Microsoft, Google’ı Avrupa’da gizli işler çevirmekle suçluyor!

Microsoft için hukuk müşavirliği yapan Rima Alaily, Google’ın Avrupa’daki bulut şirketlerini kendi çıkarları doğrultusunda harekete geçirip Microsoft’u düzenleyiciler ve kamuoyu nezdinde itibarsızlaştırmak için örgütlediğini ifade etti.

Alaily, Google’ın danışmanlık şirketi DGA Group’u Open Cloud Coalition adlı bir grup kurması için tuttuğunu, bu grubun “rekabetçi ve açık bir bulut hizmetleri endüstrisi” çağrısıyla kamuoyuna tanıtıldığını yazdı. Grubun finansal destekçisi olarak Google’ın perde arkasında olduğu, ancak kamuoyu önünde Avrupalı bulut sağlayıcılarını öne çıkardığı iddia edildi.

Bu gerilim, Microsoft ve Google arasındaki bulut altyapısı, çevrimiçi reklamcılık ve üretkenlik yazılımlarında süregelen rekabetin yeni bir cephesini açıyor. Google, hem Avrupa’da hem de ABD’de rekabet baskısı altındayken, Adalet Bakanlığı tarafından açılan ikinci antitröst davasıyla uğraşıyor.

Google, Eylül ayında Microsoft’un Windows Server lisanslama politikalarının Avrupa’da rekabete aykırı olduğunu belirterek Avrupa Komisyonu’na şikayette bulunmuştu. Öte yandan, Amazon, Microsoft ve Google’ın önünde, bulut altyapısı pazarında lider konumunu koruyor.

Alaily, Google’ın Microsoft’a karşı sistematik olarak harekete geçtiğini iddia ederek, Google’ın 2023’te ABD Federal Ticaret Komisyonu’na başvurarak Microsoft’u soruşturma çağrısı yapan Fair Software Licensing Koalisyonu’nu finanse ettiğini belirtti. Ayrıca Google’ın Avrupa’daki Cloud Infrastructure Services Providers grubuna, Microsoft ile yapılacak antitröst anlaşmasını reddetmeleri için 500 milyon dolar önerdiği raporlandı.

Google cinsiyet ayrımcılığından suçlu bulundu

Bu son gelişmeler, teknoloji devlerinin bulut hizmetleri sektöründe rekabeti daha da kızıştırdığını gösteriyor. Microsoft ve Google, yalnızca bulut altyapısında değil, aynı zamanda düzenleyiciler üzerinde etki kurmak için de stratejik hamleler yapıyor.

Avrupa ve ABD’de yoğunlaşan antitröst baskıları, büyük teknoloji şirketlerini faaliyetlerini daha şeffaf hale getirmeye zorlayabilir. Analistler, bu tür gizli kampanyaların sektörde güven sorunlarını artırabileceğini ve hem kullanıcıların hem de düzenleyicilerin teknoloji devlerinden daha fazla hesap verebilirlik talep etmesine yol açabileceğini düşünüyor.

Rekabetin yeni cephelerinde atılacak adımlar merakla bekleniyor.

Lyft 2,1 milyon dolar ceza ödeyecek!

Bu anlaşma kapsamında Lyft, sürücülere yönelik kazanç reklamlarında değişikliğe gitmek zorunda.

FTC’ye göre, Lyft’in Atlanta’da saat başı “33 dolara kadar” kazanabileceklerini iddia eden reklamları gibi örneklerde sürücülerin kazançları yanlış bir şekilde en yüksek yüzde 20’lik dilime dayandırılmış. Bu reklamlar ayrıca bahşişleri de kazanç miktarına dahil ederek gerçek sürücü kazançlarını yüzde 30 oranında şişirmiş.

FTC, artık Lyft’in saatlik kazanç beklentilerini sürücülerin genel olarak kazandığı miktara göre belirlemesini ve bahşişleri bu hesaplamalara dahil etmemesini şart koşuyor. FTC Başkanı Lina M. Khan, “Bir işi çekici hale getirmek için yanıltıcı kazanç iddialarında bulunmak yasadışıdır.” diyerek, FTC’nin yasaları ihlal eden işletmeleri hesap vermeye zorlayacağını belirtti.

Lyft ayrıca, sürücülere hafta sonunda 45 yolculuk yapmaları durumunda 975 dolar kazanabileceklerini vaat eden kazanç garantileri sundu. Ancak FTCye göre bu garanti, sürücüler tarafından kazançlarına ek bir bonus olarak anlaşılsa da aslında belirli bir yolculuk sayısına bağlı olarak verilen asgari bir ödeme garantisiydi. Şirket, bu tür garantilerin şartlarını net bir şekilde belirtmek zorunda kalacak.

Lyft, web sitesinde yaptığı açıklamada, sürücü kazançlarını doğru bir şekilde iletmek için FTC’nin en iyi uygulama önerilerini takip etmeye kararlı olduğunu belirtti.

Bu anlaşma, FTC’nin iki yıl önce gig ekonomisi şirketlerine yönelik adil olmayan, yanıltıcı ve rekabet karşıtı uygulamalara karşı harekete geçmesinden bu yana yürüttüğü çalışmanın bir sonucu olarak değerlendiriliyor.

Lyft ve Uber, Massachusetts ve New York gibi eyaletlerde benzer iş düzenlemeleriyle karşı karşıya. New York’ta sürücülere asgari ücret sağlayan yasaya rağmen, bu şirketler uygulamalar üzerinden sürücülere erişimi sınırlayarak kazançlarını kontrol altına almaya çalıştı.

Mercedes’in elektrikli tankeri eEconic, tek şarjla bir hafta hizmet veriyor!

Mercedes-Benz Special Trucks ve uçak destek uzmanları ROHR Spezialfahrzeuge GmbH ile birlikte geliştirilen eEconic, 16.500 litrelik özel bir SAF yakıt sistemiyle donatılmış durumda.

Ancak bu yeni kamyonun en büyük avantajı, emisyonları ve çalışma süresini azaltması; çünkü elektrikli araçlar dizel muadillerine göre çok daha az bakım gerektiriyor.

Airbus Helicopters’in ilk kullanım sonuçlarına göre, eEconic tam dolu bataryalarla bir hafta boyunca şarj gerektirmeden çalışabiliyor. Aracın yakıt pompası, elektrikli güç çıkışı (ePTO) sistemi aracılığıyla hidrolik olarak çalıştırılıyor.

Araç gövdesindeki SAF pompası, aracın üç 105 kWh bataryasından (toplam 315 kWh) güç alıyor. Bu enerji, ayrıca e-akslarına entegre edilmiş iki elektrik motorunu da çalıştırarak sürekli 330 kW (zirvede 400 kW) güç sağlıyor ve eEconic’in havaalanında hızlıca helikopterlere yakıt doldurmasını sağlıyor.

Yaklaşık 5,5 metrelik uzun dingil mesafesine rağmen, arka aksın da yönlendirilmesi sayesinde eEconic dar dönüş yarıçapıyla havaalanında ihtiyaç duyulan her noktaya kolayca ulaşabiliyor.

