Netflix, Broadcom’a patent davası açıyor!

0

Dünyanın önde gelen dijital yayın platformlarından Netflix, patent ihlali iddiasıyla Broadcom’un sahibi olduğu VMware’e karşı hukuki bir mücadele başlatmış durumda. Netflix, VMware’in geliştirdiği vSphere ve diğer bulut çözümlerinde kullanılan sanal makine teknolojilerinin, kendisine ait beş farklı patente aykırı olduğunu öne sürüyor. Sanal makinelerin sorunsuz çalışmasını sağlayan temel altyapı teknolojilerini kapsayan bu patentler, özellikle CPU kaynaklarının yönetimi, verimli tahsis edilmesi ve fiziksel sunucularda yük dengeleme sistemleriyle ilgili yenilikleri içeriyor.

Netflix, Broadcom’a patent davası açacak

Netflix, söz konusu patentlerin, VMware’in çeşitli ürünlerinde ve bulut çözümleri için sunduğu hizmetlerde izinsiz bir şekilde kullanıldığını iddia ediyor. Bu ürünler arasında özellikle vSphere Foundation, VMware Cloud Foundation ile AWS, Azure ve Google Cloud gibi platformlar için geliştirilen çözümler dikkat çekiyor.

Netflix’in, Broadcom’a yönelik bu iddiaları yeni bir gerilimi temsil etmiyor. 2018’de Broadcom’un, video akış teknolojileriyle ilgili Netflix’e açtığı dava sonrasında taraflar arasında süregelen bir hukuki çatışma bulunuyor. Şirketin son iddialarına göre, VMware’in bu patent ihlallerinden haberdar olduğu ve 2012’de Netflix’in kendi patent başvuru süreçleri sırasında durumun netlik kazandığı belirtiliyor. Buna rağmen ihlallerin bilinçli şekilde sürdürüldüğü ifade ediliyor. Netflix, Broadcom’un 69 milyar dolarlık bir anlaşmayla VMware’i bünyesine katmasının ardından bu ihlallere daha da doğrudan sorumlu hale geldiğini savunarak maddi tazminat talep ediyor.

Netflix’in taleplerinin hukuki olarak kabul edilmesi halinde bunun VMware için ciddi sonuçları olabilir. Çünkü şirket, kurumsal veri merkezlerinden geniş ölçekli bulut altyapılarına kadar teknoloji dünyasında önemli bir paya sahip. Önceki yıllardan bu yana ABD, Almanya ve Hollanda gibi farklı ülkelerde karşılıklı davalarla şekillenen bu çekişme, önümüzdeki Haziran ayında ABD mahkemelerinde yeniden gündeme gelecek. Dava sürecinin sonuçları, sadece taraflar arasındaki ilişkiyi değil, bulut teknolojileri pazarındaki dengeyi de etkileyebilecek türden görünüyor.

Çinli GAC, insansı robotu GoMate’i görücüye çıkardı!

0

Çin’in önde gelen otomotiv devlerinden GAC, teknoloji dünyasında yankı uyandıran insansı robotu GoMate’i tanıttı. Şanghay’da düzenlenen özel bir etkinlikte sahneye çıkan GoMate, şirketin yapay zeka ve robot teknolojilerindeki üçüncü nesil ürünü olarak dikkat çekiyor. İnsan boyutlarına yakın tasarlanan bu robot, hem iki tekerlekli hem de dört tekerlekli olmak üzere iki farklı forma sahip ve boyu 1,4 metre ile 1,75 metre arasında değişiyor.

Çinli GAC, insansı robotu GoMate’i resmen tanıttı

38 hareket noktasına sahip olan GoMate, karmaşık ortamlarla uyumlu bir şekilde hareket ederken enerji verimliliği konusunda da dikkat çekiyor. GAC’in açıklamalarına göre bu yenilikçi tasarım, benzer ürünlerle kıyaslandığında enerji tüketimini %80 oranında azaltıyor.

Çinli GAC, insansı robotu GoMate'i resmen tanıttı.

GoMate’in teknik özellikleri henüz tamamen açıklanmamış olsa da robotun, GAC tarafından geliştirilen katı hal bataryalarla donatıldığı ve tek şarjla 6 saat boyunca çalışabildiği biliniyor. Şirket, bu insansı robotun yalnızca otomotiv üretim hatlarında değil, güvenlik, sağlık hizmetleri, lojistik ve eğitim gibi çeşitli sektörlerde insan verimliliğini artırmada geniş bir potansiyel sunduğunu belirtiyor. Özellikle robotun hareket kabiliyeti ve denge mekanizması, onu pek çok alanda etkin bir şekilde kullanmaya uygun hale getiriyor.

GAC, GoMate için büyük bir vizyon ortaya koymuş durumda. Öncelikle şirketin otomotiv üretim hatlarında denetim görevlerinde test edilecek olan robot, 2025 yılında farklı sektörlerde pilot projelerde yer alacak. Bu aşamanın ardından 2026 yılında küçük çaplı üretim hedeflenirken, daha ileri vadede seri üretime geçilmesi planlanıyor. GoMate, yapay zeka ve robotik teknolojilerin otomotiv sanayi ve ötesine taşınmasında çığır açacak bir adım olarak görülüyor.

ChatGPT, arama konusunda manipülasyona karşı savunmasız çıktı!

Bu testler, OpenAI tarafından geliştirilen yeni aracın gizli içerik barındıran web sayfalarından etkilenebileceğini ve yanıltıcı bilgiler sunabileceğini ortaya koydu.

Araştırmada, üçüncü tarafların gizli metinler yoluyla ChatGPT’nin yanıtlarını manipüle edebileceği gösterildi.

Gizli metinler, ChatGPT’nin yanıtlarını değiştirmek veya yanlış yönlendirmek için kullanılabiliyor. Örneğin, bir ürünün olumsuz yorumlarını içeren bir web sayfasına, gizli bir şekilde pozitif içerik eklenerek, ChatGPT’nin ürünü öven yanıltıcı bir değerlendirme sunması sağlanabiliyor. Bu durum, özellikle kullanıcıların güvenilir bilgiye ulaşmasını zorlaştırıyor.

Testler sırasında Guardian, sahte bir kamera ürün sayfası oluşturdu. Gizli içerik eklenmeden önce ChatGPT, kamerayı dengeli bir şekilde değerlendirerek bazı olumsuz özelliklere dikkat çekti. Ancak gizli metinler eklendiğinde, ChatGPT’nin yanıtları değişti ve ürün hakkında yanıltıcı şekilde olumlu bir izlenim oluşturdu.

Bunun yanı sıra, bir güvenlik araştırmacısı, ChatGPT’nin arama yaptığı web sitelerinden kötü amaçlı kod döndürebildiğini tespit etti. Bu, özellikle yazılım geliştirme ve kullanıcı güvenliği açısından ciddi bir tehdit oluşturuyor. Bu tür durumlar, kötü niyetli aktörlerin ChatGPT üzerinden zararlı kodlar yaymasına olanak tanıyabilir.

OpenAI, bu aracı varsayılan arama motoru olarak kullanmayı teşvik etse de ortaya çıkan güvenlik açıkları, daha fazla güvenlik önlemi alınması gerektiğini gösteriyor. Kullanıcıları yanıltan bilgiler veya güvenlik tehditleri, hem ChatGPT’nin itibarını zedeleyebilir hem de kullanıcıların sisteme olan güvenini sarsabilir.

