Yeni kaplama teknolojisi, silahların ömrünü yüzde 20 uzatacak!

0

Konya’da geliştirilen yenilikçi nikel-bor kaplama teknolojisi, silahların dayanıklılığını artırarak ömürlerini en az yüzde 20 oranında uzatmakla kalmayıp aynı zamanda maliyet avantajı da sunuyor. Konya Teknik Üniversitesi Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Bölümü’nden Doç. Dr. Mustafa Kocabaş, nikel kaplamaya bor ekleyerek aşınmaya, korozyona ve aşırı ısınmaya karşı güçlü bir direnç sağlayan yeni bir kaplama türü geliştirdi. Bu akımsız nikel-bor kaplama, geleneksel nikel kaplamalardan daha uzun ömürlü ve ekonomik olmasıyla ön plana çıkıyor.

Yeni kaplama teknolojisi, silahların ömrünü yüzde 20 uzatıyor

Nikel-bor karışımının sağladığı bu kaplama, alternatif kaplama teknolojilerine göre silahların kullanım ömrünü yüzde 20 oranında uzatırken, kaplamasız silahlara göre bu süre yüzde 100’e kadar artabiliyor.

Yeni kaplama teknolojisi, silahların ömrünü yüzde 20 uzatıyor.
Yeni kaplama teknolojisi, silahların ömrünü yüzde 20 uzatıyor.

Bu kaplama, her yüzeye eşit biçimde uygulanabildiğinden özellikle dar ve karmaşık geometrilere sahip parçalar için büyük bir homojenlik sunuyor; namlu gibi parçaların kaplanmasında ek bir değer oluşturuyor ve namlunun dayanıklılığını arttırarak daha uzun ömürlü hale getiriyor.

Doç. Dr. Mustafa Kocabaş, ABD’de yaygın olarak kullanılan bir kaplama yöntemini Türkiye’de ticarileştirmenin zorluklarına değinerek, kimyasal formülasyonun hem üretimini hem de uygulamasını yapabilen bir yapı oluşturduklarını belirtiyor. Bu süreçte Türkiye’deki ateşli silah ve savunma sanayisinin ihtiyaçlarını göz önünde bulundurduklarını ve böylece tamamen kendilerine ait bir kaplama süreci geliştirdiklerini ifade ediyor. ABD’li firmaların erişemediği bir formülasyonu elde ettiklerini de ekleyen Kocabaş, Türkiye’de geliştirilen bu kaplama teknolojisinin sektörde önemli bir yenilik olarak öne çıktığını vurguluyor.

AB yenilenebilir enerji tasarrufunda elektrikli araçların rolünü artırmayı hedefliyor

Avrupa Ulaştırma ve Çevre Federasyonu’nun (T&E) yaptığı araştırmaya göre, elektrikli araç bataryalarında yenilenebilir enerji depolamak, Avrupa Birliği’nin (AB) 10 yıl içinde 100 milyar eurodan fazla tasarruf etmesini sağlayabilir. AB yenilenebilir enerji politikaları bu tasarruf potansiyelini artırıyor.

Avrupa Birliği, net sıfır hedeflerine ulaşmak için güneş ve rüzgar enerjisine büyük yatırımlar yapıyor. Ancak bu yenilenebilir enerji kaynaklarının doğası gereği sürekli üretim sağlanamadığı için, enerjinin depolanması ve gerektiğinde şebekeye verilmesi önem kazanıyor. AB yenilenebilir enerji yatırımları ile topluma katkıda bulunmayı hedefliyor. Bu noktada, elektrikli araç bataryaları bir alternatif olarak öne çıkıyor. Elektrikli araçlar, fazla üretilen enerjiyi depolayıp, ihtiyaç olduğunda bu enerjiyi şebekeye verebilir. Bu, büyük maliyetler gerektiren sabit enerji depolama tesislerine olan ihtiyacı azaltarak, AB ülkelerine ciddi tasarruf sağlayabilir.

2040’ta yılda 22 milyar Euro tasarruf

T&E’nin araştırmasına göre, elektrikli araç kullanımının artmasıyla birlikte V2H (araçtan eve) ve V2G (araçtan şebekeye) gibi çift yönlü şarj teknolojileri daha kritik bir rol üstlenecek. Çift yönlü şarj, AB’ye 2040 yılına kadar yılda 22 milyar euro tasarruf sağlayabilir. Araştırma ayrıca, 2030-2040 yılları arasında AB’nin enerji altyapısında toplamda 100 milyar euro tasarruf edilebileceğini öngörüyor. Bu teknoloji sayesinde, AB yenilenebilir enerji yatırımları daha verimli kullanılabilir ve enerji altyapısını çalıştırma maliyetlerini %8 oranında azaltabilir.

V2G teknolojisi ayrıca AB’nin güneş enerjisi kapasitesini %40 oranında artırabilir. Fazla üretilen enerjinin elektrikli araç bataryalarında depolanması sayesinde, elektrikli araçlar 2040 yılına kadar AB’nin enerji talebinin %9’unu karşılayabilir hale gelecek. Dolayısıyla, AB yenilenebilir enerji planlarına katkıda bulunarak depolama kapasitesine büyük yatırım yapmadan, elektrikli araçlar AB’nin 4. büyük elektrik tedarikçisi konumuna ulaşabilir.

Elektrikli araç sahipleri için fatura avantajı

Çift yönlü şarj cihazlarının kullanımı, elektrikli araç sahiplerinin yıllık elektrik faturalarını %52 oranında azaltmapotansiyeline sahip. Bu tasarruf oranı, konum, aracın batarya büyüklüğü ve evde güneş panellerinin bulunup bulunmamasına göre değişiklik gösterebilir. Tüm bu koşullar sağlandığında, elektrikli araç sahipleri yılda 780 euroya kadar tasarruf edebilir ve AB yenilenebilir enerji hedeflerine katkıda bulunabilir.

Ayrıca, bu teknoloji batarya ömrünü de iyileştirebilir. Yaygın endişelerin aksine, bu yaklaşım bataryanın optimum şarj durumunu korumasına ve batarya ömrünü %9 oranında artırmasına yardımcı olabilir.

Çift yönlü şarj cihazları, normal şarj cihazlarından ortalama 100 euro daha pahalı olsa da, sağladığı avantajlarla kısa sürede maliyetini amorti edebiliyor. Ancak, tüm araçlarda V2G teknolojisinin bulunmaması ve çift yönlü şarj sistemleri için belirli bir standardın olmaması, bu teknolojinin yaygınlaşmasında engel teşkil ediyor. Bu nedenle, AB’nin yasa koyucularının bir standart belirlemesi, AB yenilenebilir enerji hedeflerine ulaşmak için kritik önem taşıyor.

