Blue Origin’in New Glenn Roketi İlk Görevine Hazırlanıyor

Blue Origin, roketi gerçek bir fırlatma senaryosunu simüle eden “wet dress rehearsal” adı verilen kapsamlı bir teste tabi tuttu.

Bu test sırasında, roketin yakıt tankları tamamen dolduruldu ve yedi BE-4 motoru 24 saniye boyunca çalıştırıldı. Ayrıca, 20 tonluk bir yük simülatörü yerleştirilen roket, gerçek bir görevde taşıyacağı yükü de test etmiş oldu. Bu, New Glenn’in tüm sistemlerinin ilk kez entegre bir şekilde çalıştırıldığı anlamına geliyor.

Blue Origin yöneticisi Jarrett Jones, bu başarıyı şirket için “anlamlı bir dönüm noktası” olarak nitelendirdi.

FAA’dan uçuş izni geldi

Federal Havacılık İdaresi (FAA), New Glenn roketine uçuş lisansı vererek ilk görev için onayını resmen duyurdu. Roketin ilk uçuşu başlangıçta Ekim 2023’te yapılması planlanıyordu. Ancak, teknik hazırlıkların tamamlanamaması nedeniyle bu uçuş ertelendi.

Roketin ilk görevi, şirketin Blue Ring Pathfinder adını verdiği yükü taşımak olacak. Bu platform, Pentagon gibi müşterilere uzayda çeşitli hizmetler sunmayı amaçlıyor.

New Glenn için ilk uçuş 2025’te

Şirket, New Glenn’i “daha büyük hedefler için tasarlanmış, dev bir yeniden kullanılabilir roket” olarak tanımlıyor. Roket, gelecekte insanlı görevler için de kullanılabilecek şekilde güvenlik ve yedekleme özelliklerine sahip. Ancak, ilk uçuş insansız olarak gerçekleşecek. New Glenn’in güçlü tasarımı, hem ticari hem de bilimsel görevlerde kullanılmasını mümkün kılıyor.

Blue Origin’in verdiği bilgiye göre, roketin ilk uçuşunun 2025’in başlarında yapılması planlanıyor. Bu tarih, 6 Ocak olarak öne çıkıyor. New Glenn’in başarılı bir şekilde fırlatılması, sadece Blue Origin için değil, uzay keşfi için de yeni bir dönemin başlangıcı olacak.

https://twitter.com/JeffBezos/status/1872824935732916265?ref_src=twsrc%5Etfw%7Ctwcamp%5Etweetembed%7Ctwterm%5E1872824935732916265%7Ctwgr%5E3fbfba626e6ee51e569156333f9a53c181483d1d%7Ctwcon%5Es1_c10&ref_url=https%3A%2F%2Fwww.engadget.com%2Fscience%2Fspace%2Fblue-origins-new-glenn-rocket-completes-final-test-for-its-first-flight-140049935.html

Apple, Lightning bağlantılı cihazlarının satışını durdurdu!

0

iPhone SE, iPhone 14 ve 14 Plus gibi modeller, Apple’ın çevrimiçi mağazalarından artık temin edilemiyor. AB’nin 2022/2380 numaralı Direktifi, 28 Aralık 2024 itibarıyla USB-C bağlantı noktasını geniş bir ürün yelpazesi için zorunlu hale getirdi.

Apple, bu kapsamda Hollanda, Fransa, Norveç ve Almanya gibi ülkelerde Lightning bağlantı noktasına sahip cihazlarının mağazalardan kaldırıldı. Buna, Magic Keyboard gibi diğer Lightning tabanlı aksesuarlar da dahil.

Bu cihazlar ABD ve AB’ye dahil olmayan diğer ülkelerde hala satışta. Ancak, Apple’ın 2025’te USB-C bağlantı noktası ve OLED ekran gibi özelliklerle yeni bir iPhone SE modeli çıkaracağı konuşuluyor.

Apple, USB-C geçişine hızlı uyum sağlayacak

Yeni düzenlemelerin hedefi

AB Direktifi, yalnızca USB-C’yi zorunlu hale getirmekle kalmıyor; hızlı şarjı destekleyen cihazların USB PD standardını kullanmasını, şarj cihazlarının ürünlerden ayrı satılmasını ve cihazların enerji ihtiyaçlarına dair daha iyi etiketleme yapılmasını da gerektiriyor. Bu düzenlemeler, elektronik atıkları azaltmayı ve tüketici deneyimini iyileştirmeyi hedefliyor.

Apple’ın bu değişime ayak uydurması, markanın Avrupa’daki yasal düzenlemelerle uyum içinde olduğunu gösteriyor. Yeni ürünlerin piyasaya çıkışı, kullanıcıların yeni standartlara kolayca geçiş yapmasını sağlayacak.

Bu düzenlemenin Apple ve diğer teknoloji devleri için sadece yasal bir uyum süreci değil, aynı zamanda rekabeti yeniden şekillendirecek bir dönüm noktası olduğu düşünülüyor. USB-C, evrensel bir şarj standardı olarak kullanıcıların farklı cihazlar için ayrı kablo taşıma zorunluluğunu ortadan kaldırarak daha sürdürülebilir bir teknoloji ekosistemi yaratacak.

Appleın USB-C’ye geçişi, aksesuar ve cihaz pazarında önemli değişimlere yol açabilir. Ayrıca, şarj cihazlarının ürünlerden ayrılması tüketicilere maliyet avantajı sunarken elektronik atıkların da ciddi şekilde azalmasını sağlayacak. Bu hamle, çevre bilincine sahip kullanıcılar için de olumlu bir adım olarak değerlendiriliyor.

Yapay zeka kararlarımızı etkileyebilir!

Araştırmacılar, yapay zeka (YZ) araçlarının insanların çevrimiçi kararlarını etkileyebilecek noktaya hızla yaklaştığını belirterek önemli bir uyarıda bulundu. The Guardian’da yer alan yeni bir araştırma, yapay zeka sistemlerinin, insan psikolojisinden faydalanarak dijital platformlarla etkileşim şeklimizi değiştirme potansiyeline sahip olduğunu ortaya koyuyor.

Yayınlanan rapora göre, gelişmiş YZ sistemleri, e-ticaret siteleri, sosyal medya ve arama motorları gibi platformlarda kullanıcıların seçimlerini yönlendirebilir. Araştırmacılar, bu araçların, kullanıcıların farkında bile olmadan, içerikleri veya önerileri onlara özel şekilde tasarlayarak belirli eylemlere yöneltebileceğini ifade ediyor.

Kişiselleştirme ile Manipülasyon

YZ araçları, özellikle kişiselleştirilmiş algoritmalara dayanıyor. Bu sistemler, kullanıcıların arama geçmişi, alışveriş tercihleri ve sosyal davranış modelleri gibi verilerini analiz ederek çalışıyor. Toplanan veriler, kullanıcıların satın alma alışkanlıklarını veya oy verme kararlarını etkileyen hiper hedefli reklamlar veya öneriler oluşturmak için kullanılıyor.

YZ etiği konusunda uzman Dr. Alice Carter, bu durumu şu sözlerle açıklıyor: “Bu araçlar, bizi neyin tıklattığını, satın aldırdığını ya da inandırdığını biliyor ve bu bilgiyi kâr veya ikna için kullanıyor.”

