Microsoft ARM cihazlar için Windows 11 ISO’yu yayınladı

MicrosoftQualcomm’un Snapdragon X Elite işlemcisiyle uyumlu Windows 11’i ARM tabanlı cihazlara sorunsuz bir şekilde yükleyebilmek için uzun zamandır beklenen ISO dosyasını nihayet yayınladı. Daha önce ARM cihazlarında Windows 11 kullanmak isteyenlerin Windows Insider Programı’na katılmaları ve birçok karmaşık aşamadan geçmeleri gerekiyordu. Ancak Snapdragon X Elite gibi güçlü ARM tabanlı işlemcilerin piyasada popüler hale gelmesiyle birlikte Microsoft, ARM cihaz kullanıcıları için Windows 11’in resmi ISO sürümünü sunarak önemli bir adım attı.

Windows 11’i ARM cihazların yüklemek artık daha kolay

Artık ARM tabanlı cihazlar için Windows 11’i Microsoft’un resmi web sitesinden indirebilirsiniz5 GB’ın biraz üzerinde boyuta sahip olan bu dosya, hem USB yükleme diski oluşturmak hem de sanal makine kurulumları için kullanılabiliyor. Rufus gibi bir program yardımıyla ISO dosyasını bir USB belleğe yükleyerek ARM cihazınıza Windows 11’i yüklemek oldukça kolay hale geliyor.

Ancak bazı cihazlarda, özellikle Snapdragon X Elite dışındaki eski Snapdragon işlemcileri kullanan cihazlarda, ek sürücülere ihtiyaç duyulabiliyor. Bu cihazlarda Windows 11’in sorunsuz çalışabilmesi için üreticilere ait özel sürücülerin manuel olarak yüklenmesi gerekebiliyor. Öte yandan, Raspberry Pi 5 üzerinde yapılan testlerde, mevcut Windows 11 ARM ISO dosyasının bu cihaza henüz yüklenemediği belirtiliyor.

ARM cihazlar için Windows 11’in yayınlanması, özellikle ARM tabanlı bilgisayarların geleceği için önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Microsoft’un bu hamlesi, ARM mimarisinin daha geniş bir kullanıcı kitlesi tarafından benimsenmesine ve yaygınlaşmasına katkı sağlayacak.

NASA’da büyük işten çıkarma!

NASA’nın Güney Kaliforniya’daki ünlü araştırma merkezi Jet İtki Laboratuvarı (JPL), bütçe kısıtlamaları nedeniyle işgücünde kesintiye giderek 325 çalışanın işine son verecek. NASA’da büyük işten çıkarma olayı yaşanıyor. JPL yönetimi tarafından yapılan açıklamaya göre, işten çıkarmalar laboratuvarın teknik, iş ve destek birimlerinde gerçekleşecek. Yetkililer, bu kararın NASA’nın bütçesine bağlı kalmak adına zorunlu ancak acı verici bir düzenleme olduğunu ifade etti. Bu son işten çıkarma hamlesi, JPL’nin bu yıl içinde aldığı ikinci büyük kesinti kararı olmasıyla dikkat çekiyor.

JPL, NASA tarafından federal olarak finanse edilse de, laboratuvarın yönetimi Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü (Caltech) tarafından sağlanıyor. JPL Direktörü Laurie Leshin, çalışanlara gönderdiği bir notta, “Daha düşük bütçelerle çalışmak zorundayız, bu yüzden kemerleri sıkmak zorunda kaldık,” diyerek bütçe kesintilerinin zorunluluğuna dikkat çekti. Bu karar, NASA’da büyük işten çıkarma sürecini daha da önemli kılıyor. Leshin ayrıca, bu kararın geçen hafta yapılan başkanlık seçimleriyle bir ilgisinin olmadığını belirtti. İşten çıkarmalar sonrası JPL’de yaklaşık 5.500 düzenli çalışan kalacak ve gelecekte daha fazla kesinti olup olmayacağı belirsizliğini koruyor.

Bu işten çıkarmalar, laboratuvarda bu yıl yaşanan ikinci büyük işten çıkarma dalgası olarak öne çıkıyor. NASA’da büyük işten çıkarma gerçekleştiğinde, çalışanlar durumu metanetle karşıladı. Şubat ayında da yaklaşık yüzde 8’lik bir kesinti yapılmış, 530 çalışan ve 40 yüklenici işten çıkarılmıştı. O dönemde özellikle Mars Sample Return (MSR) gibi yüksek maliyetli projelerin finansmanında yaşanan zorluklar, bu kesintilerde etkili olmuştu.

Mars Sample Return (MSR) projesi, NASA’nın uzun vadeli ve yüksek bütçeli projeleri arasında yer alıyor. Perseverance tarafından Mars yüzeyinden toplanan örneklerin 2030’lu yıllarda Dünya’ya getirilmesini hedefleyen MSR projesinin maliyetinin 8 ila 11 milyar dolar arasında olması, projenin bütçe açısından sürdürülebilirliği konusunda soru işaretleri yarattı. Bu nedenle MSR projesi yeniden değerlendirilmeye alınarak finansman durumu gözden geçirildi.

NASA’nın uzay araştırmaları ve bilimsel keşiflerde önemli bir rol oynayan JPL, birçok yüksek profilli robotik uzay görevine ev sahipliği yapıyor. NASA’da büyük işten çıkarma yaşandığında, birçok projede duraksama olabileceği endişesi doğdu. JPL’nin bu işten çıkarmalar sonrası nasıl bir strateji izleyeceği ve projelerin bütçe planlamalarının nasıl şekilleneceği merakla bekleniyor.

Apple 3,8 milyar dolarlık bir dava ile karşı karşıya!

3 milyar sterlin tazminat talep edilen bu davada, Apple tarafından, şirketin bulut hizmeti iCloud’a haksız bir ayrıcalık tanıdığı ve kullanıcıları yüksek fiyatlar ödemeye zorladığı öne sürülüyor.

Which?, Apple’ın iOS işletim sistemindeki hakimiyetini kullanarak bulut depolama pazarında adaletsiz bir avantaj sağladığını iddia ediyor.

Yapılan basın açıklamasında, “iOS bir tekele sahip ve Apple’ın işletim sistemlerini kontrol ediyor. Apple’ın bu hakimiyeti bulut depolama pazarı gibi ilgili pazarlarda haksız bir avantaj elde etmek için kullanmaması gerekiyor. Ancak olan tam olarak bu.” ifadesi yer aldı. Özellikle fotoğraf, not ve mesaj gibi verilerin 5GB’lik ücretsiz depolama sınırını aşması durumunda, kullanıcıların ücretli iCloud hizmetine yönlendirildiği vurgulandı.

Which?, ayrıca Apple’ın kullanıcıların iPhone’larındaki tüm verileri üçüncü taraf sağlayıcılara aktarmasını zorlaştırdığı ve böylece rekabeti engellediğini belirtti. Apple’ın bu yıl İngiltere’deki iCloud ücretlerini %20 ila %29 arasında artırdığına dikkat çekildi.

Bu nedenle, etkilenen her bir kullanıcıya, abone oldukları süreye bağlı olarak ortalama 70 sterlin tazminat ödenmesi talep ediliyor.

