Windows 11 güncellemesi kullanıcıları mağdur etti! 

Microsoft’un Windows 11 için yayımladığı en son Windows 11 güncellemesi, KB5048667, kullanıcılardan yoğun şikayetler alıyor. 24H2 sürümüne yönelik bu Windows 11 güncellemesi, bazı sistemlerde performans düşüşü ve hata kodlarına neden oluyor.

Bazı kullanıcılar, güncellemeyi yüklemeye çalıştıklarında 0x800f081f hata kodu ile karşılaştıklarını belirtiyor. Windows 11 güncellemesi sürecinin uzun sürmesi ve “İndiriliyor – %0” ekranının uzun bir süre boyunca görünmesi de yaygın şikayetler arasında. Bu durum, bazı kullanıcılarda güncelleme dosyalarının eksik ya da bozuk olduğu şeklinde bir izlenim oluşturuyor. Sorunun nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, başlatılan güncelleme işleminde bir uyumluluk sorunu yaşandığı düşünülüyor.

Performans düşüşü ve oyunlarda yavaşlama

Güncellemeyi başarıyla yükleyen kullanıcılar ise Windows 11 24H2 sürümünde performans sorunları yaşadıklarını bildiriyor. Sistem ilk başta normal çalışırken, bir süre sonra CPU kullanımının yavaşladığı ifade ediliyor. Bilgisayar üzerinde yürütülen rutin işlemler bile eskisine göre daha uzun sürebiliyor. Tarayıcıların sayfa yükleme hızlarında ve uygulamalar arası geçişlerde belirgin gecikmeler yaşandığı bildiriliyor.

Özellikle RobloxLeague of Legends ve diğer popüler oyunlarda ciddi performans düşüşleri gözlemleniyor. Kullanıcılar, oyunlarda FPS düşüşleri ve donmalar yaşadıklarını belirtiyor. Bilgisayarda yeniden başlatma sorunu geçici olarak çözüyor ancak performans düşüşü bir süre sonra yeniden ortaya çıkıyor. Bu durum, oyun oynayan ve yoğun iş yükü olan kullanıcılar için büyük bir sorun haline gelmiş durumda.

Bazı kullanıcılar, Windows 11‘in, sistemin kullanılmayan uygulamaların ve oyunların performansını otomatik olarak azaltan bir özellik aldığını düşünüyor. Ancak bu özelliğin doğru çalışmaması nedeniyle sorunlar yaşandığı belirtiliyor. Bu özelliğin kullanıcılar tarafından manuel olarak devre dışı bırakılamaması da ayrı bir endişe konusu.

Microsoft’tan Hâlâ bir açıklama yok

MicrosoftKB5048667 güncellemesiyle ilgili henüz resmi bir açıklama yapmadı. Kullanıcılar ise sorunun çözümü için Windows 11 güncellemesini kaldırıp Windows 11‘in önceki bir sürümünü kullanmayı öneriyor. Ancak bu, güncellemeyi yüklemeyi başarabilmiş olanlar için bir çözüm olabilirken, güncellemeyi hiç yükleyemeyen kullanıcılar için bir fayda sağlamıyor.

Microsoft‘un bu Windows 11 güncellemesi sorunlarıyla ilgili nasıl bir yol izleyeceği ve düzeltme güncellemesinin ne zaman yayınlanacağı merak konusu. Kullanıcılar, şirketin en kısa sürede bir açıklama yapmasını ve sorunları giderecek bir güncelleme sunmasını bekliyor. Özellikle profesyonel iş kullanımında olanlar ve oyun severler, bu performans sorunlarının günlük deneyimlerini ciddi şekilde etkilediğini dile getiriyor.

Jüpiter’in volkanik uydusu Io’nun sırrı çözüldü!

NASA’nın Juno uzay aracı, Jüpiter’in uydusu Io’nun volkanik aktivitelerine dair yıllardır süren bir gizemi aydınlattı. Yapılan araştırma, Io’nun neden Güneş Sistemi’nin en volkanik cismi olduğunu ortaya koydu. Nature dergisinde yayımlanan ve Amerikan Jeofizik Birliği’nin yıllık toplantısında açıklanan çalışmaya göre, Io’nun volkanları, tek bir magma okyanusundan değil, her bir volkanın altında bulunan lokal magma haznelerinden besleniyor. Bu keşif, volkanik yapının kökenine dair 44 yıllık bir sırrı çözdü.

Io: bir volkanik fenomen

Dünya’nın uydusu Ay ile benzer boyutlara sahip olan Io, yaklaşık 400 aktif volkana ev sahipliği yapıyor. Sürekli püsküren lavlar ve duman bulutları, uydunun yüzeyinde karakteristik bir katman oluşturuyor. Io’nun volkanik faaliyetleri ilk kez 1979 yılında Voyager 1 uzay aracı tarafından kaydedilen görüntülerde fark edildi. Ancak bu püskürmelerin kaynağı, 2016’da Jüpiter’e ulaşan Juno’nun son verilerine kadar tam olarak anlaşılamamıştı.

JunoAralık 2023 ve Şubat 2024 tarihlerinde Io’nun yüzeyine sadece 1.500 kilometre kadar yaklaşarak kritik ölçümler yaptı. NASA’nın Derin Uzay Ağı ile toplanan bu veriler, Io’nun volkanik aktivitelerinin temelini oluşturan gelgitsel esneme etkisini detaylı bir şekilde ortaya koydu.

Volkanların sırrı lokal magma haznelerinde

Io’nun eliptik yörüngesi, Jüpiter’in güçlü yerçekimsel etkisi nedeniyle uydunun sürekli sıkışıp genişlemesine yol açıyor. Bu durum, uydunun iç kısmında muazzam bir sürtünme ve ısınma yaratıyor. Ancak yeni bulgular, Io’nun yüzeyinin altında bir magma okyanusu yerine, her bir volkanın lokal magma hazneleriyle beslendiğini gösteriyor.

Bu keşif, yalnızca Io’nun iç yapısını anlamakla kalmıyor; aynı zamanda Satürn’ün Enceladus ve Jüpiter’in Europauyduları gibi diğer gök cisimlerinin ve hatta ötegezegenlerin oluşum ve evrimine dair yeni ipuçları sunuyor.

Io’nun volkanik sırlarının çözülmesi, Güneş Sistemi’ndeki ekstrem çevreler ve bu koşulların diğer gezegenlerdeki yaşam potansiyeli üzerindeki etkilerini anlamamızı sağlıyor. Juno’nun bu kritik verileri, bilim dünyasında heyecan yaratırken, Io’nun büyüleyici yapısını daha yakından tanımamıza olanak tanıyor.

ABD, yapay zekalı pilotlar için dev bütçe ayırdı!

