tedarik edecek. Bu stratejik hamle, AMD’nin YZ çipi pazarında Nvidia’nın ezici hakimiyetine ciddi bir meydan okuma olarak görülüyor.
AMD Instinct MI450 GPU’lar devreye giriyor
AMD’nin basın açıklamasına göre, anlaşma uyarınca 2026’nın ikinci yarısında güçlü AMD Instinct MI450 GPU‘larının devreye alınması hedefleniyor. Bu işlemciler, OpenAI’nin ChatGPT gibi çığır açan YZ uygulamaları için altyapısını güçlendirecek.
AMD, bu anlaşmanın kendilerine “onlarca milyar dolar gelir” sağlayacağını öngörse de, kesin rakamları açıklamadı. Piyasaların tepkisi ise gecikmedi: Ortaklık duyurusunun ardından AMD hisseleri pazartesi günü piyasa öncesi işlemlerde yüzde 24 fırladı.
Bu gelişme, OpenAI’nin sadece bir ay önce Nvidia ile benzer bir ortaklık duyurusunun ardından geldi. Nvidia, OpenAI’nin kendi GPU’larıyla en az 10 gigawatt’lık YZ veri merkezleri kurmasını sağlayacak bir niyet mektubu imzalamış ve bu anlaşmanın “100 milyar dolara kadar” yatırım içerebileceği belirtilmişti.
Nvidia: Geçen ay “tercih edilen stratejik bilgi işlem ve ağ ortağı” olarak tanımlanmıştı. AMD: Bugünkü duyuruda ise “çekirdek stratejik bilgi işlem ortağı” olarak konumlandırıldı.
AMD’nin anlaşması, aynı zamanda dikkat çekici bir hisse senedi opsiyonu da içeriyor. OpenAI’ye, belirli kilometre taşlarına ulaşıldığında hisse başına bir sent üzerinden 160 milyon adede kadar AMD hissesi (şirketin yaklaşık yüzde onluk hissesi) satın alma hakkı tanınıyor.
OpenAI CEO’su Sam Altman, ortaklığın önemini vurgulayarak, “Bu ortaklık, yapay zekanın tüm potansiyelini ortaya çıkarmak için gereken bilgi işlem kapasitesinin oluşturulmasında önemli bir adım,” dedi ve AMD’nin yüksek performanslı yongalardaki liderliğinin, gelişmiş yapay zekanın faydalarını hızla yaymalarını sağlayacağını ekledi.
AMD CEO’su Lisa Su ise, “Yapay zeka hesaplamalarını büyük ölçekte sunmak için OpenAI ile ortaklık kurmaktan heyecan duyuyoruz,” derken, bu iş birliğinin her iki şirketin de en iyi yönlerini bir araya getirerek bir “kazan-kazan durumu” yarattığını belirtti.
Apple’ın iPhone’lar için uydu iletişim yeteneklerini sürekli artırma hedefi, şirketi mevcut ortağı Globalstar‘dan ayrılıp Elon Musk’ın SpaceX/Starlink ağına geçmeye itebilir. Yeni gelişmeler, Globalstar’ın kapasite sınırlarına ulaşması ve Starlink’in radikal kapasite artışı hamleleri sayesinde teknoloji devinin tedarikçi değiştirmesinin artık bir olasılık değil, neredeyse bir zorunluluk haline geldiğini gösteriyor.
Apple’ın Stratejisi ve Starlink’in Dev Hamleleri
Apple, şu anda iPhone 14 serisiyle başlayan Acil Durum SOS ve yol yardım gibi uydu tabanlı hizmetleri için Globalstar’ı kullanıyor. Ancak, kullanıcıların yalnızca acil durum mesajlarından daha fazlasını isteyeceği beklentisi ve Starlink’in attığı iki büyük adım, dengeleri alt üst ediyor:
Dev Spektrum Satın Alımı: SpaceX, EchoStar’dan yaklaşık 17 milyar dolarlık bir anlaşmayla spektrum hakları satın almak için harekete geçti. Bu anlaşmayla Starlink, ABD’de ve küresel olarak mobil kullanıcılar için telefon, mesajlaşma ve geniş bant hizmetleri sunmasına olanak tanıyacak kritik derecede değerli frekans bandında (1,9 ve 2 GHz) ek 50 MHz spektrum elde edecek. Bu spektrum hakkı, Starlink’in kapasitesini ve hizmet kalitesini kökten artıracak bir kaldıraç görevi görüyor.
Devasa Uydu Filosu Genişlemesi: SpaceX, şu an yaklaşık 650 olan Doğrudan Hücreye (D2C) uydu sayısını şaşırtıcı bir şekilde 15.000’e kadar çıkarmayı planlıyor. Bu uydu ordusu hem sayıca çok daha fazla hem de daha yetenekli olacak. Bu devasa filo, Globalstar’ın mevcut ve potansiyel kapasitesini gölgede bırakarak Apple’a çok daha geniş bir kapsama alanı ve yüksek veri hızı potansiyeli sunacak.
Globalstar, şu anda Apple’ın uydu hizmetleri için tek tedarikçisi konumunda. Hatta Apple, bu ortaklığı güçlendirmek için Globalstar’a önemli yatırımlar yapmış, uydu ağının büyük bir kısmını (kapasitenin %85’ini) kendi hizmetleri için ayırmıştı.
Ancak telekom analistleri, Globalstar’ın “SpaceX’ten çok daha az uydusu ve daha az spektrumu” olması nedeniyle mevcut kapasitesinin sınırlı olduğunu belirtiyor. iPhone’lara acil durum mesajından fazlasını (orta çözünürlüklü görüntü, sesli podcast, hatta ileride video desteği gibi) getirmeyi hedefleyen Apple için Starlink’in muazzam kapasitesi cazip bir anlaşma kozu haline geliyor. SpaceX’in yeni spektrum alımı, Apple ile gelecekteki müzakerelerde elini güçlendirecek bir unsur olarak görülüyor.
Globalstar ile Mevcut Anlaşma: Acil Durum SOS, yol yardımı ve sınırlı mesajlaşma. Apple, hizmetin ücretsiz kullanım süresini modeline göre Eylül 2026’dan Eylül 2028’e kadar uzattı.
Starlink ile Gelişmeler: SpaceX, ABD’li operatör T-Mobile ile zaten ortaklık kurarak iOS 18.3 beta sürümünde Starlink bağlantısı üzerinden mesajlaşma özelliğini sınırlı kullanıcılarla test etmeye başladı. Bu, Apple’ın Starlink entegrasyonuna zaten zemin hazırladığını gösteriyor.
Starlink’in spektrum ve uydu sayısı konusundaki bu devasa atılımları, Apple’ın uydu hizmetlerinin yeteneklerini Globalstar’ın ötesine taşıma arayışında bir kırılma noktası oluşturabilir. T-Mobile ile başlayan testler ve Starlink’in artan kapasitesi, teknoloji devinin kullanıcılarına kesintisiz ve geniş bant uydu iletişimi sunmak için yakında ana tedarikçisini değiştirebileceği yönündeki iddiaları güçlendiriyor.
Amazon ve Blue Origin’in kurucusu Jeff Bezos, yapay zeka ve bulut teknolojilerinin enerji ve soğutma taleplerini karşılamak üzere, 10 ila 20 yıl içinde Dünya yörüngesinde devasa ölçekli, “gigawatt’lık” veri merkezlerinin kurulacağını tahmin ediyor. Bu merkezlerin, benzersiz verimlilik ve maliyet avantajları sayesinde Dünya’daki tesisleri geride bırakabileceği belirtiliyor. Günümüzde, küresel çapta yükselen yapay zeka (AI) ve bulut bilişim, mevcut bilgi işlem altyapısının güç kaynağı ve soğutma sınırlarını zorluyor. Şirketler, bu devasa enerji tüketen veri merkezlerini yerleştirmek için gemilerden Arktik bölgelerine ve hatta okyanus derinliklerine kadar yeni çözümler ararken, Jeff Bezos, sorunun kökten çözümü olarak uzayı işaret ediyor.
