ABD’de yeniden başkan seçilen Donald Trump, Beyaz Saray’da bir ilki gerçekleştirmeye hazırlanıyor. Trump’ın, yalnızca kripto para politikalarıyla ilgilenecek bir “Kripto Para Sorumlusu” atayacağı belirtiliyor. Bu pozisyon, dijital varlık sektörüne adanmış ilk üst düzey görev olarak tarihe geçebilir.
Kripto para politikalarına özel birim
Henüz planlama aşamasında olan bu yeni pozisyonun, kripto para politikalarını doğrudan yönlendirecek bir yetkili tarafından doldurulacağı konuşuluyor. “Kripto Para Sorumlusu” olarak adlandırılacak kişinin, Kongre, Beyaz Saray ve ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu (SEC) gibi düzenleyici kurumlar arasında köprü görevi görmesi bekleniyor.
Kripto savunucuları, bu pozisyonun Trump’a doğrudan rapor veren bir yetkiye sahip olmasını talep ediyor. Bu hamlenin, ABD’nin kripto para düzenlemelerinde daha ileri adımlar atmasını sağlayabileceği öne sürülüyor.
Trump’ın geçiş ekibi, konuya ilişkin yorum yapmaktan kaçınsa da, başkanlık seçim kampanyası sırasında kripto sektörüne verdiği desteği açıkça göstermişti. Trump, mevcut SEC Başkanı Gary Gensler’ı görevden alacağını ve dijital varlık endüstrisine yönelik düzenlemeleri hafifleteceğini vaat etmişti. Ayrıca, yeni bir “Kripto Başkanlık Danışma Konseyi” oluşturmayı planladığını duyurmuştu.
Bitcoin konferansı ve Mar-a-Lago görüşmeleri
Trump’ın kripto sektörüne olan ilgisi, seçim dönemi boyunca düzenlenen etkinliklerde de dikkat çekti. Yaz aylarında Bitcoin madencilik şirketleri ve kripto borsa yöneticileriyle bir dizi toplantı gerçekleştiren Trump, Temmuz ayında bir Bitcoin konferansına katılarak sektöre olan desteğini ortaya koydu.
Son olarak, Trump’ın özel malikanesi Mar-a-Lago’da sektör temsilcileriyle önemli görüşmeler yaptığı öğrenildi. Bu toplantılarda, eski Coinbase Global ve Binance.US yöneticisi Brian Brooks’un da yer aldığı ve Brooks’un SEC başkanlığı için potansiyel bir aday olarak değerlendirildiği bildirildi.
Bitcoin rekor kırabilir mi?
Trump’ın kripto paralara yönelik bu olumlu tutumu, sektörde büyük heyecan yaratıyor. Bu adımların gerçekleşmesi durumunda Bitcoin ve diğer kripto para birimlerinin değerinde artış yaşanabileceği öngörülüyor. Hatta Bitcoin fiyatının 95 bin doları aşması şimdiden piyasa analistlerinin konuştuğu bir ihtimal haline geldi.
Sherco Solar adını taşıyan bu devasa güneş enerjisi çiftliği, Xcel Energy’nin yenilenebilir enerjiye geçiş planlarının en önemli parçalarından biri olarak dikkat çekiyor.
710 Megavatlık kapasite ile yeni bir dönem
Sherco Solar, toplamda 710 megavatlık (MW) kapasiteye ulaşacak şekilde tasarlandı ve projenin ilk aşaması tamamlanarak 220 MW’lık bir üretim kapasitesiyle enerji şebekesine bağlandı. Kalan iki aşamanın ise 2025 ve 2026 yıllarında devreye alınması planlanıyor.
Bu proje, Minnesota’nın en büyük kömür santrali olan Sherburne County Generating Station sahasında inşa ediliyor. Kömür santralinin üç ünitesinden biri zaten kapatıldı ve kalan iki ünitenin 2030 yılına kadar devreden çıkarılması hedefleniyor.
Sherco Solar, tam kapasiteyle çalıştığında 150.000 haneye yetecek kadar elektrik üretecek ve kömürden elde edilen enerjinin büyük bir kısmının yerini alacak.
Sherco Solar, büyüklüğünün yanı sıra ekonomik avantajlarıyla da öne çıkıyor. Xcel Energy, projenin maliyetini azaltmak için federal vergi kredilerinden faydalanıyor. Toplam 1,1 milyar dolara mal olacak projenin, yaklaşık 480 milyon dolarlık bir vergi indirimiyle destekleneceği belirtiliyor.
Şirket, bu tasarrufu müşterilerine yansıtmayı planlıyor. Ayrıca, eski kömür santralinden kalan enerji iletim altyapısı kullanılarak maliyetler daha da düşürülüyor ve proje daha hızlı hayata geçiriliyor.
Yerel istihdam ve ekonomiye katkı
Sherco Solar projesi, sadece çevresel değil, aynı zamanda sosyal açıdan da büyük bir dönüşüm sağlıyor. İnşaat aşamasında 400 sendikalı işçi çalışırken, proje tamamlandıktan sonra 12 kalıcı iş olanağı sunulacak.
Bunun yanı sıra, proje yerel ekonomiye yaklaşık 350 milyon dolarlık bir katkı sağlayacak. Xcel Energy, kömür santralinde çalışan işçilere yeni projelerde istihdam sağlama sözü vererek, işten çıkarmalardan kaçınmayı hedefliyor.
Güneş enerjisinin ötesinde yatırımlar
Xcel Energy, yenilenebilir enerjiye geçişini hızlandırmak için Sherco sahasında yeni bir batarya depolama projesi üzerinde de çalışıyor. Ayrıca, Sherco Solar’ın kapasitesini 200 MW artıracak dördüncü bir fazın inşası da planlanıyor.
Sherco Solar projesi, hem yerel hem de ulusal düzeyde temiz enerjiye geçişte örnek bir model sunuyor. Xcel Energy’nin stratejileri, fosil yakıtlardan yenilenebilir enerji kaynaklarına geçişte sosyal, ekonomik ve çevresel dengelerin nasıl sağlanabileceğini gösteriyor.
Avrupa Birliği (AB), temiz teknoloji sektöründeki rekabet gücünü artırmak ve Çin’in düşük maliyetli ithalatının olumsuz etkilerini azaltmak için dikkat çekici bir strateji değişikliğine gidiyor. Yeni plan, AB sübvansiyonlarından yararlanmak isteyen Çinli şirketlerin, Avrupa’da üretim tesisleri kurmasını ve teknoloji bilgisini Avrupalı işletmelerle paylaşmasını zorunlu kılıyor. Brüksel, bu uygulama ile Avrupa’da yeşil teknoloji üretimini desteklemeyi ve bölgesel endüstriyi güçlendirmeyi amaçlıyor. Aralık ayında başlatılacak 1 milyar avroluk bir hibe programı, bu şartları içeren yeni düzenlemelerin ilk örneği olacak ve ilerleyen süreçte diğer temiz enerji alanlarına da yayılabilecek.
