Voyager 2 uzay aracı, yolun sonuna mı geldi?

Neredeyse yarım asırdır uzayın derinliklerinde yol alan Voyager 2 uzay aracı, 20,6 milyar kilometre uzaklıktaki yalnız yolculuğunda enerji tasarrufu mücadelesi veriyor. NASA mühendisleri, bu tarihi uzay aracının güç kaynaklarının azalması nedeniyle bilimsel araçlardan birini, plazma bilimi deneyini, resmi olarak kapattı. 1977 yılında fırlatılan Voyager 2, Güneş Sistemi’nin sınırlarını aşarak yıldızlararası uzaya ulaşmış ve insanlık için paha biçilmez bilgiler göndermişti.

Voyager 2 uzay aracı, yolun sonuna mı geliyor?

Bu inanılmaz yolculukta, Voyager 2 bizden ışık hızında 19 saat 5 dakika uzaklıkta bulunuyor. Bu da, gönderdiğimiz bir sinyalin araca ulaşmasının ve cevabını almamızın tam 38 saat sürdüğü anlamına geliyor. Enerji kaynakları tükenmeye başladıkça, NASA bilimsel operasyonları mümkün olduğunca uzun süre devam ettirebilmek için zorlu kararlar almak zorunda kalıyor.

Voyager 2 uzay aracı, yolun sonuna mı geliyor?
Voyager 2 uzay aracı, yolun sonuna mı geliyor?

Voyager 2’nin Güneş’e bakan üç kabı, Güneş rüzgarının etkisinin sona ermesiyle birlikte veri toplamayı durdurmuştu. Bu durum, plazma cihazının zaten sınırlı olan verimini daha da düşürdü ve kapatılmasını hızlandırdı. Aracın enerjisi, plutonyumun doğal radyoaktif bozunumuyla sağlanıyor ve her yıl yaklaşık 4 watt güç kaybediyor.

NASA yetkilileri, Voyager 2’nin 2030’lara kadar en az bir bilimsel aracı çalışır durumda tutabileceğimizi tahmin ediyor. Bu süre zarfında, bu tarihi uzay aracı bize evrenimiz hakkında daha nice bilgi göndermeye devam edecek.

Telegram, illegal oluşumlara ev sahipliği mi yapıyor?

0

Birleşmiş Milletler’in yeni raporu, Telegram’ın Güneydoğu Asya’daki suç örgütleri için devasa bir yeraltı pazarına dönüştüğünü gözler önüne seriyor. BM Uyuşturucu ve Suç Ofisi (UNODC) tarafından yayınlanan rapor, Telegram’ın suç dünyasında önemli bir dönüşümü tetiklediğini ve organize suç gruplarına büyük ölçekli yasadışı faaliyetler için uygun bir platform sunduğunu ortaya koyuyor.

Telegram, illegal oluşumlara ev sahipliği yapıyor olabilir!

Rapora göre, Telegram üzerinde çalınan kredi kartı bilgileri, şifreler, tarayıcı geçmişi gibi hassas verilerin açıkça satıldığı devasa bir pazar oluşmuş durumda. Bunun yanı sıra sahtekarlık amaçlı kullanılan deepfake yazılımları, veri çalma yazılımları ve lisanssız kripto para borsaları da Telegram üzerinden hizmet veriyor. Hatta bazı grupların Telegram üzerinden günde 3 milyon dolar değerinde çalınan kripto para akladığı belirtiliyor.

Telegram, illegal oluşumlara ev sahipliği yapıyor olabilir!
Telegram, illegal oluşumlara ev sahipliği yapıyor olabilir!

UNODC raporu, Güneydoğu Asya’nın dünya genelindeki insanları hedef alan dolandırıcılık şebekelerinin merkezi haline geldiğine dikkat çekiyor. Bu örgütlerin çoğunluğunun Çinli olduğu ve yıllık 27-36 milyar dolar gelir elde ettikleri tahmin ediliyor.

Telegram’ın kurucusu Pavel Durov, Ağustos ayında Paris’te tutuklanmış ve platformda suç faaliyetlerine izin vermekle suçlanmıştı. Bu suçlamalar arasında çocuk istismarı içeriklerinin yayılması da yer alıyordu. Durov’un tutuklanması, uygulama sağlayıcılarının cezai sorumluluğu tartışmasını bir kez daha gündeme taşıdı ve ifade özgürlüğü ile yasal düzenlemeler arasındaki çizginin nerede çizilmesi gerektiği sorusunu ortaya attı.

Kefaletle serbest bırakılan Durov, Telegram’ın yetkililerden gelen yasal talepler doğrultusunda kullanıcı bilgilerini paylaşacağını ve yasadışı faaliyetler için kullanılan özelliklerin kaldırılacağını açıkladı.

UNODC raporu, bölgedeki suç örgütlerinin siber suçlar için yeni yöntemler ve teknolojiler geliştirmeye devam ettiğini vurgulayarak deepfake ve yapay zeka gibi teknolojilerin suç amaçlı kullanımının arttığına dikkat çekiyor.

Bu bitki elektrik üretebiliyor!

0

Binghamton Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, sadece fotosentezi taklit etmekle kalmayıp aynı zamanda elektrik üretebilen yapay bir bitki geliştirerek sürdürülebilir enerji alanında heyecan verici bir adım attılar. Başlangıçta bakteri bazlı biyopil araştırmalarının bir uzantısı olan proje, yapay fotosentez ve enerji üretimi konseptlerini birleştirerek çevre dostu ve yenilikçi bir teknoloji sunuyor.

Elektrik üretebilen yapay bir bitki geliştirildi

Ekip, beş biyolojik güneş pili ve fotosentetik bakteri kullanarak yapay bir yaprak tasarladı. Bu yaprağı daha sonra daha geniş bir sistemde bir araya getirerek tam teşekküllü bir yapay bitkiye dönüştürdüler. Bitkinin en dikkat çekici özelliği ise iç mekan hava kalitesini iyileştirirken aynı zamanda elektrik üretebilmesi. Yapılan testlerde, beş yapraklı yapay bitkinin karbondioksit emme oranı ve oksijen üretme kapasitesi oldukça yüksek bulundu.

Bitki savunma mekanizması

Yapay bitki şu anda yaklaşık 140 mikrowatt güç üretebiliyor. Profesör Seokheun Choi ve doktora öğrencisi Maryam Rezaie liderliğindeki araştırma ekibi, bu çıktıyı bir miliwatt’ın üzerine çıkarmayı hedefliyor. Ayrıca tasarıma lityum iyon piller veya süper kapasitörler gibi enerji depolama sistemleri ekleyerek bitkinin enerji verimliliğini daha da artırmayı planlıyorlar.