ABD Savunma Bakanlığı, yapay zeka teknolojilerinin savaş uçağı pilotlarının görev verimliliğini artırma potansiyelini değerlendirmek amacıyla 100 milyon dolarlık bir bütçe ayırmış durumda. Bu bütçe, savaş sırasında pilotların daha hızlı ve isabetli kararlar alabilmesi, hedef tespiti konusunda daha yüksek hassasiyetle hareket edebilmesi gibi konuları kapsayacak projelerin geliştirilmesine yönlendirilecek. Yapay zekanın çeşitli sektörlerde nasıl bir dönüşüm yaratabileceği henüz tam anlamıyla kestirilemiyor, ancak hemen her alan bu teknolojiyi sistemlerine entegre ederek daha hızlı ve verimli bir işleyiş sağlamayı hedefliyor.

ABD, yapay zekalı pilotlar için dev bütçe ayırıyor

Yapılan açıklamalara göre, bu kapsamda yapay zekâ pilot teknolojilerinin geliştirilmesi, gerçek zamanlı veri iletimi ve taktiksel çevrelerin test edilmesine yönelik yeni projeler planlanıyor.

Pentagon’un ihtiyaçlarına yanıt verecek şekilde oluşturulan bu strateji doğrultusunda, geçtiğimiz yıldan bu yana üretken yapay zeka uygulamalarını değerlendiren Task Force Lima görevini tamamladı ve yerine AI Rapid Capabilities Cell uygulama süreci devreye alındı. Ayrılan bütçenin 75 milyon dolarlık kısmı, yapay zekâ pilot projelerinin yanı sıra Pentagon adına çalışan küçük ve orta ölçekli işletmelerin (KOBİ) geliştirdiği projelere tahsis edildi.

Buna rağmen, tamamen yapay zeka pilotlara bırakılan bir savaş uçağı sistemi henüz gündemde değil. Bunun yerine, bu projeler daha hassas hedefleme yapabilen silahlar, daha gelişmiş radar sistemleri ve uçuş sırasında pilotlara anlık ve hayati veri akışı sağlama gibi senaryoları hayata geçirmeyi amaçlıyor. Yapay zekanın lojistik, istihbarat ve silah geliştirme gibi birçok alanda yaratacağı etki şimdiden dikkatle takip ediliyor.

OpenAI ordu ile ortaklık kuruyor!

0

ChatGPT, Facebook ve Claude’un hepsinin ortak noktası nedir? Hepsi, başlangıçta yapmayacaklarını söyleseler bile, yapay zeka teknolojilerini yakın zamanda ABD ordusuna ve onun dostlarına ödünç veren megacorp teknoloji devleridir.

OpenAI, 4 Aralık 2024’te askeri uygulamalara karşı uzun süredir uyguladığı politikanın tersine dönerek, otonom mühimmatlar ve keşif dronları, roket motorları ve çeşitli insansız hava araçları (İHA) ve su altı mürettebatsız araçlar (UUV) konusunda uzmanlaşmış bir savunma teknolojisi şirketi olan Anduril Industries ile ortaklık kurduğunu duyurdu.

OpenAI ordu ile stratejik ortaklık kurdu

Anduril’in internet sitesinde yayınlanan Lattice Komuta ve Kontrol yazılımının sloganı, “Lattice, makineden makineye görevleri insan kapasitesinin ötesinde ölçeklerde ve hızlarda düzenleyerek karmaşık öldürme zincirlerini hızlandırır” şeklindedir.

Anduril, dünyanın herhangi bir yerindeki herhangi bir sığınaktan bir joystick’in dürtmesiyle ve bir düğmeye basarak cehennem ateşi yağdırabilen oldukça etkileyici bir makine portföyüne sahiptir. Anduril ayrıca, futbol maçları veya turistik turistik alanlar üzerinde uçarken göreceğiniz hobi amaçlı DJI drone’larına çok benzeyen 12 lb (5,4 kg) ağırlığındaki Bolt-M’yi tasarladı ve üretti. Ancak Bolt-M’deki “M” harfi “mühimmat” anlamına gelir ve ciddi yıkıma yol açabilen 3 lb (1,4 kg) ağırlığında anti-personel/anti-malzeme yükü taşır.16 Mayıs 2023’te, Senato Yargı gözetim duruşması sırasında Sam Altman, yapay zeka teknolojisinin tehlikeleri konusunda uyardı. Altman: “Bu teknoloji yanlış giderse, çok yanlış gidebilir. Ayrıca dünyaya önemli zararlar verebilir” dedi. Altman ayrıca “GPT-4’ün benzer yeteneklere sahip diğer yaygın olarak kullanılan modellerden daha yardımsever ve doğru yanıt verme ve zararlı talepleri reddetme olasılığı daha yüksektir” dedi.

OpenAI’nin 2024’teki gelirinin 3.7 milyar ABD doları olması öngörülürken, operasyonel maliyetler önemli ve şirketin bu yıl yaklaşık 5 milyar ABD doları kaybetmesi bekleniyor. Yapay zeka model eğitimi bu maliyetin önemli bir kısmını oluşturuyor. Hükümet ve savunma ile ilgili sözleşmeler bu kayıpları telafi etmenin potansiyel olarak cazip bir yolu gibi görünüyor.

Stellantis ve CATL, İspanya’da LFP batarya fabrikası kuruyor!

Stellantis ve Çinli batarya devi CATL, Avrupa’da elektrikli araçlara yönelik lityum demir fosfat (LFP) bataryaların üretimini artırmak amacıyla İspanya’nın Zaragoza kentinde büyük bir yatırım başlatıyor. İki şirket, bu yeni fabrikaya 4,3 milyar dolara kadar bir bütçe ayırmayı planlıyor ve fabrikanın 2026 yılının sonuna doğru faaliyete geçmesi hedefleniyor. Bu tesisin, yılda 50 GWh kapasiteyle üretim yaparak, Stellantis bünyesindeki markalar için uzun ömürlü ve uygun maliyetli bataryalar sağlaması öngörülüyor.

Stellantis ve CATL, İspanya’da LFP batarya fabrikası kuracak

Fabrikanın kontrolü %50 oranında CATL’ye ait olacakken, Stellantis’in payı %40 STLA İspanya ve %10 STLA Fransa olarak bölünmüş durumda. Bu proje, Avrupa’da elektrikli araç pazarının büyümesine katkı sağlayacak önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Özellikle Peugeot, Citroën, Opel ve Fiat gibi markaların daha erişilebilir fiyatlara sahip B ve C segmenti elektrikli otomobiller sunabilmesi için gerekli olan maliyet etkin ve dayanıklı bataryaların temini bu ortaklık sayesinde mümkün olacak.

Stellantis ve CATL, İspanya'da LFP batarya fabrikası kuracak.