Jeff Besoz’a göre uzayın iki kritik avantajı
İtalya’da düzenlenen İtalyan Teknoloji Haftası’nda konuşan Bezos, uzaydaki bir veri merkezinin Dünya’da mümkün olmayan iki temel avantaj sunduğunu vurguladı:
7/24 Kesintisiz Güneş Enerjisi: Uzayda bulut, yağmur veya gece döngüleri olmadığından, enerji toplama işlemi atmosferik koşullardan etkilenmez. Güneş enerjisi, sürekli bir enerji kaynağı haline gelerek, yapay zeka model eğitimi gibi büyük ve sürekli güç girişi gerektiren yoğun hesaplama görevleri için ideal bir çözüm sunar.
Ultra Verimli Soğutma: Doğrudan güneş ışığında bile soğutma için kolaylık sağlayan uzay sıcaklıkları (-120°C’den gölgede -270°C’ye kadar), veri merkezlerinin en büyük zorluklarından biri olan ısı yönetimi sorununu büyük ölçüde hafifletecektir. Gelen gücün neredeyse tamamının ısıya dönüştüğü düşünüldüğünde, bu kritik bir avantajdır.
Bezos’un vizyonu teknolojik olarak büyüleyici olsa da, uzmanlar bu hedefin gerçekleşmesi için ticari olarak mümkün olmayan bir dizi büyük atılımın gerektiğini belirtiyor. Yörüngede 1 GW sürekli elektrik enerjisi üretme hedefi, muazzam bir ölçek anlamına geliyor ve devasa maliyetler ortaya çıkarıyor:
Devasa Güneş Paneli İhtiyacı: 1 GW’lık net çıktı için, yaklaşık 2,4 ila 3,3 milyon metrekarelik (yaklaşık 1,56 ila 1,82 km kenar uzunluğuna sahip bir kare) yüksek verimli güneş paneli alanı gerekiyor.
Ağırlık ve Fırlatma Maliyeti: Yalnızca bu panellerin ağırlığı, yapısal destekler hariç, tahmini 9.000 ila 11.250 metrik ton olacaktır. Günümüzün en iyi fırlatma araçlarıyla (SpaceX Falcon Heavy gibi) bu panelleri LEO’ya taşımak, iyimser tahminlerle 13,7 ila 17,1 milyar dolar arasında, daha muhafazakar tahminlerle ise 25 milyar doların üzerinde bir maliyete yol açacaktır. Bu, sadece paneller için 150’den fazla fırlatma gerektirebilir.
Soğutma ve Sunucu Ekipmanı: Isıyı uzaya yaymak için gereken milyonlarca metrekarelik radyatörler ve asıl yapay zeka sunucu ekipmanlarının ağırlığı ve maliyeti de onlarca milyar dolarlık ek yükler getirecektir. Radyatörlerin, güneş panellerinden bile daha ağır olması bekleniyor.
Bezos, bu zorluklara rağmen uzay çağının bir sonraki adımının bu “dev gigawatt’lık veri merkezleri” olacağına inanıyor. Ancak bu vizyonun gerçekleşmesi için, fırlatma maliyetlerinde ve uzayda inşa teknolojilerinde çığır açan ilerlemeler şart görünüyor.
Unity’nin 3 Ekim‘de gönderdiği uyarıya göre, 2017.1 ve sonraki sürümlerini kullanan oyunlar risk altında. Bu kritik açık, Windows, Android, Linux ve macOS dahil olmak üzere birçok platformdaki oyunları etkiliyor. Unity, şu ana kadar açığın kötü niyetli bir şekilde kullanıldığına dair somut bir kanıt bulunmadığını belirtse de, güvenlik açığının bir saldırganın hassas bilgileri çalmasına olanak tanıdığı ifade ediliyor.
Unity motorunu kullanan büyük stüdyolar düzeltmeleri uyguluyor
Unity Güvenlik açığının ortaya çıkması, geliştiricileri proaktif adımlar atmaya itti. Obsidian Entertainment, hayranlarını korumak adına radikal bir hamle yaptı ve popüler oyunları Grounded 2, Pentiment, Avowed ve Pillars of Eternity‘yi tüm dijital mağazalardan geçici olarak kaldırdığını duyurdu. Stüdyo, bu süreyi Unity tarafından sağlanan gerekli güvenlik düzeltmelerini uygulamak ve titizlikle test etmek için kullanacağını açıkladı. Oyunların ne zaman geri döneceği konusunda henüz kesin bir takvim verilmedi.
Milyonlarca oyuncuya sahip olan popüler oyunlar Among Us ve Marvel Snap gibi yapımlar ise güvenlik açığını gidermek için çoktan güncellemeler yayınladı. Unity’nin 2005’ten bu yana en çok kullanılan motorlardan biri olduğu ve Hollow Knight: Silksong, Subnautica gibi dev yapımlara güç verdiği göz önüne alındığında, bu durum sektörde geniş çaplı bir düzeltme dalgasına yol açabilir. Kaç oyunun daha güncelleme gerektireceği belirsizliğini koruyor.
Unity, durumu hafifletmek ve oyuncuları korumak için sadece geliştiricilere değil, teknoloji devlerine de destek sağlıyor. Microsoft Defender, Windows cihazlarda bu güvenlik açığını tespit etme ve engelleme yeteneğine sahip. Valve de kendi koruma katmanını Steam İstemcisi aracılığıyla oyunlara ekliyor.
Unity’nin bu güvenlik krizi, motorun tartışmalı Çalışma Zamanı Ücreti planından (2024’te geri çekildi) sonra bir kez daha gündeme gelmesine neden oldu. Geliştiriciler ve oyuncular şimdi, etkilenen oyunların güvenli yamalarla en kısa sürede mağazalara geri dönmesini bekliyor.
Popüler oyuncu iletişim platformu Discord, kullanıcılarını birkaç hafta önce, 20 Eylül tarihinde meydana gelen bir veri ihlali hakkında bilgilendirdi. Şirket doğrudan saldırıya uğramamış olsa da, bilgisayar korsanları bir üçüncü taraf müşteri hizmetleri sağlayıcısını hedef alarak, platform kullanıcılarının iletişim ve bazı fatura bilgilerine erişim sağladı.
Discord saldırısı nasıl gerçekleşti?
Discord’un %90’ın üzerinde pazar payı ile video oyunu iletişim pazarındaki tekel konumu göz önüne alındığında, bu olay gizlilik standartları ve dış kaynak kullanımı uygulamalarının önemini bir kez daha gündeme getirdi. Saldırganlar, Discord’un oyuncu destek ve Güven & Emniyet ekiplerine hizmet veren harici müşteri hizmetleri sağlayıcılarından birinin sistemini ele geçirdi.
Şirket, hackerların bu verileri kullanarak mali fidye talep etme girişiminde bulunduğunu doğruladı. Ancak Discord, durumun uygun şekilde ele alındığını ve sorunun çözüldüğünü belirtiyor. Olayın ardından şirket, etkilenen sağlayıcının bilet sistemine erişimini derhal kestiğini ve konuyu soruşturmak üzere kolluk kuvvetlerini devreye soktuğunu açıkladı.
İhlal sonucunda erişim sağlanan kullanıcı bilgileri arasında şunlar bulunuyor:
İletişim Bilgileri: Kullanıcı adları, gerçek adlar ve e-posta adresleri.
Teknik ve Fatura Bilgileri:IP adresleri, ödeme türleri ve banka kartlarının son dört hanesi gibi “sınırlı” fatura bilgileri.
İçerik: Destek ekibi ve kullanıcılar arasında paylaşılan mesajlar (yalnızca bilet sistemi üzerinden), ve bazı dahili Discord eğitim materyalleri.
