Nvidia, bir süredir merakla beklenen yeni nesil ekran kartı mimarisi Blackwell ile ilgili önemli bir eşiği aştı. Geçtiğimiz dönemde Blackwell yongalarında karşılaşılan mimari sorunları başarıyla çözen Nvidia, yıl sonuna kadar ilk partiyi müşterilere teslim etmeye hazırlanıyor. Bu ilk parti, teknoloji devine yaklaşık 10 milyar dolarlık bir gelir sağlayacak. İşte son dönemde çok konuşulan konu hakkındaki en önemli detaylar…
Nvidia, Blackwell serisinden 10 milyar dolar gelir elde edecek!
Nvidia, son birkaç yıldır özellikle oyun ve yapay zekâ alanlarındaki başarısıyla dikkatleri üzerine çekmişti. Geçen yıl ve bu yılın ilk yarısında büyük bir yükseliş yaşayan şirket, gelen siparişlere yetişmekte zorlanmıştı. Ancak Blackwell mimarisinde ortaya çıkan sorunlar, yatırımcıları bir süre endişelendirmişti.
Ancak sektör uzmanları, Nvidia’nın geleceği konusunda oldukça iyimser. Şirket, Blackwell’in ilk versiyonunda karşılaşılan sorunları gidererek ikinci versiyonun üretimine başlamış durumda. İlk etapta Microsoft ve Oracle gibi büyük müşterilere öncelik verilecek. Yıl sonuna kadar 450 bin adet Blackwell yongasının üretilmesi ve bunun Nvidia’ya 10 milyar doların üzerinde gelir getirmesi bekleniyor. Bu süreçte, mevcut Hopper yongalarının satışı da devam edecek.
Uzmanlara göre asıl büyük patlama ise 2025 yılında yaşanacak. Üretimi artıran Nvidia, 2025 yılında yaklaşık 5 milyon Blackwell hızlandırıcı sevk etmeyi hedefliyor. Bu da tek bir mimariden 100 milyar doların üzerinde gelir anlamına geliyor. Ayrıca, Nvidia’nın H200 hızlandırıcılarına olan talebin de artması bekleniyor.
ABD, askeri alanda enerji devriminde önemli bir adım atarak “4. Nesil” mobil nükleer reaktör programı Project Pele kapsamında ilk reaktörünün temelini attı. Idaho Ulusal Laboratuvarı’nda (INL) başlayan inşaatın 2026 yılında tamamlanması ve ABD’nin ilk elektrik üreten Dördüncü Nesil reaktörünün faaliyete geçmesi hedefleniyor.
ABD, 4. nesil nükleer reaktör projesini başlattı
Project Pele programı, ABD Savunma Bakanlığı’nın Stratejik Yetenekler Ofisi (SCO) tarafından yönetiliyor ve temel amacı, savaş alanlarına güvenilir ve uzun süreli enerji sağlamak. Bu amaçla geliştirilen mobil mikroreaktörler, geleneksel enerji kaynaklarına erişimin zor olduğu uzak ve zorlu bölgelerde kritik öneme sahip olacak.
ABD, 4. nesil nükleer reaktör projesini başlattı.
Programın ilk reaktörünü BWXT Advanced Technologies üretecek. Reaktörün montajına önümüzdeki yıl Şubat ayında başlanması ve 2026’da tamamlanarak Idaho Ulusal Laboratuvarı’na taşınması planlanıyor. Mikroreaktör sınıfına giren bu yeni nesil reaktörler, geleneksel reaktörlere göre çok daha küçük boyutlu ve taşınabilir olacak şekilde tasarlandı.
Project Pele ekibi, reaktörün yerleştirilmesi ve testlerine başlanması için önümüzdeki yıl test sahasında özel bir beton kalkan yapısı inşa edecek. 2026 yılında reaktörün testlerine başlanması ve performansının yakından takip edilmesi bekleniyor.
2019 yılında başlatılan Project Pele programı, mobil nükleer reaktör tasarımı ve üretimi konusunda önemli bir kilometre taşı. Programın temel hedefi, uzak ve zorlu ortamlarda askeri operasyonları desteklemek için güvenilir ve sürekli enerji sağlamak.
Bu amaç doğrultusunda, yakıt ikmali yapmadan üç yıldan fazla süreyle 1-5 MWe arasında enerji üretebilen yüksek sıcaklıkta gaz soğutmalı (HTGR) reaktör teknolojisi seçildi. Geliştirilen ilk reaktör, bir prototip niteliğinde olacak ve ABD Savunma Bakanlığı gözetiminde zorlu testlerden geçirilecek.