Avrupa Birliği, Çinli şirketlerden teknoloji transferi talep ediyor
Bu yaklaşım, Çin’in yabancı firmalardan teknoloji transferi talep ettiği geçmiş uygulamaları andırıyor. Çin, uzun yıllar boyunca kendi pazarına giriş yapmak isteyen uluslararası şirketlerden teknolojik bilgi paylaşımını şart koşmuştu. AB’nin bu hamlesi, Çin’in uygulamalarına bir nevi karşılık olarak değerlendirilirken, iki taraf arasındaki ticari gerilimi artırma riski taşıyor. Zaten geçtiğimiz aylarda Çin’den ithal edilen elektrikli araçlara uygulanan yüksek oranlı ek vergiler, iki taraf arasında mevcut ticaret dengesini daha da hassas hale getirmişti.
Avrupa Birliği, Çinli şirketlerden teknoloji transferi talep ediyor.
Çin’in önde gelen şirketleri bu yeni koşullara uyum sağlamak için Avrupa’da yatırımlarını artırıyor. Örneğin CATL, Macaristan ve Almanya’da büyük ölçekli fabrikalar kurarken, Envision Energy de İspanya ve Fransa’da yatırımlara yöneliyor. Ancak Çin Ticaret Bakanlığı, Avrupa’daki siyasi belirsizlikler nedeniyle yerli şirketlerini büyük yatırımlar konusunda dikkatli olmaya çağırıyor.
Avrupa’nın kendi teknoloji ekosistemini geliştirme çabaları ise istenilen başarıya ulaşmada zorluklar yaşıyor. İsveçli batarya üreticisi Northvolt’un artan maliyetler ve üretim sorunları nedeniyle iflasın eşiğine gelmesi, Avrupa’nın bu alandaki mücadelede yaşadığı sıkıntıları açıkça ortaya koyuyor. AB’nin bu girişimle Çin’in baskın teknolojik üstünlüğünü dengelemek istemesi, küresel teknoloji ve ticaret yarışında yeni bir dönemi başlatabilir.
Otomotiv dünyasının ikonik motorlarından biri olan Bugatti’nin 8.0 litrelik dört turboşarjlı W16 motoru, emeklilik öncesinde adını tarihe bir kez daha yazdırmayı başardı. Bugatti Mistral, “World Record Edition” özel tasarımıyla Almanya’nın Papenburg test pistinde 453,9 km/s hıza ulaştı ve böylece dünyanın en hızlı üstü açık aracı unvanını elde etti. Şirketin CEO’su Mate Rimac, bu başarıya rağmen hedeflerinin 500 km/s hız sınırını aşarak tüm araç kategorilerinde “dünyanın en hızlı aracı” unvanını ele geçirmek olduğunu vurguladı.
Dünyanın en hızlı üstü açık aracı tanıtıldı
Rekor denemesinde direksiyon başında, 2019’da Chiron Super Sport 300+ ile kapalı araç hız rekorunu kırmış olan ünlü Le Mans şampiyonu Andy Wallace yer aldı. Papenburg’un 4 kilometrelik düzlüğü bu tür hız denemeleri için ideal olmamasına rağmen, Wallace’ın banked virajlardaki ustalığı sayesinde Mistral, düz yolda gerekli ivmeyi sağlayarak rekoru kırmayı başardı. Rekor denemesi sırasında kullanılan World Record Edition modelinin, standart W16 Mistral’in 1.600 beygir gücündeki motorundan daha güçlü olduğu ve 1.825 beygirlik seviyelere yaklaştığı düşünülüyor. Ayrıca, standart modeldeki 420 km/s hız limiti bu özel versiyonda kaldırılmıştı.
Dünyanın en hızlı üstü açık aracı Bugatti Mistral World Record Edition tanıtıldı.
Her ne kadar bu hız, resmi bir dünya rekoru olarak kabul edilmese de, Bugatti’nin 453,91 km/s hızı, 2017 yılında Koenigsegg Agera RS’in iki yönlü 447,19 km/s hız rekorunu geride bırakıyor. Daha önce üstü açık araçlar kategorisindeki rekor ise 2016’da Hennessey Venom GT Spyder’ın 427,4 km/s hıza ulaşmasıyla kaydedilmişti. Rekorun resmiyet kazanmamasının temel nedeni, denemenin yalnızca tek yönlü olarak gerçekleştirilmiş olması ve aracın standart üretim modellerden farklı modifikasyonlara sahip bulunması. Ancak bu durum, üstü açık bir aracın aerodinamik dezavantajlarına rağmen bu kadar yüksek hızlara ulaşmasını daha da etkileyici bir mühendislik başarısı haline getiriyor.v
Adını Güney Fransa’nın ünlü rüzgarı Mistral’den alan araç, yalnızca 99 adet üretilecek sınırlı bir seri olarak dikkat çekiyor. Mistral, Chiron Super Sport’un 1.578 beygir gücündeki altyapısını temel alırken, tamamen özgün bir roadster gövde tasarımına sahip. Dikey far tasarımı, Bugatti’nin tek seferlik modeli La Voiture Noire’dan ilham alırken, arka bölümdeki X şeklindeki ışık barı ise Bolide’den esinlenmiş.
Yan taraftaki klasik Bugatti “C” şeklindeki hava girişleri, Chiron’a kıyasla daha küçük boyutlarda tasarlanmış. Bunun nedeni, W16 motorunun koltukların arkasında bulunan çift ram-air hava girişleriyle nefes alması. CEO Rimac, 500 km/s hız sınırını aşabilmek için lastik üreticisi Michelin ile yoğun görüşmeler gerçekleştirdiklerini belirtti. Bu hedef, otomotiv mühendisliğinde yeni bir kilometre taşı olma potansiyeli taşıyor.
Bu karar, Apple ve diğer büyük teknoloji şirketlerinin finansal hizmetler üzerindeki etkisinin artmasıyla alındı.
Tüketici Finansal Koruma Bürosu nedir?
CFPB, ABD’de tüketici finansal ürünlerinin adil, şeffaf ve rekabetçi olmasını sağlamak için faaliyet gösteren bir düzenleyici kurumdur. Ajans, bankalar ve finansal hizmet sağlayıcılarını denetlerken, tüketicileri haksız, yanıltıcı veya kötü niyetli uygulamalardan korumayı hedefliyor.