Intel Core Ultra 9 285H teste girdi! İşte rakamlar

0

Intel’in yeni nesil Arrow Lake serisinin “H” sınıfı dizüstü işlemcilerinden Intel Core Ultra 9 285H, Geekbench performans testlerinde ortaya çıktı ve CES 2025’te tanıtılması beklenen bu işlemci, özellikle iş istasyonları için tasarlanmış üst düzey bir seçenek olarak dikkat çekiyor. İşte son dönemde çok konuşulan konu hakkındaki en önemli ve en çarpıcı detaylar…

Intel Core Ultra 9 285H test edildi

Core Ultra 9 285H, 6 yüksek performanslı “Lion Cove” çekirdeği ve 10 verimlilik odaklı “Skymont” çekirdeği olmak üzere toplamda 16 çekirdekli bir yapıya sahip. Ayrıca 24 MB L3 ve 2 MB L2 önbellek kapasitesine sahip bu işlemci, 5,4 GHz’e kadar hızlanabiliyor ve 45W TDP ile geliyor.

Intel Core Ultra 9 285H test edildi.
Intel Core Ultra 9 285H test edildi.

Dell Pro Max 16 serisinde yer alacağı belirtilen bu işlemci, Geekbench tek çekirdek testinde 2.665 puan ve çoklu çekirdek testinde 15.330 puan alarak selefi olan 185H modeline göre tek çekirdekte %18,9, çoklu çekirdekte ise %28 daha fazla performans sunuyor. AMD’nin rekabetçi modeli Ryzen AI 9 HX 370’e kıyasla ise tek çekirdek performansında biraz geride kalsa da çoklu çekirdek performansında daha hızlı bir performans sergiliyor.

CES 2025’te Arrow Lake-H ve HX ailesinin tanıtımıyla Intel, performans odaklı bu yeni işlemcileri piyasaya sürmeyi planlıyor. Aynı etkinlikte AMD’nin de Strix Halo işlemcilerini tanıtacağı göz önünde bulundurulduğunda, dizüstü işlemci pazarında güçlü bir rekabet yaşanması bekleniyor.

Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yanıtlarınızı aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz. Görüşleriniz bizim için gerçekten çok değerli. Paylaşmaktan çekinmeyin! Yorumlarınızı büyük bir merakla bekliyoruz.

SK Hynix, dünyanın ilk 16 katmanlı 48GB HBM3E belleğini tanıttı!

0

SK hynix, yapay zeka dünyasında çığır açan bir yenilikle SK AI Summit 2024’te sektördeki ilk 16 katmanlı, 48GB kapasiteli HBM3E belleğini tanıtarak Samsung ve Micron’u geride bıraktı. Bu yeni bellek modülünün örnekleri 2025’in başında piyasaya sürülecek. Kısa süre önce duyurulan 12 katmanlı HBM3E’nin ardından gelen bu 16 katmanlı versiyon, 8 yığınlık bir yapılandırmayla 384GB’a kadar veri depolayabiliyor ve özellikle yapay zeka hızlandırıcılarında büyük veri işlemede yüksek performans sunuyor.

SK Hynix, dünyanın ilk 16 katmanlı 48GB HBM3E belleğini duyurdu

SK hynix’in açıklamasına göre, bu yeni HBM3E bellek, yapay zeka eğitim süreçlerinde %18, çıkarım süreçlerinde ise %32 performans artışı sağlıyor. Belleğin öne çıkan özelliklerinden biri, çiplerin dayanıklılığını ve ısı dağılımını iyileştiren Mass Reflow-Molded Underfill (MR-MUF) teknolojisi. Yüksek performanslı cihazlarda daha uzun ömür sunan bu teknolojiyi, şirket daha önceki HBM3E modellerinde de kullanmıştı.

SK Hynix, dünyanın ilk 16 katmanlı 48GB HBM3E belleğini duyurdu.
SK Hynix, dünyanın ilk 16 katmanlı 48GB HBM3E belleğini duyurdu.

SK hynix, HBM3E başarısını bir adım ileriye taşıyarak HBM4 teknolojisini geliştirmeyi planlıyor. HBM4, 2048 bit kanal genişliğiyle 16 katmanlı bir yapı sunacak ve her katman 4 GB bellek içerecek. Bu yeni nesil belleklerin Nvidia’nın Rubin işlemcileriyle entegre edilmesi ve 2025 yılı içerisinde seri üretime geçmesi hedefleniyor. Ayrıca SK hynix, yapay zeka sunucularına özel PCIe 6.0 SSD’ler, yüksek kapasiteli QLC eSSD’ler ve mobil cihazlar için UFS 5.0 depolama çözümleri üzerinde de çalışmalarını sürdürüyor.

Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yanıtlarınızı aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz. Görüşleriniz bizim için gerçekten çok değerli. Paylaşmaktan çekinmeyin! Yorumlarınızı büyük bir merakla bekliyoruz.

PortaChrome makinesi tişörtleri ve kulaklıkları yeniden tasarlıyor

0

Yeni bir tişört satın aldığınızı ve sadece birkaç giyişten sonra hemen ilginizi kaybettiğinizi hayal edin. MIT’nin yeni teknolojisiyle tişörtünüzü atmak zorunda değilsiniz; istediğiniz gibi yeniden tasarlayabilirsiniz. MIT Bilgisayar Bilimi ve Yapay Zeka Laboratuvarı, Kaliforniya Üniversitesi Berkeley ve Aarhus Üniversitesi’nden araştırmacılar, “PortaChrome”u geliştirdiler. Bu taşınabilir ışık sistemi, farklı nesnelerin rengini ve dokusunu değiştirmenize olanak tanıyor.

PortaChrome makinesi ışık ve nesneleri bir araya getiriyor

Cihaz, ultraviyole (UV) ve kırmızı, yeşil ve mavi (RGB) LED’ler kullanıyor ve gömlek ve kulaklık gibi günlük eşyalara takılabiliyor. Bir kullanıcı bir öğeyi yeniden tasarlamak için bir tasarım oluşturur ve bunu Bluetooth aracılığıyla PortaChrome makinesine gönderir. Daha sonra yüzey çok renkli sağlık verileri, eğlence veya moda tasarımları görüntüler. PortaChrome makinesi üzerinde çalıştığınızda, bir öğeyi programlayabilmek için ışık desenlerine göre renk değiştiren görünmez bir mürekkep olan fotokromik boya ile kaplanması gerekir.