Testlerin ardından bu teknolojinin operasyonel olarak kullanılıp kullanılamayacağına karar verilecek. Prototip reaktörün aynı zamanda ticari uygulamalara da öncülük etme potansiyeli bulunuyor. Bu da, Project Pele programını sadece askeri alanda değil, aynı zamanda enerji sektöründe de devrim yaratma potansiyeline sahip bir girişim haline getiriyor.
Bu yeni entegrasyon, Snapchat bünyesindeki sohbet botunun sadece metin değil, aynı zamanda görüntü, video ve ses gibi farklı türdeki bilgileri anlayabilmesine olanak tanıyor.
Gemini, Snapchat’in son Snap Partner Zirvesi’nde duyurduğu Google Lens benzeri özelliklere de güç sağlıyor. Örneğin, kullanıcılar My AI’e yabancı dildeki bir tabelayı çevirmesini veya menüdeki en sağlıklı seçeneği bulmasını isteyebiliyor.
Snap, My AI’i ilk olarak Şubat 2023’te piyasaya sürdü ve başlangıçta sohbet botu OpenAI’in ChatGPT modeli tarafından destekleniyordu. Ancak şimdi, Google’ın daha geniş yeteneklere sahip Gemini yapay zeka modelleriyle işbirliği yaparak sohbet botunun sadece metin değil, aynı zamanda görüntü ve videoları da işleyebilmesini sağladı.
Google, Snapchat’in My AI’i Gemini ile entegre etmesinin ardından ABD’de bot etkileşimlerinin 2,5 kat arttığını duyurdu. Snap CEO’su Evan Spiegel, bu ortaklığın, kullanıcıların dünyayı daha iyi anlamalarına, hızlıca bilgi edinmelerine ve bu bilgileri arkadaşlarıyla paylaşmalarına olanak sağladığını vurguladı.
Snapchat’in bu AI entegrasyonu, diğer sosyal medya platformlarının da yapay zeka alanında yeniliklere yatırım yaptığı bir dönemde önemli bir adım olarak görülüyor. Ancak, sohbet botunun çocuklar gibi genç kullanıcılar için potansiyel riskler taşıyabileceği endişeleri de gündeme geliyor.
Yapay zeka özelliklerinin genişletilmesiyle birlikte, Snap’in güvenlik önlemlerine daha fazla dikkat etmesi gerektiği vurgulanıyor. Özellikle çocuklar ve gençler arasında popüler olan Snapchat, bu kitleye yönelik yapay zeka temelli hizmetlerin etik ve güvenlik yönlerini göz önünde bulundurmalı.
My AI’in gelişmiş özellikleri, kullanıcıların günlük hayatlarını kolaylaştırsa da yanlış bilgi verme veya uygunsuz içerik sunma gibi potansiyel riskler taşıyabilir. Snap, bu tür riskleri en aza indirmek için güvenlik politikalarını ve içerik denetleme sistemlerini güçlendirebilir.
Kullanıcıların güvenliği ve verilerinin korunması, yapay zeka temelli uygulamaların yaygınlaşmasıyla daha da önemli hale geliyor.
Reddit, bu hamle ile büyük ölçüde İngilizce içerikli olan sosyal ağın daha geniş bir kullanıcı kitlesine ulaşmasını hedefliyor.
Bu yeni hizmet, Reddit’in Fransızca konuşan kullanıcılar için platform genelinde çeviri hizmeti sunmasından yaklaşık beş ay sonra geliyor. Şirket, daha önce kullanıcıların bireysel paylaşımları çeşitli dillerde çevirmesine izin veriyordu. Ayrıca, Reddit kullanıcıları, içerik önerileri ve platform arayüzü için tercih ettikleri dili seçebiliyor.
Bu gelişme, Reddit’in halka arz edilmesinden yedi ay sonra duyuruldu. Şirket, kullanıcı tabanı ve reklam gelirlerinin büyümeye devam ettiğini açıklasa da, daha geniş bir kitleye ulaşmanın en etkili yolunun içeriği daha fazla dilde erişilebilir kılmak olduğunun altını çiziyor.