Apple’ın yanıtı ve alternatiflerin var olduğu iddiası

Apple sözcüsü Tom Parker, şirketin müşterilerine seçenek sunduğunu ve kullanıcıların iCloud’u kullanmak zorunda olmadığını ifade etti.

Parker, birçok Apple müşterisinin iCloud dışında üçüncü taraf bulut hizmetlerine yöneldiğini ve iCloud+’ın gereksiz olduğunu düşündüğünü belirtti. Ayrıca, Apple’ın veri aktarımını mümkün olduğunca kolaylaştırmak için çaba gösterdiğini ve iCloud’un fiyatlandırmasının diğer bulut depolama sağlayıcılarıyla benzer seviyelerde olduğunu savundu.

Apple’a karşı Mart ayında ABD’de de benzer bir dava açılmış ve şirket bu davayı düşürme talebinde bulunmuş ancak başarılı olamamıştı.

Toplu davanın İngiltere’deki aşamaları ve Which?’in talepleri

Dava İngiltere’de opt-out şeklinde toplu dava olarak açılıyor; yani İngiltere’deki kullanıcılar dava kapsamında otomatik olarak yer alıyor.

Ancak İngiltere dışındaki kullanıcılar davaya dahil olmak istiyorsa, aktif olarak başvuruda bulunmaları gerekiyor. Dava, Which?’in kar amacı gütmeyen bir kuruluş olmasına rağmen, küresel dava fonu şirketi Litigation Capital Management (LCM) tarafından finanse ediliyor.

Dava sonucunda, İngiliz Tüketici Hakları Yasası’na göre 2015’ten itibaren iCloud hizmeti almış tüm kullanıcılar tazminat talep etme hakkına sahip olacak. Which? CEO’su Anabel Hoult, Apple’ın İngiliz tüketicilere zarar verdiğini ve bu tür adımların tüketicilerin haklarını koruma ve piyasayı daha rekabetçi hale getirme amacı taşıdığını vurguladı.

Which?, Apple’ın mahkemeye gitmeden davayı çözmesini önererek, tüketicilere tazminat ödemesi ve iOS kullanıcılarının diğer bulut hizmetlerine geçişini kolaylaştırmasını talep ediyor.

Artan rekabet davaları

Büyük teknoloji şirketlerine yönelik benzer rekabet davalarının son yıllarda artması dikkat çekiyor. İngiltere’de geçen yıl Apple’a yönelik bir başka toplu dava, App Store ücretleri nedeniyle geliştiriciler adına açılmıştı.

Aynı yıl Amazon ve Apple, fiyat konusunda gizli anlaşma yaptıkları gerekçesiyle bir başka davaya daha dahil olmuştu. Bu tür davalar, teknolojik inovasyonlar ve kullanıcı hakları arasında adil dengeyi sağlama çabasının devam ettiğini gösteriyor.

Çin, yeni nesil savaş uçağını tanıttı!

Çin, Zhuhai’deki 15. Çin Uluslararası Havacılık ve Uzay Fuarı’nda “White Emperor” veya “Baidi” adıyla tanıtılan, 6. nesil bir savaş uçağı olarak görülen yeni bir modeli tanıttı. Çin Havacılık Endüstrisi Kurumu (AVIC) tarafından geliştirilen bu uçak, Çin Halk Kurtuluş Ordusu Hava Kuvvetleri (PLAAF) için tasarlanıyor ve “uzay-hava savaşçısı” olarak adlandırılıyor.

Çin, yeni nesil savaş uçağını görücüye çıkardı

Baidi, süpersonik hız kapasitesine ve uzay operasyonları gerçekleştirebilme yeteneğine sahip bir yapıya sahip. Fuarda sergilenen model işlevsel bir prototip olmasa da uçak, geniş iç silah bölmesiyle dikkat çekiyor. Bu özellik, daha büyük hava-yer mühimmatları taşıma ve böylece operasyonel esneklik sağlama amacı taşıyor.

Çin, yeni nesil savaş uçağını görücüye çıkardı.
Çin, yeni nesil savaş uçağını görücüye çıkardı.

Baidi’nin aerodinamik yapısı ve keskin açılı tasarımı, radar görünmezliği sağlamak için stealth teknolojisine uygun olarak geliştirilmiş. Burun yapısı, minimum türbülans yaratacak şekilde tasarlanmış olup, çok bölmeli ve koyu renkteki kokpit kanopisi radar yansımalarını azaltarak pilota kızılötesi ve lazerle hedef alınmayı zorlaştıran bir koruma sağlıyor. Uçağın kompakt, delta kanat yapısı çevik manevralar için optimize edilmişken, çift motorlu egzoz sistemi, ısı dağılımını sağlayarak kızılötesi tespit edilme riskini azaltıyor. Kanat ve burun bölgesinde yer alan sensörler ise çevresel veriler ve düşman sistemlerinin izlenmesi için yüksek teknolojili anten sistemlerini içerebileceği düşünülüyor.



White Emperor, insanlı bir 6. nesil uçak olarak tasarlanmış olsa da konsept aşamasında bulunuyor ve elektronik savaş platformu işlevi de üstlenebilir. Böylelikle savaş alanında üstün bir stratejik avantaj sağlama potansiyeli taşıyor. Uçağın insansız olabileceği yönünde spekülasyonlar da olsa, Çin’in bu modeli pilotlu bir sistem olarak değerlendirdiği anlaşılıyor. Bu yeni nesil uçak, yüksek durum farkındalığı ve kapsamlı savaş istihbaratı sağlayarak Çin’in havacılık alanında önemli bir atılım yaptığını gösteriyor.

Termal macundan daha iyi soğutma sağlayan malzeme geliştirildi!

0

Texas Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, geleneksel termal macunlardan daha iyi bir soğutma performansı sunan yeni bir termal arayüz malzemesi (TIM) geliştirdi. Bu yenilikçi malzeme, galinstan adlı bir sıvı metal alaşımının seramik alüminyum nitrit ile birleşiminden oluşuyor ve mevcut ticari soğutuculardan %72’ye kadar daha etkili bir performans sergiliyor. Laboratuvar testlerine göre, bu yeni TIM, Thermalright ve Thermal Grizzly gibi sıvı metal soğutuculara kıyasla %56 ila %72 oranında daha iyi bir ısı dağıtımı sağladı ve sadece 16 cm²’lik bir alandan 2.760 watt’a kadar ısıyı uzaklaştırabildi.

Termal macundan daha iyi soğutma sağlayan malzeme üretildi

Bu malzeme, soğutma sistemlerinin performansını artırırken, aynı zamanda veri merkezleri için büyük bir enerji tasarrufu potansiyeli sunuyor. Araştırmacılar, bu gelişmiş TIM’in soğutma fanları ve pompaları için gereken enerji tüketimini %65’e kadar azaltabileceğini belirtti.

Termal macundan daha iyi soğutma sağlayan malzeme üretildi.
Termal macundan daha iyi soğutma sağlayan malzeme üretildi.

Veri merkezlerinde yıllık enerji tüketiminin %40’ının soğutma için harcandığı düşünüldüğünde, bu yeni malzeme soğutma ihtiyaçlarını %13, genel enerji tüketimini ise en az %5 oranında azaltabilir. Bu sayede karbon salınımı ve operasyonel maliyetlerde de önemli düşüşler elde edilebilir.

