Bilgisayar satışları düşüşte, Apple büyük darbe yedi

2024’ün üçüncü çeyreğinde küresel PC sevkiyatları, geçen yılın aynı dönemine göre hafif bir düşüş yaşadı. Bu Bilgisayar satışları düşüşte ifadesinin doğruluğunu kanıtlıyor.  International Data Corporation (IDC) tarafından yayımlanan son istatistiklere göre, dünya genelinde toplam PC sevkiyatları, 2023’te gerçekleşen 70,5 milyon satıştan, 2024’ün üçüncü çeyreğinde 68,8 milyon satış adedine geriledi. Bu düşüş, teknoloji pazarında genel bir duraklamanın ve ekonomik belirsizliklerin etkisiyle açıklanabilir.

Apple‘ın satışları bu dönemde özellikle dikkat çekti. Şirket, geçen yıla göre %24,2 oranında bir düşüş yaşayarak, 7 milyondan 5,3 milyona geriledi. Bu sonuç, Apple’ın, güçlü M4 tabanlı Mac serisi ve diğer ürünlerinin pazar taleplerine yeterince yanıt veremediği anlamına geliyor. Bilgisayar satışları düşüşte konusu Apple için de geçerlidir. Geçtiğimiz yıl dördüncü sırada yer alan Apple, bu yıl Asus‘a kaptırarak sıralamada geriledi. Asus%10’luk büyüme ile 5,5 milyon satış gerçekleştirerek pazardaki konumunu güçlendirdi.

Pazarın genel durumu, özellikle yapay zeka destekli bilgisayarların etkisiyle değişmeye başlıyor. 2024 yılı itibarıyla yapay zeka teknolojilerinin PC satışları üzerinde olumlu bir etkisi olduğu görülüyor. Bilgisayar satışları düşüşte olmasına rağmen, AI destekli cihazlara olan ilgi artmakta. Yılın başından bu yana yapay zeka destekli bilgisayar satışları, önceki yıllara göre iki kat artış gösterdi. Uzmanlar, Microsoft Copilot+ AI dizüstü bilgisayar sevkiyatlarının önümüzdeki yıllarda katlanarak artacağını öngörüyor. Bu, tüketicilerin yapay zeka tabanlı çözümlere olan ilgisinin ve talebinin artmasından kaynaklanıyor.

Bunun yanı sıra, sektördeki analistler, AI destekli bilgisayarların ve Apple’ın yeni M4 tabanlı Mac’lerinin, premium segmenti canlandırmasını bekliyor. Tüketicilerin, gelişmiş özelliklere sahip, daha yüksek performans sunan cihazlara yönelmesi, markaların pazar stratejilerini yeniden gözden geçirmesine neden olabilir. Dolayısıyla, önümüzdeki dönemde yapay zeka tabanlı çözümler ve inovatif ürünlerin, PC pazarında rekabeti artırması bekleniyor.

Sonuç olarak, küresel PC sevkiyatlarındaki düşüş, teknoloji endüstrisinde daha geniş bir dönüşüm sürecinin göstergesi olabilir. Yapay zeka ve gelişmiş teknolojilerin pazar üzerindeki etkisi, önümüzdeki yıllarda daha da belirgin hale gelecektir. Bilgisayar satışları düşüşte ama AI destekli çözümler yükselişte.

OneDrive’a 5TB ve 10TB seçenekleri geliyor!

Microsoftbulut depolama hizmeti OneDrive için kullanıcıların uzun süredir beklediği bir özelliği duyurdu. Mevcut durumda 2TB olan maksimum depolama kapasitesini artırmaya hazırlanan Microsoft, 8 Ekim’de düzenlenen OneDrive etkinliğinde yeni depolama seçeneklerini tanıttı. Yılın ilerleyen dönemlerinde 5TB ve 10TB depolama planlarının kullanıma sunulacağı belirtildi. OneDrive’ı tercih edenler için bu yenilik oldukça önem taşıyor. OneDrive’a 5TB depolama alanı gelmesi heyecan verici.

OneDrive kullanıcıları şu anda en fazla 2TB depolama alanına sahip olabiliyor, ki bu da büyük miktarda veri depolayanlar için yetersiz kalabiliyor. Bu sorunu çözmek adına Microsoft, özellikle Microsoft 365 Bireysel ve Aile kullanıcılarına yönelik 2TB’dan daha fazla depolama alanı seçenekleri sunmaya hazırlanıyor. Artık daha fazla alana ihtiyaç duyan kullanıcılar, OneDrive’ın yeni 5TB ve 10TB planlarından yararlanabilecekler. Bulut depolamada en iyi seçeneklerden olan OneDrive, kullanıcılarından olumlu geri bildirimler almaktadır. OneDrive’a 5TB alan eklenmesi çok sayıda kullanıcının işine yarayacak.

OneDrive' depolama

Fiyatlandırma bilgileri henüz belirtilmedi

Microsoft, OneDrive’ın yeni 5TB ve 10TB planlarının fiyatını henüz açıklamış değil. Ancak mevcut rakip platformların sunduğu fiyatlara bakıldığında, bu yeni planların nasıl konumlanacağı merak konusu. Örneğin, Google One üzerinde 5TB Premium abonelik aylık 244,99 TL10TB Premium abonelik ise aylık 489,99 TL olarak ücretlendiriliyor. Diğer taraftan, Apple5TB ve 10TB iCloud seçenekleri sunmasa da 6TB iCloud için aylık 1.299,99 TL ve 12TB iCloud için aylık 2.499,99 TL ücret talep ediyor. Fiyatlandırmalarda OneDrive belirleyici olacak.

Microsoft, kullanıcılarına daha geniş depolama alanı sunarak bulut depolama alanındaki rekabette öne geçmeyi hedefliyor. Bu hamle, özellikle yüksek depolama ihtiyacı olan kullanıcılar için avantajlı olacak. Daha fazla dosya ve veri saklama imkanı sunan OneDrive, bireysel kullanıcıların yanı sıra iş dünyasında da veri yönetiminde kolaylık sağlıyor. Özellikle büyük dosya boyutlarıyla çalışmak zorunda kalan fotoğrafçılar, video içerik üreticileri ve tasarımcılar için bu yeni depolama seçenekleri çok cazip olabilir. OneDrive kullanımı yaygın hale geliyor. OneDrive’a 5TB ve daha fazlası ile geniş bir kullanıcı kitlesi hedefleniyor.

Microsoft 365 kullanıcıları, artırılmış depolama kapasiteleri sayesinde artık belgelerini, fotoğraflarını ve videolarını daha güvenli bir şekilde saklayabilecek ve gerektiğinde kolayca erişebilecekler. Bulut depolama, işletmelerin ve bireysel kullanıcıların veri yönetimi ihtiyaçlarına çözüm sunarken, Microsoft’un sunduğu bu yenilik, OneDrive’ı daha da cazip bir hale getiriyor. Böylece kullanıcılar, hem mevcut sınırlarını aşarak daha fazla veriyi güvenle saklayabilecek hem de diledikleri zaman, diledikleri yerden depoladıkları verilere erişim sağlayabilecekler. Özellikle OneDrive’ı tercih eden kullanıcılar bu avantajlardan yararlanacak.

Bu hamlesiyle Microsoft, bulut depolama pazarında güçlü bir konuma sahip olmayı sürdürüyor ve kullanıcı ihtiyaçlarına hızlı çözümler sunarak, OneDrive’ı tercih edilebilir bir seçenek olarak konumlandırıyor. OneDrive kullanımı yaygınlaştıkça, Microsoft’un bu alandaki konumu daha da güçleniyor.

