Exynos işlemcili telefonlarda güvenlik açığı bulundu!

0

Samsung, Exynos işlemciler kullanan Galaxy cihazlarında tespit edilen ciddi bir güvenlik açığı konusunda kullanıcılarını resmen uyardı. Bu açığın, Galaxy S20 ve Galaxy Note 10 serisi gibi daha eski modeller başta olmak üzere birçok cihazı etkilediği ve haftalardır inceleme altında olduğu belirtildi. Açıktan etkilenen cihazlar arasında Galaxy S10, Galaxy Note 20, Galaxy A21, Galaxy A51 ve Galaxy A71 gibi popüler telefon modelleri ve Galaxy Watch 4, Galaxy Watch 5, Galaxy Watch FE gibi akıllı saatler de bulunuyor.

Exynos işlemcili telefonlarda güvenlik açığı ortaya çıktı

CVE-2024-44068 olarak tanımlanan bu güvenlik açığı, Google güvenlik araştırmacıları tarafından keşfedildi. Açığın, kullanıcıların kişisel verileri gibi hassas bilgilerinin ele geçirilmesine izin verebilecek kadar ciddi olduğu vurgulandı. Dahası, Google’ın Tehdit Analizi Grubu (TAG), açığın sıradan bir Samsung işlemi gibi davranarak sistemde gizlendiğini ve tespit edilmesini zorlaştırdığını açıkladı. Bu da açığın, fark edilmeden Galaxy cihazlarda yetkisiz kod çalıştırabilmesi anlamına geliyor ki, güvenlik riski daha da tehlikeli bir boyut kazanıyor. TAG’ın açıklamasına göre, saldırganlar bu açığı kullanarak cihazlara sızıp kontrolü ele geçirebilir, kişisel verilere erişebilir ve hatta cihazın işlevlerini kötüye kullanabilirler.

Exynos işlemcili telefonlarda güvenlik açığı ortaya çıktı.
Exynos işlemcili telefonlarda güvenlik açığı ortaya çıktı.

Samsung, açığın farkına varır varmaz harekete geçtiğini ve sorunu gidermek için yoğun bir şekilde çalıştığını açıkladı. Etkilenen cihazlara kademeli olarak güvenlik güncellemeleri yayınlanmaya başlandı.

Şirket, tüm kullanıcılarına cihazlarının güvenliğini sağlamak için en kısa sürede bu güncellemeleri yüklemelerini önemle tavsiye ediyor. Ayrıca, güncelleme yüklenene kadar, bilinmeyen kaynaklardan uygulama indirmekten kaçınmak gibi ek güvenlik önlemleri alınması da öneriliyor. Bu sayede, kullanıcılar cihazlarını potansiyel tehditlere karşı koruyabilirler.

ChatGPT’nin yeni modu masaüstü cihazlara geldi!

OpenAI, ChatGPT’nin masaüstü cihazlar için yeni “Gelişmiş Ses Modu” (AVM) özelliğini kullanıma sunduğunu duyurdu. Artık PC ve Mac kullanıcıları, metin yazmak zorunda kalmadan ChatGPT ile doğal bir dilde konuşabilecek. Bu özellik, OpenAI’nin GPT-4o modeline dayanarak çalışıyor ve kullanıcılara günlük bir sohbet deneyimi sunmayı hedefliyor. İşte son dönemde çok konuşulan konu hakkındaki en önemli ve en çarpıcı detaylar…

ChatGPT’nin yeni modu, masaüstü cihazlara merhaba dedi

OpenAI, AVM’nin kullanıcıların duygularına yanıt verebildiğini, gerektiğinde ara vermeye izin verdiğini ve anlık sohbetlere olanak tanıdığını belirtti. Şirket, bu yeni özelliği “Masaüstü için büyük bir gün” ifadesiyle sosyal medya platformu X’te (eski adıyla Twitter) paylaştı.

ChatGPT’nin yeni modu, masaüstü cihazlara merhaba dedi.
ChatGPT’nin yeni modu, masaüstü cihazlara merhaba dedi.

AVM ilk olarak Bahar Güncellemesi etkinliğinde tanıtılmış, ardından Temmuz ayında beta test kullanıcılarının erişimine açılmıştı. Eylül sonunda mobilde premium abonelere sunulan bu özellik, Ekim ayında ise ayda 10 dakikalık sınırlama ile ücretsiz kullanıcılara da ulaşmıştı.

Özellikle premium aboneler arasında popüler hale gelen bu özellik, sosyal medyada geniş yankı uyandırdı. Kullanıcılar, uzun konuşmalarda nefes molası ekleyebilme, farklı aksan ve ses tonlarıyla sohbet edebilme gibi özelliklerin sunduğu deneyimi memnuniyetle paylaştılar.

Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yanıtlarınızı aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz. Görüşleriniz bizim için gerçekten çok değerli. Paylaşmaktan çekinmeyin! Yorumlarınızı büyük bir merakla bekliyoruz.

Net sıfır için 78 trilyon dolarlık yatırım gerekli!

Küresel enerji ve doğal kaynak analizleri yapan Wood Mackenzie, yayınladığı son “Enerji Dönüşümü Görünümü” raporunda, 2050’ye kadar net sıfır emisyon hedefine ulaşılabilmesi için 78 trilyon dolarlık küresel bir yatırımaihtiyaç olduğunu belirtti. Ancak, rapor 2030 iklim hedeflerine ulaşmanın, yaşanan küresel ekonomik şoklar nedeniyle pek olası görünmediğini de vurguluyor.

1,5 Derece hedefi için büyük yatırım gerekiyor

Raporda, küresel ısınmayı 1,5 derece ile 3 derece arasında tutmayı hedefleyen dört farklı senaryo ele alınıyor. Paris Anlaşması’nın 1,5 derece hedefini yakalayabilmek adına, elektrik tedariki, şebeke altyapısı, kritik mineraller ve yeni teknolojilere yapılması gereken toplam yatırımın 78 trilyon dolar seviyesinde olacağı ifade ediliyor. Wood Mackenzie, net sıfır emisyon için yılda yaklaşık 3,5 trilyon dolar yatırım yapılması gerektiğini öngörüyor.

Yenilenebilir enerjide güçlü büyüme beklentisi

Rapora göre, artan küresel enerji talebi; yükselen gelirler, nüfus artışı, veri merkezlerinin yaygınlaşması ve ulaşımda elektrifikasyon gibi yeni talep kaynaklarıyla hızlanmaya devam edecek. Yenilenebilir enerjinin büyüme hızı ise tüm senaryolarda güçlü bir artış gösterecek. Bununla birlikte, küresel taahhütler arasında yer alan 2030 yılına kadar yenilenebilir enerji kapasitesini üç katına çıkarma hedefinin, mevcut hızla karşılanması oldukça zor görünüyor.

Karbon fiyatlandırması kritik ama zorlayıcı

Wood Mackenzie’nin senaryolar ve teknolojilerden sorumlu Başkan Yardımcısı Prakash Sharma2050 yılında net sıfır emisyon hedefine ulaşmanın mümkün olduğunu, ancak bunun için güçlü ve kararlı adımlar gerektiğinibelirtiyor. Sharma, “Karbon fiyatlandırması emisyon azaltımında en etkili yol olabilir, fakat kutuplaşmış bir ortamda bunu uygulamaya koymak zor” diyerek, küresel iş birliğinin önemine dikkat çekiyor.