Son yıllarda, dijital cüzdanlar ve ödeme uygulamalarının finansal sistemdeki yeri hızla büyüdü. CFPB, bu hizmetlerin artık yalnızca bir teknoloji ürünü değil, tüketicilerin günlük finansal hayatlarının temel bir parçası haline geldiğini vurguluyor.
CFPB, 50 milyondan fazla işlem gerçekleştiren dijital cüzdan hizmetlerinin, bankalar gibi düzenlenmesi gerektiği kararını aldı. Bu kapsamda, Apple Pay de bu düzenlemelere tabi olacak.
Düzenleme, Apple Pay’in şeffaflık ve adalet ilkelerine uygun hareket etmesini sağlayacak ve tüketici şikayetlerinin daha etkili bir şekilde ele alınmasını zorunlu kılacak. CFPB Başkanı Rohit Chopra, konu hakkında “Dijital ödemeler artık bir lüks değil, bir zorunluluk haline geldi. Denetim süreçlerimiz bu gerçeği yansıtmalı.” açıklamasını yaptı.
Apple, Avrupa Birliği’nin NFC ödeme çipi erişimini bankalar ve diğer ödeme hizmeti sağlayıcılarına açmasını zorunlu kılmasından sonra benzer bir adımı küresel ölçekte atmıştı. Şirket, genellikle düzenleyici baskılar karşısında yerel çözümler üretirken, bu kez küresel bir düzenleme stratejisi izledi.
Teknoloji şirketleri ve finansal hizmetler
Apple’ın finans sektörüne ilgisi yeni değil. Şirket, Apple Pay Later gibi hizmetlerle kısa vadeli finansman çözümleri sunmuştu. Ancak, bu hizmetler üzerindeki düzenlemelerin artması, Apple’ın bu tür projeleri yeniden değerlendirmesine neden oldu.
CFPB’nin yeni düzenlemesi, dijital cüzdanların artık geleneksel bankalara benzer bir şekilde denetlenmesini gerektiriyor. Bu, Apple Pay’in yanı sıra Google Pay gibi diğer büyük oyuncular için de geçerli olacak.
ABD’de mobil ödeme hizmetlerine yönelik bu yeni düzenleme, dijital cüzdanların finansal sistemdeki yerini daha da sağlamlaştırıyor. Tüketicilerin korunmasını ve adil rekabeti sağlama amacı taşıyan bu adım, teknoloji ve finans sektörlerinin nasıl iç içe geçtiğinin bir göstergesi.
Apple, bu süreçte uyum sağlamaya çalışırken, finansal hizmetler alanında daha büyük bir oyuncu olma yolunda ilerliyor.
YouTube’da düzenlediği alışılmışın dışında yarışmalarla global bir fenomene dönüşen ve gerçek adı James Stephen “Jimmy” Donaldson olan MrBeast, şimdiye kadarki en büyük projesiyle izleyicilerin karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Bu kez Amazon Prime Video ile iş birliği yapan ünlü içerik üreticisi, Beast Games adlı yarışmasıyla hem hayranlarını şaşırtacak hem de yarışma programlarına yeni bir soluk getirecek. Özellikle dev prodüksiyonları ve cömert ödülleriyle tanınan MrBeast, YouTube dışındaki bu ilk büyük platform deneyimiyle sınırlarını genişletiyor.
MrBeast, yeni projesini Amazon Prime Video’da yayınlıyor
Beast Games, 5 milyon dolarlık devasa ödül havuzuyla MrBeast’in kariyerindeki en büyük ve en iddialı yarışma projesi olma özelliği taşıyor. Yarışmaya katılan 1000 kişi, bu ödül için zorlu ve eğlenceli parkurlarda ter dökecek. Ancak yalnızca bir kişi, büyük ödülün sahibi olma başarısını gösterecek. Yarışmanın bölümler halinde yayınlanacağı belirtilirken, her bölümün izleyicileri heyecanla ekran başına çekecek türden sürprizler ve mücadeleler içereceği ifade ediliyor.
MrBeast, yeni projesini Amazon Prime Video’da yayınlıyor.
Yarışmanın ilk bölümleri, 19 Aralık 2024 tarihinde Prime Video’da izleyicilerle buluşacak. MrBeast, bu büyük projeyi hayata geçirmek için yaklaşık bir yıl boyunca hazırlık yaptığını ve programın yalnızca bir yarışmadan öte, devasa bir prodüksiyon olduğunu dile getirdi. Yarışmanın içerik konsepti ve sunum formatı hakkında henüz çok fazla detay verilmiş olmasa da, MrBeast’in geçmiş projelerindeki çarpıcı görsellik ve yaratıcılık göz önüne alındığında, bu programın da benzer bir etki yaratması bekleniyor.
Beast Games, aynı zamanda MrBeast’in sadece YouTube ile sınırlı kalmayan bir içerik üreticisi olarak farklı platformlara geçişinin ilk büyük adımı olarak görülüyor. Bu iş birliği, Amazon Prime Video’nun da yarışma programları alanında daha güçlü bir konuma gelme hedefini destekler nitelikte. MrBeast, bu projeyle hem içerik üretimi hem de dijital yayıncılık dünyasında yeni bir standart belirlemeye hazırlanıyor. Izleyiciler ise şimdiden 19 Aralık tarihini sabırsızlıkla bekliyor.
Baltık Denizi’nde Litvanya-İsveç ve Finlandiya-Almanya arasında iletişim sağlayan denizaltı kablolarının kesilmesiyle ilgili soruşturma devam ederken, dikkatler Çin’e ait Yi Peng 3 adlı yük gemisine çevrildi. İsveçli yetkililer, Rusya’nın Ust-Luga limanından hareket eden ve Mısır’daki Port Said’e doğru seyreden bu geminin, kabloların kesildiği bölgeden geçtiği zamana odaklanıyor.
Baltık Denizi’nde kopan internet kablolarıyla ilgili Çin şüphesi
Marine Traffic verilerine göre, gemi olay günlerinde bu bölgede bulunuyordu. Danimarka donanması, Yi Peng 3’ü izlemeye alırken, İsveç kıyı güvenliği ve silahlı kuvvetlerle koordineli bir soruşturma yürütüldüğünü açıkladı. Henüz resmi bir suçlama yapılmamış olsa da, geminin hareketleri dikkatle inceleniyor.
