Tesla Roadster, Asteroit sanılarak kayda geçirildi

Elon Musk’ın 2018 yılında Falcon Heavy roketiyle uzaya gönderdiği Tesla Roadster, yıllar sonra araştırmacıları yanılttı. Harvard Üniversitesi’nden bilim insanları, Ocak ayının başlarında Dünya’ya tehlikeli şekilde yaklaşan bir asteroit tespit ettiklerini duyurdu. Ancak yapılan detaylı incelemeler sonucunda, bu cismin aslında yıllar önce uzaya fırlatılan Tesla Roadster olduğu anlaşıldı.

2018’de uzaya gönderilmişti

SpaceX’in Falcon Heavy roketi, 6 Şubat 2018’de gerçekleştirilen ilk test uçuşuyla uzaya fırlatılmış ve büyük ses getirmişti. Elon Musk, test uçuşunu daha ilginç hale getirmek için kendi kişisel aracı olan kırmızı Tesla Roadster’ıroketin yük bölmesine yerleştirmişti. Aracın direksiyonuna astronot kıyafetli bir manken olan “Starman” oturtulmuş, araçtan David Bowie’nin Space Oddity şarkısı çalınmıştı. Bu etkileyici gösteri, hem uzay meraklılarının hem de medya organlarının büyük ilgisini çekmişti.

İlk yıllarında canlı yayınlarla takip edilen Tesla Roadster, zamanla unutulmaya yüz tuttu. Uzayın derinliklerinde kontrolsüz şekilde ilerleyen araç, 7 yıl boyunca herhangi bir belirgin gözlem yapılmadan yoluna devam etti. Ancak Ocak 2025’te beklenmedik bir şekilde tekrar gündeme geldi.

Yanlışlıkla asteroit olarak kayıtlara geçti

Harvard Üniversitesi’nden bir grup gökbilimci, yeni bir gök cismini tespit ettiklerini ve Dünya’ya potansiyel olarak tehlikeli bir şekilde yaklaştığını düşündüklerini açıkladı. Bu cisim, 2018 CN41 adıyla asteroit kayıtlarına alındı. Ancak daha sonra yapılan yörünge analizleri, bu gök cisminin aslında yıllar önce uzaya fırlatılan Tesla Roadster olduğunu ortaya koydu.

Olayın duyulmasının ardından bilim dünyasında tartışmalar başladıBazı uzmanlar, bu tür gösteri amaçlı uzay misyonlarının, gerçek tehditleri tespit etmeye yönelik bilimsel çalışmalara zarar verdiğini savundu. NASA ve diğer uzay ajansları, Dünya’ya tehlike oluşturabilecek asteroitleri takip eden sistemlere büyük yatırımlar yaparken, yapay cisimlerin bu tür listelere yanlışlıkla eklenmesi, sürecin güvenilirliğini sorgulatan bir durum olarak değerlendirildi.

Tesla Roadster şu anda nerede?

Tesla Roadster’ın mevcut konumu tam olarak bilinmese de, yapılan hesaplamalar arabanın halen Güneş etrafında bir yörüngede dolandığını gösteriyor. 2020 yılında yapılan bir simülasyon, aracın önümüzdeki milyonlarca yıl boyunca uzayda dolanmaya devam edeceğini ve Dünya’ya çarpma olasılığının son derece düşük olduğunu ortaya koymuştu. Ancak bu son olay, uzayda bulunan insan yapımı nesnelerin bilimsel gözlemleri nasıl etkileyebileceği konusunda önemli bir tartışma başlattı.

SpaceX, 400’üncü roket inişini gerçekleştirdi!

SpaceX, tarihteki 400. roket inişini gerçekleştirdi ve bu büyük başarı, uzay araştırmaları ve ticari uzay uçuşları alanındaki ilerlemelerinin bir sembolü oldu. Elon Musk’ın yönettiği şirket, bu rekoru 21 Ocak 2025 tarihinde elde etti. İlgili fırlatma, Starlink uydu sistemi için yapılan bir görevde gerçekleşti. Falcon 9 roketinin ilk aşaması, Vandenberg Uzay Kuvvetleri Üssü‘nden başlatıldı ve başarıyla 27 Starlink internet uydusu’nu Dünya’nın alçak yörüngesine taşıdı. Sekiz dakikalık bir süre sonunda, Falcon 9‘un ilk aşaması, okyanustaki bir dron gemisine oldukça dikkatli ve kusursuz bir iniş gerçekleştirdi.

SpaceX, 400’üncü roket inişine imza attı

Bu inişle birlikte SpaceX, 400. inişini başarıyla tamamlamış oldu. Şirketin bu tür inişleri artık neredeyse standart bir operasyon haline getirdiği belirtiliyor. SpaceX, yaklaşık 5-6 yıl önce bu tür başarıların gerçeküstü görünmesine rağmen bugün, Falcon 9 roketinin ilk aşamalarını defalarca yeniden kullanarak maliyetleri düşürmeyi ve uzay uçuşlarını daha erişilebilir kılmayı başardı. Şirketin başarılı inişlerinden 389’u Falcon 9‘a ait, bu da roketin büyük başarısının göstergesidir. Falcon 9‘un birinci aşamalarından biri, bugüne kadar tam 25 kez fırlatılıp indirilerek dikkat çekici bir rekora imza atmış durumda.

Bunun yanı sıra, Falcon Heavy roketi de SpaceX’in iniş başarılarına önemli katkı sağlamış, ancak bugüne kadar yalnızca 11 kez fırlatılabilmiştir. Bu roket, üç modifiye edilmiş Falcon 9 güçlendiricisinden oluşuyor ve tek bir görevde üç iniş yapma kapasitesine sahip. Falcon Heavy’nin sınırlı sayıda fırlatılması, çoğu uzay yükünün Falcon 9 ile taşınabilmesinden kaynaklanıyor.

Bu 400. iniş başarısı, SpaceX’in yeniden kullanılabilir roketler konusundaki uzun süreli çabalarının ve teknoloji ilerlemelerinin bir meyvesi. Ancak, SpaceX’in bu başarısı, şirketin geliştirdiği yeni nesil mega roket Starship’in test uçuşlarıyla sınırlı değil. Starship, Ay ve Mars’a yapılacak insanlı görevler için geliştirilen tamamen yeniden kullanılabilir bir roket olup, şu ana kadar 7 test uçuşu gerçekleştirdi. 16 Ocak 2025 tarihinde yapılan testte, Starship’in Super Heavy güçlendirici aşaması, firmanın Starbase üssündeki dev “chopstick” kolları tarafından havada yakalanmıştı. Bu uçuş sırasında, Starship’in üst aşaması bir yakıt sızıntısı nedeniyle patladı, ancak bu da önemli bir gelişme olarak kaydedildi.

Meta, yapay zekaya 60 milyar dolar yatırım yapıyor!

Mark Zuckerberg’in liderliğindeki Meta, geçtiğimiz yıllarda metaverse konseptine büyük yatırımlar yapmıştı, ancak şimdi gözlerini yapay zekâ alanına çevirmiş durumda. Meta, yıllık milyarlarca dolarlık zararına rağmen metaverse’e verdiği önemi giderek azaltarak, odak noktasını hızla büyüyen yapay zekâ rekabetine yönlendiriyor. Bu değişim, teknoloji dünyasında geniş yankı uyandırırken, şirketin gelecekteki yönünü belirleyecek önemli bir hamle olarak görülüyor.