Discord, en hassas kullanıcı verilerinin güvende olduğunu bildiriyor. Tam parolalar, ikamet adresleri veya diğer kritik kişisel verilerin ele geçirilmediği düşünülüyor.
Şirket, pasaport veya ehliyet gibi devlet tarafındanverilmiş kimliklerini Müşteri Desteği veya Güven & Emniyet ekiplerine gönderen birkaç seçkin kullanıcının da bu saldırıdan etkilendiğini doğruladı. Diğer sunucu sohbetleri veya doğrudan mesajlar (DM’ler) saldırıdan etkilenmedi. Kullanıcıların bu durumda ek güvenlik önlemleri almaları (şifreleri olmasa bile, olası bir kimlik avı girişimine karşı tetikte olmaları) tavsiye ediliyor. Discord, dijital iletişimdeki dev konumuyla, bundan sonraki süreçte üçüncü taraf tedarikçileriyle olan güvenlik protokollerini nasıl güçlendireceği konusunda baskı altında kalacaktır.
Blue Origin, uzay yolculuğunun maliyetini kökten değiştirecek ve Ay görevlerine yeni bir soluk getirecek iddialı projesinde bir sonraki aşamaya geçiyor. Şirket, devasa New Glenn ağır yük roketinin bir sonraki fırlatmasına hazırlanıyor. Bu görev, roketin ilk aşamasını okyanustaki yüzen bir platforma başarıyla indirip ardından Ay’a yapılacak bir görevde yeniden kullanma çabasını temsil edecek. Bu başarı, uzay fırlatmalarının sürdürülebilirliğini artırmanın ve maliyetlerini düşürmenin anahtarı olarak görülüyor.
Blue Origin gözlerini Ay’a çevirdi
New Glenn, Ocak 2025’teki ilk fırlatmasında Blue Ring uzay aracı prototipini yörüngeye başarıyla taşımış olsa da, ne yazık ki ilk aşama indirme denemesi başarısız olmuştu. Ancak Blue Origin, bu aksaklığı bir ders olarak değerlendirdi. Şirket, başarısızlığın nedenlerini titizlikle analiz etti ve elde edilen bulguları bir sonraki göreve entegre etmeye hazır.
İlk aşamanın başarıyla yeniden kullanılması, Blue Origin’in ticari ve resmi fırlatma pazarındaki rakipleriyle (özellikle SpaceX ile) daha etkin rekabet etmesini sağlayacak. Dahası, bu teknoloji şirketin büyük ölçekli Ay projelerini çok daha uygun maliyetle hayata geçirmesinin önünü açacak.
Yeniden kullanılabilir New Glenn aşamaları, özellikle NASA’nın Artemis programı ve diğer kritik Ay görevleri için gerekli kargo ve malzeme teslimatlarında hayati bir rol üstlenecek. Bu, Ay’a dönüş yolculuğunu destekleyecek önemli bir lojistik atılım anlamına geliyor.
Bir sonraki fırlatma için kullanılacak yeni ilk aşama, Blue Origin’in Cape Canaveral’daki modern tesisinde hızla üretiliyor. Şirket, başarılı iniş ve yeniden kullanımın, uzay sistemlerinin maliyet etkinliğini artırmanın yanı sıra, daha çevre dostu uzay operasyonları için de temel bir öncelik olduğunu vurguluyor. Blue Origin, bu kritik fırlatmayla sadece uzay erişimini değil, Ay’daki kalıcı insan varlığını destekleyecek yeni bir dönemi başlatmayı hedefliyor.
Huawei’nin Zürih’teki laboratuvarından çıkan çığır açan bir yöntem, devasa dil modellerinin (LLM) bellek ihtiyacını %70’e kadar azaltarak, yapay zeka yarışının kurallarını yeniden yazıyor. Bu sayede, daha önce on binlerce dolarlık kurumsal donanım gerektiren modeller, binlerce dolarlık uygun fiyatlı tüketici ekran kartlarında çalışabilecek!
Huawei milyonlarca dolarlık maliyeti ortadan kaldırıyor
Büyük dil modellerini (LLM) çalıştırmak bugüne kadar yüksek maliyetli ve karmaşık bir süreçti. NVIDIA A100 (yaklaşık 19.000 dolar) veya H100 (30.000 doların üzerinde) gibi üst düzey kurumsal GPU’lar olmadan bu modelleri kullanmak neredeyse imkansızdı.
Ancak Huawei’nin Bilgisayar Sistemleri Laboratuvarı, SINQ (Sinkhorn-Normalized Quantization) adını verdiği yeni bir açık kaynaklı nicemleme (quantization) tekniğiyle bu durumu kökten değiştiriyor. SINQ, model kalitesinden ödün vermeden bellek kullanımını mimariye bağlı olarak %60 ila %70 oranında azaltıyor.Daha önce 60 GB’tan fazla bellek gerektiren modeller artık yaklaşık 20 GB kurulumlarda çalışabiliyor.Bu, LLM’lerin artık tek bir Nvidia GeForce RTX 4090 (yaklaşık 1600 dolar) gibi çok daha uygun fiyatlı donanımlarda çalıştırılabileceği anlamına geliyor.
Bu gelişme, bulut bilişim maliyetlerinde de benzer tasarruflar sağlayacak. A100 tabanlı sunucu örneklerinin saatlik maliyeti 3 ila 4,50 dolar iken, RTX 4090 tabanlı örnekler birçok platformda saatte sadece 1 ila 1,50 dolara mal oluyor. Bu fark, zamanla on binlerce dolarlık bir maliyet avantajı yaratabilir.
Nicemleme (model ağırlıklarının hassasiyetini düşürme) yeni bir kavram değil, ancak genellikle modelin kalitesini düşürme riski taşıyordu. Huawei’nin SINQ tekniği ise bu sorunu iki ana yenilikle çözüyor:
Çift Eksenli Ölçekleme: Niceleme hatasını daha esnek dağıtmak için matriste satır ve sütunlar için ayrı ölçekleme vektörleri kullanılıyor.
Sinkhorn-Knopp Tarzı Normalizasyon: Hızlı bir algoritma, modelin niceleme performansını düşüren “matris dengesizliğini” en aza indirmek için kullanılıyor.
Bu birleşim, SINQ’nun diğer kalibrasyon gerektirmeyen yöntemlerden daha iyi performans göstermesini sağlıyor. Üstelik SINQ, modelleri benzer tekniklerden 2 ila 30 kat daha hızlı niceliyor, bu da araştırma ve üretim ortamları için büyük bir zaman tasarrufu demek.
Huawei, bu devrim niteliğindeki tekniği kurumsal kullanıma uygun, esnek bir Apache 2.0 lisansı ile Github ve Hugging Face üzerinden açık kaynak olarak paylaştı.
Bu hamle, sadece büyük teknoloji şirketlerinin değil; küçük ekiplerin, yerel iş istasyonlarında çalışan geliştiricilerin ve hatta kişisel bilgisayar sahiplerinin dahi gelişmiş LLM’leri kolayca kullanabilmesinin önünü açıyor. Yapay zekanın demokratikleşmesi yolunda atılmış dev bir adım olarak görülüyor.
Slack, geliştiricilerin kurumsal sohbet verilerine güvenli erişimini sağlayarak yapay zeka asistanlarına dönüştürecek yeni platform yeteneklerini duyurdu. Bu stratejik hamle, işyerinde yapay zeka destekli çalışmalarda lider platformun kim olacağını belirleyebilir.
Slack bağlam odaklı yapay zeka olmayı amaçlıyor
Slack’in yeni yaklaşımı, yapay zeka araçlarının “sıradan” olmaktan çıkıp gerçekten faydalı hale gelmesi için kurumsal konuşma verilerinin kilit rol oynadığı varsayımına dayanıyor.