Baltık Denizi’nde kopan internet kablolarıyla ilgili Çin şüphesi…
Bu durum, Çin’e ait gemilerin Baltık Denizi’nde karıştığı ilk tartışmalı olay değil. 2022 yılında, Çin’in Newnew Polar Bear adlı bir gemisi, çapasıyla Finlandiya ve Estonya arasındaki bir doğalgaz boru hattına zarar vermişti. Olayın kaza mı yoksa kasıtlı mı olduğu belirlenememişti. Şimdiki olayda ise Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, kabloların kesilmesini “hibrit savaş eylemi” olarak nitelendirerek sabotaj ihtimalinin kuvvetli olduğunu belirtti. Pistorius, “Kimse bu kabloların kazara kesildiğine inanmıyor” ifadesini kullanarak endişelerini dile getirdi.
Almanya, İsveç, Finlandiya ve Litvanya hükümetleri sabotaj ihtimalini dışlamazken, Çin hükümeti ve Yi Peng 3’ün sahibi Ningbo Yipeng Shipping şirketi henüz bir açıklama yapmadı. ABD ise Çin’i, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşında lojistik destek sağlamakla suçlamaya devam ediyor. Bu olay, Baltık Denizi’nde kritik altyapıya yönelik güvenlik endişelerini daha da artırarak, bölgesel ve uluslararası gerilimleri yeniden gündeme taşıyor.
Türkiye’nin ilk kuantum bilgisayarı ASELSAN ve TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi’nin iş birliğiyle geliştirildi. Uzun yıllardır yürütülen bu proje Türkiye’nin teknoloji altyapısını ileri taşıdı ve global ölçekte bir aktör haline gelmesini sağladı. Bugün gerçekleştirilen tanıtımla birlikte bu kuantum bilgisayarı resmi olarak faaliyete geçti.
ASELSAN, kuantum bilgisayarı ile küresel oyuncu oldu!
Bugün, Türkiye’nin İlk Kuantum Bilgisayarı Tanıtım Töreni programına katılarak ülkemizin teknoloji dünyasında attığı tarihi bir adıma daha şahitlik ettik.
TOBB ETÜ tarafından tasarlanan yerli kuantum bilgisayar; kriptografi, yapay zeka, savunma sanayisi ve malzeme bilimi gibi… pic.twitter.com/212YZEgMNX
Kuantum teknolojileri iki büyük devrimle bilim ve teknoloji dünyasında yankı uyandırdı. İlk kuantum devrimi atomun yapısı ve elektromanyetik alanların doğasını matematiksel olarak açıklamayı mümkün kıldı ve transistör lazer gibi modern cihazların temelini oluşturdu.
İkinci kuantum devrimi ise bu temel bilgiler üzerine inşa edilerek kuantum özelliklerin manipülasyonu ile hesaplama, iletişim ve algılama gibi alanlarda klasik sınırları aşan uygulamaların geliştirilmesini sağladı. Bu ikinci devrimle birlikte kuantum bilgisayarlar radar sistemleri ve ultra güvenli iletişim ağları gibi yenilikçi teknolojiler hayatımıza girmeye başladı.
ASELSAN ve TOBB ETÜ tarafından geliştirilen kuantum bilgisayarı da Türkiye’nin bu alandaki ilk örneği. Bu bilgisayar klasik bilgisayarlardan farklı olarak kübit adı verilen birimler kullanıyor. Kübitler aynı anda hem 0 hem de 1 olasılıklarını barındırabilme yeteneğiyle klasik bitlere kıyasla çok daha güçlü bir hesaplama kapasitesine sahip.
Bu özellik karmaşık problemlerin çözümünü hızlandırarak yapay zeka, şifreleme, optimizasyon ve biyoteknoloji gibi alanlarda gerçek anlamda bir devrim yaratma potansiyeline sahip. ASELSAN’ın geliştirdiği kuantum bilgisayarın da ilk etapta 5 kübit kapasitesine sahip olması planlandı. Bu kapasite özellikle optimizasyon problemlerinde ve savunma sanayii uygulamalarında önemli avantajlar sunacak.
KUANTAL, ASELSAN ve TOBB ETÜ iş birliğiyle kurulan Kuantum Araştırma Laboratuvarı Türkiye’nin kuantum teknolojileri konusundaki bilgi birikimini artırmayı ve yerli uygulamalar geliştirmeyi amaçlıyor. Bu laboratuvar uluslararası standartlara uygun bir araştırma merkezi olarak tasarlandı ve hem deneysel hem de teorik çalışmalar için gerekli altyapı sağlandı. Ayrıca KUANTAL’da yürütülen çalışmalar yalnızca askeri uygulamalarla sınırlı kalmayacak aynı zamanda sivil alandaki projeler için de fırsatlar sunacak.
Zira belirttiğimiz gibi kuantum bilgisayarlar klasik bilgisayarlara göre farklı prensipler üzerine inşa ediliyor. Klasik bilgisayarlar 0 ve 1 gibi kesin değerler üzerinde işlem yaparken kuantum bilgisayarlar süperpozisyon ve dolanıklık gibi kuantum fenomenlerini kullanıyor.
Bu özellikler hesaplamaların eş zamanlı olarak birçok farklı olasılığı değerlendirebilmesine olanak tanıyor. Örneğin klasik bilgisayarların yıllar sürecek hesaplamalarını kuantum bilgisayarlar dakikalar içinde tamamlayabilir. Özellikle şifreleme algoritmalarının çözümü, büyük veri analizleri ve kaotik sistemlerin modellenmesi gibi konularda kuantum bilgisayarların üstünlüğü belirgin hale geliyor.
ASELSAN da kuantum teknolojilerinin geliştirilmesi sırasında hibrit bir yaklaşımı benimsedi. Hibrit sistemlerde klasik bilgisayarlar veri ön işleme süreçlerini üstlenirken karmaşık hesaplama görevleri kuantum bilgisayarlara devredilir.
Bu yaklaşım iki teknolojinin güçlü yönlerini birleştirerek daha hızlı ve verimli sonuçlar elde edilmesini sağlıyor. ASELSAN aynı zamanda kuantum simülatörler üzerinde çalışarak bu yeni teknolojiye geçiş öncesinde gerekli altyapıyı da hazırlıyor.
Kuantum teknolojilerinin askeri ve sivil alanda devrim yaratması bekleniyor. Özellikle radar ve algılama sistemlerinde dolanıklık gibi kuantum özelliklerinin kullanılmasıyla düşük güç tüketen yüksek hassasiyetli sistemler geliştirilebilir.
Bu teknolojiler hedef tespit performansını artırırken arka plan gürültüsünden etkilenmeden çalışabilme özelliği sunuyor. Ayrıca ultra güvenli iletişim hatları oluşturma kapasitesiyle kuantum kriptografi veri güvenliği açısından yeni bir çağ başlatıyor. ASELSAN da bu alanlarda algoritma geliştirme çalışmalarına ağırlık vererek hem savunma sanayii hem de sivil uygulamalar için yenilikçi çözümler üretmeye odaklanmış durumda.