Meta, yapay zeka teknolojilerine 60 milyar dolar yatırım yapacak

Meta, yapay zekâ yatırımlarını hızlandırmak adına dev bir strateji başlattı. Mark Zuckerberg, şirketin yapay zekâya toplamda 60-65 milyar dolar arasında bir yatırım yapmayı planladığını açıkladı. Bu devasa yatırım, 1.3 milyon hızlandırıcı kullanarak yeni veri merkezleri inşa etmeyi kapsıyor. Bu merkezler, Llama 4 isimli dil öğrenme modelinin gelişimine katkı sağlayarak Meta’yı yapay zekâ alanında lider konumuna taşımayı hedefliyor.

Meta, yapay zeka teknolojilerine 60 milyar dolar yatırım yapacak.

Zuckerberg, yapay zekâ teknolojilerine odaklanacak bu projelere paralel olarak, yeni mühendisler de işe alacak. Bu mühendislerin yazılım kodlarını geliştirmesi, Ar-Ge çalışmalarını desteklemesi ve uzun vadeli projelere katkı sağlaması bekleniyor. Şirket, yaklaşık 2 gigawatt enerji tüketecek olan bu veri merkezlerinin inşaatına başlarken, ilk 1 gigawatt’lık kapasitenin yıl sonuna kadar devreye girmesi öngörülüyor.

Bu yatırım, Meta’nın 2024 yılı için yaptığı 38 milyar dolarlık harcamanın neredeyse 1.5 katı bir meblağ anlamına geliyor ve bu durum şirketin yapay zekâya yönelik kararlılığını ve ciddi yatırımını gözler önüne seriyor. Mark Zuckerberg ve Meta’nın bu hamlesi, yapay zekâ konusunda hızla artan rekabetle birlikte önemli bir dönemeç olabilir. Zuckerberg’in açıklamalarına göre, şirketin geleceğinde metaverse bir kenara bırakılıp yapay zekâ teknolojileriyle şekillenen yeni projelere yönelindiği görülüyor.

Meta’nın bu büyük yatırımla, yapay zekâ alanındaki gelişmelerin ardında durmayı hedeflediği açıkça ortada. Teknolojik yarışta, Meta’nın bu stratejik hamlesinin, kendisini yapay zekâ pazarının ön sıralarında görmek isteyen şirketlerden biri yapma potansiyeli oldukça yüksek. Ayrıca, Meta’nın yatırım limitlerini neredeyse iki katına çıkarması, şirketteki dönüşüm sürecinin geldiği noktayı ve değişen stratejiyi daha net bir şekilde gösteriyor.

Yapay zeka teknolojisi, akciğer hastalıklarını anında tespit ediyor!

0

Avustralyalı araştırmacılar, akciğer hastalıklarını tespit edebilen çığır açan bir yapay zeka modeli geliştirdiler. Bu yeni teknoloji, ultrason görüntüleri üzerinden yapılan analizlerle, akciğer hastalıklarını %96,51 doğruluk oranıyla tespit edebiliyor. Özellikle zatürre ve COVID-19 gibi benzer hastalıkları birbirinden ayırt edebilme yeteneğiyle dikkat çekiyor.

Yapay zeka teknolojisi, akciğer hastalıklarını anında yakalıyor

Bu devrim niteliğindeki teknoloji, Charles Darwin Üniversitesi (CDU), Birleşik Uluslararası Üniversitesi ve Avustralya Katolik Üniversitesi (ACU) araştırmacıları tarafından geliştirildi. Sistem, iki farklı yapay zeka modelinin birleşimi ile çalışıyor: Evrişimli Sinir Ağı (CNN) ve Uzun Kısa Süreli Bellek (LSTM). Birleşen bu modellerin yarattığı TD-CNNLSTM-LungNet adındaki teknoloji, akciğer hastalıklarının teşhisinde olağanüstü bir hassasiyet sergiliyor ve insan gözünün kaçırabileceği en küçük detayları bile yakalayabiliyor.

Öne çıkan bir diğer özellik, bu yapay zekanın sadece hastalık tespiti yapmaması, aynı zamanda teşhis sürecinde radyologlara açıklamalar sunabilmesidir. Yapay zekanın sunduğu ısı haritaları ve açıklamalar, doktorların kararlarını daha şeffaf ve güvenilir bir hale getiriyor. Bu da onu, mevcut yapay zeka tanı araçlarına göre daha verimli bir seçenek haline getiriyor. Mevcut AI araçları genellikle %90-92 doğruluk sağlarken, bu model çok daha yüksek bir doğruluk oranı sunuyor.

Teknolojinin geleceği ise son derece heyecan verici. Prof. Niusha Shafiabady, doğru verilerle eğitilen bu yapay zekanın, tüberküloz, astım, kanser gibi farklı akciğer hastalıklarının da teşhisinde devrim yaratabileceğini öngörüyor. Ayrıca, araştırmacılar bu teknolojiyi sadece ultrasonla sınırlı tutmak istemiyor; bu modelin, gelecekte BT taramaları ve X-ışınları gibi diğer görüntüleme yöntemlerini de analiz edebilecek şekilde geliştirilebileceği ifade ediliyor. Bu, teknolojinin sağlık sektöründe çok daha geniş bir uygulama alanına sahip olabileceğini gösteriyor.

Yeni Tesla Model Y, ABD ve Avrupa’da satışa sunuldu!

ABD merkezli elektrikli otomobil üreticisi Tesla, uzun süredir merakla beklenen yeni Model Y “Juniper” versiyonunu ABD, Kanada ve Avrupa’da satışa sundu. Şimdilik yalnızca “Launch Edition” olarak adlandırılan ve dört çeker bir donanım seviyesine sahip bu model, lansman fiyatıyla dikkat çekiyor. Fiyatı teşvik ve indirimler hariç 59.990 dolardan başlayan bu tam donanımlı yeni versiyonun teslimatlarına Mart ayında başlanacak. Selefine kıyasla yüzde 25 oranında fiyat artışı bulunan yeni model, önceki nesille birlikte sunularak tüketicilere daha geniş bir tercih yelpazesi sunmayı amaçlıyor. Tesla’nın küresel pazarlarda bu stratejiyi tercih etmesi, farklı tüketici beklentilerini karşılamaya yönelik bir adım olarak değerlendiriliyor.

Yeni Tesla Model Y, ABD ve Avrupa’da resmen satışa çıkıyor

Yeni Model Y, tasarım ve teknik özellikler anlamında dikkat çekici yenilikler içeriyor. Aracın dış tasarımı daha modern çizgilerle yenilenirken, iç mekanında da önemli güncellemeler yapılmış durumda. Öne çıkan değişiklikler arasında arkadaki yolcular için 8 inçlik dokunmatik ekran, geliştirilmiş ses sistemi, akustik cam kullanımı ve yeniden ayarlanmış süspansiyon sistemi bulunuyor. Arka ve ön far tasarımlarının elden geçirilmesi ve genel olarak aracın iç-dış estetik anlayışının yükseltilmesi de kullanıcılara sunulan yeniliklerden.