İnşaat sürecinin dört yıl sürmesi planlanırken, fabrikanın ilk fazı 2026 yılında tamamlanacak. Projenin ilerleyebilmesi için hem Çin hem de İspanya hükümetlerinden gerekli izinlerin alınması gerekiyor.

Bunun yanı sıra AB ve yerel yetkililerin sağlayacağı destekler de fabrikanın başarıya ulaşmasında kritik bir rol oynayacak. Stellantis’in bu yatırım hamlesi, grubun Avrupa’daki elektrikli araç rekabetinde güçlü bir konum elde etme hedefinin bir parçası olarak dikkat çekiyor.

Intel Panther Lake işlemciler, 18A üretim sürecinden geçecek!

0

Intel, Panther Lake işlemcilerinde kullanılacak olan 18A üretim sürecinin resmen onaylandığını duyurdu. Şirket, bu yeni üretim sürecini ilk defa kendisi için uygulayacak ve Intel’in uzun süredir üzerinde çalıştığı 1.8 nm sınıfındaki bu teknolojiyi Panther Lake ile hayata geçireceği doğrulandı. Barclays’in düzenlediği Küresel Teknoloji Konferansı’nda, geçici eş CEO’lar Michelle Johnston Holthaus ve David Zinsner, Panther Lake işlemcilerinin ilk mühendislik örneği olan ES0 çipinin başarılı bir şekilde çalıştırıldığını açıkladı. Bunun yanı sıra, sekiz müşterinin ES0 örneklerini test ettiği ve bu durumun silikonun sağlıklı olduğuna dair güçlü bir gösterge olduğu vurgulandı.

Intel Panther Lake işlemciler, 18A üretim sürecinden geçiyor

Panther Lake, Intel Core Ultra 200S Arrow Lake-H işlemcilerinin doğrudan halefi olarak tasarlanıyor ve performansı daha da ileri taşıyacak teknik detaylar içeriyor. İşlemcinin 6 performans çekirdeği, 8 verimlilik çekirdeği ve 4 düşük güçlü çekirdekten oluşan 18 çekirdekli bir yapı ile geleceği ifade edildi.

Intel Panther Lake işlemciler, 18A üretim sürecinden geçiyor.

Performans çekirdeklerinde “Cougar Cove” mimarisi kullanılacak ve bu yeni yapı, “Lion Cove” mimarisine oranla daha yüksek IPC sağlayacak. Verimlilik çekirdekleri ise mevcut Skymont yapısını koruyacak. Ayrıca, düşük güçlü LP çekirdekler daha güncel bir süreç ile üretilecek ve bu sayede Neural Processing Unit (NPU) performansı geliştirilecek.

Panther Lake, Intel’in grafik tarafında da yenilikler sunacak. iGPU biriminde Xe3 “Celestial” mimarisi kullanılacak ve grafik performansı önceki nesillere göre bir üst seviyeye taşınacak. Ancak, Arrow Lake işlemcilerinin 2025’in başlarında piyasaya sürüleceği bilinirken, Panther Lake-H ailesinin piyasaya çıkış tarihi 2026 olarak öngörülüyor. Tüm bu gelişmeler, Intel’in 18A üretim sürecindeki ilerlemesinin beklentileri karşıladığını ve 18A’nın sağladığı avantajlarla birlikte Panther Lake’in dikkat çekici bir performans sunacağını gösteriyor.

Nvidia RTX 50 serisinin çıkış tarihi belli oldu mu?

0

Nvidia, yeni nesil ekran kartları olan RTX 50 serisi için heyecan verici gelişmeler duyurdu. Şirket, bu seriyi 2025’in Ocak ayında gerçekleşecek CES etkinliği öncesinde duyurmayı planlıyor. RTX 50 serisinin tanıtılacağı ana etkinlik “GeForce Greats” adıyla gerçekleştirilecek ve CES 2025’te Nvidia CEO’su Jensen Huang’ın sunumuyla gündeme gelecek. Ancak, serinin lansmanına kadar “GeForce LAN 50” isimli bir etkinlik de düzenlenecek; bu etkinlik 4 Ocak’ta başlayacak ve 50 saat sürecek bir oyun maratonuna sahne olacak.

Nvidia RTX 50 serisinin çıkış tarihi belirlenmiş olabilir

RTX 50 serisinin ilk iki modelinin, RTX 5080 ve RTX 5090’ın CES 2025 kapsamında tanıtılması bekleniyor. Bu etkinlik, Nvidia’nın tarihi GeForce 256 ekran kartının 25. yıl dönümüyle aynı tarihlerde olacak, bu da serinin tanıtımı için sembolik bir anlam taşıyor.

Daha önce, Inno3D temsilcisinin canlı yayın sırasında RTX 5090’ın tanıtımının üç hafta içinde olacağına dair yaptığı açıklama da bu durumu doğruluyor, fakat bu açıklama sonradan düzeltilerek, doğru tarih olan Ocak 2025’teki CES etkinliği vurgulandı.

RTX 50 serisinin sahip olacağı yeni özellikler arasında Blackwell tabanlı yüksek TGP değerleri, DLSS 4.0 desteği ve yeni PCB teknolojisi bulunuyor. Bu sayede, VRAM ile GPU arasındaki sinyal bütünlüğü artırılacak. Nvidia, masaüstü kullanıcılarının yanı sıra dizüstü bilgisayarlar için de RTX 50 serisi ekran kartlarını tanıtmayı planlıyor. Ancak dizüstü modellerinin çıkış tarihi henüz açıklanmış değil.

Apple’ın yapay zekası yanlış haber yaydı!

ABD merkezli teknoloji devi Apple, yapay zekâ destekli yeni özelliği Apple Intelligence ile gündemde. Geçtiğimiz hafta İngiltere’de kullanıma sunulan akıllı bildirim özeti özelliği, hatalı bilgi yayılımıyla teknoloji dünyasında tartışmalara neden oldu.

Yanlış bilgi krizi: BBC haberi uyduruldu

Apple Intelligence, kullanıcılara gelen bildirimleri gruplandırıp özetleyerek daha verimli bir deneyim sunmayı hedefliyor. Ancak bu özellik, geçtiğimiz günlerde ciddi bir hata yaptı. BBC uygulamasından gelen bir bildirimi özetleyen yapay zekâgerçek dışı bir bilgiyle kullanıcıları yanılttı.

Yapay zekâ, BBC’nin bir haberinde olmayan bir olayı varmış gibi gösterdi. Özet bildirimde, “Luigi Mangione” adında bir kişinin kendini vurduğu belirtiliyordu. Ancak böyle bir olay gerçekte hiç yaşanmadı. Yapay zekâ, haberi tamamen “uydurmuştu”.