ChatGPT’nin arama özelliği, yapay zeka destekli araçların güvenilirliği konusunda önemli bir örnek teşkil ediyor. OpenAI’in bu sorunları hızla ele alarak sistemi daha güvenli hale getirmesi, kullanıcı deneyimi ve sistemin sürdürülebilirliği açısından kritik önem taşıyor.

Baykar, F-35 motoruna parça üreten İtalyan uçak devini satın aldı!

0

Dünyanın en büyük SİHA üreticisi konumunda olan Baykar, İtalya’nın 1884 yılında kurulan köklü havacılık firması Piaggio Aerospace’i satın almak için düzenlenen ihalede en iyi teklifi sunarak rakiplerini geride bırakmayı başardı. İtalyan İşletmeler ve Made in Italy Bakanlığı tarafından da onaylanan bu satın alma, Baykar’ın global havacılık pazarındaki etkisini önemli ölçüde artırması açısından stratejik bir hamle olacak. İşte detaylar!

Gökyüzünün Ferrari’si Baykar’la geleceğe taşınıyor

Piaggio Aerospace, özellikle ‘Gökyüzünün Ferrari’si’ olarak anılan P.180 Avanti iş jetleri, uçak motorları ve bakım-onarım hizmetleriyle tanınan bir marka. Şirket, İtalya’nın savunma sanayi ekosisteminde stratejik bir role sahip olmasının yanı sıra, 140 yıllık geçmişiyle ülkenin teknoloji altyapısına önemli katkılar sundu. Baykar’ın bu satın almayı gerçekleştirirken finansal değerleme çalışmalarında Pragma Danışmanlık ile iş birliği yaptığı belirtildi.

İtalya’nın İşletmeler ve Made in Italy Bakanı Adolfo Urso, Piaggio Aerospace’in geleceğini güvence altına aldıklarını belirterek, “Altı yıllık bekleyişin ardından Piaggio Aerospace’e bir gelecek sunuyoruz. Ülkemiz için stratejik bir varlık olan bu şirket, uzun vadeli bir üretim perspektifiyle yeniden canlandırılırken, kurumsal yapılar ve iş gücü korunuyor.” şeklinde konuştu.

Bu satın alma ile Baykar, Avrupa havacılık pazarında daha güçlü bir konuma gelmiş oldu. Bunun yanı sıra Baykar tarafından İtalya’da sağlanan istihdamın artırılması ve şirketin üretim kapasitesinin güçlendirilmesi hedefleniyor. Şirket bu hamlesiyle Türk havacılık sektörünün global başarısına bir yenisini eklerken, Piaggio’nun tarihi kimliğini geleceğe taşıyacak bir vizyon ortaya koymuş oldu.

Baykar, 2023 yılında 1.8 milyar dolarlık ihracatla Türkiye’nin en çok ihracat gerçekleştiren ilk 10 firması arasında yer almıştı. ABD merkezli düşünce kuruluşu CNAS’in raporuna göre, Baykar tek başına dünya İHA ihracat pazarının yüzde 60’ını elinde bulunduruyor. Şirket, toplamda 35 ülkeye Bayraktar TB2 ve Bayraktar AKINCI gibi kritik ürünlerin ihracatını gerçekleştiriyor. Bu satın alma ile birlikte, Baykar’ın global havacılık ve savunma sektöründeki etkisini daha da artırması bekleniyor.

Tavus, yapay zeka tabanlı Noel Baba’sını tanıttı!

Tavus’un Ağustos ayında tanıttığı Konuşma Video Arayüzü (CVI) teknolojisiyle geliştirilen Noel Baba avatarı, milyonlarca kişiyle kişisel olarak etkileşim kurabilen bir yapıya sahip.

Tavus, CVI teknolojisinin dünya çapında en hızlısı olduğunu ve bir saniyeden daha az gecikme süresiyle çalıştığını belirtiyor. Ayrıca bu teknoloji, derin öğrenme altyapısı gerektirmeden kolayca entegre edilebiliyor.

Yapay zeka destekli Noel Baba, gerçek zamanlı olarak 30 farklı dilde görme, duyma ve yanıt verme yeteneğine sahip. Kullanıcılar Noel Baba’ya favori Noel filmini sorabilir, dilek listelerini paylaşabilir, tatil bilgisiyle ilgili sorular yöneltebilir veya beklenmedik konular açarak eğlenceli sohbetlere dalabilir.

CVI teknolojisinin sunduğu olanaklar

Tavus, bu Noel Baba avatarını teknolojilerini sergilemek ve geliştiricilerin CVI API’sini keşfetmesini sağlamak amacıyla oluşturdu. Şirket, bu tür teknolojilerin insanların bir araya gelmesini daha anlamlı ve büyülü şekillerde mümkün kılabileceğini vurguluyor.

Tavus’un teknolojisi, sağlık, eğitim, müşteri hizmetleri ve e-ticaret gibi farklı sektörlerde projelere entegre edilebilecek şekilde tasarlandı. Geliştiriciler, GitHub üzerindeki açık kaynak kod havuzundan faydalanarak kendi dijital ikiz deneyimlerini oluşturabiliyor.

Örneğin, Tavus’un bir müşterisi olan Delphi, kişiselleştirilmiş mentorluk ve eğitim platformunda gerçek zamanlı video klonları kullanarak kullanıcılarına birebir rehberlik sunuyor.

Delphi CEO’su Dara Ladjevardian, Tavus’un sunduğu son derece gerçekçi etkileşim deneyiminin güvenilir ve otantik kişisel mentorluk hizmetleri sağlamak için kritik öneme sahip olduğunu ifade etti.

Gelecekteki kullanım alanları

Tavus, CVI teknolojisinin müşteri destek temsilcileri, dijital satış asistanları, kişisel yardımcılar ve teknik danışmanlar gibi çeşitli yapay zeka ajanlarının oluşturulmasında kullanılabileceğini belirtiyor. Bu teknoloji, e-ticaret, devlet hizmetleri, eğitim ve eğlence gibi insan gücünün yeterli olmadığı alanlarda önemli bir çözüm sunuyor.

Tavus, Mart ayında da Phoenix adlı dijital bir model ve geliştirici platformunda video oluşturma araçlarını tanıtmıştı. Bu gelişmeler, yapay zeka tabanlı dijital klonların gelecekte çok daha yaygın kullanılabileceğini gösteriyor.

Tavus’un bu yenilikçi teknolojileri, insanlarla etkileşimde daha insancıl ve doğal bir deneyim sunmayı hedefliyor.

OpenAI, GPT-5’i geliştirme sürecinde önemli zorluklarla karşı karşıya!

OpenAI,18 aydır devam eden projede yüksek maliyetler ve teknik sorunlar nedeniyle beklenen ilerlemeyi sağlayamadı. Şirket CEO’su Sam Altman, GPT-5’in 2024’te piyasaya sürülmeyeceğini doğruladı ve bu durum, OpenAI’in yapay zeka alanındaki hedeflerini ertelemesine yol açtı.

