Uber, otonom teslimat çalışmaları için Yandex bağlantılı bir şirketle işbirliği yapacak!

Perşembe günü yapılan açıklamaya göre Uber, Yandex’in yan şirketi Avride ile çok yıllı bir anlaşma imzaladı.

Bu ortaklık, Uber Eats ve Uber platformlarında otonom araçlar ve teslimat robotları kullanılarak teslimat ve yolcu taşıma hizmetlerinin sağlanmasını hedefliyor. Uber, son iki ayda bir dizi anlaşma yaparak kendini otonom araç şirketlerinin ticarileşme sürecinde en ideal iş ortağı olarak konumlandırmayı amaçlıyor.

Avride, Yandex NV’den ayrılan ve bu yıl başlarında Rusya’nın 2022’deki Ukrayna işgalinden sonra Rus işini satan şirketin dört projesinden biri olarak dikkat çekiyor. Yaklaşan haftalarda, Austin’deki Uber Eats müşterileri, yiyeceklerini Avride’ın teslimat robotları aracılığıyla alabilecekler. Dallas ve Jersey City’de ise bu hizmetin 2024’ün ilerleyen dönemlerinde başlatılması planlanıyor. Şirket ayrıca, 2024 yılı sonunda Avride’ın otonom arabalarının Uber platformunda Dallas’ta kullanıma sunulmasını hedefliyor.

Austin merkezli Avride, şu anda Mueller adlı planlı bir toplulukta yerel restoranlara ticari teslimatlar yapıyor. Rebel Cheese, Colleen’s Kitchen ve Xian Sushi & Noodle gibi restoranlar bu hizmetten yararlanan işletmeler arasında bulunuyor. Şirketin filosu, her gün sabah 8 ile akşam 10 saatleri arasında çalışan düzinelerce robottan oluşuyor.

Uber ile koronavirüs aşı

Avride, Güney Kore’de de teslimat hizmeti veriyor. Şirketin otonom araç geliştirme çalışmaları ise biraz daha geriden geliyor. Hyundai Ioniq 5 modellerini Austin ve Seul’de güvenlik sürücüsüyle test eden Avride, bu araçların yakında tamamen otonom hale gelmesini hedefliyor.

Son haftalarda şirket, Çin merkezli WeRide ile Abu Dabi’de robotaksi hizmeti sunmak için bir anlaşma yaparken, İngiltere merkezli Wayve ve GM’nin Cruise şirketleriyle de benzer ortaklıklara imza attı. Bu ortaklıklar, Uber’in otonom araç sektöründeki güçlü konumunu daha da pekiştiriyor.

AB Çinli elektrikli araçlara yüksek gümrük vergisini onayladı

Avrupa Birliği (AB), AB Çinli elektrikli araçlara yönelik ek gümrük vergilerini onayladı. Alınan karar, Avrupa Komisyonu’nun, üye ülkeler arasında yaşanan anlaşmazlık ve yüksek çekimser oy oranına rağmen hayata geçirildi. Yeni düzenleme ile AB Çinli elektrikli araçlara uygulanan gümrük vergileri %45’i aşacak. Bu vergiler, Çinli üreticilerin sübvansiyonlarla sağladığı fiyat avantajını dengelemeyi hedefliyor.

Ülkeler arasında fikir birliği sağlanamadı

Oylama sonucunda 10 ülke AB Çinli elektrikli araçlara yüksek gümrük vergilerini desteklerken, 12 ülke çekimser kaldı ve 5 ülke karşı oy kullandı. Çekimser kalan ülkeler arasında Belçika, Çek Cumhuriyeti, Yunanistan, İspanya, Hırvatistan, Kıbrıs, Lüksemburg, Avusturya, Portekiz, Romanya, İsveç ve Finlandiya bulunuyor. Almanya, Macaristan, Malta, Slovenya ve Slovakya ise öneriye karşı çıkan ülkeler oldu.

Bu durum, AB’nin Çin ile olan ticari ilişkilerindeki hassasiyeti ve otomotiv sektöründe süregelen endişeleri yansıtıyor. Çin, yerli üreticilerini geniş çaplı sübvansiyonlarla desteklerken, Avrupa Komisyonu, bu uygulamaların AB otomotiv endüstrisine zarar verdiğini belirtiyor. Komisyon, Çinli üreticilerin sübvansiyonlarla elde ettiği fiyat avantajının, AB’li üreticileri zor durumda bıraktığını ve net sıfır emisyon hedeflerine ulaşmayı riske attığını vurguladı. Bu, AB Çinli elektrikli araçlara karşı sıkı önlemler alınmasını zorunlu kıldı.

Vergi oranları şirketlere göre değişiyor

Yeni düzenleme ile Çinli elektrikli araç üreticilerine uygulanan ek gümrük vergileri, şirketlerin soruşturmalardaki iş birliği düzeyine göre farklılık gösterecek. Vergi oranları şu şekilde belirlendi:

  • Tesla: %7.8
  • BYD: %17
  • Geely: %18.8
  • SAIC: %35.3

Diğer Çinli elektrikli araç üreticileri için soruşturmada iş birliği yapanlar %20.7, yapmayanlar ise %35.3 oranında ek vergi ile karşı karşıya kalacak. Bu oranlar, mevcut %10’luk gümrük vergisinin üzerine eklenecek ve bazı Çinli üreticiler %45’in üzerinde bir vergi oranına tabi olacak.

Kasım ayında yürürlüğe girecek

Yeni gümrük vergisi düzenlemesi, Kasım ayında yürürlüğe girecek ve önümüzdeki 5 yıl boyunca uygulanacak. AB, bu süreçte Çin ile müzakerelere devam etmeyi ve karşılıklı anlaşmalarla farklı çözümler geliştirmeyi hedefliyor.

Bu karar, AB pazarında Çinli üreticilerin rekabet avantajını dengelemek ve Avrupa otomotiv endüstrisini korumak amacıyla alındı.

OpenAI gerçek zamanlı ses uygulamaları sağlıyor

OpenAI, geliştiricilerin gerçek zamanlı ses uygulamaları oluşturmasına olanak tanıyor. Gerçek zamanlı ses gönderme ve alma, geliştiricilere yalnızca metin içeren büyük dil modellerine göre iki kat daha fazla maliyet çıkaracak.

OpenAI gerçek zamanlı ses fiyatlandırması nasıl?

Bu yetenek aynı zamanda büyük bir primle gelir. OpenAI şu anda gerçek zamanlı API’nin temelini oluşturan model olan  GPT-4o büyük dil modelini, giriş metninin milyon jetonu başına 2,50 dolar ve çıktı jetonu başına 10 dolar olarak fiyatlandırıyor. Gerçek zamanlı giriş ve çıkış maliyeti, hem metin hem de ses belirteçlerine dayalı olarak bu oranın en az iki katı. Çünkü GPT-4o her iki tür giriş ve çıkışa ihtiyaç duyuyor. Gerçek zamanlı API kullanıldığında GPT-4o için giriş ve çıkış belirteçleri sırasıyla milyon belirteç başına 5 dolar ve 20 dolardır.

Sesli tokenlar için maliyet, milyon adet ses girişi tokenı başına 100 dolar, milyon adet ses çıkışı tokenı başına ise 200 dolar gibi devasa bir rakamdır. OpenAI, sesli görüşmelere ilişkin standart istatistiklerle ses token’larının fiyatlandırmasının “dakika başına yaklaşık 0,06 dolarlık ses girişi ve dakika başına 0,24 dolarlık ses çıkışına eşit olduğunu” belirtiyor. OpenAI, gerçek zamanlı sesin üretken yapay zekada nasıl kullanılabileceğine dair örnekler veriyor. Bunlara otomatik bir sağlık koçunun bir kişiye tavsiye vermesi ve bir öğrenciyle sohbet ederek yeni bir dil pratiği yapması gibi örnekler de dahil.

Geliştirici konferansı sırasında OpenAI, daha önce modele gönderilmiş girdilerdeki belirteçleri yeniden kullanan hızlı önbelleğe alma ile geliştiricilere toplam maliyeti düşürmenin bir yolunu sundu. Bu yaklaşım, GPT-4o giriş metni belirteçlerinin fiyatını yarıya indiriyor.

Ayrıca, geliştiricilerin daha büyük modellerden gelen verileri kullanarak daha küçük modelleri eğitmelerine olanak tanıyan LLM “damıtımı” da tanıtıldı. Bir geliştirici, GPT-4o gibi OpenAI’nin daha yetenekli dil modellerinden birinin girdisini ve çıktısını, “depolanmış tamamlamalar” olarak bilinen tekniği kullanarak yakalıyor. Daha sonra bu depolanmış tamamlamalar, GPT-4o mini gibi daha küçük bir modeli “ince ayar” yapmak için eğitim verisi haline geliyor.

