Yeni nesil Siri, en erken 2027’de geliyor!

Apple, Siri’yi yapay zeka destekli, güçlü bir dijital asistana dönüştürme çabalarını sürdürüyor, ancak bu gelişmenin gerçekleşmesi hala yıllar alacak gibi görünüyor. Bloomberg’den Mark Gurman’ın raporuna göre, Siri’nin diyalog tabanlı yapay zeka sürümünün en erken 2027’de piyasaya sürülmesi bekleniyor. Bu da, Siri’nin modernleşme sürecinin, iOS 20 gibi sonraki sürümlere kadar uzanabileceği anlamına geliyor. Başlangıçta bu dönüşümün 2026’nın sonlarına doğru iOS 19.4 ile gerçekleşmesi planlanmıştı, ancak çeşitli zorluklar nedeniyle bu hedef ertelendi. Apple’ın, eski ve yeni Siri’yi birleştirerek basit işlevler (örneğin alarm kurma) ile gelişmiş yapay zeka yeteneklerini bir arada sunma hedefi, bu gecikme ile daha da uzaklaşmış durumda.

Yeni nesil Siri, en erken 2027 yılında gelecek

Apple’ın yapay zeka tabanlı Siri yükseltmesinin iOS 18.5 sürümünde sunulması bekleniyor, ancak bu sürümde eski Siri’nin işlevselliği ile yeni özellikler arasında tam entegrasyon sağlanamayacak. Siri’nin ekran farkındalığı, kişisel bağlam anlayışı ve uygulama kontrol seviyesinin bu güncellemeyle daha derin hale gelmesi bekleniyor, ancak bu özelliklerin iOS 18.4’te sunulması bekleniyordu ve burada da gecikmeler yaşandı. Bununla birlikte, bu güncelleme ile Siri’nin yapay zeka kapasitesinde belirli iyileştirmeler yapılması öngörülüyor, fakat bu, tam anlamıyla dil modellerine dayalı bir dönüşüm olmayacak.

Siri’nin evrimindeki bu zorluklar, yalnızca Apple’a özgü değil; Amazon da Alexa’yı modernleştirme sürecinde benzer sıkıntılarla karşılaştı. Amazon’un Cihazlar ve Hizmetler Başkanı Panos Panay, Alexa Plus sistemini tamamen yeniden inşa etmek zorunda kaldıklarını belirtiyor. Hem Apple hem de Amazon, eski ve yeni sistemleri entegre etme konusunda büyük zorluklar yaşıyor.

Apple’ın AI ekibindeki bazı çalışanlar, şirketin mevcut yapay zeka modellerinin sınırlarına ulaştığını ve gerekli donanım altyapısının temin edilmesinde zorlandıklarını ifade ediyor. Ayrıca, şirket içindeki liderlik sorunları ve rakiplere kaybedilen yetenekler, sürecin daha da zora girmesine neden olmuş. Google ve OpenAI gibi rakiplerin yapay zeka alanındaki hızlı ilerlemeleri, Apple’ın bu konuda geride kalmasına sebep oluyor. Ancak, Apple’ın ekosistem avantajı, hala onu güçlü bir konumda tutuyor. Yine de, Apple bu yarışta sadece ekosistemine güvenmemeli ve yapay zeka entegrasyonunu daha da derinleştirmeye yönelik adımlar atmalıdır.

Çin yerçekimi ile enerji depoluyor

0

Çin her zamanki gibi enerji depolayabilen devrim niteliğindeki yeni icadıyla dünyanın dikkatini çekti. Bu küp şeklindeki icat yerçekimi enerjisini yakalayabilir ve uzun süre depolanabilir. Lityum ve kimyasal reaksiyon tipi pillerden çok farklıdır. Gerektiğinde enerjiyi depolamak ve serbest bırakmak için büyük blokların ağırlığından yararlanıyor.

Çin yerçekimi ile depolama yapıyor

Yenilikçi buluş, yenilenebilir enerji hakkında algıladığımız ve bildiğimiz her şeyi kesinlikle değiştirme potansiyeline sahip olan Energy Vault tarafından geliştirildi. Bu, Çin’in almaya istekli olduğu bir yatırımdır ve bu iyi bir şeydir çünkü fosil yakıtlara ve karbon emisyonlarına karşı mücadele ediyoruz. Eğer bunlar ortadan kaldırılabilirse, o zaman istediğimizi elde etmiş oluruz.

Forbes’in bir raporu bunun nasıl çalıştığını açıklıyor: Devasa kompozit bloklar, fazla yenilenebilir enerji kullanan Energy Vault tesisleri tarafından yükseltiliyor. Şebekede enerjiye tekrar ihtiyaç duyulduğunda, bloklar düşürülüyor ve düşen blokların kinetik enerjisi, şebekeye elektrik sağlamak için türbinleri döndürüyor. Mevcut tasarımıyla, işletme yüzde 80’in üzerinde makul bir gidiş-dönüş verimliliğine (RTE) ulaşmayı öngörüyor.

İlk baktığınızda, bunun sadece bir blok yığını olduğunu düşünerek etkilenmeyebilirsiniz ancak işlevselliği basit ve çok etkilidir. Aşırı elektrik olduğunu varsayalım; raporlara göre, dev beton bloklar enerjiyle havaya kaldırılıyor ve daha sonra yerçekimi potansiyel enerjisi biçiminde enerji depolanıyor. Talep arttığında sistem tersine çalışıyor

Bu yöntem çevre için zararsız çünkü pil kullanımı yoktur. Piller zamanla bozulur ve bunları yeniden üretmek için, kazı ve çıkarma işlemleri nedeniyle çevreye zarar vermeye devam edecek olan Dünya’nın nadir malzemelerine ihtiyaç duyuyor. Yerçekimi doğal, uzun ömürlü ve anında kullanılabilir. Ayrıca Çin, karşı karşıya olduğumuz enerji sorunlarının üstesinden gelmiştir.

Çin’in yerçekimi depolaması tüm bu sorunları ve daha fazlasını çözüyor. CEO Rob Piconi, enerjinin binanın içinde üretilmesi nedeniyle kimyasal yangın ihtimalinin olmadığını ve bunun da onu aşırı hava koşullarına ve yüksek sıcaklıklara dayanıklı hale getirdiğini belirtti. Küresel enerji talepleriyle, bozulmayan ve uzun süre saklanabilen bir şeye sahip olmak küresel bir enerji ihtiyacıdır.

Micron, G9 mimarisine dayalı mobil çiplerini duyurdu!

Micron, akıllı telefonlar için geliştirdiği G9 tabanlı UFS 4.1 ve UFS 3.1 depolama çözümlerini duyurdu. Bu yeni depolama çipleri, özellikle hız, güvenlik ve güç verimliliği açısından önemli iyileştirmeler sunuyor. UFS 4.1 ve UFS 3.1 yongaları, G9 işlem düğümüne dayanarak üretildi. Bu mimari, akıllı telefonlarda yer alan yapay zeka (AI) özelliklerinin daha hızlı ve güvenli şekilde çalışmasını sağlamak için optimize edildi. Micron, bu yeni teknolojiyi ultra ince ve katlanabilir akıllı telefonlarda kullanmayı planlıyor. Depolama kapasitesi ise 256 GB ile 1 TB arasında değişecek.

Micron, G9 mimarisine dayalı mobil çiplerini tanıttı

UFS 4.1 depolama çözümünün sunduğu en dikkat çekici yeniliklerden biri, okuma ve yazma hızlarındaki büyük artış. Micron, bu yeni yongaların, verilerin daha hızlı okunup yazılmasına olanak tanıyarak, kullanıcıların cihazlarda geçirdiği süreyi daha verimli hale getireceğini belirtiyor. Ayrıca, UFS 4.1, Bölgeli UFS desteği sunarak okuma-yazma verimliliğini artırıyor. Bu özellik, depolama alanındaki verilerin daha etkili bir şekilde organize edilmesini sağlıyor, böylece okuma ve yazma süreçlerinde hızlanma elde ediliyor.