ZeroPoint, yapay zeka işlem gücü sorununu Hiper-Hızlı veri sıkıştırma ile çözüyor

Yapay zeka teknolojileri hızla gelişirken, bu alandaki en büyük zorluklardan biri olan yüksek maliyetler ve bellek bant genişliği sorunları dikkat çekiyor. İsveç merkezli bir startup olan ZeroPoint, bu sorunları çözmek amacıyla geliştirdiği hiper-hızlı veri sıkıştırma tekniği ile dikkatleri üzerine çekiyor.

Yenilikçi veri sıkıştırma yöntemi

2020 yılında Chalmers Teknoloji Üniversitesi’nden ayrılan bir ekip tarafından kurulan ZeroPoint, donanım hızlandırmalı sıkıştırma algoritmaları sayesinde veri merkezlerine önemli maliyet avantajları sağlamayı hedefliyor. Şirket, geliştirdiği bu teknolojiyle bellek kapasitesini iki ila dört kat artırabildiğini ve enerji verimliliğinde yüzde 50’ye kadar iyileştirme sağladığını iddia ediyor. Bu gelişmeler sayesinde sunucu maliyetlerinde yüzde 25’e kadar tasarruf elde edilebileceği belirtiliyor.

ZeroPoint, veri sıkıştırmanın yanı sıra gerçek zamanlı veri yoğunlaştırma ve optimize edilmiş bellek yönetimi gibi teknolojileri de kullanarak mikroçip belleklerindeki gereksiz verilerin yüzde 70’ini ortadan kaldırmayı başarıyor. Şirketin sıkıştırma motoru, geleneksel yazılım tabanlı yöntemlerden tam 1,000 kat daha hızlı çalışıyor ve bu teknoloji gelecekte işlemci ve çip tasarımlarına entegre edilebilecek bir donanım bloğu olarak sunuluyor.

38 patentle güçlendirilmiş teknoloji

ZeroPoint, sıkıştırma oranlarını maksimuma çıkaran ve gecikmeleri en aza indiren bir dizi teknik geliştirdi. Şirket bu çabalarla 38 patent almayı başardı ve geliştirdiği teknoloji sayesinde, yapay zeka eğitiminde kullanılan pahalı GPU ve hızlandırıcılara olan talebi azaltmayı hedefliyor.

ZeroPoint, fikri mülkiyet lisanslama stratejisiyle gelir elde etmeyi planlıyor. Şirket, sıkıştırma çekirdekleri ve yazılım sürücülerini, gelecekteki çip tasarımlarının entegre bir parçası haline getirmeyi amaçlıyor. Bu stratejiyle 2029 yılına kadar yıllık 110 milyon dolar satış gelirine ulaşmayı hedefleyen ZeroPoint, veri sıkıştırma alanında öncü bir güç olmayı amaçlıyor.

TSMC yapay zeka talebiyle gelirinde patlama yaşadı

Dünyanın en büyük sözleşmeli yonga üreticisi Tayvanlı TSMC, yılın üçüncü çeyreğinde hem piyasa beklentilerini hem de kendi öngörülerini aşan güçlü bir gelir elde etti. Şirket, yapay zeka (AI) talebindeki artışın desteğiyle büyüme kaydederek pandemi sonrası talep düşüşünü başarılı bir şekilde atlattı. TSMC’nin bu başarısı, yarı iletken endüstrisindeki yüksek rekabet ortamında dikkat çekici bir durum olarak öne çıkıyor. TSMC yapay zeka teknolojilerine yaptığı katkılarla da dikkat çekiyor.

TSMC, Apple, Nvidia, AMD, MediaTek ve Intel gibi büyük teknoloji şirketleri için üretim yaparak yapay zeka alanındaki gelişmelerin ön saflarında yer alıyor. Yapay zeka uygulamalarının ve veri merkezlerinin artan gereksinimleri, şirketin gelirlerinde önemli bir artış sağlamaya devam ediyor. Temmuz-Eylül döneminde şirketin geliri, 759,69 milyar Tayvan doları (23,62 milyar ABD doları) olarak gerçekleşti. TSMC yapay zeka talebinin artmasıyla büyüme yakaladı. Temmuz ayında yapılan kazanç çağrısında TSMC, üçüncü çeyrek gelirini 22,4 milyar ile 23,2 milyar ABD doları arasında öngörmüştü. Bu tahminlerin aşılması, şirketin güçlü müşteri tabanı ve yenilikçi üretim süreçlerinin bir sonucu olarak değerlendirilirken TSMC yapay zeka teknolojilerinde lider konumda kalmayı sürdürüyor.

TSMC, yıllık bazda yüzde 36,5 oranında bir büyüme kaydederek geçen yılın aynı döneminde 17,3 milyar ABD dolarıgelir elde etti. Çeyreklik gelir rakamları ABD doları cinsinden verilirken, aylık gelir verileri yalnızca Tayvan doları cinsinden sağlanıyor. Eylül ayında TSMC’nin geliri, yıllık bazda yüzde 39,6 artışla 251,87 milyar Tayvan doları (7,8 milyar dolar) olarak açıklandı. Eylül rakamı, şirketin ikinci en yüksek aylık geliri olarak kaydedildi; bir önceki zirve ise Temmuz ayında 256,95 milyar Tayvan doları olmuştu.

Şirketin büyümesinin ardında, güçlü AR-GE yatırımları ve teknolojik yenilikler yatıyor. TSMC, özellikle 3 nanometre (nm) ve daha ileri süreç teknolojilerine yönelik çalışmalarını hızlandırmış durumda. Bu teknolojiler, daha yüksek performans ve daha düşük enerji tüketimi sunarak, yapay zeka uygulamalarında kritik bir rol oynuyor. TSMC yapay zeka teknolojilerinde ilerlemeye devam ediyor. Şirketin CEO’su, TSMC’nin bu alandaki liderliğini sürdürmek için sürekli olarak yeni yatırımlar yapacaklarını belirtti.

TSMC, bu yılın ilk dokuz ayında konsolide satışlardan yaklaşık 2,03 trilyon Tayvan doları (62,9 milyar dolar) elde etti ve bu rakam bir önceki yıla göre yüzde 31,9 oranında bir artışa denk geliyor. Şirketin güçlü mali performansı, endüstrinin geleceği açısından umut verici bir işaret olarak değerlendiriliyor. Firma, 17 Ekim’de daha detaylı bir rapor açıklayacak ve geleceğe yönelik beklentilerini güncelleyecek. Analistler, bu raporda TSMC’nin önümüzdeki dönemdeki büyüme stratejilerini ve yapay zeka talebine yönelik planlarını merakla bekliyor.

Google Kuantum üstünlüğü yarışında ilerleme kaydediyor

0

Teknoloji dünyasında, kuantum bilgisayarlar üzerine yürütülen çalışmalar hız kesmeden devam ediyor. Son yıllarda önemli adımlar atan Google, kuantum bilgisayarların klasik süper bilgisayarları nasıl geride bırakabileceğini gösteren bir keşif yaptı.

Kuantum bilgisayarlar, 1980’lerden bu yana bilim dünyasının en çok konuştuğu teknolojilerden biri olmayı sürdürüyor. Klasik bilgisayarların çözmekte zorlandığı ya da imkânsız gibi görünen sorunları çözebilecek potansiyeldeki bu cihazlar, özellikle son beş yılda büyük ilerlemeler kaydetti. Ancak bu bilgisayarların, klasik bilgisayarlar karşısındaki nihai üstünlüğü elde etme mücadelesi hâlâ sürüyor.

Google, “kuantum üstünlüğü” olarak bilinen dönüm noktasına ulaşmak için geliştirdiği “Sycamore” adlı kuantum işlemcisi ile önemli bir adım attı. Sycamore, “rastgele devre örnekleme” (RCS) adı verilen bir kuantum algoritmasını çalıştırarak klasik bilgisayarlara kıyasla ciddi bir hız avantajı sağladı.