GPT-5’in önündeki en büyük engellerden biri, modelin eğitimi için yeterli miktarda yüksek kaliteli veri bulunamaması. Halihazırdaki internet içeriği, OpenAI’in ihtiyaç duyduğu çeşitlilikte ve kalitede veriyi sağlamaktan uzak. Şirket, bu açığı kapatmak için uzmanlardan yazılım kodları ve matematiksel problemler gibi özel eğitim materyalleri oluşturmasını istedi, ancak bu süreç oldukça yavaş ilerliyor.

Örneğin, GPT-4’ün eğitimi için 13 trilyon token kullanılmıştı. Bu kadar büyük bir veri hacmi toplamak kısa vadede mümkün değil. Benzer şekilde, GPT-5 için gereken veri miktarı da yüksek, ancak mevcut veri kaynakları bu ihtiyacı karşılayamıyor.

Maliyet ve teknik zorluklar

GPT-5’in eğitimi, yalnızca hesaplama gücü açısından 500 milyon dolardan fazla bir maliyete ulaşıyor. Ancak bu devasa yatırım, GPT-4 ile karşılaştırıldığında yalnızca küçük iyileştirmeler sağlayabildi. Bu durum, harcamaları haklı çıkaracak düzeyde bir ilerleme kaydedilmediği anlamına geliyor.

OpenAI GPT-5

İç kriz ve yönetim sorunları

2024 yılı, OpenAI için aynı zamanda önemli iç krizlere sahne oldu. Şirket, Baş Bilim İnsanı Ilya Sutskever ve CTO Mira Murati dahil olmak üzere 20’den fazla üst düzey yöneticisini kaybetti. Bu ayrılıklar, şirketin hem GPT-5 hem de o1 ve Sora gibi diğer projelerine odaklanmasını zorlaştırdı.

Gelecekteki belirsizlik

Microsoft, GPT-5’in 2024 ortasında hazır olmasını bekliyordu. Ancak bu hedefin gerçekleşmeyeceği kesinleşti. OpenAI, yapay zeka geliştirme planlarında önemli bir gecikme yaşarken, GPT-5’in geleceği ve şirketin sektördeki konumu belirsizliğini koruyor.

Sonuç olarak, GPT-5’in geliştirilmesi, yapay zeka modellerinin karşılaştığı veri ve maliyet engellerinin yanı sıra iç organizasyonel zorlukları da ortaya koyuyor. OpenAI’in bu sorunları nasıl aşacağı, gelecekteki başarısını belirleyecek en kritik faktörlerden biri olacak.

Microsoft için 2024’e damga vuran beş büyük olay!

Ancak yıl, ABD hükümetinin büyük teknoloji şirketlerine yönelik artan düzenleyici baskısıyla bir dönüşüm yılı olarak da kayda geçti. İşte 2024’te Microsoft için önemli etkileri olan 5 olay:

1. Copilot ile devam eden başarı ve sorunlar

Microsoft’un genAI entegrasyonu, özellikle Microsoft 365 için Copilot hizmetiyle büyük bir adım attı.

Copilot, kullanıcıların Word ve PowerPoint gibi uygulamalarda taslak oluşturma gibi işlerini kolaylaştırdı. Ancak, sıkça halüsinasyon olarak adlandırılan hatalı bilgiler üretmesi nedeniyle eleştirildi. Şirket, hizmetin potansiyel gelirinin yılda 12 milyar doları bulabileceğini öngörüyor, ancak Copilot’un kalitesinin artırılması gerektiği açık.

2. Güvenlik sorunları ve hükümet eleştirileri

ABD İç Güvenlik Bakanlığı (DHS), Microsoft’un güvenlik politikalarını ağır bir şekilde eleştirdi.

Çinli hackerların üst düzey ABD yetkililerinin hesaplarına erişmesini sağlayan güvenlik açıklarını detaylandıran bir rapor yayımlayan DHS, Microsoft’un güvenlik altyapısını “yetersiz” olarak nitelendirdi. Şirket, güvenlik politikalarını iyileştirme sözü verdi, ancak geçmişte benzer vaatler yeterince etkili olmamıştı.

3. Copilot+ PC’lerin hayal kırıklığı

Microsoft, yapay zekâ destekli Copilot+ PC serisini tanıtarak genAI’i daha verimli kullanmayı hedefledi.

Ancak cihazlar, yüksek fiyatları ve eksik özellikleriyle bekleneni veremedi. “Recall” adlı dosya arama özelliği, güvenlik endişeleri nedeniyle geri çekildi. Bu durum, Copilot+ PC’lerin gelecekteki potansiyelini sorgulanır hale getirdi.

4. Tekelleşme soruşturması

Kasım ayında ABD Federal Ticaret Komisyonu (FTC), Microsoft’a karşı yapay zekâ, bulut hizmetleri ve Teams ürünlerini kapsayan geniş çaplı bir antitröst soruşturması başlattı.

Soruşturma, şirketin ürünlerini paketleme stratejilerinin piyasa rekabetini nasıl etkilediğini incelemeyi hedefliyor. Bu dava, Microsoft’un 1998’deki Windows antitröst davası kadar büyük bir etki yaratabilir.

5. Trump’ın seçilmesi

Donald Trump’ın başkan seçilmesi, Microsoft için önemli belirsizlikler yarattı. Yeni başkan, Microsoft’a yönelik antitröst davalarını durdurabilir veya tam tersine bu baskıyı artırabilir.

Şirketin milyarlarca dolarlık devlet sözleşmelerini onaylaması ya da doğrudan iptal etmesi söz konusu olabilir. Microsoft CEO’su Satya Nadella, Trump ile mesafeli bir duruş sergileyerek şirketin değerlerini korumayı tercih etti. Ancak bu stratejinin 2025’te nasıl sonuçlanacağı belirsizliğini koruyor.

2024 yılı, Microsoft için bir yandan finansal başarı ve teknolojik ilerleme getirirken, diğer yandan önemli riskler ve düzenleyici baskılarla dolu bir yıl olarak hafızalarda kaldı.

Ford, GM ve Toyota, Trump için 1’er milyon dolar bağışlayacak!

Her biri 1 milyon dolarlık bağış yapan Ford, GM ve Toyota, aynı zamanda 20 Ocak’taki etkinlik için araç filoları da tahsis edeceklerini duyurdu.

Ford CEO’su Jim Farley, Reuters’a yaptığı açıklamada, Trump yönetiminin elektrikli araç (EV) üretimini ve satışını artırma çabalarında otomobil üreticilerine destek olmasını beklediklerini ifade etti.

Farley, konu ile ilgili yaptığı açıklamada “Ford’un istihdam profili ve ABD ekonomisindeki önemi göz önüne alındığında, yönetimin bizim görüşlerimize ilgi göstereceğini düşünüyoruz.” dedi. GM CEO’su Mary Barra ise Trump ile ortak hedeflere sahip olduklarını belirterek, “Güçlü bir ekonomi ve sağlam bir üretim tabanı istiyoruz. Otomotiv işlerinin önemi konusunda hemfikiriz. Birlikte çalışabileceğimiz çok alan olduğunu düşünüyorum.” ifadelerini kullandı.

Bununla birlikte, Trump’ın ekibi EV teşviklerini ve fonlarını kesmeyi planlıyor. Ayrıca Meksika ve Kanada’dan yapılan ithalatlara ağır tarifeler getirilmesi önerisi, ABD’nin EV pazarında geride kalmasına yol açabilir.