Bunun yanı sıra, 515 kilometreye kadar genişletilmiş menziliyle araç, günlük kullanımda daha fazla konfor vadediyor. Daha önce opsiyonel bir özellik olarak sunulan ve ek 8.000 dolara mal olan “Supervised Full Self Driving” yazılımı da bu modelde standart hale getirilmiş.

Performans tarafında ise araç, 0-100 km/s hızlanmasını yalnızca 4.1 saniyede tamamlayarak, önceki versiyona kıyasla belirgin bir gelişme kaydediyor. Bununla birlikte, maksimum hız 217 km/s’den 201 km/s’ye düşürülmüş durumda. Yenilikçi sürüş teknolojileriyle donatılan model, Tesla’nın “Enhanced visibility” ve “Actually Smart Summon” sağlayan yeni ön kamera sistemiyle de daha güvenli ve akıllı bir sürüş deneyimi sunuyor. Performans ve teknik özellikler açısından bu yeni versiyon, Tesla’nın önceki nesil Model Y kullanıcılarına ve potansiyel alıcılara birçok geliştirilmiş özellik sunarak elektrikli araç pazarındaki rekabeti bir adım ileri taşıyor.

Uzayda gezinen Tesla Roadster asteroit zannedildi!

Elon Musk’ın SpaceX roketiyle 2018 yılında uzaya gönderdiği Tesla Roadster aracı, o dönemde dünya çapında büyük ilgi görmüştü. Falcon Heavy’nin ilk uçuşunun dikkat çekici olmasını sağlamak amacıyla, Musk bu aracı roketine bağlayarak uzaya fırlattı. Bu eylem, uzay araştırmaları ve teknolojisi ile popüler kültürü birleştiren benzersiz bir anı olarak kaydedildi. “Starman” adı verilen aracın uzaya doğru yol alırken çekilen görüntüleri, o dönemin sembollerinden biri oldu.

Araştırmacılar, uzayda gezinen Tesla Roadster aracını asteroit zannetti

Ancak, yıllar geçtikçe Starman‘ın uzaydaki yolculuğu ve ne olduğuna dair kamuoyunun ilgisi azalmaya başladı. Bu ilginin kaybolmasıyla birlikte, aracın uzaydaki yeri ve hareketleri dikkatlerden düşmeye başladı. Yine de, aracın yörüngede varlığı uzaya dair meraklı gözlerden kaçmadı. İşte bu merak, yedi yıl sonra beklenmedik bir şekilde teknolojik bir hata sonucu tesadüfî olarak gündeme geldi.

Ocak 2025’in başında Harvard Üniversitesi’nde çalışan astronomlar, Dünya’ya tehlikeli derecede yaklaşan yeni bir asteroit keşfettiklerini duyurdu. Bu asteroit, 2018 CN41 ismiyle kayıtlara geçti. Ancak, kısa bir süre sonra astronomlar bu asteroitin aslında Tesla Roadster olduğunu fark etti. Yani, yörüngedeki bu cismin, aracın oldukça uzun bir süre boyunca bilinçli bir şekilde asteroit gibi kaydedildiği ortaya çıktı.

Bu olay, bilim camiasında büyük bir tepkiye yol açtı. Uzaydan gelen tehlikeleri izleyen ve bu tehlikelerin Dünya’ya çarpmasını önlemeyi hedefleyen uzmanlar, böyle bir yanılgının olmasını kınadılar. Bu hata, astronomik izleme ve veri toplama süreçlerinin önemini bir kez daha vurguladı. Özellikle asteroitlerin yörüngelerini takip etmek ve potansiyel olarak tehlikeli olanları tespit etmek son derece önemli. Ancak, uzaya gönderilen bir aracın bilinçli ya da bilinçsiz şekilde asteroit olarak kaydedilmesi, şüpheli verilerin dikkate alınmasını zorlaştırarak bilimsel çalışmalara zarar verebilecek bir durum yaratıyor.

Harvard Üniversitesi araştırmacıları, olayın ardından yaptıkları açıklamada, Tesla Roadster‘ın asteroit kaydından çıkarıldığını belirtti. Ancak, bazı bilim insanları ve uzay araştırmacıları bu hatanın, görsel ve medya bazlı reklam kampanyalarından kaynaklandığını savundular. İronik bir şekilde, bir teknolojik tanıtımın, uzay güvenliği için zararlı olabileceği bir durum ortaya çıkmış oldu. O dönemin meşhur Starman’ı, yıllar sonra sadece eğlencelik değil, ciddi bilimsel takibin zorlaştıran bir engele dönüşebilecek şekilde, bir “yanılgıya” yol açtı.

Bu durumda dikkat çeken bir diğer nokta da, potansiyel tehlikeli asteroitlerin görünürlükleri üzerindeki etkisi. O zamanki halkla ilişkiler kampanyaları ve dikkat çekici görsel uygulamalar, araştırmalarda gerçek tehlikeleri görme konusunda bilim insanlarını engelleyebilir. Ancak, Tesla Roadster’ın yörüngede kalmaya devam etmesi ve daha çok dikkate alınması gerektiği gerçeği, bilim camiasının uzaya ve olası tehlikelere karşı gösterdiği dikkat ve titizliğin artan önemini ortaya koyuyor. Bu olay, uzay güvenliği için doğru verilerin toplanmasının ne kadar kritik olduğunu gözler önüne seriyor.

Samsung Galaxy S25, pil sağlığı bilgilerini gösterecek!

0

Samsung, Galaxy S25 serisi ile uzun zamandır beklenen bir yeniliği hayata geçirerek, kullanıcılarına pil sağlığı hakkında ayrıntılı bilgiler sunmaya başladı. Google’ın Android 14 güncellemesi ile sağladığı genişletilmiş pil izleme özellikleri, başlangıçta Samsung cihazlarına aktarılmamıştı. Şirket, One UI 6’da bu özellikleri dahil etmese de, nihayet One UI 7 arayüzüyle donatılmış Galaxy S25 serisi modellerinde kapsamlı bir pil yönetim sistemi sunmayı başardı. Bu yeni özellik, kullanıcıların cihaz pilinin genel sağlık durumunu, şarj döngüsü sayısını, pilin üretim tarihini ve ilk kullanım tarihini kolaylıkla görebilmesini sağlıyor.

Samsung Galaxy S25 serisi, pil sağlığı bilgilerini gösteriyor

Galaxy S25’te pil sağlığı bilgilerinin erişimi, Ayarlar menüsündeki pil bilgileri bölümüne gidilerek mümkün hale geliyor. Kullanıcılar burada pil yüzdesini, pilin mevcut sağlık seviyesini ve ne kadar sıklıkla şarj edildiğini detaylı bir şekilde takip edebiliyor. Örneğin, bataryanın belirli bir dönem boyunca kaç defa tam şarj edildiğini görmek, batarya kullanım alışkanlıklarını anlamak ve gerekirse optimize etmek için önemli bir veri sunuyor. Bunun yanı sıra, pilin üretim tarihi ve cihazda ilk kullanıldığı tarih de sistem tarafından görüntülenebiliyor. Bu, cihazın pilinin yaşını anlamak ve performans kaybını değerlendirmek açısından oldukça kullanışlı bir yenilik.