Yapay bitki, iç mekan hava kalitesini iyileştirmede, özellikle karbondioksit seviyelerini düşürmede oldukça başarılı. İç mekan ışığını fotosentez için kullanan bitki, iç mekandaki CO2 seviyelerini yüzde 90’a kadar azaltabiliyor. Bu oran, doğal bitkilerin sağladığı yüzde 10’luk azalmanın çok üzerinde ve yapay bitkinin hava temizleme konusundaki potansiyelini ortaya koyuyor.

Üstelik sistem, taşınabilir elektronik cihazları çalıştırmak için yeterli miktarda oksijen ve biyoelektrik de üretebiliyor. Bu da yapay bitkinin, sadece hava temizlemekle kalmayıp aynı zamanda sürdürülebilir enerji kaynağı olarak da kullanılabileceğini gösteriyor.

Araştırmacılar, COVID-19 salgınıyla birlikte iç mekan hava kalitesinin öneminin daha da arttığına dikkat çekiyor. Çeşitli yapı malzemeleri, halılar ve hatta insan solunumu bile iç mekanlarda zararlı maddelerin ve CO2 seviyesinin yükselmesine neden olabiliyor. Geliştirilen bu yapay bitki, yenilenebilir enerji üretirken bir yandan da iç mekan hava kalitesini iyileştirerek bu sorunlara etkili ve sürdürülebilir bir çözüm sunuyor.

Nvidia CEO’sunun serveti Intel’i geride bıraktı!

0

Yapay zeka teknolojilerine olan talep arttıkça, bu alandaki öncü şirketler ve liderleri de büyük bir servet artışına şahit oluyor. Nvidia CEO’su Jensen Huang, sahip olduğu devasa servetle bu gerçeğin en güncel örneklerinden biri. Geliştirdiği yapay zeka çipleriyle büyük bir çıkış yakalayan Nvidia’nın hisseleri bu yıl yüzde 159 gibi dudak uçuklatan bir oranda değer kazandı. Bu yükseliş, Huang’ın servetini de inanılmaz boyutlara taşıdı ve 109 milyar doları aşan servetiyle teknoloji dünyasında adından sıkça söz ettiriyor.

Nvidia CEO’sunun piyasa değeri Intel’i resmen geçti

Huang’ın bu başarısı, onu sadece dünyanın en zengin insanlarından biri yapmakla kalmıyor, aynı zamanda yönettiği şirketin değerini de aşarak dikkat çekiyor. Öyle ki Huang’ın serveti, Amerika’nın en büyük çip üreticilerinden Intel’in toplam piyasa değerini geride bırakmış durumda. Intel’in mevcut piyasa değeri 96,39 milyar dolar seviyesinde seyrederken, Huang’ın serveti çok daha büyük bir rakam olan 109,2 milyar dolara ulaşmış durumda. Bu durum, teknoloji dünyasında dengelerin nasıl değiştiğinin ve yapay zeka gibi yeni nesil teknolojilerin yarattığı ekonomik etkinin büyüklüğünü gözler önüne seriyor.

Nvidia ve Intel
Nvidia CEO’sunun piyasa değeri Intel’i resmen geçti.

Peki Huang’ın bu inanılmaz başarısının arkasında yatan sır ne? Bu başarının en büyük mimarı, şüphesiz ki Nvidia hisseleri. Huang, Nvidia’daki doğrudan hisselerinin yanı sıra çeşitli fonlar ve ortaklıklar aracılığıyla şirketin toplam hisselerinin önemli bir bölümünü kontrol ediyor. Forbes’in milyarderler listesinde 11. sıraya kadar yükselen Huang’ın, bu listede daha da üst sıralara tırmanması ve ilk 10’a girmesi için sadece 20 milyar dolar daha kazanması gerekiyor.

Diğer yandan bir zamanların devi Intel ise son dönemde yaşadığı mali sıkıntılarla boğuşuyor. Şirketin hisseleri, 2023 sonlarında gördüğü 50 dolarlık zirve noktasından bu yana sürekli değer kaybediyor ve şu anda 22,59 dolar seviyesinde seyrediyor. Öyle ki bazı analistler, Intel’in Dow Jones Endüstri Endeksi’nden çıkarılabileceği ihtimalini bile dile getirmeye başladı. Intel’in bu düşüşü, Nvidia’nın yükselişiyle birlikte değerlendirildiğinde, teknoloji dünyasında yaşanan büyük değişimin ve güç dengesinin nasıl kaydığının da bir göstergesi olarak yorumlanabilir.

Dünyanın en büyük güneş enerjisi çatı panel sistemi kuruluyor

Dubai Airports, Dubai Uluslararası Havalimanı (DXB) ve Dubai World Central (DWC) havalimanlarını kapsayacak şekilde dünyanın en büyük güneş enerjisi çatı panel sistemini kurmayı planlıyor.

Toplam 62.904 panelden oluşacak bu sistem, yıllık 60.346 MWh temiz enerji üretecek ve DXB’nin enerji ihtiyacının yüzde 6.5’ini, DWC’nin ise yüzde 20’sini karşılayacak.

2026 yılında tamamlanması beklenen bu proje, her yıl 23.000 ton karbon emisyonunu dengeleyecek, bu da yollardan 5.000 aracı çekmeye veya 3.000 evi bir yıl boyunca elektrikle beslemeye eşdeğer. Dubai Airports CEO’su Paul Griffiths, proje ile ilgili bir konuşmasında “Yenilenebilir kaynaklardan elde ettiğimiz her kilovat, karbon ayak izimizi küçültmeye ve operasyonlarımızı geleceğe hazırlamaya bir adım daha yaklaştırıyor.” ifadesini kullandı.

Etihad Clean Energy Development Company ile işbirliği içinde gerçekleştirilecek bu proje, daha önce DXB Terminal 2 ve Concourse D’de kurulan güneş panelleri üzerine inşa edilecek. Ayrıca, Emirates Havayolu da Mühendislik Merkezi’nin enerji ihtiyacının yüzde 37’sini temiz enerjiyle karşılayacak bir projeye imza atarak 39.960 güneş paneli kuracak. Bu proje, yıllık 13.000 tondan fazla karbon emisyonunu azaltacak.

Dubai, 2040 Şehir Planı ile sürdürülebilir kentsel gelişimi ve yeşil altyapıyı ön planda tutarken, şehrin enerji hedefleri de hızla ilerliyor. Dubai Elektrik ve Su Kurumu CEO’su Saeed Mohammed Al Tayer, 2030 yılına kadar yüzde 27 temiz enerji kapasitesine ulaşmayı hedeflediklerini belirtti.

İngiltere’deki dolandırıcılık olayları bankaları teknoloji devleriyle karşı karşıya getirdi!

7 Ekim’den itibaren bankalar, “yetkilendirilmiş ödeme dolandırıcılığı” (APP) mağdurlarına en fazla 85.000 sterlin olmak üzere tazminat ödemek zorunda kalacak. Bu dolandırıcılık türünde suçlular, insanları para göndermeye ikna etmek için bir hizmet veya bireyi taklit ediyor.