Bir diğer önemli geliştirme ise veri birleştirme teknolojisi. UFS 4.1 depolama çipleri, veri birleştirme işlemini %60 oranında iyileştiriyor. Veri birleştirme, UFS aygıtındaki verilerin yeniden konumlandırılması ve düzenlenmesi sürecini kapsıyor. Bu sayede, verilerin daha hızlı erişilebilir hale gelmesi sağlanıyor. Bu iyileştirmeler, özellikle büyük veri işleme gerektiren uygulamalarda önemli bir fark yaratıyor.

WriteBooster teknolojisi, yazma hızlarını önemli ölçüde artırıyor. WriteBooster, geçici bellek üzerinde bulunan verilere %30’a kadar daha hızlı erişim sağlamayı mümkün kılıyor. Bu özellik, özellikle yüksek işlem gücü gerektiren uygulamalarda, veri yazma süreçlerinde yaşanan gecikmeleri azaltıyor ve daha akıcı bir deneyim sunuyor. Bu teknoloji sayesinde cihazlar, veri yazma işlemleri sırasında daha hızlı tepki veriyor.

Micron ayrıca, yeni depolama çözümlerine akıllı gecikme izleyici özelliğini de entegre etmiş. Bu özellik, cihazdaki gecikme sürelerini izliyor ve analiz ediyor. Gecikme günlüklerini otomatik olarak analiz ederek, hata ayıklama işlemlerini daha hızlı hale getiriyor. Bu sayede, cihazlar daha az kesintiyle çalışıyor ve kullanıcı deneyimi daha stabil hale geliyor.

Yeni UFS 4.1 ve UFS 3.1 depolama çözümleri, Micron’un 2026 yılı başlarında piyasaya sürmesi beklenen 1y LPDDR5X yongalarıyla uyumlu olacak. Bu yongalar, akıllı telefonların genel performansını daha da artıracak ve özellikle amiral gemisi modellerinde tercih edilecek. Micron, bu çözümlerin, sadece hız değil aynı zamanda güç verimliliği açısından da büyük bir fark yaratacağına inanıyor. Kullanıcılar, bu yeni depolama teknolojilerinin, cihazlarının genel performansını iyileştireceğini ve günlük kullanımda daha verimli bir deneyim sunacağını görecek.

Nükleer buhar türbini için önemli iş birliği!

0

Dünya lideri nükleer buhar türbini teknolojisi Rolls Royce’un 3. nesil küçük reaktörünü destekleyecek. Siemens Energy, konvansiyonel ekipmanlarda onlarca yıllık deneyime sahiptir.

Nükleer buhar türbini teknolojisinde Almanya merkezli bir dünya lideri, Rolls-Royce’un küçük reaktör reaktörlerini (SMR) desteklemeye hazırlanıyor. Siemens Energy, İngiliz üreticinin planlanan 3+ Nesil modüler nükleer santralleri için buhar türbinleri, jeneratörler ve diğer yardımcı sistemler tedarik etmek üzere Rolls-Royce SMR ile iş birliği yaptı.

Nükleer buhar türbini kritik adım

Nükleer enerjinin geleceği için umut vadeden bir teknoloji olarak kabul edilen SMR’ler, geleneksel nükleer santrallerden daha kompakt, daha güvenli ve daha uygun maliyetli oldukları için enerji dönüşümünün başarısında önemli bir rol oynayabilirler. Şu anda Rolls-Royce SMR, standartlaştırılmış, modüler tasarımı sayesinde geleneksel olarak inşa edilen santrallerden çok daha hızlı faaliyete geçebilen bir “mini nükleer santral” geliştiriyor.

Şirket, basınçlı su reaktörlerinin yaklaşık 1.1 milyon haneye elektrik sağlamak için yeterli olan 470 megawatt’a kadar elektrik çıkışı elde etmek üzere tasarlandığını açıkladı. Siemens Energy Yönetim Kurulu üyesi Karim Amin: “Şu anda nükleer enerjide küresel bir rönesans yaşıyoruz. Çok sayıda ülke düşük emisyonlu elektrik üretmek için nükleer teknolojiye yöneliyor ve küçük modüler reaktörler bunda önemli bir rol oynayacak. Siemens Energy, geleneksel ekipman konusunda onlarca yıllık deneyime sahipken, Rolls-Royce gerekli uygulama uzmanlığına sahip. Bu mükemmel simbiyoz, enerji tedarikinin geleceğini birlikte şekillendirmemizi sağlıyor. Bu heyecan verici projede Rolls-Royce SMR ile çalışmaktan çok memnunuz” dedi.

Şirket, santralin nükleer olmayan kısmı olan sözde “güç adası” için bileşen tedarikçisi ve servis sağlayıcısı olduğunu açıkladı. Siemens Energy’nin nükleer santraller için çözümleri arasında 20 MW ile 1.900 MW arasında çıkışlara sahip buhar türbinleri ve jeneratörler ile operasyonel kontrol teknolojisi ve kontrol sistemleri yer alıyor.

Bu yeni anlaşmayla Rolls-Royce SMR ve Siemens Energy, küresel bir ‘fabrika yapımı’ küçük modüler reaktör (SMR) santralleri filosu için tasarım, üretim, kurulum ve devreye almayı kapsayan eksiksiz türbin sistemleri paketini sağlamak üzere uzmanlıklarını bir araya getiriyor.

Silikonsuz güneş hücreleri maliyetleri düşürecek

Bilim insanları maliyetleri düşürmek ve daha uzun kullanım ömrü sunmak için silikon içermeyen güneş hücreleri üretti. Araştırmacılar, buhar fazı infiltrasyonu yoluyla üst katmana titanyum ekleyerek, perovskit hücreler kullanarak kararlı, silikonsuz bir güneş paneli geliştirdiler.

Güneş enerjisi, ABD’de elektrik üretiminin en önemli kaynaklarından biri haline geliyor ve Amerikalıların %7’si evlerini çalıştırmak için güneş enerjisini kullanıyor. Ancak güneş enerjisi, geleneksel enerji üretim yöntemlerine uygulanabilir ve yeşil bir alternatif sunarken, bilim insanları hala güneş paneli üretim sürecinin verimliliğini artırmak için çalışıyor.

Silikonsuz güneş hücreleri

Güneş panelleri, genellikle silikondan yapılmış çok sayıda güneş hücresinden oluşur. Silikon standart malzeme olmasına rağmen, üretimi ve işlenmesi enerji yoğun olduğundan yeni üretim tesislerinin kurulması maliyetlidir.

ABD’li bilim insanları, uzun zamandır yurtiçinde güneş pili üretimini artırmak için yeni ve uygun maliyetli bir malzeme geliştirilmesi gerektiğinin farkındayken, Georgia Teknoloji Enstitüsü Malzeme Bilimi ve Mühendisliği Okulu’ndan bir araştırma ekibi bir çözüm bulmuş olabilir.

Doçent Juan Pablo Correa-Baena liderliğindeki araştırmacılar, silikona alternatif olarak perovskit kristallerini keşfetmek için yıllar harcadılar. İyot atomları, kurşun ve organik elementlerden oluşan perovskit, silikonla aynı performansı sunan umut verici ve etkili bir yedektir. Georgia Tech’ten yapılan açıklamada Correa-Baena: “Pahalı ekipmanlara tonlarca para harcamadan kolayca üretebileceğimiz teknolojiler geliştiriyoruz” dedi. Ancak, perovskitin en büyük dezavantajlarından biri sınırlı ömrüdür; bir silikon hücrenin yalnızca yaklaşık %5’i kadar sürer.