BBC ve Apple’dan sessizlik

Olayın ardından BBC, yaşanan durumla ilgili bir açıklama yaptı. BBC yetkilileri, kurumun “dünyadaki en güvenilir haber kaynaklarından biri” olduğunu vurgulayarak bu tür bir yanlışlığın kabul edilemez olduğunu ifade etti. Ayrıca, konuyla ilgili olarak Apple ile iletişime geçildiğini belirttiler.

Apple cephesi ise henüz konuyla ilgili bir açıklama yapmadı. Ancak yaşanan bu olay, yapay zekâ teknolojilerinin güvenilirliği konusunda yeniden soru işaretleri oluşturdu.

Yapay Zeka hatalarına karşı önlem şart

Apple Intelligence’ın bu hatası, yapay zekâ algoritmalarının henüz mükemmel olmadığını ve insan gözetiminin ne kadar kritik olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Şirketin, bu olaydan sonra yapay zekâ özelliklerini geliştirmek için hangi adımları atacağı merakla bekleniyor.

Apple Intelligence, her ne kadar kullanıcı deneyimini iyileştirmeyi hedeflese de bu skandal, teknolojinin potansiyel risklerine dikkat çekti. Yapay zekânın geleceği, bu tür hataların nasıl ele alınacağına bağlı gibi görünüyor.

Sony FromSoftware’in ana şirketi Kadokawa’yı satın alıyor!

SonyDark Souls ve Elden Ring gibi popüler oyunların geliştiricisi FromSoftware’in bağlı olduğu Kadokawa Group’u satın alma niyetini resmen doğruladı. Japon teknoloji devi, Kadokawa ile görüşmelerini sürdürüyor. Sony‘nin bu hamlesi, oyun dünyasında büyük yankı uyandırdı.

Sony, Yahoo Japan’a yaptığı açıklamada, “İlk niyet beyanında bulunduğumuz doğrudur. Ancak, şu aşamada daha fazla yorum yapmaktan kaçınmamızı anlayışla karşılamanızı rica ederiz” ifadelerini kullandı. Bu açıklama, satın alma sürecinin henüz başlangıç aşamasında olduğunu ortaya koydu. Kadokawa ise geçtiğimiz ay Sony’den bir niyet mektubu aldıklarını doğruladı ancak şu ana kadar resmi bir karar almadıklarını belirtti.

Kadokawa çalışanları üzgün

Japonya’nın tanınmış haber platformlarından Bunshun’un haberine göre, Kadokawa çalışanları arasında bu gelişmeye yönelik farklı görüşler mevcut. Bazı çalışanlar, Sony gibi büyük bir şirketin bünyelerine katılma ihtimalini heyecanla karşılarken, bazıları ise mevcut CEO Takeshi Natsuno yönetiminden duydukları memnuniyetsizlik nedeniyle bu gelişmeyi olumlu değerlendiriyor. Ancak satın alma planına şüpheyle yaklaşanların sayısı da az değil. Bazı analistler, Kadokawa’nın Sony çatısı altına girdikten sonra bağımsız yapısını kaybedip daha katı bir yönetim anlayışı benimseyebileceğini öne sürüyor.

Sony ve Kadokawa’nın mevcut ilişkisi

Sony, halihazırda Kadokawa Group’un %2 oranında hissesine sahip. Ayrıca FromSoftware’de de %15 civarında bir azınlık hissesi bulunuyor. Eğer satın alma gerçekleşirse, Sony, oyun dünyasındaki etkisini daha da artırabilir ve PlayStation ekosistemini ciddi şekilde güçlendirebilir.

Olası satın alım, oyun ve medya sektöründe Sony’nin pozisyonunu bir adım öteye taşıyabilecek bir hamle olarak değerlendiriliyor. Sürecin nasıl ilerleyeceği ise şimdilik belirsizliğini koruyor.

Dünyanın en büyük rüzgar türbininin kanatları kırıldı!

Çin’in Hainan bölgesinde Ağustos ayında kurulan dünyanın en büyük kapasiteli rüzgar türbini MySE18.X-20MW’nin kanatları kırıldı. Çinli rüzgar türbini üreticisi Mingyang Smart Energy tarafından geliştirilen ve 20 MW gücündeki bu dev açık deniz rüzgar türbini, tayfunlara dayanıklı olmasıyla dikkat çekiyordu. Ancak yaşanan olay, bu dayanıklılık iddiasını tartışmaya açtı.

Dev kanat parçaları yere düştü

Recaharge News’in haberine göre, türbinin dönerken dev kanat parçaları koparak yere düştü. Kanat kırılmasının neden gerçekleştiği henüz açıklığa kavuşmadı. Olayın, türbinin dayanıklılığıyla ilgili soru işaretlerine yol açtığı belirtiliyor.

Süper tayfundan sağ kurtulmuştu

İlginç bir şekilde, MySE18.X-20MW açık deniz türbini, Eylül ayında Asya’yı etkisi altına alan süper tayfun Yagi’den zarar görmeden çıkmayı başarmıştı. Aynı bölgede bulunan başka bir rüzgar çiftliği ciddi hasar alırken, MySE18.X-20MW’nin herhangi bir sorunla karşılaşmadığı bildirilmişti.

Mingyang’dan açıklama

Mingyang Smart Energy kazayla ilgili yaptığı açıklamada, türbinin hala prototip aşamasında olduğunu ve aşırı, anormal koşullar altında test edildiğini belirtti. Şirket, yaşanan bu sorunun kendilerine yeni modeli geliştirirken değerli bilgiler sunduğunu vurguladı.

Yüksek kapasiteli türbinin özellikleri

28 Ağustos’ta kurulan MySE18.X-20MW açık deniz türbini260-292 metrelik rotor çapına ve modüler, hafif bir tasarıma sahip. Ortalama 8,5 m/s rüzgar hızında, yılda 80 milyon kWh enerji üreterek yaklaşık 96.000 kişinin elektrik ihtiyacını karşılayabiliyor.

Daha büyük bir türbin yolda

Mingyang Smart Energy22 MW gücünde daha büyük bir türbin üzerinde çalışıyor. Yeni türbinin 310 metre rotor çapına ve karbon fiber kanatlara sahip olacağı belirtiliyor. Bu proje, rüzgar enerjisinde teknolojik yeniliklerin sınırlarını zorlamayı hedefliyor.

Yaşanan bu olay, yenilikçi türbinlerin prototip aşamasında karşılaşabileceği zorlukları ve enerji sektöründeki gelişim sürecini bir kez daha gözler önüne serdi.

Jeotermal enerji geleceğin enerji kaynağı olabilir

Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) yeni raporu, jeotermal enerjinin küresel elektrik talebini karşılamada kilit rol oynayabileceğini ortaya koyuyor.

Jeotermal Enerjinin Geleceği” başlıklı rapora göre, yeni teknolojilerle birlikte maliyetlerin düşmesi, bu temiz ve sürdürülebilir enerji kaynağını daha geniş bir kullanım alanına taşıyabilir. Jeotermal enerji, 2050 yılına kadar küresel elektrik talep artışının %15’ini karşılayabilecek potansiyele sahip.