Ancak bu özellik, şu an için yalnızca Galaxy S25 modelleriyle sınırlı gibi görünüyor. Samsung’un bu detaya sahip yazılım güncellemelerini diğer cihazlara getirip getirmeyeceği belirsizliğini koruyor. Ayrıca, her Galaxy S25 cihazının bile bu özellikleri desteklemeyebileceği belirtiliyor. Bunun, cihazların yazılım sürümleri veya özelliğin bazı bölgelerde sınırlı sunulmasıyla ilgili olabileceği düşünülüyor. Samsung’un hangi modellerde ve hangi ülkelerde bu desteği sunacağına dair net bir bilgi henüz paylaşılmamış durumda. Yine de bu tür bir yeniliğin, iPhone modellerinde yıllardır mevcut olan pil sağlığı takibi özelliğinin Samsung tarafından nihayet benimsendiği anlamına gelmesi, kullanıcılar tarafından olumlu karşılanıyor.

Galaxy S25’in batarya yönetimi konusundaki bu önemli güncellemesi, cihazın genel kullanım deneyimini daha bilinçli hale getirmeyi hedefliyor. Pil sağlığı ve şarj döngüsü gibi bilgiler, yalnızca günlük kullanım için değil, aynı zamanda uzun vadeli performans değerlendirmesi ve cihaz değiştirme zamanının doğru bir şekilde belirlenmesi açısından da büyük bir avantaj sağlıyor. Samsung’un bu özellikleri diğer modellerine ne zaman yaygınlaştıracağı ise kullanıcılar arasında merakla bekleniyor. Bu özellikler, batarya ömrü takibini öncelik haline getiren kullanıcıların Galaxy S25’i cazip bir seçenek olarak değerlendirmesine yardımcı oluyor.

Hindistan’da dünyanın en büyük veri merkezi yapılacak!

0

Hindistan’da, Mukesh Ambani’nin liderliğindeki Reliance Industries tarafından, dünyanın en büyük yapay zeka veri merkezini inşa etme planları açıklanmış durumda. Hindistan’ın Jamnagar kentinde kurulacak bu devasa veri merkezi, 3 gigawatt enerji kapasitesine sahip olacak ve şu anda dünyanın en büyük veri merkezi olan Microsoft’un Virginia’daki 600 megawatt’lık tesisini geride bırakacak. Bu büyük projede, veri merkezi ile bağlantılı enerji altyapısı ve kullanılan teknolojilerin büyük önemi bulunuyor.

Hindistan’da dünyanın en büyük veri merkezi inşa edilebilir

Veri merkezinin enerji kapasitesi, her birinin büyüklüğünü hayal etmek için önemli bir referans noktası sunuyor. Örneğin, Türkiye’de inşa edilen Akkuyu NGS’nin 4.8 GW kapasitesi ile 12 milyonu aşkın kişiye elektrik sağlayacağı düşünülürse, bu tür mega projeler karşılaştırılabilir düzeyde olduğu anlaşılabiliyor. Reliance’ın dev veri merkezi projesi için tahmin edilen maliyet ise 20 ile 30 milyar dolar arasında değişiyor. Bu maliyet, Türkiye’nin Akkuyu santrali ile benzer büyüklükteki projelere yakın seviyelerde.

Hindistan’da dünyanın en büyük veri merkezi inşa edilebilir.

Reliance, Hindistan’ın en değerli şirketlerinden biri olarak faaliyet gösteriyor ve perakende ile telekomünikasyon sektörlerinde büyük bir pazar payına sahip. Mukesh Ambani’nin şirketi, 2020’de birçok büyük yatırımcıdan 25 milyar dolardan fazla fon toplamıştı ve şimdi bu fonları büyük ölçekli projelere yönlendirme amacı güdüyor. Kurulacak veri merkezi, çevresindeki yenilenebilir enerji kaynaklarıyla beslenerek enerji ihtiyacını karşılayacak. Şirket, enerjisini güneş, rüzgar ve hidrojen gibi sürdürülebilir kaynaklardan sağlamayı planlıyor. Ayrıca, Reliance’ın Nvidia ile yaptığı stratejik ortaklık sayesinde, veri merkezinde kullanılacak olan yapay zeka uygulamaları için gerekli altyapı güçlendirilecek.

Ancak Reliance’ın bu büyük veri merkezi projesi, sadece Hindistan’la sınırlı kalmıyor. Birkaç hafta önce, OpenAI, SoftBank ve Oracle, ABD’de 500 milyar dolarlık dev bir “Stargate Project” başlattıklarını duyurmuştu. Bu nedenle, Reliance’ın bu devasa projesi, dünya genelindeki diğer veri merkezi projeleriyle rekabet içinde olacak.

Apple, CarPlay 2 projesini resmen erteledi!

0

Apple, 2022 yılında duyurduğu yeni nesil CarPlay sisteminin planlanan çıkış tarihini sessiz bir şekilde erteledi. CarPlay 2’nin, 2024’te kullanıcılarla buluşturulması hedeflenmişti. Ancak Apple’ın resmi web sitesinden sistemin çıkış tarihine dair tüm bilgileri kaldırması, bu planın şimdilik rafa kalktığını gösteriyor. Yine de Apple, CarPlay 2 projesinin iptal edilmediğini ve geliştirme sürecinin devam ettiğini belirtmekte. Bu durum, şirketin yeni nesil sistemini ne zaman ve nasıl kullanıma sunacağı konusunda belirsizlik yaratmış durumda.

Apple, CarPlay 2 projesini resmi olarak rafa kaldırdı

CarPlay 2, Apple’ın araç içi bilgi-eğlence sistemlerini kökten değiştirecek yenilikçi bir yaklaşım sunmayı hedefliyor. İlk nesil CarPlay, yalnızca araçların multimedya ekranlarıyla sınırlı bir erişim sağlıyor ve mesajlar, aramalar, haritalar ve müzik gibi temel işlevlere odaklanıyordu. Ancak CarPlay 2, bu deneyimi genişleterek aracın gösterge paneli dahil tüm ekranlarını kapsayacak ve sürücüye çok daha kapsamlı bir entegrasyon imkânı sunacak. Yeni sistem, araç kontrolü ile multimedya fonksiyonlarını tek bir kullanıcı dostu arayüzde birleştirerek Apple ekosistemine entegre bir sürüş deneyimi vaat ediyor.

Bu süreçte Apple’ın bazı otomobil üreticileriyle iş birliği içinde olduğu bilinse de, sektör dinamikleri bu planı etkileyebilir. Bazı markalar, Apple CarPlay ve Android Auto gibi üçüncü taraf çözümler yerine, tamamen kendi geliştirdikleri sistemlere odaklanmayı tercih ediyor. Örneğin Hyundai, araçlarında kullanmak üzere bağımsız bir bilgi-eğlence sistemi üzerinde çalışıyor. Bu eğilim, CarPlay 2’nin otomotiv sektöründeki potansiyel konumunu zorlayabilir ve Apple’ı stratejisini gözden geçirmeye yönlendirebilir.

Apple’ın yeni nesil CarPlay sistemi hakkındaki sessizlik ve gecikmeler, kullanıcıların sistemle ne zaman tanışabileceği konusunu belirsiz kılarken, otomobil üreticilerinin dijital platformlarını geliştirme konusundaki kararlılığı da sektördeki rekabetin nasıl şekilleneceğine dair ipuçları veriyor. CarPlay 2, vaat ettiği yenilikler ile heyecan yaratsa da, Apple’ın bu vizyonu hayata geçirebilmesi için hem otomobil üreticileriyle etkili ortaklıklar kurması hem de rekabetçi bir strateji benimsemesi kritik öneme sahip görünüyor.