Platformun yeni çeviri özelliği, kullanıcıların hem gönderileri hem de yorumları otomatik olarak çevirmesini sağlıyor. Bu sayede, farklı dillerdeki kullanıcılar aynı subreddit’te birbirleriyle iletişim kurabiliyor ve her yanıtı manuel olarak çevirmek zorunda kalmıyorlar. Kullanıcılar hangi dilde paylaşım yaparsa yapsın, Reddit bu içeriği otomatik olarak topluluğun önceden belirlenmiş diline çevirebilecek.
Desteklenen ülkelerdeki kullanıcılar, menülerinde yeni bir çeviri simgesi görecek ve bu simge sayesinde içerikleri istedikleri dilde görüntüleyebilecekler. Çevrilen içerikler, Reddit tarafından çevrildiğini belirten bir etiketle sunulacak ve isteyen kullanıcılar orijinal dili görüntüleme seçeneğine de sahip olacaklar.
Reddit, Fransızca paylaşımlar için daha önce yaptığı gibi, çevrilen içeriklerin arama motorları tarafından desteklenen dillerde de dizine eklenebileceğini duyurdu. Bu, kullanıcıların kendi dillerinde sorularına yanıt ararken platformdaki sonuçlarına daha kolay ulaşmasını sağlayacak.
Yeni dillerin tamamı açıklanmasa da, çeviri hizmeti şu anda Brezilya ve İspanya’da mevcut. Bu da Brezilya Portekizcesi ve İspanyolca’nın desteklenen diller arasında olduğunu gösteriyor. Reddit, Almanya, İtalya, Filipinler ve Latin Amerika’daki diğer pazarlara da önümüzdeki haftalarda genişlemeyi planlıyor.
Google, Microsoft’un adil olmayan lisanslama sözleşmeleri aracılığıyla bulut bilişim pazarında haksız bir avantaj elde ettiğini iddia ediyor.
Google’ın şikayetinde, Microsoft’un Windows Server ve Microsoft Office gibi popüler ürünlerini kullanarak müşterilerini kendi bulut platformu Azure’a kilitlemeye çalıştığı belirtiliyor. Microsoft’un bulut lisanslama koşullarının müşterilerin iş yüklerini diğer bulut sağlayıcılarına taşımalarını zorlaştırdığı öne sürülüyor. Google, bu kısıtlamaların teknik bir engel olmaksızın uygulandığını savunuyor.
CISPE (Bulut Bilişim Sektörü Ticaret Birliği) tarafından yapılan bir araştırmaya atıfta bulunan Google, Microsoft’un kısıtlamalarının Avrupa’daki işletmelerin ve kamu kuruluşlarının yılda 1 milyar euroya kadar ek lisans ücretleri ödemesine neden olduğunu belirtiyor. Bu, işletmelerin bulut sağlayıcılarını değiştirmelerini zorlaştıran uygulamalardan kaynaklanıyor.
Google’ın şikayeti, CISPE ve Microsoft arasında Temmuz ayında yapılan bir anlaşmanın ardından geldi. Bu anlaşmayla Microsoft, rekabet kaygılarını gidermek amacıyla bazı değişiklikler yapmayı kabul etmişti. Ancak Google, bu anlaşmayı yeterli bulmayarak şikayetini sürdürdü.
Microsoft ise Google’ın şikayetinin Avrupa Komisyonu tarafından reddedilmesini beklediğini belirtti. Şirket, Avrupa’daki diğer bulut sağlayıcılarıyla benzer endişeleri dostane bir şekilde çözdüğünü ve Google’ın bu konuda başarılı olamayacağını ifade etti.
Google, Microsoft’un bulut bilişimde rekabeti engellediğini ve özellikle lisanslama uygulamaları nedeniyle işletmelerin daha yüksek maliyetler ödediğini savunuyor. Ayrıca, bu durumun siber güvenliği zayıflattığını ve yenilikçiliği baltaladığını belirtiyor. Google, Microsoft’un AB rekabet kurallarını %100 ihlal ettiğini ve bulut pazarının daha açık ve rekabetçi hale getirilmesi gerektiğini savunuyor.
Google, Microsoft’un lisanslama koşullarını değiştirmesi durumunda, hem Google’ın hem de müşterilerin bu değişiklikten memnun olacağını ifade ediyor.
Düzeltme adı verilen bu özellik, Microsoft Azure üzerinden yapay zeka kullanan müşterilerin, yapay zeka çıktılarındaki yanlış içerikleri tespit edip düzeltmelerine olanak tanıyor.