800 GW kapasite eklenebilir

Rapor, 2050 yılına kadar 800 GW’a kadar jeotermal enerji kapasitesinin devreye alınabileceğini öngörüyor. Bu kapasite, ABD ve Hindistan’ın mevcut yıllık elektrik talebine eşdeğer bir üretim anlamına geliyor. Jeotermal enerji, özellikle rüzgar ve güneş gibi kesintili yenilenebilir enerji kaynaklarını desteklerken, nükleer enerji gibi düşük emisyonlu kaynakları da tamamlıyor. Görünen o ki jeotermal enerji geleceğin yol haritasında önemli bir yer tutacak.

Halihazırda küresel elektrik talebinin yalnızca %1’i jeotermal enerjiyle karşılanıyor. Ancak yeni nesil teknolojiler, bu oranı önemli ölçüde artırabilir. IEA’nın Project InnerSpace ile işbirliğiyle gerçekleştirdiği analiz, jeotermalin teknik potansiyelinin küresel elektrik ve ısı talebini defalarca karşılayabileceğini ortaya koyuyor. Bu gelişmeler, jeotermal enerji geleceğin güçlü bir kaynağı yapabilir.

Petrol ve gaz sektörüyle işbirliği fırsatı

Jeotermal enerji, petrol ve gaz sektörlerinin uzmanlığı ve mevcut teknolojilerinden faydalanarak maliyetleri düşürebilir. IEA İcra Direktörü Fatih Birol, bu işbirliğinin önemine dikkat çekerek, “Jeotermal enerji, hızla büyüyen elektrik talebini güvenli ve temiz bir şekilde karşılama fırsatı sunuyor. Ayrıca, petrol ve gaz endüstrisinin teknik birikiminden yararlanmak, jeotermalin önünü açabilir,” dedi. Bu şekilde, jeotermal enerji geleceğin hızlı ve güvenli kaynaklarından biri olarak değerlendirilmelidir.

Raporda, jeotermal enerji maliyetlerinin 2035 yılına kadar %80 oranında düşebileceği ve megavat saat başına 50 dolara kadar gerileyebileceği belirtiliyor. Bu da jeotermalin hidroelektrik ve nükleer santrallerle aynı maliyet düzeyine ulaşabileceği anlamına geliyor.

Türkiye’nin jeotermal enerji potansiyeli

Türkiye, jeotermal enerji kurulu gücü bakımından Avrupa’da birinci, dünyada ise dördüncü sırada yer alıyor.Ülkenin toplam kurulu gücü 1726 MW (1,7 GW) seviyesinde. Jeotermal kaynakların büyük bir kısmı (%90) düşük ve orta sıcaklıkta olup ısıtma, termal turizm ve endüstriyel uygulamalar için kullanılıyor. Elektrik üretimi için uygun olan yüksek sıcaklıklı kaynakların oranı ise %10. Ki bu durum da jeotermal enerji geleceğin en umut verici kaynaklarından biri haline getiriyor.

Türkiye’nin mevcut jeotermal enerji potansiyeli, elektrik üretimi için 4500 MW, ısı potansiyeli için ise 35.500 MWtolarak tahmin ediliyor. Yeni sondaj teknikleri ve teknolojilerle bu potansiyelin daha da artırılması mümkün.

Jeotermalin geleceği için yatırımlar artacak

Raporda, jeotermal enerji sektöründeki toplam yatırımın 2035 yılına kadar 1 trilyon dolar, 2050’ye kadar ise 2,5 trilyon dolara ulaşacağı tahmin ediliyor. Ayrıca, hızla büyüyen dijital ekonomi ve veri merkezleri gibi istikrarlı enerji gereksinimi olan sektörlerde jeotermalin önemli bir rol oynayabileceği belirtiliyor. Ancak, bu potansiyelin hayata geçirilebilmesi için bürokratik süreçlerin hızlandırılması gerektiği vurgulanıyor. Bu yatırımlar, jeotermal enerji geleceğin sürdürülebilir çözümleri arasında olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.

Jeotermal enerji, hem sürdürülebilir bir gelecek için hem de enerji güvenliğinin artırılması adına kritik bir seçenek olarak öne çıkıyor. İlerleyen yıllarda, bu temiz enerji kaynağının daha geniş bir coğrafyada kullanılabilmesi için gerekli teknolojik ve finansal adımların hızla atılması bekleniyor.

WhatsApp, yeni güncellemesiyle arama deneyimini iyileştirecek!

0

WhatsApp, yılbaşı öncesinde sesli ve görüntülü arama özelliklerini geliştiren önemli bir güncelleme yayınladı. Bu yenilikler hem mobil hem de masaüstü uygulamalara geliyor. İlk olarak, grup sohbetlerindeki aramalar için katılımcıları seçme özelliği dikkat çekiyor. Daha önce grup üyelerine toplu davet gönderen sistem yerine, kullanıcılar artık görüntülü aramalara özel olarak belirledikleri kişileri davet edebilecek. Gruptaki diğer kişiler aramanın başladığını görebilecek ve dilerlerse sonradan katılabilecekler. Bu, gereksiz rahatsızlıkları önleyerek daha kişisel bir iletişim deneyimi sunuyor.

WhatsApp, yeni güncellemesiyle arama deneyimini iyileştiriyor

Bir diğer yenilik, görüntülü aramalarda kullanılan video efektleri oldu. WhatsApp, gerçek zamanlı olarak uygulanabilecek komik animasyonlar ve filtreler ekleyerek aramaları daha eğlenceli hale getiriyor. Ayrıca, görüntülerin renk tonları için yeni ayar seçenekleri de mevcut. Bu özellik, özellikle sosyal ve eğlenceli aramalar yapan kullanıcıların ilgisini çekecek nitelikte.

WhatsApp, yeni güncellemesiyle arama deneyimini iyileştiriyor.

WhatsApp’ın masaüstü uygulamasına da büyük bir yenilik getirildi. Görüntülü aramalar artık kullanıcılar için daha erişilebilir hale geldi. Yenilenen arayüz sayesinde, masaüstü uygulamasından hızlıca görüntülü arama başlatmak, arama bağlantıları oluşturmak veya direkt olarak bir numara aramak mümkün. Ancak, bu iyileştirmeler sadece masaüstü uygulamasına özel; WhatsApp Web sürümünde şimdilik bu tür bir geliştirme bulunmuyor.

Son olarak, WhatsApp aramalardaki video kalitesini iyileştirdiğini duyurdu. Güncellemeyle birlikte kullanıcılar daha yüksek çözünürlükte ve net görüntü kalitesiyle görüntülü arama yapabilecek. Bu iyileştirmenin birebir ve grup görüntülü görüşmeler için geçerli olduğu belirtiliyor, ancak kesin çözünürlük bilgisi henüz açıklanmadı.