Şu an için sadece küçük ölçekli testleri tamamlanan bu malzemenin piyasaya çıkış tarihi belirsiz. Ancak, araştırma ekibi, veri merkezi ortaklarıyla daha büyük üretim testleri üzerinde çalışıyor. Bu nedenle, bu sıvı metal tabanlı termal arayüz malzemesi önce büyük ölçekli sunucu tesislerinde kullanıma girecek ve sonrasında kişisel bilgisayarlara uyarlanabilecek.

ABD, nükleer enerji kapasitesini 3 katına çıkarıyor!

0

ABD, 2050 yılına kadar nükleer enerji kapasitesini üç katına çıkarmayı hedefleyen iddialı bir plan açıkladı. Bu strateji kapsamında, 200 gigawatt ek nükleer kapasite devreye alınarak 2020 seviyelerine kıyasla büyük bir artış sağlanması amaçlanıyor. Artan karbonsuz enerji talebiyle birlikte, 7/24 enerji üretme kapasitesine sahip olan nükleer enerji, giderek daha fazla ilgi görüyor. ABD’nin bu hamlesi, temiz enerjiye geçişte nükleerin merkezi bir rol oynamasını öngörüyor.

ABD, nükleer enerji kapasitesini tam 3 katına çıkaracak

Beyaz Saray, nükleer kapasiteyi artırmak için yeni reaktörler inşa etmenin yanı sıra mevcut tesisleri yenilemeyi ve kapalı santralleri tekrar devreye almayı planlıyor. Kısa vadede, önümüzdeki on yıl içinde 35 gigawatt kapasitenin kullanıma alınması hedefleniyor. Beyaz Saray İklim Danışmanı Ali Zaidi, son dört yılda ABD’nin bu projeyi uygulayacak sanayi kapasitesini oluşturduğunu ve nükleer enerji önündeki engellerin azaltılması yönünde büyük adımlar atıldığını belirtti. Zaidi, yerli yakıt arzı, iş gücü yetersizliği ve düzenleyici altyapı gibi temel sorunların çözüme kavuştuğunu da ifade etti.

Temmuz ayında onaylanan yeni bir yasa, ABD Nükleer Düzenleme Komisyonu’na gelişmiş reaktörler ve yeni yakıt türleri için ek yetkiler sağladı. Bu sayede, nükleer santral inşaatlarının daha hızlı ve düşük maliyetle gerçekleştirilmesi hedefleniyor. ABD’nin bu hamlesi, önümüzdeki COP29 iklim zirvesi öncesinde karbon emisyonlarını azaltma kararlılığını da pekiştiriyor. Biden yönetimi, geçen yılki Birleşmiş Milletler İklim Konferansı’nda 2050’ye kadar nükleer kapasiteyi üç katına çıkarma taahhüdünü yinelemişti.

ABD, bu nükleer hedeflerine büyük reaktörlerin yanı sıra küçük modüler reaktörler ve mikro reaktörlerle ulaşmayı planlıyor. Mevcut 94 reaktörlük nükleer filosu, genelde gigawatt ölçeğinde ve düşük oranda zenginleştirilmiş uranyum (LEU) kullanan hafif su soğutmalı büyük reaktörlerden oluşuyor. 2023 yılı itibarıyla nükleer enerji, ABD’nin kurulu elektrik kapasitesinin yaklaşık 100 gigawattını ve toplam elektrik üretiminin %18’ini oluşturuyordu.

Yeşil dönüşümle iş dünyasına 400 milyon dolar destek

0

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Dünya Bankası iş birliğiyle 400 milyon dolarlık bütçeye sahip Sosyal Olarak Kapsayıcı Yeşil Geçiş (SoGreen) Projesi’ni başlattı. Proje, Türkiye’nin 81 ilinde kadınlar, genç girişimciler ve KOBİ’lere yönelik kapsayıcı yeşil dönüşüm çalışmalarını kapsıyor.

Bakan Mehmet Fatih Kacır, proje kapsamında 26 Kalkınma Ajansı’nın çeşitli destek programlarıyla yeni istihdam alanları oluşturacağını ve yerel kalkınma süreçlerinin destekleneceğini açıkladı. SoGreen Projesi çerçevesinde mikro, küçük ve orta ölçekli işletmelere faizsiz finansman desteği sağlanacak.

Kadınlar ve genç girişimciler için kuluçka hibeleri sunulacak. Mikro işletmeler, kooperatifler ve üretici birliklerine hızlandırıcı hibe desteği verilecek. Ayrıca yeşil dönüşüm ve istihdam altyapı projelerine de hibe desteği sağlanacak. Kalkınma ajansları her bölgede “Yeşil Dönüşümde Ekonomik Fırsatlar Analizi” hazırlayarak yerel potansiyelleri belirleyecek ve bu analizler doğrultusunda projeleri yönetecek.

KOBİ’lere toplam 179,6 milyon dolar faizsiz finansman desteği verilecek. Mikro işletmeler, kooperatifler ve üretici birlikleri için 16 milyon dolarlık hızlandırıcı hibe desteği ayrıldı. Kadınlar ve genç girişimciler için toplam 16 milyon dolarlık kuluçka desteği sağlanacak. Yeşil kalkınmayı destekleyen 175 altyapı projesine 172,6 milyon dolar hibe desteği sunulacak.

Proje yedi yıl boyunca uygulanacak. Kalkınma ajansları, emek yoğun sektörlerin sürdürülebilir istihdam yaratmasını destekleyecek projeler yürütecek. İnovasyon temelli girişimlere yönelik ölçeklenebilir projeler için hibeler sağlanacak. Yeşil dönüşümden olumsuz etkilenebilecek sektörler, ekonomik ve sosyal açıdan desteklenerek dönüşüm süreçlerine uyum sağlayacak.

Çin, nükleer uçak gemisi geliştirmeye başladı!

Çin, nükleer enerjiyle çalışan bir uçak gemisi geliştirme yolunda önemli adımlar atarak, dünya genelinde yalnızca ABD ve Fransa’nın sahip olduğu bu ileri teknolojiye yaklaşmaya başladı.

Çin, nükleer uçak gemisi geliştiriyor!

Middlebury Institute of International Studies’in yaptığı analiz ve uydu görüntülerine göre Çin, devasa bir uçak gemisi için karada bir nükleer reaktör prototipi inşa etti. Bu gelişme, Çin’in donanmasının, denizlerde daha uzun süre faaliyet gösterebilme ve daha geniş operasyonel kapasiteye sahip olabilme hedefine yönelik stratejik bir hamle olarak öne çıkıyor.

Çin, nükleer uçak gemisi geliştiriyor!

Nükleer uçak gemileri, yakıt ikmali ihtiyacını ortadan kaldırarak uzun süreli açık deniz operasyonlarını mümkün kılıyor. Aynı zamanda bu gemiler, ileri teknolojiye sahip sistemleri ve savaş uçakları için daha fazla yakıt ve mühimmat taşıma kapasitesine de sahip oluyor. Çin’in halihazırda üç uçak gemisi var ve bunların en yenisi olan Type 003 Fujian, Çin’in tamamen kendi tasarladığı bir gemi olarak biliniyor. Ancak şu an inşa edilen dördüncü geminin nükleer mi yoksa geleneksel yakıtla mı çalışacağı henüz açıklanmış değil.