Airbus, 2050 için koyduğu “karbon 0” hedefini SAF kullanımı ile tutturacak!

Airbus, karbon emisyonlarını 2050’ye kadar sıfırlamayı taahhüt etmiş durumda ve SAF kullanımını bu hedef doğrultusunda önemli bir araç olarak görüyor. Bugün Airbus uçakları, %50 SAF karışımıyla çalışmakta, 2030 yılına kadar ise tüm içten yanmalı motorlu Airbus uçaklarının %100 SAF ile çalışacak şekilde sertifikalandırılması hedefleniyor.

Bu proje, havaalanlarındaki kısa mesafelerde yüksek yük altında çalışan yer hizmet araçlarının, elektrikli araçlar için ideal kullanım senaryolarından biri olduğunu gösteriyor. Ulaşım sektörü fosil yakıt kullanımını azaltırken, havaalanları ve havayollarının hala önemli bir karbon emisyon kaynağı olması göz önüne alındığında, eEconic gibi projeler EV’lerin karbon emisyonlarını azaltmada oynayabileceği rolü ortaya koyuyor.

Ford ve LG, Polonya’daki batarya üretimini Amerika’ya taşıyor!

Ford ve LG arasında imzalanan bu yeni anlaşmaya göre, 2025 yılında batarya üretiminin Michigan’daki tesise taşınması planlanıyor.

Bu hamle, ABD’deki Enflasyon Azaltma Yasası (IRA) kapsamında sunulan vergi teşviklerinden yararlanmayı amaçlıyor. ABD hükümeti, ülke içinde üretilen elektrikli araç bataryalarına vergi teşvikleri sağlayarak, yerel üretimi artırmayı ve dışa bağımlılığı azaltmayı hedefliyor. Ford, bu teşviklerden faydalanarak üretim maliyetlerini düşürmeyi ve rekabet gücünü artırmayı planlıyor.

LG Energy Solution CEO’su David Kim, yapılan bu anlaşmaların şirketin yüksek dayanıklılığa sahip batarya teknolojisindeki uzmanlığını ve küresel pazardaki etkisini gösterdiğini belirtti. Kim, Avrupa’daki teşviklerden yararlanarak Ford’un elektrikli ticari araçları için 2026’dan itibaren toplam 109 GWh batarya tedarik ederek Avrupa’da Ford’un elektrikli ticari van modellerinin batarya ihtiyacını karşılamayı hedeflediklerini açıkladı.

“Yerel üretim kapasitemizden yararlanarak Avrupa pazarında liderliği güvence altına alacağız.” diyen Kim, bu yeni anlaşmanın her iki pazar için stratejik bir adım olduğunu belirtti.

Ford, LG’nin yanı sıra SK On ile de ortaklık kurarak ABD’deki üretim kapasitesini artırmaya yönelik stratejik adımlar atıyor. SK On ile yapılan anlaşma kapsamında, Kentucky’deki bir tesiste 2025 ortasından itibaren güncellenmiş E-Transit ticari van ve F-150 Lightning elektrikli pickup modelleri için bataryalar üretilecek. Böylece, Ford’un ABD’deki elektrikli araç yelpazesi güçlendirilmiş olacak.

Bu gelişme, ABD’deki elektrikli araç piyasasının güçlenmesi için yapılan teşviklerin etkisini gösteriyor. Ford, Toyota ve GM gibi otomobil devleri, üretimlerini ABD’ye kaydırarak vergi avantajlarından yararlanmak ve yerel pazardaki konumlarını sağlamlaştırmak istiyor.

Uzun yıllar fosil yakıt endüstrisine yapılan devlet destekleri dikkate alındığında, elektrikli araç sektörünün bu teşviklerle büyümesi sektör açısından adil bir denge yaratabilir.

Endonezya, iPhone 16 satışlarını yasakladı!

Yasak, Apple’ın Endonezya genelindeki yatırım taahhütlerini tam olarak yerine getirmemesi nedeniyle getirildi.

The Economic Timesa göre, Apple’ın bu yasaktan etkilenmesinin temel nedeni, şirketin Endonezya’daki altyapı ve yerel kaynak yatırımlarına yönelik verdiği 109 milyon dolarlık sözünü yaklaşık 95 milyon dolarda bırakması.

Endonezya Sanayi Bakanı Gumiwang Kartasasmita, iPhone 16’nın ülkede çalışır halde olması durumunda bunun yasadışı kabul edileceğini belirterek, bu tür cihazların kendilerine bildirilmesini istedi. Yasak, ülkede satışı yapılmış olan iPhone 16 modellerini de kapsıyor ve bu durum turistler için de sorun yaratıyor.

Apple’ın eksik kalan 14 milyon dolarlık yatırımı, Endonezya Sanayi Bakanlığı’nın cihazlara IMEI (uluslararası mobil cihaz kimliği) sertifikası vermesini engelledi. Bu sertifika, ülke içinde satış yapılabilmesi için zorunlu. Kartasasmita, yatırım taahhütlerinin yerine getirilmediği sürece iPhone 16’ya izin verilemeyeceğini söyledi.

Endonezya, yabancı şirketlerin ülkede faaliyet gösterebilmesi için yüzde 40 yerel içerik şartı getiriyor. Bu nedenle Apple, Endonezya’da Apple akademileri olarak adlandırılan araştırma ve geliştirme tesisleri kurma sözü vermişti. Apple’ın bu yasakla nasıl ilerleyeceği henüz belirsizliğini koruyor.

Söz konusu bu yasak, Apple’ın Asya pazarındaki stratejisi açısından önemli bir engel oluşturuyor. Hızla büyüyen Endonezya pazarında varlık göstermek isteyen Apple’ın, yerel içerik şartını karşılamak için belirttiği taahhütleri yerine getirmesi gerekiyor. Uzmanlara göre, Apple’ın yatırım eksikliğini tamamlaması durumunda yasak geri çekilebilir ve bu, şirketin bölgede uzun vadeli bir büyüme sağlamasına olanak tanıyabilir.

Öte yandan, mevcut yasak, pazardaki diğer uluslararası teknoloji firmaları için de bir uyarı niteliği taşıyor ve yerel yasal gerekliliklere uyumun önemini vurguluyor. Apple’ın bir sonraki adımı merakla bekleniyor.

Microsoft Teams Destek Ekibi aslında hacker olabilir!

Bir fidye yazılım çetesi, kullanıcıların giriş bilgilerini ele geçirmek için Microsoft Teams BT desteği gibi davranarak yeni bir saldırı yöntemi geliştirdi. Bu karmaşık saldırı yöntemi, dünya genelindeki şirketlerde güvenlik alarmını tetikledi; çünkü saldırganlar, tanıdık araçları kullanarak kullanıcıları hazırlıksız yakalıyor.

Hackerlar, Teams üzerinden resmi Microsoft BT desteği mesajları taklidi yaparak gizli bilgilere erişim sağladı. Birçok çalışan, bu mesajları gerçek sanarak giriş bilgilerini bilmeden hackerlarla paylaştı. Saldırının giderek büyümesiyle birlikte, siber güvenlik uzmanları Teams kullanan her kuruluşun bu tehdide açık olduğuna dikkat çekiyor.