WhatsApp’ın bu yeni özellikleri, kullanıcılar arasında daha kaliteli ve eğlenceli bir iletişim deneyimi yaratmayı hedefliyor ve şu anda tüm kullanıcılar için erişime açılmış durumda.

Şişecam Otomotiv, Lüleburgaz fabrikasında rüzgar enerjisine geçiyor!

Şişecam Otomotiv, yenilenebilir enerji hedefleri doğrultusunda Kırklareli Lüleburgaz’daki üretim tesisinde önemli bir projeye imza atıyor. Şirket, fabrikanın enerji ihtiyacını karşılamak için tesis sahasına 4 MW kapasiteli bir rüzgar türbini kurmayı planlıyor. Bu proje, 37.2 milyon TL’lik bir yatırımla hayata geçirilecek ve üretim tesisinin tüm enerji ihtiyacını rüzgar enerjisinden karşılayacak. Şişecam Otomotiv’in çevresel sürdürülebilirlik stratejisinin önemli bir parçası olan bu proje, doğrudan fabrikanın enerji tüketimini karşılama amacı taşıyor ve tamamen Şişecam tarafından işletilecek.

Şişecam Otomotiv, Lüleburgaz fabrikasında rüzgar enerjisine geçecek

Projeye ilişkin çevresel değerlendirme süreçleri, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın onayını alarak başlatıldı. Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreci tamamlandıktan sonra türbinin kurulumu gerçekleşecek ve faaliyete geçecek.

Şirket, sürdürülebilirliği iş modeli ve operasyonel yaklaşımının merkezinde konumlandırdığını belirterek tüm yatırımlarını sosyal ve çevresel etkileri dikkate alarak planladığını ifade ediyor. Bu rüzgar türbini yatırımı, Şişecam’ın karbon nötr hedefleri kapsamında yenilenebilir enerjiye geçiş konusundaki taahhüdünü güçlendiren bir adım.

Türkiye’nin genel enerji vizyonuna bakıldığında, rüzgar enerjisinin bu alandaki dönüşümde önemli bir rol oynadığı görülüyor. Türkiye, 2035 yılına kadar 120 gigavatlık yenilenebilir enerji kapasitesine ulaşmayı ve bunun %40’ını rüzgar enerjisinden karşılamayı hedefliyor. Ülkenin mevcut 13 gigavatlık rüzgar enerjisi kapasitesinin ise 2030’a kadar ikiye katlanması planlanıyor. Şişecam’ın bu girişimi, hem şirketin hem de Türkiye’nin temiz enerji hedefleri doğrultusunda güçlü bir katkı sunuyor ve rüzgar enerjisinin sanayi tesislerinde kullanımına örnek teşkil ediyor.

Küresel elektrikli araç satışları rekor kırıyor!

0

Kasım ayında küresel elektrikli araç (EV) satışları, 1,83 milyon adede ulaşarak rekor kırdı. Araştırma şirketi Rho Motion’un verilerine göre, bu rakam bir önceki aya kıyasla 100 binlik bir artışı ifade ediyor ve 2024 yılında üçüncü kez aylık satış rekorunun kırıldığını gösteriyor. Yıl başından bu yana toplamda 15,2 milyon elektrikli araç satışı gerçekleşirken, bu rakam geçen yılın aynı dönemine göre %25’lik bir artışı temsil ediyor. Elektrikli araçlar, otomotiv sektöründeki dönüşümün hızlandığını bir kez daha kanıtladı.

Küresel elektrikli araç satışları rekor kırmayı sürdürüyor

Bölgesel olarak, Çin bu dönüşüme liderlik etmeye devam ediyor. Ocak-Kasım döneminde ülkede 9,7 milyon elektrikli araç satışı gerçekleştirildi ve bu, geçen yıla göre %40’lık bir büyüme anlamına geliyor. Çin’de özellikle bataryalı elektrikli araçların satışlarındaki artış dikkat çekiyor, hibrit araç satışları ise daha istikrarlı bir seyir izliyor.

Öte yandan, ABD ve Kanada’da elektrikli araç satışları %10 artışla 1,6 milyon adede ulaştı. Avrupa’da ise EV pazarında bir miktar daralma yaşandı; satışlar %3 düşerek 2,7 milyon olarak kaydedildi. Avrupa’daki bu düşüşte, hükümetlerin teşvikleri azaltmasının etkili olduğu belirtiliyor. Buna karşın, dünyanın diğer bölgelerinde %25’lik bir büyümeyle 1,1 milyon satış rakamına ulaşıldı.

ABD’de elektrikli araç teşviklerine yönelik politikalar da pazar üzerinde önemli bir etkiye sahip. Trump yönetiminin teşvikleri kaldırma planı, Aralık ve Ocak aylarında geçici bir talep artışı yaratabilir. Ancak, teşviklerin tamamen kaldırılması durumunda, ABD pazarının da Avrupa’da görülen durgunluk sürecine girebileceği öngörülüyor. Genel olarak, küresel EV satışlarının artış eğilimini sürdüreceği tahmin ediliyor, özellikle de batarya maliyetlerinin düşmesi ve şarj altyapısının yaygınlaşmasıyla birlikte. Çin’in liderliği ve teknolojik yenilikler bu trendin en güçlü itici güçlerinden olmaya devam edecek.

Samsung, Galaxy S26 serisinde Exynos işlemciye dönebilir!

0

Samsung, Exynos işlemcilerini eski günlerine döndürme kararlılığını, Galaxy S26 serisi ile birlikte bir kez daha ortaya koyabilir. Şirket, Galaxy S25 serisinde ağırlıklı olarak Qualcomm’un Snapdragon 8 Elite yonga setine yönelirken, Galaxy S26 serisinde tamamen Exynos işlemcilerle devam etme hedefinde olabilir.

Samsung, Galaxy S26 serisinde Exynos işlemciye mi dönüyor?

Bu kararın, Exynos çiplerinin uzun yıllardır karşı karşıya kaldığı performans sorunları nedeniyle alınan yeniden yapılandırma sürecinden güç aldığı belirtiliyor. Samsung’un özellikle 2nm üretim sürecine odaklanarak Thetis kod adlı yeni yongalarında enerji verimliliğini artırmayı ve performansı iyileştirmeyi amaçladığı ifade ediliyor. Yeni 2nm çiplerin, mevcut nesillere kıyasla %12 performans artışı, %25 enerji tasarrufu ve %8 daha az alan gereksinimi sunacağı öngörülüyor.