ABD, 11 nükleer uçak gemisiyle bu alanda en büyük filoya sahipken, Fransa’da bir adet nükleer uçak gemisi bulunuyor. Çin’in bu yeni nükleer gemiyi tamamlaması, sayısal olarak dünyanın en büyük donanmasına sahip Çin’i, “mavi su” yani açık okyanus donanması olma yolunda daha güçlü bir konuma taşıyabilir. ABD ve Çin arasındaki askeri rekabetin önemli bir parçası haline gelen bu teknoloji, Çin’in küresel bir askeri güç olma hedefine stratejik bir katkı sağlıyor.

Bluesky, ABD seçimlerinden kullanıcı patlamasıyla çıktı!

Mikroblog hizmeti sunan Bluesky, sadece bir hafta içinde 1,25 milyon yeni kullanıcıya ulaştığını duyurdu. Bu ani büyüme, sosyal medya kullanıcılarının dijital tercihlerini yeniden gözden geçirmeye başladığını işaret ediyor.

Bluesky CEO’su Jay Graber, yaptığı açıklamada, platforma ilginin artmasının sosyal medya kullanıcılarının daha iyi bir deneyim arayışına işaret ettiğini belirtti. Kullanıcı artışının büyük bir kısmının ABD, Kanada ve Birleşik Krallık’tan geldiğini kaydeden şirket, bu artışın platform için önemli bir dönüm noktası olduğunu vurguladı.

Graber, kullanıcı tabanının hızla genişlemesinden dolayı memnuniyetini ifade ederek, platformun sunduğu benzersiz deneyimin cazibesine dikkat çekti.

X ve Threads ile yaşanan rekabetin boyutları

Bluesky’nin toplam kullanıcı sayısı halen rakiplerine kıyasla oldukça düşük. Platform, şu anda 15,2 milyon kullanıcıya sahip olduğunu açıkladı. Buna karşın Meta CEO’su Mark Zuckerberg, Ekim ayında Threads’in yaklaşık 275 milyon aylık kullanıcıya ulaştığını bildirmişti. Elon Musk’ın sahibi olduğu X platformunun ise 318 milyon civarında aylık kullanıcıya sahip olduğu tahmin ediliyor.

Eski Twitter projesinden bağımsız bir şirket yolculuğuna

2019 yılında Twitter’ın içinde bir proje olarak başlatılan Bluesky, o dönemde Twitter’ın CEO’su olan Jack Dorsey tarafından destekleniyordu. Ancak 2021’de bağımsız bir şirket olarak faaliyet göstermeye başlayan Bluesky, reklam barındırmayan bir yapıya sahip.

Şirket henüz belirli bir iş modeli geliştirmemiş olsa da, platformun özgün yapısı nedeniyle gazeteciler, siyasetçiler ve haber takipçileri tarafından övgüyle karşılanıyor. Özellikle sosyal medya analiz firması Similarwebe göre, Bluesky’nin, Elon Musk yönetimindeki X’ten daha iyi bir alternatif olarak öne çıktığı belirtiliyor.

Musk’ın siyasi duruşu Bluesky’a olan ilgiyi arttırdı

Bluesky’a yeni katılan bazı kullanıcılar, Elon Musk’ın ABD seçimlerinde Donald Trump’a açık destek vermesinden rahatsız olduklarını ifade ettiler. Musk’ın bu siyasi duruşu ve X platformunda görülen dezenformasyon, kullanıcıların alternatif platformlara yönelmesine yol açtı. Bir kullanıcı, Bluesky üzerinde yaptığı paylaşımda, X’in Trump’ın bir propaganda aracı haline geldiğini iddia etti.

Elon Musk

Bluesky’ın bu yıl içinde yaşadığı diğer bir kullanıcı artışı, Brezilya’da X’in kapatılması sonrası yaşandı. Brezilya Yüksek Mahkemesi, X’in yerel içerik düzenlemelerine uymadığı ve bir temsilci atamadığı gerekçesiyle platformu kapatmıştı. Bu olay sonrası Bluesky’a iki milyon yeni kullanıcı katıldı.

Bluesky’ın kısa sürede bu denli büyük bir kullanıcı artışı yakalaması, sosyal medya dünyasında yeni bir denge arayışının işareti olabilir. Platformun büyüme potansiyeli ve kullanıcı taleplerine hızlı yanıt verebilme kabiliyeti, önümüzdeki dönemde sosyal medya ekosisteminde dengeleri değiştirebilir.

Snapchat, genç kullanıcılara yönelik güvenlik önlemlerini sıklaştırıyor!

Snapchat tarafından duyurulan bu yeni özellikle birlikte, ebeveynler artık çocuklarının belirli konumlardan ayrılmaları veya bu konumlara ulaşmaları durumunda bildirim alabilecekler.

Bu gelişme, özellikle okul, spor etkinlikleri veya arkadaş buluşmaları gibi konumlarda çocuklarının güvenliği konusunda daha fazla bilgi sahibi olmak isteyen ebeveynler için rahatlatıcı bir yenilik olarak öne çıkıyor.

Gelişmiş konum takibi ve bildirimler

Snapchat kullanıcıları, uzun zamandır platform üzerinden arkadaşlarıyla konumlarını paylaşabiliyordu. Ancak yeni güncelleme ile ebeveynler, gençlerin nerede olduklarını görmek için Snap Haritası’na gitmek zorunda kalmadan doğrudan Aile Merkezi’nden konum takibi yapabilecekler.

Yeni özellik sayesinde ebeveynler, belirli bir konuma giriş ya da çıkış durumunda bildirim alabilecek ve üç farklı konum için uyarı tanımlayabilecekler. Örneğin, çocuklarının okuldan ayrıldığı, özel ders için belirli bir yere ulaştığı ya da eve döndüğü anları bildirimlerle takip edebilecekler.

Life360 ile rekabet mi?

Snapchatin bu yeni özelliği, aile bireylerinin hareketlerini takip etmeye olanak tanıyan popüler uygulama Life360’a rakip bir adım olarak değerlendiriliyor.

Life360, aile üyelerinin belirli konumlara varış ya da ayrılış durumlarında birbirlerine güncel bildirimler göndermelerine olanak tanıyor. Snapchat de bu alanda Life360 gibi bir çözüme sahip olmakla birlikte, Aile Merkezi’ni daha kapsamlı hale getirerek platformdaki genç kullanıcıların güvenliğini artırmayı hedefliyor.

Gençlerin konum paylaşım tercihlerini gözden geçirme

Snapchat, sadece ebeveynlerin güvenliğini artırmakla kalmayıp, aynı zamanda genç kullanıcılara da konum paylaşımı konusunda bilgilendirici uyarılar gönderiyor.

Kullanıcıların konumlarını tüm arkadaşlarıyla paylaşıp paylaşmadıklarını gözden geçirmelerini sağlayan bir bildirim sistemi de platforma dahil edilecek. Bu sayede gençler, gizlilik ayarlarını düzenleyerek yalnızca güvenilir kişilerle konum paylaşımı yapmayı tercih edebilecekler.

Snap Haritası ve Aile Merkezi kullanımı artıyor

Snapchat, aylık 350 milyondan fazla kişinin Snap Haritası’nı aktif olarak kullandığını belirtiyor. Bu yeni özelliklerin Snapchat’e olan ilgiyi artırması bekleniyor. 2022’de kullanıma sunulan Aile Merkezi, ebeveynlerin gençlerin sosyal medya aktivitelerine dair daha fazla bilgi sahibi olmalarını sağlamak amacıyla tasarlanmıştı. Ancak, CEO Evan Spiegel’in belirttiği üzere, Snapchat’i ABD’de 20 milyon genç kullanırken, sadece 200 bin ebeveyn Aile Merkezi’nin özelliklerinden faydalanıyor.