Rastgele Devre Örnekleme (RCS) ile kuantum performansı test ediliyor

Rastgele devre örnekleme, bir kuantum bilgisayarın performansını test etmek amacıyla kullanılan bir yöntemdir. Bu yöntemde, rastgele kuantum devreleri oluşturulup çalıştırılır ve sonuçlar ölçülür. Amaç, klasik bilgisayarların bu devreleri simüle etmesinin ne kadar zor olduğunu gözlemlemek ve kuantum bilgisayarların hızını ortaya koymaktır.

Google’ın araştırmaları sırasında, Sycamore’un RCS algoritmasını çalıştırırken belirli bir gürültü eşiğinin altına indiğinde, klasik bilgisayarların bu hesaplamaları kopyalamasının neredeyse imkânsız hale geldiği görüldü. Araştırmacıların tahminlerine göre, dünyanın en hızlı süper bilgisayarının bile Sycamore’un yaptığı bir işlemi kopyalaması 10 trilyon yıl sürebilir.

2019’dan Günümüze: Kuantum Üstünlüğü Yarışı

Google, 2019 yılında Sycamore ile kuantum üstünlüğü elde ettiğini iddia etmişti. Ancak klasik bilgisayarlar, bu algoritmayı beklenenden daha hızlı çalıştırarak iddianın geçerliliğini sorgulattı. Şimdi ise Google, Sycamore’un daha yüksek doğruluk ve daha az gürültü ile çalışmasını sağlayarak bu iddiayı yeniden güçlendirdi.

Ancak, bu sonuçlar kuantum bilgisayarların klasik bilgisayarların yerini alacağı anlamına gelmiyor. Sycamore, örneğin fotoğraf depolamak ya da e-posta göndermek gibi klasik bilgisayarların günlük görevlerini yerine getiremiyor. Google’ın Santa Barbara’daki kuantum hesaplama lideri Sergio Boixo, kuantum bilgisayarların klasik bilgisayarlardan daha hızlı değil, farklı olduklarını belirtiyor. Kuantum bilgisayarlar, kimyasal reaksiyonların tam simülasyonu gibi klasik bilgisayarların baş edemeyeceği karmaşık görevler için tasarlanıyor.

Kuantum bilgisayarlar nasıl çalışıyor?

Kuantum bilgisayarlar, klasik bilgisayarlardan farklı olarak “kübit” adı verilen birimler kullanıyor. Kübitler, aynı anda birden fazla durumda bulunabilme özelliğine sahip. Klasik bilgisayarlar 1 ve 0 ile çalışırken, kübitler bu iki durumu aynı anda temsil edebiliyor. Bu sayede kuantum bilgisayarlar, çok daha az sayıda kübit kullanarak, klasik bilgisayarların büyük işlem gücü gerektiren görevlerini daha hızlı gerçekleştirebiliyor. Örneğin, klasik bir bilgisayarın 1.024 bit kullanarak gerçekleştirdiği bir işlemi, kuantum bilgisayarı yalnızca 10 kübit ile yapabiliyor.

Kuantum hesaplamada gürültünün önemi

Kuantum bilgisayarların en büyük zorluklarından biri “gürültü” ile başa çıkmak. Gürültü, kuantum sistemlerinin dış etkenler nedeniyle hatalara maruz kalmasına yol açabiliyor. Küçük bir hata oranındaki artış bile, kuantum bilgisayarın performansını ciddi şekilde etkileyebiliyor. Google’ın yeni araştırması, bu gürültü seviyesini kontrol etmenin kuantum üstünlüğü açısından kritik olduğunu bir kez daha gösterdi.

Google, Sycamore’un 67 kübitlik yükseltilmiş versiyonuyla, belirli bir gürültü eşiğini geçtikten sonra klasik bilgisayarların bu hesaplamaları simüle edemeyeceği bir duruma ulaştığını ortaya koydu. Bu, kuantum bilgisayarların klasik bilgisayarlar karşısındaki üstünlüğüne yeni bir boyut kazandırıyor.

Google’ın kuantum bilgisayarlarla ilgili yaptığı son keşif, kuantum üstünlüğüne bir adım daha yaklaşıldığınıgösteriyor. Ancak bu yarışın nihai sonucu, kuantum bilgisayarların günlük yaşantımızdaki yerini alıp almayacağı konusunda hala belirsizlikler içeriyor. Yine de kuantum bilgisayarlar, belirli görevlerde klasik bilgisayarları geride bırakabilecek potansiyele sahip olduğunu kanıtlamaya devam ediyor.

vivo android 15 tabanlı yeni OriginOS 5 işletim sistemini tanıttı!

vivo, uzun zamandır beklenen yeni nesil işletim sistemi OriginOS 5’i resmen tanıttı. Android 15 tabanlı bu sürüm, hem görsel hem de performans anlamında önemli yenilikler içeriyor. Yapay zeka entegrasyonu ve akıcılığıyla dikkat çeken işletim sistemi, kullanıcı deneyimini üst seviyeye taşıyor. vivo android 15 kullanıcılarını hedef alarak önemli adımlar atmış durumda.

Blue Heart Little V Asistanı ve Jovi Voice ile doğal etkileşim

Yeni OriginOS 5’in en dikkat çekici özelliklerinden biri, yapay zeka entegrasyonunun gelişmiş olması. Blue Heart Little V Asistanı, geliştirilmiş dil modeli sayesinde sesli komutlara çok daha doğal yanıtlar veriyor. Ayrıca, telefonun alt kısmına uzun süre basarak hızlıca erişilebiliyor. vivo android 15 kullanıcılarına, sesli etkileşim için geliştirilen Jovi Voice, rakiplerine kıyasla daha kullanıcı dostu ve kolay bir deneyim sunuyor.

Xiao V yelefon asistanı: birçok işlemi tek asistanda toplayın

Bir diğer dikkat çeken özellik ise Xiao V Telefon Asistanı. Bu asistan, yalnızca aramaları yanıtlamakla kalmıyor; not alabiliyordiller arası çeviri yapabiliyor ve arama sonrası içerik özetleri oluşturabiliyor. vivo android 15 deneyimiyle kullanıcılar, iş akışlarını daha verimli yönetebiliyor.

Performans ve görsellikte büyük adımlar

OriginOS 5’te performans iyileştirmeleri de göz dolduruyor. Atomic Animation 5.0ışık ve gölge efektleri ile sahne geçişlerinde gerçekçiliği artırırkenVirtual Graphics Card 2.0 teknolojisi sayesinde uygulama açılış hızları %15sayfa geçiş yanıt süreleri ise %30 oranında iyileştirilmiş. Bu da kullanıcı deneyiminde ciddi bir fark yaratıyor.

Görsel tarafta da yenilikler dikkat çekiyor. Geliştirilen dinamik efektler ve derinlikli duvar kağıtları, kullanıcıların ekranlarını daha kişisel ve etkileyici hale getiriyor. Ayrıca, kişiselleştirilebilir kilit ekranı widget’ları ve merkezde konumlandırılmış arayüz tasarımı, telefonun kullanımını daha pratik hale getiriyor. vivo android 15 kullanıcıları için görsel iyileştirmeler dikkatleri üzerine çekiyor.

Atomic Island Fonksiyonu ile içerik ve aktiviteler daha erişilebilir

Gerçek zamanlı aktiviteler ve içerik önerilerine hızlı erişim sağlayan Atomic Island Fonksiyonu, kullanıcıların favori içeriklerine anında ulaşmalarını mümkün kılıyor. Bu sayede, işletim sistemi kullanıcı dostu bir deneyim sunmayı amaçlıyor.