Bu tazminat miktarı büyük bankalar için ciddi bir maliyet yaratabilir. Ancak, İngiltere’nin Ödeme Sistemleri Düzenleyicisi’nin (PSR) daha önce önerdiği 415.000 sterlinlik zorunlu tazminatın altında kalıyor. PSR, sektör tepkileri üzerine bu yüksek miktardan geri adım attı. Sektör temsilcileri, bu miktarın finansal hizmetler sektörünü aşırı zorlayacağını savundu.

Bu zorunlu tazminat uygulaması devreye girerken, bankalar dolandırıcılık mağdurlarını koruma maliyetinin ağırlığını üstlendiklerini düşünerek teknoloji şirketlerine eleştirilerini yöneltti.

Londra merkezli dijital banka Revolut, Meta’yı küresel dolandırıcıların faaliyetleriyle mücadelede yetersiz kalmakla suçladı. Revolut, sosyal medya platformlarının dolandırıcıların ağına düşen kurbanlara tazminat ödemesi gerektiğini savunarak, bu konuda hiçbir sorumluluk üstlenmemelerinin dolandırılma vakalarının yarattığı sorunu çözme konusunda bir sonuç yaratmadığını belirtti.

Bu sorun yıllardır tartışma konusu olurken, sosyal medya dolandırıcılığın en yaygın görüldüğü alanlardan biri olarak tanımlanıyor. İngiltere’de yetkililer, teknoloji şirketlerinin bankalarla daha fazla işbirliği yapmasını talep ediyor. Meta ise dolandırıcılık sorununu çözmek için sektörler arası işbirliğine ihtiyaç olduğunu vurguluyor.

Bu durum, bankaların üstlendiği mali yükümlülüklerin artmasına neden olurken, dolandırıcılık mağdurlarının korunmasında sosyal medya platformlarının sorumluluğunun da gözden geçirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. İlgili taraflar, işbirliği yaparak dolandırıcılığı önlemek için daha etkili stratejiler geliştirmeli.

Eski Google CEO’sundan çarpıcı veri merkezi açıklaması!

Eski Google CEO’su, artan veri merkezi inşaatlarının yavaşlatılması gerektiğine inanmadığını ifade etti ve “Zaten iklim hedeflerine ulaşamayacağız.” diyerek bu tesislerin inşa edilmesine devam edilmesini savundu.

Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) projeksiyonlarına göre, yapay zeka veri merkezlerinin enerji tüketimi 2024’te, 2022’ye kıyasla 10 kat daha fazla olacak. Arm CEO’su Rene Haas, yapay zeka veri merkezlerinin 2030 yılına kadar ABD enerji şebekesinin yüzde 20-25’ini tüketebileceğini öne sürdü.

McKinsey’nin tahminlerine göre, veri merkezlerinin bu on yılın sonunda yılda 35 gigawatt enerji tüketmesi bekleniyor. Bu, çevresel etkiler açısından önemli bir sorun yaratıyor. Microsoft, 2030 yılına kadar sera gazı emisyonlarını sıfıra indirme hedefini koymuş olsa da, şirketin bu emisyonları yapay zeka patlaması nedeniyle artıyor.

Washington’da bir yapay zeka zirvesinde konuşan eski Google CEO’su, yapay zekanın çevresel etkilerini hafifletmenin yolları olduğunu belirterek daha iyi bataryalar ve enerji hatlarıyla veri merkezleri inşa edilebileceğini söyledi. Ancak Schmidt, bu çabaların yeterli olmayacağını da ekledi.

Google yöneticisi, yapay zekanın “evrensel bir teknoloji” olduğunu belirterek, bu yeni teknolojinin taleplerinin devasa olduğunu ve koruma yoluyla bu hedeflere ulaşmanın mümkün olmayacağını savundu.

Schmidt, artan enerji taleplerine rağmen iklim hedeflerine ulaşmanın imkânsız olduğunu çünkü dünyanın bu konuda organize olmadığını ifade etti. Yine de yapay zekanın bu sorunları çözme potansiyeline inandığını belirtti.

Eric Schmidt, veri merkezlerinin çevre üzerindeki etkilerine rağmen, yapay zekanın gelişiminin durdurulmaması gerektiğini savunuyor.

Yarı iletken satışları kaos ortamından artışla çıktı!

Yarı İletken Endüstrisi Derneği’ne (SIA) göre, küresel yarı iletken satışları yıllık bazda %20,6 artış gösterdi.

Amerika kıtası bu büyümeye öncülük ederek %43,9 artışla 15,4 milyar dolarlık satış gerçekleştirdi. Yapay zeka, bulut bilişim ve otomotiv sektörlerindeki artan talep bu büyümeyi destekledi. Asya-Pasifik bölgesinde ise satışlar %17,1 artarak 10,95 milyar dolara ulaştı. Çin, %19,2 büyüme ile 13 milyar dolar, Japonya ise %2 artışla 4 milyar dolarlık satış elde etti. Ancak Avrupa, %9 düşüşle 4,7 milyar dolar satış kaydetti. Bu düşüşün nedenine dair bir açıklama yapılmadı.

Ağustos ayı, Ekim 2023’ten bu yana tüm kıtaların ay bazında pozitif büyüme kaydettiği ilk ay oldu. Bu durum, yarı iletken endüstrisinin toparlanma yolunda olduğunun bir işareti olarak değerlendirildi.

Ticaret kısıtlamalarına rağmen, yapay zeka, otomotiv ve tüketici elektroniği gibi sektörlerden gelen sürekli talebin küresel yarı iletken pazarını canlandırmaya devam etmesi bekleniyor.

Ancak, tedarik zinciri sorunları ve ABD-Çin arasındaki gerilimler, sektörün gelecekte karşılaşacağı zorluklar arasında yer alıyor. ABD, yarı iletken üretim kapasitesini artırmak için CHIPs Yasası kapsamında iç üretime odaklanırken, Çin ve Avrupa da kendi stratejik adımlarını atıyor.

Geçen yıl envanter fazlası ve enflasyonun etkisiyle %11’lik bir gelir kaybı yaşayan sektör, bu yıl toparlanmaya yönelik önemli adımlar atıyor. Ağustos 2024’ün ise bu toparlanma sürecinde önemli bir dönüm noktası olması bekleniyor.

Google, görüntüler hakkında gelen sesli soruları cevaplayabilecek!

Bu son değişiklikler, Google tarafından Mayıs 2024’te başlatılan ve bazı sorgulara yapay zeka teknolojisi tarafından yazılmış özetlerle yanıt verilen AI dönüşümünün bir sonraki adımını işaret ediyor. Ancak, bu gelişmelerin yanıltıcı bilgiler üretme riski taşıdığına dair geçmişte yaşanan endişeler hâlâ varlığını sürdürüyor.