Kaplama işleminin ardından ekip üyeleri, ekibin grafik tasarım yazılımını veya API’sini kullanarak desenler oluşturup ürüne gönderirler. PortaChrome makinesi takıldığında ise UV ışıkları boyayı etkinleştirir, RGB LED’ler de renkleri ayarlayarak her pikselin amaçlanan tasarıma uymasını sağlar. Entegre ışık sistemi, bir nesnenin renklerini ortalama dört dakikadan kısa bir sürede değiştirebilir. Bu, daha önce “Foto-Kromeleon” adı verilen bir projeden sekiz kat daha hızlı. Bu iyileştirme, ışık kaynağının doğrudan nesneye temas etmesiyle elde ediliyor ve bu sayede daha güçlü ışık iletimi sağlanıyor.

Gösterilerde, PortaChrome sağlık verilerini çeşitli yüzeylerde gösterdi. Örneğin, sırt çantasına dikilmiş PortaChrome makinesi ile yürüyüş yapan bir kullanıcı, fotokromik boya ile kaplanmış gömleğinin arkasına dokundu. Sensörler yüksekliği ve kalp atış hızını ölçüp cihaza veri göndererek tişört üzerinde bir sağlık görseli oluşturuyordu.

Araştırmacılar, bir diğer gösteride aynı fotokromik boyayı kullanarak beyaz kulaklıkları mavi çizgiler ve sarı ve mor çizgilerle yeniden tasarladılar. PortaChrome makinesini kulaklık kılıfına taktılar ve desenleri kulaklıklara başarıyla programladılar, böylece sulu boya sanatına benzediler. Ayrıca farklı kıyafetlere uyması için bir bilek atelinin rengini değiştirdiler. Gelecekte, PortaChrome makinesi, insanların eşyalarını dijital olarak güncellemelerine olanak tanıyabilir.

Trump seçimleri kazanınca Tesla’nın hisseleri yükseldi!

Donald Trump’ın seçimleri kazanmasının ardından Tesla hisselerinde %12 civarında bir yükseliş yaşandı. Trump, Joe Biden döneminde yürürlüğe giren Enflasyonu Azaltma Yasası ile sunulan elektrikli araç teşviklerini kaldıracağını söylemişti. Bu teşviklerin iptali, elektrikli araç fiyatlarını artırarak ABD pazarında satışları azaltabilir ve sektör yatırımlarını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca Trump, Ulusal Elektrikli Araç Altyapısı (NEVI) programını da durdurmayı planlıyor. Ancak, NEVI’nin sağladığı fonların büyük bir kısmı Tesla’ya gittiği için, bu programın devam edip etmeyeceği belirsiz.

Trump seçimleri kazanınca Tesla’nın hisseleri değer kazandı

Bazı analistlere göre, teşviklerin sona ermesi Tesla’ya rekabet avantajı sağlayabilir. Wedbush analisti Dan Ives, Tesla’nın pazardaki ölçeği ve kapsama alanı nedeniyle teşviksiz bir ortamda avantajlı olabileceğini belirtti. Özellikle Çinli elektrikli araç üreticilerine yönelik daha yüksek gümrük vergileri uygulanırsa, Çinli firmaların ABD pazarına daha ucuz elektrikli araçlarla giriş yapmaları zorlaşacak, bu da Tesla için faydalı olabilir.

Trump seçimleri kazanınca Tesla'nın hisseleri değer kazandı.
Trump seçimleri kazanınca Tesla’nın hisseleri değer kazandı.

Trump’ın, Biden yönetiminin 2032’ye kadar sera gazı emisyonlarını azaltma hedefini gözden geçirmesi, Ford ve General Motors gibi ABD’li otomobil üreticilerinin dünya elektrikli araç teknolojilerine ayak uydurmasını zorlaştırabilir. Ayrıca Trump’ın yabancı araçlar üzerindeki gümrük vergilerini artırma planı, Almanya gibi ülkelerdeki üreticileri etkilemiş durumda ve BMW, Mercedes-Benz gibi markaların hisseleri düşüş gösterdi.

Ancak elektrikli araçlar, Trump’ın önceki başkanlık döneminden bu yana büyük yol kat etti. Satışların artması, yatırımların milyar dolar seviyelerine ulaşması ve Elon Musk’ın sektöre verdiği destekle birlikte Trump’ın elektrikli araçlara yönelik tavrında bir yumuşama yaşanabileceği düşünülüyor.

Kanada, TikTok’un ülkedeki ofislerini kapatmasını istedi!

0

Kanada, Çinli teknoloji devi ByteDance’in sahibi olduğu TikTok’un ülkedeki faaliyetlerini ulusal güvenlik riskleri gerekçesiyle durdurmasını ve ofislerini kapatmasını istedi. Bu karar, sosyal medya platformuna ülke genelinde bir erişim yasağı getirmese de, TikTok’un Kanada sınırları içindeki kurumsal varlığını sona erdirmeyi amaçlıyor. Yani Kanadalı kullanıcılar uygulamayı kullanmaya devam edebilecek, ancak şirketin Kanada’da yerel ofisleri ve çalışanları bulunamayacak.

Kanada hükümeti, TikTok’un ülkedeki ofislerini kapatmasını emretti

Kanada hükümeti, özellikle yabancı teknoloji şirketlerinin ulusal güvenlik risklerine karşı yasalar çerçevesinde sıkı bir denetim uygulayabiliyor. Geçtiğimiz yıl TikTok’un Kanada’da yatırım ve genişleme planları kapsamında yapılan inceleme sürecinde, şirketin faaliyetlerinin ulusal güvenliğe yönelik bir tehdit oluşturup oluşturmadığına dair çeşitli değerlendirmeler yapılmıştı. Kanada’nın yasaları, hükümetin ulusal güvenlik riski taşıyan yabancı yatırımları belirleme ve müdahale etme yetkisini içerirken, aynı zamanda bu tür soruşturmaların ayrıntılarını kamuya açıklamayı engelliyor.

İnovasyon, Bilim ve Endüstri Bakanı François-Philippe Champagne, TikTok’un Kanada operasyonlarının ulusal güvenlik açısından tehdit oluşturduğuna dair yapılan araştırmaların sonucunda bu kararın alındığını belirtti. Champagne, Kanada’nın güvenlik ve istihbarat kurumları ile uluslararası hükümet ortaklarının tavsiyelerinin bu süreçte etkili olduğunu da ekledi. Bu kapsamda, TikTok’un ülkedeki kurumsal varlığının, ulusal güvenliği tehdit edebilecek seviyede bir risk teşkil ettiğine dair güçlü deliller toplandığı ifade edildi.