Kasım 2024’te halka açık testler başlıyor

OriginOS 5’in halka açık testlerine Kasım 2024’te başlanması planlanıyor. Bu yeni sürüm, akıcılığıgelişmiş yapay zeka özellikleri ve performans iyileştirmeleriyle teknoloji dünyasında beklentileri oldukça yükseltmiş durumda.

vivo’nun yeni işletim sistemi, Android kullanıcılarına benzersiz bir deneyim sunmaya hazırlanırken, inovatifözellikleriyle dikkatleri üzerine çekiyor. vivo android 15 kullanıcıları bu yeniliklerle farklı bir deneyim yaşayacak.

General Motors, LFP batarya kullanmaya başlıyor!

0

Elektrikli araç pazarındaki rekabet her geçen gün kızışırken, üreticiler hem maliyetleri düşürmek hem de performansı artırmak için yeni stratejiler geliştirmeye devam ediyor. ABD’li otomobil devi General Motors (GM) de bu yolda önemli bir adım attı ve elektrikli araçlarında kullandığı pil teknolojisinde köklü bir değişikliğe gitti. Şirket, bugüne kadar tüm elektrikli araçlarında aynı pil tipini kullanan Ultium batarya sisteminden vazgeçerek, farklı pil kimyalarını da kullanmaya başlayacağını duyurdu.

General Motors, LFP batarya kullanmaya başlayacak

GM, bugüne kadar tüm Ultium tabanlı elektrikli araçlarında sadece LG Kimya tarafından üretilen NMC811 katotlu kese tipinde piller kullanıyordu. Bu tek tip pil stratejisi, üretim maliyetlerini düşürmeyi ve üretim süreçlerini hızlandırmayı amaçlıyordu. Ancak GM, beklediği üretim hedeflerine ulaşmakta zorlandı ve artan maliyet baskısıyla birlikte daha esnek bir pil stratejisi izleme kararı aldı. Şirket, bundan sonra daha uygun fiyatlı olan lityum demir fosfat (LFP) ve NMC532 tipinde pil hücrelerini de elektrikli araçlarında kullanacak.

General Motors, LFP batarya kullanmaya başlayacak.
General Motors, LFP batarya kullanmaya başlayacak.

GM yetkilileri, nikel kobalt manganez (NMC) kimyasından LFP’ye geçişin elektrikli araç maliyetlerini 6.000 dolara kadar düşürebileceğini belirtiyor. Bu da tüketiciler için daha uygun fiyatlı elektrikli araç seçenekleri anlamına geliyor. 2025 yılının sonlarında piyasaya sürülmesi planlanan ikinci nesil Chevy Bolt modelinde LFP tipinde prizmatik bataryaların kullanılacağı açıklandı.

GM, pil teknolojilerine yönelik yatırımlarını da artırıyor. Şirket, Michigan’daki Warren Tech Center’da yeni bir pil araştırma tesisi kuracağını duyurdu. Bu tesiste kese tipindeki pillere ek olarak silindirik ve prizmatik hücreler de incelenecek ve alternatif pil kimyaları üzerinde araştırmalar yapılacak.

Yeni pil stratejisiyle birlikte GM, elektrikli araç pazarında daha rekabetçi olmayı ve karlılığını artırmayı hedefliyor. Bu yıl yaklaşık 200.000 elektrikli araç üretip satmayı planlayan şirket, Kuzey Amerika’nın en büyük ikinci elektrikli araç üreticisi konumunda ve liderliği Tesla’dan almak için iddialı planlar yapıyor.

Tesla’nın insansı robotu Optimus aramızda dolaşacak!

Tesla, 10 Ekim’de düzenlediği Cybertruck etkinliğinde, otomotiv dünyasının sınırlarını zorlayan Cybertruck robotaksi ve Robovan otonom minibüs modellerini tanıttı. Ancak etkinliğin asıl sürprizi, Tesla’nın insansı robot teknolojisindeki ilerlemesini gözler önüne seren yeni Tesla Optimus robotları oldu. Bu robotlar, etkinlik sırasında paket taşıma, çiçek sulama gibi insanların günlük yaptığı işleri yerine getirirken görüntülendi ve gelecekte hayatımızın bir parçası olacakları mesajı verildi.

Tesla’nın insansı robotu Optimus yakında aramızda dolaşabilir

Tesla CEO’su Elon Musk, Optimus robotlarının çok yakında aramızda dolaşacağını ve insanlarla etkileşime gireceğini esprili bir dille ifade etti. Musk’a göre Optimus robotları, köpek gezdirmek, çocuk bakmak, çim biçmek, içecek servisi yapmak gibi birçok rutin işi üstlenebilecek kapasitede tasarlanıyor. Bu iddialar, insansı robotların gelecekte hayatımızda ne kadar büyük bir rol oynayabileceğini gözler önüne seriyor. Ancak bu teknolojik harikalara sahip olmanın bir bedeli olacak. Musk, Optimus robotlarının 20.000 ila 30.000 dolar arasında bir fiyata satılacağını açıkladı.

Tesla’nın insansı robotu Optimus yakında aramızda dolaşabilir.

Sunum sırasında Optimus robotlarının yetenekleri, önceden kaydedilmiş görüntülerle etkileyici bir şekilde sergilendi. Ancak etkinlik sonrasında gerçek zamanlı olarak gözlemlenen robotların performansı, beklentileri karşılamaktan uzaktı. Katılımcılar, masalarda ve kalabalık içinde robotlarla etkileşime geçmeye çalıştı, ancak robotlar genellikle sadece Astro Bot tarzında el sallamakla yetindi. İçecek masası bulunmasına rağmen, Optimus robotlarının bir bardak buz tutmaktan daha karmaşık bir görevi yerine getirdiği görülmedi. Bu durum, Tesla’nın insansı robot teknolojisinde hala aşması gereken bazı engeller olduğunu gösteriyor.

Musk, Optimus robotlarının 2024 sonuna kadar faydalı görevleri yerine getirmeye başlayacağını ve 2025 sonuna kadar da satışa sunulacağını iddia etti. Ancak etkinlikteki performans göz önüne alındığında, bu hedeflere ulaşıp ulaşamayacağı konusunda soru işaretleri bulunuyor. Yine de, Tesla’nın insansı robot teknolojisine yaptığı yatırım ve bu alandaki iddialı hedefleri, gelecekte hayatımızı nasıl değiştirebileceğine dair heyecan verici bir bakış sunuyor.

Hiper hızlı veri sıkıştırma, yapay zekayı güçlendirecek!

Yapay zeka teknolojileri hızla gelişmeye devam ederken, beraberinde yüksek maliyet ve bellek kapasitesi gibi önemli zorlukları da getiriyor. İsveç merkezli bir startup olan ZeroPoint, bu sorunlara yenilikçi bir çözümle yaklaşıyor: hiper hızlı veri sıkıştırma. 2020 yılında Chalmers Teknoloji Üniversitesi bünyesinden çıkarak kurulan şirket, ultra hızlı ve donanım hızlandırmalı sıkıştırma algoritmalarıyla, veri merkezi operatörlerinin büyük maliyet avantajları elde etmesini hedefliyor.

Hiper hızlı veri sıkıştırma, yapay zekayı güçlendirebilir

ZeroPoint, bellek kapasitesini iki ila dört kat artırabileceğini ve enerji verimliliğinde %50’ye varan iyileştirmeler sağlayabileceğini iddia ediyor. Tüm bunların sonucunda ise sunucu maliyetlerinde %25’e varan tasarruflar öngörüyor. Bu etkileyici sonuçları elde etmek için şirket, veri sıkıştırma, gerçek zamanlı yoğunlaştırma ve optimize edilmiş bellek yönetimi gibi farklı teknolojileri bir araya getiriyor.

Hiper hızlı veri sıkıştırma, yapay zekayı güçlendirebilir.
Hiper hızlı veri sıkıştırma, yapay zekayı güçlendirebilir.