Google, “Yapay Zekâ Genel Görünüm” adı verilen bu özetlerle kullanıcılarına bilgi sunarken, bazı yayıncılar bu durumun web sitelerine olan trafiği azaltacağından endişeleniyor. Özellikle New York Times ve TomsGuide.com gibi genel haber ve teknoloji inceleme siteleri bu durumdan olumsuz etkilenirken, Bloomberg.com ve Ulusal Sağlık Enstitüsü gibi daha uzmanlaşmış siteler, bu özetler aracılığıyla daha fazla trafik elde ediyor.

Google, bu endişeleri gidermek amacıyla, yapay zekâ tarafından üretilen özetlerde daha fazla dış bağlantı sunacağını duyurdu.

Google’ın 7 yıldır aktif olan Lens özelliği üzerine inşa edilen bu yeni fazı, kullanıcıların fotoğraflardaki nesneler hakkında sorgu yapmasına olanak tanıyacak. Lens özelliği halihazırda aylık 20 milyardan fazla sorguya yanıt veriyor ve 18-24 yaş arası genç kullanıcılar arasında popüler. Şimdi ise kullanıcılar, kameralarıyla görüntüledikleri nesneler hakkında sesli sorular sorabilecek ve bu sorulara yapay zekâ özetleriyle yanıt alabilecek.

Google Lens'

Google’ın bu yeni özellikleri, arama deneyimini daha basit ve daha erişilebilir hale getirmeyi amaçlarken, yapay zekânın güvenilirliğiyle ilgili riskler de gündemde. Geçmişte yapay zekânın kullanıcıları yanıltıcı bilgilere yönlendirmesi gibi hatalar yaşanmış olsa da Google, bu sorunların büyük ölçüde giderildiğini belirtiyor ve teknolojiyi sonuç sayfasında hangi bilgilerin öne çıkarılacağını belirlemek için kullanmaya devam edeceğini vurguluyor.

Veri merkezi girişimi Submer, dev bir yatırım aldı!

Veri merkezleri için yenilikçi ve sürdürülebilir soğutma çözümleri geliştiren Barselona merkezli şirket Submer, M&G liderliğinde gerçekleşen yatırım turunda 55.5 milyon dolarlık bir fon sağladı. Yatırım turuna Norrsken VC, Mundi Ventures ve Planet First Partners gibi önemli yatırımcılar da katıldı.

Veri merkezi girişimi Submer, dev bir yatırım alıyor

Submer, geleneksel ve çevreye zararlı soğutma yöntemlerine karşı su kullanmayan bir alternatif sunarak dikkat çekiyor. Şirketin geliştirdiği çözüm, hiper ölçekli veri merkezlerinden daha küçük ölçekli veri merkezlerine kadar geniş bir yelpazede kullanılabiliyor.

Veri merkezi girişimi Submer, dev bir yatırım alıyor.
Veri merkezi girişimi Submer, dev bir yatırım alıyor.

Veri merkezleri, çalışmak için çok yüksek miktarda enerji tüketen yapılar olarak biliniyor. Bu durum, aşırı kaynak tüketimi ve çevresel zararlar gibi sorunları beraberinde getiriyor. Submer’in geliştirdiği çözüm ise, veri merkezlerinin çevresel etkilerini en aza indirerek daha sürdürülebilir ve verimli bir soğutma modeli sunuyor.

Submer CFO’su Pol Valls, yatırımcıların ilgisi ve güveninden duydukları memnuniyeti dile getirdi. Şirket, bu yeni finansal destekle altyapısını güçlendirmeyi, daha fazla müşteriye ulaşmayı ve Asya-Pasifik ile ABD pazarlarına açılarak küresel çapta büyümeyi hedefliyor.

M&G Catalyst Yatırımları Küresel Başkanı Niranjan Sirdeshpande, yapay zeka ve veri kullanımı konusunda artan küresel talebe dikkat çekerek, Submer’in teknolojisinin bu alandaki enerji ve su ihtiyacını azaltmada önemli bir rol oynayacağını ifade etti.

Submer’ın bu başarılı yatırım turu, veri merkezleri sektöründe sürdürülebilir ve çevre dostu çözümlere artan ilgiyi bir kez daha gözler önüne seriyor.

Türkiye, Avrupa’da tohum öncesi yatırımlarda lider!

Startups.watch tarafından düzenlenen Türkiye Girişim Ekosistemi 2024 3. Çeyrek Etkinliğinde, 2024 yılının üçüncü çeyrek raporu açıklandı. Rapora göre, 2024 yılının ilk dokuz ayında, Türkiye girişim ekosisteminde toplam 709 milyon dolar yatırım yapıldı. 388 farklı anlaşma kapsamında gerçekleştirilen bu yatırımlar, tohum, erken aşama ve ileri aşama girişimlerini kapsadı. TÜBİTAK BiGG Fonu, yapılan 228 tohum öncesi yatırımla bu başarıya büyük katkı sağladı. Bu fonun katkısıyla Türkiye, Avrupa’da en fazla tohum öncesi yatırım yapan ülke konumuna yükseldi.

TÜBİTAK BiGG Fonu’nun Etkisi Büyük

TÜBİTAK BiGG Fonu, 2024 yılı boyunca gerçekleştirdiği 228 yatırım ile ekosistemde önemli bir yer edindi. Eskiden hibe olarak sunulan bu fon, artık tohum öncesi yatırımlarla girişimlere sermaye sağlıyor. Bu yatırımlar, Türkiye’nin Avrupa’da lider olmasına olanak tanıdı. Toplam yatırımların %59’u TÜBİTAK BiGG Fonu tarafından gerçekleştirildi.

Yatırımda öne çıkan sektörler

Yatırım büyüklüğü açısından en çok dikkat çeken dikeyler market teslimatı ve fintech oldu. Market teslimatı sektörü 2024 yılında 250 milyon dolarlık bir yatırım büyüklüğüne ulaşırken, fintech sektörü 182 milyon dolar ile rekor kırdı. Türkiye, bu alanlardaki yatırımlarla Avrupa’da önde gelen ülkeler arasında yer alıyor.

Yapay Zekâ ve Biyoteknoloji yatırımlarında artış

Yapay zekâ ve biyoteknoloji, işlem sayısı açısından en fazla yatırım alan sektörler oldu. TÜBİTAK BiGG Fonu, 2024 yılı içinde toplam 25 yapay zekâ yatırımına imza atarak bu alanda en fazla yatırım yapan fon olarak öne çıktı. Yapay zekâ yatırımlarının büyük bir kısmı tohum öncesi ve tohum seviyelerinde gerçekleşti. Bu dikeydeki yatırımlar, girişim ekosisteminin geleceği için önemli bir potansiyel sunuyor.