ChatGPT kod yazımında nasıl kullanılıyor?

ChatGPT hakkında ilgi çekici keşiflerden biri de oldukça iyi kod yazabilmesidir. ChatGPT’nin başarılı olduğu ve bunu çok iyi yaptığı nokta, zaten kodlamayı bilen birinin belirli rutinler oluşturmasına ve belirli görevleri tamamlamasına yardımcı olmasıdır. Menü çubuğunda çalışan bir uygulama istemeyin. Ancak ChatGPT’den menü çubuğuna bir menü koymak için bir rutin isterseniz ve sonra bunu projenize yapıştırırsanız, araç oldukça iyi iş çıkaracaktır.

ChatGPT kod yazımında asistan gibi çalışıyor

Günlük kodlama pratiğinizin bir parçası olarak kod yazmak için ChatGPT’yi nasıl kullanabilirsiniz? İşte kısa bir özet:

  • ChatGPT hem yararlı hem de kullanılamaz kod üretebilir. En iyi sonuçlar için net ve ayrıntılı istemler sağlayın.
  • ChatGPT, sıfırdan komple uygulamalar oluşturmak yerine, belirli kodlama görevlerine veya rutinlerine yardımcı olmada üstündür.
  • Belirli amaçlar için doğru kodlama kütüphanelerini bulmak ve seçmek amacıyla ChatGPT’yi kullanın ve seçenekleri daraltmak için etkileşimli bir tartışmaya katılın.
  • AI tarafından oluşturulan kodun mülkiyeti konusunda dikkatli olun ve kodun güvenilirliğini her zaman doğrulayın. Oluşturulan çıktıya körü körüne güvenmeyin.
  • ChatGPT ile etkileşimleri bir sohbet olarak ele alın. İstenilen çıktıya daha yakın olmak için sorularınızı AI’nın yanıtlarına göre iyileştirin.

Tüm bunlara rağmen ChatGPT’nin muazzam miktarda alan-özel bilgiye sahip gibi görünmesine  rağmen bilgelikten yoksun olduğunu unutmayın . Bu nedenle, araç kod yazabilir ancak anlamak için derin deneyim gerektiren çok özel veya karmaşık problemler için nüansları içeren kod yazamayacaktır. ChatGPT’yi teknikleri göstermek, küçük algoritmalar yazmak ve alt rutinler üretmek için kullanın. ChatGPT’nin daha büyük bir projeyi parçalara ayırmanıza yardımcı olmasını bile sağlayabilir ve sonra ondan bu parçaları kodlamanıza yardımcı olmasını isteyebilirsiniz.

Mazda abonelik sistemi tepki topluyor

Mazda, özellikle bir kerelik ücretsiz özellikleri etkilediği için abonelik tabanlı bir hizmet modeline geçtikten sonra yakın zamanda tartışmalara yol açtı. Daha önce, otomobil üreticisi uzaktan başlatma yetenekleri de dahil olmak üzere herhangi bir ek ücret ödemeden bağlı hizmetler sağlıyordu. Ancak, müşterilerin artık bu hizmetlere erişmek için ayda 10 dolar (veya yılda 120 dolar) ödemesi gerekiyor.

Mazda abonelik sistemi beklenen ilgiyi görmedi

İki tür uzaktan çalıştırma sistemi arasında ayrım yapmak çok önemli: Birincisi, yıllardır mevcut olan geleneksel anahtarlık yöntemi iken, ikincisi bağlı hizmetlere bağlı bir akıllı telefon uygulamasını kullanmayı içerir. Mazda, anahtarlık seçeneğini sonlandırdı ve müşterileri araçlarını uzaktan çalıştırmak için uygulamaya güvenmeye zorladı.

Bağımsız bir geliştirici olan Brandon Rorthweiler, abonelik maliyetlerine katlanmadan uzaktan başlatmayı etkinleştirmek için 2023’te bir geçici çözüm yarattı. Ancak Mazda, açık kaynaklı projeye karşı bir DMCA kaldırma bildirimi sunarak agresif bir şekilde yanıt verdi. Şirket, büyük uygulama mağazalarında bulunan resmi uygulamalarının işlevselliğini yansıttığını iddia ederek, tescilli kod ve bilgi içerdiğini savundu.

Bu aksiliklere rağmen, Mazda sahiplerinin hala alternatifleri var. Abonelik modelinin tanıtılmasıyla birlikte, birçok tüketicinin Mazda’nın ücretlerini atlatmak için satış sonrası uzaktan çalıştırma kitleri araması bekleniyor. Ancak, Mazda Bağlantılı Hizmetler’den çıkmak, araç sağlık raporları ve uzaktan anahtarsız giriş gibi değerli özelliklere erişimi kaybetmek anlamına gelir.

Mazda’nın hamlesi izole bir olay değil, otomotiv sektöründeki büyüyen bir eğilimin parçası. Diğer üreticiler de gelirlerini önemli ölçüde artırabilecek araç özellikleri için abonelik modelleri araştırıyor. Örneğin, BMW, aylık 27,50 dolar veya tek seferlik kilit açma ücreti için 505 dolar ücretlendirilen adaptif süspansiyon donanımı için bir abonelik sunuyor. Bu arada, Ferrari, hibrit modelleri için pille ilgili arızalar için genişletilmiş garanti kapsamını kapsayan 7.500 dolarlık yıllık bir pil aboneliği başlattı.

Abonelik hizmetlerine doğru kayma, araç sahipliği hakkında temel soruları gündeme getiriyor. Tüketiciler araçlarını satın almak için önemli miktarda para ödeyebilirken, gerçek şu ki sahiplik, devam eden ödemeler olmadan artık tüm özelliklere erişimi garantileyemeyebilir.

Google yapay zeka için nükleer enerjiye dönüyor

Teknoloji dünyasının devlerinden Google, yapay zeka (AI) ve büyük veri operasyonları için gereken yüksek enerjiihtiyacını karşılamak amacıyla nükleer enerji kullanmayı ciddi bir seçenek olarak değerlendiriyor. CEO Sundar Pichai, verdiği son röportajda, Google’ın veri merkezleri için yenilikçi enerji çözümlerine yöneldiğini ve bu kapsamda modüler nükleer reaktörler gibi temiz ve sürdürülebilir enerji kaynaklarına yatırım yapabileceğini belirtti.

Google’ın, 2030 yılına kadar operasyonlarında net sıfır karbon emisyonu hedefine ulaşma taahhüdü bulunuyor. Bu hedef doğrultusunda, özellikle yapay zeka uygulamaları ve büyük veri işleme gibi yüksek enerji tüketen operasyonlar için alternatif enerji kaynaklarına yönelmesi, teknoloji devinin çevresel sürdürülebilirlik açısından önemli adımlar attığını gösteriyor. Nükleer enerji, karbon emisyonu yaratmadan sürekli olarak elektrik sağlayabilen bir kaynak olması nedeniyle bu hedefe ulaşmada büyük bir potansiyele sahip. Google, yapay zekaya ve bulut altyapısına güç vermek için modüler nükleer reaktör teknolojisini değerlendiren öncü şirketlerden biri olabilir.

Veri merkezlerinin enerji ihtiyacı için nükleer çözüm

Veri merkezleri, büyük miktarda elektrik gerektiren ve sürekli çalışması gereken kritik altyapılar. Bu merkezler, özellikle Google’ın yapay zeka operasyonları için önemli bir enerji tüketim noktası oluşturuyor. Nükleer enerji, bu merkezlerin enerji ihtiyacını karşılamak için karbonsuz ve güvenilir bir çözüm olarak öne çıkıyor. Modüler nükleer reaktörler, küçük ölçekli ve daha esnek yapılarıyla, yüksek enerji tüketen veri merkezlerine yakın kurulabilir, böylece enerji iletim kayıplarını minimuma indirebilir. Uzmanlar, veri merkezlerinin enerji güvenliği ve sürdürülebilirliği için nükleer enerji kullanımının önemli avantajlar sunduğunu vurguluyor.

Google’ın bu konudaki değerlendirmesi, sektördeki diğer teknoloji devlerinin de benzer adımlar atmasına yol açıyor. Amazon, bu yıl Mart ayında Pensilvanya’daki bir nükleer santralden elektrik satın almak üzere bir anlaşma yaptı. Microsoft ise, yine Pensilvanya’da bulunan ve yeniden faaliyete geçecek olan Three Mile Island nükleer reaktöründen elektrik almak için 20 yıllık bir sözleşme imzaladı.