Rekor bağış toplama kampanyası

Reuters’ın haberine göre, Trump’ın 2017’deki göreve başlama töreni için 106,7 milyon dolar gibi rekor bir bağış toplandı. Bu, Joe Biden’ın 2021’deki töreni için toplanan 61,8 milyon dolarlık bağıştan çok daha yüksek.

Ford, GM ve Toyota’nın yanı sıra Amazon, Meta ve Robinhood Markets gibi dev şirketler de Trump’ın törenine milyonlarca dolar bağış yaptı. OpenAI CEO’su Sam Altman, şahsi olarak 1 milyon dolar bağışlayacağını duyurdu. Bu bağışlar, Trump’ın ABD ekonomik politikasını yeniden şekillendirme planlarından fayda sağlamayı uman şirketlerin ilgisini açıkça gösteriyor.

Trump, bağışçılara 1 milyon dolar ve üzerindeki katkılar için görev başlama etkinliklerine biletler, özel akşam yemekleri ve Trump ile birebir görüşme fırsatları gibi ayrıcalıklar sunuyor.

Elon Musk’ın yapay zeka şirketi xAI, 6 milyar dolar yatırım aldı!

Elon Musk’in xAI şirketi, AI süper bilgisayarları geliştirmek için gerçekleştirdiği son yatırım turunda 6 milyar dolar topladı. Bu, şirketin toplamda 12 milyar dolarlık bir sermaye birikimine ulaşmasını sağladı ve 50 milyar dolarlık bir değerleme ile sektördeki büyüyen rakiplerinden biri olarak konumunu pekiştirdi. Bu yatırım turuna Nvidia, AMD, Andreessen Horowitz, Blackrock, Fidelity, Kingdom Holdings ve Sequoia Capital gibi büyük yatırımcılar katıldı. Yalnızca Musk’ın önceki girişimlerine yatırım yapan kişiler katılabildi ve her yatırımcıdan en az 77,593 dolar yatırım yapması bekleniyordu, ancak çoğu yatırımcının kimliği gizli tutuldu.

Elon Musk’ın yapay zeka şirketi xAI, yeni yatırım turunda 6 milyar dolar topladı

xAI, Colossus adındaki süper bilgisayarını inşa etmiş durumda. Bu süper bilgisayar, şu anda 100.000 Nvidia H100 GPU’suyla çalışıyor ve önümüzdeki aylarda bu sayıyı 200.000’e çıkararak bir milyon GPU’luk dev bir süper bilgisayar inşa etmeyi planlıyor. Bu yatırım turunda toplanan 6 milyar dolar, Nvidia GPU’larından oluşan bir süper bilgisayar almak için yeterli, çünkü her bir işlemci yaklaşık 30.000 dolar fiyatla satılıyor ve GPU’lar, süper bilgisayar kümesinin maliyetinin yaklaşık yarısını oluşturuyor. Daha güçlü süper bilgisayarlarla xAI, OpenAI’nın ChatGPT’si ve Google’ın Gemini’sına karşı üstünlük elde etmek için daha karmaşık dil modelleri eğitebilecek.

Musk, xAI’yi doğrudan OpenAI gibi sektörün liderleriyle rekabet etmeye konumlandırmış durumda. OpenAI ve Microsoft’u, alternatif şirketlerin finansmanını engelleyen rekabeti engelleyici uygulamalarla suçladı. Ayrıca, xAI’nin verileri X platformundan çektiği iddialarına dikkat çekti ve X’in gizlilik politikasındaki son değişiklik sayesinde xAI, kullanıcı tarafından oluşturulan içerikleri kullanarak modellerini eğitebiliyor. xAI, Tesla ve SpaceX gibi Musk’a ait diğer şirketlerin verilerini de AI modellerini geliştirmek için kullanıyor.

xAI, şu anda Grok adını verdiği amiral gemisi AI modeline sahip ve bu model, X Premium kullanıcıları için bir sohbet botu ve görüntü üreteci Flux gibi araçlara güç veriyor. Politik olarak düzgün davranan OpenAI’nin aksine, Grok daha provokatif soruları yanıtlayabiliyor fakat duyarlı konularda bazı sınırlamalara da sahip. Grok şu anda SpaceX’in Starlink internet hizmetinde müşteri hizmetlerine destek veriyor ve xAI, Tesla ile araştırma ve geliştirme için olası iş birliklerini değerlendiriyor. Ancak bazı Tesla hissedarları, Musk’ın kaynakları Tesla’dan xAI’ye yönlendirdiğini ve iki şirketi rakip olarak gördüklerini dile getiriyor.

xAI, yılda yaklaşık 100 milyon dolar gelir elde ediyor ve bu gelir, Anthropic ve OpenAI gibi rakiplerinin milyarlarca dolarlık gelirlerinin oldukça gerisinde kalıyor. Her iki rakip de önemli miktarda finansman sağladı. AI girişim sermayesi faaliyetinin 2024’ün 3. çeyreğinde 31 milyar dolara ulaştığı bildiriliyor ve xAI, gelişimini hızlandırarak bu büyüyen pazardan daha büyük bir pay almak için çalışıyor.

Ay arazi araçları test turu bitti

0

NASA’nın Artemis atılımıyla astronotlar ay yüzeyine inecek ve ayın güney kutbu bölgesinde yaşarken, çalışırken ve bilim yaparken yeni nesil uzay kıyafetleri ve gezginleri kullanacak. Böylelikle Ay yüzeyini her zamankinden daha fazlasını keşfedecek. Yakın zamanda, kurum Houston’daki NASA Johnson Uzay Merkezi’nde Intuitive Machines, Lunar Outpost ve Venturi Astrolab’dan ticari olarak sahip olunan ve geliştirilen üç LTV (Ay Arazi Aracı) üzerinde ilk test turunu tamamladı.

Ay arazi araçları için testler tamamlandı

Devam eden bir yıllık fizibilite çalışmasının parçası olarak, her şirket Eylül ayı sonunda Johnson’a araçlarının statik bir maketini teslim etti, Ekim ayında gezici testlerini başlattı. Aralık ayında Aktif Tepki Yerçekimi Boşaltma Sistemi (ARGOS) test tesisinde ilk test turunu tamamladı. Ay yüzeyinin yerçekimi, Dünya’da deneyimlediğimiz yerçekiminin altıda biri kadardır, bu nedenle bunu taklit etmek için ARGOS, çeşitli azaltılmış yerçekimi simülasyonları için basınçlı uygun nesneleri boşaltabilen analog bir ortam sunar.

NASA’nın mühendislik ekipleri, NASA astronotlarının ve mühendislerinin her bir gezici üzerinde görevler, manevralar ve acil durum tatbikatları gerçekleştirdiği testler gerçekleştirdi. Astronotların test denekleri olarak hareket ettiği bu döngüdeki insan testleri, mürettebat üyelerinin her bir gezicinin tasarım işlevselliği hakkında kritik geri bildirim sağlaması, ekran arayüzlerini ve kontrollerini değerlendirmesi ve olası güvenlik endişelerini veya tasarım sorunlarını belirlemeye yardımcı olması nedeniyle paha biçilmezdir.