Oyun sektörü yükselişte

Oyun sektörü de Türkiye’deki girişim ekosisteminde dikkat çeken bir diğer alan. 2024’ün ilk dokuz ayında, Türkiye’de oyun girişimlerine toplam 70,9 milyon dolar yatırım yapıldı. Bu yatırım büyüklüğü ile Türkiye, Avrupa’da oyun sektörü yatırım sıralamasında Birleşik Krallık’tan sonra ikinci sırada yer aldı. MENA bölgesinde ise birinci sırada bulunuyor.

Kadın girişimcilere destek artıyor

2024’ün ilk dokuz ayında yapılan yatırımların %29’u kadın girişimciler tarafından kurulan girişimlere yapıldı. Bu oran, son beş yılın en yüksek seviyesi olarak dikkat çekiyor. TÜBİTAK BiGG Fonu’nun kadın girişimcilere yaptığı yatırımların artışı, bu yükselişin temel sebeplerinden biri olarak gösteriliyor.

Yabancı yatırımcı katılımı azalıyor

2024’ün ilk dokuz ayında yapılan 388 yatırımdan sadece 18’inde yabancı yatırımcılar yer aldı. Bu oran, Türkiye girişim ekosisteminde yabancı yatırımcı katılımının son beş yılın en düşük seviyelerine gerilediğini gösteriyor. Yabancı yatırımcıların katıldığı öne çıkan yatırımlar arasında Getmobil, Chainway ve Picus Security gibi girişimler yer alıyor.

2024’ün üçüncü çeyreğinde Türkiye’de ilk kez bir kuantum teknolojisi girişimi yatırım aldı. ACT Venture Partners’ın yatırım yaptığı Qubitrium, Türkiye’de bu alandaki ilk girişim olarak dikkat çekti. Ayrıca, fintech ve biyoteknoloji alanlarındaki yatırımların artmasıyla birlikte, bu dikeylerde yeni fırsatlar doğmaya devam ediyor.

TÜBİTAK BiGG Fonu’nun desteği ve stratejik sektörlere yapılan yatırımlarla güçlü bir büyüme ivmesi yakalayan ve hem yerli hem de yabancı yatırımcıların ilgisini çeken Türkiye girişim ekosistemi, 2024 yılında da dikkat çekici gelişmelere sahne olmaya devam edecek gibi görünüyor.

Startups.watch tarafından hazırlanan Türkiye Girişim Ekosistemi 3. çeyrek raporunun tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

En çok tercih edilen kripto para hangisi?

Paribu, iki yıldır FutureBright Group iş birliğiyle yürüttüğü ve bu yıl 5. kez gerçekleştirdiği Kripto Para Bilinirlik ve Algı Araştırması’nın sonuçlarını açıkladı. 2020 yılından beri her yıl düzenli olarak yapılan ve alanının en kapsamlısı olan bu önemli araştırma, Türkiye’de kripto paralara yönelik bilinirlik ve algıdaki değişimleri görmek için kritik bir öneme sahip.

Amacı, kripto para ekosisteminde son 1 yılda yaşanan gelişmelere ayna tutmak, elde edilen verileri kamu ve paydaşlarla paylaşmak, kripto paraya dair beklentileri, motivasyonları ve bariyerleri tespit etmek olan Kripto Para Bilinirlik ve Algı Araştırması, ortaya çıkan sonuçlar nezdinde ülkedeki kripto paralara dair yapılabileceklere dair doğru bir yol haritası niteliğinde.

En çok tercih edilen kripto para Bitcoin

Kripto Para Bilinirlik ve Algı Araştırması’na göre, Türkiye’de kripto paraları duymayan kalmadı. Kripto paraların duyulma oranı yüzde 99. Kripto para en çok kısa vadeli alım satım işlemlerinde kullanılıyor. Bitcoin hâlâ en çok tercih edilen kripto para.  Kripto para ile işlem yapanların oranı her yıl artıyor ve her 10 kişiden 4’ü kripto para cüzdanı kavramını biliyor. Kripto para ile işlem yapanların ortalama yaşı 34,7.  Kripto paralar ile işlem yapanların 4’te 1’i son 6 ayda işlem yapmaya başladı. Bu yılın en güvenilir ve en çok tercih edilen yatırım aracı altın oldu. 

Kripto Para Bilinirlik ve Algı Araştırması’nın tamamına buradan erişebilirsiniz.

Google, Karspersky uygulamalarını dünya çapında kullanımdan kaldırdı!

Yakın geçmişte, Rusya merkezli güvenlik yazılımı şirketi Kaspersky tarafından geliştirilen uygulamalar, Google Play Storedan sessizce kaldırıldı. Bu değişiklik, birçok kullanıcı tarafından fark edilmesine rağmen, Google’dan uzun bir süre açıklama yapılmadı.

Google, son açıklaması ile Rus şirketin uygulamalarının Android ekosistemine kabul edilmediğini artık resmen doğruladı. Şirketin, ABD makamlarının Rusya merkezli Kaspersky’e getirdiği yasaklara uyduğu belirtildi. Bu yasak, Rus şirketin uygulamalarının Google Play Store’dan kaldırılmasına yol açtı. Ancak bu ani kaldırma işlemi, özellikle Kaspersky ürünlerine güvenen mobil kullanıcıları, potansiyel güvenlik tehditlerine karşı savunmasız hale getirebilir. Google’ın kararı, yalnızca ABD’yi değil, küresel kullanıcıları da etkiliyor.

Bazı Android kullanıcıları, Rus şirketin ürünlerini Play Store’da aradıklarında sonuç alamayınca bu durumu fark etti. Kaspersky, uygulamalarının neden arama sonuçlarında çıkmadığını araştırdığını açıklarken, Google ise ABD Ticaret Bakanlığı’nın koyduğu kısıtlamalar sebebiyle Kaspersky uygulamalarını ekosistemden kaldırdığını doğruladı.

Kaspersky, Google’ın bu kararı tek taraflı olarak aldığını ve bunun küresel bir etkisi olduğunu belirtti. Şirket, ABD hükümetinin, ürünlerinin satışını veya dağıtımını ABD dışında açıkça yasaklamadığını vurguladı.

Google Haberler kesinti

Buna rağmen Google, Rus şirketin uygulamalarını küresel çapta engelledi. Kaspersky yetkilileri, Google’ın bu kararı aşırı yorumladığını ve ABD kısıtlamalarının bu şekilde uygulanmasına gerek olmadığını savundu.

Şirket, özellikle Washington’dan gelen bu kısıtlamaların ABD dışındaki kullanıcılar için herhangi bir yasal dayanağı olmadığını belirterek, Google’ın kararının, geniş çaplı bir etkiye sahip olduğuna dikkat çekti.