Türkiye’nin ilk kuantum bilgisayarı, uluslararası arenada Türkiye’nin teknolojik kabiliyetlerini sergilemesi açısından büyük önem taşıyor. ASELSAN ve TOBB ETÜ iş birliğiyle geliştirilen bu sistem, Türkiye’nin kuantum teknolojilerinde bir oyuncu olarak yer almasını sağlamanın yanı sıra, bilimsel araştırmalara ve ekonomik büyümeye katkı sunacak. Kuantum çağının başlangıcında yapılan bu atılım, Türkiye’nin geleceğin teknolojilerinde söz sahibi olmasını sağlayacak güçlü bir adım olarak değerlendiriliyor.
BMW ve robotik şirketi Figure AI’nin ortak çalışmasıyla, otomotiv üretiminde insansı robotların kullanımında önemli bir adım atılıyor. Bu iş birliği kapsamında, BMW’nin üretim tesislerinde görev alan Figure 02 adlı robot, yapılan son güncelleme ile performansını dört kat artırarak daha hızlı ve daha verimli hale geldi. Şirketin açıkladığı verilere göre, robot artık günde 1.000 parçayı yerleştirebiliyor ve işlem sürelerini dört dakika kadar kısaltıyor. Aynı zamanda hata payı sıfıra indirilmiş durumda. Robotun başarı oranının da yedi kat arttığı belirtiliyor.
BMW’nin ünlü insansı robotları, artık çok daha hızlı çalışıyor
Figure AI’nin kurucusu Bred Adcock, robotun yeteneklerinin yüksek hassasiyet gerektiren görevlerde büyük bir ilerleme sağladığını ifade etti. Örneğin, 1 cm’den daha az genişlikteki bir pim direğine yüksek doğrulukla sac yerleştirme gibi karmaşık işlemleri otonom bir şekilde ve yüksek güvenilirlikle gerçekleştirebiliyor. Bu tür görevlerin insan operatörler için bile zor olduğu bilinirken, robotun böyle bir başarıya ulaşması dikkat çekiyor.
BMW’nin ünlü insansı robotları, artık çok daha hızlı çalışıyor.
Figure 02, yapay zeka ve bilgisayarlı görüş teknolojilerinin yanı sıra 16 serbestlik derecesine sahip insan ölçeğindeki elleri sayesinde insan benzeri görevlerde üstün bir performans sergiliyor. Ayrıca, OpenAI ile ortaklaşa geliştirilen yapay zeka modelleriyle robot, insanlarla doğal dilde iletişim kurabiliyor. Robotun bu özellikleri, üretim hattında daha fazla görevi otonom olarak üstlenmesine olanak sağlıyor.
BMW ve Figure AI’nin ilk testlerini Spartanburg’daki BMW fabrikasında gerçekleştirdiği bu teknoloji, gelecekte üretim süreçlerini kökten değiştirebilecek bir potansiyele sahip. Ancak bu gelişmeler, aynı zamanda iş gücünde dönüşüm ve mavi yakalı çalışanların rolü konusunda endişeleri de artırıyor.
Samsung, bugün Türkiye’de düzenlediği etkinlikte yeni ürünleri ve geleceğe yönelik planlarıyla dikkat çekti. Yakın zamanda ön siparişe açılan Galaxy Ring modeli etkinliğin öne çıkan yeniliklerinden biri oldu. Bununla birlikte Samsung’un Türkiye’deki üretim kapasitesini artırma hedefi de etkinliğin en önemli gündem maddelerinden biri olarak öne çıktı.
Samsung, Türkiye’de yerli üretimi artırıyor!
Tekirdağ Çerkezköy’de bulunan Samsung fabrikası şu anda belirli Galaxy A ve Galaxy M serisi telefon modellerini üretiyor. Fabrikanın kuruluş aşamasında ileride daha fazla üretim yapılabilecek şekilde planlandığı belirtilmişti.
Samsung bu potansiyeli değerlendirerek Türkiye’de üretilen modellerin sayısını artırmayı hedefliyor. Yeni modellerin üretime dahil edilmesiyle yerel pazardaki kullanıcı taleplerine daha hızlı yanıt verilmesi ve üretim maliyetlerinin düşürülmesi bekleniyor.
Samsung’un üretim faaliyetleri telefonlarla sınırlı değil. Şirket aynı zamanda Türkiye’de televizyon üretimi de yapıyor. Çerkezköy’deki tesisler de bu kapsamda Samsung’un bölgesel bir üretim merkezi olma hedefini destekleyen önemli bir yatırım.
Bu genişleme planları hem Türkiye’deki istihdamı artıracak hem de yerli üretime katkı sağlayacak. Ayrıca Türkiye’de üretilen yeni modellerin tüketicilere daha uygun fiyatlarla sunulması mümkün olabilir. Samsung’un Türkiye’deki bu adımları yalnızca yerel pazarı değil aynı zamanda Avrupa ve Orta Doğu pazarlarını da kapsayan daha geniş bir stratejinin parçası olabilir.
Ek olarak, geçtiğimiz günlerde ön siparişe açılan ve bugün tanıtımı yapılan Galaxy Ring modeli de belirttiğimiz gibi Samsung’un giyilebilir teknoloji alanındaki en yeni ürünü olarak büyük ilgi topladı. Akıllı yüzük, sağlık takibi, uyku analizi ve günlük aktivitelerin izlenmesi gibi özelliklerle kullanıcıların hayatını kolaylaştırıyor.
Çin’in batarya sektöründeki önde gelen isimlerinden BYD, iş makineleri için dünyanın en hızlı şarj olan bataryasını tanıtmaya hazırlanıyor. BYD’nin batarya iştiraki olan FinDreams ile iş makineleri ekipmanları üreten XCMG’nin iş birliğiyle geliştirilen bu yenilikçi batarya, 26 Kasım’da Şanghay’da yapılacak bir etkinlikle kamuoyuna sunulacak. Özellikle endüstriyel uygulamalar için tasarlanan bu batarya, dayanıklılık ve performans açısından birçok yenilik sunuyor.
BYD, dünyanın en hızlı şarj olan bataryasını tanıtacak
BYD’nin lityum demir fosfat (LFP) katotlu Blade Battery teknolojisinin bir türevi olan bu batarya, oldukça dikkat çekici özelliklere sahip. 1500V yüksek voltajlı platformu destekleyen batarya, 400A maksimum akım ve 200 ile 2500 kWsa arasında değişen kapasite seçenekleri sunuyor. 7000’den fazla şarj döngüsü dayanıklılığı ile dikkat çeken bu batarya, 600 kW’a kadar şarj hızına ulaşabiliyor. Bu, iş makinelerinin yalnızca kısa süreli şarj aralıklarıyla uzun süre kesintisiz çalışmasını mümkün kılacak.