Nükleer enerji ve teknoloji sektörü

Google, Amazon ve Microsoft gibi devlerin nükleer enerjiye yönelmesi, teknoloji sektörünün temiz enerji arayışında yeni bir dönem başlattığını gösteriyor. Nükleer enerji, sürekli ve kesintisiz bir şekilde enerji üretebilmesi sayesinde, büyük ölçekli veri merkezleri ve yapay zeka uygulamaları için ideal bir çözüm sunuyor. Google’ın 2030 yılına kadar net sıfır karbon emisyonu hedefine ulaşma taahhüdü ile birlikte, bu tür sürdürülebilir enerji kaynaklarına yatırım yapması, diğer şirketler için de yol gösterici olabilir.

Sonuç olarak, Google’ın yapay zeka ve bulut operasyonları için nükleer enerji gibi yenilikçi ve temiz enerji çözümlerini değerlendirmesi, teknoloji devinin çevresel sorumluluklarını ve uzun vadeli sürdürülebilirlik hedeflerini ciddiye aldığının bir göstergesi. Nükleer enerji anlaşmaları henüz kesinleşmemiş olsa da, Google’ın bu alandaki adımları, sektördeki büyük değişimlerin habercisi olabilir.

Gmail, sevilen özet kartı özelliğini yeniliyor!

Google, e-posta deneyimini geliştirmek için sürekli olarak Gmail’i güncelliyor. Son olarak, e-postaların en üstünde faydalı bilgiler sunan özet kartları özelliği için yeni bir güncelleme duyuruldu. Yenilenen özet kartları, gelen kutunuzdaki tüm önemli bilgileri daha kullanışlı ve erişilebilir hale getirecek.

Gmail uygulaması, sevilen özet kartı özelliğini yenileyecek

Yeni özet kartları, satın alımlar, etkinlikler, faturalar ve seyahat e-postaları için daha modern bir görünüme ve yeni eylem düğmelerine sahip. Bu düğmeler sayesinde kullanıcılar, gelen kutularından ayrılmadan takvimlerine etkinlik ekleyebilecek, fatura ödemelerini gerçekleştirebilecek ve hatırlatıcılar ayarlayabilecekler.

Gmail reklamları
Gmail uygulaması, sevilen özet kartı özelliğini yenileyecek.

Satın alma ve siparişlerinizle ilgili özet kartları artık takip bilgilerini de gösterecek. Etkinliklerle ilgili kartlar ise akşam yemeği rezervasyonlarınızı, konser biletlerinizi ve diğer etkinliklerinizi öne çıkararak takvime ekleme, davet gönderme ve yol tarifi alma gibi seçenekler sunacak.

Gmail’in yeni özet kartları, faturalarınızı takip etmenize de yardımcı olacak. Seyahatlerinizle ilgili kartlar ise rezervasyonlarınızı yönetmenizi, online check-in işlemlerinizi yapmanızı ve otel çıkış saati gibi önemli detayları görmenizi kolaylaştıracak.

Google ayrıca, özet kartlarının arka yüzünü de güncellediğini ve böylece ilgili tüm e-postalardaki önemli bilgilerin düzenlenerek gerçek zamanlı olarak güncellendiğini belirtiyor. Özet kartları, Gmail’de arama yaparken ve yeni “Yakında” bölümünde görüntülenecek. “Yakında” bölümü, yalnızca size kargo gönderildiğinde otomatik olarak görünecek ve kargolarınızın tahmini teslimat tarihini göstererek sizi bilgilendirecek.

Satın alımlarla ilgili özet kartları bugünden itibaren Gmail’in iOS uygulamasında kullanılabilir durumda. Etkinlik, fatura ve seyahat özet kartları ve “Yakında” bölümü ise önümüzdeki aylarda kullanıma sunulacak.

Dünyanın ilk hidrojenle çalışan WIGE gemisi tanıtıldı

ABD merkezli Sea Cheetah Corporation, Fransa merkezli H3 Dynamics ile birlikte dünyanın ilk hidrojenle çalışan hidrojen-elektrikli kanat-yer etkili (WIGE) gemisini tanıttı. Bu yenilikçi gemi, sadece hız ve verimlilik açısından değil, aynı zamanda çevre dostu yakıt teknolojileriyle de deniz taşımacılığında çığır açmayı hedefliyor.

Hız ve verimlilikte devrim

Sea Cheetah’ın geliştirdiği bu yeni WIGE gemisi, su yüzeyinin hemen üzerinde, yaklaşık 250 km/s hızla seyahat edebiliyor. Bu hız, özellikle kıyı ve ada taşımacılığında geleneksel deniz taşıtlarına kıyasla önemli bir avantaj sağlıyor. Ayrıca, fosil yakıtla çalışan gemilere göre 10 kat daha verimli yakıt tüketimi sunuyor.

Aerodinamik yapısı sayesinde suya temas etmeden seyahat eden WIGE gemileri, düşük yakıt tüketimi ve düşük operasyonel maliyetlerle dikkat çekiyor. Sea Cheetah, bu teknolojiyle deniz taşımacılığında hızmaliyet ve çevre dostu çözümler sunmayı hedefliyor. Yüksek taşıma kapasitesi ve uzun menzil kabiliyeti ile bu gemiler, yolcu taşımacılığıkargo teslimatı ve arama-kurtarma gibi alanlarda kullanılacak.

Hidrojen-elektrikli tahrik sistemi

Sea Cheetah ve H3 Dynamics, birlikte geliştirdikleri hidrojen-elektrikli tahrik sistemi ile fosil yakıtlı gemilere göre daha uzun menzil ve ağır yük taşıma kapasitesi sunmayı hedefliyor. Hibrit güç aktarma organı sayesinde, bataryaların sunduğu verimliliğin çok üzerinde bir performans elde edilecek. Bu gemiler, deniz taşımacılığında çevre dostu bir alternatif olarak öne çıkıyor.

Havacılık kurallarından bağımsız

WIGE gemileri, tasarım ve mühendislik anlamında uçaklarla benzer özelliklere sahip olsalar da, havacılık düzenleme kurumlarına tabi değiller. Su yüzeyinin birkaç metre üzerinde hareket ettikleri için Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) ve ABD Sahil Güvenliği gibi denizcilik kurallarına uymak zorundalar. Bununla birlikte, maksimum 15 metre yüksekliğe çıkabildikleri için kapsamlı pist veya liman altyapısı gerektirmiyorlar.

Sea Cheetah ve H3 Dynamics, sadece gemi teknolojisini geliştirmekle kalmıyor, aynı zamanda çevreci bir yakıt ikmal ağı kurmayı planlıyor. Sea Cheetah’ın H2Hub ve H2Hub Micro modülleri olarak adlandırdığı bu sistem, gemilere sahil kenarındaki istasyonlarda hızlı ve yerinde üretilmiş yeşil hidrojen sağlayacak. Bu da gemilerin hidrojen tanklarını hızlı bir şekilde doldurmalarını mümkün kılacak.

Yeni nesil WIGE gemileri, geleneksel deniz ve hava taşıtlarına kıyasla üç kat daha fazla yük taşıma kapasitesine sahip olacak ve 10 kat daha hızlı ve verimli bir şekilde çalışacak. Bu teknoloji, deniz taşımacılığında devrim niteliğinde bir adım olarak görülüyor.

1983 model Macintosh prototipi açık artırmaya çıkıyor

Apple’ın erken dönem bilgisayar teknolojisini yansıtan nadir ürünlerinden biri olan 1983 model Macintosh prototipi, önümüzdeki günlerde New York’taki Bonhams müzayede evinde açık artırmaya sunulacak. Apple koleksiyoncuları ve teknoloji meraklıları için büyük bir fırsat sunan bu prototipin, 13 Ekim ile 23 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilecek müzayedede 80 bin ila 120 bin dolar arasında bir fiyata alıcı bulması bekleniyor. Ancak Apple’ın erken dönem ürünlerine olan yoğun ilgi, cihazın fiyatının bu beklentinin çok üzerine çıkabileceği yönünde tahminlere yol açıyor.

Bu 1983 Macintosh prototipini bu kadar değerli kılan en önemli unsurlardan biri, Apple’ın piyasaya sürmeden önce geliştirdiği ancak kullanımdan kaldırdığı nadir bir teknoloji olan ‘Twiggy disk’ sistemine sahip olması. 5,25 inçlik bir disket sürücüsü olan Twiggy teknolojisi, Steve Jobs’ın güvenlik endişeleri nedeniyle henüz ürün piyasaya sürülmeden iptal edildi. Jobs’ın emriyle, 1984 yılında resmi olarak satışa sunulan ilk Macintosh modellerinde daha güvenilir ve kompakt bir yapı sunan 3,5 inçlik disket sürücüsü tercih edildi.