Cisco, bulut bilişim şirketi CoreWeave’e yatırım yapıyor!

Ağ teknolojilerinin lider şirketi Cisco, yapay zeka ve makine öğrenimi gibi alanlarda hızla büyüyen GPU tabanlı bulut bilişim şirketi CoreWeave’e stratejik bir yatırım yapmaya hazırlanıyor. İddialara göre 23 milyar dolar değerleme üzerinden gerçekleşecek bu yatırım, Cisco’nun hızla gelişen yapay zeka pazarındaki yerini sağlamlaştırma hamlesi olarak yorumlanıyor. İşte son dönemde çok konuşulan konu hakkındaki en önemli ve en çarpıcı detaylar…

Cisco, bulut bilişim şirketi CoreWeave’e yatırım yapacak

CoreWeave, Nvidia‘nın çiplerine dayalı veri merkezleri ile dikkat çekiyor ve özellikle yüksek hesaplama gücü gerektiren yapay zeka, makine öğrenimi, görsel efektler ve blok zinciri gibi alanlarda hizmet veriyor. Nvidia, Magnetar ve Fidelity gibi dev şirketlerin yatırım yaptığı CoreWeave, bu yeni yatırımla birlikte gücüne güç katmayı hedefliyor.

Cisco, bulut bilişim şirketi CoreWeave’e yatırım yapacak.
Cisco, bulut bilişim şirketi CoreWeave’e yatırım yapacak. İşte çok konuşulan konu hakkındaki detaylar…

Yatırımın yanı sıra, CoreWeave’in çalışanlarına ve mevcut hissedarlarına yönelik 400 ila 500 milyon dolar değerinde hisse satışı yapacağı bir ikincil piyasa işlemi de gündemde. Anlaşmanın tamamlanmasına yakın olduğu belirtilirken, CoreWeave’in bu hamlelerle birlikte gelecek yıl planladığı halka arzına da hız kazandırması bekleniyor.

Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce bu yatırım önümüzdeki dönemde başarılı olabilecek mi? Yanıtlarınızı aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz. Görüşleriniz bizim için gerçekten çok değerli. Paylaşmaktan çekinmeyin! Yorumlarınızı büyük bir merakla bekliyoruz.

Intel’in yeni amiral gemisi Arrow Lake 9 285K performansıyla şaşırttı!

0

Intel’in yeni nesil Arrow Lake-S masaüstü işlemci serisi, tanıtım öncesinde performans testlerinde boy göstermeye başladı. Bu serinin amiral gemisi olarak dikkat çeken Intel Core Ultra 9 285KPassMark testlerinde tek iş parçacıklı performansıyla zirveye yerleşti. Intel’in bu yeni işlemcisi, Raptor Lake Refresh serisinin devamı olarak LGA-1851 platformuna dayalı ve yapay zeka odaklı NPU özellikleriyle donatılmış. Intel’in yeni amiral gemisi Arrow Lake 9 285K, test sonuçlarında oldukça başarılı sonuçlar göstermekte.

Gelişmiş mimarisiyle dikkat çeken performans

Intel Core Ultra 9 285K, yeni Lion Cove çekirdek mimarisini temel alarak performans çıtasını bir üst seviyeye taşıyor. İşlemci, 8 performans çekirdeği (3,7-5,7 GHz) ve Skymont tabanlı 16 verimlilik çekirdeği (3,2-4,6 GHz) ile toplamda 24 iş parçacığı sunuyor. Intel’in yeni amiral gemisi Arrow Lake 9 285K, bu yapılandırma ile yüksek verimlilik sağlıyor. Ayrıca, 36 MB L3 ve 40 MB L2 önbellek ile toplamda 76 MB önbellek havuzu barındırarak kullanıcılarına hızlı bir deneyim vaat ediyor. Güç tüketimi açısından 125W PL1 ve 250W MTP değerleriyle gelen işlemci, güçlü soğutma sistemleriyle uyumlu bir yapı sunuyor.

PassMark test sonuçlarına göre, Intel Core Ultra 9 285K, tek iş parçacıklı performans testinde 5.268 puan alarak zirveye yerleşti. Bu, işlemcinin Core i9-14900KS‘den %8,2 daha hızlı olduğunu gösteriyor. Core i9-14900KS’nin 6,2 GHz gibi yüksek saat hızlarına sahip olduğu düşünüldüğünde, Intel’in yeni amiral gemisinin bu performansı oldukça dikkat çekici. Aynı zamanda işlemci, AMD Ryzen 9 9950X karşısında %11 daha yüksek performans gösteriyor. Yani, Intel’in yeni amiral gemisi Arrow Lake 9 285K performans konusunda ciddi bir rekabete hazır olduğunu gösteriyor.

Çok iş parçacıklı performans ve Hyper-Threading eksikliği

Intel Core Ultra 9 285K, çok iş parçacıklı testlerde 46.872 puan aldı. Bu puan, işlemcinin Core i9-14900K ve Ryzen 9 9950X gibi rakiplerinin altında kaldığını gösteriyor. Core i9-14900K aynı testte 60.305 puanRyzen 9 9950X ise 66.702 puan aldı. Ancak burada Hyper-Threading desteğinin olmaması, performans farkının ana nedeni olarak dikkat çekiyor. Arrow Lake serisi, AMD Zen 5 ve Intel 14. nesil işlemcilerin sunduğu 32 iş parçacığına kıyasla 24 iş parçacığısunduğundan çoklu görevlerde geride kalıyor.

Intel’in Arrow Lake K serisi işlemcilerinin lansmanı için geri sayım başladı. Özellikle Intel Core Ultra 9 285K gibi modellerin önümüzdeki hafta tanıtılması ve 24 Ekim itibarıyla raflarda yerini alması bekleniyor. Kısacası, Intel’in yeni amiral gemisi Arrow Lake 9 285K, kullanıcıların yeni nesil oyun ve içerik oluşturma ihtiyaçlarını karşılamayı hedefliyor.

Nvidia Unreal Engine 5 için yeni ACE eklentilerini tanıttı: dijital insanlar artık daha gerçekçi

Seattle’da düzenlenen Unreal Fest 2024 etkinliğinde, Nvidia, dijital insanlar oluşturmak için kullanılan güçlü yapay zeka araçları seti olan Nvidia ACE teknolojisini, artık Unreal Engine 5 eklentisi olarak geliştiricilerin kullanımına sunduğunu duyurdu. Bu yeni eklentiler, geliştiricilerin MetaHuman karakterlerini daha hızlı ve daha verimli bir şekilde üretmelerini sağlıyor. Özellikle Windows PC’lerde oyun tasarımı için geliştirilen bu araçlar, Nvidia ACE platformu ile entegre çalışarak dijital insanların oyun ve uygulamalara entegrasyonunu daha kolay ve daha gerçekçi hale getiriyor.