Bu sayede mikroçip belleklerindeki gereksiz verilerin %70’ini ortadan kaldırabiliyor. ZeroPoint’in sıkıştırma motorunun, geleneksel yazılım tabanlı yöntemlerden tam 1.000 kat daha hızlı olduğu belirtiliyor. Şirket bu teknolojiyi, gelecekte işlemci ve diğer çip tasarımlarına entegre edilebilecek bir donanım bloğu olarak sunmayı planlıyor.

ZeroPoint, sıkıştırma oranlarını maksimum seviyeye çıkarırken gecikmeleri en aza indiren çeşitli tekniklerle 38’den fazla patent başvurusunda bulundu. Şirketin geliştirdiği bu teknoloji, yapay zeka eğitimi için kullanılan pahalı GPU’lar ve hızlandırıcılara olan talebi azaltma potansiyeline sahip. ZeroPoint, gelir modelini ise sektör standartlarına uygun bir fikri mülkiyet lisanslama stratejisi üzerine kurmuş. Sıkıştırma çekirdeklerini ve yazılım sürücülerini geleceğin çip tasarımlarının vazgeçilmez bir parçası haline getirmeyi hedefleyen şirket, 2029 yılına kadar yıllık 110 milyon dolar gelir elde etmeyi planlıyor.

Huawei Cloud’un yapay zeka destekli bulut çözümleri tanıtıldı!

0

Huawei, İstanbul’da düzenlenen Huawei Cloud Summit Türkiye etkinliğinde yapay zeka destekli bulut çözümlerini tanıttı. Etkinlikte, dijital dönüşümün hızlandırılması için hazırlanan çözümler, iş dünyası liderleri ve kamu yetkililerinin katılımıyla geniş bir çerçevede ele alındı.

Huawei Cloud, yerel bulut hizmetleri alanında Türkiye’deki lider konumunu pekiştirdi ve dijital dönüşüme 6 milyon dolar değerinde kaynak ayırarak ‘Dijital Dönüşüm için Bulut Hızlandırma Programı’nı başlattı.

Huawei Cloud Türkiye’deki birinci yılını doldurdu, İstanbul’da gerçekleştirdiği zirve ile en güncel bulut çözümlerini müşterileri ve iş ortakları ile paylaştı. Huawei Cloud Türkiye Başkan Yardımcısı Onur karahayıt ile Huawei Cloud CTO’su Bruno Zhang ile Huawei Cloud’un Türkiye’deki bir yılını ve Türkiye’de dijital dönüşümü ve yapay zeka adaptasyonunu kolaylaştırmak için hizmete girecek yeni servisleri konuştuk.

Huawei Cloud, Türkiye’de hızla büyüyen bulut pazarındaki etkinliğini artırarak yerel bulut hizmet sağlayıcısı olarak öne çıkıyor. Geçtiğimiz yıl Türkiye’de faaliyetlerine başlayan şirket, kısa sürede 360’tan fazla yerel müşteriye hizmet sunan ve iş hacmini 12 kat artıran bir konuma ulaştı.

Kamu kurumlarından perakende sektörüne kadar birçok alanda faaliyet gösteren şirketler, Huawei Cloud’un sunduğu bulut çözümleriyle dijital dönüşümlerini gerçekleştirdi. Şirket, yapay zeka ile desteklenen bulut altyapısı sayesinde işletmelere veri hazırlama, model eğitimi, çıkarım ve uygulama aşamalarında tam destek sunuyor.

Etkinlikte Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Dr. Çetin Ali Dönmez, bulut teknolojilerinin dijitalleşme sürecindeki önemine dikkat çekti ve Huawei Cloud’un Türkiye’deki yerel ekosisteme olan katkılarını vurguladı.

KOSGEB Başkan Yardımcısı Dr. Recep Kılınç ise küçük ve orta ölçekli işletmelerin dijital dönüşümünde Huawei Cloud’un rolüne dikkat çekerek, bulut bilişim teknolojilerinin ülke ekonomisine olan katkılarını anlattı. Huawei Cloud Avrupa Başkanı Tim Tao, bulut hizmetlerinin sunduğu avantajlara değinerek, şirketin Türkiye’de sunduğu kapsamlı çözümleri aktardı.

Huawei Cloud CTO’su Bruno Zhang ise yapay zekanın bulut teknolojilerine entegre edilmesiyle ilgili olarak “AI for Cloud” ve “Cloud for AI” stratejilerini açıkladı. Şirket, bu stratejilerle yapay zeka teknolojilerini her alanda kullanıma sunarak işletmelere daha akıllı ve verimli çözümler sağlıyor. Huawei’nin yapay zeka destekli bulut hizmetleri, hava durumu tahminlerinden video hizmetlerine kadar geniş bir yelpazede yenilikçi çözümler içeriyor.

Huawei Cloud’un sunduğu yenilikler arasında, güvenli ve sağlam bir altyapı sunan Huawei Cloud Stack 8.5 çözümü de yer alıyor. Şirket, Türkiye’deki büyük işletmelerin ve kamu kurumlarının dijital dönüşümünü hızlandırmak için bu çözümü kullanıma sundu. “AI-native Cloud” adı altında yapay zeka ve bulut teknolojilerinin entegrasyonunu sağlayarak işletmelere veri yönetimi ve analizinde büyük kolaylıklar sunuyor.

Huawei Cloud, Türkiye’deki bulut stratejisi kapsamında üç yeni eylem planını duyurdu: 100 işletmenin buluta geçişine destek sağlanacak, 100 iş ortağına kapsamlı pazarlama ve operasyon desteği verilecek ve 100 startup’a bulut inovasyonu konusunda rehberlik edilecek. Bu plan, Huawei Cloud’un Türkiye’nin dijital dönüşümüne katkı sağlama hedefini somutlaştırıyor.

Şirket, “Cloud for Good” inisiyatifi kapsamında yapay zeka ve bulut teknolojilerinin toplumsal faydalarını ön plana çıkarıyor. Nadir hastalıkların tespiti ve hava durumu tahmininde kullanılan yapay zeka sistemleri, bu inisiyatifin örnek projeleri arasında yer alıyor. Huawei Cloud ayrıca yerel yeteneklerin gelişimi için 30 üniversiteyle iş birliği yaparak dijital beceri programları ile 40.000’den fazla öğrenciye ulaştı.

Nvidia, RTX 5000 serisi ekran kartlarıyla geliyor!

0

Nvidia, heyecanla beklenen yeni ekran kartı serisi RTX 5000’i, Ocak 2025’te düzenlenecek CES fuarında oyun ve teknoloji dünyasının beğenisine sunacak. Sızıntılar ve dedikodulara bakılırsa şirket ilk etapta RTX 5090, 5080 ve 5070 modellerini tanıtıp, Ada Lovelace serisinden Blackwell mimarisine geçişin sinyalini verecek. Serinin amiral gemisi RTX 5090, gücünü GB202-300-A1 GPU’dan alacak ve PG144/145-SKU30 PCB tasarımı üzerine inşa edilecek. 192 SM biriminden 170’ini aktif ederek 21.760 çekirdeğe ulaşan kart, 32 GB GDDR7 VRAM ve 512 bitlik bellek arayüzüyle 1792 GB/s gibi inanılmaz bir bant genişliği sağlayacak.

Nvidia, RTX 5000 serisi ekran kartlarıyla karşımıza çıkacak

RTX 5090’ın hemen altında konumlanacak olan RTX 5080 ise, PG144/147-SKU45 PCB tasarımını ve GB203-400-A1 GPU’yu kullanacak. 84 SM biriminin tamamını aktif edecek olan kart, 10.752 çekirdek ve 16 GB GDDR7 VRAM ile gelecek.

Nvidia, RTX 5000 serisi ekran kartlarıyla karşımıza çıkacak.
Nvidia, RTX 5000 serisi ekran kartlarıyla karşımıza çıkacak.