Microsoft’un Copilot gibi genel yanıtlar veren araçlarının aksine, Slack, yapay zeka asistanlarının modern organizasyonların gerçek karar alma bağlamını içeren yapılandırılmamış konuşmalara erişebileceği temel katman olmayı hedefliyor.
Slack binlerce yapay zeka aracını, çalışanların bağımsız araçlar olarak kullanmak yerine, gerçek iş akışına entegre etmek için iki temel yetenek sunuyor:
Gerçek Zamanlı Arama API’si:
Yapay zeka uygulamalarının, kimliği doğrulanmış kullanıcılar adına Slack verilerini (mesajlar, kanallar, dosyalar, Canvas vb.) tek bir odaklanmış yolla sorgulamasını sağlar.
Model Bağlam Protokolü Sunucusu:
Büyük dil modellerinin ve yapay zeka aracılarının Slack içinde görevleri nasıl keşfedip yürüttüğünü standartlaştırarak geliştiriciler için entegrasyon karmaşıklığını azaltır.
Anthropic tarafından geliştirilen açık bir standarda dayanır.
Sistemler arasında veri kopyalama zorunluluğunu ortadan kaldırarak verilerin uygun izinlerle Slack’te kalmasını sağlar.
Anthropic’ten Claude, gerçek ekip konuşmalarına dayalı bağlamsal yanıtlar için Slack’te arama yapabiliyor.
Google’ın Agentspace platformu, bilgi akışları oluşturmak için Gerçek Zamanlı Arama API’sini kullanıyor.
Perplexity Enterprise ve Dropbox Dash da yeni yetenekleri entegre ediyor.
Slack, kurumsal müşteriler için kritik olan güvenlik endişelerini, izin bilincine sahip bir mimariyle ele alıyor:
Kullanıcı Adına Erişim: Yapay zeka aracıları, yalnızca kimliği doğrulanmış kullanıcının görme yetkisine sahip olduğu bilgilere (DM’ler, özel ve genel kanallar) erişebilir.
Eğitim Yasağı: API yanıtlarının üçüncü taraf yapay zeka sistemlerini eğitmek için kullanılması sözleşmeyle kesinlikle yasaklanmıştır, hassas verilerin kötüye kullanımını engeller.
Slack, bazı platformların aksine, yapay zeka geliştiricilerinden gelir payı almayacağını duyurdu. Bu strateji, platformunu yapay zeka geliştirme için en cazip yer haline getirerek:
Daha fazla geliştiriciyi çekmeyi.
Daha derin kullanıcı etkileşimi ve elde tutma sağlamayı.
Daha yüksek abonelik fiyatlarını (en son zam Business+ için $12,50’dan $15’a çıktı) haklı çıkarmayı amaçlıyor.
Slack, Microsoft Teams’in Copilot entegrasyonuna karşı, bütünleşik bir üretkenlik paketi olmak yerine, diğer tüm yazılım deneyimlerinin bir araya geldiği merkezi bir entegrasyon noktası olma stratejisine odaklanmış durumda.
Slack, yapay zeka temsilcilerini, ayrı birer araç olmaktan ziyade, insan işbirliği için kullanılan aynı arayüz üzerinden erişilebilen konuşkan ekip arkadaşları olarak konumlandırıyor. Bu, çalışanların birden fazla yapay zeka aracı arasında geçiş yaparken üretkenliği düşüren bağlam değiştirme maliyetlerini azaltmayı hedefliyor.
Firefly Aerospace, uydu fırlatma yeteneğini yeniden kazanma yolunda önemli bir aksilik yaşadı. Şirketin bir sonraki görevi olan Alpha Flight 7 için hazırlanan roket güçlendiricisi, pazartesi günü Teksas’taki tesislerde gerçekleştirilen kabul testleri sırasında kontrol kaybı sonucu kullanılamaz hale geldi.
Bu olay, Firefly’ın bu yılın Nisan ayındaki bir önceki fırlatmadaki anormallik nedeniyle oluşan duraklamanın ardından önümüzdeki haftalarda fırlatmalara yeniden başlama planları için büyük bir darbe oldu.
Firefly sözcüsü, yok olan güçlendiricinin Vandenberg Uzay Kuvvetleri Üssü’ne gönderilmeden ve son statik ateşleme testine girmeden önceki aşamada test edildiğini belirtti. Bu, şirketin aylar süren soruşturma ve düzeltici eylemlerden sonra fırlatma rutinine geri dönme çabalarının kesintiye uğradığı anlamına geliyor.
Kazadan yalnızca bir hafta önce, Firefly CEO’su Jason Kim şirketin ikinci çeyrek kazanç görüşmesinde son derece iyimser bir tablo çizmişti. Kim, Federal Havacılık İdaresi’nden (FAA) “Uçuşa Dönüş” kararını aldıklarını ve Flight 7’nin fırlatmasını önümüzdeki haftalarda beklediklerini söylemişti.
Kim, analistlere hitaben yaptığı açıklamada, “Alpha slaytlarımızda da görebileceğiniz gibi, Flight 7 olgunlaşmış durumda… bu nedenle üretim kapasitemizi artırmaya devam ediyoruz,” demiş ve eklemişti: “Her şeyden önce, güvenlik ve kalite en büyük öneme sahip.“
Yaşanan bu kayıp, şirketin bu taahhütlerini yeniden gözden geçirmesini gerektirecek.
Bu kaza, Firefly’ın Alpha roketinin karışık geçmişine bir yenisini ekliyor. Nisan ayındaki Alpha Flight 6 görevi sırasında yaşanan anomaliye yönelik FAA gözetiminde yapılan soruşturma, sorunun “tüy kaynaklı akış ayrımının rüzgar altı tarafındaki ısıyı yoğunlaştırması” nedeniyle roketin yırtılmasına bağlı olduğunu ortaya koymuştu.
Firefly, bu sorunu çözmek için 1. Aşamada termal koruma sistemi kalınlığını artıracağını ve uçuşun kritik aşamalarında hücum açısını azaltacağını açıklamıştı. CEO Kim, bu düzeltmelerin roketin tasarımında köklü bir değişiklik gerektirmediğini, sadece ilk kademeye “kütle açısından ihmal edilebilir” ek katmanlar eklenmesinden ibaret olduğunu belirtmişti.
Şimdi bu düzeltilmiş güçlendiricinin test sırasında yok olması, şirketin hem teknik hem de operasyonel süreçlerini yeniden sıkı bir incelemeye almasına yol açacak.
Kaybolan Flight 7 güçlendiricisi, Firefly’ın Lockheed Martin ile yaptığı ve 25 göreve kadar çıkabilen çoklu fırlatma sözleşmesinin bir parçasıydı. Bu aksilik, kritik müşteri görevlerinin takvimini ve Firefly’ın fırlatma hizmetleri pazarındaki güvenilirliğini doğrudan etkileme potansiyeli taşıyor.
Alpha’nın ilk fırlatması Eylül 2021’de başarısız olmuş, ancak şirket 2022’de Flight 2: “To the Black” ve 2023’te ABD Uzay Kuvvetleri’nin Victus Nox göreviyle başarılar elde etmişti. Ancak, Flight 4‘te bir rehberlik sorunu ve son olarak Flight 6‘daki anormallik, roketin geçmişinin istikrarsız olduğunu gösteriyor.
Tüm bu aksaklıklara rağmen Firefly, Ay’a iniş görevleri için Blue Ghost iniş araçlarını geliştiriyor ve Northrop Grumman ile birlikte daha büyük kapasiteli Eclipse roketini (eski adıyla MLV) 2026’nın sonlarına doğru fırlatmayı hedefliyor.
Alpha güçlendiricisinin kaybı, şirketin tüm kaynaklarını yeniden düzenlemesini ve fırlatma operasyonlarına geri dönüşünü önemli ölçüde ertelemesini gerektirecek.