Araştırmada, bu tür manipülasyonun demokrasi, ticaret ve bireysel özerklik üzerinde büyük etkiler yaratabileceği vurgulanıyor. Özellikle seçim dönemlerinde, yapay zeka destekli reklamların, kullanıcılara inançlarına uygun önyargılı siyasi içerikler sunarak seçmen kararlarını etkileyebileceği belirtiliyor.

Düzenleme Çağrıları

Birçok uzman, karar alma süreçlerinde YZ kullanımının kötüye kullanılmasını önlemek için katı düzenlemeler getirilmesi gerektiğini savunuyor. Şeffaflık, bu süreçte anahtar olarak görülüyor. Platformların, kullanıcıların kararlarını YZ’nin etkilediği durumları açıklaması ve bu etkiyi sınırlayacak seçenekler sunması öneriliyor.

Ancak, teknoloji şirketleri, YZ’nin kullanıcı deneyimini geliştirdiğini savunarak bu düzenlemelere karşı çıkıyor. Eleştirmenler ise bu yaklaşımın, özellikle kullanıcı manipülasyonunun kurumsal çıkarları desteklediği durumlarda, etik kaygıları göz ardı ettiğini belirtiyor.

Araştırmacılar, bir çözüm olarak YZ algoritmalarının denetlenmesini öneriyor. Bu denetimler, platformların veri toplama ve kullanım yöntemlerini etik standartlara uygun şekilde değerlendirebilir. Ayrıca, kullanıcıların manipülasyonu algılayıp önlemelerine yardımcı olacak araçlarla güçlendirilmesi gerektiği ifade ediliyor.

Kamu Farkındalığı Önemli

Raporda, bireylerin YZ’nin çevrimiçi deneyimlerini nasıl şekillendirdiği konusunda daha bilinçli olmaları gerektiği belirtiliyor. Kişiselleştirilmiş önerileri sorgulamak, gizlilik ayarlarını düzenlemek ve bilgi kaynaklarını çeşitlendirmek gibi basit adımlar, kullanıcıların kontrolü geri kazanmasına yardımcı olabilir.

YZ teknolojisi ilerledikçe, etik kullanımıyla ilgili tartışmaların daha da yoğunlaşması bekleniyor. Araştırma, teknolojik ilerlemeyle bireysel özgürlüğün korunması arasındaki dengeyi sağlama konusunda gelecekte karşılaşılacak zorluklara dikkat çekiyor.

Terk edilmiş petrol kuyusunda güneş enerjisi depolanıyor!

ABD‘de, güneş enerjisinin depolanması için yenilikçi bir çözüm arayışı hızla devam ediyor ve bu çerçevede, terkedilmiş petrol kuyularında enerjinin depolanması fikri gündemde. Bu yöntem, özellikle güneş enerjisinin mevsimsel dengesizliklerini çözmeyi amaçlıyor. Konsantre güneş enerjisinin yüksek verimlilikle elde edilmesi sağlanabilirken, bu enerjiyi depolamak için büyük hacimli alanlara ihtiyaç duyuluyor. İşte bu noktada, eski petrol sahaları devreye giriyor. Kullanılmayan petrol kuyuları, aşırı ısınmış suyu depolamak ve bunu gerektiğinde elektrik üretimi için kullanmak amacıyla uygun bir çözüm olarak öneriliyor.

Terk edilmiş petrol kuyusunda güneş enerjisi depolanacak

Konsantre güneş enerjisinin elde edilmesi için kullanılan mevcut yöntemlerden biri, güneş ışığının parabolik aynalar aracılığıyla bir boru içindeki yağa aktarılması ve bu yağın ısıtılarak yüksek sıcaklıklara ulaşmasıdır. Bu ısıtılan yağ, bir sistem aracılığıyla suya aktarılır ve bu su, eski bir petrol sahasına pompalanır. Su, kuyularda depolandıktan sonra, soğuyarak başka kuyulardan çekilebilir. Böylelikle yüksek sıcaklıkta depolanan enerji, gerektiğinde elektrik üretmek için kullanılabilir.

Terk edilmiş petrol kuyusunda güneş enerjisi depolanacak.
Terk edilmiş petrol kuyusunda güneş enerjisi depolanacak.

Bu süreç, daha önce kullanılan dev kuleler ve tanklardan çok daha düşük maliyetli ve daha pratik bir yöntem olarak öne çıkıyor. Geleneksel depolama yöntemlerinde kullanılan dev aynalar ve büyük yapılar, projeyi pahalı hale getirebilirken, terkedilmiş petrol kuyularının kullanılması, uzun süreli güneşsizlik dönemlerinde bile etkili enerji depolama imkanı sunuyor. Aynı zamanda, bu sistemin kurulumu için gereken başlangıç yatırımları oldukça düşük, bu da yaşam boyu ekonomik olarak daha verimli bir seçenek sunuyor.

Kaliforniya’da kurulması planlanan bu sistem, 200 bin metrekarelik bir alanda yer alacak ve 1000 saatlik enerji depolama kapasitesine sahip olacak. Depolanan enerji, toplamda 200 GWh gibi büyük bir kapasiteye ulaşacak. Bu sistemin amacı, yaz aylarında üretilen fazlalık güneş enerjisinin, kışın ya da bulutlu günlerde kullanılabilmesi için depolanması. Bu depolama yöntemi, güneş enerjisi kullanımının zamanlamaya bağlı olarak enerji talebini karşılamak ve fosil yakıtlara dayalı enerji santrallerinin yerine geçmek için tasarlandı. Sistemin toplam maliyetinin yaklaşık 1,8 milyar dolar olması bekleniyor.

Volkswagen, 800 bin elektrikli araç sahibinin verilerini sızdırdı!

Volkswagen, Audi, Seat ve Skoda markalarına ait 800.000 elektrikli araç sahibinin kişisel ve hassas bilgileri, aylarca yanlış yapılandırılmış ve korunmasız bir Amazon bulut depolama sistemi nedeniyle ifşa oldu. Sızdırılan veriler, yalnızca araç sahiplerinin GPS koordinatlarını değil, aynı zamanda batarya durumu ve aracın çalışıp çalışmadığı gibi önemli detayları da içeriyordu. Bu büyük veri sızıntısı, sadece Almanya’da yaşayan kullanıcıları etkilemekle kalmadı, aynı zamanda Avrupa ve diğer dünya bölgelerinde de geniş bir etki alanı yarattı. GPS verilerinin sızması, bu olayı daha da ciddi hale getirdi, çünkü dışarıdan birinin bu verilere erişmesi, araç sahiplerinin günlük yaşamları hakkında oldukça detaylı bilgiler edinmesine olanak tanıyordu.