Twiggy disk teknolojisinin bu prototipte korunmuş olması, cihazı son derece nadir ve tarihi açıdan önemli kılıyor. Günümüzdeki Mac modellerinin ilk atası olarak kabul edilen bu prototip, Apple’ın inovasyon sürecine dair eşsiz bir bakış sunuyor. Teknoloji dünyasında Twiggy disk teknolojisine sahip cihazların oldukça az bulunması, cihazın koleksiyon değeri açısından büyük bir potansiyele sahip olmasını sağlıyor.

Prototip, sadece Twiggy teknolojisi ile sınırlı kalmayıp orijinal klavyesi ve Apple’ın M01000 fare prototipi ile birlikte satışa sunulacak. Cihazın kozmetik durumu da oldukça iyi korunmuş, bu da fiyatının daha da artma ihtimalini güçlendiriyor. Aynı zamanda, prototipin önemli Macintosh uygulamalarının erken ve tamamlanmamış sürümlerini çalıştırabilmesi onu daha da değerli bir koleksiyon parçası haline getiriyor.

Müzayedeyi düzenleyen Bonhams, ürünün 100 bin doların üzerine çıkabileceğini öngörüyor. Apple’ın erken dönem teknolojisi ile ilgilenen koleksiyoncular için bu, son derece nadir ve önemli bir fırsat olarak görülüyor.

Koleksiyoncular için tarihi bir fırsat

Apple’ın tarihi ürünlerine olan ilgi yıllar geçtikçe artmaya devam ediyor. Daha önceki müzayedelerde de Apple’ın ilk dönem ürünleri rekor fiyatlara satılmıştı. Bu prototipin de rekor bir fiyatla satılması bekleniyor, özellikle Apple’ın teknolojik evriminde önemli bir dönüm noktasını temsil eden bu cihaz, teknoloji tarihine ilgi duyan yatırımcılar ve koleksiyoncular için büyük bir çekim noktası oluşturuyor.

Sonuç olarak, 1983 model Macintosh prototipi, Apple’ın teknoloji dünyasındaki yenilikçi ruhunu ve geçmişteki büyük değişimlerini yansıtan, tarihe tanıklık eden nadir bir cihaz olarak bu müzayedenin en önemli parçalarından biri olacak. 13 Ekim’den 23 Ekim’e kadar sürecek olan bu etkinlik, teknoloji tarihine dair önemli bir hatırayı yeniden gün yüzüne çıkaracak ve bu eşsiz Macintosh prototipi, yeni sahibini bulacak.

Siyasi reklamlarda Deepfake kullanımına engel

Kaliforniya, yapay zeka ile üretilen deepfake görüntü ve videoların siyasi reklamlarda kullanılmasını engellemeyi hedefleyen yeni bir yasayı devreye soktu. AB 2839 olarak bilinen ve Vali Gavin Newsom tarafından geçtiğimiz ay imzalanan yasa, özellikle 2024 seçimleri öncesinde derin sahtecilik (deepfake) uygulamalarına karşı bir önlem olarak yürürlüğe girdi. Yasa, seçim süreçlerinde seçmenleri yanıltabilecek tehlikeli içeriklerin önüne geçmeyi amaçlıyor.

Tehlikeli içeriklere karşı mücadele

Bu yeni düzenleme, yapay zeka teknolojilerinin hızlı gelişimi ve deepfake videoların yaygınlaşması karşısında hayati bir adım olarak nitelendiriliyor. Özellikle, seçim dönemlerinde sahte görüntülerin kamuoyunu manipüle etmepotansiyeline sahip olduğu düşünülüyor. Siyasi reklamlarda deepfake videolarının bu manipülasyon aracı olarak kullanılması kamuoyunda ciddi endişelere yol açtı.

Eleştiriler ve hukuki tartışmalar

Ancak yasa, yürürlüğe girmesiyle birlikte tartışmaları da beraberinde getirdi. Uzmanlar, bu düzenlemenin yetersizolduğunu ve deepfake gibi hızla gelişen teknolojilerin sunduğu tehditleri tamamen ortadan kaldıramayacağını savunuyor. Eleştirmenler, düzenlemenin sadece siyasi alanla sınırlı kalmasının yanı sıra ifade özgürlüğüne yönelik olası kısıtlamalar konusunda da endişe taşıyor. Özellikle YouTuber Christopher Kohls’un avukatı Theodore Frank, yasanın teknolojik gelişmelerin beraberinde getirdiği düzenlemelere karşı hukuki bir itiraz başlattı. Frank, Siyasi reklamlarda deepfake uygulamaları ele alınmadan önce ifade özgürlüğü ile ilgili zorlukları da göz önünde bulundurdu.

Uygulama ve denetim zorlukları

Yasanın uygulamaya siyasi reklamlarda Deepfake nasıl geçeceği ve deepfake içeriklerinin nasıl tespit edileceği konusundaki belirsizlikler de dikkat çekiyor. Uzmanlar, bu tür içeriklerin tespit edilmesinin teknolojinin karmaşıklığı nedeniyle zor olabileceğini ve hukuki süreçlerin uzun zaman alabileceğini belirtiyor.

Kaliforniya’daki bu düzenlemenin, ABD’nin diğer eyaletlerinde benzer yasal düzenlemelere ilham verip vermeyeceği merak konusu. Derin sahtecilik teknolojisinin hızla gelişmesi, yasaların bu duruma ne kadar hızlı ayak uydurabileceği sorusunu da beraberinde getiriyor. Yasal düzenlemelerin ifade özgürlüğü ve teknolojik ilerleme arasındaki dengeyi nasıl kuracağı, gelecek dönemde teknoloji dünyasında yakından takip edilecek başlıca konular arasında yer alıyor. Bu bağlamda, siyasi reklamlarda deepfake kullanımının kontrol edilmesi önemli bir adım olacak.

Kişisel verilerimiz yurtdışına nasıl çıkacak?

0

Türkiye’nin dijital dönüşüm yolculuğunda önemli bir adım olan 6698 sayılı Kişisel Verileri Koruma Kanunu’nda (KVKK) yapılan son değişiklikler, Microsoft’un Türkiye’de sunduğu bulut hizmetlerini nasıl etkiledi? Microsoft Türkiye Genel Müdürü Levent Özbilgin ve Microsoft Türkiye Hukuk Direktörü Oğuzhan Aslan ile, Türkiye’deki kurum ve işletmelerin kişisel verileri yurt dışına güvenli bir şekilde aktarabilmeleri için atılan adımları ve Microsoft’un bu konudaki stratejisini konuştuk.

6698 sayılı Kişisel Verileri Koruma Kanunu’nda (KVKK) yapılan son değişiklikler Türkiye’nin dijital dönüşüm yolculuğunda büyük bir adım. Türkiye’nin veri koruma standartlarını uluslararası düzeye çıkararak küresel rekabet gücünü artırıyor. Türkiye, güncel, Avrupa Birliği ile ve dünyanın geri kalanıyla harmonize edilmiş, eş güdümlü bir kanun paketi ile uluslararası standartlara uyum sağlıyor.

Verinin serbest dolaşımı çok önemli!

Kişisel verilerin yurt dışına aktarımı ve Microsoft’un bu alandaki uyum stratejisini değerlendiren Microsoft Türkiye Genel Müdürü Levent Özbilgin, “Günümüz bilişim dünyasında verinin dolaşımı çok önemli bir konu. Artık bilişim sistemleri tek bir lokasyon, tek bir paket içinde değil, sınırların ötesinde çalışan, muazzam bir global girişimi, bilişim dokusu içinde çalışan bulut sistemleri üzerinde çalışan bir küresel sistem” diyerek günümüzün bilgi sistemlerinin globalleşmesine dikkat çekiyor.

Microsoft’un bulut sistemleri, bu globalleşen dünyada güvenli veri akışı için önemli bir çözüm sunuyor. Özbilgin, “Aslında biz küresel bir bilgisayardan bahsediyoruz. Küresel bir bilgisayar sisteminden bahsedince de bu bilgisayar sisteminde işlenmesi gereken veriler var” diyerek kişisel verilerin bu sistemlerdeki yerini açıklıyor.

Kişisel veriler hangi koşullarda yurtdışına çıkarılacak?