BYD, dünyanın en hızlı şarj olan bataryasını tanıtacak.
Çeşitli coğrafi ve iklimsel koşullar göz önünde bulundurularak geliştirilen batarya, -35 ile 65 derece arasında çalışabilecek bir yapıya sahip. Ayrıca, cell-to-body teknolojisiyle üretilmiş olan batarya, şasiye sonradan eklenmek yerine doğrudan şasinin bir parçası olarak tasarlanıyor. Bu yenilik, hem aracın mukavemetini artırıyor hem de batarya tasarımında daha kompakt ve dayanıklı bir yapı sunuyor.
Yeni bataryanın geliştirilmesinde, FinDreams ile XCMG arasındaki stratejik iş birliği büyük rol oynuyor. Çin’in en büyük iş makineleri üreticisi olan ve globalde üçüncü sırada yer alan XCMG, geçtiğimiz yıl BYD ile ortak çalışmalara başladı. Bu iş birliği, endüstriyel ekipmanların elektrifikasyonu alanında önemli bir kilometre taşı olarak değerlendiriliyor. Yeni bataryanın tanıtımıyla birlikte, iş makinelerinde daha verimli, çevre dostu ve güçlü enerji çözümlerine bir adım daha yaklaşılmış olacak.
Türkiye’nin rekabet gözlemcisi Rekabet Kurulu, ödeme sistemleri piyasasında faaliyet gösteren iki küresel dev olan Mastercard ve Visa’yı mercek altına aldı. Kurul yaptığı açıklamada, bu iki şirketin Türkiye’deki faaliyetlerinin rekabet kurallarına uygunluğunu soruşturma kararı aldığını duyurdu.
Rekabet Kurulu, Mastercard ve Visa’yı inceleyecek
Rekabet Kurulu tarafından yapılan incelemeler, Mastercard ve Visa’nın, kartlı ödeme sistemlerinde aracılık hizmetleri ve dijital cüzdan uygulamalarında piyasayı kendi lehlerine çevirecek, diğer oyuncuların faaliyetlerini zorlaştıracak yöntemler kullanıp kullanmadığına odaklanacak. Kurul soruşturma kapsamında, şirketlerin piyasadaki konumlarını kötüye kullanarak haksız rekabet yaratıp yaratmadığını belirleyecek.
Soruşturma kapsamına alınan kuruluşlar arasında Mastercard Avrupa birimi ve Türkiye’deki uzantılarının yanı sıra Visa’nın Avrupa operasyonları ve yerel temsilcilikleri bulunuyor. Bu gelişme, ödeme sistemleri alanında faaliyet gösteren diğer firmalar ve tüketiciler açısından önemli sonuçlar doğurabilir.
Ödeme sistemleri, ekonominin can damarı olarak kabul ediliyor ve bu alandaki rekabet koşullarının adil ve şeffaf olması büyük önem taşıyor. Rekabet Kurulu’nun yürüteceği soruşturmanın, piyasadaki rekabeti artırarak tüketicilere daha fazla seçenek ve daha iyi hizmet sunulmasına katkı sağlayabileceği değerlendiriliyor.
Soruşturma sonucunun, Türkiye’deki ödeme sistemleri pazarının geleceğini şekillendirmesi bekleniyor. Kurul, Mastercard ve Visa’nın rekabeti engelleyici uygulamalarda bulunduğunu tespit ederse, bu şirketlere ciddi yaptırımlar uygulayabilir.
Nvidia, finansal başarılarıyla beklentileri bir kez daha aşarak gelirini geçen yıla kıyasla iki katına çıkarmayı başardı ve rekorlara imza attı. Yapay zekâ alanındaki hızlı büyümenin etkisiyle, her üç aylık mali dönemde Nvidia’nın performansı teknoloji dünyasında en çok merak edilen konular arasında yer alıyor. Şirket, yılın üçüncü çeyreğinde de bu beklentileri boşa çıkarmadı ve yine göz kamaştıran bir bilanço açıkladı.
Nvidia, gelirlerini resmen ikiye katladı
2024’ün üçüncü çeyrek sonuçlarına göre Nvidia, toplamda 35.1 milyar dolar gelir elde ederek analizlerin yüzde 6 üzerine çıktı. Bu rakam, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 94’lük bir büyümeyi temsil ediyor.
Gelirlerdeki bu büyük artışın arkasında ise özellikle veri merkezi segmentindeki güçlü performans yer alıyor. Veri merkezleri alanında yüzde 112 artışla 30.8 milyar dolar gelir elde eden Nvidia, bu alanda rekor kırdı. Öte yandan, oyun segmentindeki gelirler de yüzde 15’lik bir büyümeyle 3.3 milyar dolara ulaştı.
Şirketin net kârı ise tam anlamıyla bir dönüm noktası oldu. 19.31 milyar dolarlık kâr ile yıl bazında iki katından fazla bir artış kaydeden Nvidia, bu alanda da kendi rekorunu tazeledi. Yılın son çeyreğinde Blackwell serisi ekran kartlarının satışlarıyla birlikte şirket gelirlerinin 37.5 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Nvidia, yapay zekâ ve teknoloji dünyasındaki lider konumunu pekiştirerek büyümeye kararlılıkla devam ediyor.
NASA‘nın Curiosity keşif aracı, Mars’taki Gediz Vallis kanalındaki bir yıllık keşiflerinin ardından yeni bir hedefe doğru yol alırken, bu bölgeden eşsiz fotoğraflar paylaşıldı. Curiosity, bölgedeki 360 derece panoramik bir görüntü alarak, Mars’ın kuruyan iklimi ve kanalın oluşumu hakkında kritik veriler sundu. Bu alanda keşfedilen beyaz kükürt taşları, Curiosity ile ilk kez tespit edildi.
NASA’nın keşif aracı, önemli Mars görüntüleri çekti
NASA’nın Mars Reconnaissance Orbiter tarafından alınan önceki görüntülerde gözlemlenemeyen bu taşlar, aracın bir taşı ezmesiyle ortaya çıkan sarı kristallerle birlikte dikkat çekti. Curiosity’nin bilimsel cihazları, bu taşların saf kükürt olduğunu doğruladı, ancak bilim insanları, bu kükürdün nasıl ve neden burada oluştuğunu hala çözemedi.
NASA’nın keşif aracı, önemli Mars görüntüleri çekti.