Son aylardaki en karmaşık oltalama yöntemlerinden biri

Saldırganların stratejisi, siber güvenlik uzmanlarını şaşkına çevirdi. Microsoft BT desteği gibi davranarak tipik oltalama savunmalarını aşan saldırganlar, çalışanların gerçekten güvenilir bir destek ekibiyle iletişimde olduklarını düşünmelerini sağladı. Bu güven açığını kullanan saldırganlar, son aylardaki en karmaşık oltalama yöntemlerinden birine imza attı ve maksimum etki için popüler iletişim platformlarını hedef aldı.

Güvenlik firmaları, saldırıların kaynağını takip etmek için harekete geçti ve bu başarılı yöntemin taklitçi saldırılara ilham verebileceği konusunda uyardı. Hackerlar, özellikle finans, sağlık ve teknoloji gibi Microsoft Teams’i yoğun kullanan sektörleri hedef aldı. Elde ettikleri giriş bilgileriyle, hassas sistemlere erişim sağlayarak finansal kayıplar ve veri sızıntısı riskini artırdılar.

“Şirketler, iletişim kanallarındaki güvenlik protokollerini sıkılaştırmalı,” diyen SecureOps’tan siber güvenlik uzmanı Sarah Mendez, çalışanların güvenilir kaynaklardan gelen istekleri bile dikkatle incelemeleri gerektiğini vurguladı. Şirketlerin birçoğu, çalışanlarını bu yeni oltalama tehdidi hakkında bilgilendirerek daha güçlü çok faktörlü kimlik doğrulama önlemlerini devreye sokuyor.

Microsoft, kullanıcıları şüpheli aktiviteleri derhal bildirmeye çağırarak olaya yanıt verdi. Şirket, güvenlik amacıyla, gerçek BT isteklerinin sohbet platformları üzerinden asla giriş bilgisi istemeyeceğini hatırlattı. Microsoft, ayrıca, ek bir güvenlik katmanı olarak çok faktörlü kimlik doğrulamanın etkinleştirilmesini öneriyor.

Bu saldırı, fidye yazılım gruplarının sürekli evrim geçiren taktiklerini gözler önüne seriyor. Teams gibi platformlar, iş yeri iletişiminin merkezinde yer alırken, kuruluşların bu tehditlere karşı dikkatli olmaları gerekiyor. Yetkililer mevcut ihlali araştırırken, siber güvenlik uzmanları beklenmedik BT isteklerinin potansiyel bir oltalama girişimi olarak ele alınması gerektiğini vurguluyor.

Nükleer füzyon enerjisinde dünya rekoru kırıldı!

0

Thales, nükleer füzyon alanında çığır açan bir başarıya imza atarak, temiz ve sürdürülebilir enerji arayışında önemli bir kilometre taşına ulaştı. Almanya’daki Wendelstein 7-X yıldızlaştırıcısı için özel olarak geliştirdiği TH1507U gyrotron ile tarihi bir dünya rekoru kırdı.

Nükleer füzyon enerjisinde yeni bir dünya rekoru

Bu güçlü cihaz, 140 gigahertz frekansında 360 saniye boyunca 1.3 megawatt radyo frekansı çıkışı sağlayarak, füzyon için gereken aşırı sıcaklıktaki plazmanın oluşturulmasında hayati bir rol oynadı. Bu başarı, Thales’in Avrupa’da bu tür yüksek güçlü vakum tüplerini üreten tek şirket olarak öne çıkmasını sağlıyor.

Nükleer füzyon enerjisinde yeni bir dünya rekoru.
Nükleer füzyon enerjisinde yeni bir dünya rekoru.

Peki gyrotron nedir ve bu başarı neden bu kadar önemli? Basitçe anlatmak gerekirse, gyrotron tıpkı gelişmiş bir mikrodalga fırını gibi çalışır. Güçlü manyetik alanlar içinde hareket eden elektronlar sayesinde, milimetre dalgası adı verilen yüksek frekanslı mikrodalgalar üretir. Bu mikrodalgalar, hidrojen gibi hafif atom çekirdeklerinin birleşerek helyum gibi daha ağır bir çekirdek oluşturduğu ve muหาศาล miktarda enerji açığa çıkardığı füzyon sürecini başlatmak için plazmayı ısıtmak için kullanılır.

Wendelstein 7-X, dünyanın en büyük stellaratorudur. Stellarator, plazmayı manyetik alanlar kullanarak hapseden ve füzyon reaksiyonunu başlatmak için gereken yoğun sıcaklık ve basıncı koruyan bir füzyon cihazıdır. Bu yeni nesil cihazlar, daha yaygın olan tokamaklara kıyasla daha kararlı ve sürekli çalışma potansiyeli sunarak füzyon enerjisini gerçek bir enerji kaynağı olarak kullanma yolunda umut vaat ediyor. Thales’in geliştirdiği gyrotron, Wendelstein 7-X’in kalbinde yer alarak plazmanın ısınmasını ve dengede kalmasını sağlıyor. Bu sayede, füzyon enerjisinin endüstriyel ölçekte kullanılabilirliğine giden yolda önemli bir adım atılmış oluyor.

Çin, elektrikli araç pazarında liderliği sürdürüyor!

Dünya genelinde elektrikli araç (EV) satışları hızla büyümeye devam ederken, Çin bu alanda lider konumunu pekiştiriyor. 2024 yılının ilk yarısında dünya genelinde satılan 7 milyon elektrikli aracın 4 milyonu Çin pazarındakaydedildi. Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) Dünya Enerji Görünümü 2024 raporuna göre, bu satışlar, geçen yılın aynı dönemine kıyasla %25 artış gösterdi. Küresel büyümenin %80’i Çin’den kaynaklanırken, Çin dışındaki pazarlardaise bu oran %10 seviyesinde kaldı.

Avrupa Birliği (AB) ve ABD gibi pazarlarda elektrikli araç satışlarında daha yavaş bir büyüme gözleniyor. AB’de satışlar yatay seyrederken, ABD’de kademeli bir artış yaşanıyor. Buna rağmen, yıl sonu itibarıyla dünya genelinde elektrikli araç satışlarının 17 milyona ulaşması bekleniyor. Bu sayının %62’si yani yaklaşık 10 milyonunun Çin’de gerçekleşeceği tahmin ediliyor.

Şarj altyapısında yatırım ihtiyacı 1 trilyon doları bulabilir

Elektrikli araçların yükselişi, şarj altyapısına yapılması gereken yatırımı da beraberinde getiriyor. IEA’in tahminlerine göre, 2030 yılına kadar dünya genelinde satılacak araçların yarısı elektrikli olacak. Bu hedefe ulaşılması halinde, elektrikli araçların artan talebini karşılayabilmek için 2030 yılına kadar şarj altyapısına 1 trilyon dolarlık yatırımyapılması gerekecek.

İngiltere merkezli araştırma şirketi Rho Motion da bu yıl elektrikli araç satışlarının 16,8 milyona ulaşacağınıöngörüyor. Bu tahmine göre, satışların 10,5 milyonu Çin’de, 3,1 milyonu AB, EFTA ve Birleşik Krallık’ta, 1,8 milyonu ise ABD ve Kanada’da gerçekleşecek. Geriye kalan 1,4 milyon araç ise diğer bölgelerde satılacak.