Kişisel verilerin işlenmesi için yurt dışına aktarılması gerektiğinde, KVKK’nın getirdiği yeni kurallar devreye giriyor. O verilerin de işlenmesi için, o veri hangi koşullarda, hangi şartlarda, ne zaman ve nasıl yurt dışına çıkabilir? Bunun için kimlerin, hangi kişilerin, hangi kurumların rızası alınması lazım? Ve o rıza hangi koşullar altında alındıktan sonra o veriye ne yapılacak? Nasıl korunacak? Sorularını Microsoft, “kontrollü, uyumlu, gizli ve şeffaf” olmak üzere dört temel bulut güvenliği prensibine dayalı olarak cevaplıyor. Microsoft Türkiye Hukuk Direktörü Oğuzhan Aslan, “Biz ve bizim gibi faaliyette bulunan bilişim firmalarının aslında temel prensiplerinden bir tanesi veri. Verinin korunması bir insan hakkı. Mahremiyet bir insan hakkı. Eğer biz verimizi bir kişiye veya bir kuruma teslim ediyorsak bunun nasıl korunduğunu, nerelere, hangi şartlar altında transfer edildiğini şeffaf bir şekilde bilmek zorundayız” diyerek Microsoft’un prensiplerini açıklıyor.

GDPR’ye göre tasarlanan bulut hizmetleri KVKK ile uyumlu hale getirildi

Microsoft Türkiye Hukuk Direktörü Oğuzhan Aslan, Microsoft’un bulut hizmetlerinin GDPR’ye göre tasarlandığını ve KVKK ile uyumlu hale getirildiğini belirtiyor. “Microsoft aslında bütün bulut altyapısını buna göre dizayn etmekte. Mahremiyet bir insan hakkıdır prensibinden de, düsturundan da hareketle aslında bu dört temel güvenli bulut prensibine dayanarak bu sistemleri oluşturdu.” diyerek Microsoft’un uyum sürecini anlatıyor.

Kontrollü: Buluttaki verilerin kontrolü tamamen müşteriye ait.

Uyumlu: Bulut sistemleri özellikle veri koruma düzenlemelerine uyumlu olacak şekilde tasarlanıyor.

Gizli: Microsoft, bulut sistemlerinde muhafaza edilen kişisel verilerin mahremiyetini korumak için teknik ve idari tedbirler alıyor.

Şeffaf: Microsoft, buluttaki müşteri verilerine erişim konusunda şeffaf davranarak, herhangi bir erişim talebini müşteriye bildiriyor.

Türkiye’deki kurum ve işletmelere uyum sürecinde nasıl destek verilecek?

Microsoft sistemleri zaten 2018’de Avrupa Birliği’nin ilan ettiği GDPR yani Kişisel Verileri Koruma çerçevesine uygun geliştirildiği ve sürekli denetlendiği için Microsoft bulut müşterilerinin teknik olarak bu verilerin saklanması, Microsoft sistemlerinde işlenmesi ile ilgili ekstra bir teknolojik adım atmasına gerek yok. Sözleşmesel olarak ise müşterilerim zaten kanuna uygun olarak yurt dışına çıkartmak istedikleri veriler konusunda Microsoft ile olan sözleşmelerine güncellemeleri gerekiyor. Bunun için ne yapmaları lazım? Hukuk birimlerinin Microsoft ile zaten hali hazırda imzalamış olduğu standart kontratları bir de standart KVKK’nın zaten yayınlamış olduğu ve Microsoft’un da kendi kontratlarına kendi sözleşmelerine olduğu gibi hiçbir değişiklik olmadan eklediği eki de imzalamaları gerekiyor. Bundan sonra da bu imzaladıkları dokümanı da kuruma ibraz ederek işlemlerine devam edebiliyorlar.

Uluslararası şirketler Türkiye’ye gelir mi?

KVKK uyumunun uluslararası şirketleri Türkiye’ye çekmesi ve dijital dönüşümü hızlandırması bekleniyor. Yurt dışındaki firmalar, KVKK uyumu nedeniyle Türkiye’de faaliyet gösteremeyen veya bazı sistemlerinin kullanılmasına imkan bulamayan firmalar, Microsoft’un bulut hizmetini kullanan bu firmaların, bu yeni değişikliklerle Türkiye’ye gelmesinin önü açılıyor.

Microsoft Türkiye Genel Müdürü Levent Özbilgin, “Türkiye’nin özellikle bilişim dünyasında, küresel bilişim pazarındaki hakimiyetini de yere gelmesi açısından bu çok olumlu bir gelişme ve gerçekten şu anda uluslararası müşterilerimiz de Türkiye’de faaliyetlerini büyütmek isteyen, Türkiye’de yeni faaliyetler açmak isteyen uluslararası şirketler için büyük bir fırsat olduğunu düşünüyoruz. Yılın sonunda mı? Hayır fakat çok güzel bir başlangıç yaptık fakat daha fazla bulut hizmetlerinin özellikle çok kompleks ve şu anda dünya çapında en büyük etkisi olacağını düşündüğümüz yapay zeka gibi büyük bulut hizmetlerinin doğrudan Türkiye içinde çalışabilmesi için daha fazla özellikle regülatif anlamda almamız gereken bir rol olduğunu düşünüyoruz. Bu konuda da biz kamu paydaşlarımızla mümkün olduğu kadar elimizdeki bilgileri paylaşıyoruz, deneyimimizi paylaşıyoruz. Şu anda dünyadaki yapay zeka dönüşümü, yapay zeka ve yapay zeka üzerinde geliştirilen servislerin faydaları konusunda oldukça fazla bizim elimizde veri var ve bu gibi servislerin doğrudan Türkiye’den sağlanması için yapılması gereken ek regülatif konularda da özellikle sektörel anlamda, çünkü kimi sektörlerin veri regülasyonları standart regülasyonlardan daha da farklı olabiliyor. Biz de bunun sektörel iz düşümlerini tek tek analiz ederek bunu paydaşlarımızla paylaşıyor ve mümkün olduğu kadar Türkiye’nin bu konuda da uluslararası standartlarla eş güdümlü olarak gitmesini sağlamaya çalışıyoruz” diyor.

Nükleer silah tespiti yapan dedektör geliştirildi!

0

İngiltere’deki Sheffield Üniversitesi ve ABD’deki Hawaii Üniversitesi’nden araştırmacılar, nükleer silah teknolojilerinde önemli bir gelişmeye imza attılar. Geliştirdikleri yeni antimadde dedektörü, yüzlerce kilometre uzaktaki nükleer reaktörlerden yayılan antinötrinoları ölçebiliyor. Bu da, söz konusu reaktörün enerji üretimi mi yoksa silah üretimi için mi kullanıldığının anlaşılmasını sağlıyor.

Kilometrelerce uzaktan nükleer silah tespiti yapan dedektör geliştirildi!

Günümüzde karbon ayak izini azaltmak için nükleer enerjiye olan ilgi artıyor. Ancak bu durum, bazı ülkelerin nükleer silah geliştirmek için reaktörleri bahane olarak kullanabileceği endişesini de beraberinde getiriyor. Nükleer silah ve nükleer yakıt üretimi arasındaki temel fark, kullanılan uranyumun zenginleştirme oranında yatıyor. Nükleer yakıt %5’in altında zenginleştirilirken, nükleer bomba için bu oran %90’ı aşıyor.

Kilometrelerce uzaktan nükleer silah tespiti yapan dedektör geliştirildi!

Peki bu yeni dedektör, reaktörlerin amacını nasıl ortaya çıkarıyor? Antinötrinolar, nükleer reaksiyonlar sırasında ortaya çıkan ve maddeyle neredeyse hiç etkileşime girmeyen, yani çok uzak mesafelere ulaşabilen parçacıklar. Araştırmacılar, geliştirdikleri dedektör ile antinötrino sayısını ölçerek reaktörün varlığını, uzaklığını ve hatta hangi amaçla kullanıldığını belirleyebiliyor.

Dedektör, antinötrinoları yakalamak için “Cherenkov radyasyonu” adı verilen bir olgudan yararlanıyor. Su gibi bir ortamdan ışık hızından daha hızlı geçen yüklü parçacıklar, mavi bir ışık konisi oluşturuyor. Antinötrinolar da bu ışık konisinin oluşmasına neden olduğu için, varlıkları tespit edilebiliyor.

Ancak bu yöntemin de bazı zorlukları var. Örneğin kozmik ışınlar da benzer ışık izleri bırakabiliyor ve bu da ölçümleri etkileyebiliyor. Araştırmacılar, bu sorunu çözmek için dedektörün tasarımını optimize etmeye çalışıyorlar.