Derin teknoloji (Deep Tech) alanındaki girişimlere odaklanan Wave Function Ventures, merakla beklenen ilk fonu olan Fund I’i 15 milyon dolar ile başarıyla kapattığını duyurdu. Fon, havacılık, savunma, enerji ve robotik gibi kritik sektörlerde donanım çözümleri üreten erken aşama kuruculara yatırım yapmak üzere kuruldu.
Wave Function Ventures kurucusundan tek başına liderlik
Wave Function Ventures, tek başına Genel Ortak olarak görev yapan, sektörün tanınmış ismi Jamie Gull tarafından kuruldu. Gull’ın geçmişi, Silikon Vadisi standartlarının ötesinde, hem mühendislik hem de girişimcilikte benzersiz bir deneyim sunuyor:
SpaceX’te Kilit Rol: Falcon 9 uzay uçuşunda önemli katkılarda bulundu.
Havacılık Uzmanlığı: Scaled Composites’te uçak tasarımı ve üretimi yaptı.
Başarılı Girişimcilik: Derin teknoloji şirketi Talyn Air’i kurdu, Y Combinator’dan başarıyla geçti ve şirketi sattı.
Bu kapsamlı tecrübesi sayesinde Gull, fonun erken aşama kurucular için sadece sermaye sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda bir fikir ortağı ve operasyonel mentor olmayı hedeflediğini belirtiyor. Hatta fon, kurucuların fikirlerini ürüne dönüştürmesine yardımcı olmak için şirketleşme öncesi (pre-incorporation) yatırımlar bile yapıyor.
Wave Function Ventures , yatırım odağını özellikle dünyadaki en acil sorunlara donanım temelli çözümler getiren kritik derin teknoloji alanlarına yoğunlaştırıyor. Bunlar arasında havacılık, savunma, enerji, robotik ve altyapı yer alıyor.
Fon I, şimdiden bu kritik sektörleri kapsayan dokuz yatırım gerçekleştirdi. Portföy şirketlerinin, üst düzey firmalardan birden fazla takip yatırımı alması, fonun ilk yatırım seçimlerinin gücünü gösteriyor. Fonun yatırımcıları (LP’ler) arasında kurucular, mühendisler, yüksek net değerli bireyler (HNW) ve kurumsal destek sağlayan büyük Aile Ofisleri ile Fon Fonları bulunuyor.
Wave Function Ventures, Fon I’in kapanışının ardından geleceğe yönelik donanıma yatırım yapan lider bir firma olma hedefini sürdürerek, portföyündeki kurucuları desteklemeye odaklanacağını belirtti.
Avrupa’da büyük bir yankı uyandıran olayda, yapay zeka bulut hizmeti şirketi Northern Data‘nın, yapay zeka hesaplamaları için aldığı devasa vergi indirimini kripto para madenciliği için kullandığı şüphesiyle soruşturma altında olduğu ortaya çıktı. Şirket, yaklaşık 100 milyon euroluk vergi indirimi sağlayan dev bir NVIDIA çip alımının ardındaki gerçek niyetler nedeniyle, dolandırıcılık iddiasıyla karşı karşıya.
Northern Data, NVIDIA H100’ler ve kripto madenciliği
Vergi indirimleri, hükümetlerin yapay zeka alanındaki bilgi işlem gücünü teşvik etmek amacıyla firmalara sunduğu önemli bir araç. Ancak İsveç makamları, bu teşviklerin kötüye kullanıldığı şüphesiyle Northern Data’yı mercek altına aldı.
Northern Data, yaklaşık 400 milyon avro değerinde NVIDIA H100 yapay zeka çipi satın aldı. Bu büyük yatırım, firmaya yaklaşık 100 milyon avroluk bir vergi avantajı sağladı. Yetkililerin iddiasına göre, şirket bu yüksek performanslı çipleri yapay zeka iş yükleri yerine gizlice kripto madenciliği operasyonları için kullandı.
Bloomberg’in raporlarına göre, İsveç’in Frankfurt ve Boden kentlerinde düzenlenen baskınlar ve ardından gelen tutuklamalar, Northern Data’daki büyük ölçekli bir KDV dolandırıcılığını ortaya çıkardı.
Northern Data, geçmişte kendisini “çevre dostu” bir Bitcoin madenciliği kuruluşu olarak konumlandırmıştı. Kripto madenciliğinin popülerliğinin düşmesiyle birlikte, şirket diğer birçok firma gibi rotasını hızla yapay zeka bulut hizmetlerine çevirdi.
Bu stratejik dönüş, şirketin vergi indirimli yapay zeka çipleri almasına olanak tanıdı. Ancak dikkat çekici olan, yapay zeka hızlandırıcılarının (H100 gibi) kripto madenciliği algoritmaları için genellikle en verimli donanım olmaması.
Uzmanlara göre, Northern Data’nın asıl amacı, çip alımının toplam maliyetinin önemli bir kısmını oluşturan vergi indiriminden faydalanmak olabilir. Bu durum, piyasada hızla yükselen “yapay zeka” etiketinin, aslında sadece bir pazarlama aracı ve vergi teşviklerinden yararlanma yolu olarak kullanıldığı iddialarını güçlendiriyor.
Stablecoin devi Tether tarafından da desteklenen Northern Data hakkındaki soruşturma, yapay zeka sektöründeki finansal teşviklerin denetimi konusunda Avrupa’da yeni bir tartışma başlatmış durumda. Şirketin, yapay zeka maskesi altında eski iş kolu olan kripto madenciliğini sürdürüp sürdürmediği, hukuki sürecin ana eksenini oluşturuyor.
Meta yaptığı açıklamada, 16 Aralık’tan itibaren Facebook ve Instagram gibi uygulamalarında içerik ve reklamları kişiselleştirmek için insanların üretken yapay zeka araçlarıyla etkileşimlerini kullanmaya başlayacağını söyledi.
Meta içerik ve reklamları için düzenleme yapacak
Sosyal medya devi, kullanıcıların 7 Ekim’den itibaren değişiklikler hakkında bilgilendirileceğini ve vazgeçme seçeneğinin olmayacağını, ancak güncellemenin yalnızca Meta AI kullananlar için geçerli olduğunu söyledi.
Meta, kullanıcıların yapay zeka özellikleriyle sesli veya yazılı etkileşimlerinin, beğeniler ve takipler gibi mevcut verilere eklenerek Reels ve reklamlar da dahil olmak üzere içerik ve reklam önerilerinin şekillendirileceğini belirtti. Örneğin, Meta yapay zeka ile yürüyüş hakkında konuşan bir kullanıcıya daha sonra yürüyüş grupları, arkadaşlarının parkur güncellemeleri veya bot reklamları gösterilebilecek. Meta’nın gizlilik politikası yöneticisi Christy Harris: “İnsanların etkileşimleri, akışların ve reklamların kişiselleştirilmesini sağlayacak girdilerin bir parçası olacak. Bu verileri kullanacak ilk teklifleri oluşturma sürecindeyiz” dedi.
Meta AI, insanların dini görüşleri, cinsel yönelimleri, siyasi görüşleri, sağlıkları, ırksal veya etnik kökenleri gibi daha hassas konular hakkında Meta AI ile konuştuklarında, Meta’nın bu konuları onlara reklam göstermek için kullanmayacağını belirtti.
Uygulamanın çoğu bölgede 16 Aralık’ta başlaması ve İngiltere, Avrupa Birliği ve Güney Kore hariç zamanla yaygınlaştırılması planlanıyor. Meta AI’ın şu anda şirketin uygulama ailesi genelinde aylık 1 milyar aktif kullanıcısı bulunuyor.
Şirketin CEO’su Mark Zuckerberg, bu yılki yıllık hissedar toplantısında: “Bu yılki odak noktamız deneyimi derinleştirmek ve Meta AI’yı kişiselleştirme, sesli konuşmalar ve eğlenceye vurgu yapan lider kişisel yapay zeka haline getirmek” dedi. Meta , geçen ay düzenlenen yıllık Connect konferansında dahili ekrana sahip ilk tüketiciye hazır akıllı gözlüğünü tanıttı.