 Perovskit hücreler, 20 yıl dayanan silikon hücrelere kıyasla yalnızca bir yıllık kullanımdan sonra bozulmaya başlar. Malzeme özellikle yüksek yaz sıcaklıklarına karşı hassastır ve önemli enerji tasarrufu sağlamadan önce bozulabilir. Bu sorunu çözmek için Correa-Baena’nın laboratuvarı, pillere benzer şekilde inşa edilen perovskit güneş hücrelerini stabilize etmek için yeni bir teknoloji geliştirdi.

Correa-Baena ve ekibi tarafından inşa edilen perovskit güneş hücreleri, aralarına perovskit tabakası yerleştirilmiş bir pozitif ve bir negatif elektrota sahiptir. Pozitif elektrodu üstüne eklemeden önce, araştırmacılar perovskiti hafif bir vakumda titanyum gazına maruz bıraktılar. Buhar fazı infiltrasyonu adı verilen bu işlem, titanyumu güneş hücresinin üst katmanına dahil eder.

Lityum çıkarma yönetimi umut vadediyor

0

Elektrikli araçlar için pillerde kritik bir bileşen olan lityuma yönelik büyüyen küresel talebi karşılama yarışında, bir araştırmacı ekibi sektörü yeniden şekillendirebilecek çığır açıcı bir lityum çıkarma yöntemi geliştirdi. Araştırmacılar, çalışmalarında katı hal elektrolitlerini (SSE’ler) sulu lityum çıkarma için membran malzemeleri olarak yeniden kullanarak neredeyse mükemmel lityum seçiciliği gösterdiler.

Lityum çıkarma yönetimi

Başlangıçta katı hal pillerinde lityum iyonlarının hızlı iletimi için tasarlanmış olsalar da (başka iyonlar veya sıvı çözücüler yoktur), SSE’lerin son derece düzenli ve sınırlandırılmış yapısının sulu karışımlarda hem iyonların hem de suyun benzeri görülmemiş bir şekilde ayrılmasını sağladığı bulundu.

Bu keşif, hem zaman alıcı hem de çevreye zarar veren geleneksel madencilik ve çıkarma tekniklerine olan bağımlılığı azaltarak sürdürülebilir kaynak geri kazanımında potansiyel bir atılım sunuyor.

Nancy ve Clint Carlson İnşaat ve Çevre Mühendisliği Profesörü ve makalenin yazarı Menachem Elimelech: “Sorun sadece lityum üretimini artırmak değil, bunu hem sürdürülebilir hem de ekonomik olarak uygulanabilir bir şekilde yapmaktır” diyor. Lityum çıkarımını çevresel olarak daha sürdürülebilir hale getirmek için araştırmacılar, petrol ve gazdan üretilen su, endüstriyel atık su ve jeotermal tuzlu sular gibi alışılmadık kaynaklardan lityumu geri kazandıran doğrudan lityum çıkarma teknolojilerini araştırıyorlar. Ancak bu yöntemler, özellikle lityumu magnezyum ve sodyum gibi benzer boyutta veya yükte diğer iyonlardan ayırmaya çalışırken iyon seçiciliğiyle mücadele etti.

Elimelech ve ekibi tarafından geliştirilen yeni yaklaşım, SSE’ler ile geleneksel nano gözenekli membranlar arasındaki temel bir farka dayanmaktadır. Geleneksel membranlar iyonları taşımak için hidratlı nano ölçekli gözeneklere güvenirken, SSE’ler lityum iyonlarını son derece düzenli bir kristal kafes içinde susuz bir sıçrama mekanizmasıyla taşır.

Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde doktora sonrası araştırmacı olan ilk yazar Sohum Patel: “Bu, lityum iyonlarının zardan geçerken diğer rakip iyonların ve hatta suyun etkili bir şekilde engellendiği anlamına gelir. SSE tabanlı yaklaşımımızın sunduğu aşırı seçicilik, enerjinin yalnızca istenen lityum iyonlarını zardan geçirmek için harcanması nedeniyle lityum hasadı için oldukça verimli bir yöntem haline getiriyor” dedi.

Ayrıca, Rice’daki Elimelech laboratuvarında doktora sonrası araştırmacılar olan Arpita Iddya, Weiyi Pan ve Jianhao Qian’ı da içeren araştırma ekibi, uygulanan bir elektrik alanının lityum iyonlarını membran boyunca sürdüğü bir elektrodiyaliz düzeneği kullanarak bu fenomeni test etti. Sonuçlar çarpıcıydı: Rekabet eden iyonların yüksek konsantrasyonlarında bile, SSE, ürün akışında tespit edilebilir rekabet eden iyonlar olmadan sürekli olarak neredeyse mükemmel lityum seçiciliği gösterdi; bu, geleneksel membran teknolojilerinin başaramadığı bir şeydi.

İşletmeler Agentic AI kullanımını nasıl hızlandırıyor?

1.050 CIO’nun katıldığı yakın tarihli bir anket, BT liderlerinin %93’ünün önümüzdeki iki yıl içinde İşletmeler Agentic AI uygulayacağını ve BT liderlerinin veri ambarlarını ortadan kaldırmaya odaklanarak teknolojiyi uygulamaya çalışacağını ortaya koydu. Katılımcıların kullandığı ortalama uygulama sayısı 897 oldu ve %45’i 1.000 veya daha fazla uygulama kullandığını bildirdi; bu da BT ekiplerinin birleşik bir deneyim oluşturma becerisini engelledi.

Kurumsal uygulamaların yalnızca %29’u entegredir ve işletme genelinde bilgi paylaşıyor. İşletmeler Agentic AI uygulamalarını kullanarak yapay zekanın genişletilmiş kullanımına hazırlanmak için kurumsal BT yöneticileri bütçelerinin %20’sini veri altyapısı ve yönetimine ayırıyor. Bu, yapay zekaya harcadıklarından (%5) dört kat daha fazla.

İşletmeler Agentic AI odaklı strateji benimsiyor

ARK Invest’e göre, İşletmeler Agentic AI ajanları dijital uygulamaların benimsenmesini hızlandırmaya ve insan-bilgisayar etkileşiminde çığır açıcı bir değişim yaratmaya hazır çünkü:

  • Doğal dil aracılığıyla amacı anlayın
  • Mantık ve uygun bağlamı kullanarak plan yapın
  • Amacı gerçekleştirmek için araçları kullanarak harekete geçin
  • Tekrarlama ve sürekli öğrenme yoluyla geliştirin

ARK’ya göre, AI bilgi işini güçlendirecek. ARK, 2030’a kadar bilgi çalışanı başına dağıtılan yazılım miktarının, işletmelerin üretkenlik çözümlerine yatırım yapmasıyla önemli ölçüde artacağını öngörüyor. Benimseme oranlarına bağlı olarak, yazılıma yönelik küresel harcama, son 10 yılda yıllık %14 oranından yıllık %18 ila %48 oranlarına çıkabilir. Peki, işletmeler aracı AI’dan değer elde etme süresini nasıl hızlandırabilir? Teknoloji araştırma şirketi Valoir’a göre, karmaşık görevleri ve etkileşimleri insan müdahalesi olmadan otomatikleştirerek işletmeler Agentic AI aracılığıyla AI’dan katlanarak artan faydalar sağlamayı vaat ediyor.