Volkswagen, 800 bin elektrikli araç sahibinin verilerini kaptırdı

Bu veri sızıntısından etkilenenler arasında sıradan vatandaşlardan öte, Alman siyasetçiler, Hamburg polisi, girişimciler ve hatta istihbarat servisleri çalışanları da yer alıyordu. Bu durum, gizlilik ve güvenlik açısından büyük endişelere yol açtı. Özellikle 466.000 araç sahibinin konum verilerinin sızması, bu kişilerin günlük alışkanlıklarını ayrıntılı bir şekilde analiz etmeye olanak tanıyordu. Bu bilgiler, kötü niyetli kişiler tarafından kötüye kullanılabilir, örneğin bir istihbarat çalışanının nerelere gittiği gün yüzüne çıkartılabilir ya da kimlik avı saldırıları için kullanılabilir.

Volkswagen, 800 bin elektrikli araç sahibinin verilerini kaptırdı.

Skandalın kaynağı, VW Grubu’nun yazılım geliştirme şirketi olan Cariad’da yer alan bir hata olarak belirlendi. 2024 yazında meydana gelen bu hatanın sonucunda, hassas bilgiler yanlış bir şekilde korunmasız bir depolama sisteminde saklandı. Durum, Avrupa’nın en büyük hacker gruplarından biri olan Chaos Computer Club (CCC) tarafından fark edildi. CCC, anonim bir ihbarcıdan aldığı bilgilerle bu hatayı ortaya çıkardı ve Volkswagen Grubu’nu durumu düzeltmesi için 30 gün süreyle uyardı. Cariad, bu sızıntının ardından hızla müdahale ederek izinsiz erişimi engelledi. Ancak, şirket, şifre veya ödeme bilgileri gibi daha hassas verilerin sızmadığını belirtti ve bu nedenle araç sahiplerinin ek bir işlem yapmalarına gerek olmadığını ifade etti.

Buna rağmen uzmanlar, bu tür verilerin kötü niyetli kişiler tarafından kullanılmasının ciddi sonuçlara yol açabileceği konusunda uyarıyor. Özellikle bu verilere ulaşan kişi, devlet görevlilerinin veya istihbarat çalışanlarının hareketlerini takip edebilir ya da sızıntıyı fırsat bilerek siber saldırılar gerçekleştirebilir. Bu skandal, Alman siyasetçiler tarafından otomotiv sektöründe siber güvenlik standartlarının yükseltilmesi gerektiği vurgulanarak tepkiyle karşılandı.

Trump, TikTok yasağını durdurmak için Yüksek Mahkeme’ye başvurdu!

Amerikalıları Yabancı Düşman Kontrolündeki Uygulamalardan Koruma Yasası adlı yasa, 19 Ocak’ta yürürlüğe girecek ve bu tarih, Donald Trump’ın başkanlık görevinin başlamasından bir gün öncesine denk geliyor.

ByteDance, yasanın anayasaya uygun olmadığını iddia ederek Yüksek Mahkeme’ye başvurmuş durumda. Dava, 10 Ocak’ta mahkemede görüşülecek.

Yasanın savunucuları, TikTok’un ABD için ulusal güvenlik riski taşıdığını, Çin hükümetinin platformu veri toplamak ve propaganda yaymak için kullanabileceğini ileri sürüyor. Ancak Trump’ın hukuk ekibi, TikTok’un ifade özgürlüğü açısından önemli bir platform olduğunu savunuyor. Trump’ın TikTok’ta 14,7 milyon takipçisinin bulunduğu belirtilerek, bu durumun uygulamanın siyasi tartışmaları teşvik etmedeki rolünü gösterdiği ifade ediliyor.

TikTok için değişen yaklaşımlar

Trump, başkanlığı döneminde TikTok’u yasaklamaya çalışmış olsa da, son dönemde uygulamaya destek verdiğini açıkça dile getirdi. Kendi sosyal medya platformu Truth Social’da yaptığı bir paylaşımda, “TikTok’u Amerika’da kurtarmak isteyenler Trump’a oy verin!” mesajını paylaşarak, uygulamayı destekleyen bir duruş sergiledi.

Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği (ACLU) ve Elektronik Sınır Vakfı (EFF) gibi birçok hak savunucusu kuruluş da TikTok’u desteklemek için mahkemeye görüş bildirdi. Bu kuruluşlar, hükümetin TikTok’un oluşturduğu iddia edilen tehditler konusunda yeterli kanıt sunamadığını savunuyor.

TikTok Fransız izi

Bu dava, ulusal güvenlik ile dijital platformlarda ifade özgürlüğünün korunması arasındaki dengeyi belirleyecek önemli bir emsal niteliği taşıyor. Yüksek Mahkeme’nin alacağı karar, yabancı şirketlerin sahip olduğu dijital platformların ABD’deki geleceği açısından kritik bir öneme sahip olacak.

Galaxy S25 serisi, kesintisiz güncelleme desteğiyle gelecek!

0

Samsung’un 2025 yılına damgasını vurması beklenen Galaxy S25 serisi, büyük Unpacked etkinliğine yaklaşıldıkça giderek daha fazla dikkat çekiyor. Bu cihazların en dikkat çeken özelliklerinden biri ise kesintisiz güncelleme desteği sunması olacak. Kesintisiz sistem güncellemeleri, ilk kez Android Nougat 7.1 ile hayatımıza girmişti, ancak Samsung uzun bir süre bu özelliği kullanmamayı tercih etti. 2025’in beklenen modellerinden biri olan Galaxy S25 serisi, bu yenilikçi özelliği kullanmaya başlayacak. Özellikle Galaxy A55 modelinde denenen bu sistem, kullanıcıların telefonlarını güncellerken yaşadığı deneyimi daha kesintisiz ve hızlandırılmış hale getirecek.

Galaxy S25 serisi, kesintisiz güncelleme desteğiyle karşımıza çıkacak

Kesintisiz güncellemeler, cihazın işletim sistemi üzerinde iki farklı bölümü (yuva A ve yuva B) kullanarak çalışır. Bu sistemin çalışma mantığı oldukça basittir: telefonun bir bölümü aktif olarak çalışırken, diğer bölümde herhangi bir işlem yapılmaz ve pasif tutulur. Sistem güncellemesi, aktif olan bölümde değil, bu pasif bölüme yüklenir. Kullanıcı telefonunu yeniden başlattığında, önceden güncellenmiş olan pasif bölüm aktif hale gelir ve böylece telefon hızlıca açılır. Bu yöntem, özellikle güncellemenin sonunda görülen “Güncelleme yükleniyor” veya “Uygulamalar optimize ediliyor” gibi uzun süren önyükleme ekranlarının büyük ölçüde ortadan kalkmasını sağlar. Cihaz, ilk başlatıldığında bir süreliğine donmuş gibi görünse de, ikinci bölümdeki güncellenmiş dosyalar hızla aktive olur ve telefon kullanıma hazır hale gelir.

Galaxy S25 serisi, kesintisiz güncelleme desteğiyle karşımıza çıkacak.

Bunun yanı sıra, kesintisiz güncellemeler, A/B sistemlerinden farklı olarak daha fazla depolama alanı gerektiren bir yöntemdir. Bu nedenle, telefonun işlemcisinin ve depolama kapasitesinin daha güçlü olması gerekir. Sistem, çalışırken bir bölümde herhangi bir değişiklik yapmadan diğerini güncelleyebilmek için önemli bir miktarda depolama alanı talep eder.