Galaxy S26 serisi aynı zamanda isimlendirme değişiklikleriyle de dikkat çekebilir. Temel modelin kaldırılarak, Ultra versiyonun “S26 Note” adıyla ve S26+ modelinin de “S26 Pro” olarak yeniden isimlendirileceği yönündeki iddialar bu yenilenme sürecine işaret ediyor. Ancak bu bilgiler henüz Samsung tarafından doğrulanmadı.

Galaxy S25 serisine gelecek olursak, bu serinin büyük ölçüde Snapdragon yonga setleriyle piyasaya çıkması bekleniyor. Sızıntılara göre, Exynos 2500 yalnızca Galaxy Z Flip7 ve Galaxy Z Flip FE modellerinde kullanılacak. Exynos’un Snapdragon karşısında tarihsel olarak daha düşük performans ve enerji verimliliği sorunları yaşadığı biliniyor. Dolayısıyla, Samsung’un tamamen Exynos’a geçişi ciddi bir mühendislik başarısını gerektiriyor ve bu süreç firmanın 2nm üretim süreci ve çip mimarisi üzerindeki başarısına bağlı olacak. Samsung’un, Exynos ile Qualcomm’a olan bağımlılığını azaltmayı hedeflediği açık; ancak kullanıcılar için sonuçların, performans ve enerji verimliliği noktasında belirleyici olacağı kesin.

Intel, çip üretim departmanını resmen ayırabilir!

0

Intel, son dönemde yaşadığı büyük değişimlerle dikkat çekiyor. CEO Pat Gelsinger’in sürpriz bir şekilde görevden alınmasının ardından, şirketin çip tasarım ve üretim bölümlerinin ayrılması gibi önemli kararlar gündeme gelmiş durumda. Geçici eş-CEO’lar Michelle Johnston Holthaus ve David Zinsner, düzenlenen bir konferansta yaptıkları açıklamalarda, Intel Foundry Services’ın diğer iş birimlerinden bağımsız yönetildiğini, ancak tam bir ayrılığın henüz netleşmediğini belirtti.

Intel, çip üretim departmanını ayıracak mı?

Zinsner, bu konuda kesin bir karar olmadığını ifade ederken, Holthaus ise bölümlerin tamamen koparılmasının pratikte faydalı olmadığını savundu ve bu kararın gelecekte bir başka CEO’ya bırakılacağını belirtti.

Intel, çip üretim departmanını resmen ayırabilir.

Intel’in yeni atanacak CEO’su, çip üretim biriminin bağımsızlaştırılması meselesiyle karşı karşıya kalacak. Şirketin Lunar Lake çiplerinin üretiminde yaşadığı problemler ve 13. ile 14. nesil işlemcilerin piyasa beklentilerini karşılayamaması, bu konudaki stratejik değerlendirmelerin önemini artırıyor. Intel’in aynı zamanda ABD hükümetinden aldığı CHIPS ve Bilim Yasası fonlarına tabi olması, böyle bir bölünmenin yalnızca iş açısından değil, siyasi ve düzenleyici açıdan da sıkı denetim gerektirdiğini gösteriyor. Ticaret Bakanlığı’nın bu süreçte dikkatli bir şekilde gözlem yapacağı açık.

Finansal zorluklarla da mücadele eden şirket, bu yıl 100 milyar dolardan fazla değer kaybetti. Ancak, hem çip tasarlayıp hem üreten benzersiz bir yapıya sahip olan Intel, bu avantajını koruyarak yeniden yükselişe geçmeyi hedefliyor. Öte yandan, şirketin 18A üretim süreci ile ilgili olumlu sinyaller verdiği ve ilk mühendislik örneklerini müşterilere gönderdiği biliniyor. Yeni CEO, bu üretim sürecinin başarılı bir şekilde uygulanmasını sağlamanın yanı sıra, şirketin rekabet gücünü artırmak için stratejik bir yön çizmek zorunda kalacak.

Apple, iPhone 17 serisinde kendi Wi-Fi ve Bluetooth çiplerini kullanacak!

0

Apple, iPhone 17 serisiyle birlikte önemli bir adım atarak Bluetooth ve Wi-Fi bağlantıları için kendi geliştirdiği çipleri kullanmaya hazırlanıyor. Şirketin, dışa bağımlılığı azaltma stratejisinin bir parçası olarak bu hamleyi gerçekleştirdiği ifade ediliyor.

Apple, iPhone 17 serisinde kendi Wi-Fi ve Bluetooth çiplerini kullanıyor

Qualcomm’dan 5G modemleri tedarik etmeye olan bağımlılığı sonlandırmayı amaçlayan Apple, aynı zamanda şu an Broadcom tarafından sağlanan Bluetooth ve Wi-Fi çiplerini de kendi geliştirdiği çözümlerle değiştirecek. Yeni çiplerin, iPhone SE 4’te kullanılacak olan Apple imzalı 5G modem ile başlatılan bu sürecin bir devamı olduğu görülüyor.

Apple, iPhone 17 serisinde kendi Wi-Fi ve Bluetooth çiplerini kullanıyor.

Apple’ın kendi bünyesinde geliştirdiği bu Bluetooth ve Wi-Fi çiplerine “Proxima” adı verildiği belirtiliyor. İlk olarak 2025’te iPhone 17 modellerinde yer alacak bu çiplerin, ilerleyen dönemlerde Mac ve iPad modellerine de entegre edilmesi planlanıyor. “Proxima” çipleri, Wi-Fi ve Bluetooth bağlantılarını tek bir yonga üzerinde birleştirerek yalnızca donanım açısından yer tasarrufu sağlamakla kalmayacak, aynı zamanda enerji verimliliğini de artıracak. Bu yenilikle birlikte, cihazların pil ömründe gözle görülür bir iyileşme sağlanması hedefleniyor.

Daha önce Apple’ın 5G, Wi-Fi ve Bluetooth’u birleştiren entegre bir çip üzerinde çalıştığı, ancak bu planın ileri bir tarihe ertelendiği duyulmuştu. Bunun yerine, Apple şimdilik Wi-Fi ve Bluetooth çiplerini entegre ederek piyasaya sürmeyi tercih etmiş görünüyor. Bu adım, daha fazla bağımsızlık sağlamayı ve donanım geliştirme sürecinde şirket içi optimizasyon avantajını maksimize etmeyi hedefleyen Apple için stratejik bir ilerleme olarak değerlendiriliyor. Apple’ın yıllar önce A serisi mobil işlemciler ve daha sonra Intel çiplerinden kendi M serisi işlemcilerine geçişteki başarısından sonra, bu yeni girişimi de teknoloji dünyasında yakından takip ediliyor.

Rusya, kendini küresel internetten koparabilir!