Ancak, kabul edilebilir performansla karmaşık görevleri halledebilen aracı AI oluşturmak bir zorluktur. Valoir, Salesforce Agentforce gibi aracı AI geliştirme için optimize edilmiş bir platform kullanmanın, kuruluşların diğer yaklaşımlara göre ortalama 16 kat daha hızlı otonom AI aracıları sunmasını sağlarken doğruluğu %75 oranında artırdığını buldu.

Samsung, yeni XR başlığı için tarih verdi!

0

Samsung, uzun süredir beklenen Project Moohan XR başlığını resmen duyurdu ve bu cihazın tanıtımı için bir tarih verdi. Şirket, Mobil Dünya Kongresi (MWC) 2025 etkinliğinde, Google ile ortaklaşa geliştirdiği bu yeni XR başlığını tanıtacak. Project Moohan, Android XR platformunu kullanarak yapay zeka destekli gelişmiş etkileşim özellikleri sunmayı hedefliyor.

Samsung, yeni nesil XR başlığı için resmen tarih verdi

Tasarım açısından Apple Vision Pro’ya benzeyen kayak gözlüğü tarzında bir yapıya sahip olan başlık, Vision Pro’nun dış ekran özelliği yerine, Google’ın eski Daydream View VR aksesuarından izler taşıyor. Ancak, Samsung’un dış ekran desteği sunup sunmayacağı henüz kesinleşmiş değil.

Samsung, yeni nesil XR başlığı için resmen tarih verdi.
Samsung, yeni nesil XR başlığı için resmen tarih verdi.

Donanım tarafında ise başlık, Qualcomm’un en güçlü VR işlemcisi olan Snapdragon XR2 Plus Gen 2’yi barındırıyor. Bu çipset, ultra düşük gecikme süresi sunarak (12ms’ye kadar) daha doğal ve akıcı bir deneyim vaat ediyor. Bu sayede kullanıcılar, sanal dünyayla daha gerçekçi bir etkileşim kurabilecek ve tepki süresi hızlanacak.

MWC 2025 etkinliği sırasında Project Moohan’ın fiyatı ve çıkış tarihi hakkında kesin bilgiler verilmesi beklenmiyor, ancak katılımcılar cihazı deneyimleme şansı bulacak. Bu, başlığın yetenekleri hakkında daha fazla bilgi edinmemizi sağlayacak. XR teknolojisinin giderek daha fazla ilgi gördüğü bu dönemde, Project Moohan’ın sektörde nasıl bir etki yaratacağı büyük merak konusu.

Aston Martin, toplu işten çıkarma yapıyor!

Elektrikli otomobil pazarındaki hızlı büyüme, köklü markaların adaptasyon sürecini zorlaştırıyor ve bazıları bu süreçte geri kalıyor. Son olarak, lüks otomobil üreticisi Aston Martin, finansal baskıların arttığı bir dönemde çalışanlarının yüzde 5’ini işten çıkaracağını duyurdu. Bu adımın, yaklaşık 31,7 milyon dolarlık bir tasarruf sağlamayı hedeflediği belirtiliyor.

Zor günler geçiren Aston Martin, toplu işten çıkarma yapacak

2024 yılı, Aston Martin için zorlu geçti; şirketin yıllık satışları yüzde 9 oranında düşerken, vergi öncesi zararları ise dört katına çıktı. Bunun yanı sıra, borç yükü 1,47 milyar dolara ulaşmış durumda. CEO Adrian Hallmark, bu finansal gerilemeyi küresel tedarik sorunlarına ve Çin’deki ekonomik durgunluğa bağlarken, Çin’deki toptan satışlarının yarıya düşmesi de zorlukları artırdı.

Yapay zeka Aston Martin

Aston Martin’in elektrikli araç pazarına giriş süreci de planlandığı gibi ilerlemedi ve markanın ilk EV modelinin lansmanı daha önce 2024’ten 2026’ya ertelenmişti. Şu an için modelin piyasaya çıkışı belirsiz bir tarihe kaydırıldı. Bunun yerine, marka hibrit Valhalla modeli ile dikkat çekmeyi planlıyor. Orta motorlu plug-in hibrit süper otomobil, bu yıl sınırlı sayıda üretilecek ve ilk 999 adetlik üretim partisinin şimdiden tükenmiş olduğu bildirildi. Ancak, Aston Martin’in durumu yalnızca kendine özgü değil; Porsche, Ford, Nissan, Stellantis ve Volkswagen gibi diğer büyük otomobil markaları da özellikle Çin pazarındaki kayıplar nedeniyle benzer adımlar atıyor.

Mercedes-Benz de, 2027’ye kadar Çin’deki çalışanlarının yüzde 15’ini işten çıkaracağını duyurdu. Çin’deki satışları geçen yıl yüzde 7 düşerken, yerel üreticiler daha uygun fiyatlı ve teknolojik olarak gelişmiş modeller sunarak bu markalara zemin kaybettiriyor. Elektrikli dönüşüm sürecinin kritik bir dönemece girdiği bu dönemde, köklü markaların nasıl bir strateji izleyeceği ve bu süreci nasıl yönetecekleri büyük merak konusu.

Honor, yapay zeka için dev bütçe ayırdı!

Honor, yapay zeka alanındaki çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor ve bu doğrultuda oldukça büyük bir yatırım yapma kararı aldı. Şirket, ”Alpha Planı” çerçevesinde önümüzdeki beş yıl içinde yapay zeka teknolojilerine 10 milyar dolar ayıracağını duyurdu. Bu açıklama, Barselona’daki Mobil Dünya Kongresi’nde yapıldı ve Honor’un sadece akıllı telefon üreticiliğiyle sınırlı kalmayıp, kapsamlı bir yapay zeka ekosistemi oluşturma amacını güçlendirdiği bir dönemi işaret ediyor. Huawei’den 2020’de ayrıldıktan sonra bağımsız olarak büyüyen Honor, küresel pazarda yerini sağlamlaştırmak için yenilikçi ürünlerle öne çıkıyor.

Honor, yapay zeka için dev bir bütçe ayırıyor

Şirket, özellikle katlanabilir telefonlar konusunda dikkat çekse de, global akıllı telefon pazarında hâlâ küçük bir oyuncu. Ancak 2024 itibarıyla Çin dışındaki pazar payını %2,3’e çıkaran Honor, rakiplerine karşı ciddi bir rekabet gösteriyor. Alpha Planı’nın, uzun dönemde şirketin rekabet gücünü artıracağı öngörülüyor.

Bu büyük yatırımın büyük kısmı, yapay zekanın donanımlara entegre edilmesi ve gelişmiş yapay zeka asistanları geliştirilmesine odaklanacak. Honor, yalnızca kendi cihazları için değil, diğer markaların yapay zeka destekli ürünleriyle de uyumlu bir sistem kurmayı hedefliyor. Şirket, cihazlar arası etkileşimi artırarak kullanıcılar için daha kesintisiz bir deneyim sunmayı amaçlıyor. Ayrıca, gelecekteki gelişmiş yapay zeka teknolojileri için ayrılan bir kısmın, İnsan Üstü Yapay Zeka (AGI) araştırmalarına da katkı sağlaması bekleniyor. Honor, Google ve Qualcomm ile de yakın işbirliği içinde çalıştığını duyurarak, kullanıcıların günlük işlerini kolaylaştıracak bir yapay zeka asistanı üzerinde çalıştıklarını belirtti. Bu asistan, örneğin kullanıcıların restoran rezervasyonu yapabilmesi gibi özelliklere sahip olacak ve Google’ın Gemini AI teknolojisinden faydalanacak.