Ayrıca, güncelleme işlemi sırasında herhangi bir aksaklık olursa, bir yuvada bulunan sistem kopyası, güncellenen yuvaya geri yüklenir. Bu durum, cihazın kesintisiz ve problemsiz bir şekilde çalışmaya devam etmesini sağlar. Bu tür yenilikler, Galaxy S25 serisinin daha hızlı, güvenilir ve kullanıcı dostu bir deneyim sunmasına olanak tanıyacak.

Bükülmüş Işık ile Otonom Araçların Yetenekleri Artıyor!

0

Michigan Üniversitesi’ndeki (UMich) araştırmacılar, teknik olarak eliptik polarize ışık olarak adlandırılan “bükülmüş ışık” geliştirerek ışık teknolojisinde bir atılım gerçekleştirdiler. Doğrusal polarize veya polarize olmayan ışık yayan geleneksel ışık kaynaklarının aksine bükülmüş ışık, renklerin, dokuların, yüzeylerin ve yönlerin gelişmiş bir şekilde ayırt edilmesine olanak tanıyan sarmal bir yapıya sahip.

Bükülmüş ışık 100 kat daha parlak

Kimya mühendisliği uzmanı ve çalışmanın ortak yazarı olan Nicholas Kotov, bu teknolojinin otonom araçların benzer dalga boylarına ancak farklı sarmallığa sahip nesneleri ayırt etmesini sağlayabileceğini açıkladı. Örneğin, geyik kürkündeki kıvrım insan giysisinin dokusuyla tezat oluşturduğu için bir geyik ile bir insan arasında ayrım yapabilir.

Araştırmacılar, bükülmüş ışığın benzersiz bir yayıcısını oluşturmak için tungsten telleri ve karbon nanotüpleri kullandılar. Bu malzemeleri bükerek, her bir bükülmenin uzunluğu ile yayılan ışığın dalga boyu arasında bir eşleşme elde ettiler ve bu da “bükülmüş kara cisim”in üreteceği şeye benzer bir ışık emisyonuyla sonuçlandı. Tipik olarak, kara cisim radyasyonu, nesnelerin belirli bir sıcaklıkta foton yaymasını ve emmesini içerir ve bu genellikle polarize olmayan ışıkla sonuçlanır. Ancak, bu durumda, yapılandırılmış yayıcı, kara cisim radyasyonu çalışmasında yeni bir başarı olan eliptik olarak polarize ışık üretti.

Çalışmanın baş yazarı Jun Lu, bu keşfin, yüzyıllık filaman ampul teknolojisinin prensiplerini yeniden gözden geçirmekten kaynaklandığını belirtti. Yöntemin foton ve elektron uyarımlarına dayanmadığını, bunun yerine Edison’un orijinal tasarımına benzer bir yaklaşım kullandığını açıkladı. Kotov, kara cisim radyasyonunun fiziğindeki gelişmelerin önemini ve bulguların günlük yayıcılara nasıl uygulanabileceğini vurguladı.

Bu yeni bükülmüş ışığın parlaklığı, önceki yöntemlerden 100 kat daha parlak olmasıyla öne çıkan bir özelliktir. Parlaklıktaki bu artış, geniş bir dalga boyu ve bükülme spektrumuyla birleştiğinde, pratik uygulamalar için heyecan verici fırsatlar sunar. Araştırmacılar, bu teknolojinin robotların ve otonom araçların, ultraviyole ve kızılötesi ışığı algılama ve karmaşık bükülmeleri ve desenleri ayırt etme yetenekleriyle bilinen deniz hayvanları olan mantis karideslerine benzer görme yeteneklerine ulaşmasını sağlayabileceğine inanıyor.

Uzay enkazları büyük tehdit oluşturuyor!

0

Uzay, uzun yıllar boyunca sonsuz ve temiz bir boşluk olarak tasavvur edildi, ancak bu algı hızla değişiyor. Son yıllarda, Dünya’nın yörüngesinde giderek artan uydu parçaları ve roket kalıntıları, uzayı büyük bir çöplüğe dönüştürüyor. Arizona Üniversitesi’nden Dr. Vishnu Reddy, son dört yıl içinde uzaya gönderilen nesnelerin sayısının hızla arttığını ve bunun, insanlık için giderek daha tehlikeli bir durum yarattığını belirtiyor. Uzay enkazlarının oluşturduğu kirlilik, gezegenimize ciddi bir tehdit oluşturmaya başlıyor.

Uzay enkazları, önemli bir tehdit oluşturabilir

Bu artan enkaz miktarı, yörüngedeki nesnelerin çarpışarak daha küçük parçalara bölünmesine yol açıyor ve bu da domino etkisi yaratıyor. Bu durumu Kessler Sendromu olarak adlandıran bilim insanları, söz konusu çarpışmaların, dünya yörüngesinin uydu kullanımı için tamamen elverişsiz hale gelmesine neden olabileceğinden endişeleniyorlar.

Eğer Kessler Sendromu kontrolsüz bir şekilde büyürse, bu durum, uzay seyahatlerini ve gelecekteki uzay misyonlarını neredeyse imkansız kılabilir. Özellikle jeostatik yörünge, bu tür çöplerin temizlenmesinin son derece zor ve pahalı olduğu alanlardan biri olarak dikkat çekiyor. Bu yörüngedeki kirliliğin temizlenmesi için yapılacak her adım, büyük bir maliyet gerektiriyor ve bu durum, uzay araştırmalarının geleceği için ciddi bir engel teşkil edebilir. Şu anda, yörüngede eski uydular ve roketlerden kalan yaklaşık 47 bin büyük enkaz parçası takip ediliyor. Ancak, görünmeyen milyonlarca küçük parçanın varlığı, büyük bir tehlike arz ediyor. Bu küçük enkazlar, yüksek hızlarda hareket ettikleri için, metali bile delme potansiyeline sahip.

Uzay, günümüz dünyasında uydu iletişimi, hava durumu tahminleri ve navigasyon gibi pek çok önemli işlevi yerine getiriyor. Ancak artan uzay çöpleri, bu hayati alanlarda büyük aksamalara yol açabilir. Özellikle uydu sistemlerinde yaşanabilecek bir çöküş, dünyadaki pek çok önemli hizmetin aksamasına neden olabilir. Ayrıca, uzay araştırmalarında gelecekte yapılacak misyonlar da bu kirlilik sorunuyla karşı karşıya kalabilir. Uzayda yaşanan bu kirliliği önlemek ve temizlemek, gelecekteki uzay araştırmalarının sürdürülebilirliği için kritik öneme sahip. Bu soruna karşı etkili bir çözüm bulmak, insanlık için büyük bir zorluk teşkil ediyor.

Yapay zeka beklentileri karşıladı mı?

0

Teknolojiyle ilgili olarak genel kanı, hiçbir zaman yeni bir şeyin ilk neslini kullanmamanın iyi olduğu yönünde. Geliştiricilerin pürüzleri gidermesini beklemek, sonra tekrar kontrol etmek gerekiyor. Yapay zeka “devriminin” üzerinden iki yıl geçti ve üçüncüye sürükleniyoruz. Yapay zeka şimdiden bir sonraki büyük şey olmalı; pürüzler giderilmeli ve bulmacanın tüm parçaları yerine oturmalı. Henüz orada değil. Bu yıl yapay zeka açısından önemliydi, ancak gelecek yıl cihaz üzerindeki yapay zekanın gerçek vaadinin canlandığını göreceğiz. Yapay zeka beklentileri bu yüzden çok büyük. Bunu daha önce nerede duymuştuk?