Feedzai ile yapılan ve değeri 237.3 milyon Euro’ya kadar varan sözleşme, Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) duyurduğu, avro bölgesinin ABD’den finansal özerkliği açısından kilit önemde gördüğü bir projeyi ilerletmek için yapılan birkaç sözleşmeden biri. Bu kapsamda Feedzai ve alt yüklenicisi PwC, bir müşterinin tipik davranışlarından, etkileşimlerinden ve geçmişinden herhangi bir sapmaya dayanarak dijital euro ödemelerini dolandırıcılık riskine göre puanlamak için bir yapay zeka modeli sağlayacak.
Avrupa Merkez Bankası dijital euro güvenliği için yapay zeka girişimi seçti
Bu, ödeme hizmeti sağlayıcılarının, esasen merkez bankası tarafından desteklenen elektronik cüzdanlar arasında yapılan bir değişim olan dijital euro cinsinden bir işlemi onaylayıp onaylamamaya karar vermelerine yardımcı olmayı amaçlıyor.
Dört yıllık anlaşmanın tahmini bedeli 79.1 milyon Euro, üst sınırı ise 237.3 milyon Euro olarak belirlendi. Fransız BT danışmanlık şirketi Capgemini (CAPP.PA) dahil olmak üzere diğer şirketlere, 27.6 milyon Euro ile 220.7 milyon Euro arasında değere sahip dört dijital avro sözleşmesi daha verildi. ECB yönetim kurulu üyesi Piero Cipollone geçen ay yaptığı açıklamada, bu tür çerçeve anlaşmaları kapsamında “proje fiilen başlayana kadar tek kuruş bile ödemeyeceğini” söyledi.
Merkez bankası, Visa ve Mastercard’ın hakimiyetine ve ABD Başkanı Donald Trump’ın dolara endeksli stablecoin’leri teşvik etmesine yanıt olarak sunduğu dijital euro için hala yasama onayını bekliyor. Önümüzdeki yılın ortalarında onay almayı ve dijital para birimini 2029’da kullanıma sunmayı umuyor.
Portekiz’in Coimbra kentinde kayıtlı olan Feedzai, aralarında Portekiz bankası Novobanco ve Abu Dabi’nin Wio Bank’ının da bulunduğu müşterileri için her yıl 8 trilyon dolar değerinde ödemeyi işlediğini söylüyor.
Tayvan’ın en üst düzey gümrük vergisi müzakerecisi, yaptığı açıklamada, Tayvan’ın daha fazla Tayvan yatırımı isteyen ABD ile yüksek teknoloji alanında stratejik bir ortaklık kurmayı düşündüğünü söyledi ve Washington ile yapılan görüşmeler hakkında bilgi verdi.
Tayvan ve ABD teknoloji alanında birlikte hareket edebilir
Dünyanın en büyük sözleşmeli çip üreticisi TSMC’nin evi Tayvan, Amerika Birleşik Devletleri ile büyük bir ticaret fazlası veriyor. Adanın ABD’ye ihracatı şu anda %20 oranında bir gümrük vergisine tabi ve bu rakamı Taipei hükümeti düşürmeyi hedefliyor.
Washington ile gümrük vergisi görüşmelerini yürüten Tayvan Başbakan Yardımcısı Cheng Li-chiun, Taipei’de gazetecilere yaptığı açıklamada, her iki tarafın “Tayvan modeli” aracılığıyla ABD’ye yatırımı artırma konusunda fikir birliğine varabileceğini umduğunu söyledi. Bu hafta son tur görüşmelerden dönen Cheng, bunun tedarik zincirlerinin yeniden konumlandırılmasını değil, ABD üretim kapasitesinin genişletilmesini ve artırılmasını içereceğini söyledi.
Hükümetin ülkeye yatırım yapma modelini, ihracat kredi garantileri ve Tayvan-ABD ortak sanayi kümeleri geliştirme gibi hükümet destek önlemleriyle birleştirilmiş “endüstriyel yatırım planlaması” olarak gördüğünü de sözlerine ekledi.
Cheng, “Şu anki müzakere odağı, ABD’nin bizden yatırımları genişletmemizi ve tedarik zinciri iş birliğine girmemizi beklemesi” dedi. ABD Ticaret Bakanlığı ve ABD Ticaret Temsilciliği, görüşmelere ilişkin yorum taleplerine henüz yanıt vermedi.
Yapay zeka uygulamalarına olan talebin artmasıyla işleri büyüyen TSMC, ABD’nin Arizona eyaletinde çip fabrikaları kurmak için 165 milyar dolar yatırım yapıyor; ancak şirketin üretiminin büyük kısmı Tayvan’da kalacak. TSMC’nin son görüşmelere katılmadığını söyleyen Cheng, Ticaret Bakanı Howard Lutnick’in ABD medyasında gündeme getirdiği çip üretiminde yarı yarıya paylaşım önerisinin Tayvan’ın kabul edeceği bir şey olmadığını ve gündeme getirilmediğini yineledi. Cheng, Tayvan sanayisinin amacının “Tayvan’da köklü kalıp dünyanın dört bir yanına yayılmak ve ardından ikili stratejik iş birliği yapmak” olduğunu söyledi.
Daniel Ek, Spotify’ı 2006 yılında kurduğunda, uygulanabilir bir müzik ürünü “aya gitmek” anlamına geliyordu. Küresel müzik endüstrisi, yıllardır düşen satışlarla boğuşuyordu, çevrimiçi müzik korsanlığı yaygındı ve iTunes gibi hizmetler pahalıydı. Spotify kurucusu Daniel, bu zorluğun üstesinden gelmeyi başardı.
Spotify kurucusu Daniel Ek gelecek planını paylaştı
O zamanlar 23 yaşında bir programcı olan Ek, müziğe erişimin sanatçılar için yasal ve adil bir şekilde, bir musluğu açmak kadar kolay olması durumunda kullanıcıların geleceğine inanıyordu. Spotify kurucusu Daniel için önemli olan indirme değil, müzik akışıydı; bu fikir, sektörde devrim yarattı ve Spotify’ı 140 milyar dolarlık bir müzik devi haline getirdi.
Spotify’ın CEO’luğundan gelecek yıl ayrılacağını duyuran girişimci Spotify kurucusu Daniel Ek, müzik sektöründe olmasa da yeni Spotify’ı inşa etmeyi hedefliyor. Ek, verdiği demeçte, “anlamlı bir fark yaratan teknolojiyle en büyük zorlukların bazılarını çözmeye çalışan” Avrupa’daki şirketlere odaklanmak istediğini söyledi.
Ek bir e-postada: “Büyük zorluklar, birileri onlarla mücadele etmeye karar verene kadar genellikle imkansız görünür. Spotify’da, imkansız gibi görünen bir fikirle başladık. Yaklaşık 20 yıl sonra, bu fikir dünya çapında neredeyse 750 milyon kişi tarafından kullanılıyor… Bir zamanlar mantıksız görünen şey artık apaçık ortada” dedi. Spotify kurucusu Daniel olarak, kendisini “iyimser” ve “özünde sorun çözücü” olarak tanımlayan Ek, “İnşa etmek istediğimiz gelecek için bir yol ayrımındayız” dedi ve Spotify’da yönetici başkanlığı görevine geçişin kendisine bu tür sorun çözmeye ve Spotify’ın ötesinde bir şeyler inşa etmeye daha fazla zaman ayırma şansı vereceğini söyledi.
Ek, kendi girişim sermayesi şirketi Prima Materia aracılığıyla servetinin 1 milyar avrosunu (1,18 milyar dolar) derin teknoloji, yapay zeka, iklim ve sağlık teknolojileri alanlarındaki erken aşama girişimler olan Avrupa’daki “moonshot” projelerine yatırma sözü verdi.