Honor’un Google ile güçlendirdiği işbirliği, özellikle Çinli üreticiler için dikkat çekici bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Bu ortaklık, Honor’un Google ve Samsung gibi devlerle aynı seviyede rekabet etmeye başladığının bir göstergesi olarak görülüyor. Şirket ayrıca, Magic serisi akıllı telefonları için yedi yıl boyunca Android güncellemeleri ve güvenlik desteği sunacağını duyurdu, bu da Honor’u uzun vadeli yazılım desteği sağlayan ender markalardan biri haline getiriyor. Peki siz Honor’un yeni Alpha Planı hakkında ne düşünüyorsunuz?

M4 işlemcili MacBook Air, bu hafta tanıtılacak!

0

Apple, iPad Pro ve MacBook Pro modellerini M4 işlemcisiyle güncelledikten sonra, şimdi de MacBook Air serisini M4 desteği ile donatmaya hazırlanıyor. Yeni MacBook Air modellerinin bu hafta tanıtılması bekleniyor. Apple, geçtiğimiz yıllarda Intel işlemcilerden tamamen ayrılarak ARM tabanlı M1, M2, M3 ve M4 işlemcilerini geliştirmişti.

M4 işlemcili MacBook Air, bu hafta karşımıza çıkıyor

Bu işlemciler, yüksek performans, verimlilik ve grafik özelliklerini tek bir paket içinde sunarak birçok Mac ve iPad ürününe güç verdi. M4 işlemcisi, iPad Pro ve MacBook Pro serilerinde tanıtılmıştı ve şimdi de MacBook Air ailesi ile tanışacak.

M4 işlemcili MacBook Air, bu hafta karşımıza çıkıyor.

Apple’a yakın kaynaklardan Mark Gurman, Bloomberg’in Power On bülteninde yeni MacBook Air modelleri hakkında bilgiler verdi. Gurman, Apple’ın iPhone 16e’nin tanıtımının ardından odağını MacBook Air serisine kaydırdığını ve bu modellerin bu hafta içinde tanıtılabileceğini belirtti. Tanıtım için kesin bir tarih verilmezken, Apple’ın hafta içinde Apple Mağazası’nı güncellemesi bekleniyor.

Mevcut M3 işlemcili MacBook Air, M4 güncellemesiyle birlikte daha yüksek performans ve verimlilik sunacak. Donanımsal bir sınırlama yapılmazsa, giriş seviyesi MacBook Air modelinin 10 CPU çekirdeğine sahip olması bekleniyor. Ayrıca, bellek kapasitesinin 24GB’tan 32GB’a çıkması ve bellek bant genişliğinin 100GB/sn’den 120GB/sn’ye yükseltilmesi olasılık dahilinde. Yeni MacBook Air modellerinin 12MP Center Stage destekli bir kamera ile geleceği de iddialar arasında yer alıyor. M4 işlemcili MacBook Air serisinin tanıtılmasıyla birlikte, M3 işlemcili MacBook Air modelinde fiyat indirimi yapılması bekleniyor.

Hyundai, Türkiye’de elektrikli otomobil üretmeye başlayacak!

Hyundai, Türkiye’de elektrikli araç üretimine başlayacak. Hyundai Motor Türkiye Genel Müdürü Murat Berkel, İzmit’teki üretim tesisinde tamamen elektrikli otomobil üretmeye karar verdiklerini duyurdu. Bu hamle, Togg’dan sonra Türkiye’de elektrikli araç üretimine başlayan ikinci marka olmalarını sağlayacak ve şirket, Çinli BYD’yi geçmeyi hedefliyor. Elektrikli aracın üretimine 2026’nın ikinci yarısında başlanacak ve aynı zamanda benzinli araç üretimi de devam edecek. Üretilecek elektrikli araçlar, hem Türkiye hem de Avrupa pazarlarında satışa sunulacak.

Hyundai, Türkiye’de elektrikli otomobil üretimine başlıyor

Ancak, üretilecek ilk elektrikli model hakkında henüz ayrıntılar verilmiş değil. Berkel, modelin segmentinin şu an için belirlenmediğini ancak bu aracın tamamen elektrikli olacağını söyledi. Ayrıca, bu aracın Güney Kore’de üretilmeyecek, Inster adıyla bir model olmayacak ve üretiminin detayları henüz açıklanmayacak. Bakanlıkla teşvikler konusunda görüşmelerin sürdüğünü belirten Berkel, henüz teşviklerle ilgili netleşmiş bir durum olmadığını da vurguladı.

Hyundai Motor Türkiye’nin yeni başkanı YongJin Alex Kim, üretilecek yeni elektrikli otomobilin 40’tan fazla ülkeye ihraç edileceğini açıkladı. Ayrıca, Hyundai Türkiye’deki mevcut üretim hatlarında değişiklikler yaparak elektrikli araca geçiş yapacak. Hyundai, Türkiye’de i10, i20 ve Bayon modellerinin üretimine devam etmekte ve i10 üretimini ilerleyen dönemlerde sonlandırmayı planlıyor. Ancak, yeni elektrikli model üretimi için fabrikanın kapasitesini artırmayı düşünmüyorlar.

1997 yılından bu yana Türkiye’de üretim yapan Hyundai, İzmit’te bugüne kadar 3 milyon araç üretmiş durumda. Şirketin dünya genelinde 11 üretim tesisi bulunuyor ve İzmit fabrikasının yıllık üretim kapasitesi 245 bin araç.

ChatGPT, Sora ile video üretmeye başlıyor!

OpenAI, yapay zeka destekli video üretim modeli Sora’yı ChatGPT ile entegre etmeyi planlıyor. Bu entegrasyon, metin girdileriyle doğrudan video oluşturma imkanı sunarak, içerik üretimini daha erişilebilir hale getirecek. Şu anda Sora, bağımsız bir web uygulaması olarak çalışıyor ve 20 saniyeye kadar sinematik videolar üretebiliyor. Ancak OpenAI, bu teknolojiyi ChatGPT’ye dahil ederek kullanıcıların doğrudan sohbet arayüzü üzerinden video oluşturmasına olanak tanıyacak. Sora’nın ChatGPT içindeki versiyonunun bağımsız sürüme kıyasla bazı kısıtlamalara sahip olabileceği belirtiliyor. Özellikle uzun ve yüksek işlem gücü gerektiren videoların üretimi sınırlanabilir.

ChatGPT, Sora ile video üretmeye başlayacak

Bu gelişme, ChatGPT’nin giderek daha kapsamlı bir yapay zeka platformuna dönüşmesine katkı sağlayacak. OpenAI, metin tabanlı sohbetin ötesine geçerek görüntü ve ses üretme yeteneklerini artırıyor. Halihazırda ChatGPT’de DALL-E 3 ile görsel üretimi ve sesli sohbet desteği bulunuyor. Video üretiminin eklenmesiyle birlikte, kullanıcılar tek bir platform üzerinden çok yönlü içerikler oluşturabilecek. OpenAI, Sora’yı ChatGPT Plus ve GPT-4 Turbo gibi premium abonelik hizmetleriyle entegre ederek, ücretli modellerine olan ilgiyi artırmayı hedefliyor.

Bunun yanı sıra, OpenAI’ın Sora için bağımsız bir mobil uygulama geliştirmeyi planladığı da ortaya çıktı. Şirket, bu projeye yönelik olarak mobil uygulama geliştiricileri aradığını duyurdu. Eğer bu uygulama hayata geçerse, kullanıcılar doğrudan mobil cihazlarından yapay zeka destekli videolar oluşturabilecek ve düzenleyebilecek. Bu, TikTok, Instagram Reels ve YouTube Shorts gibi kısa video platformlarında içerik üreten kullanıcılar için büyük bir avantaj sağlayabilir.