Curiosity’nin bir sonraki hedefi, “boxwork” adı verilen ve Mars yüzeyinde örümcek ağına benzer desenler oluşturan geniş bir mineral oluşum bölgesi. Bu yapılar, Mars’taki son su akıntılarıyla taşınan minerallerin kaya çatlaklarında kristalleşmesiyle oluşmuş olabilir. Erozyonla yüzeydeki kayalar aşındıkça, geriye minerallerden oluşan ağ benzeri yapılar kalmış.
Bilim insanları, Mars’taki boxwork oluşumlarının Dünya’da da benzerlerinin bulunduğunu ancak Mars’takilerin devasa boyutları ve suyun yok olmaya başladığı dönemde şekillenmiş olmaları nedeniyle benzersiz olduğunu belirtiyor. Bu minerallerin, tuzlu sıvı suyun aktığı, daha sıcak yeraltı bölgelerinde kristalleşen mineraller olabileceği düşünülüyor. Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Branding Türkiye ve İstanbul Kültür Üniversitesi Tasarım Fabrikası iş birliğiyle hazırlanan “Girişimcilerin Büyük Hataları” etkinliği, 20 Kasım 2024 tarihinde girişimcilik dünyasına ilham vermeyi hedefliyor. Etkinlik, İstanbul Kültür Üniversitesi’nin Bakırköy Yerleşkesi’nde gerçekleşiyor.
İstanbul Kültür Üniversitesi Tasarım Fabrikası, İstanbul Kalkınma Ajansı desteğiyle kurulan ve iş birliği geliştirme misyonuyla faaliyet gösteren bir platform olarak, bu önemli etkinliğe ev sahipliği yapıyor. Branding Türkiye tarafından hazırlanan girişimcilik odaklı içerikler, ekosistem paydaşlarının katılımıyla bir konferans ve networking organizasyonu çerçevesinde ele alınıyor.
Program detayları
“Girişimcilerin Büyük Hataları” etkinliği, üç ana bölümden oluşuyor:
Konferans: Branding Türkiye Kurucusu Mürsel Ferhat Sağlam, girişimcilik dünyasındaki tecrübelerini ve önemli derslerini paylaşıyor.
KonukGirişimci: PitGrowth Kurucu Ortağı Özkan Yağız, girişimcilik süreçlerinde karşılaşılan hataları ve çözüm önerilerini aktarıyor.
Networking: Katılımcılar, girişimcilik ekosisteminde faaliyet gösteren paydaşlarla bir araya gelerek yeni iş birlikleri oluşturma fırsatı yakalıyor.
Etkinliğe katılanlara ayrıca İstanbul Kültür Üniversitesi Tasarım Fabrikası tarafından dijital katılım belgesi sunuluyor.
Etkinlik bilgileri
Tarih ve saat: 20 Kasım 2024, 15.30 – 17.30
Yer: İstanbul Kültür Üniversitesi – Bakırköy Yerleşkesi, Tasarım Fabrikası
Katılım ücreti: Ücretsiz (Kayıt zorunludur ve kontenjan sınırlıdır)
Etkinliğe kayıt ve detaylı bilgi için İstanbul Kültür Üniversitesi’nin resmi web sitesi ziyaret edilebilir.
Medya ve destek ortakları
İstanbul Kültür Üniversitesi’nin stratejik ortaklığı ile düzenlenen etkinlik, Türkiye’nin önde gelen medya kuruluşlarının desteğini alıyor. TechInside, StartupTeknoloji, Franchise Market Türkiye gibi platformlar, bu etkinliğe katkı sunarak ekosistemin gelişimine destek oluyor.
Ekosisteme katkı sunmayı hedefliyor
“Girişimcilerin Büyük Hataları” etkinliği, girişimcilik dünyasındaki zorlukları ve bu süreçlerden çıkarılacak dersleri ele alarak, ekosisteme yön vermek isteyen bireyleri bir araya getirmeyi amaçlıyor. Yeni bağlantılar kurmak ve farklı perspektiflerden ilham almak isteyen herkes bu organizasyona davet ediliyor. Sizlerde buradan kayıt olabilir ve etkinliğe katılım sağlayabilirsiniz.
Dünyanın en büyük elektrikli araç bataryaları üreticisi Çinli CATL, yeni nesil sodyum-iyon bataryasını tanıttı. Bu batarya, özellikle ekstrem soğuk koşullarda bile normal şekilde deşarj edilmesiyle dikkat çekiyor. -40°C gibi düşük sıcaklıklarda bile performans kaybı yaşanmadan çalışabilen bataryalar, özellikle soğuk iklimlerdeki araçlar ve cihazlar için cazip bir seçenek sunuyor. Bu yeni bataryalar, 2025 yılında piyasaya sürülmesi planlanırken, seri üretim sürecinin 2027 yılında başlaması bekleniyor.
CATL, ekstrem soğuklarda bile çalışan sodyum batarya geliştirdi
Sodyum-iyon bataryalar, lityum-iyon bataryalara benzer şekilde enerji depolama sağlıyor ancak daha düşük enerji yoğunluğuna sahipler. Yine de, CATL’nin hedefi bu bataryaların enerji yoğunluğunu 200 Wh/kg’yi aşmak. Ayrıca, sodyum-iyon bataryalar, güvenlik performansı açısından da gelişmiş özellikler sunuyor, bu da onları güvenli ve dayanıklı hale getiriyor.
CATL, ekstrem soğuklarda çalışan sodyum batarya geliştirdi.
Bu bataryaların maliyetinin şu an için lityum-iyon bataryalara göre daha yüksek olduğu belirtiliyor ancak üretim kapasitesinin arttıkça, maliyetlerin zaman içinde düşmesi bekleniyor.
CATL, BYD ve diğer şirketler, üretim maliyetlerini düşürerek sodyum-iyon bataryaları daha rekabetçi hale getirmeyi hedefliyor. BYD, bu bataryaların 2025 yılında lityum-demir-fosfat bataryalarla benzer maliyetlere ulaşacağını, uzun vadede ise bu maliyetin yüzde 70’e kadar düşebileceğini öngörüyor. Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yanıtlarınızı aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz. Görüşleriniz bizim için gerçekten çok değerli. Paylaşmaktan çekinmeyin! Yorumlarınızı büyük bir merakla bekliyoruz.
Baykar tarafından milli ve özgün olarak geliştirilen Bayraktar TB3, dünya havacılık tarihinde bir ilki gerçekleştirerek kısa pistli bir gemiden iniş ve kalkış yapabilen ilk silahlı insansız hava aracı (SİHA) oldu. TCG Anadolu gemisinden 19 Kasım 2024 tarihinde başarıyla havalanan ve sorunsuz bir şekilde iniş yapan Bayraktar TB3, Türk savunma sanayisi için tarihi bir dönüm noktası olarak kabul ediliyor. Baykar, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada bu önemli başarıyı “Vatanımıza armağan olsun!” sözleriyle duyurdu.