2025 ve sonrası: elektrikli araçların pazar payı artıyor

Küresel elektrikli araç satışları 2023 yılına göre %22,7 oranında bir büyüme göstererek, dünya genelindeki tüm araç satışlarının %19’una karşılık gelecek. 2025 yılı itibarıyla bu rakamın %22,2 artışla 20,5 milyona ulaşmasıbekleniyor. Bu büyümede Çin’in payı %62 olarak öngörülüyor.

Öte yandan, AB, EFTA ve Birleşik Krallık’ta elektrikli araç satışlarının gelecek yıl %20 artacağı tahmin ediliyor. Rho Motion’un uzun vadeli projeksiyonlarına göre, elektrikli araçların 2030’da tüm araç satışlarının %44’ünü oluşturması bekleniyor.

Elektrikli araçların hızla büyüyen pazarı, çevresel sürdürülebilirlik hedefleri doğrultusunda gelecekte de büyümeye devam edecek gibi görünüyor.

Qualcomm Adreno 830 nasıl bir grafik kalitesi sunacak?

0

Qualcomm’un uzun yıllardır verdiği “konsol kalitesinde grafikler” vaadi, mobil oyun dünyasında hep bir hayal olarak kalmıştı. Ancak görünen o ki, Snapdragon 8 Elite işlemcide yer alan yeni Adreno 830 grafik birimi ile bu hayal gerçek olmaya bir adım daha yaklaşıyor.

Qualcomm Adreno 830 nasıl bir grafik kalitesi sunuyor?

İlk test sonuçları, Adreno 830’un performansıyla göz kamaştırdığını ve hatta bazı alanlarda taşınabilir oyun konsolu Asus ROG Ally’de kullanılan Radeon 780M gibi güçlü bir rakibini bile geride bıraktığını gösteriyor. Bu durum, ARM tabanlı işlemcilerin oyun performansında geldikleri noktayı gözler önüne seriyor.

Qualcomm Adreno 830 nasıl bir grafik kalitesi sunuyor?
Qualcomm Adreno 830 nasıl bir grafik kalitesi sunuyor?

Özellikle 3DMark Steel Nomad Light testinde elde edilen sonuçlar oldukça dikkat çekici. Adreno 830, bu testte 2681 puanla Radeon 780M’i geride bırakmayı başardı. Rakip Radeon 780M ise aynı testten 2547 puan alabildi. Elbette bu karşılaştırmada, ROG Ally’nin gelişmiş soğutma sisteminin sağladığı avantajı da göz önünde bulundurmak gerekiyor. Snapdragon 8 Elite ise güç tüketimini optimize ederek termal dengeyi sağlamaya odaklanıyor.

Qualcomm cephesinde yaşanan bu gelişmeler, ARM işlemcili cihazların oyun performansında yeni bir dönemin kapılarını aralıyor. Ancak mobil oyun deneyimini gerçek anlamda konsol seviyesine taşıyabilmek için sadece güçlü bir donanım yeterli değil. Oyun geliştiricilerinin de ARM mimarisine özel olarak optimize edilmiş oyunlar geliştirmeleri ve bu platformu desteklemeleri gerekiyor.

İşte tam da bu noktada, Qualcomm cephesinden gelen olumlu sinyaller umut veriyor. Şirket, yıl içerisinde oyun geliştiricileriyle işbirliği yaparak ARM ekosistemini güçlendirmeyi ve daha fazla oyunun bu platforma taşınmasını sağlamayı hedefliyor. Eğer bu hedefler gerçekleşirse, “mobilde konsol kalitesinde oyun” hayali çok da uzak olmayabilir.

Dünyanın en küçük biyo-bataryası görücüye çıktı!

0

Oxford Üniversitesi’nden bir grup araştırmacı, tıp dünyasında çığır açabilecek bir başarıya imza atarak, implantlarda kullanılabilecek dünyanın en küçük lityum iyon biyo-bataryasını geliştirdi. Bu minik “damlacık batarya”, adından da anlaşılacağı gibi, biyouyumlu hidrojel damlacıklardan oluşuyor ve dikkat çekici özelliklere sahip.

Dünyanın en küçük biyo-bataryası tasarlandı

Bu minik güç kaynağı, ışık kullanılarak aktive edilebiliyor ve tıpkı bir cep telefonu bataryası gibi şarj edilebiliyor. En çarpıcı özelliği ise, görevini tamamladıktan sonra vücut içinde tamamen çözünerek hiçbir kalıntı bırakmadan yok olabilmesi. Bu da, gelecekte kalp dokusu defibrilasyonu, kalp ritmi düzenlemesi ve ilaç salınımı gibi pek çok biyomedikal uygulamada kullanılabileceği anlamına geliyor.

Araştırmacılar bu minik bataryayı oluşturmak için “yüzey aktif madde” destekli birleştirme adı verilen özel bir teknik kullandı. Bu teknik sayesinde, her biri 10 nanolitre hacminde, iki tanesi lityum iyon parçacıkları içeren üç mikro ölçekli damlacık bir araya getirildi. Sonuç olarak ortaya çıkan batarya, boyutuna rağmen “üstün bir enerji yoğunluğuna” sahip.

Tıp alanında yaşanan hızlı gelişmeler, küçük ve akıllı cihazların kullanımını her geçen gün artırıyor. Ancak bu cihazların verimli bir şekilde çalışabilmesi için, boyutlarına uygun, güvenli ve yüksek kapasiteli güç kaynaklarına ihtiyaç duyuluyor. Geleneksel bataryalar, biyomedikal cihazlarda güvenlik ve uyum sorunları yaratabiliyor. İşte bu noktada, Oxford Üniversitesi’ndeki araştırmacılar tarafından geliştirilen biyouyumlu, biyobozunur ve yüksek kapasiteli bu yeni nesil batarya, geleceğin biyomedikal cihazları için ideal bir çözüm sunuyor.

Minik batarya, şimdiden yapılan testlerde sentetik hücreler arasında yüklü moleküllerin hareketini sağlama ve fare kalplerinin atışını kontrol etme gibi kritik görevleri başarıyla yerine getirdi. Hayvanlar üzerinde yapılan deneyler, bu biyobozunur bataryanın, ölümcül kalp ritim bozukluklarının kablosuz ve çevre dostu bir şekilde yönetilmesinde yeni bir dönem başlatabileceğini gösteriyor.

Yapay zeka ve robotik: Geleceğin endüstriyel devrimi

0

Sanayi devrimi, endüstrileri yeniden şekillendiriyor. Yaşam standartlarını iyileştirerek derin ekonomik ve sosyal dönüşümlerin katalizörü oldu. Yapay zek tarafından yönlendirilen yeni bir çağın eşiğinde duruyoruz. Sanayi devrimlerinin ve etkilerinin tarihsel bağlamını anlamak hayati önem taşıyor. Yapay zeka ve robotik konularında anlayış, bu dönüşümün merkezinde yer alıyor.