The concept of carbon neutral and net zero. natural environment A climate-neutral long-term strategy greenhouse gas emissions targets with green net center icon on hand cap and green background

Sıcaklık artışı 3 dereceye çıkabilir

Sharma, iklim değişikliğine karşı somut adımlar atılmaması halinde, 2050 yılına kadar küresel ısınmanın 2 derece sınırında tutulmasının bile zorlaşacağını, hatta 3 dereceye varan bir sıcaklık artışı riskiyle karşı karşıya kalınabileceğini ifade etti.

Alphabet hisseleri, beklentileri aştı!

Bu dönemde Alphabet, özellikle Google Cloud’un güçlü performansıyla dikkat çekti; bulut gelirleri yıllık bazda %35 artarak 11,35 milyar dolara ulaştı. Bu artış, şirketin yapay zeka alanındaki yenilikçi ürünlerine ve kurumsal aboneliklerine dayandırıldı.

Yapay zeka ve bulut ürünleri sayesinde güçlü büyüme

Alphabet CEO’su Sundar Pichai, yatırımcılara yaptığı konuşmada şirketin “tam kapsamlı” yapay zeka ürünlerinin milyarlarca kullanıcıya ulaştığını ve “sürekli bir büyüme döngüsü” oluşturduğunu vurguladı. Yapay zekanın, özellikle bulut tabanlı veri yönetimi ve Google Cloud Platform gibi alanlarda iş akışlarını hızlandırdığı ve maliyetleri düşürdüğü belirtildi. Google Cloud Platform’un büyümesi, genel bulut biriminin büyüme hızını aştı.

Alphabetin reklam geliri de yıllık bazda 59,65 milyar dolardan 65,85 milyar dolara yükseldi. Bu büyüme, YouTube reklam gelirlerinin beklentileri aşmasıyla desteklendi. Ancak Netflix, TikTok ve Amazon gibi yeni reklam platformlarının rekabeti artırdığına dikkat çekildi.

Google’ın yeni yapılanması ve verimlilik odaklı adımlar

Alphabet, yapay zeka destekli maliyet azaltma çabalarını artırmayı planlıyor. Şirketin yeni CFO’su Anat Ashkenazi, özellikle iş gücü ve fiziki alan yönetiminde maliyetleri optimize ederek, gelecekte yüksek getirili alanlara daha fazla kaynak ayırmak istediklerini belirtti.

Geçtiğimiz aylarda, Google’ın reklam ve arama birimini yöneten Prabhakar Raghavan, Nick Fox ile değiştirilirken, doğrudan tüketiciye yönelik yapay zeka ürünleri geliştiren Gemini ekibi Google DeepMind’e taşındı.

Project Jarvis

Diğer gelir ve yenilikçi projeler

Alphabet’in “Diğer Bahisler” adı altındaki gelir kalemi, yıllık %30 artış göstererek 297 milyon dolardan 388 milyon dolara çıktı.

Şirketin sürücüsüz araç projesi Waymo, yakın zamanda Los Angeles, San Francisco ve Phoenix gibi şehirlerde robotaksi hizmetlerini genişletmek amacıyla 5,6 milyar dolarlık yeni bir yatırım aldı.

Ayrıca, Google Lens ile aylık 20 milyar görsel arama gerçekleştirilmesi, bu uygulamanın hızlı büyüyen arama ürünleri arasında yer aldığını gösteriyor.

Starlink uydu interneti testleri hızlanabilir

T-Mobile CEO’su Mike Sievert‘in açıklamalarına göre, Starlink ile sağlanacak hücresel internet hizmetinin testleri 2025’in başlarına ertelenmişti. Ancak son gelişmeler, bu testlerin planlanandan daha önce başlayabileceğine işaret ediyor. Geçtiğimiz ay, T-Mobile CEO’su testlerin yıl sonunda veya 2025’in başlarında başlayacağını belirtmiş, gecikmenin nedenine ilişkin ayrıntılı bilgi paylaşmamıştı. Fakat bu hafta NASAFCC’ye (ABD Federal İletişim Kurumu) gönderdiği bir bildiriyle SpaceX’in Starlink uydularına geçici çalışma izni vermeyi önerdi. Starlink uydu sisteminin bu şekilde test edilmesine onay verilmesi çok önemli.

SpaceXT-Mobile kullanıcıları için sağlayacağı hücresel internet hizmeti için Starlink uydularını 340-360 km yüksekliğe yerleştirmek üzere izin istemişti. Ancak NASA, 2022 yılında bu planın Uluslararası Uzay İstasyonu için risk yaratabileceğini öne sürerek endişelerini dile getirmişti. Bu hafta NASA, FCC’ye gönderdiği bir bildiri ile SpaceX’in 300 km’lik yörüngede 60 gün boyunca test amacıyla 400 Starlink uydusunu çalıştırmasına izin verilmesini desteklediğini açıkladı. Bu destek, gelecekte Starlink uydu projelerinin ilerlemesi adına çok önemli.

NASA açıklamasında, “SpaceX ile NASA arasındaki iş birliği göz önüne alındığında, NASA, FCC’nin 300 km yörüngede Starlink’in 400 uydusunu çalıştırma iznini destekliyor” ifadelerine yer vererek iki taraf arasındaki uydu operasyonlarının güvenli bir şekilde devam edeceğine olan inancını belirtti. Bu destek ile NASA’nın SpaceX’e geçici olarak Özel Çalışma Yetkisi vermesi bekleniyor. Bu yetki sayesinde, SpaceX 60 gün süreyle hücresel Starlink uydularını test etme fırsatı bulacak. Starlink uydu ağının başarılı bir şekilde test edilmesi, hücresel internetin geleceği için önemli bir adım.

NASA, ISS güvenliğini sağlamak için bölgeyi denetliyor

NASA, test sürecinde 300 km yörüngede Uluslararası Uzay İstasyonu’nun güvenliğini sağlamak amacıyla bölgeyi denetleyecekISS yetkilileri ise bu süre zarfında “300 km yörüngedeki uydu sayısındaki her türlü değişiklik NASA ile koordine edilecektir” açıklamasında bulundu. NASA ve SpaceX arasındaki bu geçici test izni, gelecekteki uydu yerleşimleri ve hücresel internet teknolojisinin gelişimi için kritik bir adım olarak görülüyor. Gelecekte Starlink uydu sistemlerinin kullanımı, modern iletişim teknolojisinin ilerlemesini de beraberinde getirebilir.

Rusya’dan Google’a 20 desilyon dolarlık akılalmaz ceza!

0

Rusya ile teknoloji devleri arasındaki gerilim yeni bir boyuta taşındı. Rusya’da görülen bir dava, YouTube’da çeşitli Rus kanalların engellenmesi nedeniyle Google’a tarihi bir ceza kesti. Buna göre ceza, dünya serveti tahminlerinin 20 katından daha fazla.

Rusya, YouTube kanallarının engelleyen Google’a acımadı

Rusya’da bir mahkeme, YouTube’da Rus devlet televizyon kanallarının engellenmesi nedeniyle Google’a 20,5 desilyon dolar gibi bir ceza kesti. Bu ceza, dünya serveti tahminlerinin 20 katından daha fazla olmasıyla şaşırtıyor.