LTV proje yöneticisi Steve Munday: “Johnson Uzay Merkezi’nde üç LTV ticari sağlayıcısından da maketler bulundurmaktan heyecan duyuyoruz. Bu, Lunar Terrain Vehicle Services sözleşmesi kapsamındaki ilk büyük test kilometre taşı ve bu şirketlere ihale verildikten sadece dört ay sonra gerçek keşif araçlarının teslim edilmesi dikkate değer” dedi.

Test, NASA astronotları ve mühendislerinin hem NASA’nın Exploration Extravehicular Mobility Unit gezegen prototip uzay giysisini hem de Axiom Space’in Axiom Extravehicular Mobility Unit ay uzay giysisini sırayla giymelerinden oluşuyordu. Test ekipleri, mürettebat, uzay giysileri ve LTV maketleri arasındaki etkileşimleri anlamak için değerlendirmeler gerçekleştirdi.

Güneş’e ilk kez bu kadar yaklaşıldı!

NASA‘nın Parker Solar Probe aracı, Güneş’e şimdiye dek en yakın geçişi gerçekleştirerek bilim ve uzay tarihinde bir dönüm noktasına ulaştı. Araç, yıldızımızın dış atmosferi olan koronaya yalnızca 6,1 milyon kilometre kadar yaklaşarak, adeta Güneş’e dokundu. Ağustos 2018’de fırlatılan bu sonda, Güneş’in ve uzay hava olaylarının detaylı incelemesi amacıyla tasarlandı. Görev kapsamında Parker Solar Probe, 7 yıllık görev süresi boyunca insanlık için bilinmeyenleri aydınlatmak üzere Güneş’in sıcak ve tehlikeli ortamında kritik gözlemler gerçekleştiriyor.

Güneş’e hiç olmadığı kadar yaklaşıldı

Bu tarihi geçiş sırasında Parker’ın ısı kalkanları 930 dereceye kadar çıkan olağanüstü sıcaklıklara dayanarak, sondanın içindeki bilimsel ekipmanların yaklaşık oda sıcaklığında (29°C) korunmasını sağladı. İletişim, aracın aşırı yakınlığı nedeniyle kesilmiş durumda ve sondanın bu kritik süreci hayatta atlatıp atlatmadığı 27 Aralık tarihinde netleşecek.

Güneş'e hiç olmadığı kadar yaklaşıldı.
Güneş’e hiç olmadığı kadar yaklaşıldı.

Sondanın geçiş sırasında saniyede 192 kilometre hıza ulaştığı belirtiliyor ve bu hız, Parker Solar Probe’u bugüne kadar insan eliyle inşa edilen en hızlı nesne haline getirdi. Daha önceki rekorunu 635 bin kilometre/saat hızla kıran araç, bu inanılmaz hızlara Venüs’ün yerçekimini bir sapan gibi kullanarak ulaştı.

Parker Solar Probe, bu tarihi geçişiyle bilim insanlarına Güneş rüzgarlarının nasıl oluştuğu, koronal kütle atımlarının mekanizması ve koronanın yüzeye kıyasla neden daha sıcak olduğu gibi önemli sorulara yanıt bulma fırsatı sunuyor. Bu görev, planlanan üç yakın geçişin ilkiydi ve sıradaki geçişler 22 Mart 2025 ve 19 Haziran 2025 tarihlerinde yapılacak. Araştırmanın sonuçları, Dünya’daki yaşamı etkileyen uzay hava olaylarının daha iyi anlaşılmasını sağlayabilir ve evrenin bu büyük sırrını aydınlatmak adına önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.

NASA, Ay’daki toz sorununa çözüm arıyor!

NASA, Ay’a yönelik uzun vadeli hedeflerine ulaşma yolunda en büyük zorluklardan biri olan Ay regolitine, yani Ay tozuna çözüm bulmaya çalışıyor. Artemis programı kapsamında, Apollo görevlerinden bu yana Ay’a ilk kez insan göndermeye hazırlanan ajans, bu süreçte Güney Kutbu-Aitken Havzası’nda kalıcı yerleşim alanları ve altyapı inşa etmeyi hedefliyor. Ancak Ay tozu, astronot sağlığından teknolojik ekipmanlara kadar geniş bir yelpazede ciddi tehditler oluşturuyor.

NASA, Ay’daki toz sorununa çözüm bulmaya çalışıyor

Ay tozu, keskin ve pürüzlü yapısıyla oldukça aşındırıcı bir malzeme olmasının yanı sıra, elektrostatik yüklenme nedeniyle yüzeylere yapışıyor ve yerçekiminin zayıf olmasıyla kolayca yayılabiliyor. Bu durum, astronotların uzay giysilerini ve uzay araçlarını etkilerken güneş panellerini kaplayarak enerji üretimini azaltıyor, hassas ekipmanların verimini düşürüyor ve termal radyatörleri bloke ederek ekipmanların aşırı ısınmasına yol açıyor. Daha da önemlisi, Ay tozu insan sağlığı için de risk taşıyor; gözlere ve akciğerlere zarar verebilecek potansiyele sahip bu ince partiküller, uzun süreli görevler için ciddi bir engel teşkil ediyor.

Bu sorunlarla başa çıkabilmek adına NASA, Uzay Teknolojisi Misyon Direktörlüğü’ne bağlı Game Changing Development programı kapsamında yenilikçi teknolojiler üzerinde çalışıyor. “Yörünge Altı Roket ile Ay Yerçekimi Simülasyonu” test uçuşu, Ay yerçekimi koşullarını simüle ederek Ay regolitinin davranışını incelemeyi amaçlıyor. Denemeler arasında, Ay tozunun mekanik ve elektrostatik özelliklerini gözlemlemek üzere geliştirilen cihazlar yer alıyor. Örneğin, ClothBot adlı kompakt bir robot, Ay tozunun astronotlar üzerindeki etkilerini analiz etmek için basınçlı bir ortamda çalışacak ve uzay giysisindeki hareketleri simüle edecek. Elektrostatik Toz Fırlatma (EDL) cihazı ise toz parçacıklarının yüklenme ve hareketini ultraviyole ışık ve lazer teknolojileriyle inceleyecek. Ayrıca, daha önce Uluslararası Uzay İstasyonu’nda kullanılan Hermes donanımının yenilenmiş versiyonu Hermes Lunar-G, Ay simülasyon ortamında regolit davranışını detaylı şekilde analiz edecek.

Bu araştırmalardan elde edilen veriler, yalnızca Ay’daki görevler için değil, aynı zamanda gelecekteki Mars misyonları için de kritik öneme sahip. Regolit probleminin aşılması, Ay’da uzun vadeli ve sürdürülebilir bir varlık kurmanın anahtarını oluşturuyor. NASA’nın bu kapsamda yaptığı çalışmalar, insanlığın uzay keşfinde yeni bir dönemi şekillendirebilir.

Tamamen çerçevesiz iPhone modeli ne zaman çıkacak?

0

Apple’ın tamamen çerçevesiz bir iPhone modeli çıkarma hedefi, teknoloji dünyasında uzun süredir konuşulan bir konu olsa da bu hedefin hayata geçmesi için daha zamana ihtiyaç olduğu anlaşılıyor. Güney Kore menşeli The Elec’in haberine göre, Apple uzun yıllardır Samsung Display ve LG Display ile birlikte sıfır çerçeveli bir ekran üzerinde çalışmalar yürütüyor. Ancak, bu projenin henüz üretim aşamasına gelemediği belirtiliyor. İlk planlamalar, böyle bir iPhone’un 2025 veya 2026 yıllarında piyasaya sürülmesini öngörüyordu, fakat mevcut teknolojik engeller nedeniyle bu sürecin en erken 2027’ye kadar uzayabileceği ifade ediliyor.