Karar sonrası TikTok adına konuşan bir şirket sözcüsü, bu adımın yerel istihdamı olumsuz etkileyeceği gerekçesiyle karara itiraz edeceklerini açıkladı. TikTok’un Kanada’da ofislerini kapatmasının, yüzlerce kişiyi işsiz bırakacağına dikkat çeken sözcü, bunun ülke ekonomisi ve çalışanlar için zararlı olduğunu vurguladı. Şirket, mahkemeye başvurarak kararın iptali için hukuki mücadeleye hazırlanıyor.

Kanada’nın TikTok’a yönelik bu hamlesi, hükümetin genel veri güvenliği politikalarının bir parçası olarak değerlendiriliyor. Kanada, daha önce de TikTok’un kullanıcı gizliliğine yönelik endişeler nedeniyle uygulamanın hükümet yetkililerine ait cihazlarda kullanılmasını yasaklamıştı. Bu adım, uygulamanın özellikle gençler arasında popüler olduğu bir dönemde Kanada’nın veri gizliliği ve güvenliğini koruma konusundaki kararlılığını gösteriyor. Kanada’nın aldığı bu karar, TikTok’un ABD’de de benzer bir şekilde hükümet cihazlarında yasaklanmasıyla uyumlu bir yaklaşımı temsil ediyor. ABD, özellikle hükümet çalışanlarının cihazlarında TikTok’un güvenlik riski oluşturduğunu gerekçe göstererek uygulamaya kısıtlama getirmişti.

iRobot, tam 105 çalışanını işten çıkardı!

ABD merkezli iRobot, 2024’ün başından bu yana kapsamlı bir yeniden yapılanma sürecinde küresel iş gücünü %50 oranında azaltarak şimdi de 105 çalışanın işine son verdi. Şirketin CEO’su Gary Cohen, üçüncü çeyrek kazanç görüşmesinde işten çıkarmaların yeni işletme modelinin bir parçası olduğunu ve bu modelin daha düşük maliyetlerle daha fazla ürün tanıtımı yapmalarına imkân tanıdığını belirtti. İşte son dönemde çok konuşulan konu hakkındaki en önemli ve en çarpıcı detaylar…

iRobot, tam 105 çalışanını işten çıkarıyor

1990 yılında eski MIT mezunları tarafından kurulan iRobot, ilk olarak askeri ve uzay görevlerine yönelik robotik çözümler geliştirirken, sonrasında tüketici elektroniğine yönelerek Roomba robot süpürge serisi ile geniş bir kullanıcı kitlesine ulaştı.

iRobot, tam 105 çalışanını işten çıkarıyor.
iRobot, tam 105 çalışanını işten çıkarıyor.

2022 yılında Amazon, iRobot’u 1.7 milyar dolarlık bir anlaşmayla satın almak istemiş, ancak Avrupa Birliği regülatörleri anlaşmanın robot süpürge pazarındaki rekabeti olumsuz etkileyebileceği endişesiyle devreye girmişti. Özellikle Fransa, Almanya, İtalya ve İspanya pazarlarında yer alan diğer robot süpürge üreticilerinin bu anlaşma nedeniyle zor duruma düşebileceği iddia edildi. Bu gelişmelerin ardından Amazon ve iRobot, 2024 Ocak ayında anlaşmayı karşılıklı olarak feshettiklerini duyurdu ve Amazon, fesih kapsamında iRobot’a 94 milyon dolar ödeme yaptı.

Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yanıtlarınızı aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz. Görüşleriniz bizim için gerçekten çok değerli. Paylaşmaktan çekinmeyin! Yorumlarınızı büyük bir merakla bekliyoruz.

Barikat Grup ve Tera Grup ortaklığıyla siber güvenlikte yeni dönem!

0

Türkiye’nin önde gelen siber güvenlik firması Barikat Grup, teknoloji ve dijital dönüşüm alanındaki çalışmalarıyla tanınan Tera Grup ile stratejik bir ortaklık kurarak yeni bir dönemin kapılarını araladı.

Bu anlaşma kapsamında Tera Grup, Barikat Grup’un yüzde 60 hissesini alarak büyük hissedar oldu. Tera Grup’un yatırım ortakları aracılığıyla gerçekleştirdiği bu anlaşma, Barikat Grup’un teknolojik altyapısını güçlendirecek ve ürün çeşitliliğini artıracak.

Barikat Grup CEO’su Murat Hüseyin Candan, bu ortaklığın şirketin büyüme stratejilerine büyük katkı sağlayacağını ve Barikat Grup’un uluslararası alanda daha etkin bir oyuncu haline gelmesine destek olacağını belirtti.

Barikat Grup’un geniş siber güvenlik çözümleri portföyü özellikle finans sektörü başta olmak üzere birçok farklı endüstriye kritik güvenlik hizmetleri sunuyor. Tera Grup ile yapılan bu iş birliği, Barikat’ın AR-GE çalışmalarını artırarak yenilikçi çözümler geliştirmesine olanak tanıyacak.

Tera Grup & Barikat Grup Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen, bu birleşmenin her iki şirketin deneyim ve uzmanlığını birleştirerek küresel pazarda daha güçlü bir konum elde etmelerini sağlayacağını ifade etti.

Anlaşma kapsamında, Barikat Grup’un AR-GE yatırımlarının artırılması ve istihdamın desteklenmesi hedefleniyor. Bu kapsamda, genç yetenekler ve siber güvenlik profesyonellerinin sektöre kazandırılması için çalışmalar yapılacak.

Türkiye’nin siber güvenlik alanındaki yerli çözümleri geliştirme hedefleri doğrultusunda önemli bir adım olan bu ortaklık, ülkenin dijital güvenlik altyapısını güçlendirmeyi amaçlıyor.

Evrenin en hızlı büyüyen kara deliği keşfedildi

Bilim insanları, evrenin erken dönemlerinden kalma, olağanüstü hızla büyüyen bir kara delik keşfetti. “LID-568” adı verilen bu kara delik, 7,2 milyon Güneş kütlesine sahip ve maddeyi Eddington limitinin 40 katı hızla yutuyor. Bu keşif, evrenin en hızlı büyüyen kara deliği olan LID-568, süper kütleli kara deliklerin nasıl oluştuğu ve evrendiği hakkında yeni bilgiler sunuyor.