256 bitlik bellek arayüzüyle 1 TB/s bant genişliği sunması beklenen RTX 5080, RTX 5090’a kıyasla daha düşük güç tüketimiyle dikkat çekecek gibi görünüyor. Serinin en mütevazi üyesi RTX 5070 ise, GB205 GPU’yu temel alacak ve PG147 referans PCB’si üzerine inşa edilecek. Bellek tarafında 12 GB GDDR7 VRAM ve 192 bitlik arayüzü kullanan kart, 672 GB/s bant genişliği sunacak.

RTX 5000 serisinin tamamında PCIe 5.0 ve DP 2.1a desteği, gelişmiş PCB teknolojisiyle artırılmış sinyal bütünlüğü ve 80 Gbps bant genişliği gibi özellikler bulunacak. Ayrıca Nvidia’nın, yeni nesil DLSS 4.0 ve Frame Generation teknolojilerini de CES 2025 sahnesinde duyurması bekleniyor.

Casio, siber saldırıya maruz kaldı!

0

Dünyaca ünlü saat markası Casio, 50. yılını kutladığı bu dönemde beklenmedik bir krizle karşı karşıya. Elektronik devi olarak bilinen Japon firma, siber saldırıya uğradığını ve bunun ürünlerini piyasaya sürme planlarını aksattığını duyurdu.

Casio, siber saldırıya uğradı

5 Ekim tarihinde, kimliği henüz belirlenemeyen kişi veya gruplar tarafından gerçekleştirilen saldırı, Casio’nun sistemlerinde büyük bir hasara yol açtı. Sistemlerin çökmesiyle birlikte şirketin hizmetleri de sekteye uğradı. Henüz saldırının boyutu ve çalınan veriler konusunda net bir açıklama yapılmazken, Casio yetkilileri, güvenlik güçleriyle yakın iş birliği içinde olduklarını ve olayın etraflıca incelendiğini belirttiler. Yaşanan aksaklıktan dolayı müşterilerinden ve yatırımcılarından özür dileyen şirket, müşteri verilerinin güvenliği konusunda azami hassasiyet gösterdiklerini vurguladı.

Casio, siber saldırıya uğradı.
Casio, siber saldırıya uğradı.

Bu talihsiz olayın en belirgin etkisi ise Casio’nun yeni ürünlerini piyasaya sürme planlarını altüst etmesi oldu. Normal şartlarda 18 Ekim’de saat meraklılarıyla buluşması beklenen Casio GMC-B2100AD-2A ve GMC-B2100D-1A modelleri, siber saldırı nedeniyle belirsiz bir tarihe ertelendi. Bu modellerin yanı sıra, şirketin 50. yılına özel olarak tasarladığı ve büyük bir heyecanla beklenen G-Shock GMC-B2100ZE-1A modelinin çıkış tarihi de ileri bir tarihe ertelendi.

Casio, hem itibarını korumak hem de müşterilerinin güvenini yeniden kazanmak için yoğun bir çaba sarf ediyor. Saldırının etkilerini en aza indirmek ve sistemlerini yeniden yapılandırmak için çalışan şirket yetkilileri, yaşanan bu olayın ardından siber güvenlik önlemlerini artıracaklarını da belirttiler.C

Medtronic’ten 65 milyon dolarlık eğitim yatırımı!

0

Medtronic, Türkiye’de medikal eğitim alanındaki en büyük yatırımlardan birini gerçekleştirerek İstanbul’daki İnovasyon Merkezi’ni genişletti. Toplamda 65 milyon dolara ulaşan yatırım, merkezin eğitim altyapısını büyüterek robotik cerrahi, nörobilim, kulak-burun-boğaz, sanal gerçeklik, kardiyak ve cerrahi disiplinlerdeki eğitim kapasitesini ikiye katladı. 2014 yılında kurulan merkez, Türkiye’nin 100. yılı vesilesiyle yapılan bu ek yatırımla daha da güçlendi.

İstanbul Medtronic İnovasyon Merkezi, geleceğin sağlık profesyonellerini eğitmek ve hasta bakımını iyileştirmek amacıyla en yeni teknolojileri kullanarak eğitim programlarını genişletiyor. İkinci faz yatırımıyla kapasitesi artırılan merkezin açılışı, Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Zekeriya Coştu, Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkan Yardımcısı Bekir Polat ve Medtronic Avrasya Bölge Başkanı Majid Kaddoumi’nin katılımıyla gerçekleşti. Törene, sektör temsilcileri ve protokol üyeleri de iştirak etti.

Medtronic TURMECA Bölge Başkanı Ayhan Öztürk, merkezdeki genişlemenin temel amacının hasta sonuçlarını iyileştirmek ve ileri düzey eğitimlere erişimi artırmak olduğunu ifade etti. Robotik destekli cerrahi, yüksek teknoloji simülasyon ve karma gerçeklik teknolojilerinin eklenmesiyle, sağlık profesyonellerinin yenilikçi ve etkileşimli ortamlarda becerilerini geliştirmelerinin sağlandığını belirtti. Öztürk, bu yatırımla sağlık profesyonellerinin uzmanlıklarını geliştirmelerine ve tedavi standardını yükseltmelerine katkıda bulunmayı hedeflediklerini söyledi.

Merkezin, Türkiye’deki medikal eğitimi ilerletmeye yönelik taahhüdünün 10. yılını kutladığını belirten Öztürk, bugüne kadar işletme maliyetleri de dahil olmak üzere 65 milyon dolardan fazla yatırım yapıldığını vurguladı. Merkezde ağırlanan sağlık profesyonellerinin yüzde 40’ı ve eğitmenlerin yüzde 50’sinin Türkiye’den olması, ülkenin bölgedeki medikal eğitimdeki kritik rolünü ortaya koyuyor.

İstanbul Medtronic İnovasyon Merkezi, yılda 10.000 sağlık profesyonelini ağırlama kapasitesine sahip. Günlük olarak 300 kişiye eğitim verebilen merkez, 12 ameliyathane, yoğun bakım ve kateter laboratuvarları, simülasyon alanları, 125 kişilik oditoryum, Ar-Ge laboratuvarı ve toplantı salonları ile donatıldı. 5.000 metrekarelik bir alan üzerinde hizmet veren merkez, Türkiye, Orta ve Doğu Avrupa, Afrika, Orta Doğu ve Rusya dahil 50 ülkede sağlık profesyonellerinin gelişimini destekliyor.

Amazon, yapay zeka destekli alışveriş rehberini kullanıcılarının kullanımına sunuyor!

Bu rehberler, perşembe gününden itibaren Amazon.com’da 100’den fazla ürün türü için sunulacak ve müşterilerin satın alma öncesinde araştırma yapma gereksinimlerini en aza indirerek, güvenilir markalar ve önemli bilgileri bir araya getirecek.

Amazon, bu yeni özelliğin amacının, müşterilerin doğru ürünü seçme sürecini hızlandırarak alışveriş ve satın alma sürecini daha kolay hale getirmek olduğunu açıkladı. Rehberler yalnızca büyük çaplı satın alımlarla sınırlı değil.

Bu rehberler, müşterilerin ihtiyaçlarına göre ürün seçeneklerini daraltmasına yardımcı olacak ve Amazon’un geniş ürün yelpazesi arasında kaybolan çevrimiçi alışverişçilere rehberlik edecek.

Her rehberde, müşterilere ürün türü hakkında yorumlar, kullanım alanları, ana özellikler, popüler markalar ve terminoloji gibi eğitici içeriklerle yönlendirmeler yapılacak. Ayrıca, rehberler aracılığıyla şirketin yeni yapay zeka alışveriş asistanı ve sohbet botu Rufus’a erişim sağlanabilecek.

Amazon, bu alışveriş rehberlerini geniş çapta uygulayabilmek için büyük dil modellerini (LLM’ler) kullanan generative AI teknolojisinden faydalanıyor. Amazon Bedrock tarafından desteklenen bu teknoloji, rehberlerin içeriğini sürekli güncel tutarak en doğru bilgiyi sunmayı amaçlıyor.