Bu düşük kullanım oranı, Snapchat’in daha geniş ebeveyn kitlesine ulaşmak için platformu tanıtma çalışmalarına yönelmesine yol açabilir.

Daha fazla güvenlik özelliği geliyor

Snapchat’in çocuk güvenliğini destekleyen bu yeni özellikleri önümüzdeki haftalarda kademeli olarak kullanıma sunulacak. Aile Merkezi’ne eklenen bu yenilikler, özellikle çocuklarının sosyal medya kullanımını daha güvenli hale getirmek isteyen ebeveynler için önemli bir adım.

Bu gelişmelerin yanı sıra Snapchat, kullanıcı gizliliği ve güvenliği konusunda daha fazla özelliği devreye alarak, gençlerin güvenli bir sosyal medya deneyimi yaşamasını sağlamayı hedefliyor.

FBI, Çin kaynaklı telekom saldırılarını doğruladı!

FBI ve CISA (Siber Güvenlik ve Altyapı Güvenliği Ajansı) tarafından yapılan ortak açıklamada, Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) destekli bir siber casusluk kampanyasının ABD’nin telekomünikasyon sektörünü geniş çapta etkilediği belirtildi.

Hedef telekom şirketleri

FBI ve CISA, siber saldırıdan etkilenen şirketlerin isimlerini resmi olarak açıklamasa da, The Wall Street Journal (WSJ) raporuna göre saldırıya uğrayan şirketler arasında AT&T, Lumen (eski adıyla CenturyLink) ve Verizon gibi büyük telekom sağlayıcıları bulunuyor.

Raporda, Çinli hackerların bu şirketlerin ağlarına “aylarca veya daha uzun bir süre boyunca” erişim sağladığı ve milyonlarca Amerikalıyı içeren internet trafiği verilerini topladığı ifade edildi.

İletişim verilerine erişim ve casusluk iddiaları

ABD hükümeti, bu sızmaların “müşteri çağrı kayıtlarının çalınmasına” ve “belirli kişilerin özel iletişimlerinin tehlikeye girmesine” neden olduğunu doğruladı. İsmi açıklanmayan bu bireylerin çoğunlukla hükümet ya da siyasi faaliyetlerde yer aldığı belirtildi.

Daha önceki raporlar, Çin bağlantılı hackerların, dönemin başkan adayı Donald Trump ve yardımcısı Senatör JD Vance’in telefonlarını hedef aldığını ortaya koymuştu.

Açıklamaya göre, “Salt Typhoon” olarak bilinen Çin destekli hacker grubu, ABD emniyet birimlerinin mahkeme kararıyla talep ettiği bilgi taleplerine de erişim sağladı. FBI ve CISA, daha önce de bazı telekomünikasyon sağlayıcılarında Çin destekli bir grubun izinsiz erişimleri üzerine soruşturma başlatmıştı; ancak o dönem sızma sonucu veri hırsızlığı yapılıp yapılmadığı veya hackerların yasal dinleme sistemlerine ulaşıp ulaşmadığı netlik kazanmamıştı.

World-Check

FBI ve CISA, güvenlik önlemlerini güçlendirmeye çalışıyor

FBI ve CISA, diğer potansiyel kurbanları korumak için teknik destek sağladıklarını ve ticari iletişim sektöründe siber güvenliği güçlendirmeye yönelik bilgi paylaşımında bulunduklarını belirtti. Bu kapsamda, saldırıya uğradığını düşünen kuruluşların yerel FBI ofisleri veya CISA ile iletişime geçmeleri teşvik edildi.

ABD’li yetkililerin açıklamaları, Çin destekli hacker gruplarının ABD’nin kritik altyapılarına yönelik tehditlerinin artmakta olduğuna dikkat çekiyor.

Avustralya, dünyanın en büyük yenilenebilir enerji merkezini kuruyor!

Avustralya, küresel çapta bir yenilenebilir enerji devrimine imza atmaya hazırlanıyor ve dünyanın en büyük yenilenebilir enerji merkezini inşa etmeyi planlıyor. Western Green Energy Hub adı verilen bu proje, başlangıçta planlanan 50 GW yerine 70 GW kapasiteye ulaşacak şekilde genişletildi. Slovenya ve El Salvador gibi ülkelerden daha büyük bir alanı kapsayacak olan merkez, Batı Avustralya’nın güneydoğusunda 22.700 kilometrekarelik bir alana yayılacak. Proje kapsamında 60 milyon güneş paneliyle donatılmış 35 güneş enerjisi çiftliği ve 7 MW ile 20 MW arasında değişen kapasitelere sahip 3.000 rüzgar türbini yer alacak.

Avustralya, dünyanın en büyük yenilenebilir enerji merkezini kuracak

Bu dev enerji merkezi, tamamlandığında yılda 200 TWh’den fazla elektrik üretecek ve bu üretim miktarı, Avustralya’nın mevcut elektrik tüketiminin yaklaşık dörtte üçüne denk gelecek. Güneş enerjisi çiftliklerinin inşasının yedi aşamada ve 30 yıl süreceği belirtiliyor. Her biri 2-3 GW kapasiteye sahip olan 35 düğümden oluşan bu merkez, Avustralya’nın temiz enerjiye geçiş sürecinde 2050 yılına kadar kritik bir rol oynayacak. Projenin toplam maliyetinin ise 100 milyar Avustralya doları, yani yaklaşık 65,58 milyar dolar olması bekleniyor.

Avustralya, dünyanın en büyük yenilenebilir enerji merkezini kuracak.
Avustralya, dünyanın en büyük yenilenebilir enerji merkezini kuracak.

Projenin geleceğe yönelik sürdürülebilirlik hedeflerini desteklemesi adına geliştiriciler, teknolojik yeniliklere uyum sağlamayı hedefliyor. Kara rüzgar türbinleri genellikle 7 MW kapasitede olsa da, bu projede 20 MW kapasiteye kadar ulaşabilen türbinler tercih edilmesi planlanıyor. Böylece enerji üretim verimliliği önemli ölçüde artırılacak.

Projenin bir diğer önemli bileşeni ise yeşil hidrojen üretimi olacak. Tesiste kurulacak elektrolizörler sayesinde ilk aşamanın tamamlanmasıyla birlikte yılda 330.000 ton yeşil hidrojen üretilmesi öngörülüyor. Projenin tam kapasiteye ulaşmasıyla birlikte bu miktarın yılda 3,5 milyon tona çıkması ve aynı zamanda yeşil amonyak üretiminin de gerçekleştirilmesi hedefleniyor. Tesis bünyesinde ayrıca veri merkezleri, atölyeler, üretim tesisleri ve 8.000 kişilik bir işçi köyü yer alacak. Projenin kıyı ve deniz bileşenleri ise deniz boşaltma tesisi, tuzdan arındırma tesisi, tuzlu su boru hattı ve amonyak ihracat boru hattı gibi altyapıları içerecek.