Büyük Patlama’dan sadece 1,5 milyar yıl sonra var olduğu tespit edilen LID-568, maddeyi olağanüstü hızla çekiyor. en hızlı büyüyen kara deliği olan LID-568, çevrelerinden çekilen gaz ve maddeyi emerek büyürken, bu süreçte yoğun bir radyasyon açığa çıkar. Eddington sınırı, kara deliklerin madde çekiş hızını sınırlayan bir parametredir. Bu sınırda, kara deliğin kütlesinin çekim gücü ile açığa çıkan radyasyon basıncı arasında bir denge oluşur. Bu denge aşılırsa, radyasyon basıncı o kadar yüksek olur ki, madde kara deliğe doğru çekilmek yerine dışarıya itilir.

Ancak LID-568, bu dengeyi aşarak maddeyi Eddington sınırının 40 katı hızla içine çekiyor. Bu hızla büyüyen kara delik, James Webb Uzay Teleskobu tarafından eski veriler üzerinde yapılan bir araştırmada keşfedildi. Webb’in güçlü kızılötesi algılama gücü, bu tür sönük nesnelerin gözlemlenmesini sağladı. LID-568, evrenin en hızlı büyüyen kara deliği olarak X-ışını spektrumunda oldukça parlak bir şekilde gözlemlendi.

LID-568’in tam konumunun belirlenmesi, geleneksel X-ışını gözlemleri ile mümkün olmadı. Bu nedenle, Webb’in NIRSpec cihazındaki tümleşik alan spektrografı kullanılarak yapılan gözlemlerle kara deliğin varlığı tespit edildi. Dr. Emanuele Farina, evrenin en hızlı büyüyen kara deliği olan LID-568’in keşfinin Webb olmadan mümkün olamayacağını vurguladı.

Bu keşif, süper kütleli kara deliklerin oluşumu hakkında önemli bir ipucu sunuyor. Uluslararası Gemini Gözlemevi’nden Dr. Hyewon Suh, bu bulguyu, kara deliklerin hızlı beslenme süreçleriyle büyük kütle kazandığını gösteren bir örnek olarak değerlendirdi. LID-568’in güçlü enerji çıkışlarının, aşırı beslenme sonucu oluşan enerjiyi serbest bırakarak kara deliğin sisteminin dengesiz hale gelmesini engellediği düşünülüyor.

Bilim insanları, LID-568 ve benzeri kara deliklerin Eddington sınırını nasıl aştığını anlamak için James Webb ile daha fazla gözlem yapmayı planlıyor. Bu araştırmalar, evrenin en hızlı büyüyen kara deliğine dair önemli bilgiler sağlayacak ve evrenin ilk dönemlerinde süper kütleli kara deliklerin nasıl şekillendiğine dair önemli bilgiler sunacak.

BYD Atto 3, Euro NCAP testinde en düşük sürücü destek puanını aldı!

0

BYD Atto 3, Euro NCAP güvenlik testlerinde sürücü destek sistemleri alanında büyük bir başarısızlık yaşadı ve şimdiye kadar verilmiş en düşük puanı aldı. Araç, “Akıllı Adaptif Hız Sabitleyici” (Intelligent Adaptive Cruise Control) sisteminin yetersizliği nedeniyle Euro NCAP tarafından “tavsiye edilmez” olarak derecelendirildi. Bu, Euro NCAP’in sürücü destek sistemleri için verebileceği en düşük puan olup, ilk kez bir araç için kullanıldı. Uzmanlar, Atto 3’ün tehlike anlarında sürücüsünün tepkisiz kaldığı durumlarda, sistemin kontrolü ele almayı başaramadığını belirttiler. Bu eksiklik nedeniyle araç, 25 puan üzerinden sıfır aldı.

BYD Atto 3, Euro NCAP testinde en düşük sürücü destek puanını elde etti

Adaptif hız sabitleyici sisteminin 90 km/s üzerindeki hızlarda da yetersiz olduğu ve kritik senaryolarda hız kontrolünü sürdürdükten sonra direksiyon desteğini etkin şekilde kapattığı ifade edildi.

BYD Atto 3, Euro NCAP testinde en düşük sürücü destek puanını elde etti.
BYD Atto 3, Euro NCAP testinde en düşük sürücü destek puanını elde etti.

Ayrıca, Atto 3’ün trafik işaretlerini tanıma konusunda da zorluk yaşadığı ve bu alanda yalnızca %55 gibi düşük bir puan aldığı bildirildi. Diğer testlerde ise sistem arızası kategorisinde “zayıf” ve çarpışma önleme kategorisinde “yeterli” seviyelerinde puan almıştı. BMW 5 Serisi ve Mercedes C-Class gibi modeller ise çok yüksek puanlar alarak fark yarattı.

Euro NCAP’in teknik yöneticisi Adriano Palao Bernal, sürücü destek teknolojilerinin güvenilirliğine dair önemli bir içgörü sunduğunu belirterek, bu teknolojilerin her zaman kusursuz olmadığını ve yanlış kullanıldıklarında yeni riskler yaratabileceğini vurguladı. BYD, test sonuçları hakkında yorum yapmaktan kaçınırken, yeni modellerinde daha gelişmiş sürücü destek teknolojilerine yer verdiklerini belirtti.

MIT’den kuantum sıçraması: elektronikte yeni bir çağ

Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT), geleneksel silikon transistörlerin sınırlarını aşmayı başaran çığır açıcı bir transistör tasarımı geliştirdi. MIT mühendislerinin “kuantum tünelleme” prensibini kullanarak tasarladığı bu yeni transistör, elektronik cihazlarda enerji verimliliği ve performansı artırmak için devrimsel bir adım olarak görülüyor. Bu gelişmenin özellikle yapay zeka gibi yüksek enerji gereksinimi olan teknolojilerde çığır açması bekleniyor.

Silikon tabanlı transistörlerin performansını artırmada karşılaşılan en büyük engellerden biri “Boltzmann tiranlığı”olarak bilinen fiziksel bir sınır. Bu sınır, transistörün açılıp kapanabilmesi için gereken voltaj miktarının alt sınırını belirliyor. Ancak MIT'den kuantum prensibini kullanarak tasarlanan transistörler bu sınırı aşabiliyor. Voltajı düşürmek istendiğinde transistörün işlevini kaybetme riski oluşuyor. MIT mühendisleri ise bu sorunu, galyum antimonit ve indiyum arsenit gibi yeni yarı iletken malzemeler kullanarak geliştirdikleri deneysel transistörlerle aşmayı başardı.