Nvidia ACE, yapay zeka destekli teknolojilerle dijital karakterler ve diyaloglar oluşturabiliyor, metni sese dönüştürebiliyor, yüz animasyonları yaratabiliyor ve daha fazlasını yapabiliyor. Bu yetenekler, NPC karakterlerin doğal diyaloglarla etkileşim kurabilen ve canlı hissettiren özellikler kazanmasını sağlıyor. Unreal Engine 5 ile tam uyumlu hale gelen Nvidia ACE, geliştiricilere dijital karakterler oluşturma sürecinde büyük kolaylık ve yaratıcılık imkanısunuyor.

Nvidia, Unreal Engine 5 için üç yeni ACE eklentisi yayınladı: Audio2Face-3DNemotron-Mini 4B Instruct, ve Retrieval Augmented Generation (RAG). Bu eklentiler, yüz animasyonları ve dudak senkronizasyonuinteraktif diyalog için yanıt oluşturma ve karakter etkileşimleri için bağlamsal bilgi sağlama gibi özellikleri Unreal Engine 5üzerinde aktif hale getiriyor. Özellikle Audio2Face-3D eklentisi, karakterlerin dudak senkronizasyonunu mükemmel bir şekilde gerçekleştirerek, onların seslendirmeyle senkronize hareket etmesini sağlıyor. Nemotron-Mini 4B Instruct ise, karakterlerin diyaloglara doğal ve etkileyici şekilde yanıt vermesini mümkün kılıyor. Ek olarak, Retrieval Augmented Generation (RAG) ile karakterler, bağlamsal bilgilere dayalı daha derinlemesine diyaloglar geliştirebiliyor.

Ayrıca Unreal Engine 5 Renderer Microservice ve Pixel Streaming teknolojisi sayesinde yüksek kaliteli MetaHuman karakterleri, düşük gecikme süresi ile her cihaza aktarılabiliyor. Bu eklentiler, düşük bellek kullanımı ve düşük gecikme süresi için optimize edilmiş mikro hizmetlerle birlikte gelirken, bulut tabanlı projeler için de ölçeklenebilirliksunuyor. Bu sayede, oyun geliştirme ve dijital içerik oluşturma süreçleri Nvidia’nın sunduğu bu yeni teknolojiler ile daha kolaydaha hızlı ve daha erişilebilir hale geliyor.

Nvidia, ayrıca Autodesk Maya kullanıcıları için Audio2Face-3D eklentisini de entegre ederek, dijital karakter animasyonları üzerinde çalışan profesyonellerin daha gelişmiş yapay zeka destekli araçlarla çalışmalarını sağlıyor. Bu entegrasyon, karakter animasyonlarını daha gerçekçi ve dinamik hale getirerek, tasarımcıların ve animatörlerin yaratıcı potansiyellerini üst düzeye çıkarmalarına yardımcı oluyor.

Geliştiriciler, Nvidia’nın ACE teknolojisini kullanarak geleceğin oyunlarında daha gerçekçi ve etkileşimli dijital insandeneyimleri sunma fırsatını elde ediyor. Bu teknoloji sayesinde, oyun dünyası, yapay zeka destekli dijital karakterlerile daha önce mümkün olmayan bir seviyeye taşınıyor. Nvidia’nın Unreal Engine 5 için sunduğu bu yeni eklentiler, hem geliştiricilere hem de oyunculara çığır açan bir deneyim vadediyor.

ABD ve Japonya Stratosferde uçan güneş enerjili İHA geliştirdi

ABD merkezli AeroVironment ve Japonya merkezli SoftBank, yüksek irtifa platform istasyonu (HAPS) olarak görev yapacak güneş enerjili bir insansız hava aracı (İHA) geliştirdi. Horus A adı verilen bu yeni model, önceki versiyon Sunglider’ın geliştirilmiş bir hali olup, 78 metre kanat açıklığına ve 68 kilogram taşıma kapasitesine sahip. 20 kilometre yükseklikte, yani stratosferde uçabilen bu araç, uzun süreli görevler için tasarlandı.

Stratosferde yüksek hızlı ve güvenilir iletişim

Horus A, yüksek irtifa iletişim sistemleri, navigasyon ve uzay alanı farkındalığı gibi görevleri üstlenebiliyor. Aynı zamanda istihbarat, gözetleme ve keşif için de kullanılabilen bu İHA, 1,5 kW kullanılabilir gücü sayesinde istikrarlı, yüksek hızlı mobil bağlantı sunabiliyor. SoftBank ve AeroVironment, stratosferden geniş alanları kapsayacak şekilde sağlam bir iletişim altyapısı sağlama amacıyla aracın performansını geliştirdi.

Geçtiğimiz günlerde başarılı bir test uçuşu gerçekleştiren Horus A, ABD Savunma Bakanlığı tarafından yapılan bir saha testinde, Sentetik Açıklıklı Radar (SAR) ve Taktik Sınıf Ağ Telsizi ile görev icra etti. İHA, olumsuz hava koşullarında manevra kabiliyetini, güvenli iniş yapabilme yeteneğini ve tekrar uçuşa hazır olma becerisini de sergiledi.

Uçuşa elverişlilik sertifikası ve gelecek planları

Horus A, ABD Ordusu tarafından uçuşa elverişlilik onayı alırken, Federal Havacılık İdaresi (FAA) tarafından da Özel Uçuşa Elverişlilik Sertifikası’na hak kazandı. Bu sertifika, ulusal hava sahasında uçuş testlerine devam edilmesine ve aracın operasyonel faaliyete geçme planlarının hızlandırılmasına olanak tanıyor. Horus A’nın, yakın zamanda uzun süreli görevlerde kullanılmak üzere tam kapasite ile operasyona girmesi hedefleniyor.

ABD ve Japonya’nın iş birliğiyle geliştirilen bu güneş enerjili yüksek irtifa İHA, hem ticari hem de askeri uygulamalar için geniş bir yelpazede hizmet verecek ve gelecekteki gelişmiş İHA platformlarına ilham kaynağı olmayı vaat ediyor.

Türk otomotiv sektöründen 9 ayda 26,9 milyar dolarlık ihracat: Eylül ayında rekor kırıldı

Türk otomotiv endüstrisi, 2024 yılının eylül ayında ihracatta rekor kırarak 3,4 milyar dolar ile tüm zamanların en yüksek eylül ayı ihracatını gerçekleştirdi. Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği’nden (OİB) yapılan açıklamaya göre, sektörün ihracatı geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 21 oranında artarak 3 milyar 407 milyon dolar seviyesine ulaştı. Türk otomotiv sektöründen büyük bir başarı.