Tamamen çerçevesiz iPhone modeli ne zaman geliyor?

Apple’ın vizyonunda, çerçevesiz bir iPhone elde etmek için ekranın Apple Watch’ta olduğu gibi kenar kısımlarında eğimli bir tasarıma sahip olması ve bu sayede bir çakıl taşı estetiği oluşturması hedefleniyor. Bununla birlikte, kavisli ekranlar konusunda zorlu kararlar alınması gerekiyor. Apple, görüntünün bozulmaması için ekranı tamamen kavisli hale getirmeyi istemezken, mevcut ekran teknolojilerinin bu kadar hassas bir tasarımı destekleyecek düzeyde olmadığı görülüyor.

Daha önce Samsung, ekranın sağ ve sol kenarlarına kavisli tasarım getirmiş, Çinli üreticiler ise dört tarafında mikro kavisli paneller kullanmayı denemişti. Ancak bu tür tasarımlar, görüntü kalitesinde olumsuz etkiler yaratabiliyor.

Çerçevesiz ekran teknolojisinin karşılaştığı zorluklar da oldukça fazla. OLED panelin devrelerinin ekran altına bükülmesi, anten alanı sağlanırken parazitlerin önlenmesi, ekranın düşmelere karşı dayanıklılığının artırılması ve özellikle yan kısımlardaki görüntü bozulmalarının giderilmesi, üzerinde çalışılması gereken başlıca sorunlar arasında yer alıyor. Tüm bu karmaşık teknik problemler, Apple’ın hayalini kurduğu tamamen çerçevesiz bir iPhone’un gerçekleşmesini bir süre daha erteleyeceğe benziyor.

Dünyanın en büyük basınçlı hava enerji depolama tesisi kurulacak!

0

Çin, enerji sektöründeki yenilikçi hamlelerine bir yenisini ekleyerek dünyanın en büyük basınçlı hava enerji depolama (CAES) tesisini inşa etmeye hazırlanıyor. Jiangsu eyaletindeki Changzhou şehrinde hayata geçirilecek Jintan Tuz Mağarası Basınçlı Hava Enerji Depolama Projesi’nin ikinci aşaması, toplamda 700 MW kapasiteye sahip olacak ve enerji depolama alanında yeni bir dünya rekoru kıracak. Huaneng Enerji Grubu tarafından yönetilen bu proje, hem teknolojik verimlilik hem de çevresel sürdürülebilirlik açısından önemli yenilikler sunacak.

Dünyanın en büyük basınçlı hava enerji depolama tesisi inşa ediliyor

Projenin ikinci aşaması tamamlandığında, 1.2 milyon metreküp depolama hacmine ve iki adet 350 MW gücünde yeni enerji ünitesine ev sahipliği yapacak. Bu yapılar, tesisin toplam enerji depolama kapasitesini tam şarjla 2.8 GWh’ye yükseltecek. Yılda yaklaşık 330 şarj-deşarj döngüsü gerçekleştirilecek olan tesis, enerji ihtiyacının yoğun olduğu anlarda hızlı yanıt vererek hem enerji arzını dengeleyecek hem de çevreye duyarlı bir çözüm sunacak.

İlk aşamada 60 MW gücünde bir CAES ünitesi inşa edilerek elde edilen operasyonel deneyim, ikinci aşama için sağlam bir temel oluşturmuş durumda. Yeni eklenen teknolojilerden biri olan yakıtsız destekleme sistemi, sıkıştırma sırasında ortaya çıkan ısıyı depolayıp yeniden kullanarak enerji dönüşüm verimliliğini yüzde 60’ın üzerine çıkarıyor ve karbon salınımını sıfıra indiriyor. Bu teknoloji, tesisi yalnızca çevresel açıdan değil, ekonomik açıdan da sürdürülebilir kılıyor. Ayrıca, “tek tıkla başlat” kontrol sistemi sayesinde jeneratör başlatma süreleri 20 dakikadan sadece 5 dakikaya düşürülmüş durumda. Bu yenilikler, enerji kullanımının zirveye çıktığı anlarda hızlı yanıt verilmesini sağlayarak şebeke esnekliğini artırıyor.

Basınçlı hava enerji depolama sistemi, fazla elektrik enerjisini basınçlı hava olarak depolayıp ihtiyaç duyulduğunda geri kazandırmayı amaçlayan bir teknoloji. Hava, yerin derinliklerindeki eski tuz mağaralarında veya özel tanklarda depolanarak enerji üretiminde tekrar kullanılabiliyor. Bu sistem, yalnızca enerji güvenliği sağlamıyor, aynı zamanda yenilenebilir enerji kaynaklarının entegre edilmesinde kilit bir rol oynuyor. Çin’in bu dev tesisi, hem küresel enerji sektörüne yön verecek hem de yenilikçi enerji çözümleriyle çevresel etkileri en aza indirecek örnek bir model oluşturacak.

Bilgisayar korsanları kripto hırsızlığı saldırılarını artırdı

0

Kuzey Koreli bilgisayar korsanları bu yıl 1.3 milyar dolar değerinde kripto para çaldı .Blockchain analiz şirketi Chainalysis’in yeni raporuna göre, Kuzey Koreli bilgisayar korsanları 2024 yılında gerçekleşen 47 siber saldırıda 1.34 milyar dolar değerinde kripto para çaldı.

Bilgisayar korsanları kripto para için saldırılarını artırdı

Bu miktar, yıl genelinde çalınan toplam paranın %61’ini temsil ediyor ve bir önceki yıla göre %21’lik bir artışı temsil ediyor. Chainalysis, bu yılki olayların çoğunun Ocak-Temmuz ayları arasında gerçekleştiğini ve bu dönemde 2024 yılı toplam miktarının %72’sinin çalındığını söylüyor.

Raporda, Mayıs ayında gerçekleşen ve 305 milyon doların üzerinde kaybın yaşandığı DMM Bitcoin saldırısı ve Temmuz ayında gerçekleşen ve 235 milyon dolar kayba neden olan WazirX siber saldırısı vurgulanıyor. En çok zarar gören platform türlerine bakıldığında, DeFi platformlarını merkezi hizmetler takip etti.

Analistler, kayıplara bakıldığında özel anahtar ihlallerinin toplam kayıpların %44’ünü oluşturduğunu, güvenlik açıklarından kaynaklanan zararların ise çalınan kripto paraların yalnızca %6,3’ünü oluşturduğunu bildiriyor.

2024 yılında toplam olay sayısı 303’e ulaşarak rekor kırsa da toplam kayıp rakamı ilk kez görülmüyor. Zira 2022, 3,7 milyar dolarla en fazla hasarın yaşandığı yıl olmaya devam ediyor.Bu, güvenlik denetimlerinin platformlardaki istismar edilebilir kusurları azaltmada önemli bir etkiye sahip olduğunun bir işaretidir. Ancak, özel anahtarların işlenmesinde daha sıkı güvenlik uygulamalarının uygulanması gerekir.