Kuantum tünelleme ile sınırların ötesine geçiş

Yeni transistörlerde, geleneksel silikon yerine kullanılan malzemeler sayesinde çok daha düşük voltajda çalışmak mümkün hale geldi. Elektronlar, bu transistörlerde yalıtkan bir tabakadan geçmek yerine, kuantum tünelleme etkisiyle adeta “teleportasyon” yaparak hareket ediyor. Ayrıca, yalnızca 6 nanometre çapında üretilen 3D nanotel yapılarsayesinde kuantum hapsedilme etkisi devreye giriyor ve bu da transistörlerin performansını daha da artırıyor. MIT’den kuantum ile ilgili çalışmalar bu yeniliği mümkün kılıyor.

MIT’nin ileri teknoloji araştırma laboratuvarı olan MIT.nano tesislerinde geliştirilen bu yeni tasarım, enerji verimliliği ve hız açısından geleneksel silikon transistörlerden çok daha üstün bir performans sergiliyor. MIT mühendisleri, yeni transistörlerin anahtarlama voltaj eğimlerinin, silikon temelli transistörlerden daha keskin olduğunu ve performansın, diğer deneysel tünelleme transistörlerine göre yaklaşık 20 kat daha iyi olduğunu vurguluyor.

Geleceğin transistörleri

Projenin baş yazarı Yanjie Shao, bu teknolojinin gelecekte silikonu tamamen değiştirebilecek potansiyele sahip olduğuna dikkat çekiyor. MIT’den kuantum tünellemeyi kullanan transistörler yeni bir çağ başlatabilir. Yeni tasarım, silikonun işlevlerini çok daha verimli bir şekilde yerine getirebilir ve özellikle enerji tasarrufu alanında büyük bir atılım sağlayabilir. Ancak, bu yeni teknolojinin ticarileşmesi zaman alacak ve üretim sürecinde daha homojen nano transistörler elde edilmesi için çalışmalar devam edecek.

MIT’nin bu çalışması, Intel’in finansal desteğiyle gerçekleştirilmiş olup, Nature Electronics dergisinde yayımlandı. Enerji verimliliği ve performansta devrim yaratabilecek bu yeni nesil transistörlerin, gelecekte elektronik dünyasında radikal bir değişim yaratacağına inanılıyor.

SpaceX, altıncı Starship testini gerçekleştirmeye hazırlanıyor!

Bu test, yalnızca bir ay önceki başarılı beşinci uçuşun ardından gerçekleşecek. Spacex tarafından gerçekleştirilen testlerin sıklığı, Federal Havacılık İdaresi’nin (FAA) son iki uçuş için aynı anda onay vermesi sayesinde mümkün oldu.

SpaceX, bu gelişmeyle, her uçuş öncesi uzun onay süreci beklemek zorunda kalmaktan kurtulmuş oldu.

Altıncı uçuşun hedefi, başarıları tekrarlamak

SpaceX, altıncı test uçuşunda, Super Heavy güçlendirici roketin fırlatma sahasına geri dönerek kuledeki dev “çubuk kol” ile havada yakalanması gibi önemli başarıları tekrar etmeyi planlıyor.

Ayrıca, Starship’in üst aşamasının Hint Okyanusu’na doğru hedefli bir iniş yapması amaçlanıyor. Şirket, ısı kalkanı ve yeniden giriş manevralarını test ederek hem roketin hem de güçlendiricinin yeniden kullanımına daha da yaklaşmayı hedefliyor.

Mühendisler, bu uçuş için bazı sistem güncellemeleri ve iyileştirmeler gerçekleştirdi. Bunlar arasında, güçlendirici itiş sistemine eklenen yedekli bileşenler, yazılım kontrol güncellemeleri ve yeni ısı koruma malzemeleri yer alıyor.

Starship’in altı Raptor motorundan birinin yörüngede yeniden ateşlenmesi de testin önemli adımlarından biri olacak; bu, Starship’in üst aşamasının yeniden kullanılabilir olması yolunda kritik bir aşama olarak değerlendiriliyor.

Daha yüksek iniş açısı ile iniş testleri

SpaceX, bu uçuşta iniş sürecini daha da zorlaştırarak Starship’in son iniş aşamasında daha yüksek bir hücum açısıyla uçmasını planlıyor. Bu amaçla flap kontrol limitleri kasıtlı olarak zorlanacak, bu sayede gelecekteki inişler için daha fazla veri toplanacak.

Yedinci uçuşla birlikte “önemli iyileştirmeler” yapılması beklenen Starship için yeni, daha geniş yakıt tankları ve gelişmiş ısı koruma sistemleri gibi ek güncellemeler planlanıyor.

Uçuş canlı yayınlanacak

Bu önemli test uçuşu, 30 dakikalık bir fırlatma penceresi ile gerçekleşecek ve fırlatmadan yaklaşık 30 dakika önce SpaceX’in X platformu ve web sitesinde canlı olarak yayınlanacak.

Google, Suudi Arabistan’da yapay zeka veri merkezi açacak!

0

Google, Suudi Arabistan’da yeni bir yapay zeka veri merkezi kurmak için Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu (PIF) ile stratejik bir ortaklık başlattı. Bu merkez, özellikle Arapça yapay zeka modelleri geliştirmeye odaklanacak ve Suudi Arabistan’a özgü yapay zeka teknolojilerini destekleyecek. Yeni merkez, Suudi Arabistan’ın yapay zeka alanında lider olma hedefini güçlendirecek ve önümüzdeki 8 yıl içinde binlerce iş fırsatı yaratması bekleniyor. Ayrıca, Suudi Arabistan’ın GSYİH’sini 71 milyar dolar artırması öngörülüyor.

Google, Suudi Arabistan’da yapay zeka veri merkezi açıyor

Suudi Arabistan, küresel bir yapay zeka merkezi olma ve petrol dışındaki gelir kapılarını artırma amacını güdüyor. Bu ortaklık, ülkedeki yapay zeka kullanım kapasitesini artırmayı ve bölgedeki işletmelerin yapay zekayı sağlık, perakende, finans gibi sektörlerde benimsemesini hızlandırmayı amaçlıyor. Ruth Porat, Google’ın Başkan Yardımcısı ve Baş Yatırım Sorumlusu, bu stratejik ortaklığın sadece Suudi Arabistan’da değil, Orta Doğu, Afrika ve dünya genelindeki işletmeler için de önemli fırsatlar yaratacağını belirtti.

Google, Suudi Arabistan’da yapay zeka veri merkezi açıyor.
Google, Suudi Arabistan’da yapay zeka veri merkezi açıyor.