9 Aylık ihracat 26,9 milyar dolara ulaştı

Türkiye’nin ihracatında lider konumda bulunan otomotiv sektörü, toplam ihracattan yüzde 17,7 pay aldı. 2024 yılının ilk 9 ayında Türk otomotiv sektöründen yapılan ihracat yüzde 5,3 oranında artarak 26 milyar 934 milyon dolar olarak kayıtlara geçti. Sektör, özellikle Almanya, Fransa ve Birleşik Krallık gibi ana pazarlarında büyük artışlar yaşadı.

Tedarik endüstrisi ihracatında güçlü büyüme

Eylül ayında otomotiv sektörünün alt gruplarından tedarik endüstrisi 1 milyar 355 milyon dolarlıkbinek otomobil ihracatı 1 milyar 87 milyon dolar seviyesine ulaştı. Eşya taşımaya mahsus motorlu taşıtlarda 450 milyon dolarçekici ihracatında 249 milyon dolar dış satım yapıldı. Otobüs, minibüs ve midibüs grubu 199 milyon dolar ile önemli bir ihracat kalemi olarak öne çıktı ve Türk otomotiv sektöründen gelen kaliteli üretimleri gösterdi.

Ana pazarlarda büyük artışlar

Tedarik endüstrisinde Almanya’ya ihracat yüzde 9Fransa’ya yüzde 33ABD’ye yüzde 31 oranında arttı. Romanya’ya yüzde 64İspanya’ya yüzde 13Çekya’ya yüzde 108 gibi çarpıcı artışlar kaydedildi. Binek otomobil ihracatında Birleşik Krallık’a yüzde 85Fransa’ya yüzde 18İtalya’ya yüzde 37 oranında artış yaşandı. Polonya’ya yüzde 143Almanya’ya yüzde 62Slovenya’ya yüzde 156 artış gerçekleşti. Ana pazarlarda Türk otomotiv sektöründen sağlanan bu büyük artışlar, sektörün başarısını pekiştirdi.

AB ülkelerine ihracat yüzde 19 arttı

Türk otomotiv endüstrisi, eylül ayında Avrupa Birliği (AB) ülkelerine yönelik ihracatını yüzde 19 artırarak 2 milyar 281 milyon dolar seviyesine ulaştırdı. AB ülkeleri, toplam otomotiv ihracatının yüzde 67,4’ünü oluşturdu. Birleşik Krallık, eylül ayında yüzde 70 artışla 438 milyon dolarlık ihracatla ilk sıraya yerleşti. Almanya 425 milyon dolar ile ikinci, Fransa 346 milyon dolar ile üçüncü sırada yer aldı.

Çekici ihracatında önemli bir büyüme görülürken, Birleşik Krallık, Belçika ve Slovenya’ya dört haneli artışlar kaydedildi. Eşya taşımaya mahsus motorlu taşıtlarda Birleşik Krallık’a yüzde 27Slovenya’ya yüzde 74İtalya’ya yüzde 38 artış yaşandı. Buna karşın Fransa’ya yüzde 35Avustralya’ya yüzde 41Hollanda’ya yüzde 83 düşüş görüldü.

OİB Yönetim Kurulu Başkanı Baran Çelik, eylül ayının aylık bazda en yüksek ihracat rakamlarına ulaşıldığını belirterek, “Binek otomobillerde yüzde 40, çekicilerde ise yüzde 30 oranında ihracat artışı yaşandı. Birleşik Krallık’a yüzde 70 oranında artan ihracatımız, ülkeyi en fazla ihracat yaptığımız ülke konumuna taşıdı” açıklamasında bulundu. Ayrıca, Slovenya’ya yüzde 106Polonya’ya yüzde 59 oranında güçlü artışlar kaydedildiğini sözlerine ekledi.

Türk otomotiv sektörünün yılın son çeyreğinde de ihracat artışını sürdüreceği öngörülüyor ve Türk otomotiv sektöründen gelecek daha fazla başarı beklentisi yükseliyor.

2024 Nobel Ödülleri sahiplerini buluyor!

0

2024 Nobel Tıp Ödülü, gen düzenlemesi alanında çığır açan bir keşfe imza atan iki bilim insanı olan Victor Ambros ve Gary Ruvkun’a verildi. İkili, mikroRNA’ların keşfi ve bu küçük, güçlü moleküllerin gen ifadesinin düzenlenmesindeki rollerini aydınlatmadaki olağanüstü başarılarından dolayı ödüle layık görüldü. Bu keşif, kanserden kalp hastalığına, nörodejeneratif hastalıklardan bağışıklık sistemi bozukluklarına kadar çok çeşitli hastalıkların nasıl geliştiğini anlamamızda devrim yarattı.

2024 Nobel Ödülleri sahiplerini bulacak

Ambros ve Ruvkun, bilimsel yolculuklarında bir araya gelmeden önce, her ikisi de biyoloji alanında etkileyici bir eğitim geçmişine sahipti. Victor Ambros, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde (MIT) eğitim gördü ve 1979’da aynı üniversiteden doktora derecesini aldı. 2008’den beri Massachusetts Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde çalışmalarına devam ediyor. Gary Ruvkun ise, Berkeley’deki California Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra, Harvard Üniversitesi’nde “bakteriyel azot fiksasyon genleri” üzerine yaptığı doktora çalışmasıyla dikkatleri üzerine çekti ve şu anda Harvard Tıp Fakültesi’nde genetik profesörü olarak görev yapıyor.

2024 Nobel Ödülleri sahiplerini bulacak.
2024 Nobel Ödülleri sahiplerini bulacak.

Birlikte yürüttükleri çığır açan araştırmalarında, Ambros ve Ruvkun, C. elegans adlı küçük bir solucan türünde mikroRNA’ları ilk keşfedenler oldular. Bu keşif, biyoloji dünyasında büyük yankı uyandırdı çünkü mikroRNA’ların insanlar dahil olmak üzere tüm çok hücreli organizmalarda bulunduğunu ve hücresel süreçlerde hayati bir rol oynadığını ortaya koydu. Bu küçük moleküller, gen ekspresyonunu hassas bir şekilde düzenleyerek, hücrelerin hangi proteinleri ne zaman ve ne kadar üreteceğini kontrol ediyor.

MikroRNA’ların keşfi, hastalıkların teşhis ve tedavisi için tamamen yeni bir yol açtı. Artık bilim insanları, bu küçük molekülleri hedef alarak, hastalıkların gelişimini durdurmanın veya yavaşlatmanın yollarını arıyor. Bu alandaki araştırmalar, kanser, kalp yetmezliği ve Alzheimer hastalığı gibi günümüzün en zorlu sağlık sorunlarına çözüm bulma konusunda büyük umut vadediyor. Ambros ve Ruvkun’a verilen 2024 Nobel Tıp Ödülü, mikroRNA’ların öneminin altını çizen ve bu alandaki araştırmaları daha da ileriye taşımak için büyük bir motivasyon kaynağı oluşturan bir kilometre taşıdır.