Yaklaşık 100 milyon dolara mal olması beklenen dedektörün inşası için henüz kesin bir karar verilmedi. Ancak bu teknolojinin, nükleer silahların yayılmasının önlenmesinde önemli bir rol oynama potansiyeli bulunuyor.

iPhone SE 4 geliyor! İşte özellikleri

0

Apple, 2025’in ilk aylarında yeni ürünlerini tanıtmaya hazırlanıyor. Bloomberg’den Mark Gurman’ın haberine göre, teknoloji devi iPhone SE 4, güncellenmiş iPad Air modelleri ve geliştirilmiş Magic Keyboard ile birlikte önemli bir lansman gerçekleştirecek. Beklenen iPhone SE modeli bu lansmanın önemli bir parçası olacak.

iPhone SE 4 özellikleri

Yeni iPhone SE 4iPhone 14’e benzer bir tasarıma sahip olacak. Cihaz, kenardan kenara uzanan bir ekran ve üst kısmında bir çentik barındıracak. Mevcut iPhone SE modelinin aksine, bu yeni modelde Touch ID yerine Face ID teknolojisi kullanılacak. Ayrıca, dikkat çekici bir yenilik olarak Apple Intelligence desteği de bulunacak; bu özellik şu anda yalnızca iPhone 15 ProiPhone 15 Pro Max ve yeni iPhone 16 modellerinde mevcut. Beklenen iPhone SE modeli, Face ID teknolojisini ilk kez kullanacak.

iPhone SE 46.1 inçlik daha büyük bir OLED ekran ile donatılacak. Performans açısından, cihazın A18 çip tarafından desteklenmesi bekleniyor. Diğer önemli özellikler arasında USB-C bağlantı noktasıEylem düğmesi5G modem48 MP ana kamera ve 8GB RAM kapasitesi yer alıyor. Beklenen iPhone SE modeli, birçok yeni özellikle geliyor.

Güncellenmiş iPad Air modelleri

Apple, iPad Air serisinde de önemli güncellemeler yapmayı planlıyor. Gurman, yeni iPad Air modellerinin “içsel iyileştirmeler” içereceğini belirtti, ancak detay vermekten kaçındı. Güncellemelerin performans ve verimlilik odaklı olması bekleniyor. Ayrıca, 11 inç ve 13 inç iPad Air modelleri için yeni bir Magic Keyboard tanıtılması öngörülüyor. Bu klavyenin, iPad Pro için sunulan en yeni özelliklerin bazılarını barındırarak, iPad’i dizüstü bilgisayar gibi kullanmayı kolaylaştıracağı ifade ediliyor.

Lansman tarihi

Apple, genellikle iPhone SE ve iPad Air modellerini yılın ilk yarısında tanıttığı için, bu cihazların Mart veya Nisan 2025’te duyurulması muhtemel. Lansmanın sanal bir etkinlik veya basın bülteni ile mi gerçekleşeceği ise henüz netlik kazanmadı. Son olarak, iPhone SE’nin en son Mart 2022’de, iPad Air’in ise geçtiğimiz Mayıs ayında M2 çip ve 13 inçlik ilk model ile güncellendiğini hatırlatmakta fayda var. Beklenen iPhone SE modeli, önceki lansmanlarla benzer bir zaman diliminde tanıtılacak.

Toyota, hava taksilerine yatırım yapıyor! Peki neden?

0

Toyota, geleceğin ulaşım teknolojilerine olan büyük yatırımlarına bir yenisini daha ekledi. Elektrikli dikey kalkış ve iniş yapabilen (eVTOL) hava araçları üreten Joby Aviation ile yakın iş birliği içinde olan otomotiv devi, şirkete 500 milyon dolarlık dev bir yatırım daha yaptı. Bu son yatırımla birlikte Toyota’nın Joby Aviation’a yaptığı toplam yatırım 894 milyon dolara ulaşmış oldu. İşte son dönemde çok konuşulan konu hakkındaki en önemli ve en çarpıcı detaylar…

Toyota, hava taksilerine dev bir yatırım yaptı

Toyota, yeni yatırımını iki aşamada gerçekleştirecek. İlk 250 milyon dolarlık dilim bu yıl içinde aktarılırken, kalan 250 milyon dolar ise 2025 yılında ödenecek. Bu yatırımla birlikte iki şirket arasında bir üretim ortaklığı da kurulacak. Toyota, Joby’nin hava taksilerinin tahrik sistemleri gibi önemli bileşenlerinin üretimini üstlenerek, hava taksilerinin ticarileştirilme sürecini hızlandırmayı hedefliyor.

Toyota, hava taksilerine dev bir yatırım yaptı.
Toyota, hava taksilerine dev bir yatırım yaptı.

2009 yılında kurulan ABD merkezli Joby Aviation, tamamen elektrikli, altı rotorlu ve beş kişilik hava araçları geliştiriyor. Helikopter gibi dikey kalkış yapabilen araç, rotorlarını öne doğru çevirerek yatay uçuşa geçiyor. Joby’nin iddiasına göre bu hava taksileri, saatte 320 kilometre hıza ulaşabiliyor, tek şarjla 240 kilometre yol katedebiliyor ve geleneksel uçaklardan 100 kat daha sessiz çalışıyor.

Geçtiğimiz aylarda New York’un Manhattan bölgesinde tanıtım uçuşları gerçekleştiren Joby Aviation, 2025 yılından itibaren New York ve Los Angeles gibi büyük şehirlerde ticari yolcu uçuşlarına başlamayı planlıyor.

ChatGPT, haftada 250 milyon aktif kullanıcıya ulaşıyor!

0

OpenAI tarafından geliştirilen yapay zekâ sohbet robotu ChatGPT, büyümeye devam ediyor. Kısa süre önce tarihin en büyük yatırım turlarından birini tamamlayan ve 6,6 milyar dolarlık finansmanla 157 milyar dolar değerlemeye ulaşan OpenAI, ChatGPT’nin haftalık aktif kullanıcı sayısının 250 milyona ulaştığını duyurdu. İşte son dönemde çok konuşulan konu hakkındaki en önemli ve en çarpıcı detaylar…

ChatGPT, haftalık olarak tam 250 milyon aktif kullanıcıya ulaştı

Şirket, sadece iki ay önce Ağustos ayında bu rakamın 200 milyon olduğunu açıklamıştı. Bu da, son iki ayda %25’lik ciddi bir artış yaşandığını gösteriyor. Bir yıl öncesiyle kıyasladığımızda ise kullanıcı sayısının iki katına çıktığını görüyoruz.

ChatGPT, haftalık olarak tam 250 milyon aktif kullanıcıya ulaştı.
ChatGPT, haftalık olarak tam 250 milyon aktif kullanıcıya ulaştı.

OpenAI tarafından resmi bir açıklama yapılmamış olsa da 250 milyonluk haftalık aktif kullanıcının çok küçük bir kısmının ücretli kullanıcılardan oluştuğu tahmin ediliyor. Mevcut bilgilere göre şirketin 11 milyon ChatGPT Plus abonesi ve 1 milyon ücretli Enterprise abonesi bulunuyor.

Yapay zekâ alanında öncü şirketlerden biri olan OpenAI, kullanıcı sayısındaki artışın kaynağını açıklamadı. Ancak okulların açılması ve öğrencilerin ChatGPT’yi ödevlerine yardımcı olması için kullanmaya başlamasının, bu artışta etkili olduğu düşünülüyor. ChatGPT kullanıcı sayısının önümüzdeki aylarda da artmaya devam etmesi, hatta Apple’ın bu hizmeti Apple Intelligence’a entegre etmesiyle birlikte büyük bir sıçrama yapması bekleniyor.

Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yanıtlarınızı aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz. Görüşleriniz bizim için gerçekten çok değerli. Paylaşmaktan çekinmeyin! Yorumlarınızı büyük bir merakla bekliyoruz.

App Store reklamları Türkiye’de aktif oldu!

Apple, uygulama geliştiricileri için büyük önem taşıyan App Store reklam hizmetini (Apple Search Ads) Türkiye’de kullanıma sundu. Artık Türkiye’deki uygulama geliştiricileri de, App Store’da uygulamalarının daha fazla kişiye ulaşmasını sağlamak için reklam verebilecekler. İşte son dönemde çok konuşulan konu hakkındaki en önemli ve en çarpıcı detaylar…

App Store reklamları Türkiye’de de aktif oluyor

iPhone ve iPad kullanıcıları, App Store’da dört farklı türde arama reklamıyla karşılaşacaklar. Bunlar; Bugün sekmesindeki reklamlar, Arama sayfasındaki reklamlar, arama sonuçlarının üstündeki reklamlar ve diğer uygulama sayfalarının altındaki reklamlar olarak sıralanıyor.

App Store reklamları Türkiye'de de aktif oluyor.
App Store reklamları Türkiye’de de aktif oluyor.

Apple, Arama Reklamları’nın, organik aramalara göre 2 kata kadar daha fazla gösterim sağladığını ve bu nedenle özellikle küçük ölçekli geliştiriciler için büyük avantaj sunduğunu belirtiyor. Tıklama başına maliyet modeliyle çalışan sistemde, geliştiriciler yalnızca reklamlarına tıklayan kullanıcılar için ödeme yapıyor.