AI alışveriş rehberleri, ilk olarak ABD’de iOS, Android ve mobil web üzerinden Alışveriş uygulamasında erişilebilir olacak. Rehberler, arama önerilerinde ve “Alışverişe Devam Et” bölümünde gösterilecek. Ayrıca, kullanıcılar doğrudan AIShoppingGuides adresinden popüler rehberlere ulaşabilecek.

Amazon, önümüzdeki haftalarda rehber kapsamını 100’den fazla ürün türüne genişletmeyi planlasa da, rehberlerin diğer dillere ne zaman çevrileceğiyle ilgili henüz bir açıklama yapmadı.

Basecamp Research, 60 milyon dolar yatırım aldı!

Basecamp Research tarafından geliştirilen bu yapay zeka, biyolojik çeşitlilik üzerine bilgi sağlamakla kalmayacak, aynı zamanda insanlar tarafından elde edilemeyen veri setleri üzerinden yeni buluşlar gerçekleştirebilecek.

Basecamp Research’in kurucusu ve CEO’su Glen Gowers, biyoloji modelleri eğitiminde büyük bir veri açığı olduğuna dikkat çekti. Gowers, birçok büyük ilaç firmasının, bu eksik veri nedeniyle modellerini yeterince kapsamlı eğitemediğini belirtti. Bu sorunu çözmek amacıyla Basecamp, 25 farklı ülkedeki 100’den fazla kuruluşla iş birliği yaparak veri tabanını genişletiyor. Şu ana kadar, aralarında Procter & Gamble gibi şirketlerin de bulunduğu 15 firma, bu modelleri ürün geliştirmede kullanıyor.

Basecamp Research, temel modeli BaseFold’un, Google DeepMind tarafından geliştirilen ve Nobel Kimya Ödülü kazanan AlphaFold 2’yi büyük ve karmaşık protein yapılarının tahmininde geride bıraktığını iddia ediyor. Bu teknoloji, biyolojik tasarım alanında insan yeteneklerinin ötesine geçmeyi amaçlıyor.

Şirketin diğer kurucu ortağı Oliver Vince, bu yapay zeka modelinin temelinde, DNA’nın dilini anlamak ve bu sayede biyolojiyle ilgili daha derin bir içgörü sağlamak olduğunu belirtiyor. Vince ve Gowers ise Oxford’daki öğrencilik yıllarından beri biyolojiyle ilgili projelerde çalışmış iki doktora sahibi bilim insanı.

Basecamp Research, bu yeni yatırımla birlikte biyofarma ve biyoteknoloji alanlarında büyük sorulara çözüm getirmeyi hedefliyor. Şirketin uzun vadeli hedefleri arasında ilaç keşfi ve doğal kaynakların daha verimli kullanılması yer alıyor. Yakın gelecekte şirketten olumlu dönüşler gelebilir.

Qualcomm çiplerdeki güvenlik açığı Android kullanıcılarını saldırıların hedefi haline getirdi!

Bu sıfır gün zafiyeti, resmi olarak CVE-2024-43047 olarak adlandırıldı ve Qualcomm, Google’ın Tehdit Analiz Grubu’ndan alınan belirtilere dayanarak “sınırlı, hedefli istismar” altında olabileceğini açıkladı.

Dijital gözetim ve casus yazılım tehditlerine karşı sivil toplumu koruma amacı güden Amnesty International’ın Güvenlik Laboratuvarı, Google’ın değerlendirmesini doğruladı.

ABD siber güvenlik ajansı CISA, Qualcomm açığını, bilinen veya daha önce istismar edilen zafiyetler listesine dahil etti. Şu an için, bu açığı “gerçek dünyada” istismar edenlerin kim olduğuna dair çok fazla bilgi bulunmuyor; yani bu sıfır gün zafiyetini kullananların belirli bireyleri hedef aldığı düşünülüyor. Ayrıca, hedef alınan bireylerin kim olduğu ya da neden hedef alındıkları da henüz bilinmiyor.

Qualcomm’un sözcüsü Catherine Baker, verdiği demeçte, “Google Project Zero ve Amnesty International Güvenlik Laboratuvarı’nın koordineli açıklama uygulamalarını kullanarak bu zafiyeti bildirdiğini” belirterek, şirketin güvenlik açığını düzeltmek için harekete geçme fırsatı bulduğunu söyledi. Qualcomm, tehdit faaliyetleri hakkında daha fazla ayrıntı için Amnesty ve Google’a yönlendirdi.

Amnesty sözcüsü Hajira Maryam, nonprofit kuruluşun bu zafiyetle ilgili araştırmalarının “yakında yayımlanacağını” belirtti. Google, yorum taleplerine yanıt vermedi. Qualcomm sözcüsü, düzeltmelerin Eylül 2024 itibarıyla müşterilerine sunulduğunu ifade etti. Şimdi, zayıf çipsetleri kullanan Android cihaz üreticilerinin, düzeltmeleri kendi kullanıcılarının cihazlarına dağıtması gerekiyor.

Qualcomm’un bildiriminde, bu zafiyetten etkilenen 64 farklı çipset listelenmiş durumda. Bu çipsetler arasında, Motorola, Samsung, OnePlus, Oppo, Xiaomi ve ZTE gibi birçok markanın kullandığı, şirketin amiral gemisi Snapdragon 8 (Gen 1) mobil platformu da bulunuyor.

Bu durum, dünya genelinde milyonlarca kullanıcının potansiyel olarak savunmasız olduğu anlamına geliyor. Ancak Google ve Amnesty’nin bu sıfır gün zafiyetinin “sınırlı, hedefli istismar” kapsamında incelenmesi, siber saldırıların muhtemelen belirli bireylere karşı gerçekleştirildiğini gösteriyor.

Yenilenebilir enerji, 2030’da global elektrik ihtiyacının yarısını karşılayacak!

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), yayınladığı son raporla yenilenebilir enerji kaynaklarının yükselişinin altını bir kez daha çizdi. Rapora göre, 2030 yılına gelindiğinde küresel elektrik talebinin neredeyse yarısı yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılanacak. Bu hızlı büyümenin en büyük itici gücü ise güneş enerjisi olacak.

Yenilenebilir enerji, 2030’da global elektrik ihtiyacının yarısını karşılayabilir

IEA, önümüzdeki yıllarda dünya genelinde yenilenebilir enerji kapasitesinde 5.500 gigavatlık bir artış öngörüyor. Bu devasa rakam, Çin, Avrupa Birliği, Hindistan ve ABD’nin mevcut toplam kapasitesine eşit. Raporda özellikle 2024-2030 döneminde hayata geçirilecek yeni yenilenebilir enerji yatırımlarının, 2017-2023 dönemine göre neredeyse üç katına çıkacağı vurgulanıyor.

Yenilenebilir enerji, 2030'da global elektrik ihtiyacının yarısını karşılayabilir.
Yenilenebilir enerji, 2030’da global elektrik ihtiyacının yarısını karşılayabilir.

Bu hızlı büyümede Çin başı çekiyor. Önümüzdeki yıllarda kurulacak yeni yenilenebilir enerji santrallerinin %60’ının Çin’de olması bekleniyor. Bu da 2030 yılında Çin’in dünya genelindeki toplam yenilenebilir enerji kapasitesinin neredeyse yarısını tek başına elinde bulunduracağı anlamına geliyor. Hindistan ise bu alanda en hızlı büyüyen büyük ekonomi olarak dikkat çekiyor.