Ek, 2018 yılında önleyici tedbirler ve erken teşhis yoluyla insanların sağlıklı kalmasına yardımcı olmak amacıyla Neko Health’i kurdu. Şirket toplamda 325 milyon dolar yatırım topladı. Ek ayrıca, yapay zeka kontrollü savaş uçağı üreticisi olan ve 12 milyar dolar değerinde Avrupa’nın en büyük savunma girişimi haline gelmek için bir milyar doların üzerinde yatırım alan Alman Helsing şirketine de yatırım yaptı. Ancak bu yatırım eleştirilere yol açtı.
Alibaba yaptığı açıklamada, haritalama uygulaması Amap’ın Çin’in sekiz günlük Ulusal Bayram tatilinin ilk gününde günlük 360 milyondan fazla aktif kullanıcıya ulaştığı ve bunun platform için tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştığı belirtildi.
Alibaba haritalama uygulaması aktif kullanıcı rekoru ile ön planda
Alibaba ve rakibi Meituan, Amap’ın geleneksel navigasyon odaklı yaklaşımından uzaklaşarak, kendi restoran, otel ve turistik yer sıralamasını yayınlayarak Meituan’ın yerel yaşam tarzı alanına tecavüz etmesiyle, pazar payı için kıyasıya bir mücadeleye girildi. Hong Kong’daki işlemlerde, endeksin ağır siklet hissesi Alibaba, JPMorgan’ın teknoloji devinin hedef hisse fiyatını daha önce 165 HK$ olan seviyesinden 240 HK$’a (30,85 dolar) yükseltmesinin ardından %4 yükseldi.
Geleneksel Orta Sonbahar Festivali ile aynı zamana denk gelen bu yıl Ulusal Bayram tatili bir haftadan sekiz güne uzatıldı ve bu da seyahatlerde büyük bir artışa yol açtı. Bu yıl 8 Ekim’de sona eren tatil dönemi, geleneksel olarak Çin’deki en yoğun dönemlerden biri. Amap, Eylül ayında günlük aktif kullanıcılarına göre varış noktalarını sıralayan yapay zeka algoritmalarını kullanan “Sokak Yıldızları” adlı yeni bir işlevi duyurdu.
Uygulama, yeni hizmetin lansmanının bir parçası olarak, yolcu taşıma veya mağaza içi hizmetler için kuponlara 1 milyar yuan (140.43 milyon dolar) tutarında sübvansiyon sağlıyordu.
Çinli tüketiciler, restoran önerilerini araştırmak, rezervasyon yapmak ve daha fazlası için uzun zamandır Meituan’ın Dazhong Dianping gibi uygulamalarına güveniyor. Çin Devlet Demiryolları CCTV’nin haberine göre, Çin’in ulusal demiryolları, Ulusal Bayram tatilinin ilk gününde geçen yıla göre yaklaşık yüzde 8 artışla 23.1 milyon sefer gerçekleştirdi ve tek günlük rekor kırdı.
Mobil iletişim, yeni teknolojiler ve tüketici elektroniği alanlarının en kapsamlı buluşması olarak öne çıkan MOBİSAD-IMEX Fuarı, 8-11 Ekim 2025 tarihleri arasında İstanbul Fuar Merkezi’nde üçüncü kez ziyaretçilerini ağırlamaya hazırlanıyor. MOBİSAD Başkanı Mustafa Kemal Turnacı, MOBİSAD Yönetim Kurulu Danışmanı Taner Çoker ve Marmara Fuarcılık Genel Müdürü Ferhat Bayram’ın ev sahipliğinde İstanbul’da düzenlenen toplantıda, sektör değerlendirmesi güncel mobil iletişim verileri ve fuara ilişkin detaylar katılımcılarla paylaşıldı.
Mobil İletişim Araçları ve Bilgi Teknolojileri İş İnsanları Derneği (MOBİSAD) ve Marmara Fuarcılık ev sahipliğinde gerçekleştirilecek MOBİSAD-IMEX Fuarı, mobil iletişimden, tüketici elektroniğine ve yeni teknolojilere kadar uzanan geniş yelpazesiyle sektörün bugüne kadar gerçekleşmiş en kapsamlı organizasyonu olacak. Fuarda 40’tan fazla ülkeden 100’den fazla katılımcı firma yer alacak. Turkcell, Türk Telekom ve Vodafone’un ana sponsorluğunda düzenlenen fuar; deneyim alanları, lansmanlar, konferanslar ve oturumlarla ziyaretçilere 4 gün boyunca dopdolu bir program sunacak.
Bu yıl üçüncüsü düzenlenen fuarda öne çıkan konuların başında 5G gelecek. Fuarda, ziyaretçiler, 5G uyumlu telefonlar ve yeni nesil ürünleri yakından tanıyacak, özel lansmanlarla geleceğin teknolojilerini deneyimleme fırsatı elde edecek. 5G deneyim alanında katılımcılar bu teknolojiyi yakından deneyimleyebilecek. 5G’nin hız ve kapasite avantajını yakından gözlemleyebilecek.
Deneyim Alanımızla 5G Teknolojisi Yakından Test Edilebilecek
Fuara dair açıklamalarda bulunan MOBİSAD Başkanı Mustafa Kemal Turnacı, “MOBİSAD-IMEX Fuarı’nın üçüncü yılında da Türkiye’nin yanı sıra dünyanın farklı ülkelerinden gelecek binlerce ziyaretçi, etkinlik süresince en yeni teknolojileri deneyimleyecek. Katılımcı firmalarla birebir görüşmeler yaparak uluslararası iş birlikleri geliştirme fırsatı bulacak. Bununla birlikte 5G deneyimleme alanımızda ziyaretçilerimiz 5G özellikli cihazlarla saniyeler içinde yüksek çözünürlüklü videolar izleyebilecek, kesintisiz oyun deneyimi yaşayabilecek ve büyük veri dosyalarını anında indirerek 5G’nin hızını test edebilecek” açıklamasında bulundu.
MOBİSAD-IMEX Fuarı’na ilişkin konuşan Marmara Fuarcılık Genel Müdürü Ferhat Bayram şunları söyledi: MOBİSAD-IMEX fuarımızda katılımcı firmalar yenilikçi ürünlerini tanıtacak, ziyaretçiler ise teknoloji dünyasının en güncel trendlerini yakından inceleme fırsatı bulacak. Sektörün tüm önemli firmaları, kurumları ile tüm diğer paydaşlarını buluşturan fuarda 40’ın üzerinde farklı ülkeden ziyaretçi bir araya gelecek. Fuarımız sektörün geleceğine ışık tutacak ve ülkemizi bölgesel güç olma yolunda ileriye taşıyacak” şeklinde konuştu.
Türkiye’de 80,7 Milyon Kişi Akıllı Telefon Kullanıyor
MOBİSAD Başkanı Mustafa Kemal Turnacı, fuarın yanı sıra mobil iletişim sektöründe öne çıkan verileri paylaştı. Turnacı; “Türkiye’de 80,7 milyon kişi akıllı telefon kullanıyor. Dünya geneline baktığımızda ise We Are Social ve Meltwater’ın Temmuz 2025’te yayımladığı rapora göre, 5,76 milyar kişi mobil telefon kullanıyor. Raporda, son bir yılda 111 milyon yeni mobil kullanıcının eklendiği belirtilirken, kullanılan mobil cihazların yaklaşık yüzde 87’sini akıllı telefonların oluşturduğunun altı çiziliyor. Akıllı telefon sayısı konusunda en yüksek kullanıcı sayısına sahip ülkeler ise Çin, Hindistan ve ABD olarak sıralanıyor. Sektörde Türkiye’deki satış oranlarına baktığımızda ise yıl sonunda tahminen bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 10-15 aralığında cirosal büyüme bekliyoruz. Önümüzdeki yıl 5G’nin hayata geçmesiyle kümülatif olarak yüzde 20 ila 30 arasında büyüme bekliyoruz” dedi.