Ceza; YouTube platformunun RT, Sputnik ve Rossiya 24 gibi Rusya destekli TV kanalına erişimini engellemesinin ardından geldi. Düzenleyici kurumlar, Google’ı internet içeriğinin sansürlenmesinden dolayı Rus yasalarını ihlal ettiğini söyledi. Google’ın ana şirketi Alphabet’in geçen yılki brüt karı sadece 174 milyar dolardı.

Uzmanlar, Google’ın bu cezayı ödemesinin pek mümkün olmadığını belirtiyor. Ceza ödenmediği takdirde günlük bin dolar ek ceza uygulanmaya devam edecek. Bu ek cezalar ise haftalık olarak ikiye katlanacak. Ayrıca 9 ay içinde ödenmezse ceza daha da artacak.

Google, Rusya’daki yasal sorunlarla karşılaştığını kabul etti. Ancak bunların önemli bir etkisi olacağına inanmadığını söyledi. Şirket, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali nedeniyle Batı yaptırımlarına uyduğunu ayak uydurduğunu belirterek Rus kanallarını engellemişti.

Rusya ise Google’a olan baskıyı artırıyor. Buna göre devlet kurumları; Türkiye, Macaristan, İspanya, Güney Afrika ve diğer ülkelerdeki YouTube’un kısıtlamaları kaldırmasını sağlamak için davaları incelediğini söyledi.

Chrome yeni özellikleriyle performansı artırıyor!

Google, Chrome tarayıcısına masaüstü kullanıcıları için sunduğu yeni bellek yönetimi özellikleriyle kaynak tüketimini optimize etmeyi hedefliyor. Tarayıcının hız ve performansını arttırmayı amaçlayan bu güncelleme, çoklu sekme kullanımı esnasında kaynak tüketimini kontrol altında tutarak, kullanıcıların cihazlarını daha verimli bir şekilde kullanmasına yardımcı olacak. Yeni özellikler sayesinde kullanıcılar, aşırı kaynak tüketen sekmeleri daha iyi yönetebilecek ve tarayıcı performansında belirgin bir artış sağlayacak.

Performans sorunu uyarısı

Google’ın getirdiği en dikkat çekici yeniliklerden biri olan performans sorunu uyarısı, tarayıcıda olası sorunları proaktif bir şekilde belirleyerek kullanıcıları bilgilendirecek. Tarayıcıyı yavaşlatan veya cihaz kaynaklarını tekeline alan bir sekme algılandığında, Chrome bu durumu tespit edip kullanıcıya anında bildirim gönderecek. Bu bildirimle birlikte, kullanıcıya ilgili sekmeyi daha verimli hale getirecek bir “Şimdi düzelt” seçeneği sunulacak. Bu özellik, kullanıcıların genel gezinme deneyimini engelleyen sekmeleri optimize etmelerini sağlayarak, tarayıcının hızlı ve verimli çalışmasını destekleyecek.

Yeni bellek tasarrufu nodları: ihtiyaca yönelik performans ayarları

2022 yılında tanıtılan Bellek Tasarrufu özelliği, yeni güncelleme ile birlikte üç farklı mod seçeneği ile daha da gelişmiş bir hâle getirildi. Artık kullanıcılar, standart, dengeli ve gelişmiş olmak üzere üç farklı bellek tasarrufu modu arasından seçim yapabilecek. Her bir mod, Chrome’un etkin olmayan sekmelerdeki bellek kullanımını farklı bir düzeyde boşaltarak sistemin verimli çalışmasını sağlıyor. Bu ayarlar, Chrome’un arka planda kalan sekmeleri nasıl yöneteceğini belirleyerek kullanıcıların sistem kaynaklarını ihtiyaçlarına uygun bir şekilde optimize etmelerine olanak tanıyor. Örneğin, gelişmiş mod, etkin olmayan sekmelerdeki belleği daha agresif bir şekilde boşaltırken, dengeli mod performans ve bellek kullanımı arasında denge sağlıyor.

Yeni özellikleri etkinleştirme adımları

Bu yenilikleri denemek isteyen kullanıcılar, Chrome ayarlarına gidip sol taraftaki “Performans” sekmesine tıklayarak “Performans sorunu uyarısı” seçeneğini açabilecek. Aynı sekmeden yeni Bellek Tasarrufu modlarına da erişerek bu özellikleri kişisel tercihlerine göre ayarlayabilecekler. Bu basit adımlar sayesinde kullanıcılar, tarayıcılarını ihtiyaçlarına uygun şekilde özelleştirerek daha yüksek bir verimlilik elde edebilecekler.

Google’ın, Chrome’un yeni performans özelliklerini aşamalı olarak kullanıma sunduğunu belirtmekte fayda var. Tüm masaüstü kullanıcılarının bu özelliklere yakında erişim sağlaması bekleniyor.

Kaspersky’den sahte CAPTCHA ve Chrome uyarılarına karşı uyarı

Son dönemde, sahte CAPTCHA ve Chrome uyarıları gibi yanıltıcı reklam tasarımları aracılığıyla kullanıcıların kripto para ve banka bilgileri tehlikeye atılıyor. Kaspersky‘nin yaptığı uyarılara göre, bu tür kötü amaçlı reklamlar sayesinde siber saldırganlar, kullanıcıların bilgisayarlarındaki tüm işlemleri izleyerek verilerini ele geçirmeye çalışıyor.

Sahte CAPTCHA ve Chrome uyarısı tehdidi

İnternet üzerinden yayılan sahte CAPTCHA ve Chrome güncelleme uyarıları, kullanıcıları Lumma ve Amadey virüslerine maruz bırakıyor. Kaspersky, siber saldırganların bu reklamlar aracılığıyla kurbanlarının bilgisayarlarına kötü amaçlı yazılımlar yükleyerek hassas verilere ulaşmaya çalıştığını belirtiyor.

Kullanıcıların kimlik doğrulaması için sıkça kullandığı “Ben robot değilim” CAPTCHA doğrulaması, saldırganların hedefi haline gelmiş durumda. Sahte CAPTCHA ekranında “Ben robot değilim” butonuna tıklayan kullanıcılar, siber saldırganların hazırladığı bir PowerShell komutunu panoya otomatik olarak kopyalıyor. Saldırganlar, kullanıcıdan bu komutu çalıştırmasını isteyerek Lumma ve Amadey virüslerini bilgisayara indiriyor. Benzer şekilde, Chrome güncellemesi gibi görünen sahte bir uyarıyla kullanıcıya “Copy Fix” adı altında bir komut parçası öneriliyor. Kullanıcı bu komutu çalıştırdığında ise Lumma virüsü bilgisayara bulaşıyor.

Lumma ve Amadey virüsleri nedir?

  • Lumma Virüsü: Bu virüs, kullanıcıların kripto para dosyalarına, çerezlerine ve şifre yöneticisi verilerineerişerek kripto ve banka hesaplarını ele geçiriyor. Ayrıca, çeşitli e-ticaret sitelerini gizlice ziyaret ederek saldırganlara ek mali kazanç sağlıyor.
  • Amadey Virüsü: Amadey ise kullanıcıların kopyalama işlemlerini izleyerek kripto cüzdan adreslerini ele geçiriyor. Bir cüzdan adresi kopyalandığında, bu adresi kendi hesaplarına yönlendirerek kurbanın kripto varlıklarına erişiyor.