Yapay Zeka, tüm sektörlerde verimliliği ve üretkenliği önemli ölçüde artırma potansiyeline sahiptir. Rutin görevleri otomatikleştirerek, süreçleri optimize ederek ve veri odaklı içgörüler sağlayarak, AI şirketlerin önemli maliyet tasarrufları elde etmesine ve operasyonel performansı iyileştirmesine yardımcı olabilir. Örneğin, üretimde, AI odaklı öngörücü bakım, duruş süresini azaltabilir ve makinelerin ömrünü uzatabilirken, sağlık hizmetlerinde AI algoritmaları hastalıkların daha doğru ve hızlı bir şekilde teşhis edilmesine yardımcı olabilir. Bu bağlamda, yapay zeka ve robotik uygulamaları kritik bir rol oynamaktadır.

Yapay zeka ve robotik

Yapay zeka, kuruluşların iş modellerini devrim niteliğinde değiştirmek için çağrılan en yıkıcı teknoloji haline geldi. 4.0 endüstrisindeki başlıca uygulamaları şunlardır:

  • Öngörücü onarım ve bakım yoluyla OEE optimizasyonu.
  • Üretim kalitesini sürekli olarak iyileştiren operasyonel mükemmellik yoluyla Kalite 4.0.
  • Birden fazla tasarım çözümü üreten AI ve otomasyon algoritmaları yoluyla üretken tasarım.
  • Operatörleri metodik ve/veya son derece hassas görevlerden kurtarmak için destekleyen işbirlikçi makineler yoluyla robotik çözümler.

Peki algoritmalarla çalışan bu makineleri kim çalıştırıyor? Bu tür işlevsellik, insan sermayesi işleme ve veri sistemleriyle çalışmak üzere eğitilirse değerini ifade edecektir. Şirketler yalnızca teknolojik sermayeye değil, aynı zamanda çalışanların kalifiye olmaları için eğitime de yatırım yapmalıdır.

Bağımsız endüstriyel robotlara dayalı geleneksel otomasyondan, yapay zeka ve robotik entegrasyonu ile ağa bağlı ‘siberf iziksel sistemlere’ geçiş kritik önemde. Bu nedenle üretim tesislerinin çalışma şeklini devrim niteliğinde değiştirmiş ve pazara yeni rekabet standartları getirmiştir. Bu, üreticilere ve tüketicilere aşağıdakiler de dahil olmak üzere bir dizi fayda sağlamıştır:

Yapay zeka ile veri analizi ve iş zekası çözümleri

0

Günümüzün dijital dünyasında, akıllı kararlar almak için verileri kullanmak tüm işletmeler için hayati önem taşımaktadır. İş Zekası (BI) çok değişti. Basit veri toplamadan gelişmiş tahminlere ve gerçek zamanlı içgörülere doğru ilerledi. Bu değişiklikler, şirketlerin yapay zeka ile veri analizi biçimini dönüştüren yeni teknolojilerle geldi. Pazar değişimleri ve veri odaklı stratejilere olan artan ihtiyaçtan kaynaklanmaktadır.

İş Zekası (BI), temel veri toplama ve raporlamadan karmaşık öngörücü analizlere ve gerçek zamanlı içgörülere doğru evrilerek önemli dönüşümler geçirdi. Böylelikle bu evrim, yapay zeka ile veri analizi de dahil olmak üzere teknolojideki ilerlemelerle geldi. Ayrıca pazar dinamiklerindeki değişiklikler ve veri odaklı stratejilere olan artan ihtiyaç tarafından yönlendirilmektedir.

Yapay zeka ile veri analizi

Yapay Zeka ve Makine Öğrenimi Entegrasyonu: Yapay zeka ve makine öğrenimi, öngörücü ve tanımlayıcı analitiği etkinleştirerek BI’ı devrim niteliğinde değiştiriyor. Bu teknolojiler, işletmelerin eğilimleri tahmin etmelerine imkan verdi. Veri analizini otomatikleştirmelerine ve bgerçek zamanlı olarak daha derin içgörüler elde etmelerine olanak tanıdı. Ayrıca IBM Watson Analytics ve RapidMiner gibi yapay zeka destekli BI araçları büyük rol oynadı. Kuruluşların verileri yorumlama ve kullanma biçimini dönüştürüyor.

Gerçek Zamanlı Analitik: İşletmelerin piyasa değişikliklerine hızlı tepki vermesi gerekiyor. Yapay zeka ile veri analizi kullanarak gerçek zamanlı içgörülere olan talep artıyor. Gerçek zamanlı analitik, finans, perakende ve sağlık gibi sektörler için kritik öneme sahip son dakika içgörüleri sağlayarak anında karar almaya olanak tanır. Apache Kafka ve Amazon Kinesis gibi araçlar, veri işleme ve analizini etkinleştirerek eğilime öncülük ediyor.

Bulut Tabanlı BI Çözümleri: Bulut bilişim, ölçeklenebilir ve uygun maliyetli çözümler sunarak BI manzarasını dönüştürdü. Böylelikle bulut tabanlı BI araçları esneklik ve erişilebilirlik sağlıyor. İşletmelerin şirket içi altyapının sınırlamaları olmadan verileri depolamasına ve analiz etmesine olanak tanıyor. Snowflake ve Google BigQuery gibi platformlar bu dönüşümün ön saflarında yer almaktadır.

Gelişmiş Veri Yönetimi ve Güvenliği: Veriler kritik bir varlık haline geliyor. Bütünlüğünü ve güvenliğini sağlamak çok önemlidir. Hassas bilgileri korumak ve GDPR ve CCPA gibi düzenlemelere uyumu sürdürmeye çalışıyor. Bunun için yapay zeka ile veri analizi ve veri yönetimi çerçeveleri ve güvenlik önlemleri esastır. Informatica ve Talend gibi araçlar veri yönetimi yeteneklerini geliştiriyor.

Artırılmış Analitik: Artırılmış analitik, veri hazırlamayı, içgörü oluşturmayı ve görselleştirmeyi otomatikleştirmek için yapay zeka ve makine öğreniminden yararlanır. Ayrıca bu trend, analitiği daha erişilebilir ve verimli hale getirerek kullanıcıların minimum çabayla içgörüler elde etmesini sağlar. ThoughtSpot ve Sisense gibi çözümler artırılmış analitik alanında öncü konumda.

Sabancı’dan Eskişehir’e ileri malzeme teknolojisi merkezi

0

Sabancı Topluluğu, gençlerin teknoloji ve inovasyonla donanmasını amaçlayan Sabancı Gençlik Seferberliği çerçevesinde ikinci Teknoloji ve Etki Merkezi’ni Eskişehir’de açtı. Çimsa tarafından Eskişehir Teknik Üniversitesi (ESTÜ) iş birliğiyle kurulan bu merkez, özellikle malzeme teknolojileri alanında yenilikçi çözümler üretmeyi hedefliyor. Açılış törenine ESTÜ Rektörü Prof. Dr. Adnan Özcan, Sabancı Holding CEO’su Cenk Alper ve Çimsa CEO’su Umut Zenar gibi önemli isimler katıldı.