Formula E, yarış ortasında şarj teknolojisi sunacak!

Formula E, 14-15 Şubat 2025’te düzenlenecek Cidde E-Prix etkinliği ile yeni bir döneme adım atarak yarış ortasında şarj sistemini resmi olarak devreye sokmaya hazırlanıyor. Uzun süredir beklenen bu yenilik, araçların %10 pil kapasitesini yalnızca 30 saniyelik bir pit stop süresiyle doldurmasına olanak tanıyacak. FIA’nın elektrikli yarış serisinin dinamiklerini tamamen değiştirecek bu gelişme, Formula E’nin yarış heyecanını ve stratejik derinliğini artırmayı hedefliyor.

Formula E, yarış ortasında şarj teknolojisi getirecek

Formula E’nin ilk yıllarında sürücüler, yarış sırasında şarjı biten araçlarını değiştirmek zorunda kalıyordu. Ancak “Gen 2” araçların 2018’de tanıtılmasıyla, bu problem daha büyük pillerle çözüldü. 2022 yılında sahneye çıkan “Gen 3” araçlar ise 600 kW’lık rejeneratif frenleme özelliği ve gelişmiş batarya kapasitesiyle, artık sadece dayanıklı değil, aynı zamanda kısa sürede etkili şarj olabilen bir altyapıya kavuştu. Bu altyapı, yarış sırasında hızlı şarj özelliğinin hayata geçirilmesine de zemin hazırladı.

“Pit Boost” adı verilen sistem, geçici Formula E pistlerinde güvenlik ve şarj istasyonlarının kurulumu gibi zorluklar nedeniyle birkaç kez ertelense de artık kullanıma hazır. Sistemin işleyişi basit ancak etkileyici: Yaklaşık 30 saniye sürecek olan şarj duraklamasında araçlar yaklaşık 4 kWh enerji elde edecek. Bu miktar, yarış stratejileri açısından oldukça kıymetli bir avantaj sağlıyor. Karşılaştırma yapmak gerekirse, piyasadaki en hızlı şarj olan elektrikli otomobillerden biri olan Hyundai Ioniq 5’in aynı miktarda enerji doldurması için yaklaşık 2,5 dakikaya ihtiyacı bulunuyor. Formula E araçlarının sağladığı hız, geleneksel teknolojilerin çok ötesinde.

Yeni sistem, her yarışta tüm sürücüler için zorunlu bir pit stop anlamına geliyor. Bu da yarışlar için yeni stratejik seçenekler sunarak takımlar ve sürücüler için dinamik bir zemin hazırlıyor. Enerji yönetimi, hız ve yarışın en kritik anlarında yapılacak stratejik duraklamalar, Formula E’nin rekabet seviyesini daha da artıracak. Üstelik bu, izleyicilere de daha zevkli ve çekişmeli bir yarış deneyimi vadediyor. Geçici pistlerde güvenli bir şekilde uygulanacak bu hızlı şarj sistemi, aynı zamanda elektrikli araç teknolojisinin sürdürülebilirliği ve günlük hayattaki uygulamaları açısından da önemli bir test alanı oluşturacak.

One UI 7, Galaxy cihazlara kimlik kontrolü özelliği getiriyor!

0

Google’ın güvenliği ön planda tutarak Aralık 2024’te tanıttığı Kimlik Kontrolü özelliği, Samsung’un One UI 7 arayüzüyle birlikte yakında Galaxy cihazlarına entegre ediliyor. Bu yenilik, Android kullanıcılarının cihazlarını daha etkin bir şekilde korumalarına olanak tanıyarak özellikle cihaz hırsızlıklarına karşı önemli bir savunma mekanizması sunuyor. Özellik, hassas verileri güvence altına almak için biyometrik doğrulama kullanıyor ve bu sayede yalnızca yetkilendirilmiş kişilerin kritik bilgilere erişmesine izin veriyor. Android 15 işletim sistemiyle birlikte özellikle Galaxy S25 gibi en son çıkan cihazlarda bu güvenlik yenilikleri daha işlevsel hale geliyor.

One UI 7 güncellemesi, Galaxy cihazlara kimlik kontrolü özelliği getirecek

Kimlik Kontrolü sistemi, cihazın güvenlik seviyesini çok daha ileri bir noktaya taşıyan bir çözüm sunuyor. Örneğin, cihazın PIN kodu, şifresi ya da grafik deseni ele geçirilse bile, telefon üzerinden kritik işlemler yapılabilmesi için kullanıcının biyometrik bilgileri doğrulaması gerekiyor. Bu, özellikle cihazın çalınması durumunda yetkisiz kişilerin cihaz üzerinde kontrol sahibi olmasını etkili bir şekilde engelliyor. Hesap şifresi değiştirme, cihazda oturum açma ya da fabrika ayarlarına sıfırlama gibi işlemler Kimlik Kontrolü kapsamında koruma altına alınarak biyometrik doğrulamaya bağlanıyor.

Samsung ve Google’ın ortak çalışmasıyla hayata geçirilen bu özellik, One UI 7 uyumlu cihazlara birkaç hafta içinde güncellemelerle dağıtılacak. Özellikle Galaxy amiral gemisi modellerinde kullanıcılara ulaşacak bu güvenlik fonksiyonu, mobil cihazların daha da güvenli hale gelmesine katkıda bulunacak. Samsung dışındaki Android telefon kullanıcıları ise bu yenilikten 2025’in ilerleyen dönemlerinde yararlanmaya başlayacak.

Kimlik Kontrolü’nün Android ekosistemine getirdiği güvenlik standardı yükseltmesi, kullanıcı verilerinin korunmasında önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Biyometrik doğrulamanın daha geniş kapsamlı bir şekilde devreye alınması, hem bireysel kullanıcılar için hem de Android cihaz üreticileri açısından güvenliğin ne kadar kritik bir mesele olduğunun altını çiziyor. Bu, aynı zamanda hırsızlık girişimlerine karşı caydırıcılığı artıran bir yöntem olarak dikkat çekiyor.

Xiaomi, 30 bin SU7 modelini geri çağırdı! Peki neden?

Xiaomi, elektrikli otomobil pazasında önemli bir adım attıktan sonra, SU7 model elektrikli sedan araçlarının bazılarını geri çağırmaya başladı. Toplamda 30,931 adet SU7 aracının dahil olduğu geri çağırma, 2024 yılının Şubat ve Kasım ayları arasında üretilen Standart modellerini kapsıyor. Sorun, aracın otonom park sistemiyle ilgili bir yazılım hatasından kaynaklanıyor ve bu hata, park sırasında aracın beklenmedik hareketler sergilemesine yol açabiliyor, bu da kazalar ve çizikler gibi istenmeyen sonuçlara neden olabiliyor.

Xiaomi, 30 bin SU7 modelini resmen geri çağırıyor

Bu sorun, ilk kez Kasım 2024’te bir kullanıcının aracının park halindeyken beklenmedik hareketler yaptığını bildirmesiyle fark edildi. Xiaomi’nin yaptığı incelemeler sonucunda, bu davranışın bulut tabanlı senkronizasyon hatasından kaynaklandığı belirlendi. Yazılım hatası, araçların park sistemi algoritmalarını etkileyerek sensörlerin doğru algılama yapamamasına ve sonuç olarak kazaların meydana gelmesine neden oldu.