PIF ve Google Cloud, Arapça dilinde yapay zeka yeteneklerini geliştirmek amacıyla Gemini’ın Arapça dil modelleri üzerinde çalışmalar yapacak. Yerel işletmeler, araştırmacılar ve geliştiriciler bu modelleri kullanarak yeni uygulamalar geliştirme fırsatına sahip olacak.

Ancak bu anlaşma, özellikle çevresel hedefler konusunda eleştirilerin odağında yer alıyor. Google, 2020’de fosil yakıt üretimi için algoritmalar geliştirmeyi bırakacağını açıklamıştı ve 2021’de karbon emisyonlarını yarıya indirme taahhüdünde bulunmuştu. Fakat yeni anlaşma ile oluşturulacak yapay zeka algoritmalarının petrol ve gaz üretiminde kullanılabileceği yönünde endişeler bulunuyor. Bu, Google’ın iklim taahhütleriyle çeliştiği iddialarını gündeme getiriyor.

Intel, Almanya’da fabrika açma planlarını erteledi!

0

Intel, Almanya’nın Magdeburg kentinde kurmayı planladığı ve “Fab 29” olarak bilinen yarı iletken fabrikasının açılışını 2029-2030 yıllarına erteleme kararı aldı. Bu gecikme, Alman hükümetinin projeye sağladığı 10 milyar Euro’luk devlet desteğinin geleceğini belirsiz bir hale getirdi. Özellikle Almanya’nın İklim ve Dönüşüm Fonu’ndan sağlanması planlanan desteğin 3,96 milyar Euro’luk kısmı 2024 yılı için ayrılmıştı. Ancak Intel’in finansal nedenlerle bu yatırımı ertelemesi, bu fonların federal bütçeye geri dönme ihtimalini gündeme taşıyor.

Intel, Almanya’da fabrika açma planlarını erteleme kararı aldı

Bu erteleme kararı, Almanya’nın yarı iletken sektöründe güçlü bir konuma ulaşma hedefini tehdit ediyor. Ülkede, bu desteğin farklı alanlara yönlendirilmesi gerektiğine dair siyasi tartışmalar hız kazanmış durumda. Almanya Maliye Bakanı Christian Lindner, fonların alternatif ekonomik projelere tahsis edilmesini savunurken; Ekonomi Bakanı Robert Habeck ise bu fonun ekonomik büyümeyi desteklemek ve iklim hedeflerine katkı sağlamak amacıyla kullanılmasını öneriyor.

Intel, Almanya'da fabrika açma planlarını erteleme kararı aldı.
Intel, Almanya’da fabrika açma planlarını erteleme kararı aldı.

Öte yandan, Alman Ekonomi Araştırmaları Enstitüsü’nden (DIW) Alexander Schiersch, yılın başlarında yaptığı değerlendirmede Intel’in mali durumu dikkate alındığında, projenin hayata geçme ihtimalinin yüzde 50’yi aşmayabileceğini belirtmişti. Bu gelişmeler ışığında, Intel’in Almanya’daki fabrika projesinin geleceği konusunda belirsizlikler artıyor ve yatırımın devamı için yeni müzakere süreçleri gerekebilir.

Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yanıtlarınızı aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz. Görüşleriniz bizim için gerçekten çok değerli. Paylaşmaktan çekinmeyin! Yorumlarınızı büyük bir merakla bekliyoruz.

Physical Intelligence, 400 milyon dolar yatırım aldı!

Physical Intelligence, robotlara fiziksel zeka kazandırmayı amaçlayan bir girişim olarak, son yatırım turunda 400 milyon dolar aldı ve değerlemesini 2.4 milyar dolara çıkardı. Bu erken aşama yatırım turuna Amazon’un kurucusu Jeff Bezos, OpenAI, Thrive Capital, Bond Capital ve Lux Capital gibi isimler katıldı.

Physical Intelligence, tam 400 milyon dolar yatırım alıyor

Şirket, yapay zekayı fiziksel dünyaya entegre etme hedefiyle, robotları daha verimli ve esnek hale getirecek temel modeller ve öğrenme algoritmaları geliştiriyor. Physical Intelligence, pi-zero adlı yazılımını tanıttı; bu yazılım, robotlara çamaşır katlama, masa taşıma ve ekmek kızartma gibi görevleri yerine getirme yeteneği kazandıran, büyük bir pi veri kümesi üzerine eğitilmiş bir teknolojiyi temel alıyor. Bu yazılım, görev başına özel yazılım geliştirme ihtiyacını ortadan kaldırarak, robotların daha çeşitli görevlerde ve çevrelerde esnek bir şekilde çalışabilmesini sağlıyor. Ayrıca, pi-zero teknolojisinin adaptasyon yeteneği, robotları harici müdahalelere karşı dayanıklı hale getiriyor.

Physical Intelligence, tam 400 milyon dolar yatırım alıyor.
Physical Intelligence, tam 400 milyon dolar yatırım alıyor.

Robotik teknolojileri, sağlık sektöründen lojistiğe kadar birçok alanda büyük bir dönüşüm yaratıyor. Yapay zeka algoritmalarının entegrasyonu, robotların belirli görevleri yerine getirirken çevrelerine uyum sağlamalarını, beklenmedik durumlara esnek yanıtlar vermelerini mümkün kılıyor.

Üretim hatlarında, otomotiv sanayisinde ve lojistik merkezlerinde aktif olarak görev alan bu robotlar, iş akışlarını optimize etmekte ve üretim aksaklıklarını tespit edebilmektedir. Ayrıca, riskli ve tekrarlayan işlerde insan işçilerin yerini alarak iş sağlığı ve güvenliği alanında önemli katkılar sağlamakta, “fiziksel zeka” özellikleriyle daha karmaşık ve dinamik ortamlarda görevlerini yerine getirebilmektedir.

Axeleo Capital, 125 milyon euroluk yeni fon oluşturdu!

0

Paris merkezli risk sermayesi şirketi Axeleo Capital, yeşil teknolojiler geliştiren girişimlere yatırım yapmayı amaçlayan yeni bir fon oluşturdu. Yeni fon, “Green Tech Industry I” adıyla piyasaya sürüldü ve ilk kapanışını 125 milyon euro ile yaptı. Ancak fonun nihai hedefi 250 milyon euroya ulaşmak. 2017 yılında kurulan Axeleo Capital, bu yeni fon ile birlikte yönetimindeki toplam 300 milyon euroyu daha da artırmayı ve Avrupa’nın endüstriyel inovasyon alanında daha da büyük bir oyuncu olmayı hedefliyor.