140 Binden fazla kullanıcı etkilendi

Kaspersky22 Eylül 2024 – 14 Ekim 2024 tarihleri arasında 140 binden fazla kullanıcının bu sahte CAPTCHA ve Chrome uyarılarına maruz kaldığını bildiriyor. Bu sürede 20 bin kullanıcı, virüslü sitelere yönlendirilerek bilgisayarlarına kötü amaçlı yazılım yüklenmesi riskiyle karşı karşıya kaldı. Özellikle Brezilya, İspanya, İtalya ve Rusya’daki kullanıcıların en çok etkilenenler arasında olduğu belirtiliyor.

Kaspersky, kullanıcıları sahte CAPTCHA ve Chrome uyarıları gibi yanıltıcı reklamlara karşı dikkatli olmaya çağırıyor ve bu tür komutları çalıştırmamaları gerektiği konusunda uyarıyor.

Dünyanın ilk yapay enerji adası için yeşil ışık yandı!

Belçika, enerji alanında devrim yaratacak bir projeye daha imza atıyor. Dünyanın ilk yapay enerji adası olacak Princess Elisabeth Island, Belçika kıyılarının yaklaşık 45 kilometre açığında inşa edilecek. 2024-2027 yılları arasında tamamlanması beklenen bu önemli proje, Avrupa Yatırım Bankası (EIB) ve Elia Transmission Belgium (ETB) tarafından sağlanan 704 milyon dolar (650 milyon Euro) tutarındaki yeşil kredi desteğiyle hayat bulacak. Bu finansman desteği, Belçika’nın enerji güvenliğini ve Avrupa’nın enerji bağımsızlığını arttırmayı amaçlayan çevreci yatırımlara bir örnek teşkil ediyor.

Princess Elisabeth Island, yenilikçi bir altyapıya sahip olacak. Adada, yüksek voltajlı doğru akım (HVDC) ve alternatif akım (HVAC) altyapısı bir arada bulunacak. Şu anda Hollanda’da yapımı süren adanın ilk kesonları veya temelleri olarak adlandırılan yapı elemanları, kısa süre içinde denize indirilecek. Bu yapıların kumla doldurulmasıyla adanın temelleri oluşturulacak. Princess Elisabeth Island’ın yüksek voltaj altyapısı, rüzgar santrallerinin ihracat kablolarını bir araya getirmekle kalmayacak, aynı zamanda Belçika’yı Birleşik Krallık ve diğer komşu ülkelerle enerji alışverişi sağlayacak bağlantılar için bir merkez haline getirecek.

Bu bağlantılar, hem enerji güvenliğini güçlendirecek hem de çevresel etkileri azaltarak hibrit yapısıyla daha verimli bir enerji aktarım süreci sunacak. Kuzey Denizi’ndeki açık deniz rüzgar santralleri ile entegre edilen sistem sayesinde, Belçika ile komşuları arasında enerji alışverişi sağlanacak. Ayrıca, projenin 3,5 GW kapasiteli açık deniz rüzgar enerjisi entegrasyonu sağlayarak Belçika’nın elektrik şebekesine destek olması ve yaklaşık 3 milyon haneye yetecek kadar enerji üretmesi hedefleniyor.

Avrupa Yatırım Bankası Başkan Yardımcısı Robert de Groot, proje hakkında yaptığı açıklamada, “Princess Elisabeth Island projesi, Belçika’nın ve Avrupa’nın enerji güvenliği ve bağımsızlığının arttırılması için bir mihenk taşıdır,” diyerek projenin hem Belçika hem de Avrupa enerji sistemlerine sağlayacağı katkıyı vurguladı.

Bu yapay ada projesiyle Belçika, hem ülke içinde enerji ihtiyacını karşılamada önemli bir adım atmış olacak hem de komşu ülkelerle enerji alışverişini kolaylaştırarak Avrupa’nın enerji ağını genişletecek. Çevre dostu ve yenilikçi bir yaklaşımla geliştirilen Princess Elisabeth Island, enerji sektöründe sürdürülebilirlik ve verimliliğin yeni simgesi olarak dikkat çekiyor.

HP, kişiselleştirilmiş çalışma çağını başlatıyor

0

HP, 2024 İş İlişkileri Endeksi (WRI) ile yapay zekanın iş dünyasındaki etkilerini ve çalışanların kişiselleştirilmiş deneyim beklentilerini ortaya koydu. 12 ülkede yaklaşık 16.000 bilgi çalışanının katılımıyla yapılan araştırma, iş dünyasında yapay zeka kullanımının giderek arttığını ve bu teknolojinin çalışma deneyimlerini dönüştürme potansiyelini gözler önüne seriyor. Verilere göre, çalışanların yalnızca %28’i işle sağlıklı bir ilişki içerisinde bulunurken, bu oran yapay zeka destekli araçlara sahip olanlarda önemli ölçüde artış gösteriyor.

HP, yapay zeka ve kişiselleştirilmiş deneyimlerle çalışanlara daha anlamlı bir iş deneyimi sunmayı hedefliyor. Raporda, yapay zeka kullanan çalışanların işlerinden daha memnun oldukları ve iş tatmininin 9 puan arttığı görülüyor. Çalışanların %67’si özel ihtiyaçlarına göre uyarlanmış çalışma ortamları ve araçlara erişim istiyor.

HP Türkiye Genel Müdürü Serdar Urçar, çalışanların artık yalnızca maaş değil, daha tatmin edici ve esnek iş deneyimleri aradığını, bu dönüşümde yapay zekanın merkezde yer aldığını ifade ediyor. Urçar’a göre, HP’nin sunduğu kişiselleştirilmiş teknoloji çözümleri, çalışanların üretkenliğini ve iş tatminini artırmakta kilit bir rol oynuyor.

Yapay zekanın iş dünyasına entegrasyonu, işlerin daha verimli ve keyifli hale gelmesini sağlarken çalışanların kariyer gelişimini de olumlu etkiliyor. HP’nin sunduğu çözümler arasında akıllı gözlükler, gelişmiş video konferans sistemleri ve HP EliteBook Ultra AI PC gibi yapay zeka destekli cihazlar bulunuyor. Bu cihazlar, belge analizi ve içerik oluşturma gibi karmaşık görevleri hızla yerine getirerek çalışanlara daha fazla zaman kazandırmayı amaçlıyor.

HP, iş gücü deneyimi platformu sayesinde BT ekiplerine etkin yönetim sağlıyor. MyCRM ve MSFT Copilot gibi yapay zeka odaklı çözümler, iş akışlarını hızlandırarak ekiplerin verimli çalışmasını destekliyor. HP’nin, işbirliği araçları ve kişiselleştirilmiş çözümlerle işin geleceğini yeniden tanımlama vizyonu, çalışanların işlerine bağlılığını ve iş tatminini artırarak sürdürülebilir bir iş dünyası inşa etme hedefini yansıtıyor.

Yapay zeka çipleri, AMD hisselerini düşüşten korumaya yetmedi!