Günde 3 Saat 46 Dakikamızı Akıllı Telefon Başında Geçiriyoruz
Akıllı telefon kullanım oranları hakkında da bilgi veren Turnacı, “Son verilere göre, küresel çapta günlük ortalama akıllı telefon kullanım süresi 3 saat 46 dakika olarak kayıtlara geçmiş durumda. Bu süre, insanların tüm internet bağlantılı cihazlarda (telefon, bilgisayar, tablet) geçirdiği toplam sürenin (yaklaşık 6 saat 38 dakika) önemli bir bölümünü oluşturuyor. Dünya genelinde insanlar sabah saatlerinde genellikle 06:00 ile 09:00 arasında, uyanır uyanmaz telefonlarını kontrol etmeye başlıyor. Bu dönemde mesajlar, e-postalar ve sosyal medya akışı en çok takip edilen içerikler arasında yer alıyor. Kullanım öğle saatlerine doğru biraz azalırken, öğle sonrası ve akşam saatleri, özellikle 18:00 ile 22:00 arası, telefon kullanımının en yoğun olduğu dönem olarak öne çıkıyor. Akşam saatlerinde sosyal medya, video izleme ve eğlence içeriklerine yönelim artıyor. Gece 22:00 ile 00:00 arasında ise özellikle genç kullanıcılar, yattıktan sonra da telefonda vakit geçirmeye devam ediyor” şeklinde konuştu.
Akıllı Telefonların Şarj Oranının Düşmesi Yaşam Kalitemizi Etkiliyor
Şarj konusunun da yine akıllı telefon kullanımlarında öne çıktığının altını çizen Turnacı, “Talker Research tarafından ABD’de 2 bin kişi üzerinde gerçekleştirilen yeni bir ankete göre, akıllı telefon kullanıcıları şarjı yüzde 38’e düştüğünde panik olmaya başlıyor. Bu oran, genç nesillerde (Z Kuşağı ve Milenyaller) daha da yükselerek yüzde 43 ila yüzde 44 seviyesine kadar çıkıyor. Küresel çapta yapılan bir başka araştırmaya göre ise kullanıcıların neredeyse yüzde 90’ı telefonlarının şarjı yüzde 20’nin altına düştüğünde paniklediğini ortaya koyuyor” ifadelerini kullandı.
Günün 4 Saat 4 Dakikasını Akıllı Telefonlarımız Aracılığıyla İnternette Geçiriyoruz
Türkiye’deki internet kullanım oranları hakkında da bilgi veren Turnacı, “İnternet kullanan kişi sayısı Türkiye nüfusunun yüzde 88,3’ünü oluşturuyor. Ülkemizde 77,3 milyon aktif internet kullanıcısı bulunuyor. İnternet kullanıcılarının yüzde 97,6’sı cep telefonuna; yüzde 62,8’i ise masaüstü veya dizüstü bilgisayara sahip. İnternette geçirilen süre ise günlük ortalama 7 saat 13 dakikaya ulaştı. Bu sürede mobilin payı yüzde 56,3. Yani günlük ortalama 4 saat 4 dakikayı cep telefonlarımız aracılığıyla internette geçiriyoruz. Ayrıca Türkiye’deki web trafiğinin yüzde 73,1’ini cep telefonları oluşturuyor” dedi.
Ülkemizde En Çok Kullanılan Uygulamalar Sırasıyla; Whatsapp, Youtube, Instagram
Sözlerine sosyal medya kullanım oranları ile devam eden Turnacı, “Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılı “Hanehalkı Bilişim Teknolojileri (BT) Kullanım Araştırması” sonuçlarına göre ise Türkiye’deki bireylerin yüzde 88,6’sı WhatsApp, yüzde 72,9’u YouTube, yüzde 68,1’i Instagram kullanıyor. Erkeklerde WhatsApp kullanımı yüzde 91,3, kadınlarda yüzde 85,9 olarak ilerliyor” şeklinde konuştu.
Küresel 5G Pazarı Büyürken Türkiye’de Hazırlıklar Tüm Hızıyla Devam Ediyor
Ericsson Mobilite Raporu’na göre, küresel 5G abonelikleri 2025’in ikinci çeyreğinde 2,6 milyarı aştı. Bu oranın yıl sonunda 2,9 milyara ulaşması bekleniyor. 5G yaygınlık oranında açık ara liderlik Kuzey Amerika’nın elinde bulunuyor. 5G adaptasyonunda hızlı büyümenin yaşandığı bir diğer önemli bölge ise Asya. Kuzey Doğu Asya’daki büyük ülkelerin geniş ölçekli ve hızlı 5G dağıtımları, global rakamların yükselişinde kilit rol oynuyor.
Türkiye’de ise 5G teknolojisine geçiş hazırlıkları sürüyor. 16 Ekim’de gerçekleşmesi planlanan 5G ihalesinin ardından 1 Nisan 2026 itibarıyla operatörlerin 5G hizmetini sunmaya başlaması bekleniyor. Mobil İletişim sektörünün gelişimine katkı sağlayacak olan 5G kamu hizmetlerinden akıllı şehirlere kadar birçok alanda dijital dönüşümü hızlandıracak. Daha verimli trafik yönetimi, akıllı enerji şebekeleri, uzaktan sağlık hizmetleri ve daha entegre eğitim sistemleri gibi gelişmeler, yaşam kalitesini artıracak.
İsveç, 89 MW’lık hibrit rüzgar ve güneş enerjisi projesini hayata geçiriyor. Danimarkalı yenilenebilir enerji geliştiricisi European Energy’ye ait ilk hibrit enerji projesi, İsveç’in güneyinde 49,6 MW’lık bir rüzgar tesisine bağlı 39.3 MW’lık bir güneş paneli dizisinden oluşuyor.
İsveç hibrit enerji tesisi için ilk adımı attı
European Energy’nin ilk hibrit parkı olan ve inşası dört yıl süren projenin yıllık üretim kapasitesinin yaklaşık 126 GWh olduğu tahmin ediliyor. Bu da 25.000’den fazla hanenin yıllık elektrik tüketimine denk geliyor. Güneş ve rüzgar enerjisi tesisleri, tek bir bağlantı noktası üzerinden İsveç’in elektrik şebekesine bağlanıyor ve European Energy, bunun parkın inşa ve işletme maliyetlerini düşürdüğünü söylüyor.
İsveç Avrupa Enerji Ülke Müdürü Peter Braun: “Güneş ve rüzgarı birleştirmenin avantajı, farklı üretim sürelerine sahip olmalarıdır. Güneş en çok gündüz ve yaz aylarında parlarken, rüzgar geceleri ve kış aylarında daha fazla eser. Bu da bize daha dengeli bir üretim ve elektrik şebekesinin daha akıllıca kullanılmasını sağlıyor” dedi.
European Energy, bu projenin İsveç’te üzerinde çalıştığı üç güneş-rüzgar hibrit parkının ilki olduğunu belirtiyor. İsveç’in güneydoğusundaki Ydre belediyesinde bulunan ikinci parkın inşaatı halihazırda devam ediyor. Şirketin web sitesinde yer alan bilgilere göre, mevcut 36 MW’lık bir rüzgar santralini 38 MW’lık bir güneş paneli dizisiyle birleştirecek ve 2026 yılında tamamen faaliyete geçmesi bekleniyor.
İsveç Güneş Enerjisi Derneği Svensk Solenergi’nin verilerine göre İsveç, 2025’in ilk yarısında yaklaşık 430 MW güneş enerjisi kapasitesine sahip oldu. Ülkenin bugüne kadarki en büyük güneş enerjisi projesi olan, bağımsız enerji üreticileri Alight ve Neoen tarafından geliştirilen 100 MW’lık dizi, bu ayın başlarında ticari faaliyetlerine başladı.