Xiaomi, bu durumu hızlı bir şekilde çözmek için harekete geçerek, sistemin bulut altyapısını iyileştirdi ve park sistemine ek güvenlik önlemleri ekledi. Yapılan düzenlemelerin ardından, Xiaomi sorunun tekrarlanma ihtimalinin tamamen ortadan kalktığını duyurdu ve çözümün güvenilirliğini iki ay süresince test etti. Bu çözümün uygulanması için Xiaomi, araç sahiplerine karmaşık işlem yapmaları gerekmeden, internet üzerinden sunabileceği ücretsiz bir yazılım güncellemesi sağladı. Bu güncelleme, araçların dahili bağlantı sistemine yüklenebiliyor ve kolayca kurulabiliyor. Güncellemeyi almak isteyen araç sahiplerine ayrıca bildirimler gönderileceği belirtiliyor.

Xiaomi’nin bu adımı, şirketin müşteri memnuniyetine verdiği önemi gösterirken, aynı zamanda otonom araç teknolojileri ile ilgili yaşanabilecek yazılım hatalarının önemini de vurguluyor. Geri çağırma sürecine dahil olan tüm kullanıcıların, güncellemeyi en kısa sürede alıp kurmaları tavsiye ediliyor. Bu gelişme, otonom sistemlerin günlük kullanımda karşılaşabileceği zorlukları ve yazılım güvenliğinin ne kadar kritik olduğunu da gözler önüne seriyor.

Her türlü araziye uyum sağlayan robot köpek geliştirildi!

Çinli robotik şirketi DEEP Robotics, yeni robot köpeği Lynx‘i dikkat çekici bir video ile tanıttı. Bu video, Lynx’in her türlü arazideki etkileyici performansını sergiliyor. Karla kaplı dağlar, buzlu akarsular ve zorlu zeminler gibi koşullarda başarılı bir şekilde hareket eden robot, özellikle akrobatik hareketleriyle göz kamaştırıyor. Videoda Lynx, buz üzerinde kaymak, derin karları aşmak ve taşlı zeminlerde çevik hareket etmek gibi yeteneklerini gösteriyor. Ayrıca tek ayak üzerinde durabilme kabiliyeti, denge konusundaki üstün yeteneklerini vurguluyor.

Her türlü araziye uyum sağlayan robot köpek tasarlandı

Lynx, Kasım 2024’te tanıtılan, tekerlekli ve dört ayaklı bir hibrit robot. Bu tasarım sayesinde hem hız hem de denge gerektiren görevlerde başarılı olabiliyor. Tekerleklerini kilitleyerek dört ayaklı bir robot gibi hareket edebiliyor ya da tırmanabiliyor, bu da ona farklı yüzeylerde eşsiz bir çeviklik kazandırıyor. Ayrıca robot, güçlü motorları ve akıllı hareket kontrol algoritmaları sayesinde, 45 derece eğimli arazilerde bile dengesini kaybetmeden ilerleyebiliyor. IP54 koruma sertifikası, 3 saatlik pil ömrü ve kolayca değiştirilebilir bataryalar sayesinde Lynx, hem iç hem dış mekanlarda uzun süreli operasyonlar yapabiliyor. Robotun taşıma kapasitesi de oldukça dikkat çekici: 12 kilogram ağırlık taşıyabiliyor ve 15 kilometre menzil sunabiliyor. Lynx, 30 kilogram ağırlığa sahip.

DEEP Robotics, Lynx’i, özellikle kurtarma operasyonları ve güvenlik devriyeleri gibi tehlikeli ortamlar için tasarladı. Robot, şirketin AI+ girişimi kapsamında, ileri düzey yapay zeka ve optimizasyon teknolojilerinden faydalanıyor. Bu gelişmiş yapay zeka ve özellikleri, Lynx’in fiyatını 18 bin dolar seviyelerine çıkarıyor. Bunun yanı sıra, şirketin Lite3, X20 ve X30 modelleri de farklı zorlu koşullarda etkili çalışabilecek şekilde tasarlanmış. Örneğin, X30 modeli, aşırı sıcaklıklarda çalışabilmesi ve su geçirmez yapısı ile öne çıkıyor. Son yıllarda, Çinli robotik şirketleri hızlı bir atılım gösterdi. Yakın zamanda Unitree Robotics‘in geliştirdiği B2-W robotu da akrobatik hareketleriyle büyük ilgi toplamıştı.

Bu gelişmeler, robot köpek teknolojisinin hızla ilerlediğini ve gelecekteki uygulama alanlarını genişleteceğini gösteriyor.

Çinli markalar, ince akıllı telefon trendine ayak uyduracak!

0

Samsung ve Apple gibi teknoloji devleri, ultra ince akıllı telefon modellerini piyasaya sürmeye hazırlanırken, Çinli üreticilerin de bu akıma katılacağına dair güçlü işaretler ortaya çıktı. Samsung, Galaxy S25 serisinin tanıtımı sırasında, yalnızca 6,4 mm kalınlığa sahip Galaxy S25 Edge modelini duyurdu. Aynı şekilde, Apple’ın da “iPhone 17 Air” adı verilen ultra ince bir cihaz üzerinde çalıştığı bilgisi sızdırıldı. Bu gelişmeler, akıllı telefon pazarında incelik ve hafiflik temalı yeni bir rekabet dalgasını başlatabilir. Görünüşe göre, bu rekabet yalnızca Apple ve Samsung arasında kalmayacak; Çin merkezli markalar da oyuna dahil oluyor.

Çinli markalar, ince akıllı telefon trendine ayak uydurmaya başlıyor

Güvenilir kaynaklardan biri olan Digital Chat Station’a göre, Vivo, Oppo ve Xiaomi gibi Çinli markalar da kendi ultra ince modellerini hazırlıyor. İlginç bir şekilde bu modeller, yalnızca premium sınıfa değil, orta ve giriş seviyesi segmentlere de hitap edecek şekilde tasarlanıyor. Çinli üreticilerin bu modelleri tasarlarken, yalnızca estetik kaygılara odaklanmadığı belirtiliyor. Digital Chat Station, bu cihazların Samsung ve Apple’ın ultra ince telefonlarından daha büyük kapasiteli pillere sahip olacağını ve dolayısıyla daha iyi bir pil ömrü sunacağını öne sürüyor. Bu iddialar, Çinli markaların hem tasarım hem de teknik açıdan iddialı modellerle tüketicilerin karşısına çıkabileceğine işaret ediyor.

Samsung’un Galaxy S25 Edge modeline ilişkin ilk detaylar da dikkat çekici. 6,7 inç büyüklüğünde ekranıyla etkileyici bir görsellik sunması beklenen cihaz, Snapdragon 8 Elite yonga seti ile yüksek performans vaat ediyor. Bununla birlikte, cihazın yalnızca 3.900 mAh kapasiteli bir pile sahip olacağı konuşuluyor. Ultra ince yapısına rağmen, pil kapasitesinin sınırlı kalması bir dezavantaj olarak değerlendirilebilir. Bu noktada, Çinli üreticilerin daha geniş batarya kapasitelerine odaklanarak pazarda farklılaşmaya çalışacağı öngörülüyor. Galaxy S25 Edge’in resmi tanıtım tarihi ise Mayıs 2025 olarak belirtiliyor.