Yapay zeka beklentileri ve gelecek senaryoları

Yapay zeka, hem büyük hem de küçük teknoloji şirketlerinin ortaya koyduğu vaatlerin çoğunu yerine getirmedi. 2024’te, yapay zekaya özgü cihazlar başarısız oldu. Mac veya PC’deki yapay zeka da güçlü bir izlenim bırakmadı. Yeni dizüstü bilgisayarların sinirsel işlemcilerini kullanan bir yapay zeka uygulamaları dalgası olmadı ve çoğu uygulama bulut bilişimine güveniyor. Ana yapay zeka uygulamaları, kendi endüstrilerini öldürmenin yollarını bulan kodlayıcılar gibi görünüyor. Aksi takdirde, dolandırıcılar interneti sahte , önemsiz ve saçmalıklarla doldurmak için yapay zekayı kullanıyor. Cihazdaki yapay zeka, normal tüketicileri yapay zeka ile e-posta yazmaya veya özetlemeye zorluyor. Yapay zeka beklentileri bu durumda ne kadar gerçekçi?

Şirketler, büyük dil modellerinin tüm meşguliyetlerinizi sorunsuz ve müdahaleci olmayan bir şekilde sizin için yapacağını vaat ediyor. Belki de aracılarla yapay zeka beklentileri 2025’te canlanabilir. Bu yapay zekanın nasıl çalışacağına dair sadece birkaç demo gördük. Anketler, mevcut yapay zeka beklentileri özelliklerinin  Apple  ve Android kullanıcılarını heyecanlandırmadığını gösteriyor. Özünde, büyük teknoloji şirketlerinin popüler olabilmesi için aracı yapay zekaya ihtiyacı var. Bu olmadan, normal kullanıcılar bu yaygaranın ne için olduğunu merak edecekler. Bu yapay zeka aracılarının önümüzdeki yıl nasıl çalışacağını bilmiyoruz, ancak Silikon Vadisi’nin bunu istesek de istemesek de kullanıcılara nasıl sunacağını tam olarak biliyoruz.

Bu kanatlar rüzgarın yönüne göre kendini ayarlıyor!

0

Tokyo Bilim Enstitüsü’nden çığır açan bir çalışma, biyolojik olarak ilham alan rüzgar algılama tekniklerini kullanarak robotik uçuş kontrolünün geleceğini değiştirebilir. Araştırmacılar, gerginlik sensörleriyle donatılmış esnek kanatlar kullanarak rüzgar yönünü tespit etmede etkileyici bir %99 doğruluk elde eden bir yöntem geliştirdiler.

Biyomimetik kanatlar ile rüzgar tespiti

Bu yenilikçi yaklaşım, kuşlarda ve böceklerde bulunan doğal gerginlik reseptörlerini taklit ederek, çeşitli rüzgar koşullarında çırpınan kanatlı hava robotlarının performansını artırmak için yeni yollar sunuyor. Bu doğal adaptasyon, onların rüzgardaki, vücut hareketlerindeki ve çevresel faktörlerdeki değişikliklere yanıt vermelerine yardımcı olur ve böylece uçuşlarını ince ayarlar.

Bu biyolojik mekanizmalardan ilham alan araştırmacılar, robotik kanatlardaki gerilim algılamanın çevredeki hava akışı hakkında nasıl değerli bilgiler sağlayabileceğini araştırıyor. Doçent Hiroto Tanaka ve ekibi, sinek kuşlarının kanatlarını taklit etmek üzere tasarlanmış esnek kanatlara takılan gerilim sensörlerinin potansiyelini araştırdı. Deneyler, havada asılı kalma uçuş koşullarını simüle eden bir rüzgar tünelinde yürütüldü ve araştırmacılar, bağlı çırpınma sırasında rüzgar yönlerini doğru bir şekilde ayırt etmeye odaklandı.

Tanaka: “Küçük hava robotları, katı ağırlık ve boyut kısıtlamaları nedeniyle genellikle geleneksel akış algılama teknolojileriyle mücadele ediyor. Bu nedenle, özel ekipman eklemeden akış koşullarını doğrudan tanımak için basit kanat gerilim sensörlerini kullanmak inanılmaz derecede avantajlı olacaktır” dedi.

Ekip, sinek kuşu kanatlarını taklit eden esnek bir kanat yapısına yedi adet ticari olarak temin edilebilen gerilim ölçer taktı. Konik şaftlardan ve bir kanat filminden yapılmış olan bu kanatlar, saniyede 12 döngü hızında ritmik bir çırpma hareketi üreten bir DC motorla çalıştırılan bir çırpma mekanizmasıyla eşleştirildi. Araştırmacılar bu kurulumu rüzgar tünelinde 0,8 m/s’lik hafif bir esintiyle test ettiler ve rüzgar yönünü yedi açıyla (0°, 15°, 30°, 45°, 60°, 75° ve 90°) ve aynı zamanda durgun koşullar altında değiştirirken kanat gerginliğini ölçtüler.

Makine öğreniminin yeni bir uygulamasında, toplanan gerinim verileri, kanat gerinim ölçümlerine göre farklı rüzgar koşullarını sınıflandırmak için bir evrişimli sinir ağı (CNN) modeli kullanılarak analiz edildi.

Tanklar bu sistem sayesinde engel tanımıyor!

0

M3 amfibi köprü ve feribot sistemi sadece 35 dakikada konuşlandırılıyor. Avrupa’daki herhangi bir ana muharebe tankının ağırlığını destekleyebiliyor. Sistem yakın zamanda ilk kez İsveç ordusuna teslim edildi.

Tank taşıma sistemi

İnsansız hava araçları ve uzun menzilli füze sistemlerinin geliştirilmesine rağmen, tanklar hala savaş durumlarında ana operatörlerden biridir. Ancak, bunlarla ilgili önemli bir sorun var: yüzemezler. Bu nedenle, tankları ve diğer ağır askeri ekipmanları stratejik noktalardaki nehirlerden geçirme zamanı geldiğinde, bir tank taşıma sistemi kullanılmalıdır.

Küresel havacılık ve savunma şirketi General Dynamics’in Avrupa kolu tarafından yapılan M3 amfibi köprü sistemi devreye giriyor. Sistem, suya giren, daha sonra açılıp bir köprünün henüz bulunmadığı bir su kütlesinde hızlı bir rota sağlamak için birbirine bağlanan bir dizi yüzen tekne benzeri üniteden oluşuyor. Köprü üniteleri, tam bir köprüye ihtiyaç duyulmadığında büyük ekipmanları su üzerinde güvenli bir şekilde taşımak için feribot olarak da çalışabilirler ve bu da tank taşıma sistemi olarak da işlev görür.