Türkiye’de ilk defa 3D teknolojisi ile inşa edilen merkez, beton dökümü ve duvar yapımında yalnızca 48 saatlik bir sürede tamamlandı. Çimsa’nın Mersin’deki Formülhane Ar-Ge merkezinde geliştirilen özel bir beyaz çimento kullanılarak yapılan merkez, sürdürülebilirlik odaklı olarak tasarlandı. Güneş panelleri ile enerjisini yenilenebilir kaynaklardan karşılayacak olan merkez, teknolojik altyapısıyla dikkat çekiyor.

Sabancı Holding CEO’su Cenk Alper, merkezin Türkiye’nin sürdürülebilir büyüme hedeflerine katkı sağlayacağını belirterek, gençlerin fikirlerini hayata geçirebileceği bir platform oluşturduklarını ifade etti. Alper, bu merkezlerin sadece birer bina değil, beyin göçünü önlemeyi amaçlayan birer güç merkezi olduğunu vurguladı.

Çimsa CEO’su Umut Zenar ise merkezde teorik bilginin ürüne dönüşümünün sağlanacağını ve gençlerin gelecekteki liderlik yeteneklerini geliştirmek üzere çeşitli eğitim programları sunacaklarını söyledi.

Çimsa Teknoloji ve Etki Merkezi, özellikle kadın istihdamını destekleyen projelerle de öne çıkıyor. Merkezin eğitim programları toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik bilinçlendirme çalışmaları ve kadınlara yönelik özel projeler içeriyor. Ayrıca, sanayi-akademi iş birliklerinin genişletilmesi hedefleniyor ve sektördeki kadın istihdamının artırılması için faaliyetler yürütülüyor.

Eğitimde yapay zeka ve kişiselleştirilmiş öğrenme deneyimi

0

Geleneksel öğrenme, öğrencilerin yeteneklerini geliştirmek için uzun zamandır çeşitli teoriler oluşturmuştur. Yıllar içinde, bu teoriler öğrenme sürecini iyileştirmek için birden fazla açıklama ve yöntem sağlamıştır. Örneğin, 20. yüzyılda ortaya çıkan Davranışçılık, “pratik mükemmelleştirir” ifadesiyle özetlenmiştir (Staddon, 2021). Bu teori, bireylerin belirli bir alanda tekrarlanan pratik ve eğitim yoluyla bilgi edindiğini varsayar. Başka bir yaklaşım olan “Bonus Puanlar” Modeli, öğrencileri ödevleri tamamladıkları için ödüllendirerek öğrenmeyi teşvik eder. Bugün, eğitim de dahil olmak üzere daha önce değişmez olduğu düşünülen birçok alanı dönüştüren hızla gelişen bir dijital çağda yaşıyoruz. Bu dönüşüm, her bireyin benzersiz ilgi alanlarına ve öğrenme stillerine uyacak şekilde öğrenme deneyimlerini kişiselleştirerek öğrencilerin çeşitli ihtiyaçlarını karşılamayı amaçlamaktadır. Eğitimde yapay zekanın etkisi burada özellikle belirgindir.

Eğitimde yapay zeka

Yapay zekadaki (YZ) önemli ilerlemeler, eğitim de dahil olmak üzere hayatımızın birçok yönünü hızla değiştiriyor. Bu değişiklikler faydaları ve zorlukları beraberinde getiriyor. Hedeflenen öğrenme deneyimleri, evrensel olarak geçerli kabul edilen geleneksel öğretim yöntemlerinin yerini giderek alıyor. YZ, bu yeni yöntemlerin öğretimi kişiselleştirmek için büyük miktarda veriyi analiz etmesini sağlıyor. Ptatam ve diğerlerinin yaptığı bir araştırmaya göre, YZ, öğrenme deneyimlerini bireysel öğrencilerin ihtiyaçlarına göre uyarlayarak, katılımı artırarak ve genel öğrenme sonuçlarını iyileştirerek eğitimi devrim niteliğinde değiştiriyor. Çalışma, eğitimde YZ algılarına ilişkin önemli içgörüler sağlayan birkaç anket yürüttü.

Öğrenmede YZ’nin önemi konusunda, öğrencilerin ezici çoğunluğu (%88) bunun önemi konusunda kesinlikle hemfikirdi. Ek olarak %9’u hemfikirdi ve sadece çok küçük bir kesim aynı fikirde değildi. YZ’yi kendi kendine öğrenmeye bir alternatif olarak değerlendirirken, öğrencilerin %74’ü bu görüşü kesinlikle destekledi. Ayrıca %7’si hemfikirdi. Ancak %14’lük önemli bir azınlık aynı fikirde değildi ve %5’i kesinlikle aynı fikirde değildi. Yapay zekanın sanal bir öğretmen ve akıllı asistan olarak hizmet vermesi kavramı da oldukça beğenildi. Öğrencilerin %88’i kesinlikle katılıyor, %9’u katılıyor ve çok azı katılmadığını ifade ediyor. Ancak, yapay zekanın insan öğretmenlerin yerini alması konusunda yanıtlar belirgin şekilde farklıydı. Öğrencilerin yalnızca %11’i bu kavrama kesinlikle katılırken, %57’lik bir çoğunluk kesinlikle katılmadı. Bu da insan eğitimcileri tutmaya yönelik güçlü bir tercihi vurguladı. Eğitimde yapay zeka, insan dokunuşunun önemi konusunda hâlâ büyük tartışmalar yaratıyor.

Lumicle şarj istasyonlarında Cumhuriyet Bayramı indirimi yapıldı!

Elektrikli araç şarj istasyonları sektöründe hızla yükselen bir isim olan Lumicle, Cumhuriyet Bayramı’nı, kullanıcılarına unutamayacakları bir kampanya ile taçlandırıyor. Sürdürülebilir ve çevre dostu ulaşımın yaygınlaşmasını misyon edinen Lumicle, 29 Ekim’de elektrikli araç sahiplerine inanılmaz bir indirim sunarak bu özel günü daha da anlamlı kılıyor. İşte son dönemde çok konuşulan konu hakkındaki en önemli ve en çarpıcı detaylar…

Lumicle şarj istasyonlarında Cumhuriyet Bayramı indirimi yapılıyor

29 Ekim’de Lumicle şarj istasyonlarında aracınızı şarj etmenin bedeli, sadece ve sadece 5 kuruş olacak. Evet, doğru duydunuz! Elektrikli aracınızı neredeyse ücretsiz şarj etme fırsatı, Cumhuriyet Bayramı’nda Lumicle şarj istasyonlarında sizleri bekliyor.

2022 yılında kurulan ve sektörün önemli oyuncularından Lumhouse’un bünyesinde faaliyet gösteren Lumicle, sahip olduğu yaklaşık yüz istasyonla Türkiye’nin dört bir yanında elektrikli araç kullanıcılarına yaygın bir şarj ağı sunuyor. Firma, bu özel günde sunduğu inanılmaz indirimin yanı sıra, 26, 27 ve 28 Ekim tarihlerinde de tüm şarj işlemlerini sabit 5 TL’ye indirerek bayram coşkusunu tüm hafta sonuna yayıyor. Üstelik bu cazip indirimlerden, her marka elektrikli araç sahibi faydalanabilecek.