Güneş enerjisi, yenilenebilir enerji kaynaklarının yükselişindeki en büyük paya sahip. Güneş enerjisi santrallerinin hızla yaygınlaşması ve çatı tipi güneş panellerinin artan popülaritesiyle birlikte, fotovoltaik (PV) güneş enerjisi kapasitesinin yeni kurulan yenilenebilir enerji kapasitesinin %80’ini oluşturması bekleniyor. Rüzgar enerjisi de 2030 yılına kadar büyüme hızını iki katına çıkararak bu yükselişe önemli bir katkı sağlayacak.

IEA Başkanı Fatih Birol, yaptığı açıklamada, yenilenebilir enerjinin birçok hükümetin belirlediği hedeflerin bile önüne geçecek bir hızla yaygınlaştığını belirterek, “2030’a geldiğimizde yenilenebilir enerji kaynaklarının küresel elektrik talebinin yarısını karşılayacağını öngörüyoruz” dedi.

Ancak bu hızlı büyümenin önünde bazı engeller de bulunuyor. IEA, hükümetlere, güneş ve rüzgar enerjisinin enerji şebekelerine daha etkin bir şekilde entegre edilmesi konusunda önemli görevler düştüğünü vurguluyor. Bazı ülkelerde, üretilen yenilenebilir enerjinin %10’a varan kısmı, şebeke entegrasyonundaki sorunlar nedeniyle kullanılamıyor. IEA, bu sorunun üstesinden gelmek için ülkelerin enerji sistemlerinin esnekliğini artırması, izin süreçlerini kolaylaştırması, elektrik şebekelerini modernize etmesi ve 2030 yılına kadar 1.500 GW’lık bir enerji depolama kapasitesine ulaşması gerektiğini belirtiyor.

ASELSAN’ın lazer güdüm kiti, Azerbaycan’ın gücünü artırdı

Azerbaycan Savunma Sanayi Bakanlığı tarafından geliştirilen QFAB-250 LG bombası, ASELSAN’ın geliştirdiği ASELSAN’ın lazer güdüm kiti (LGK) ile yapılan testlerde tam isabetle hedefleri vurdu. ASELSAN tarafından üretilen LGK, Ar-Ge, prototip geliştirme, yer testleri, platform entegrasyonu ve saha testleri gibi tüm aşamaları kapsayan yoğun iş birliği sonucunda QFAB-250 LG bombasına başarıyla entegre edildi. Bu iş birliği, Azerbaycan ve Türkiye arasında savunma sanayii alanındaki stratejik ortaklığın güçlenmesine de önemli bir katkı sağladı.

Test süreci, Azerbaycan Hava Kuvvetlerine bağlı SU-25 savaş uçakları tarafından gerçekleştirildi. ASELSAN’ın lazer güdüm kiti ile donatılan QFAB-250 LG bombaları, hedefe tam isabetle ulaştı ve belirlenen hedefleri başarıyla imha etti. Uçaklardan atılan bombalar, lazer güdüm sistemi sayesinde yüksek hassasiyetle yönlendirildi ve hedeflere büyük başarıyla ulaştı. Yapılan atış testleri, mühimmatın etkinliğini ve güvenilirliğini bir kez daha kanıtladı.

ASELSAN’ın geliştirdiği LGK’ler, uzun süredir Türk Hava Kuvvetleri tarafından da kullanılıyor ve geleneksel bombaları akıllı mühimmata dönüştürüyor. Bu sistemler, savaş uçaklarına entegre edilen hedefleme podları veya yerden yapılan lazer işaretlemeleri sayesinde, bombanın hedefini hassas bir şekilde bulmasına ve imha etmesine olanak tanıyor. LGK entegreli mühimmatlar, savaş uçaklarının etkinliğini ve vurucu gücünü artıran önemli bir teknoloji olarak öne çıkıyor.

ASELSAN’ın lazer güdüm kitleri, 2. Karabağ Savaşı sırasında da Azerbaycan tarafından etkin bir şekilde kullanılmış ve savaşın seyrinde önemli bir rol oynamıştı. Bu başarılar, Azerbaycan’ın savunma sanayii alanında yaptığı atılımları ve Türkiye ile olan iş birliğini güçlendirdi. İki ülke arasında sürdürülen iş birliği, gelecekte daha gelişmiş sistemlerin Azerbaycan ordusuna kazandırılmasını da hedefliyor.

Azerbaycan Savunma Bakanlığı ile ASELSAN arasında sürdürülen iş birliği, sadece lazer güdüm kitleriyle sınırlı kalmayacak. İlerleyen dönemde, farklı ASELSAN’ın lazer güdüm sistemleri ve teknolojilerinin de Azerbaycan envanterine dahil edilmesi planlanıyor. Bu sistemler, Azerbaycan Hava Kuvvetlerinin mevcut ve gelecekte tedarik edeceği savaş uçaklarına ve silahlı insansız hava araçlarına (SİHA) entegre edilebilecek. Bu sayede, Azerbaycan ordusunun vurucu gücü ve operasyonel kabiliyeti daha da artırılacak.

ASELSAN’ın lazer güdüm teknolojilerini içeren projeler, iki ülkenin savunma sanayii alanında teknoloji transferi ve iş birliği konusundaki kararlılığını da ortaya koyuyor. Savunma teknolojilerinde ortak çalışmaların artarak devam etmesi, bölgedeki güvenlik dengelerini de olumlu yönde etkileyecek.

Mars gezegeninde yaşama dair yeni delil bulundu

Mars’ta yaşamın izlerine dair yeni bulgular, Kızıl Gezegen’in bir zamanlar hayatı destekleyebilecek koşullara sahip olabileceğini gösteriyor. NASA’nın Curiosity keşif aracı tarafından yapılan analizler, gezegenin geçmişinde yaşam için uygun şartların var olabileceğini, ancak bu koşulların sadece kısa süreler boyunca sürdüğünü ortaya koyuyor. Mars yüzeyinde bulunan yaşam için hayati öneme sahip elementlerin varlığı, gezegenin bugün gördüğümüz susuz ve çorak hale gelmesine yol açan süreçlerle ilişkili olabilir.

Mars gezegeninde yaşama dair yeni bulgu

Curiosity, 2012 yılından beri Gale Krateri’nde araştırmalar yapıyor ve bu süreçte karbon açısından zengin minerallerin izlerini arıyor. Dünya’da yaşamın temel taşlarından biri olan karbon, Mars’ta da tespit edilmiş olsa da gezegenin yaşanabilir dönemlerinin kısa sürdüğü düşünülüyor. Araştırmacılar, bu bulgulara rağmen yaşamın Mars’ta yeraltında daha elverişli koşullar altında gelişip gelişmediğini anlamak için daha fazla veri gerektiğini belirtiyor.

Mars'ta yaşama dair yeni bulgu ortaya çıktı.

Curiosity’nin son analizlerinde, Mars yüzeyinden toplanan örneklerde ağır karbon ve oksijen izotoplarının bulunduğu tespit edildi. Bu izotoplar, gezegende karbon döngüsü gibi yaşamsal süreçlerin gerçekleşmiş olabileceğini, ancak Dünya’dakinden farklı koşullarda yaşandığını gösteriyor. Araştırmacılar, Mars’ın bir dizi ıslak ve kurak dönemden geçtiğini ve bu döngülerin gezegenin yalnızca kısa süreler boyunca yaşamı destekleyebildiğini öne sürüyorlar. Diğer bir teori ise bu karbonatların aşırı soğuk ve tuzlu sularda oluştuğu, bu tür koşulların yaşamın gelişimi için elverişsiz olduğu yönünde.

Bu yeni keşifler, Mars’taki yaşam arayışının hala devam ettiğini gösteriyor. Araştırmacılar, Mars’ın yüzeyinde olmasa bile yeraltında daha korunaklı bölgelerde yaşam izlerinin olabileceğini düşünüyor. NASA, bu araştırmaları ilerleterek 2030’lu veya 2040’lı yıllarda Mars’a insanlı bir görev düzenlemeyi planlıyor.