Axeleo Capital, 125 milyon euroluk yeni bir fon oluşturdu

Bu yeni fon, özellikle yeşil teknolojilere odaklanacak. Axeleo Capital, yenilenebilir enerji, geri dönüşüm, biyoteknoloji, tarım, gıda, elektrikli mobilite, karbon nötr hava taşımacılığı ve deniz taşımacılığı gibi sürdürülebilir endüstrilerde faaliyet gösteren girişimlere yatırım yapmayı planlıyor. Fon, 3 milyon ile 10 milyon euro arasında değişen yatırım tutarları ile toplamda 15 ila 20 girişimi desteklemeyi hedefliyor. Bu strateji, özellikle erken aşamadaki girişimlere yardımcı olmayı amaçlıyor ve girişimcilere büyüme fırsatları sunmayı planlıyor.

Axeleo Capital’in kurucu ortakları Eric Burdier ve Mathieu Viallard, bu fonun lansmanını, şirketlerinin gelişimi açısından önemli bir adım olarak değerlendiriyor. 2017’den beri yazılım B2B stratejileriyle başarı kazanan Axeleo Capital, yeşil teknoloji alanına da yatırım yaparak, şirketlerin sürdürülebilirlik hedeflerine katkı sağlamayı amaçlıyor. Burdier ve Viallard, bu fon sayesinde Avrupa’daki endüstriyel sektörlerin karbon salınımını azaltarak daha sürdürülebilir hale gelmesini sağlayacak büyük yeniliklere imza atmayı umuyorlar.

Axeleo Capital’in bu yeni fonuyla, Avrupa’daki yeşil teknoloji girişimlerinin daha güçlü bir şekilde büyümesine ve uluslararası pazarda rekabetçi hale gelmelerine katkı sağlamayı hedefliyor. Bu yatırımlar, yeşil enerji dönüşümünün hızlanmasına yardımcı olacak, ayrıca daha çevre dostu bir ekonomi için inovasyonları teşvik edecek.

Robot tarafından çizilen resim dudak uçuklatan fiyata satıldı!

0

Yapay zeka ve insansı robotların sayısı son yıllarda hızla artarak teknolojinin ne denli ileriye gittiğini gözler önüne seriyor diyebiliriz. Artık bu gibi robotlar, geçmişte olduğu gibi sadece basit görevleri yerine getirmekle kalmıyor, aynı zamanda insan benzeri düşünme, öğrenme ve adaptasyon yeteneklerine sahip olabiliyor. Bu kapsamda, dünyanın en gelişmiş insansı robotlarından Ai-Da tarafından çizilen Alan Turing portresi dudak uçuklatan bir miktara satıldı.

Ai-Da tarafından çizilen Alan Turing portresi 1,08 milyon dolara alıcı buldu

İngiliz matematikçi, bilgisayar bilimcisi ve kriptolog Alan Turing‘in Ai-Da isimli insansı robot tarafından çizilen bir portresi açık artırmada 1,08 milyon dolara satıldı. Bu, aynı zamanda bir robot tarafından üretilen ilk sanat eseri olduğu niteliğinde.

Aslında Alan Turing‘in portresi için ilk etapta 120 ila 180 bin dolar arasında bir fiyat beklentisi belirlense de, aldığı tamı tamına 27 teklifle bu aralığı çok kısa sürede aşarak rekor bir satış fiyatına ulaşmayı başardı.

Ai-Da, tahmin edildiği üzere yapay zeka aracılığıyla konuşup diyaloglara girebiliyor. Bununla birlikte, gelen bilgilere göre insansı robot Alan Turing‘in fotoğraflarına bakarak bu tabloyu hazırladı. Yani, tıpkı çoğu sanatçıda olduğu gibi gör ve resmet konseptinde ilerlediğini söyleyebiliriz.

Robotun Alan Turing‘i portresine konuk etme sebebi ise 1950’lerde yapay zekayla ilgili görüşlerini dile getirmesi demek mümkün. Son olarak, bu robotun ismini ilk bilgisayar programcısı Ada Lovelace‘tan aldığını ve sanat uzmanı Aidan Meller ve Oxford ile Birmingham Üniversitelerinden yapay zeka uzmanları tarafından geliştirildiğini belirtelim.

Siemens, sürdürülebilirlik şirketi Danfoss Fire Safety’yi satın alıyor!

Siemens, Danfoss Fire Safety’yi satın alarak yangın güvenliği alanındaki portföyünü güçlendirmeyi ve sürdürülebilir yangın söndürme çözümleri sunmayı amaçlıyor. Siemens Akıllı Altyapılar Bölümü’ne bağlı Binalar İş Birimi altında faaliyet gösterecek olan Danfoss Yangın Güvenliği, özellikle veri merkezleri, endüstriyel süreçler ve tüneller gibi hızla büyüyen sektörlerde daha çevre dostu ve etkili yangın güvenliği çözümleri sunacak. Siemens, bu satın alma ile yüksek basınçlı su sisi teknolojisi gibi yeni yangın söndürme teknolojilerini portföyüne dahil ederek, müşterilerine daha yeşil ve güvenli seçenekler sunmayı hedefliyor.

Siemens, sürdürülebilirlik şirketi Danfoss Fire Safety’yi satın aldı

Siemens Akıllı Altyapı Bölümü Binalar İş Birimi CEO’su Susanne Seitz, Danfoss Yangın Güvenliği’nin satın alınmasının, büyüme potansiyeli yüksek olan sektörlere daha hızlı ve etkili hizmet sunmayı sağlayacağını vurguladı. Seitz, bu adımın, yangın söndürme pazarındaki sürdürülebilirlik dönüşümünü hızlandırmaya yardımcı olacağını belirtti.

Siemens, sürdürülebilirlik şirketi Danfoss Fire Safety’yi satın aldı.
Siemens, sürdürülebilirlik şirketi Danfoss Fire Safety’yi satın aldı.

Danfoss Grubu’ndan yapılan açıklamada ise, şirketin çalışanları, müşterileri ve tedarikçileri için sorunsuz bir geçiş sağlama taahhüdü dile getirildi. Danfoss Yangın Güvenliği, 2019’dan beri Danfoss Grubu bünyesinde faaliyet gösteriyordu ve satın alma işlemiyle birlikte “A Siemens Business” olarak devam edecek.

Bu satın alma ile Siemens, sürdürülebilir yangın güvenliği çözümleri alanındaki liderliğini pekiştirecek ve enerji verimliliği ile çevre dostu teknolojilere geçişi hızlandıracak. Satın almanın 2024 yılı sonuna kadar tamamlanması bekleniyor.