Ayrıca, OpenAI’ın Sora teknolojisini yalnızca video üretimiyle sınırlı tutmayarak, yeni bir görüntü oluşturma modeli geliştirmeyi planladığı da öne sürülüyor. Halihazırda DALL-E 3 modeli ile görüntü üretimi sunan şirket, Sora tabanlı bir modelle daha fotogerçekçi ve detaylı görseller oluşturabilir. Eğer bu gerçekleşirse, pazarlama, reklamcılık, oyun geliştirme ve sinema sektörlerinde önemli bir dönüşüm yaşanabilir.

OpenAI’ın bir diğer projesi ise “Sora Turbo” adını taşıyan gelişmiş bir sürüm üzerinde çalışması. Bu versiyonun, daha hızlı ve yüksek kaliteli video üretme yeteneğine sahip olması bekleniyor. Özellikle Hollywood yapımcıları, reklam ajansları ve oyun geliştiricileri, Sora’nın hız ve kalite avantajlarından faydalanarak içerik üretim süreçlerini optimize edebilir.

Tüm bu gelişmeler, OpenAI’ın yapay zeka destekli içerik üretiminde lider olmayı hedeflediğini gösteriyor. ChatGPT ile Sora’nın entegrasyonu, video, görüntü ve metin üretimini tek bir platformda toplayarak, Adobe, Canva ve Google gibi rakiplere karşı büyük bir avantaj sağlayabilir. Başarılı bir entegrasyon, yapay zeka destekli video üretiminin yaygınlaşmasına ve içerik üreticileri, pazarlamacılar ile medya profesyonelleri için yeni fırsatlar doğmasına neden olabilir. OpenAI’ın Sora mobil uygulaması ve Sora Turbo projeleri de firmanın hem bireysel hem de kurumsal kullanıcılara yönelik geniş bir strateji izlediğini gösteriyor. Önümüzdeki aylarda yapılacak duyurular, OpenAI’ın üretken yapay zeka alanındaki konumunu daha da güçlendirebilir.

Amazon, alışveriş platformu Haul’u küresel pazara taşıyor!

0

Amazon, geçtiğimiz kasım ayında Amerika Birleşik Devletleri’nde başlattığı uygun fiyatlı alışveriş platformu Haul’u küresel ölçekte genişletmeyi planlıyor. Şirketin bu yıl içinde Haul’u Avrupa ve Meksika gibi büyük pazarlara taşıması bekleniyor. Haul, Amazon’un Shein ve Temu gibi Çin merkezli e-ticaret devlerine rakip olarak hayata geçirdiği bir platform olarak dikkat çekiyor. Bu platform, özellikle düşük maliyetli ürünleri tek bir yerde sunarak, uygun fiyatlı alışveriş deneyimi arayan kullanıcıları hedefliyor. Amazon, Haul’u sadece mobil uygulama üzerinden erişilebilen bir platform olarak tanıtıyor ve çoğu ürünün 20 doların altında fiyatlandırıldığı belirtiliyor.

Amazon, alışveriş platformu Haul’u küresel pazara taşıyacak

Haul’un sunduğu ürünler arasında, 1 dolarlık kirpik kıvırıcılar, 2,99 dolarlık zirkon yüzükler gibi uygun fiyatlı kozmetik ve moda ürünleri öne çıkıyor. Bu ürünler, Temu ve Shein’in agresif fiyatlandırma politikalarına karşılık olarak geliştirilmiş bir model olarak değerlendiriliyor. Haul’un sunduğu düşük fiyatlı ürünler, geçmişteki “bir milyoncu” pazarlarının internet ortamına taşınmış hali olarak tanımlanabilir. Amazon, Haul’un küresel pazarlarda genişlemesi için yeni yazılım mühendisleri ve ürün yöneticileri işe almayı sürdürüyor. Ayrıca, şirketin üst yönetimi, Haul’un bu yıl önemli bir çıkış yapmasını bekliyor.

Amazon, Haul’u büyütmek için farklı gelir modellerini de devreye sokuyor. Temu ve Shein’in kullandığı stratejilere benzer şekilde, Amazon platformundaki arama sonuçlarında sponsorlu ürünleri öne çıkarmaya başlamış. Bunun yanı sıra, TikTok influencer’larıyla işbirliği yaparak, platformda onların önerdiği ürünlerin yer aldığı özel mağazalar oluşturuyor. Bu strateji, sosyal medyanın alışveriş üzerindeki etkisini kullanmayı hedefliyor.

Ancak Haul’un Avrupa’daki lansmanı, Amazon’un sürdürülebilirlik politikaları açısından bazı zorluklarla karşılaşabilir. Şirket, geçtiğimiz yıl Avrupa’da plastik ambalaj kullanımını bırakıp geri dönüştürülebilir kağıt ve karton paketlemeye geçtiğini duyurmuştu. Ancak, Haul’daki düşük maliyetli ürünlerin çoğunda plastik ambalajların kullanılması, bu geçişi zorlaştırabilir. Bu durum, Amazon’un çevre dostu ambalaj politikası ile Haul’un düşük maliyetli ürünlerinde kullanılan ambalajlar arasında bir denge kurmayı gerektirecek.

Sonuç olarak, Amazon’un Haul’u küresel pazarlara taşımak için yaptığı bu hamle, şirketin e-ticaret alanındaki rekabetçi stratejilerini pekiştiriyor. Ancak bu süreç, sürdürülebilirlik ve ambalaj yönetimi gibi zorluklarla da karşı karşıya kalacak gibi görünüyor. Yine de, Haul’un uygun fiyatlı ürünleriyle geniş kitlelere hitap etme potansiyeli, Amazon’un küresel pazarda güçlü bir oyuncu olmaya devam etmesini sağlayabilir.

TSMC’nin silikon test plakası çöpte bulundu!

0

Çin’in Nanjing şehrindeki TSMC’nin Fab 16 fabrikası yakınlarında yaşanan ilginç bir olay, yarı iletken üretiminin karmaşıklığını ve çip üretimindeki “chip binning” kavramını gündeme getirdi. Reddit kullanıcısı AVX512-VNNI, bu fabrikanın yakınlarında bir çöp kutusunda 12nm’lik bir TSMC silikon plakası (wafer) buldu. Bu durum, yarı iletken endüstrisinde kalite kontrol ve atık yönetimi süreçlerinin ne kadar önemli olduğunu gözler önüne serdi.

TSMC’nin silikon test plakası çöpte ortaya çıktı

Silikon plakaları, çiplerin üretildiği ana materyaller olup, karmaşık üretim süreçlerinin ilk aşamalarından biridir. Bu plakalar, genellikle çok sayıda mikro çipin inşa edilmesi için kullanılır ve bu çipler, daha sonra test ve sınıflandırma işlemlerine tabi tutulur. Burada devreye “chip binning” adı verilen bir süreç girer. Bu süreçte, çiplerin performanslarına göre bir sınıflandırma yapılır; en yüksek performans gösteren çipler üst sınıflara, daha düşük performanslı veya kısmen kusurlu çipler ise alt sınıflara ayrılır. Bu alt sınıf çipler genellikle daha düşük fiyatlarla satılır ve hâlâ belirli görevler için kullanılabilir. Örneğin, bir çipin bir çekirdeği arızalıysa, bu çip sekiz çekirdekli yerine yedi çekirdekli olarak piyasaya sürülebilir.

Ancak, bu olayda bulunan 12nm’lik test plakası, müşteri tasarımları içermediği için herhangi bir gizli tasarım veya teknolojik bilgi açığa çıkmadı. Bu plakalar, aslında litografi makinelerinin kalibrasyonu için kullanılan ve üzerinde gerçek çip tasarımları bulunmayan örneklerdi. Yani, bu plaka sadece test amaçlıydı ve bu nedenle herhangi bir değerli bilgi barındırmıyordu. Yine de, silikon plakalarının değerli olduğu ve üretim süreçlerinde kritik bir yere sahip olduğu düşünüldüğünde, çöp kutusunda bulunmuş olması şaşırtıcıydı.