Lumicle’ın Cumhuriyet Bayramı’na özel bu kampanyası, hem elektrikli araç sahiplerine anlamlı bir hediye sunuyor hem de temiz ve sürdürülebilir bir gelecek için attığımız adımları destekliyor.

Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yanıtlarınızı aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz. Görüşleriniz bizim için gerçekten çok değerli. Paylaşmaktan çekinmeyin! Yorumlarınızı büyük bir merakla bekliyoruz.

Yapay zeka ve iş gücü geleceği: Otomasyonun etkileri

0

Otomasyon ve yapay zeka, işletmeleri dönüştürüyor ve üretkenliğe katkıları aracılığıyla ekonomik büyümeye katkı sağlıyor. Ayrıca sağlıktan iklim değişikliğine kadar birçok alanda “moonshot” toplumsal zorluklarının ele alınmasına yardımcı olacaklar.

Aynı zamanda, bu teknolojiler işin doğasını ve işyerinin kendisini dönüştürecektir. Makineler, insanların yaptığı işlerin daha fazlasını yapabilecek. İnsanların yaptığı işi tamamlayabilecek. Hatta insanların yapabileceğinin ötesine geçen bazı görevleri yerine getirebilecektir. Sonuç olarak, bazı meslekler gerileyecek, diğerleri büyüyecek ve çok daha fazlası değişecektir.

Yapay zeka ve iş gücü

Etrafta dolaşacak kadar olacağına inansak da, toplumun iş gücü geçişleriyle boğuşması gerekecektir. Çalışanların yeni beceriler edinmeleri ve işyerinde yanlarında giderek daha yetenekli makinelere uyum sağlamaları gerekecektir. Gerileyen mesleklerden büyüyen ve bazı durumlarda yeni mesleklere geçmeleri gerekecek.

McKinsey’in araştırmalarından yararlanan yönetici brifingi, otomasyon ve yapay zekanın hem vaadini hem de zorluğunu inceliyor. Politika yapıcıların, şirketlerin ve bireylerin çözmesi gereken bazı kritik sorunları ana hatlarıyla açıklıyor.

Geleneksel endüstriyel otomasyon ve gelişmiş robotların ötesine geçiyoruz. Yollardaki otonom araçlardan marketlerdeki otomatik ödeme noktalarına kadar otonom sistemlerin yeni nesilleri ortaya çıkıyor. Bu ilerlemenin çoğu, mekanik, sensörler ve yazılımlar dahil olmak üzere sistemlerdeki ve bileşenlerdeki gelişmelerden kaynaklanıyor. Yapay zeka, makine öğrenimi algoritmaları daha karmaşık hale geliyor. Onları eğitmek için mevcut olan bilgi işlem gücündeki büyük artışlardan ve üstel büyümeden yararlandıkça son yıllarda özellikle büyük adımlar attı. Bilgisayar görüşü gibi karmaşık oyunlarda insan ötesi yetenekleri içeren muhteşem atılımlar manşetlere çıkıyor.

Bu teknolojiler halihazırda çeşitli ürün ve hizmetlerde değer üretiyor ve sektörlerdeki şirketler bunları ürün önerilerini kişiselleştirmek, üretimdeki anormallikleri bulmak, hileli işlemleri belirlemek ve daha fazlası için bir dizi süreçte kullanıyor. Sınıflandırma, tahmin ve kümeleme sorunlarını ele alan teknikler de dahil olmak üzere en son nesil AI ilerlemeleri, önemli ölçüde daha fazla değer vaat ediyor. Birkaç yüz AI kullanım örneğini gerçekleştirdiğimiz bir analiz, yapay sinir ağlarını kullanan en gelişmiş derin öğrenme tekniklerinin yıllık 3,5 trilyon ila 5,8 trilyon dolar arasında bir değere veya tüm analitik teknikler tarafından yaratılan değerin yüzde 40’ına tekabül edebileceğini buldu.

Güvenlik eğitimleri ve farkındalık artırma yöntemleri

0

Farkındalık, bir organizasyonda çok başarılı bir Güvenlik, Sağlık, Çevre ve Kalite Yönetim sisteminin temel taşıdır. İnsanlar standartların gerekliliklerinin, ilgili yasal ve diğer gerekliliklerin, yani uyumluluk yükümlülüklerinin farkında olduklarında; çevre yönetimi ve kaza önleme konusunda kendilerini daha iyi ifade edebilirler. Bir fabrikadaki bir işçi, çalışma ortamındaki tehlikelerin farkında olmadığı için vardiya sırasında kolayca yaralanabilir veya ölebiliyor. Güvenlik eğitimleri ve farkındalık bu tür sorunların önüne geçebiliyor. Tipik bir örnek, danışmanlık projelerimizde çalışan müşterilerimizden birinin, üniversiteden yeni mezun bir çalışanın, indüksiyon olmadan bir fabrikada işe girdikten sonra yaralanması sonucu meydana gelen Kayıp Zamanlı Yaralanma sonucunda güvenli çalışma uygulamaları konusunda kendilerine yardımcı olmamız için bizi aramasıdır.

Güvenlik eğitimleri ve farkındalık

Başka bir örnekte, müşterilerimizden biri, yüklenicinin sahada yaşanan tehlikelerle aşina olmaması nedeniyle sahada bir yüklenicinin ölümüne tanık oldu. ISO, yönetim sistemini başarılı şekilde geliştirmek, uygulamak ve sürdürmek için farkındalığa ihtiyaç olduğunu kabul eder. Güvenlik eğitimleri ve farkındalık bu bağlamda önem arz eder. Farkındalık konusu, ISO 14001:2015 Çevre Yönetim Sistemleri, ISO 45001:2018 İSG Yönetim Sistemlerini ilgilendiriyor. Ayrıca ISO 9001:2015 Kalite Yönetim Sistemleri gibi birçok standartta çok önemlidir. SonuçTA, çalışanlar arasında farkındalık yaratmanın birçok yolu var. S tandartlar hangi yöntemin kullanılacağını öngörmez. Bunun nedeni, şirketlerin farklı bağlamlara sahip olmasıdır.

Kuruluşlar, çevre, sağlık, güvenlik ve kalite ile ilgili belirli konularda farkındalık yarattıkları oturumlar düzenleyebilirler. Bu, iklim değişikliği ve atık yönetimi konusunda farkındalığın yanı sıra atık yönetimi yöntemlerini de içerebilir. Ayrıca, kalitesiz ürünlere neden olabilecek faktörlerle de ilgili olabilir. Güvenlik eğitimleri ve farkındalık oturumlarında farkında olan çalışan, rollerini daha iyi yerine getirebiliyor. Bu başarı, hataları, iş yeri kazalarını en aza indirir ve çevrenin kirlenmesini önler.