Bayraktar TB3, TCG Anadolu’ya başarıyla inip kalkmayı başardı
Bayraktar TB3, TCG Anadolu’daki testler öncesinde Edirne’nin Keşan ilçesindeki Baykar Uçuş Eğitim ve Test Merkezi’nden havalanarak Dalaman Hava Meydan Komutanlığı’na ulaşmış ve burada gece ve gündüz yapılan yakın uçuş testlerini başarıyla tamamlamıştı. Ardından, TCG Anadolu’nun 12 derece eğimli rampasına sahip kısa pistinden 46 dakikalık bir uçuş gerçekleştirerek kusursuz bir iniş yaptı. Bu başarı, insansız sistemlerin açık denizlerde ve denizaşırı operasyonlarda etkin bir şekilde kullanılmasının önünü açıyor. Ayrıca, Bayraktar TB3’ün bu yeteneği, rakibi ABD’li General Atomics’in Mojave SİHA’sını geride bırakarak Türkiye’nin bu alandaki liderliğini pekiştirdi.
Bayraktar TB3 yalnızca deniz üzerinde değil, yüksek irtifa testlerinde de önemli başarılara imza attı. 25 Haziran 2024’te gerçekleştirilen Yüksek İrtifa Sistem Performans Testi’nde, TEI tarafından geliştirilen yerli PD-170 motoruyla 36.310 feet irtifaya ulaştı. Türkiye’nin milli havacılık tarihindeki irtifa rekoru, Bayraktar AKINCI TİHA’ya ait olmakla birlikte, TB3’ün bu performansı yerli teknolojinin gücünü bir kez daha gösterdi.
Bu tarihi SİHA, 2023 yılı sonunda gerçekleştirilen uzun uçuş testinde 32 saat boyunca havada kalarak toplamda 5.700 kilometre yol katetti. Ayrıca, 26 Mart 2024 tarihinde Aselsan tarafından geliştirilen ASELFLIR-500 sistemi ile uçan TB3, keşif, gözetleme ve hedefleme alanlarında üstün performans sergileyerek muadillerine kıyasla önemli bir avantaj sağladı. Toplamda 700 saatten fazla test uçuşu gerçekleştiren Bayraktar TB3, milli havacılık ve savunma sanayisinde çığır açan bir gelişme olarak dikkat çekiyor.
Geminid meteor yağmuru, Kuzey Yarımküre’nin yıl içindeki en etkileyici gökyüzü olaylarından biridir ve 2024 yılı için de başladı. Bu meteor yağmuru, her yıl Kasım ortasından Aralık ayının sonlarına kadar görülür ve zirveye 13-14 Aralık gecesi ulaşır. Bu olay, yılda yaklaşık 60 ila 150 meteorun saatte görünebileceği bir görsel şölen sunuyor.
Geminid meteor yağmuru nasıl izlenebilir?
Türkiye’den de rahatlıkla izlenebilecek bu meteor yağmurunun en iyi izleme zamanı, gece yarısından sonra, özellikle saat 02:00 civarındadır. Ancak, Aralık ayının 15’inde gerçekleşecek dolunay, gökyüzünü aydınlatarak ışık kirliliği oluşturacağından, bu durum görüş mesafesini etkileyebilir.
Meteor yağmuru, İkizler takımyıldızından kaynaklandığı için “Geminid” adını alır. Bu takımyıldız, gökyüzünde Orion, Boğa ve Yengeç takımyıldızları arasında kolayca fark edilebilir. Geminid meteorlarının gökyüzünde sarı, beyaz ve bazen yeşil renkte parlak izler bırakması dikkat çekicidir. Meteor yağmurunu izlemek için bir teleskop veya özel ekipman gerekmez; yalnızca bulutsuz bir gökyüzü ve karanlık bir ortam yeterlidir. Şehirlerin ışık kirliliğinden uzaklaşmak, gözlemi daha verimli hale getirir. Ayrıca gözünüzün karanlığa alışabilmesi için en az 30 dakika önceden telefon ekranlarından uzak durmanız önerilir.
Geminid meteor yağmurunun kaynağı, bir asteroit olan 3200 Phaethon’dur. Bu asteroit, Güneş etrafında dönerken, geride bıraktığı toz parçacıkları Dünya’nın yörüngesiyle kesiştiğinde atmosferimize girer ve yanarak iz bırakır. Bu benzersiz meteor yağmuru, her yıl aralık ayında gökyüzünü aydınlatarak izleyicilere unutulmaz bir görsel deneyim sunar.
Donald Trump, kripto para dünyasında ses getirecek yeni bir adım atmaya hazırlanıyor. Trump Media and Technology Group (TMTG), Intercontinental Exchange’e ait olan ve kripto odaklı hizmetler sunan Bakkt Holdings’i satın almak için görüşmelere başladı. Bu hamle, Trump’ın kripto para piyasasına yönelik yatırımlarındaki ikinci büyük adım olarak dikkat çekiyor. Daha önce Ekim ayında ön satışı tamamlanan World Liberty Financial (WLF) kripto para projesiyle piyasalara canlılık getiren Trump, şimdi de Bakkt borsasını bünyesine katarak bu alandaki etkisini artırmayı planlıyor.
Donald Trump, bu kripto para borsasını satın alıyor
Trump’ın girişimleri sadece kripto paralarla sınırlı kalmadı. Twitter’dan yasaklanmasının ardından Truth Social adlı sosyal medya platformunu kuran Trump, daha sonra bu platformu genişleterek Truth+ TV adında bir içerik hizmeti başlattı.
Donald Trump, bu kripto para borsasını satın alıyor.
TMTG şirketi, şu anda 6,79 milyar dolarlık bir değere sahip ve Trump, bu şirketin yüzde 59’luk payını elinde bulunduruyor. Öte yandan, New York borsasında işlem gören Bakkt’ın piyasa değeri yaklaşık 400 milyon dolar seviyesinde. Uzmanlar, Trump’ın yeni kripto para projesi olan WLF’yi Bakkt platformunda ticarete açmayı planladığını belirtiyor.
Bu haber, Bakkt hisselerinde büyük bir etki yaratarak fiyatların yaklaşık üç kat artmasına ve 30 dolar seviyesine ulaşmasına neden oldu. Trump’ın ABD’yi “Bitcoin başkenti” yapma vizyonu, hem yatırımcılar arasında heyecan uyandırıyor hem de kripto para sektöründe önemli bir hareketlilik yaratıyor. Trump’ın bu adımı, piyasalara yönelik etkisinin ve kripto paralara olan ilgisinin ne kadar ciddi olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.