Devlet destekli Kuzey Koreli bilgisayar korsanları, ülkelerinin silah geliştirme programını bulmak için gelir elde etmenin bir yolu olarak sistematik olarak kripto para sahiplerini, platformlarını ve yatırımcılarını hedef alıyor.Bu yıl elde ettikleri gelir, 2022’de 1.1 milyar dolar olan önceki rekoru kırarak 1.3 milyar dolara ulaştı.

Chainalysis’in raporunda, “2023 yılında Kuzey Kore bağlantılı bilgisayar korsanları 20 olayda yaklaşık 660,50 milyon dolar çaldı; 2024 yılında bu rakam 47 olayda çalınan 1,34 milyar dolara çıktı; bu da çalınan değerde %102,88’lik bir artış anlamına geliyor” ifadeleri yer alıyor. Analistler ayrıca, Kuzey Koreli bilgisayar korsanlarının 2024 yılında daha sık saldırılar gerçekleştirdiğini, bunun da büyük ölçekli saldırılar gerçekleştirme kapasitesinin daha yüksek olduğunu gösterdiğini belirtiyor.

DMM Bitcoin soygununun, blockchain kanıtlarının analizi ve Japon borsasından coin karıştırma servislerine giden para akışına dayanarak Kuzey Koreli bilgisayar korsanlarına atfedildiği belirtiliyor.

Güncel olmayan sistemler saldırılara davet çıkarıyor

0

Gen, yakın zamanda yayınladığı 2024 Üçüncü Çeyrek Tehdit Raporu’nda siber tehditlerin artan karmaşıklığını ortaya koyan endişe verici eğilimlere dikkat çekiyor. Siber suçlular yöntemlerini geliştirdikçe yapay zekanın ikili rolünün belirginleştiğini vurguluyor.

Güncel olmayan sistemler kullanıcıları zor durumda bırakıyor

Yapay zeka, gerçekçi deepfake’leri ve son derece ikna edici kimlik avı kampanyalarını yaygınlaştırarak saldırıları güçlendirmek için silah olarak kullanılabilirken, yapay zeka araçları aynı zamanda önemli bir savunma mekanizması olarak da hizmet ediyor. Siber tehditlerin giderek daha karmaşık hale gelmesi ve tespit edilmesinin zorlaşmasıyla birlikte hassas bilgilerin korunması için farkındalık ve proaktif önlemlerin alınması önem kazanıyor.

Siber suçlular, milyonlarca kişiyi güvenliklerini tehlikeye atmaya kandırmak için giderek daha fazla sosyal mühendislik taktikleri kullanıyor. Çeyrek üzerinden çeyrek, bireyleri kendi cihazlarına istemeden kötü amaçlı yazılım yüklemeye kandırmak için psikolojik manipülasyon kullanan “Kendini Dolandırma Saldırıları”nda %614’lük bir artış oldu .

Saldırganlar, ücretli yazılımlara ücretsiz erişim sağladığını iddia eden YouTube gibi popüler platformlarda paylaşılan sahte öğreticiler kullanarak kullanıcıları talimatları takip etmeye teşvik edecektir. Ancak, kurbanlar istemeden bunun yerine kötü amaçlı programlar indirir.

ClickFix Dolandırıcılığı olarak bilinen bir diğer taktik ise sahte teknik çözümler sunarak ve ardından kullanıcılara kötü amaçlı kodları komut istemlerine kopyalayıp yapıştırmaları talimatını vererek, farkında olmadan saldırganların sistemlerinin kontrolünü ele geçirmesini sağlamak suretiyle kurbanları kandırmak. Benzer şekilde, sahte CAPTCHA istemleri, kullanıcıları zararlı kodları sistemlerine yapıştırmaya yönlendiren standart doğrulama adımları olarak gizlenmiş şekilde ortaya çıkmıştır. Kendilerini temel yazılım güncellemeleri olarak sunan sahte güncellemeler, yüklendikten sonra yönetici ayrıcalıkları elde etmek için gizlenmiş kötü amaçlı yazılımlarla yüklü olarak kullanıcılara gönderilmektedir.

Veri çalan kötü amaçlı yazılımlar ve fidye yazılımları, bilgi hırsızlarının %39 oranında artmasıyla artış gösterdi. Örneğin Lumma Stealer etkinliğini %1154 oranında artırdı.

Apple varsayılan uygulama davasında haksız mı çıkacak?

0

Apple şu anda Google’ın değerinin 1.5 katı değerinde olabilir, ancak dünyanın en değerli şirketinin tıklamaya devam etmek için dünyanın en büyük arama motoruyla ilişkisine ihtiyacı var. Bu, Apple varsayılan uygulama politikasının bir parçasıdır. Apple’ın Adalet Bakanlığı’nın Google’a karşı açtığı antitröst davasının ceza aşamasına katılmak için belgeler sunduğunda açıkça görüldü. Arama devi, Ağustos ayında bu davayı kaybetti ve şimdi hükümetle hangi çözümlerin uygun olduğu konusunda mücadele ediyor. Adalet Bakanlığı’nın, şirketi parçalamak, Google’ın potansiyel rakiplerine önemli arama ve kullanıcı verilerini sunmaya zorlamak ve Google’ın Apple gibi ortaklarına yaptığı ödemeleri durdurmak gibi uzun bir istek listesi var.

Apple varsayılan uygulama davasında Google’la ilişkileri bozmak istemiyor

Sadece Apple’a yapılan ödemelerin artık yıllık yaklaşık 20 milyar dolara eşit olduğu ve Google’ı iPhone gibi cihazlarda varsayılan arama motoru haline getirdiği bildiriliyor. Apple, dosyasında belirli bir miktarı doğrulamadı, ancak şirketin “ticari çıkarlarını korumak” zorunda hissettiğini söyledi. Analistler, Google’dan yapılan ödemelerin, bu geliri elde etmek için nispeten düşük bir artımlı maliyet göz önüne alındığında, Apple için neredeyse saf kâr olduğunu tahmin ediyor. Apple için 20 milyar dolar, şirketin Eylül ayında sona eren mali yılı için bildirilen faaliyet gelirinin yaklaşık %16’sına denk geliyor.

Ancak Apple’ın iddiası kendi net gelirinin ötesine geçiyor. ŞirketBu nedenle, Apple varsayılan uygulama davasında, Google’ı cihazlarında bir arama seçeneği olarak hariç tutmanın, “Google’ın ürününü ezici bir şekilde tercih eden” tüketicilere zarar vereceğini belirtti. Ancak Google’ı ayrıcalık için ödeme yapmadan dahil etmek, arama pazarının baskın oyuncusuna büyük bir kazanç sağlayarak “pazarda ters bir sonuç” yaratacaktır.

Yaklaşık 3.9 trilyon dolarlık piyasa değeri, Google’ın ana şirketi Alphabet’in şu anda sahip olduğu 2.4 trilyon doları gölgede bırakan Apple, Google’ın işine girmenin de ağır bir yük olacağını açıkça belirtti. Bu noktada, Apple varsayılan uygulama stratejisi önemlidir. Dosyada: “Apple diğer büyüme alanlarına kendini adamıştır ve önemli riskli bir alanda önemli maliyetler üstlenmek istememektedir. Apple’ın şu anda genel aramaya yatırım yapması beklenemez, çünkü yapay zeka gelişmeleri, uygulanabilir bir [genel arama motoru] geliştirilmeden önce herhangi bir çabayı ortadan kaldırabilir” yazıyor.