Tüm bu gelişmeler, teknoloji dünyasında kullanıcıların ince ama performanslı cihazlara olan ilgisinin üreticiler tarafından dikkate alındığını gösteriyor. Samsung ve Apple’ın yanında Çinli üreticilerin de bu alanda güçlü bir varlık göstermesi, pazar dinamiklerini büyük ölçüde etkileyebilir. Özellikle Vivo, Oppo ve Xiaomi’nin fiyat-performans odaklı yaklaşımı, tüketicilere daha geniş bir seçenek yelpazesi sunarak bu trendi erişilebilir kılabilir. Yıl içerisinde tanıtılması beklenen bu modeller, teknoloji dünyasında yeni bir rekabetin başlangıcını temsil ediyor.

Android 16 Beta 1 yayınlandı! İşte tüm yenilikler

0

Google, Android kullanıcılarına yepyeni bir deneyim sunacak olan Android 16’nın ilk beta sürümünü resmi olarak yayınladı. Android Beta Programı çerçevesinde Pixel cihazlara erişime açılan bu güncelleme, özellikle büyük ekranlı cihazlar için getirdiği yeniliklerle dikkat çekiyor. Tabletler, katlanabilir telefonlar ve Chromebook’lar gibi geniş ekranlı cihazların optimizasyonuna odaklanan Android 16 Beta 1, uygulamaların ekran yönünü veya boyutlandırma sınırlarını kaldırarak daha esnek ve kullanıcı dostu bir deneyim sunuyor. Bu, uygulamaların farklı ekran boyutlarına uyum sağlamasını kolaylaştırırken, kullanıcıların daha verimli bir kullanım elde etmesini hedefliyor.

Android 16 Beta 1 resmen yayına girdi

Güncellemenin bir diğer dikkat çekici özelliği, Canlı Güncellemeler (Live Updates) olarak adlandırılan yeni bir bildirim türü. Bu özellik, sürekli olarak yenilenen bilgilerle kilit ekranında kullanıcıları güncel tutmayı amaçlıyor. Böylelikle uzun süreli süreçlerin veya önemli verilerin başka bildirimler arasında kaybolması önleniyor ve bilgiye erişim daha kolay hale geliyor. Özellikle kullanıcıların ilgisini çekecek diğer bir yenilik ise Gelişmiş Profesyonel Video (APV) desteği. Bu yeni codec, profesyonel içerik üreticileri için yüksek kaliteli video kayıt ve düzenleme süreçlerine olanak tanıyarak video üretiminde kaliteyi bir üst seviyeye taşıyor.

Bağlantı alanında da Android 16 Beta 1 önemli geliştirmeler içeriyor. Wi-Fi 6 802.11az desteği, daha doğru konum belirleme, AES-256 şifreleme ile artırılmış güvenlik önlemleri ve daha yüksek ölçeklenebilirlik gibi avantajlarla öne çıkıyor. Kullanıcı deneyimini iyileştirmek amacıyla getirilen yeni özellikler arasında Fotoğraf Seçici, Gizlilik Koruma Alanı ve üç düğmeli gezinme desteği gibi yenilikler yer alıyor. Ek olarak, kamera tarafında otomatik gece modu sahne algılama ve dokunsal geri bildirimlerde daha zengin deneyimler sunan geliştirmeler de dikkat çekiyor. Android 16, geliştiricilere yönelik olarak da genel mesafe ölçme API’si gibi yenilikler sunarak farklı donanımlar arasındaki etkileşimi daha kullanışlı hale getiriyor.

Android 16 Beta 1, Ocak 2025 güvenlik yaması ile birlikte geliyor ve Pixel Fold & Tab modelinden Pixel 6 serisine kadar olan tüm cihazlarla uyumlu çalışıyor. Bu beta sürümü, sistemin teknik detaylarını gözler önüne sererken, tam sürüm için yılın ortalarına kadar beklenmesi gerektiği belirtiliyor. Önümüzdeki dönemde Google I/O etkinliği kapsamında daha fazla yeniliğin duyurulması bekleniyor. Kullanıcılara son teknolojiyle donatılmış bir Android deneyimi sunmayı hedefleyen bu güncelleme, Android ekosisteminde yeni bir standart belirleme potansiyeline sahip.

iPad 11, yapay zeka özelliklerinden mahrum kalabilir!

0

Apple’ın iPad 11 modeliyle ilgili çıkan son sızıntılar, teknoloji dünyasında tartışmalara yol açtı. Şirket, yakın zamanda piyasaya sunduğu cihazlarda Apple Intelligence yapay zekâ paketine odaklanmışken, iPad 11’in bu özellikten mahrum kalabileceği belirtiliyor. Bu durumun arkasında, cihazın Apple A16 yonga seti ile donatılacağı yönündeki iddialar bulunuyor.

iPad 11, yapay zeka tarafında geri kalabilir

Daha önce A17 Pro yonga setiyle gelmesi beklenen iPad 11’in, bu değişiklikle yapay zekâ yetenekleri açısından sınırlı bir deneyim sunacağı anlaşılıyor. Özellikle bu yonganın A16 olması, yapay zekâ algoritmalarını işleyebilmek için ihtiyaç duyulan 8GB RAM kapasitesinin, iPad 11’de yalnızca 6GB ile sınırlandırılması anlamına geliyor.

iPad 11, yapay zeka tarafında geri kalabilir.

Bu kararın temelinde Apple’ın stratejik satış kaygılarının yattığı söyleniyor. İddiaya göre, iPad 11’in iPad mini 7’nin satışlarını olumsuz etkileyebileceği endişesiyle Apple, yeni modelin teknik donanımını kısma yoluna gidebilir. Böylece, daha güçlü yapay zekâ özellikleriyle donatılmış başka modellere olan talep dengelenmeye çalışılacak. Ancak bu hamlenin tüketici tarafında nasıl bir karşılık bulacağı büyük bir soru işareti.

Aynı dönem içerisinde piyasaya sürülmesi beklenen iPhone SE 4’ün ise Apple A17 yongası ile birlikte yapay zekâ özelliklerini tam anlamıyla sunması bekleniyor. Bu durum, iPhone kullanıcıları için bir avantaj olsa da iPad serisinin kullanıcıları arasında kafa karışıklığı yaratabilir. Şirketin farklı modeller arasında bu kadar belirgin bir fark oluşturması, bazı tüketicilerin olumsuz tepkilerine yol açabilir. Özellikle, yeni nesil Apple cihazlarının yapay zekâ kabiliyetlerine yoğun ilgi gösteren kullanıcılar için bu değişiklik bir hayal kırıklığı yaratabilir. Apple’ın bu duruma ilişkin resmi bir açıklama yapıp yapmayacağı ise merak konusu.

Dünyanın ilk yapay zekalı yazılım mühendisi sınıfta kaldı!