General Dynamics, İsveç satışıyla ilgili yaptığı açıklamada: “Amfibi köprü ve feribot sistemi M3, NATO içinde ıslak boşluk geçişi için mevcut en hızlı araçtır. Geniş ıslak boşlukları aşmak için en ağır ana muharebe tanklarını bile taşıyan yüzen bir köprü veya feribot olarak kullanılabilir. Her türlü araziye uygun M3 tank taşıma sistemi, dakikalar içinde kullanıma hazır hale gelir. Bu, günümüzün şeffaf muharebe alanında hayati bir faktördür. Sistem, tropiklerden arktiklere kadar çok çeşitli iklim ve topoğrafik koşullarda kullanımda kendini kanıtlamıştır” dedi.

General Dynamics’e göre sistem, 2016’da NATO’nun Polonya’daki Anakonda tatbikatları sırasında sekiz İngiliz ve 22 Alman birliğinin sadece 35 dakikada bir araya getirilerek Vistula Nehri’nin 350 m (~1.150 ft) genişliğindeki alanını kaplayarak şimdiye kadar monte edilmiş en uzun yüzen köprü haline gelmesiyle bir rekor kırdı. Bu tank taşıma sistemi, dünyanın birçok ülkesine tedarik edilmiş ve hatta Irak’taki müttefik operasyonlarını desteklemek için kullanılmış olsa da, son satış İsveç’in M3 sistemini satın aldığı ilk seferi temsil ediyor.

Ukrayna nükleer santrali için gizli operasyon!

0

Ukrayna nükleer santrali, Çek firmasından gizlice 8 kritik reaktör sürücüsü aldı. VVER 440 reaktörleri, istikrarlı bir çalışma ve enerji çıkışının hassas kontrolü için bu yeni tahriklere güveniyor ve tutarlı bir elektrik tedariki sağlıyor.

Ukrayna nükleer santrali tedarik sağladı

Çek şirketi Skoda JS, Ukrayna’daki Rivne Nükleer Santrali’ne (NGS) iki VVER 440 reaktörü için sekiz yeni tahrik ünitesini başarıyla teslim etti. Ukraynalı haber ajansı Novinky’nin bildirdiğine göre, sekiz yeni reaktör sürücüsünün teslimatı Noel’den hemen önce tamamlandı. Dahası, reaktör sürücüleri güvenli bir şekilde hedeflerine ulaşana kadar tüm tatbikat gizli tutuldu.

Novinky’nin aktardığına göre, şirket sözcüsü Karel Samec: “Rusya’nın enerji altyapısına yönelik tekrarlanan saldırıları nedeniyle, varış noktasında son kargoyu boşalttıktan sonra siparişi bildiriyoruz” açıklamasını yaptı. Özellikle, bu sürücüler VVER 440 reaktörlerinin istikrarlı çalışmasını sağlar ve enerji çıkışının hassas bir şekilde düzenlenmesine yardımcı olur. Bu da tutarlı bir elektrik tedarikiyle sonuçlanır. Sözcü, “Reaktörün istikrarlı performansını garantiliyor ve düzenlenmesine olanak sağlıyorlar” diye belirtti.

Bu bağlamda Skoda JS, Ukrayna nükleer santrallerine bu tür özel tahrik sistemlerini üretebilen ve tedarik edebilen tek Rus olmayan şirket olması nedeniyle önemli bir rol üstleniyor. Bu son teslimat, Rivne NPP’ye yönelik toplam 76 sürücü için 2019’da imzalanan daha büyük bir sözleşmenin bir bölümünü temsil ediyor. Bu sürücülerin çoğu zaten kurulmuş durumda ve tesisin işletimine aktif olarak katkıda bulunuyor. İlginçtir ki Skoda JS daha önce Rus şirketlerine aitti ve bu durum Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrası uygulanan uluslararası yaptırımlar nedeniyle karışıklığa yol açmıştı.

Bu mevcut sözleşmenin ötesinde, Skoda JS Ukrayna ile iş birliğini genişletmek için aktif olarak görüşmelerde bulunmaktadır. Buna Güney Ukrayna Nükleer Santrali için modernize edilmiş tahrikler için potansiyel sözleşmeler ve Khmelnytskyi NPP’nin planlanan genişlemesine katılım dahildir. Skoda JS , Slovakya’daki Mochovce nükleer santralinin tamamlanması ve devreye alınması sürecinde edindiği deneyimi gelecekteki projeler için de kullanmayı planlıyor.

GoMate 3. nesil insansı robotunu tanıttı!

0

Çin’de tekerlekli, gelişmiş hareket kontrolüne sahip 3. nesil insansı robot tanıtıldı. GoMate’in dört tekerlekli ve iki tekerlekli modları bulunuyor. GAC, 2026 yılına kadar küçük ölçekli üretime geçmeyi ve kademeli olarak genişlemeyi planlıyor.

GoMate insansı robot özellikleri

Çinli şirketler robotik alanında bir görevde ve yeni modeller hızla piyasaya sürülüyor. Şimdi, devlete ait otomobil üreticisi Guangzhou Automobile Group (GAC) yeni tam boy tekerlekli ve bacaklı insansı modelini piyasaya sürdü.

Çin haber kaynaklarına göre, GoMate adlı bu robot kendi geliştirdiği üçüncü nesil, vücuda sahip, akıllı bir insansı robot. Model, 26 Aralık’ta Şanghay’da düzenlenen Çin Robotik Ağı Yıllık Konferansı’nda piyasaya sürüldü. Etkinlikte GoMate, gelişmiş hareket kontrolü, navigasyon, yerelleştirme ve otonom karar alma özelliklerini sergiledi. Şirket, GoMate’i otomobil üretim hatlarında ve ilgili endüstriyel parklarda test etmeyi planlıyor ve bileşenlerin seri üretimi bu yıl başlayacak.

GoMate, 38 serbestlik derecesine ve yenilikçi değişken tekerlek-ayak hareketlilik yapısına sahip, dört tekerlekli ve iki tekerlekli modlar arasında sorunsuz bir şekilde geçiş yapan tam boyutlu bir insansı robottur. Çeşitli aktiviteleri idare edebilir ve dört tekerlekli modda 1,4 metre, iki tekerlekli modda ise 1.75 metre boyundadır. SMM’ye göre, GoMate’in iki tekerlekli modu çevikliği artırır ve mekansal ihtiyaçları azaltırken, dört tekerlekli modu engelleri aşmasını, tepelere tırmanmasını ve merdivenlerden çıkmasını sağlar.

Şirkete göre, GAC Group tarafından geliştirilen saf görüş otonom sürüş algoritmasıyla GoMate mükemmel bir otonom navigasyon ve karar alma aracıdır. Düz ve mekansal zeka arasında sorunsuz geçişler FIGS-SLAM algoritması ile mümkün hale getirilir ve bulut tabanlı çok modlu AI modelleri sesli komutlara hızlı bir şekilde yanıt verir.

Daldırma teleoperasyonu, VR kulaklıklar ve 3D-GS sahne yeniden yapılandırması ile mümkün hale getirilir. Güvenli navigasyon için GoMate’in hassas engel önleme sistemi, 100 metreye kadar uzaklıktaki engelleri belirleyebilir ve iç ve dış mekan SLAM teknolojisi santimetre seviyesinde konumlandırma hassasiyetini garanti eder.