AMD, eylül ayında sona eren çeyrekte hisse başına kazancını beklentilerle uyumlu olarak 92 sent açıkladı. Gelirler ise beklentilerin biraz üzerinde, 6,82 milyar dolar olarak gerçekleşti.

AMD’nin veri merkezi segmentindeki güçlü büyüme, şirketin genel performansını olumlu yönde etkilese de dördüncü çeyreğe dair beklentiler yatırımcıları tatmin etmedi. Şirket, dördüncü çeyrek için gelir beklentisini 7,5 milyar dolar olarak açıklayarak yıllık bazda %22’lik bir düşüş olabileceğini öngörüyor. Bu rakamlar, küresel çip talebindeki yavaşlama ve ekonomik belirsizliklerin AMD’nin finansal performansına nasıl etki ettiğini gösteriyor.

AMD CEO’su Lisa Su, makroekonomik zorluklara rağmen güçlü bir yapay zeka büyümesi gördüklerini, özellikle de veri merkezine yönelik talebin yüksek olduğunu belirtti.

Veri merkezi segmentinde güçlü büyüme ve MI235X çipi

AMD’nin veri merkezi segmenti, yapay zeka uygulamaları için ürettiği grafik işlemcilerin (GPU) talebiyle yıldan yıla iki kat artış göstererek 3,5 milyar dolar gelir elde etti. Şirketin geçtiğimiz aylarda duyurduğu yeni yapay zeka çipi MI235X, yüksek performans sunarak AMD’nin bu segmentteki rekabet gücünü artırmayı hedefliyor.

AMD’nin tahminlerine göre yapay zeka GPU pazarı, 2028 yılına kadar 500 milyar dolarlık bir büyüklüğe ulaşacak. Şirket, bu yıl yapay zeka çipi satış beklentisini 4,5 milyar dolardan 5 milyar dolara yükseltti ve MI235X çiplerinin müşteri talebinin oldukça yüksek olduğunu belirtti.

Bu çiplerin, bulut sağlayıcıları ve diğer büyük ölçekli şirketlerin yapay zeka altyapılarını desteklemesi bekleniyor.

Equinix veri merkezi

Diğer segmentlerde karmaşık performans

AMD’nin veri merkezi segmenti büyüme gösterirken, şirketin diğer iş kollarında karmaşık bir tablo ortaya çıktı. Özellikle oyun segmentinde yıllık bazda %68 oranında ciddi bir düşüş yaşandı. Bu düşüş, yarı özel çip talebindeki azalmaya ve Sony PlayStation 5 gibi konsollar için üretilen çiplerin düşük performans göstermesine bağlanıyor. Bunun yanında, gömülü çip segmentinde de %25’lik bir düşüş gerçekleşti ve segmentin satışları 927 milyon dolara geriledi.

AMD’nin bilgisayar segmenti ise Microsoft’un “Copilot+” özellikli yüksek performanslı dizüstü bilgisayarlarında AMD çiplerinin kullanılmaya başlanmasıyla olumlu bir performans sergiledi. Bu segment, yıl bazında %23 büyüyerek 1,9 milyar dolar gelir elde etti.

AMD’nin yapay zeka odaklı yeni çip yatırımları ve veri merkezi segmentindeki güçlü büyüme, geleceğe yönelik olumlu sinyaller verirken, bazı segmentlerde yaşanan talep düşüşleri şirketin dikkatle yönetmesi gereken riskler arasında yer alıyor.

Huawei, mobil sektörde 5.5G ile dönüşümü başlatıyor!

0

Huawei, İstanbul’da düzenlenen Global Mobil Geniş Bant Forumu 2024’te (MBBF 2024), mobil teknolojide devrim niteliğindeki 5.5G ve yapay zeka entegrasyonunu tanıttı. “5.5G Mobil Yapay Zeka Çağına Liderlik Ediyor” temasıyla gerçekleşen forum, mobil yapay zekanın sunduğu yeni iş modelleri ve sektörel fırsatları ele alarak, sektör liderleri, uzmanlar ve basın mensuplarını bir araya getirdi. GSMA ve GTI iş birliğiyle düzenlenen bu etkinlik, Türkiye’nin ev sahipliğinde önemli bir uluslararası teknoloji buluşmasına dönüştü.

Etkinliğin açılış konuşmasını gerçekleştiren Huawei Dönüşümlü CEO’su Ken Hu, 5.5G’nin ve yapay zekanın gelecekte günlük yaşama daha yoğun bir şekilde entegre olacağını belirtti. Hu, yapay zekanın mobil ağlar üzerinden herkesin erişimine açık hale geleceğine ve tıpkı telefon ve internet gibi bu teknolojinin de yaşamın vazgeçilmez bir parçası olacağına dikkat çekti. “Gelecekte yapay zeka her şeyi değiştirecek. Mobil ağlar ve cihazlar, bu dönüşümde önemli bir rol oynayacak,” ifadeleriyle teknoloji vizyonunu ortaya koydu.

Huawei Kıdemli Başkan Yardımcısı ve ICT Satış ve Hizmet Birimi Başkanı Li Peng ise yapay zeka destekli mobil çağın sektöre sunduğu büyüme fırsatlarına dikkat çekti. Li Peng, yeni etkileşim biçimleri ve akıllı hizmetler ile mobil sektörde yapısal bir değişim yaşanacağını belirterek, bu dönüşümün operatörler için büyük bir potansiyel taşıdığını vurguladı. Peng’e göre, mobil yapay zeka çağının başlamasıyla endüstrilere ve bireylere yönelik yeni çözümler devreye girecek.

Forumda sergilenen yapay zeka destekli teknolojiler arasında, akıllı gözlükler, akıllı araç kokpitleri, dijital insan etkileşimleri ve gerçek zamanlı çeviri gibi pek çok yenilikçi uygulama yer aldı. Bu çözümler, Huawei ve Türkiye’deki mobil operatörlerin iş birliğiyle geliştirildi ve özellikle 5.5G altyapısının sunduğu olanakları gözler önüne serdi. Forum kapsamında, kapalı alanlardan dış mekanlara kadar geniş bir yelpazede 5.5G kapsamasına yönelik çok boyutlu yenilikler de katılımcılara tanıtıldı.

Mobil yapay zeka çağının getirdiği bu yenilikler, 5.5G’nin sağlayacağı gelişmiş bağlantı hızları ve düşük gecikme süreleri ile birleşerek, sektörlerin dijital dönüşümünde yeni bir sayfa açmayı hedefliyor. Huawei’nin MBBF 2024’te ortaya koyduğu vizyon, yapay zekanın günlük yaşamı nasıl dönüştürebileceğine dair güçlü bir örnek sunarak, mobil teknolojinin geleceğine dair heyecan verici bir tablo çizdi.

DeepL’den Avrupa’da ilk: Yapay zeka gücünü NVIDIA SuperPOD ile katlıyor!

0

DeepL, Avrupa’da NVIDIA DGX GB200 sistemine sahip SuperPOD altyapısını ticari olarak kullanmaya başlayan ilk şirketlerden biri oldu. Bu yeni yatırım, şirketin tarihindeki en büyük teknoloji harcamalarından biri olarak görülüyor ve DeepL’in dil yapay zekası platformunu daha da güçlendirmeyi amaçlıyor.