Bu ölçek ve kapsamda bir proje, yalnızca Avustralya’nın enerji dönüşümüne öncülük etmekle kalmayacak, aynı zamanda dünyanın yenilenebilir enerji hedeflerini daha iddialı bir seviyeye taşıyacak bir örnek teşkil edecek.

Google haritalar tatil planlarınızı daha kolay hale getiriyor!

Google, kullanıcıların tatil planlarını daha kolay hale getirmek için yeni özellikler duyurdu. Toplu taşımadan elektrikli araç rotalarına kadar uzanan bu güncellemeler, seyahat planlaması yapanların hayatını kolaylaştıracak çeşitli iyileştirmeler içeriyor.

Alışverişte kolaylık: yakındaki mağazalarda ürün arama

Yeni ürün arama özelliğiyle kullanıcılar, Google Haritalar üzerinden yakındaki mağazalarda aradıkları elektronik eşyalar, ev eşyaları, market ürünleri veya özel gün hediyelerini bulabilecekler. Bu özellik, tatil yapanların da arama işlemlerini hızlandıracak.

Toplu taşımada gelişmiş navigasyon ve hava durumu bilgilendirmesi

Toplu taşıma kullanıcıları için de çeşitli iyileştirmeler sunan Google Haritalarhava durumuna bağlı aksaklıklarıbildirerek güvenli seyahat sağlıyor. Kullanıcılar, temizlenmemiş yollar, su basmış alanlar veya düşük görüş mesafesine sahip bölgeler hakkında önceden bilgi alabilecek. Ayrıca kalabalık kaynaklı gecikme raporları, alternatif rota önerileri ve istasyon bilgileri de detaylandırıldı. Böylece Google haritalar tatil için de daha doğru bilgiye sahip olarak yolculuk yapabilecek.

Elektrikli araç sahiplerine özel destek

Elektrikli araç kullanıcıları, Google Haritalar’dan planladıkları rotaları araçlarına doğrudan gönderme özelliğine sahip olacak. Şarj noktalarını da içeren yol tarifleri sayesinde Google haritalar tatil planınızı daha kolay yönetebilecekler. Ancak, bu özelliklerin bazıları yalnızca belirli araç modellerinde kullanılabiliyor.

Google Haritalar’a eklenen “Popüler Saatler” özelliğiyle kullanıcılar, gitmek istedikleri mağazanın en kalabalık zamanlarını veya trafik tahminlerini öğrenebilecekler. Bu özellik, yoğunluğu kontrol ederek ziyaretlerini planlamak isteyenlere yardımcı olmayı amaçlıyor. Tatil için de oldukça faydalıdır.

Google uçuşlar’a yeni “en ucuz” sekmesi

Google Uçuşlar‘da yapılan bir diğer yenilik ise, “En Ucuz” sekmesi ile hava yolculuğu yapacakların en uygun fiyatlı uçuşları bulmalarını kolaylaştırıyor. Bu özellik, özellikle Google haritalar tatil planlaması yapanlar için ekonomik uçuş fırsatları sunmayı hedefliyor.

Google Haritalar’ın çoğu yeni özelliği dünya çapında kullanıma sunulacak olsa da bazı işlevler şimdilik belirli araç modelleriyle sınırlı.

Güneş panelinden güç alan elektrikli scooter!

Güneş enerjisiyle çalışan bu elektrikli scooter, alışılmış tasarımlardan oldukça farklı bir yapıya sahip. Lightfoot adı verilen bu scooter, neredeyse iki tekerlekli bir güneş paneli gibi görünmesiyle dikkat çekiyor. Otherlab araştırma şirketi tarafından geliştirilen Lightfoot, her iki tarafında 45 litrelik büyük kargo bölmelerini gizleyen iki adet 120 W güneş paneli taşıyor. Sağdaki panel açıldığında kargo bölmesine erişim sağlanıyor; bu panel ayrıca kargo kapağı işlevi de görüyor.

Güneş paneline sahip elektrikli scooter geliştirildi

Lightfoot’un güneş panellerinin arkasında 1,1 kWh kapasiteli bir batarya ve 600 W gücünde entegre bir şarj cihazı yer alıyor. Şirketin açıklamasına göre, standart bir 110V prizden 90 dakikalık şarj ile bataryanın %80 doluluğa ulaşması mümkün. Güneş panelleri ise saatte %7-8 şarj edebiliyor ve bu durum saatte 5 kilometrelik bir menzil kazandırıyor.

Güneş paneline sahip elektrikli scooter geliştirildi.
Güneş paneline sahip elektrikli scooter geliştirildi.

Bu elektrikli scooter, tam dolu bir batarya ile 60 kilometre menzile ulaşabiliyor. Ek olarak, güneş panelleri sayesinde gün içinde 30 kilometreye kadar ek menzil elde edilebiliyor. Bu sayede scooter, güneş ışığı alan bir yere park edildiğinde günlük 30 kilometre ve altı seyahatler için ücretsiz ulaşım olanağı sunuyor.

İki adet 750 W nominal gücünde elektrik motoruna sahip olan Lightfoot, toplamda 1500 W sürekli ve 2000 W pik güçle 32 km/s maksimum hıza ulaşabiliyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde Ocak 2025’te teslimatına başlanması planlanan bu yenilikçi scooter, 4.995 dolarlık fiyat etiketiyle satışa sunulacak.

6G teknolojisi, sağlığa zarar mı veriyor?

0

Bilim insanları, 6G teknolojisinin erkek üreme sağlığına olumsuz etkileri olabileceğini ortaya koydu. Çin’in Askeri Tıp Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre, 6G’nin terahertz frekanslarındaki radyasyonunun erkek üreme sağlığı üzerinde potansiyel zararları bulunuyor. Çalışma kapsamında, erkek fareler düşük seviyelerde terahertz radyasyonuna maruz bırakıldı ve bunun üreme sağlığına risk teşkil edebileceği görüldü. Araştırmacılar, testis dokusuna zarar verme eşiğinin santimetrekare başına 115 ila 318 mikrowatt arasında olduğunu saptadı; bu değer, Çin’in santimetrekare başına 40 mikrowatt güvenlik standardını aşmaktadır. Farklı ülkelerin elektromanyetik radyasyon sınır değerleri değişiklik göstermekte; örneğin Japonya santimetrekare başına 600 mikrowatta kadar izin verirken, ABD ve bazı Avrupa ülkelerinde bu değer 450 mikrowatt seviyesindedir.

6G teknolojisi, sağlığa zarar veriyor olabilir!

Çalışmada, erkek farelerin üreme organları üzerinde terahertz radyasyonunun etkileri incelendi. Bu fareler yalnızca 5 dakika terahertz radyasyonuna maruz bırakıldığında, ciltlerinde anında iltihaplanma belirtileri ortaya çıktı, ancak testislerde ilk bakışta bir etkilenme gözlemlenmedi. Ancak daha detaylı incelemeler, radyasyona bağlı olarak testislerde iltihaplanma belirtilerinin geliştiğini ve beyaz madde artışının oluştuğunu gösterdi. Araştırmacılar, radyasyonun kan dolaşımı yoluyla iç üreme organlarına iltihap taşıyan yeni bir yol açmış olabileceğini düşünüyor. Ayrıca, sperm fonksiyonlarını ve doğurganlığı etkileyebilecek genetik değişiklikler de gözlemlendi. Buna karşın, sperm hareketliliği başlangıçta normal görünmekteydi.