0

Rusya, küresel internetten kopma planlarını hayata geçirme yolunda hızla ilerliyor. Yapılan testler ve uygulanan kısıtlamalar, ülkenin “egemen internet” sistemini devreye almak için ciddi adımlar attığını gösteriyor. Özellikle VPN kullanımına yönelik sınırlamalar, kullanıcıların internet sansürlerini aşmasını büyük ölçüde engellerken, bu durum Kuzey Kore’deki internet kontrolüne benzer bir tablo ortaya koyuyor. Roskomnadzor’un yürüttüğü testlerde, yabancı kaynaklı birçok site ve uygulamaya erişimin engellenmesi denendi. Bu testler sırasında Dağıstan, Çeçenistan ve İnguşetya gibi bölgelerde popüler hizmetlere erişimde ciddi sorunlar yaşandı ve kullanıcıların WhatsApp, Telegram, YouTube gibi platformlara ulaşmakta güçlük çektiği görüldü.

Rusya, kendini küresel internetten koparacak!

Rusya’da VPN’lerin büyük bir kısmı etkisiz kalırken, bazıları hala belirli düzeyde erişim sağlamayı sürdürüyor. Ancak bu VPN servislerinin detayları paylaşılmadı ve hükümetin VPN kullanımına karşı sert önlemler aldığı biliniyor. Örneğin, ülkede şimdiye kadar yaklaşık 197 VPN servisinin yasaklanması ve birçok uygulamanın App Store’dan kaldırılması dikkat çekiyor. Buna ek olarak, Mart ayında çıkarılan bir yasayla internet kısıtlamalarını aşmaya yönelik bilgilerin paylaşılması suç sayıldı. Tüm bu önlemler, insan hakları ve ifade özgürlüğü açısından endişe verici olarak değerlendiriliyor.

Rusya’nın bu “egemen internet” girişimleri, Ukrayna’ya yönelik askeri müdahalesinden çok önceye, Kırım’ın ilhak edildiği dönemlere kadar uzanıyor. 2019’da yapılan testlerle, federal ve ticari telekomünikasyon operatörlerinin ülkeyi küresel internetten izole edebilme kapasitesi değerlendirildi. Son dönemde ise 648 milyon dolarlık bir yatırımla internet trafiği üzerindeki teknik kontrol yeteneklerini geliştiren Rusya, Batılı sosyal medya platformlarından vatandaşlarını uzaklaştırarak daha kolay denetlenebilen yerel alternatiflere yönlendirme çabalarını yoğunlaştırıyor.

Ayrıca, Rusya hükümeti yabancı internet servis sağlayıcılarını ve hosting platformlarını kendi sansür yasalarına uyum sağlamaları konusunda baskı altına almaya çalışıyor. Roskomnadzor, bu kapsamda Amazon Web Services, GoDaddy ve HostGator gibi büyük uluslararası şirketlerin yasaları ihlal etmeleri halinde ülkede yasaklanabileceğini açıkladı. Tüm bu gelişmeler, Rusya’nın internetin geri kalanıyla bağlantısını tamamen koparma olasılığını her geçen gün artırıyor.

Anduril’in otonom denizaltısı Dive-XL yeni bir rekor kırdı!

Amerikan savunma teknolojileri şirketi Anduril Industries, ticari amaçlarla geliştirdiği ekstra büyük otonom su altı aracı (XL-AUV) Dive-XL’in, tek seferde 100 saat boyunca su altında kalarak tarihi bir başarıya imza attığını duyurdu. Bu performans, kendi sınıfındaki araçlar için şimdiye kadar gerçekleştirilen en uzun süreli görev olarak dikkat çekiyor ve Anduril’in otonom denizaltısı için büyük bir adım oluşturuyor.

İnsansız denizaltılar geleceğin teknolojisi

Dive-XL, hem Avustralya hem de ABD‘de düzenli olarak testlerden geçiyor. Araç, Avustralya Kraliyet Donanması’nın Ghost Shark Programı kapsamında egemen bir kapasiteye dönüştürülürken, ABD de bu ileri teknolojiyi kendi deniz kuvvetlerine entegre etme olanaklarını araştırıyor. Ayrıca, Dive-XL’nin hem insanlı hem de insansız deniz araçlarıyla uyumlu bir destek platformu olarak kullanılması hedefleniyor. Anduril’in otonom denizaltısı her iki ülkede de kullanılması için önemli testlere tabi tutuluyor.

1.000 deniz mili hedefi

100 saatlik kesintisiz dalış başarısının ardından Dive-XL, 2025’in ilk yarısında 1.000 deniz mili (1.852 km) mesafeyi tamamen su altında kalarak kat etmeyi planlıyor. Bu görev de başarıyla tamamlanırsa, cihazın binlerce millik tam ölçekli görevlere hazır olması bekleniyor. Anduril’in otonom denizaltısı daha fazla görev için hazır hale gelecek.

Dive-XL, tamamen elektrikli güç aktarım sistemiyle haftalarca su altında operasyon yapabilen bir yapı sunuyor. Hibrit sistemlere sahip insansız denizaltıların aksine, yüzeye çıkma ihtiyacı duymayan bu araç, gizlilik ve operasyonel esneklik açısından üstün bir performans sergiliyor. Modüler yük kapasitesi, cihazın hızlı bir şekilde farklı görevler için özelleştirilmesine olanak tanıyor. Anduril’in otonom denizaltısı, esnekliği ve uyarlanabilirliği ile öne çıkıyor.

Araç, bir seferde üç faydalı yük veya bir ekstra büyük faydalı yük taşıyabiliyorKeşif-gözetleme (ISR) kabiliyetlerinden büyük sensör paketlerineiletişim sistemlerinden saldırı yüklerine kadar geniş bir donanım yelpazesine sahip olan Dive-XL, aynı zamanda açık sistem mimarisi sayesinde üçüncü taraf ekipmanlarla da kolayca uyum sağlayabiliyor.

Düşük maliyet ve kolay konuşlanma

Dive-XL, mürettebatlı denizaltılara kıyasla çok daha düşük maliyetli bir alternatif olarak öne çıkıyor. 12 metrelik standart nakliye konteynerlerine sığacak şekilde tasarlanmış olması, minimal altyapı gereksinimiyle kolayca konuşlandırılabilmesini sağlıyor. Gövdesinin, alüminyum ve fiberglas gibi ticari denizcilik malzemelerinden üretilmiş olmasımaliyetleri düşürürken sürdürülebilir bir tedarik zinciri sunuyor.

Dive-XL’nin bu başarısı, otonom denizaltıların deniz operasyonlarında devrim yaratabilecek bir teknoloji olduğunubir kez daha kanıtlıyor. Anduril’in otonom denizaltısı ile ulaşabileceği yeni yetenekler, denizaltı teknolojisinde yepyeni bir çağın kapılarını aralayacak. 2025’teki hedeflerini de gerçekleştirmesi durumunda, denizaltı teknolojisinde yepyeni bir çağın kapıları aralanacak.