NVIDIA’nın en yeni nesil DGX GB200 sistemini içeren SuperPOD yapısının 2025 yılı ortasında devreye alınması planlanıyor. Bu altyapı, DeepL’in araştırma ve geliştirme süreçlerinde ihtiyaç duyduğu yüksek bilgi işlem gücünü sağlayarak, şirketin çeviri çözümlerinde daha ileri bir performans sunmasını mümkün kılacak.

DeepL CEO’su ve Kurucusu Jarek Kutylowski, bu yatırımla birlikte DeepL’in inovasyon tutkusunu bir adım öteye taşıdığını vurguladı. Kutylowski, NVIDIA’nın hızlandırılmış bilgi işlem altyapısına yapılan yatırımın, DeepL’in sektördeki rekabet gücünü daha da artıracağını belirtti.

Müşterilerinin beğenisini kazanan yapay zeka çözümlerini geliştirmeye odaklanan şirket, bu yeni altyapıyla araştırma ve geliştirme süreçlerinde daha verimli bir yol izlemeyi hedefliyor.

NVIDIA DGX platformunun başkan yardımcısı Charlie Boyle, güçlü bir yapay zeka altyapısının dil yapay zekası çözümleri için ne kadar kritik olduğunu ifade etti. Boyle, kullanıcıların hızlı yanıt süreleri beklediğini ve bu nedenle yüksek bilgi işlem gücüne sahip altyapıların önemini vurguladı.

DeepL’in en yeni NVIDIA DGX SuperPOD dağıtımı, şirketin dil yapay zekası araştırmalarını hızlandırarak, kullanıcılarının diller ve kültürler arasında daha etkili iletişim kurmalarına katkı sağlayacak.

NVIDIA DGX GB200 sistemine sahip SuperPOD, sıvı soğutmalı yapısı ve on binlerce GPU’ya kadar ölçeklenebilen altyapısıyla yüksek performans sunuyor. Bu sistem, büyük ölçekli yapay zeka projelerinde gereken işlem gücünü sağlayarak, DeepL’in dil yapay zekasında sürdürdüğü çalışmaları daha da ileriye taşımasını mümkün kılacak.

DeepL’in bu üçüncü SuperPOD dağıtımı, şirketin amiral gemisi DeepL Mercury süper bilgisayarını geride bırakarak daha fazla işlem gücü sağlayacak. Yeni sistem, İsveç’teki mevcut veri merkezinde yer alacak ve DeepL’in mevcut altyapısını daha güçlü bir seviyeye taşıyacak.

Halihazırda dünya çapında 100.000’den fazla işletme ve kamu kuruluşu tarafından tercih edilen DeepL, Fortune 500 şirketlerinin yarısı dahil olmak üzere Zendesk, Nikkei, Coursera ve Deutsche Bahn gibi sektör devleri tarafından kullanılıyor. Şirketin sunduğu dil yapay zekası çözümleri, işletmelerin dil engellerini aşmasına, yeni pazarlara açılmasına ve uluslararası iş birliklerini güçlendirmesine olanak tanıyor.

2024 yılı boyunca önemli adımlar atan DeepL, New York’ta yeni bir teknoloji merkezi açarak ABD’deki varlığını güçlendirdi. Ayrıca Glossary özelliğini geliştirerek GPT-4, Google ve Microsoft’un çözümlerini geride bırakan bir dil modeli tanıttı. Bu yeniliklerle Forbes’un 2024 Cloud 100 listesine giren şirket, Index Ventures liderliğinde aldığı 300 milyon dolarlık yatırım ile 2 milyar dolar değerlemeye ulaştı.

Milyarderlerin lüks yaşamı iklim kriziyle çelişiyor

Uluslararası yardım kuruluşu Oxfam’ın yeni yayımladığı rapor, dünyanın en zengin 50 milyarderi arasında yer alan Elon Musk ve Jeff Bezos’un karbon emisyonlarını mercek altına alarak çarpıcı gerçekleri ortaya koyuyor. Rapor, milyarderlerin lüks yaşam tarzlarının yanı sıra yatırımlarının çevreye olan büyük etkisini de gözler önüne seriyor. Teknoloji devlerinin çevreci söylemlerinin ardındaki emisyon gerçekleri, toplumda derin bir yankı uyandırdı.

Süper zenginlerin karbon salımı örneklerle şaşırtıyor

Raporun dikkat çeken detayları arasında, süper zenginlerin sadece 90 dakikalık yaşam tarzları sırasında yaydıkları karbon miktarınınsıradan bir insanın tüm ömrü boyunca sebep olduğu emisyona eşit olduğu bilgisi yer alıyor. Oxfam International Direktörü Amitabh Behar, bu durumun yalnızca bir adaletsizlik değil, aynı zamanda gezegenimizdeki yaşamı tehdit eden bir gerçek olduğuna dikkat çekiyor.

Örneğin, milyarderlerin lüks yaşamı sürdüren Elon Musk’ın iki özel jeti yılda 5,497 ton karbon salımı yaparken, bu miktarın ortalama bir insanın 834 yıl boyunca sebep olacağı karbon emisyonuna denk olduğu belirtiliyor. Jeff Bezos’un özel jet filosu ise yıllık 2,908 ton karbon salımına neden oluyor.

Milyarderlerin yatırımları çevreyi daha fazla kirletiyor

En çarpıcı bulgulardan biri, milyarderlerin lüks yaşam tarzlarının yanı sıra milyarderlerin yatırımlarının yaklaşık %40’ının yüksek karbon salımına sebep olan petrol, madencilik ve nakliye sektörlerinde bulunması. Bu yatırımlardan kaynaklanan karbon emisyonları, milyarderlerin özel jet ve yatlarının sebep olduğu toplam emisyonun 340 katına ulaşıyor. Oxfam’ın hesaplamalarına göre, en zengin %1’lik kesimin yarattığı karbon emisyonları1990’dan bu yana küresel ekonomik üretimde 2.9 trilyon dolarlık bir düşüşe neden olmuş durumda. Ayrıca, bu emisyonların yıllık olarak 14.5 milyon insanın beslenebileceği kadar mahsul kaybına yol açtığı tahmin ediliyor.

Oxfam’ın çağrısı: karbon vergileri ve ekonomik sistemlerin yeniden yapılandırılması

Oxfam yetkilileri, süper zenginlerin karbon emisyonlarının sınırlandırılmasıkarbon vergilerinin artırılması ve milyarderlerin lüks yaşam kaynaklı ekonomik sistemin daha çevreci bir yaklaşımla yeniden yapılandırılması gerektiğini vurguluyor. Özel jetlere yönelik protestolar ve bazı milyarderlerin daha yüksek vergilendirilme fikrine olumlu bakmaları, dikkat çeken bir gelişme olarak yorumlanıyor.

Yüzlerce Dropbox çalışanı işsiz kalacak!

Dropbox CEO’su Drew Houston, bu kararı bir personel notunda açıklayarak, şirketin dosya senkronizasyonu, paylaşım ve Dash yapay zeka arama özelliği gibi mevcut iş alanlarında olgunlaşma sürecine girdiğini belirtti.