6G teknolojisi, sağlığa zarar veriyor olabilir!
6G teknolojisi, sağlığa zarar veriyor olabilir!

Çalışma sonuçları, radyasyonun yol açtığı iltihaplanma ve genetik hasarın farelerin vücudunda geçici olduğunu ve iyileşmenin mümkün olabileceğini gösterse de, uzun vadeli etkiler belirsizliğini koruyor. Araştırmacılar, terahertz radyasyonuna sürekli maruz kalmanın sağlık üzerindeki uzun vadeli etkilerini değerlendirecek yeni çalışmalar yapmayı planlamaktadır.

6G teknolojisi, saniyede 1 terabit gibi yüksek hızlara ulaşarak 5G’den çok daha hızlı veri iletimi sunma potansiyeline sahip. Bu hızlardan faydalanan terahertz teknolojisinin askeri uygulamalar başta olmak üzere birçok alanda kullanılması bekleniyor. ABD Hava Kuvvetleri, yüksek irtifalı uçaklar için terahertz tabanlı yüksek hızlı iletişim sistemlerini geliştirirken, Çin de terahertz radarlarını gelişmiş denizaltı tespiti gibi alanlarda kullanmak için çalışmalar yürütüyor.

İngiltere’nin en eski uydusu Skynet-1A yer değiştirdi

İngiltere’nin en eski askeri iletişim uydusu Skynet-1A, kimliği belirsiz bir el tarafından orijinal konumundan uzaklaştırıldı. Yaklaşık 50 yıl önce1969’da fırlatılan İngiltere’nin en eski uydusu, İngiliz ordusunun iletişim ihtiyaçlarını karşılamak için Afrika’nın doğu kıyısı üzerine yerleştirilmişti. Ancak bugün, Amerika kıtasının üstünde, ilk konumundan binlerce kilometre uzakta yer aldığı tespit edildi. Bu taşınmanın arkasında kimlerin olduğuhangi amaçla yapıldığı ve hangi dönemde gerçekleştirildiği ise halen bir sır olarak kalmaya devam ediyor.

Uydunun gizemli taşınması ve çarpışma riski

Uzay danışmanı Dr. Stuart Eves, Skynet-1A’nın bilinçli bir hareketle orijinal pozisyonundan batıya, Amerika kıtasına taşındığına dair güçlü kanıtlar bulunduğunu belirtiyor. Doğal yörüngesel kuvvetlerin bu değişimi açıklamakta yetersiz kaldığına dikkat çeken Dr. Eves, “Bu hala önemli çünkü İngiltere’nin en eski uydusu Skynet-1A’yı kim taşıdıysa bize pek iyilik yapmadı. Uydu ölü olduğu için çarpışma riski taşıyor ve hâlâ bizim sorumluluğumuzda,” dedi. Uzmanlar, İngiltere’nin en eski uydusunun 50 kilometrelik bir yarıçap içinde günde dört kez uzay enkazıyla karşılaşma potansiyeline sahip olduğunu ve bunun ciddi bir çarpışma riski oluşturduğunu ifade ediyor.

Skynet-1A’nın ilk yılları: ABD ile ingiltere arasındaki kontrol geçişi

Skynet-1A, İngiltere’ye ait olmasına rağmen aslında ABD yapımı bir uydu. Philco Ford tarafından üretilen ve Amerikan Hava Kuvvetleri’ne ait bir Delta roketiyle uzaya gönderilen İngiltere’nin en eski uydusu, başlangıçta ABD tarafından kontrol ediliyordu. Yapılan testlerin ardından uydu, Kraliyet Hava Kuvvetleri’ne (RAF) devredildi. Ancak 1977’de yapılan bir bakım sürecinde uydunun kontrolü tekrar ABD’ye geçti. Resmi kayıtlarda bu devir işlemi doğrulansa da, sonraki yıllarda ne olduğuna dair ayrıntılı belgelerin eksikliği, uydunun durumuna dair çeşitli varsayımların ortaya atılmasına neden oluyor.

Uzay sürdürülebilirliği ve yörünge mezarlığı eksikliği

Normalde görev süresi bitmiş uydular “yörünge mezarlığı” olarak bilinen, aktif uydulardan uzak ve daha yüksek bir bölgeye taşınıyor. Ancak, 1970’lerde uzayda sürdürülebilirlik kavramı henüz gündemde olmadığı için İngiltere’nin en eski uydusu Skynet-1A gibi eski uydular böyle bir önlemden yoksun. Bu durum, uzaydaki çarpışma riskini artırırken, İngiltere’nin uydunun sorumluluğunu taşımasını da zorlaştırıyor.

Google Chrome iOS’a güçlü yenilikler getiriyor

ABD merkezli teknoloji devi Google, Google Chrome iOS’ sürümüne yönelik bir dizi yeni özellik duyurdu. Bu güncellemeler, iPhone kullanıcılarının Google Chrome iOS’ deneyimini daha akıllı ve verimli hale getirmeyi amaçlıyor. İşte Chrome’un iOS sürümüne gelen yeni özellikler ve kullanıcı deneyiminde yaratacağı değişiklikler:

Google Lens’te Çift Katmanlı Arama: Hem Görsel Hem Metin Araması Mümkün!
Google’ın yaptığı açıklamaya göre, Google Chrome’un iOS sürümünde Google Lens deneyimi tamamen yenilendi. Artık kullanıcılar, aynı anda hem görsel hem de metin araması yapabilecekler. Bir nesnenin görüntüsünü seçip üzerine bir metin eklediklerinde, Chrome bu iki bilgiyi harmanlayarak en alakalı sonuçları sunacak. Böylece Google Chrome iOS’ kullanıcıları, aradıkları nesneleri daha kolay ve ayrıntılı şekilde bulabilecekler. Bu özellik, özellikle görsel aramalarını metinle desteklemek isteyen kullanıcılar için büyük bir yenilik sunuyor.

Google Drive ve Google Fotoğraflar ile Yeni Görüntü Kaydetme Seçenekleri
Güncellemeyle birlikte Chrome, cihazda gereksiz yer kaplamadan görüntüleri Google Drive veya Google Fotoğraflar’a kaydetme seçeneği de sunuyoriPhone kullanıcıları, Google Chrome iOS’ sürümünden indirdikleri görüntüleri artık sadece cihazlarına değil, bulut tabanlı bu platformlara da kolaylıkla kaydedebilecekler. Bu özellik, depolama alanını daha etkin kullanmak isteyenler için büyük bir avantaj sağlıyor.

Chrome ve Haritalar Arasında Gelişmiş Entegrasyon
Güncellemenin bir diğer önemli özelliği ise Google Haritalar entegrasyonu. Henüz test aşamasında olan bu yenilik, Google Chrome iOS’ kullanıcılarının adres aramalarını çok daha pratik hale getiriyor. Chrome’da altı çizili bir adrese dokunan kullanıcı, anında Google Haritalar bağlantısını görebilecek. Böylece, yol tarifi veya adres detaylarına hızlıca ulaşmak mümkün olacak.

Google’ın Chrome’un iOS sürümüne eklediği bu yeni özellikler, tarayıcı deneyimini daha zengin ve kullanıcı dostu bir hale getiriyor. iPhone kullanıcıları, yeni güncellemelerle Google Chrome’u çok daha etkili bir şekilde kullanabilecekler.