Reddit kullanıcıları, bu durumu esprili bir şekilde yorumlayarak, buldukları bu plakanın değerini fark eden bazı kullanıcılar, plakayı kurtarma fikrini ortaya attılar. Bunun yanı sıra, bazı kullanıcılar bu buluntuyu çerçeveleyip duvara asmayı önererek durumu eğlenceli bir şekilde değerlendirdiler. Bu tür tepkiler, çip üretimi ve bu alandaki teknolojilerin nasıl dikkatle kontrol edildiğini gösterirken, aynı zamanda endüstrideki atık yönetimi ve kalite kontrol süreçlerinin önemini de vurgulamış oldu.

Bu olay, ayrıca çip üretimindeki hassasiyetin ve karmaşıklığın altını çiziyor. Yarı iletken endüstrisi, oldukça detaylı ve hassas bir üretim süreci gerektiriyor. Çipler, mikro düzeyde işlenen çok sayıda işlemden geçiyor ve her bir hata, yüksek maliyetlere yol açabiliyor. Bu nedenle, her bir test plakasının bile doğru bir şekilde yönetilmesi ve israfın önlenmesi oldukça önemlidir. Çip üretiminde ortaya çıkan bu tür atıklar, sadece üreticiler için değil, aynı zamanda çevre açısından da önemli bir konu olabilmektedir. Bu buluntu, aslında çip üretiminde atık yönetimi süreçlerinin ne kadar dikkatlice işlenmesi gerektiğini gözler önüne seriyor.

Sonuç olarak, bu olay sadece bir tesadüf olmanın ötesinde, çip üretiminde karşılaşılan zorlukları, kalite kontrolün önemini ve endüstriyel süreçlerin ne kadar karmaşık olduğunu anlamamıza yardımcı oluyor. Ayrıca, bu tür olayların çevrimiçi platformlarda mizahi bir şekilde paylaşılması, teknoloji dünyasında ne denli dikkatli olunduğunu ve üretim süreçlerinin dikkatle izlendiğini de gösteriyor.

AKINCI, MURAD AESA radarıyla ilk uçuşunu yaptı!

Baykar tarafından geliştirilen Bayraktar AKINCI Taarruzi İnsansız Hava Aracı (TİHA), ASELSAN tarafından üretilen MURAD AESA Radarı ile ilk test uçuşunu gerçekleştirdi. Bu önemli gelişme, hem Türk savunma sanayisi hem de Bayraktar AKINCI TİHA için stratejik bir adım olarak nitelendiriliyor. Uçuşu, Baykar Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar duyurdu ve ASELSAN Genel Müdürü Ahmet Akyol, test uçuşunu “Gökyüzünde oyun değiştirecek milli ikili” olarak tanımladı.

AKINCI, MURAD AESA radarıyla ilk uçuşunu gerçekleştirdi

Bayraktar AKINCI TİHA’nın ASELSAN MURAD AESA Radarı ile gerçekleştirdiği ilk uçuş, savunma sanayisinde bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, bu başarıyı “savunma sanayiimizde çığır açan bir başarı” olarak nitelendirdi ve Baykar ile ASELSAN’ın mühendislerine, teknisyenlerine ve tüm katkı sağlayanlara teşekkür etti. Bu gelişme, İHA’ların sahada daha keskin gözlere ve üstün görev kabiliyetlerine sahip olmasını sağlayarak, savunma sanayisinde oyun değiştirici bir yetenek kazandıracak.

AKINCI, MURAD AESA radarıyla ilk uçuşunu gerçekleştirdi.

MURAD AESA Radarı, modern muharip uçakları ve insansız hava araçlarını donatmak için geliştirilen ileri seviye bir radar teknolojisi. Özellikle AESA (Aktif Elektronik Taramalı Anten Dizisi) mimarisiyle çevik elektronik hüzme yönlendirme yeteneği sunuyor. Bu radar, hem hava-hava hem de hava-yer angajmanlarını eşzamanlı olarak gerçekleştirebilen bir atış kontrol radar sistemi olarak büyük önem taşıyor. MURAD 100-A, görüş ötesi (BVR) füze güdüm yeteneği ile hava-hava angajman kabiliyeti sunarak, modern hava muharebelerinde stratejik avantaj sağlıyor.

MURAD AESA Radarı, hem muharip jet uçaklarına hem de İHA platformlarına entegre edilebiliyor. Bu esneklik, insansız hava araçlarının savaş alanındaki etkisini artırmakla kalmıyor, aynı zamanda hem İHA’ların hem de geleneksel savaş uçaklarının operasyonel üstünlük sağlamada kritik bir rol oynamasına olanak tanıyor.

Dünyanın ilk 5G mmWave uydu internet hizmeti başlıyor!

Fransız girişimi Constellation Technologies & Operations (CTO), 5G mmWave uydu internet hizmetini dünyaya sunmak için büyük bir adım atıyor. Şirket, Çok Alçak Dünya Yörüngesi (VLEO) uydu takımyıldızını kullanarak, karasal internet hızlarına yaklaşan internet hizmetini geniş alanlara sağlamayı hedefliyor. Haziran 2025’te gerçekleştirilecek fırlatma, bu yeni nesil internet bağlantısının başlangıcını simgeliyor ve 5G mmWave teknolojisini uzaydan dünyaya iletmek için ilk denemeyi yapacak.

Dünyanın ilk 5G mmWave uydu internet hizmeti start verecek

CTO’nun planladığı uydu ağı, 24 GHz ile 100 GHz arasındaki frekanslarda çalışacak olan 5G mmWave teknolojisini kullanacak. Bu teknoloji, özellikle kablosuz internetin çok daha hızlı hale gelmesini sağlayan yüksek frekanslı radyo dalgalarına dayanıyor. 5G’nin modern versiyonları 3.5 GHz bandını kullanarak kapasiteyi artırsa da, mmWave teknolojisi çok daha yüksek hızlar ve düşük gecikme süreleri sunmak için 24 GHz ila 100 GHz frekans aralıklarını hedefliyor. Ancak, daha yüksek frekanslar kullanıldığında, ağın daha geniş alanlara yayılması ve bağlantı kalitesinin yüksek olması sağlanabilir.

Uydu operatörlerinin genellikle 26,5 GHz ile 40 GHz arasındaki Ka ve Ku frekans bantlarına güvenmesine rağmen, bu bantlarda yoğunlaşma yaşanıyor. SpaceX ve Amazon gibi büyük oyuncuların, büyük uydu takımyıldızlarıyla pazara girmesi, bu frekansların hızla dolmasına yol açtı. CTO, bu sorunları aşmak amacıyla, 5G mmWave spektrumunu doğrudan uydulardan kullanmayı planlıyor. Ayrıca, bu hedefe ulaşmak için 1.500 uyduya ihtiyaç duyulacağı belirtiliyor.

CTO’nun oluşturmayı planladığı paylaşımlı uydu ağı, birkaç telekom operatörünün aynı altyapıyı kullanmasına olanak tanıyacak. Bu sayede, yeni büyük uydu ağları kurmaya gerek kalmadan, telekom operatörleri CTO’nun paylaşılan uydu altyapısını kullanarak internet hizmetlerini uzak bölgelere genişletebilecek. Bu teknoloji, farklı operatörlere rekabet etme fırsatı sunarak, daha büyük uydu ağları kurmanın önünü açıyor.