Arama Reklamları ilk olarak iki yıl önce uygulama ürün sayfalarında yayınlanmaya başladığında, düşük kaliteli kumar ve casino reklamlarının ilgisiz ve profesyonel uygulamaların yanında gösterilmesi nedeniyle büyük tepki çekmişti. Apple bu duruma, bahis ve kumar gibi belirli reklam kategorilerinin görünürlüğünü kısıtlayarak yanıt vermişti.

Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce Apple firmasının yeni nesil ürünleri sektörde beklenen etkiyi yapabilecek mi? Siz daha önce hiç Apple marka bir elektronik cihaz kullandınız mı? Yanıtlarınızı aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz. Görüşleriniz bizim için gerçekten çok değerli. Paylaşmaktan çekinmeyin! Yorumlarınızı büyük bir merakla bekliyoruz.

Türkiye’nin teknoloji unicorn’u olmayı hedefliyor!


Yaklaşık 10 yıldır finans sektörüne yönelik yenilikçi teknolojiler geliştiren Enqura, 2028 yılına kadar unicorn (milyar dolar değerlemeye sahip şirket) statüsüne ulaşmayı hedefliyor. 16 ülkeye yaptığı ihracatla Türkiye’nin bu alandaki uluslararası markası olma yolunda ilerleyen şirket, son dört yıldır tamamen ürün odaklı bir strateji izliyor. Bu yılın sonuna kadar birden fazla ülkede pazar liderliğini elde etmeyi hedefleyen Enqura, 2025 itibariyle ise beş kıtaya yayılmayı planlıyor.

Seri A yatırımı global açılımı hızlandıracak

Enqura Kurucusu ve CEO’su Metin Karabiber
Enqura Kurucusu ve CEO’su Metin Karabiber

Enqura, T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından başlatılan Turcorn100 programına seçilerek, 2030 yılında Türkiye’nin ilk unicornları arasında yer alması beklenen 15 teknoloji şirketinden biri oldu. Enqura Kurucusu ve CEO’su Metin Karabiber, bu hedef doğrultusunda global pazarda büyüme stratejisini hızlandırmak amacıyla Seri A yatırım turuna hazırlandıklarını açıkladı. Yerli ve uluslararası yatırımcılarla görüşmelerin sürdüğünü belirten Karabiber, “Garanti BBVA Partners Tech Programı, Mastercard Engage ve Visa İnovasyon Programı katılımlarından aldığımız desteklerle de büyüme sürecini hızlandırarak uluslararası pazarlara açılma fırsatlarını değerlendiriyoruz” dedi.

Yapay zekâ tabanlı finansal teknoloji inovasyonu

Enqura, fintek sektöründe köklü dönüşümlere öncülük ederek Türk teknolojisini global pazara ihraç etmeyi hedefliyor. Yenilikçi ürünleriyle sektördeki sınırları zorlayan ve geleceğe yönelik güçlü ve inovatif bir vizyonla ilerleyen şirket, 2024 itibariyle ürün portföyünü Enqura FinTech Five ile tamamen yapay zekâ destekli hale getirdi. Bu sayede finansal teknoloji ihracatında lider olmayı ve dünya çapında kabul gören çözümler geliştirmeyi amaçladıklarını vurgulayan Karabiber, sürekli gelişim ve inovasyon odağıyla Ar-Ge yatırımlarını aralıksız sürdürdüklerini ifade etti.

Enqura Genel Müdürü Hasan Emre Özgür
Enqura Genel Müdürü Hasan Emre Özgür

Enqura Genel Müdürü Hasan Emre Özgür ise, FinTech Five platformunun özelliklerini ve finansal ekosisteme sağladığı katkıyı ise şöyle anlattı: “Sektörün karmaşık ihtiyaçlarını tek bir çatı altında karşılıyoruz. Bu sayede bir fintek veya dijital bankanın sıfırdan kurulumu için gerekli neredeyse tüm temel teknolojileri sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda yasal ve operasyonel ihtiyaçlara da kapsamlı çözümler üretiyoruz. Finans sektöründe sıkça duyduğumuz ‘self servis’ kavramını modern bir perspektifle yeniden tanımlayarak ‘yapay zekâ destekli finansal servisler’ anlayışını öne çıkarıyoruz.

FinTech Five, finans sektöründe faaliyet gösteren kurumların yapay zekâ destekli finansal servisleri en iyi müşteri deneyimiyle sunabilmesi amacıyla tasarlandı.”

FinTech Five; EnQualify (uzaktan kimlik tespiti), EnNovate (mobil ve online dijital kanallar), EnWallet (dijital cüzdan ve açık bankacılık), EnSecure (çok faktörlü, güçlü kimlik doğrulama) ve EnConnect (dijital asistan ve güvenli mesajlaşma) ürünlerinden oluşuyor. Bu ürünler, Enqura müşterilerine daha kişiselleştirilmiş hizmetler sunma, maliyetleri düşürme ve karar alma süreçlerini hızlandırma imkânı tanıyor. Şirketlerin tek bir teknolojik altyapı üzerinden entegre ve verimli hizmetler almasını sağlayarak operasyonel etkinliklerini artırıyor. Platform, birden fazla tedarikçi zorunluluğunu ortadan kaldırıp tüm finansal teknoloji ihtiyaçlarını tek bir noktadan karşılayarak fark yaratıyor.

Enqura, bir yandan global açılımına hız verirken, bir yandan güvenli ve sürdürülebilir altyapısını yapa zekâ teknolojisiyle buluşturarak finans ekosistemine yenilikçi ve etkili çözümler kazandırmaya devam ediyor.

Yatırımcılar bu girişime akın ediyor!

Yatırımcılar, yapay zeka (AI) dünyasında devrim yaratan ElevenLabs’a yatırım yapmak için adeta yarış halinde. Şirketin değerinin yakında 3 milyar dolara ulaşacağı söylentileri finans dünyasında büyük bir hareketlilik yarattı.

AI tabanlı içerik üretiminde çığır açan çalışmalarıyla tanınan ElevenLabs, büyük girişim sermayesi şirketlerinin dikkatini çekmiş durumda. Şirketin ses ve metin üretimi konusunda yapay zeka odaklı çözümleri, onu rakiplerinin önüne geçiriyor. Yatırımcılar, hızla büyüyen bu pazarda ElevenLabs’ı en umut verici şirketlerden biri olarak görüyor, özellikle de üretken yapay zeka alanında.

Konuyla ilgili kaynaklar, ElevenLabs’ın milyonlarca dolarlık yatırım arayışında olduğunu ve çeşitli yatırımcılarla görüşmeler yaptığını belirtiyor. Bu görüşmeler, yapay zeka yatırımlarının hızla arttığı bir dönemde gerçekleşiyor. Büyük teknoloji devleri ve startup’lar sektörde liderlik mücadelesi verirken, ElevenLabs yenilikçi yaklaşımı sayesinde öne çıkmayı başarıyor.

ElevenLabs farklı sektörlere ses ve metin üretiyor

Birçok teknoloji uzmanı, ElevenLabs’ın çeşitli sektörlerde ses ve metin üretimini hızlandıran ürünlerinin, yapay zekanın yeni bir kullanım alanını açtığını düşünüyor. Şirketin bu alanlardaki hızlı yükselişi, önümüzdeki aylarda değerinin katlanarak artabileceği yönündeki tahminleri güçlendiriyor.

ElevenLabs’ın başarısı, teknoloji dünyasında değişen dinamikleri de gözler önüne seriyor. Yatırımcılar, geleneksel modellerden yapay zeka destekli çözümlere doğru yönelirken, ElevenLabs yeni bir yatırım turuna hazırlanıyor. Şirket, teknolojik yenilikler yarışında liderliğini sağlamlaştırırken, yapay zeka alanında yeni bir devrim yapmaya da hazırlanıyor.

Siber güvenliğin geleceği nasıl şekilleniyor?

Işıl Hasdemir
Dell Technologies Türkiye Genel Müdürü

Dijital dönüşüm, dünya genelinde hız kazanırken, Avrupa, Orta Doğu ve Afrika (EMEA) bölgesindeki kuruluşlar, değişen BT ihtiyaçlarını karşılayabilmek için Hiper Bütünleşik Altyapı (HCI) çözümlerine her zamankinden daha fazla yöneliyor. Dell olarak biz de bu dönüşümün merkezinde yer alıyor ve müşterilerimizin, bilgi işlem, depolama ve ağ kaynaklarını tek bir sistemde sorunsuz bir şekilde entegre etmelerini sağlayan HCI teknolojileriyle iş süreçlerini dönüştürmelerine yardımcı oluyoruz.