Duyuru panoları, çalışanlara mesaj iletmek için kullanılabilen çok iyi iletişim araçlarıdır. Çevreye karşı bir sorumluluk ruhunun teşvik edilmesini sağlar. Güvenlik eğitimleri ve farkındalık, acil durum numaralarını, Davranış Tabanlı Güvenlik gibi devam eden girişimleri içerebiliyor. Farkındalık yaratılmadan ve iletişim kurulmadan, çalışanlar kuruluşun veya EHS işlevinin ne yaptığını asla bilemezler. Çevre, sağlık, güvenlik ve kalite standartlarını uygulamanın yalnızca EHS departmanının rolü olmadığını hatırlamak gerekir.

Ev güvenlik sistemlerinde teknolojik gelişmeler ve yenilikler

0

Geleneksel olarak, ev güvenlik sistemleri fiziksel bariyerlere, alarmlara ve insan girdisine güvenmiştir. Ev güvenlik sistemlerinde teknolojik gelişmeler bu yöntemlerdeki yetersizlikleri gidermeye yardımcı olabiliyor. Bu yöntemler temel düzeyde koruma sağlasa da, günümüz davetsiz misafirlerinin gelişen taktikleri nedeniyle yetersiz kalabilirler.

Modern teknoloji, ev güvenlik sektörü için yeni bir çağ başlattı. Ev güvenlik teknolojisindeki gelişmeler evlerimizi daha güvenli, daha emniyetli limanlara dönüştürüyor. Ayrıca ev güvenlik sistemlerinde teknolojik gelişmeler bu bağlamda oldukça önemlidir.

Ev güvenliği, Marie Van Brittan Brown’un evler için video tabanlı güvenlik sistemlerinden birini icat ettiği 1960’lara uzanıyor. O zamandan beri, bu sistemler 1997’de tüketici pazarına giren Wi-Fi ve diğer iletişim protokolleriyle entegrasyonlar sayesinde çok daha gelişmiş hale geldi. Bu teknolojik gelişmeler ev güvenlik sistemlerinde büyük adımlar attı.

Ev güvenlik sistemlerinde teknolojik gelişmeler

Sektördeki büyük geçiş, Bluetooth’LA iletişim kurabilen sensörlü cihazların piyasaya sürülmesiyle aynı zamana denk geldi. Veri toplamalarına ve işlemelerine olanak tanıyan bilgi işlem ve telekomünikasyon teknolojisiyle entegre olan akıllı cihazlar, geleneksel güvenlik yöntemlerinin ve sistemlerinin sunabileceğinin ötesinde bir dizi özelliğe sahiptir.

Akıllı teknoloji artık büyük ölçüde rahatlığı, kullanım kolaylığı ve kurulum kolaylığı nedeniyle ev güvenlik sistemleri için standart haline geldi. Akıllı sensörler hareketi, kapı veya pencerelerin açılmasını, dumanı ve karbon monoksiti algılayabilir. Genellikle kablosuzdurlar. evdeki görevleri otomatikleştirmek üzere bir merkezle iletişim kurabilirler.

Bir sensör evinize izinsiz giriş algılarsa akıllı alarmlar tetiklenebilir. Bu alarmlar yerel olarak çalabilir ve/veya ev sahibinin akıllı telefonuna uyarılar gönderebilir. Ayrıca akıllı telefonunuzla bunları uzaktan kurmanıza, devre dışı bırakmanıza ve izlemenize olanak tanırlar.

Akıllı kameralar evinizin içinde ve dışında gerçek zamanlı video gözetimi ve kaydı sağlar. Genellikle evinizin Wi-Fi’sini kullanarak internete bağlanırlar. Bu da canlı kamera yayınını izlemenizi, uyarılar almanızı ve uzaktan görüntü kaydetmenizi sağlar. Bazı modeller hareket algılama, gece görüşü gibi gelişmiş özelliklerle birlikte geliyor.

Veri ihlallerine karşı alınacak önlemler ve güvenlik stratejileri

0

Veri ihlali, hassas bilgilerin yetkisiz bir şekilde kamuya açıklanmasıyla meydana gelir. Veri ihlallerine karşı alınacak önlemler giderek daha da önem kazanıyor. Bu olaylar giderek popülerlik kazanıyor. İşletmelere olay başına ortalama 4,35 milyon ABD dolarına mal oluyor. Ne yazık ki, birçok şirket bilmeden aynı hataları tekrarlayarak tarihin en büyük ihlallerinden bazılarını gerçekleştiriyor.

İşletmenizin başka bir ihlal statik durumuna düşmesini önlemek için siber güvenlik programınızı bu gönderide özetlenen kanıtlanmış ihlal önleme stratejisine göre ayarlayın. Veri ihlali girişimlerini başarıyla önlemek için, öncelikle bir veri ihlali olayının anatomisini anlamak önemlidir. Veri ihlallerine karşı alınacak önlemler arasında farkındalık yaratmak kritik öneme sahiptir. Bir ihlale yol açan tipik siber saldırı yolu 5 aşamaya ayrılabiliyor.

Veri ihlallerine karşı alınacak önlemler

Kimlik Avı Saldırısı

Saldırının 1. aşamasında, yetkili göndericiden gelen önemli mesaj gibi görünen bir e-posta kurbana gönderiliyor. Bu e-postalar, ağ kimlik bilgileri için sahte web sitelerine giden kötü amaçlı bağlantılar içeriyor. Kimlik avı saldırılarına karşı etkin veri ihlallerine karşı alınacak önlemler alınmalıdır.

Hesap Tehlikeye Atma

Aşama 2 sırasında, kurban kimlik avı saldırısının amaçlanan eylemini gerçekleştirir. Bu, kimlik bilgilerini çalan bir web sitesine yönlendiren bağlantıya tıklamayı veya siber suçluların kurbanın bilgisayarına uzaktan erişmesine olanak tanıyan kötü amaçlı bir dosya eki indirmeyi içerebilir. Her iki durumda da amaç, kurbanın hesabını tehlikeye atmak. Bunu kuruluşun ağına erişmek için kullanmaktır. Veri ihlallerine karşı alınacak önlemler, bu tür durumları önlemeye yardım edebiliyor.

Yanal Hareket

Ağa girdikten sonra, bilgisayar korsanları ağın düzenini öğrenmek için yanal olarak hareket eder. Bazen bilgisayar korsanları aylarca hareketsiz kalır, dahili faaliyetleri izler ve kullanıcı davranışlarını öğrenir. Daha sonra, hazır olduklarında, daha önce tehlikeye atılmış kimlik bilgileri kullanılarak bu öğrenmelere dayanarak daha derin ağ bölgelerine erişilir. Bilgisayar korsanları ayrıca, son derece hassas veri kaynaklarına erişimi kolaylaştırmak için bu aşamada tehlikeye atılacak ayrıcalıklı kimlik bilgileri ararlar.

Ayrıcalık Yükseltmesi

Ayrıcalıklı kimlik bilgilerini bulup tehlikeye attıktan sonra, siber suçlular yalnızca ayrıcalıklı hesaplarla erişilebilen son derece hassas ağ bölgelerine daha derin erişim elde eder.

Veri Sızdırma

Son olarak, değerli veri kaynakları bulunduktan sonra, siber suçlular sunucularına arka kapı bağlantıları kuruyor. Bunun için trojan kötü amaçlı yazılımları dağıtır ve hassas verileri kurbanın ağından gizlice aktarmaya başlar.