Houston, “Mevcut yapıyı ve yatırım seviyelerini koruyarak bu geçişi yönetmek artık sürdürülebilir değil.” ifadesini kullandı.

Bu işten çıkarmalar, Dropbox’ın Nisan 2023’te iş gücünün %16’sını azalttığı ve 500 çalışanı etkilediği kesintilerin ardından geldi. Houston, o dönemde bu kesintilerin yavaşlayan büyüme, ekonomik zorluklar ve yapay zeka yarışına daha fazla kaynak ayırma ihtiyacı nedeniyle yapıldığını açıklamıştı.

Daha verimli bir yapı için adımlar

Houston, şirketin bazı birimlerde “aşırı yatırım” veya “düşük performans” yaşadığını belirterek daha yalın ve verimli bir ekip yapısına geçmeyi planladıklarını ifade etti. “Ana iş alanımızda talepte düşüş ve makro ekonomik zorluklar yaşamaya devam ediyoruz.” diyen Houston, mevcut yönetim yapısının karmaşık hale geldiğini ve verimliliği düşürdüğünü vurguladı.

Etkilenen çalışanlar, Çarşamba gününden itibaren 16 haftalık kıdem tazminatı alacak ve şirkette her bir yıl için bir hafta ek ücret ödemesi yapılacak.

Dropbox Sign güvenlik

Dropbox, iş gücünde yaptığı bu kesintilerle, yapay zeka odaklı dönüşümünü hızlandırmayı ve mevcut kaynaklarını daha etkin kullanmayı amaçlıyor. Şirket, Dash yapay zeka arama özelliği gibi yenilikçi projelere daha fazla odaklanırken, ana iş alanında yavaşlayan talebi dengelemeye çalışıyor.

Houston, yeniden yapılanmanın Dropboxın daha rekabetçi bir yapıya kavuşmasını sağlayacağını belirterek, çalışanlardan gelen geri bildirimlerin de bu kararları şekillendirdiğini ifade etti. Bu kesintilerin, Dropbox’ın pazardaki konumunu güçlendirme ve karmaşık yapıyı sadeleştirme stratejileriyle uyumlu olduğu düşünülüyor.

Şirket, gelecekte daha çevik bir büyüme hedefliyor.

Boston Dynamics’in elektrikli robotu Atlas, kazandığı yeni yetenekle çığır açıyor!

Hyundai tarafından desteklenen Boston Dynamics, bu gelişmiş robotun performansını bir video ile gözler önüne serdi. Atlas, motor parçalarını farklı kutulara yerleştirerek otomotiv üretiminde etkin bir yardımcı olarak nasıl çalışabileceğini sergiledi.

Atlas’ın hareketleri, herhangi bir önceden belirlenmiş ya da uzaktan yönlendirilmiş komut olmadan tamamen otonom olarak gerçekleşti. Şirket, bu özelliğin, sosyal medyada sıkça gördüğümüz, manipülatif olarak sunulan diğer robot tanıtımlarından farklı olduğunu belirtti.

Bu video, Boston Dynamics’in iki hafta önce Toyota Araştırma Enstitüsü (TRI) ile yaptığı iş birliği duyurusunun ardından yayınlandı ve TRI’nin robotik öğrenme becerilerinin de bu gösterime katkı sunmuş olabileceği düşünülüyor.

Otonom ve adaptif performans

Atlas, çevresel değişikliklere uyum sağlama yeteneğiyle dikkat çekiyor. Görsel algılama, kuvvet ve konumlandırma sensörleriyle desteklenen robot, çevresel nesne değişimlerine veya bir parça yerleştirirken oluşabilecek hatalara anında tepki verebiliyor.

Tesla ve Apptronik gibi şirketlerin de odaklandığı otomotiv sektörü, uzun zamandır otomasyon konusunda öncülük etmekte. Hyundai’nin sahibi olduğu Boston Dynamics’in bu sektöre odaklanması ise bu alanda daha fazla yenilik sunma potansiyeline işaret ediyor.

Boston Dynamics, Atlas’ın güçlü ve uyarlanabilir aktüatörlerini kullanarak, üretim süreçlerindeki verimliliği artırmayı hedefliyor. Gövdesindeki pivot hareketleri sayesinde robot, gereksiz adımları ortadan kaldırarak görevlerini hızla yerine getiriyor.

Bu esneklik, Atlas’ın sadece otomotiv değil, farklı endüstriyel ortamlarda da değerli bir yardımcı olabileceğine işaret ediyor. Hyundai ve Toyota Araştırma Enstitüsü’nün iş birliğiyle desteklenen Atlas, fabrikalarda insan iş gücüne destek olarak zorlu ve tekrarlayan işleri üstlenme potansiyeline sahip.

Bu gelişmeler, gelecekte daha karmaşık görevlerde bile robotların güvenilir bir şekilde çalışabileceğini gösteriyor.

OpenAI, 2026 yılında ilk yapay zeka çipini üretecek!

Şirket, şu anda TSMC ve Broadcom ile iş birliği yaparak 2026’da piyasaya sürülmesi beklenen kendi yapay zeka çipini geliştirme çalışmalarına odaklanmış durumda. Öte yandan, OpenAI üretim tesisleri kurma planlarından vazgeçerek sadece çip tasarımına yoğunlaşacak.

Reuters’in haberine göre OpenAI, model eğitimi için daha önce büyük oranda Nvidia GPU’larına bağımlıydı, ancak son dönemde çip sıkıntıları, tedarik zincirindeki gecikmeler ve eğitim maliyetlerinin artması gibi sebeplerle alternatif çözümler arayışına girdi.

Bu kapsamda şirket, Microsoft’un Azure platformu üzerinden AMD çiplerini kullanmaya başlıyor. Broadcom ile ortaklaşa geliştirilen bu yeni çiplerin, yapay zeka işlemlerinin verimliliğini artırması ve maliyetleri düşürmesi hedefleniyor.

Çip geliştirme çabaları ve gelecek hedefleri

OpenAI, yapay zeka modellerinin giderek daha güçlü donanım ihtiyacı duyması nedeniyle bağımsız hareket etmenin uzun vadede daha verimli olacağına inanıyor.

Broadcom’un yanı sıra TSMC ile iş birliği yaparak tasarlanan bu özel çiplerin, şirketin donanım ihtiyaçlarını karşılamada ve sektörde daha rekabetçi olmasında önemli bir rol oynaması bekleniyor. Nvidia’nın GPU’larının yüksek maliyeti, OpenAI’in AMD ve Broadcom gibi yeni ortaklarla iş birliği yapmasını tetikleyen en önemli etkenlerden biri oldu.

OpenAI’in 2026’da piyasaya sürmeyi planladığı ilk yapay zeka çipiyle, eğitim süreçlerinde daha güçlü ve sürdürülebilir bir donanım altyapısı kurarak maliyetleri düşürme hedefi dikkat çekiyor.

Bu hamle, OpenAI’nin maliyetleri azaltma ve yapay zeka alanında daha bağımsız bir altyapı oluşturma stratejisi olarak görülüyor. Şirketin kendi çipini geliştirmesi, OpenAI’in Nvidia gibi devlere olan bağımlılığını azaltırken, yapay zeka modellerinin daha hızlı ve ölçeklenebilir bir şekilde eğitilmesini sağlamayı amaçlıyor.