Çin, çip üretiminde geri mi kaldı?

0

Hollandalı litografi ekipman üreticisi ASML‘nin CEO’su Christophe Fouquet, Çin’in yarı iletken endüstrisinde kaydettiği ilerlemelerden övgüyle bahsederken, bu alandaki teknoloji açığının Batı’ya göre hala 10-15 yıl geride olduğunu ifade etti. SMIC ve Huawei gibi Çinli şirketler, son yıllarda büyük adımlar atmış olmalarına rağmen, gelişmiş EUV litografi araçlarına sahip olmadıkları için en ileri teknoloji çipleri üretemiyorlar. Mevcut durumda, SMIC sınıfının en iyisi olarak kabul edilen DUV araçlarını kullanarak üretim yapabiliyor, ancak bu ekipmanlar, Intel, TSMC ve Samsung gibi küresel devlerin kullandığı teknolojilere ulaşmada yetersiz kalıyor.

Çin, çip üretiminde geri kalmış olabilir

Fouquet, NRC’ye verdiği röportajda ABD’nin, ASML’nin EUV araçlarının Çin’e ihracatını yasaklamasının bu teknoloji açığını daha da genişlettiğini belirtti. Wassenaar Düzenlemesi kapsamında, ASML’nin EUV makineleri Çin’e göndermesi yasaklanmış durumda ve bu araçların Çin’de kullanılabilmesi kısa vadede mümkün görünmüyor. Yine de şirket, SMIC ve Huawei gibi müşterilerine gelişmiş DUV ekipmanlarını tedarik ederek bu süreçte önemli bir gelir elde etmeye devam ediyor. SMIC’in bu makinelerle 7nm sınıfı çipler üretmesi, Çin’in bazı teknolojik engelleri aşmasına yardımcı olsa da EUV eksikliği, küresel rekabeti büyük ölçüde etkiliyor.

Çin, çip üretiminde geri kalmış olabilir.
Çin, çip üretiminde geri kalmış olabilir.

Huawei ve Çinli ortakları, kendi EUV litografi makinelerini geliştirmek amacıyla bağımsız çalışmalar yürütüyor. Ancak, bu teknoloji ekosisteminin sıfırdan oluşturulmasının en az 10-15 yıl süreceği tahmin ediliyor. ASML’nin kendi EUV araçlarını ticari olarak kullanılabilir hale getirmek için 20 yıldan fazla bir süre harcadığı düşünüldüğünde, Çin’in bu süreçte karşılaşacağı zorluklar oldukça karmaşık görünüyor. Batılı şirketler, bu sırada daha gelişmiş olan High-NA EUV ve Hiper-NA EUV teknolojilerine geçiş yapmaya hazırlanıyor.

Bunun yanı sıra, ABD’nin ASML üzerindeki baskısı yalnızca EUV ile sınırlı kalmayıp, gelişmiş DUV sistemlerinin bakım ve onarımına da uzanıyor. ABD hükümeti, bu sistemlerin Çin’de faaliyetlerine devam etmesinin engellenmesini talep ederken, Hollanda bu konuda şimdilik bir kısıtlama getirmeyi reddediyor. ASML, makinelerinin kontrolünü Çin’de elinde tutmaya çalışarak hem teknolojisini korumayı hem de hassas bilgilerin sızdırılmasını önlemeyi hedefliyor. Ancak, Çinli şirketlerin ana akım DUV makinelerini kopyalama ihtimali, gelecekte ASML’nin karşılaşabileceği en büyük risklerden biri olarak öne çıkıyor.

Türkiye, yenilenebilir enerji yatırımlarıyla büyük tasarruf sağladı!

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı Zafer Demircan, Geleceğin Enerjisi ve Depolama Kongresi’nde yaptığı konuşmada, Türkiye’de yenilenebilir enerji yatırımlarının doğal gaz ithalatının azaltılmasında büyük bir etkisi olduğunu vurguladı. Demircan, yenilenebilir enerji kurulu gücünün hidroelektrik santrallerle birlikte 67 GW’ı aştığını belirtti ve bu yatırımlar sayesinde şimdiye kadar 132 milyar dolarlık doğal gaz ithalatının engellendiğini açıkladı. Bunun yanı sıra, Türkiye’nin 20 yıllık reformları sayesinde enerji sektöründe 890 milyon ton karbon emisyonunun azaltıldığına dikkat çekti.

Türkiye, yenilenebilir enerji yatırımlarıyla önemli bir tasarruf sağladı

Demircan, Türkiye’nin enerji ithalatında hala yüksek maliyetlerle karşı karşıya olduğunu ifade ederek, geçen yıl 60 milyar dolar, bu yıl ise 50 milyar dolarlık enerji ithalatı gerçekleştirildiğini belirtti. Türkiye’nin enerji stratejisinde kaynak çeşitliliğine önem verildiğini dile getiren Demircan, yenilenebilir enerjideki yerli kaynak ağırlığının artırılması gerektiğinin altını çizdi. Ayrıca nükleer enerjiyi karbon sıfır hedefine ulaşmak için en temiz enerji kaynaklarından biri olarak gördüklerini ve bu kapsamda Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin ilk ünitesinin devreye alınması için çalışmaların sürdüğünü belirtti. Sinop ve Kıyıköy’deki nükleer projelerin de ilerleyen dönemde enerji stratejisine katkı sağlayacağını ifade etti.

Türkiye, yenilenebilir enerji yatırımlarıyla önemli bir tasarruf sağladı.
Türkiye, yenilenebilir enerji yatırımlarıyla önemli bir tasarruf sağladı.

Demircan, güneş ve rüzgar enerjisi projelerinde özel sektör yatırımları ile önemli mesafeler katedildiğini, bu yatırımların kapasitesinin 31 GW’a ulaştığını söyledi. Halihazırda 70 GW’a yakın bir kapasitenin ön lisans ya da lisans aşamasında olduğunu ve bunun 34 GW’lık kısmının depolamalı rüzgar ve güneş enerjisi projelerinden oluştuğunu belirtti. Ocak ve şubat aylarında gerçekleştirilecek güneş ve rüzgar YEKA ihaleleri ile sektöre ivme kazandırılacağını açıkladı. Ayrıca izin süreçlerini hızlandırmaya yönelik bir kanun değişikliği hazırlığının tamamlanmak üzere olduğunu, mevcutta yaklaşık 48 ay süren izin süreçlerini 24 aya indirmeyi hedeflediklerini ekledi.

Türkiye’nin mevcut enerji iletim altyapısını güçlendirme çalışmalarına da değinen Demircan, mevcutta 75 bin kilometrelik bir iletim hattı bulunduğunu ve bunu 90 bin kilometreye çıkarmayı planladıklarını dile getirdi. Bu doğrultuda önümüzdeki 10 yıl boyunca 28 milyar dolarlık bir yatırımın iletim hatları için kullanılacağını söyledi. Bu yatırımlarla sistemi desteklemeyi, enterkonneksiyon kapasitesini artırmayı ve komşu ülkelerle iş birliğini güçlendirmeyi planladıklarını belirtti. Ayrıca, enerji sistemine yönelik depolama yeteneklerini geliştirerek daha sürdürülebilir bir yapı oluşturmayı hedeflediklerini ifade etti.