Günümüzün güvenlik tehditleri göz önüne alındığında, HCI’nın sunduğu avantajlar sadece maliyetlerin azaltılması veya operasyonel verimlilikle sınırlı değil; aynı zamanda veri güvenliğini en üst düzeye çıkarmak ve tehdit yüzeylerini en aza indirmek gibi kritik önlemleri de içeriyor. Data Fusion Insights tarafından yayımlanan son rapora göre, Avrupa Hiper Bütünleşik Altyapı (HCI) Sistemleri Pazarı’nın 2023 yılında 50 milyar dolar değerinde olduğu, 2024’ten 2031’e kadar yüzde 8,23’lük bir yıllık bileşik büyüme oranıyla (CAGR) 2031 yılına kadar 86,98 milyar dolara ulaşacağı tahmin ediliyor. EMEA bölgesinde HCI ile siber güvenliğin bir araya gelmesini sağlayan üç temel trendi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Yapay Zekâ ve Otomasyon Füzyonu

Yapay zekâ (AI) ve otomasyon, özellikle kuruluşların maliyetleri kontrol altına alırken BT operasyonlarını optimize etme baskısıyla karşı karşıya kaldığı EMEA bölgesinde HCI’yı önemli ölçüde geliştiriyor. Yapay zekâ ile güçlendirilmiş HCI çözümleri, öngörücü analizler sunarak BT ekiplerinin performansı etkilemeden önce potansiyel sorunları öngörmesine ve çözmesine olanak tanıyor. Örneğin yapay zekâ algoritmaları, HCI sistemleri tarafından üretilen büyük veriyi analiz ederek donanım arızaları veya performans darboğazlarını işaret eden kalıpları tespit edebiliyor. Bu süreçlerin otomatikleştirilmesi, kuruluşların daha esnek ve duyarlı bir BT altyapısı oluşturmalarına yardımcı olarak kaynakların en iyi şekilde tahsis edilmesini ve kesinti sürelerinin en aza indirilmesini sağlıyor.

Ayrıca, HCI’da yapay zekâ destekli otomasyon siber güvenlik alanına da uzanıyor. Kuruluşlar, yapay zekâyı HCI platformlarına entegre ederek tehdit algılama ve müdahale yeteneklerini güçlendirebiliyor, aynı zamanda uç noktalarda, kurum içinde ve bulut ortamlarında veri bütünlüğünü ve uyumluluğunu sağlayabiliyor. Yapay zekâ, ağ trafiğini hızla analiz edebiliyor, olağandışı davranışları tespit edebiliyor ve olası tehditlere gerçek zamanlı müdahale ederek veri ihlalleri ve siber saldırı riskini azaltabiliyor.

Uç Bilişim Dağıtık HCI ile Buluşuyor

EMEA bölgesindeki kuruluşlar dijital ayak izlerini genişlettikçe uç bilişime olan talep de artıyor. Bu yaklaşım, gerçek zamanlı veri işlemeye dayanan üretim, sağlık ve perakende gibi sektörlerde kritik bir ihtiyaç olan veri işlemeyi, verinin üretildiği yere yakın hâle getiriyor. Gartner, 2025 yılına kadar kurumsal olarak üretilen verilerin yüzde 75’inin geleneksel veri merkezleri veya bulut ortamları dışında oluşturulacağını ve işleneceğini öngörerek uç bilişimin öneminin altını çiziyor.

HCI, modüler ve ölçeklenebilir yapısı sayesinde uç bilişimi desteklemek için oldukça uygun. Dağıtık HCI çözümleri, kuruluşların büyük ölçekli geleneksel veri merkezi yatırımları gerektirmeden altyapılarını uç konumlarına genişletmelerine olanak tanıyor. Bu yaklaşım, uçta gerçek zamanlı veri işleme ve analizini mümkün kılarak gecikmeyi azaltıyor ve karar alma süreçlerini iyileştiriyor.

EMEA bölgesinde, kuruluşların yerel veri işleme çözümlerine ve merkezî veri merkezlerine olan bağımlılığı azaltma arayışına paralel olarak dağıtık HCI’nın benimsenmesi artış gösteriyor. Örneğin, sağlık hizmetlerinde dağıtık HCI, hasta verilerinin bakım noktasında gerçek zamanlı analizini destekleyerek hasta sonuçlarını ve operasyonel verimliliği artırıyor. Benzer şekilde, perakende sektöründe uç tabanlı HCI kullanımları, gerçek zamanlı envanter yönetimini ve müşteri analizini kolaylaştırarak genel alışveriş deneyimini iyileştiriyor.

Sıfır Güven Mimarisi ile Siber Güvenliğin Yükseltilmesi

EMEA bölgesinde HCI’nın benimsenmesi artarken, siber güvenlik en öncelikli konulardan biri hâline geliyor. Verilerin kurum içi, bulut ve uç noktalar arasında dağıtıldığı bir ortamda, geleneksel çevre tabanlı güvenlik modelleri artık yeterli olmuyor. Bu değişim, Sıfır Güven Mimarisinin (ZTA) siber güvenlikte önemli bir trend olarak yükselmesine yol açıyor.

Sıfır Güven, “asla güvenme, her zaman doğrula” ilkesi üzerine kuruludur yani ağın içinde veya dışında bulunan hiçbir varlığa güvenilmez. Her kullanıcı, cihaz ve uygulama, kaynaklara erişmeden önce sürekli olarak kimlik doğrulama ve yetkilendirme süreçlerinden geçmelidir. Dell Technologies olarak yakın zamanda yürüttüğümüz Innovation Catalyst araştırmasına göre kuruluşların yüzde 89’u, giderek daha karmaşık hâle gelen tehdit ortamında kritik varlıklarını koruma çabasıyla Sıfır Güven stratejisi izliyor.

HCI platformları, giderek daha fazla Sıfır Güven prensiplerine uygun olarak tasarlanıyor ve iş yüklerini izole etmek ve tehditlerin altyapı içinde yayılmasını sınırlamak için mikro segmentasyon gibi özellikler içeriyor. Ayrıca HCI çözümleri, güvenliği artırmak için gelişmiş şifreleme, çok faktörlü kimlik doğrulama ve sürekli izleme özelliklerini entegre ediyor.

EMEA bölgesinde finans, kamu ve kritik altyapı gibi sektörler, HCI ortamlarında Sıfır Güveni benimseme konusunda öncülük ediyor. Siber saldırılara karşı özellikle savunmasız olan bu sektörler, riskleri azaltmak ve sıkı yasal gerekliliklere uyum sağlamak için Sıfır Güveni kullanıyor.

Özetle; HCI, kaynakları tek bir platformda birleştirerek kuruluşların değişen ihtiyaçlara hızla uyum sağlamalarına olanak tanıyor ve dijital dönüşüm için kritik önem taşıyor. Yapay zekâ otomasyonu, uç bilişim ve Sıfır Güven’in entegrasyonu, EMEA genelinde HCI’da bir sonraki inovasyon dalgasını tetikliyor. Bu gelişmeleri benimseyen kuruluşlar, yapay zekâ liderliğindeki dijital çağ için ölçeklenebilir, esnek ve güvenli ortamlar inşa edebiliyorlar.

Işıl Hasdemir Dell Technologies Türkiye Genel Müdürü
Işıl Hasdemir
Dell Technologies Türkiye Genel Müdürü

Işıl Hasdemir
Dell Technologies Türkiye Genel Müdürü

Dell Technologies Türkiye’de iş strateji ve yönlendirmeden sorumlu olan Işıl Hasdemir, Temmuz 2020’de görevine başladı. Hasdemir; Türkiye’de satış, servis ve destek fonksiyonlarını birbirinden ayıran ve şirketin, kuruluşların dijital dönüşüm gündemlerini hızlandırmalarına yardımcı olma misyonunu başarıyla yürüten bir ekibe liderlik ediyor. Hasdemir’in liderliğindeki Dell Technologies, Türkiye’nin ICT sektöründeki güçlü konumunu korumaya devam ediyor. Türkiye’nin öne çıkan teknoloji liderlerinden biri olan Hasdemir, aynı zamanda Dell Technologies bünyesinde “teknolojiyi dünyanın daha iyi bir yer haline getirilmesi adına kullanma” misyonuyla çeşitli projelere imza atıyor. Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden Elektrik ve Elektronik Mühendisliği lisans derecesine sahip olan Hasdemir, Dell Technologies’e katılmadan önce 2005’te Cisco Ülke Lideri ve ardından 2009’da Genel Müdür Yardımcısı olarak atanmış ve kariyerinin öncesinde ise NCR Türkiye’de çeşitli liderlik görevlerinde bulunmuştur.