Bu yeni çiplerin 2026’dan sonra geniş çapta kullanılabileceği öngörülüyor.

Yerel içerik üreticilerini markalarla buluşturan Hummingbirds, 5,4 Milyon dolar yatırım aldı!

Hummingbirds, yeni duyurduğu 5,4 milyon dolarlık tohum yatırım turuyla toplamda 10 milyon dolarlık bir finansmana ulaştı. Bu yatırım, 2025 yılına kadar Atlanta, Charlotte ve Denver gibi 20 yeni şehre açılma hedeflerini destekleyecek.

Yerel pazarlamanın gücü

Geçtiğimiz yıl faaliyete geçen Hummingbirds, yerel içerik üreticilerini “nano içerik üreticileri” olarak tanımlıyor ve bu kişilerin sosyal medya aracılığıyla markalara olan güveni artırabileceğine inanıyor.

Şirket, özellikle yerel müşterilerle güven inşa etmenin zorluklarıyla karşılaşan küçük ve büyük markalar için PTA anneleri gibi günlük hayatın içindeki kişileri öne çıkararak fark yaratmayı amaçlıyor.

Platformun kurucu ortağı Charise Flynn, markaların mağaza içi davranışları yönlendirmek için yeni bir pazarlama aracına ihtiyaç duyduğunu belirtiyor ve Hummingbirds’ün, marka bilinirliğini artırarak müşteriyi mağazalara çekme konusunda başarılı olduğunu vurguluyor.

Genişleyen marka portföyü ve güçlü etkileşim oranları

Hummingbirds, sosyal medya üzerinden yerel kampanyalar yürüterek marka bilinirliğini artırıyor. Şu anda ChopLocal, Cutwater, Goodles ve Olipop gibi tanınmış markaların yanı sıra AE Dairy ve Fareway Grocery gibi yerel markalarla 300’den fazla ortaklık kurmuş durumda. Kampanyalarda, içerik üreticilerine hediye kartları, ücretsiz ürünler ve masaj gibi özel deneyimler sunularak katılımcıların ilgisi çekiliyor.

Platform, içerik üreticilerinden komisyon almıyor; ancak markalar, kampanyalarını başlatmak için belirli bir ücret ödüyor. Flynn, “Nano içerik üreticileri, geleneksel influencer’lardan çok daha yüksek etkileşim oranlarına sahip. Ortalama %3-4 oranında etkileşim görüyoruz, bu oran sektör ortalamasının oldukça üzerinde” diyerek, Hummingbirds’ün bu anlamda sektörde öne çıktığını belirtiyor.

Orta Amerika’ya odaklanma stratejisi

Hummingbirds, Des Moines, Madison, Nashville ve Omaha gibi şehirlerde faaliyet gösteriyor ve Orta Amerika bölgesine yoğunlaşarak bu pazara açılmak isteyen markalara yardımcı oluyor.

Orta Amerika’nın büyük markalar için tanıtım konusunda zorluk yarattığını düşünen şirket, bu bölgelerde müşterilerin özellikle gıda alışverişine büyük harcamalar yaptığını ve toplulukların bu harcamaları artırabilecek bir potansiyele sahip olduğunu vurguluyor.

Kurucu ortak Emily Steele, bu fikrin Iowa’da bir yulaf sütlü latte deneyip bunu sosyal medyada paylaşmasından doğduğunu ifade ediyor. “Babam bana ‘hummingbird’, yani sinek kuşu derdi. Hummingbirds’ü kurarken de yerel toplulukları birbirine bağlayan bir platform yaratma fikrini buradan aldım.” diyor.

Yatırım turunda Allos Ventures, Ground Game, Homegrown Capital ve diğerleri yer aldı. Hummingbirds, son bir yılda gelirlerini dört katına çıkarırken, içerik üretici topluluğunu da 11 bine çıkararak hızlı bir büyüme yakaladı.

Apple, Mac Mini kullanıcıları için yenilenebilir enerji atılımı yapıyor!

Apple, yeni kompakt Mac Mini modeliyle, karbon nötr etiketi almaya hak kazanan ilk Mac bilgisayarı piyasaya sundu.

Bu kapsamda şirket, cihaz kullanımından kaynaklanan karbon salınımını telafi etmek amacıyla yenilenebilir enerji alımı yaparak kullanıcıların cihaz kullanımı sırasında ortaya çıkan emisyonları dengelemeyi hedefliyor.

Teknoloji şirketlerinin çevresel etkileri izleme ve azaltma çabaları

Teknoloji sektöründe çevresel etkileri izlemek ve azaltmak son yıllarda ön plana çıkan bir konu. Çoğu teknoloji devi, üretim zincirlerinde karbon ayak izini azaltmak için tedarikçileriyle enerji kullanımı ve lojistik süreçlerde sürdürülebilirlik adımları atıyor.

Apple, 2023 yılında Apple Watch Series 9 ile bu süreçleri genişletti ve ürün kullanımından kaynaklanan emisyonları sıfırlamak için ek yenilenebilir enerji yatırımları yaparak önemli bir adım attı. Ancak, Apple Watch gibi ürünlerin kullanım esnasında oluşturduğu karbon ayak izi nispeten düşük olsa da Mac Mini gibi daha fazla enerji tüketen cihazların etkisi daha büyük bir sorun teşkil ediyor.

Küçültülen tasarım ve yüksek emisyon oranı

Mac Mini’nin karbon ayak izini düşürmek adına cihazın daha küçük boyutlarda üretilmiş olması bu oranı azaltmaya yardımcı olsa da Apple, üretim malzemeleri veya imalat aşamalarında karbon ayak izini tam olarak açıklamıyor. Özellikle yarı iletkenlerin üretimi enerji açısından oldukça yoğun ve çevresel etkisi yüksek kimyasallar kullanıldığından, bir bilgisayarın çevresel etkisinde önemli bir yer tutuyor.

Apple’a göre, 16 GB RAM ve 256 GB depolama alanına sahip baz model Mac Mini’nin üretilmesi ve sevkiyatı, düşük karbonlu enerji yatırımlarıyla bile 32 kg karbon salınımına neden oluyor.

Ancak, üst düzey özelliklere sahip, 64 GB RAM ve 8 TB depolama alanına sahip olan modelin karbon ayak izi ise yaklaşık dört kat artarak 121 kg’a çıkıyor.

Doğa temelli karbon kredileriyle karbon nötr olma hedefi

Apple, her bir Mac Mini için karbon salınımını sıfırlamak amacıyla sürdürülebilir yönetilen ormanlar ve yenilenmiş ekosistemler gibi doğa temelli projelerden karbon kredisi satın alarak karbon nötr olma hedefine ulaşmayı amaçlıyor.

Ancak düşük ve yüksek özellikli modeller arasındaki fark, bilişim sektöründe gömülü karbonun ne kadar yüksek olduğunu gösteriyor ve bu son kalan karbon miktarını tamamen yok etmenin ne kadar zor olabileceğine işaret ediyor.

Apple, karbon nötr hedefleri doğrultusunda sadece enerji yatırımlarıyla kalmayıp, karbon kredileriyle de bu hedefi destekleyerek, çevresel sürdürülebilirlik konusundaki kararlılığını sürdürüyor.