Microsoft Windows’un popüler uygulamalarını sonlandırıyor!

Microsoft, Windows işletim sisteminin önemli bileşenlerinden olan MailTakvim ve Kişiler uygulamalarına olan desteğini sonlandıracağını duyurdu. Microsoft Windows’un popüler bu bileşenleri için, şirketin yaptığı açıklamaya göre, 31 Aralık 2024 tarihinden itibaren bu uygulamalarla ilgili tüm destek sona erecek. Bu tarihten sonra kullanıcılar, Windows Mail ve Takvim uygulamalarını kullanarak e-posta gönderme veya takvim yönetimi yapamayacaklar.

Microsoft, bir süredir kullanıcılarını Windows için geliştirdiği yeni Outlook uygulamasına yönlendirmekteydi. Microsoft Windows’un popüler e-posta uygulaması olması hedeflenen, şirketin hedefi, daha modern ve entegre bir deneyim sunarak e-posta, takvim ve kişiler gibi tüm işlemleri tek bir platformda toplamak. Yeni Outlook uygulaması, web tabanlı bir yapıya sahip olup, kullanıcıların tüm işlemleri daha hızlı ve verimli bir şekilde gerçekleştirmelerine olanak tanıyor. Bu yeni uygulama, özellikle bulut tabanlı özellikler ve işlevsellik sunarak, kullanıcıların mobil cihazlardan bilgisayarlara kadar tüm platformlarda senkronize bir deneyim yaşamasını sağlıyor.

Microsoft’un yeni Outlook uygulaması, resmi olarak Ağustos 2024‘te genel kullanıma sunulmuştu. Şirket, zaman içinde bu uygulamanın, klasik masaüstü Outlook sürümünün yerini tamamen alacağını planlıyor. Kullanıcıların eski uygulamalara veda etmeleri için belirli bir süre tanınacak. Microsoft Windows’un popülerliği göz önüne alındığında, Microsoft, 31 Aralık 2024 itibarıyla Windows MailTakvimve Kişiler uygulamalarının desteğini tamamen keserken, geçiş süreciyle ilgili uyarılar da yapılacak. Şirket, kullanıcıları Windows Mail ve Takvim‘i kullanarak e-posta gönderemez hale gelmeden önce yeni Outlook uygulamasına geçmeleri konusunda bilgilendiriyor.

Yeni Outlook uygulaması, yalnızca bireysel kullanıcılar için değil, aynı zamanda kurumsal müşteriler için de büyük bir adım olarak öne çıkıyor. Microsoft Windows’un popüler bir platform olduğunu bilen Microsoft, kurumsal kullanıcılarına 12 ay önceden bildirimde bulunarak, geçiş sürecini daha kontrollü bir şekilde yönetmeyi planlıyor. Bu adım, kurumsal müşteriler için zaman içinde geçiş yapmalarını kolaylaştıracak. Ayrıca, klasik Outlook uygulaması, mevcut kalıcı ve abonelik lisanslarıyla en az 2029 yılına kadar desteklenmeye devam edecek. Bu nedenle Microsoft, tüm kullanıcıları yeni Outlook uygulamasına tamamen taşımadan önce daha geniş bir geçiş süreci yürütmeyi hedefliyor.

Microsoft’un bu hamlesi, yazılım devinin kullanıcı deneyimini daha entegre ve verimli hale getirme amacı güden uzun vadeli stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Şirket, yeni Outlook uygulamasıyla kullanıcılarının e-posta, takvim, kişiler gibi tüm önemli günlük işlerini daha kolay yönetmelerini sağlamayı planlıyor. Ayrıca, bulut tabanlı entegrasyon ve gelişmiş güvenlik özellikleriyle, kullanıcılara daha güçlü bir deneyim sunmayı hedefliyor.

Sonuç olarak, MicrosoftWindows MailTakvim ve Kişiler uygulamalarına olan desteği sonlandırarak, kullanıcıları yeni Outlook uygulamasına yönlendiriyor. Microsoft Windows’un popüler uygulamaları olmak için, bu geçiş süreci, kullanıcılar için bazı zorluklar yaratabilirken, uzun vadede daha modern ve entegre bir deneyim sunması bekleniyor.

Volkswagen ve Rivian ortaklığı resmen duyuruldu

Dünyanın önde gelen otomotiv devlerinden Volkswagen ve ABD merkezli elektrikli araç üreticisi Rivian, Haziran ayında duyurdukları işbirliklerini resmiyete döktü. İki şirket, 5,8 milyar dolarlık yatırım ile ortak bir girişim kurarak, elektrikli araç teknolojisinde önemli adımlar atacaklarını açıkladı.

Volkswagen ve Rivian’ın ortak yatırımı: geleceğin elektrikli araç teknolojisi

Volkswagen, Haziran ayında yaptığı açıklamada, gelecekte üreteceği elektrikli araçlar için gelişmiş bir elektrik mimarisi ve yeni araç yazılımları geliştirmek amacıyla Rivian’a 5 milyar dolar yatırım yapacağını duyurmuştu. Bu doğrultuda “Rivian ve VW Group Technology, LLC” isimli bir ortak girişim kuruldu. Ortak girişim, Rivian’ın yazılım şefi Wassym Bensaid ve Volkswagen Grubu’nun baş teknoloji mühendisi Carsten Helbing‘in yönetiminde faaliyet gösterecek.

Bu girişim, başlangıç olarak Palo Alto, Kaliforniya‘da yer alacak; ardından Kuzey Amerika ve Avrupa’da üç yeni tesis daha inşa edilmesi planlanıyor. Her iki şirketin mühendis ve geliştirici ekipleri bu tesislerde ortak çalışmalar yürütecek.

Anlaşma çerçevesinde Rivian, Volkswagen’den başlangıç olarak 1 milyar dolarlık kredi alacak ve önümüzdeki birkaç yıl içerisinde ek olarak 3,5 milyar dolarlık bir kredi daha temin edecek. Volkswagen ise Rivian’dan 1,3 milyar dolarlık hisse alarak ortaklıkta güçlü bir pay sahibi olacak.

Yeni teknolojiler tüm modellerde kullanılacak

Ortak girişim çerçevesinde geliştirilen teknoloji, 2026 yılında piyasaya sürülmesi planlanan Rivian’ın daha uygun fiyatlı R2 modeli başta olmak üzere Audi, Porsche, Scout ve Volkswagen gibi Volkswagen Grubu’nun çeşitli modellerinde kullanılacak.

Rivian ayrıca Palo Alto’daki ofisinde küçük bir basın grubuna, girişimin mühendislik ekibi tarafından yalnızca 12 haftaiçinde geliştirilen, Rivian yazılımına sahip bir Volkswagen test aracını tanıttı.

2009 yılında kurulan Rivian, elektrikli araç sektöründe hızla büyürken kâra geçme konusunda zorluklar yaşıyor ve bu yıl 2,88 milyar dolar zarar bekliyor. Şirket, son iki yılda birkaç defa işçi çıkarma kararı almak zorunda kalmıştı. Volkswagen ise elektrikli araç teknolojisine geçişte yaşadığı zorluklar ve düşen satış rakamları nedeniyle Almanya’da üç fabrikasını kapatmayı ve işten çıkarmalar yapmayı planlıyor.