Cognition AI tarafından geliştirilen ve Devin adıyla tanıtılan dünyanın ilk yapay zeka yazılım mühendisinin performansı, teknoloji dünyasında büyük bir hayal kırıklığı yarattı. Teorik olarak güçlü bir potansiyele sahip olan Devin, yazılım geliştirme sürecini otonom bir şekilde yönetmeyi vaat ediyordu. Ancak yapılan testler, bu iddiaların gerçekliği yansıtmadığını gösterdi. Devin, verilen 20 görevden sadece üçünü başarıyla tamamlayarak yalnızca %15’lik bir başarı oranına ulaştı. Bu sonuç, Devin’in vaat edilen yeteneklerden ne kadar uzak olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

Dünyanın ilk yapay zekalı yazılım mühendisi başarısız oldu

Devin’in temel çalışma prensibi, OpenAI’nin GPT-4o gibi bileşik yapay zeka modellerini kullanarak kodlama, API entegrasyonu ve hata giderme gibi görevleri yerine getirmek üzerine kurulu. Ayrıca Slack üzerinden komut alma ve Docker tabanlı bir çalışma ortamında çeşitli araçlarla işlev göstermesi gibi özelliklere sahip olduğu belirtildi. Bununla birlikte, pratikte Devin’in bu sistemleri etkili bir şekilde yönetmekte yetersiz kaldığı görüldü. Örneğin, birden fazla uygulamayı Railway platformuna dağıtması istendiğinde, platformun bu özelliği desteklemediğini fark edemedi ve hayali çözümler üretmeye çalışarak zaman kaybetti.

Devin’in başarı sağladığı görevler, daha basit süreçler içeriyor. Notion veritabanından Google Sheets’e veri aktarımı ya da gezegen hareketlerini takip eden bir uygulama geliştirme gibi görevlerde performans gösterse de, daha karmaşık yazılım entegrasyonlarında aynı başarıyı gösteremedi. Araştırmacılar, Devin’in bazı alanlarda umut vadettiğini belirtmekle birlikte, sistemin temel problemleri anlamadığını ve çözüm üretme sürecinde teknik çıkmazlara saplandığını ifade etti.

Devin’in performansını değerlendiren Answer.AI’den uzmanlar, aracın kullanıcı dostu bir arayüze sahip olduğunu kabul etmekle birlikte, görevlerin başarı oranını öngörememenin ciddi bir sorun olduğunu belirtti. Devin’in, başlangıçta basit görevlerde başarılı olmasıyla güven kazanırken, benzer görevlerde dahi zaman alıcı ve verimsiz çözümlerle başarısız olması şaşırtıcıydı. Bu durum, yapay zekânın henüz yazılım mühendisliğinde bağımsız bir aktör olabilmesi için kat etmesi gereken önemli bir mesafe olduğunu gösteriyor.

ODTÜ, Çin’in yeni uzay görevine katılıyor!

Çin’in Ay görevlerinde kritik bir aşamaya gelen Chang’e 8 misyonunda, ODTÜ’nün de dâhil olduğu uluslararası bir iş birliği dikkat çekiyor. Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Zhejiang Üniversitesi ve özel Çin girişimi STAR.VISION ile birlikte, 2028 yılında Ay’ın güney kutbuna iniş yapması planlanan Chang’e 8 misyonu için yapay zekâ destekli mikro-keşif robotları geliştirme çalışmalarında yer alacak. Bu robotların Ay yüzeyinde gerçekleştireceği incelemeler, gelecekteki Uluslararası Ay Araştırma İstasyonu (ILRS) için temel oluşturacak bilgiler toplamayı amaçlıyor.

ODTÜ, Çin’in yeni uzay görevine katılacak

STAR.VISION, Çin Ulusal Uzay İdaresi tarafından yetkilendirilen ve Ay keşif projelerine katılan ilk özel Çin girişimi olarak projeye katkıda bulunuyor. Geliştirilen iki akıllı robot, yüzey araştırmaları dışında, yerel kaynakların 3D baskıda kullanımının uygulanabilirliği gibi yenilikçi deneyler de yapacak. Misyonun sonuçları, Ay üzerinde uzun vadeli robotik ve insanlı araştırma istasyonları kurma çalışmaları için temel teşkil edecek.

ODTÜ, Çin’in yeni uzay görevine katılacak

Türkiye’nin bu misyondaki rolü ise geçen yıl ILRS programına katılım başvurusu yapmasıyla daha stratejik bir hale gelmiş durumda. Çin ve Rusya’nın liderliğini yürüttüğü ILRS, çok disiplinli bilimsel araştırmaların yürütüleceği bir Ay üssü projesi olarak dikkat çekiyor. Üç aşamaya ayrılan programın 2035’te tamamlanarak faaliyete geçmesi planlanıyor. Bu bağlamda Chang’e 8 görevi, keşif aşamasının son adımı olarak kritik bir öneme sahip ve projenin gelecekteki başarıları için zemin hazırlayacak.

2030’larda kurulması öngörülen Ay araştırma istasyonu, sürdürülebilir uzay keşiflerinin kapılarını aralamakla kalmayıp, dünya dışı kaynakların kullanımına yönelik stratejiler geliştirmede de bir kilometre taşı olacak. ODTÜ’nün bu projedeki aktif katılımı, Türkiye’nin uzay araştırmalarındaki etkinliğini ve global iş birliklerinde oynayacağı rolü artırabilecek bir adım olarak değerlendiriliyor.

Huawei, kendi görüntü yongasını geliştirecek!

0

Huawei, teknoloji dünyasında önemli bir hamle yapmaya hazırlanıyor. Şirket, ABD ambargolarına rağmen akıllı telefon pazarında yeniden güçlü bir yer edinmeye başlamışken, yonga geliştirme alanında da önemli bir projeye adım atıyor. Huawei, yeni amiral gemisi modelini tanıtmaya hazırlanıyor ve bu cihazda kendi geliştirdiği bir görsel yonga kullanmayı planlıyor. Şirketin, özellikle fotoğraf ve görsel işlemle ilgili daha güçlü performans sunması hedeflenen bu yeni görsel yongası için yeni yazılım algoritmalarını da üzerinde çalıştığı bildiriliyor.

Huawei, resmen kendi görüntü yongasını geliştiriyor

Pura 80 Ultra adını taşıması beklenen bu yeni amiral gemisi modelinde, üçlü bir kamera sistemi yer alacak. Ana kameranın 1 inçlik sensöre sahip olacağı, ultra geniş sensörünün 50 MP çözünürlüğünde ve büyük periskop lensin de 1/1.3 boyutlarında olacağı belirtiliyor. Bu kamera sistemi, Huawei’nin görüntü işleme yeteneklerini bir adım daha ileriye taşıma amacı güdüyor.

Huawei, resmen kendi görüntü yongasını geliştiriyor.

Daha önce Pura 70 serisinde OmniVision üretimi sensörler kullanan şirket, ambargolar nedeniyle Sony veya Samsung’dan sensör tedarik edemediğinden, bu yeni sensörlere yönelmiş görünüyor.

Bunun yanı sıra Huawei, yeni serisinde Kirin 5G yonga setinin daha güçlü bir versiyonunu kullanmayı planlıyor. Kirin 9020 yonga seti, özellikle fotoğraf görevlerinde daha yüksek performans vaat ediyor ve Huawei’nin fotoğrafçılık alanında öne çıkmaya devam etmesini sağlayacak gibi görünüyor. Huawei Pura 80 serisinin yaz aylarına doğru tanıtılması bekleniyor. Bu gelişmeler, Huawei’nin teknolojideki etkinliğini ve rekabet gücünü daha da artıracak gibi görünüyor.