OpenAI yapay genel zeka stratejisini belirliyor

0

OpenAI ve Microsoft, yapay genel zeka veya çoğu görevde insanlardan daha iyi performans gösterebilen herhangi bir sistem için kullanılan bir kısaltma olan “AGI” için gizli bir tanıma sahip. Sızdırılan belgelere göre, iki şirket 2023’te OpenAI en az 100 milyar dolar kar elde edebilecek bir yapay zeka sistemi geliştirdiğinde AGI’nin elde edileceği konusunda anlaştı.

OpenAI yapay genel zeka stratejisi

Yapay zeka topluluğunda AGI’nin gerçekte ne anlama geldiği veya bilgisayarların çoğu görevde insanlardan daha iyi performans gösterip ekonominin büyük bir bölümünü ortadan kaldırabilecek kadar iyi olup olmayacağı konusunda uzun zamandır bir tartışma var.

Yapay zeka, anahtar kelimeleri alır ve altta yatan kavramları gerçekten anlamadan büyük miktarda veri arar. Ancak OpenAI yıllar içinde Microsoft’tan 13 milyar dolardan fazla fon aldı ve bu para, OpenAI’nin AGI elde edildikten sonra Microsoft’un geliştirdiği herhangi bir yeni teknolojiyi kullanmasına izin vermeyeceği yönündeki garip bir sözleşmesel anlaşmayla geldi.

OpenAI, etkisini ve geliştirilen herhangi bir AGI’yi tüm insanlığa fayda sağlayacak ürünler yaratmak için kullanacağı bahanesiyle kar amacı gütmeyen bir kuruluş olarak kuruldu. AGI elde edildikten sonra Microsoft’un kesilmesinin ardındaki fikir, OpenAI fikri mülkiyetine sınırsız erişimin teknoloji devinin elinde gereksiz yere güç yoğunlaştırabileceğidir. O zaman kâr amacı gütmeyen kuruluşa milyarlarca dolar yatırım yapması için teşvik sağlamak amacıyla, Microsoft’un OpenAI ile olan mevcut anlaşması, kendisine ve diğer yatırımcılara 100 milyar dolar toplayana kadar kârdan bir pay alma hakkı veriyor.

Bu sınır, karın çoğunun sonunda tüm insanlığa fayda sağlayacak ürünler inşa etmeye geri dönmesini sağlamak için tasarlanmış, sözde. Bunların hepsi hayal ürünü konuşmalar. Çünkü yine, yapay zeka şu anda o kadar güçlü değil.

OpenAI, gerçek değeri hala spekülatif olan teknolojide 100 milyar dolar kar elde etmekten çok uzak. Bu da muhtemelen teknolojisini ve karlarını uzun süre Microsoft’a devretmesi gerekeceği anlamına geliyor. Rakip olmaya doğru ilerlerken ve OpenAI milyarlarca dolar nakit yakmaya devam ederken ihtiyaç duyacağı yeni yatırımcılar ararken pek de iyi değil . Bulut barındırma iş birliğinden kurtulmak, OpenAI’nin alternatif bir sağlayıcıyla daha iyi barındırma maliyetleri müzakere etmesine de olanak tanıyabilir, Google’ın FTC’ye anlaşmayı iptal etmesi için yalvaran bir mektupta söylediği bir şey.

3D baskı silahlı kuvvetler tarafından kullanılacak

0

Çin Halk Kurtuluş Ordusu (PLA), kuvvetlerin uzak yerlerde veya savaş zamanında ekipmanlarını onarmalarına yardımcı olmak için 3D baskı ve drone teslimatlarıyla desteklenen bir sistemi test ediyor. PLA potansiyel olarak bu yeteneği test ediyor.

3D baskı silahlı kuvvetler için kullanılacak

Raporlara göre, test PLA’nın Kuzey Tiyatro Komutanlığı Hava Kuvvetleri’ne ait bir tugay tarafından gerçekleştirildi. Bu, Amerika Birleşik Devletleri Ordusu’nun bu yeteneği elde etmeye ve cephede göstermeye çalışmasından sadece birkaç ay sonra geldi.

Raporlar ayrıca ABD’nin bu taktiği, cephedeki Ukraynalı askerlerin ekipmanlarının hasarlı parçalarının değiştirilmesine yardımcı olmak için kullandığına dair ipuçları verdi. Büyük ölçekte başarıyla konuşlandırılırsa, birliklere büyük ölçüde yardımcı olacağı için geleneksel savaşların nasıl yürütüldüğünü değiştirebilir.

South China Morning Post’un (SCMP) son raporuna göre, PLA’nın Kuzey Tiyatro Komutanlığı Hava Kuvvetleri, bir ekipman onarım tatbikatı sırasında uzaktan bakım teknolojisini denedi. Tatbikata katılan Çinli birlikler, tüm ekipman bakım sürecine yeni teknolojiler uyguladı.

Bakım ekibi, sahadaki bir yerde hasarlı parçaların işlevsel kopyalarını yapmak için bir 3D yazıcı kullandı. Oluşturulduktan sonra, dronlara bağlandı ve test sahasındaki çeşitli uzak bölgelerdeki birliklere gönderildi. Rapora göre, Çin PLA’sının gerçek zamanlı sorun çözme örneklerinden biri, bir ekibin füze fırlatma aracının arızasını ileten bir acil durum mesajı göndermesini içeriyordu.

Uzaktan bakım ekibi mesajı aldıktan sonra, ekipmanın 3B planı tamamlandı. Bunu takiben, bakım ekibi arızayı bulup düzeltmek için yerdeki birliklere rehberlik etti. PLA’nın böyle bir yeteneği ilk kez denememiş olabileceğini belirtmek önemlidir, ancak son rapor, bunun geliştirildiğini ve gelecekte gerçek dünya durumlarında kullanılabileceğini öne sürüyor.

ABD Savunma Bakanlığı (DOD), Ukrayna’ya askeri teçhizat için kritik parçaları hızla üretme yeteneği kazandırmak için 3D yazıcılar tedarik etti. Başka bir ABD girişimi, Ukrayna gibi savaş bölgeleri için ucuz minyatür 3D baskı drone fabrikaları geliştirmek amacıyla Lockheed Martin gibi destekçilerden 12 milyon dolar topladı. Dahası, bu yılın ekim ayında, kıdemli bir ABD Ordusu yetkilisi, hizmetin birliklere yardımcı olmak için veri olarak yeni bir 3D model eklediğini açıkladı.

Hertz kiralık elektrikli araçları satmaya çalışıyor

0

Hertz, yakın zamanda Tesla gibi araçlar için ilginç düşük maliyetli tekliflerle birden fazla elektrikli araç kiralayanla iletişime geçti. Elektirkli araç kiralayanlara, bu araçları iade etmek yerine satın alma seçeneği sundu. Hertz kiralık elektrikli araçlar konusunda cazip fırsatlar sunuyor.