Bu proje, yalnızca yer tabanlı internet altyapılarının ötesine geçmekle kalmayıp, aynı zamanda uzak ve ulaşılması zor bölgelere de yüksek hızlı internet sunma potansiyeline sahip. CTO’nun paylaşımlı uydu ağı, telekom operatörlerine kendi uydu takımyıldızlarını kurmak yerine mevcut uydu altyapısından faydalanma fırsatı sunacak ve bu da internetin küresel ölçekte daha erişilebilir hale gelmesini sağlayacak.

Yapay zeka girişimi Mercor, 2 milyar dolar değerlemeye ulaştı!

San Francisco merkezli yapay zeka girişimi Mercor, son yatırım turunda 2 milyar dolar değerlemeye ulaşarak, 100 milyon dolar yatırım aldı. Bu yatırım, girişimin yükselen potansiyelini ve iş modelinin başarısını bir kez daha kanıtlar nitelikte. Mercor, işe alım süreçlerine yapay zekayı entegre ederek, iş dünyasında büyük bir değişim yaratmayı hedefliyor. Kurucusu 21 yaşındaki Brendan Foody tarafından 2023 yılında kurulan Mercor, henüz genç bir girişim olmasına rağmen hızlı bir şekilde sektörde dikkat çekti.

Yapay zeka girişimi Mercor, 2 milyar dolar değerlemeye ulaşmayı başardı

Mercor, geçtiğimiz yıl Eylül ayında, melek yatırımcılar arasında tanınan önemli isimlerin yer aldığı bir yatırım turu gerçekleştirmişti. Peter Thiel, Jack Dorsey ve Larry Summers gibi teknoloji dünyasının önde gelen isimleri bu turda yer almış, şirket 250 milyon dolar değerleme üzerinden yatırım almıştı. Bu tura katılan yatırımcılar, Mercor’un geleceğine olan güvenlerini dile getirerek, girişimi destekleme kararı almışlardı. Ancak Mercor’un son yatırım turu, çok daha büyük bir başarıyı simgeliyor. Felicis’in liderlik ettiği yeni yatırım turu ile birlikte şirket, 2 milyar dolar değerlemeye ulaştı ve toplamda 100 milyon dolar yatırım aldı. Bu turda General Catalyst, DST Global, Benchmark ve Menlo Ventures gibi büyük yatırımcılar da yer aldı. Bu büyük yatırımcılar, Mercor’un gelecekteki büyüme potansiyeline olan güvenlerini gösteriyor.

Mercor’un bu kadar hızlı bir şekilde yüksek bir değerlemeye ulaşmasının ardında, girişimin kârlı operasyonları yatıyor. Brendan Foody, Bloomberg’e verdiği demeçte, Mercor’un aylık net gelirinin 1 milyon dolar olduğunu ve toplamda 7 milyon dolar gelir elde ettiklerini belirtti. Bu rakam, Mercor’un iş modelinin ne kadar etkili olduğunu ve hızlı bir şekilde büyüme potansiyeline sahip olduğunu ortaya koyuyor. Foody, gelirlerinin hızla artarak, ekibin büyümesine olanak sağlayacak bir noktaya geleceğini ve bu artışın daha fazla yatırım almasını hızlandıracağını dile getirdi. Şirket, yalnızca iş modelinin değil, aynı zamanda liderlik ekibinin de başarılı yönetimiyle bu hızlı büyümeyi sürdürüyor.

Mercor’un kurucusu Brendan Foody, aynı zamanda Peter Thiel tarafından kurulan ve genç girişimcilere üniversiteyi bırakmaları şartıyla maddi destek sağlayan Thiel Fellowship’in geçen yılki kazananlarından biriydi. Bu program, birçok başarılı girişimciyi yetiştirmiş ve bu girişimcilerin büyük başarılara imza atmalarına yardımcı olmuştur. Foody, yeni yatırım sayesinde 75 kişilik mevcut ekibini yıl sonuna kadar 100’ün üzerine çıkarmayı hedeflediklerini açıkladı. Bu ekip büyümesi, Mercor’un hızla gelişen iş modelinin daha da güçlenmesini sağlayacak ve şirketin sektördeki etkisini artıracak.

Mercor’un büyüme planları, sadece iş gücünü artırmakla sınırlı kalmayacak. Yatırım sayesinde, şirketin yapay zeka çözümlerinin daha geniş bir kitleye ulaşması ve küresel pazarda daha hızlı bir şekilde yayılması bekleniyor. Bu hızlı büyüme, şirketin ürünlerini daha fazla sektöre entegre etmesine olanak tanıyacak ve sonuç olarak, Mercor’un daha fazla müşteriye hitap etmesini sağlayacak. Bu tür yatırımlar, Mercor gibi genç bir girişimin hızla olgunlaşmasını ve büyük ölçekli bir oyuncuya dönüşmesini mümkün kılıyor.

Mercor’un başarısı, sadece finansal büyüme değil, aynı zamanda teknoloji dünyasında yaptığı yeniliklerle de dikkat çekiyor. Yapay zeka destekli işe alım süreçlerini daha verimli ve etkili hale getirmeyi amaçlayan şirket, bu alandaki büyük bir boşluğu dolduruyor. Mercor’un sunduğu çözümler, şirketlerin daha doğru ve verimli işe alım kararları almasına olanak tanırken, aynı zamanda iş gücü piyasasında daha şeffaf ve adil bir ortamın oluşmasına katkı sağlıyor. Bu tür yenilikler, Mercor’un sektördeki uzun vadeli başarısını garanti altına alabilir.

Şarj çözümleri sunan Splitvolt, Vestel Ventures’tan yatırım aldı!

ABD merkezli elektrikli araç şarj çözümleri sağlayıcısı Splitvolt, Vestel Ventures’tan yatırım aldı. Bu yatırım, finansal detaylar kamuoyu ile paylaşılmasa da Splitvolt’un, elektrikli araç sahiplerine evlerinde uygun maliyetli şarj düzeneği kurma imkanı sunduğu biliniyor. Şirket, kullanıcıların aynı anda iki aracı şarj etmelerine olanak tanıyan Splitvolt Splitter Switch cihazı ile dikkat çekiyor. Bu cihaz, mevcut çamaşır kurutma makinelerinin soketini elektrikli araç şarj cihazlarına bağlayarak yeni bir 220V-240V devresi kurmaya gerek kalmadan şarj işlemi yapabilmelerini sağlıyor.

Şarj çözümleri sunan Splitvolt, Vestel Ventures’tan yatırım alıyor

Splitvolt Inc. kurucusu ve CEO’su Daniel Liddle, Vestel Mobilite ve Vestel Ventures ile bu stratejik ticari ve yatırım ortaklığını kurmaktan büyük mutluluk duyduklarını belirtti. Liddle, Vestel’in Avrupa ve ötesindeki küresel başarısının ortada olduğunu ve bu ortaklığın her iki taraf için de teknoloji sinerjisi sağlamaya ve yeni pazarlara açılma fırsatları yaratmaya olanak tanıyacağını vurguladı.

Şarj çözümleri sunan Splitvolt, Vestel Ventures’tan yatırım alıyor.

Zorlu Holding Teknoloji ve İş Geliştirme Grubu Başkanı Burak Aydın, Vestel’in elektrikli araç ekosistemi ve mobilite alanındaki gücünü artırmak amacıyla ABD merkezli Splitvolt’a yatırım yaptıklarını söyledi.

Bu yatırımla Splitvolt’un satış hacminin ve erişiminin daha da genişletilmesi hedefleniyor. Vestel Mobilite Genel Müdürü Ender Yüksel ise bu yatırımla birlikte Vestel Mobilite’nin ABD pazarındaki varlığını güçlendireceklerini ve Splitvolt ile iş birliğinin Amerikan pazarına daha hızlı ve etkili bir şekilde ulaşmalarını sağlayacağını ifade etti.