Hertz kiralık elektrikli araçları satışa çıkarıyor

2023 Model 3 kiralayanlardan biri Reddit’te kendilerine 17.913 dolarlık bir fiyat teklif edildiğini paylaştı. Bu, şu anda Hertz Car Sales sitesinde gösterilen fırsatlara benziyor. Ancak, içinde bulundukları kiralamada yaklaşık 30.000 mil vardı; diğer mevcut listelerden daha az. Başka bir kiracıya 18.442 dolara 2023 Chevy Bolt teklif edildi, bir Polestar 2 kiracısı ise 28.500 dolarlık bir satın alma fiyatı gördüklerini söyledi. Kullanılmış arabalar sınırlı 12 aylık, 12.000 millik güç aktarma organı garantisi ve 7 gün içinde geri satın alma teklifiyle birlikte geliyor. Hertz kiralık elektrikli araçlar için sunduğu tekliflerle dikkat çekiyor.

Bunun elektrikli araçlar için özel bir teklif mi yoksa Hertz’in kullanılmış otomobilleri için tipik bir teklif mi olduğu sorusuna c ommission direktörü Jamie Line, stratejinin yeni olmadığını doğrulayarak, “E-postalarımıza kaydolan kiralama müşterilerimizi satış kanallarımıza bağlayarak, yalnızca otomobil sattığımız gerçeğinin farkındalığını yaratmakla kalmıyoruz, aynı zamanda kiraladıkları otomobilin aynısını satın almak isteyen kişilere de benzersiz bir fırsat sunuyoruz.” dedi. Hertz kiralık elektrikli araçları müşterilerine uygun fiyatlarla sunuyor.

Geçtiğimiz yıl Hertz, düşük müşteri talebi ve Tesla Model 3 dahil bazı modellerdeki onarım zorlukları nedeniyle kiralama filosunu elektriklendirme konusundaki büyük hedeflerini küçültmeye karar verdi. Daha sonra Şubat ayında Hertz, kiralama filosundan 30.000 Tesla’yı satmayı işaretlemeden önce Polestar 2 araçlarını da satın almayacağını söyledi. Hertz kiralık elektrikli araçlarıyla ilgili stratejisini yeniden değerlendirdi.

Hyundai katı hal pilleri için seri üretim planını duyurdu

0

Hyundai Ocak 2025’te tüm katı hal pillerinin tam ölçekli üretimini başlatmayı ve 2025’e kadar elektrikli araçlarla bunlarla donatmayı, ardından 2030’da seri üretime geçmeyi hedefliyor. Hyundai, yeni nesil elektrikli araç teknolojisine doğru ilerlemesini hızlandırıyor. Yakında, elektrikli araç geliştirmede bir sonraki sınır olarak görülen bir teknoloji olan tüm katı hal pilleri için bir pilot üretim hattı başlatmayı planlıyor.

Hyundai katı hal pilleri konusunda iddialı

Şirket, Güney Kore, Gyeonggi-do’daki Uiwang Araştırma Enstitüsü’nde bulunan son teknoloji Yeni Nesil Pil Araştırma Merkezi’ndeki hazırlıklarını sonlandırıyor. The Korean Car Blog’un bildirdiğine göre, tesisteki üretim ekipmanlarının kurulumu neredeyse tamamlandı ve yalnızca lojistik otomasyon altyapısının tamamlanması kaldı.

Özellikle, tesisteki tam ölçekli operasyonların Ocak 2025’te başlaması öngörülüyor. Bu iddialı zaman çizelgesi, Hyundai’nin bu gelişmiş pillerle donatılmış elektrikli araçları 2025’e kadar tanıtma ve 2030’a kadar seri üretime başlama hedefiyle örtüşüyor. Tüm katı hal piller, gelişmiş güvenlik ve performans özellikleri nedeniyle elektrikli araç teknolojisinde devrim yaratmaya hazır.

Sıvı elektrolit kullanan geleneksel lityum iyon pillerin aksine, tüm katı hal piller katı bir malzeme kullanır. Bu önemli fark, yangın veya patlama riskini önemli ölçüde azaltarak geleneksel lityum iyon pillerle ilişkili bir güvenlik endişesini giderir. Dahası, tüm katı hal pillerin daha yüksek enerji yoğunluğu, EV’ler için artan sürüş menzili ve iyileştirilmiş genel performans anlamına gelir.

Hyundai, gerçek dünya sürüş değerlendirmeleri de dahil olmak üzere kapsamlı testler için pilot hattından prototipleri elektrikli araçlarına entegre etmeyi planlıyor. Özellikle, elektrikli araç endüstrisi son aylarda tüm katı hal pillerle ilgili çeşitli gelişmelere tanık oldu.

Mercedes destekli Factorial Energy, tüm katı hal pillerinde önemli bir dönüm noktasına ulaştı. İlk Solstice pil hücrelerini 40Ah kapasiteye ölçeklendirdi. Bu gelişme, pil hücrelerini öngörülenden daha erken ticarileştirmeye hazır hale getirebilir. Factorial Energy’ye göre, tüm katı hal pilleri 450 Wh/kg’a kadar enerji yoğunluğu sunabilir. Tahminlere göre bu, elektrikli araçların tek bir şarjla 600 milden fazla yol kat etmesine yardımcı olabilir.

Yapay zeka veri merkezi boyutları artıyor

0

Yapay zeka için daha güçlü veri merkezlerinin inşa edilmesi, giderek daha fazla GPU çipiyle doldurulması, veri merkezlerini muazzam boyutlara taşıyor. Ciena, bulut bilişim satıcıları tarafından veri merkezlerini birbirine bağlamak için satın alınan fiber optik ağ ekipmanları üretiyor. Hannover, Maryland merkezli Ciena’nın CEO’su Gary Smith: “Bu büyük veri merkezlerinden bazıları akıl almaz derecede büyük, devasa” diyor.

Yapay zeka veri merkezi boyutları katlanıyor

Smith: “İki kilometreden uzun veri merkezleriniz var” diyor. Bazı yeni veri merkezlerinin çok katlı olduğunu ve yatay yayılmanın üstünde ikinci bir mesafe boyutu oluşturduğunu belirtiyor. Smith, bu açıklamaları geçen hafta The Technology Letter adlı finans bülteniyle yaptığı bir röportajın parçası olarak yaptı. Bulut veri merkezleri büyürken bile kurumsal kampüslerin boyutları arttıkça GPU kümelerini desteklemek için çabaladığını söyledi.

Doğrudan bağlantı cihazı, GPU’ların birbirleriyle iletişim kurmasını sağlamak için özel olarak üretilmiş bir ağ cihazıdır, örneğin Nvidia’nın “NVLink” ağ ürünleri. Smith’in açıklamaları, Kasım ayında Bloomberg Intelligence konferansında, şu anda çalışmak için bir gigawatt güce ihtiyaç duyan en az bir düzine yeni AI veri merkezinin planlandığını veya inşa edildiğini söyleyen çip girişimi Lightmatter’ın kurucu ortağı Thomas Graham gibi AI sektörüne hizmet eden diğer kişilerin yorumlarını yansıtıyor.

Smith, Nvidia’nın doğrudan bağlantı teknolojisine binen zorluğun, şimdiye kadar uzun mesafeli telekomünikasyon ağları için ayrılmış olan geleneksel fiber optik bağlantıların önümüzdeki yıllarda bulut veri merkezlerinin içine yerleştirilmeye başlayacağı anlamına geldiğini söyledi.