Özellik, Azure AI Studio’nun ön izleme sürümünde sunuluyor ve yapay zeka güvenliği için tasarlanmış bir dizi araç içeriyor. Bu araçlar, yapay zeka çıktılarındaki halüsinasyonları tespit ediyor, güvenlik açıklarını buluyor ve zararlı komutları engelliyor.
Düzeltme sistemi etkinleştirildiğinde, yapay zeka tarafından üretilen içeriği müşteri verileriyle karşılaştırarak hataları belirliyor. Ardından, hatayı vurgulayıp neden yanlış olduğunu açıklıyor ve içerik kullanıcıya gösterilmeden önce yanlış kısmı düzeltiyor. Bu özellik, yapay zeka modellerinin sık sık ürettiği hatalı içeriklerle başa çıkmanın etkili bir yolu gibi görünse de, yüzde yüz güvenilir bir çözüm olmayabilir.
Google’ın Vertex AI platformu da benzer bir özellikle yapay zeka modellerinin çıktılarının doğruluğunu Google Arama, şirketin kendi verileri ve yakında kullanıma sunulacak üçüncü taraf veri setleri ile kontrol ediyor.
Sistem, hatasızlıkla ilgili herhangi bir garanti vermiyor!
Microsoft’un bu yeni düzeltme sisteminin, küçük ve büyük dil modellerini kullanarak çıktıların doğru belgelerle hizalanmasını sağladığı belirtiliyor. Ancak Microsoft yetkilileri, bu özelliğin hatasızlık garantisi sunmadığını vurguluyor.
Şirket, yaptığı açıklamada, “Hizalama sistemi, içerik doğruluğunu tamamen garanti etmez, ancak üretken yapay zeka çıktılarının müşteri belgeleriyle daha uyumlu olmasını sağlar.” dedi.
Microsoft’un bu yeni düzeltme aracı, yapay zeka uygulamalarında güvenlik ve doğruluk açısından önemli bir adım olarak kabul ediliyor, ancak tam güvenilirliği konusunda soru işaretleri var.
Akıllı telefon dünyası heyecanla Snapdragon 8 Gen 4’ü beklerken, bir yandan da teknoloji dünyasında Snapdragon 8 Gen 5 fısıltıları yankılanmaya başladı bile. Henüz resmi bir açıklama olmamasına rağmen, güvenilir kaynaklardan gelen sızıntılar, yeni nesil işlemci hakkında merak uyandıran detaylar sunuyor.
Snapdragon 8 Gen 5 hakkında önemli bir sızıntı ortaya çıktı
İddialara göre Snapdragon 8 Gen 5, önceki modeldeki gibi iki performans ve altı verimlilik çekirdeği kullanacak. Fakat asıl dikkat çekici nokta, bu çekirdeklerin ulaşabileceği yüksek saat hızları. Öyle ki, performans çekirdeklerinin 5.0 GHz, verimlilik çekirdeklerinin ise 4.0 GHz hızında çalışabileceği konuşuluyor. Bu da Snapdragon 8 Gen 4’ün beklentileri aşan bir performans sıçraması anlamına geliyor.
Snapdragon 8 Gen 5 hakkında önemli bir sızıntı ortaya çıktı.
Yüksek hıza ulaşmanın bir bedeli de olabilir. Söylentilere göre, bu etkileyici performans sadece TSMC’nin gelişmiş N3P üretim süreciyle üretilen Snapdragon 8 Gen 5’lerde mümkün olacak. Qualcomm’un çift kaynaklı üretim stratejisi kapsamında, Samsung Foundry’nin SF2 süreciyle üretilen çiplerin performansının nasıl etkileneceği ise merak konusu.
Yine de, Samsung’un da iddialı bir üretim süreciyle geleceği ve TSMC’ye yakın bir performans sunabileceği konuşuluyor. Elbette, henüz Snapdragon 8 Gen 4’ün tanıtımını bile yapmamışken Snapdragon 8 Gen 5 hakkında kesin konuşmak için erken. Ancak, gelen sızıntılar doğruysa, yeni nesil işlemcinin mobil dünyasında performans çıtasını bir kez daha yükselteceği aşikar.
Bloomberg’in duyurduğu davaya, 2021 yılında Visa tarafından bu konuda yapılan açıklamaların ardından başlatılan çok yıllık bir soruşturma yol açtı.
ABD Başsavcısı Merrick Garland, “Visa’nın rekabetçi bir piyasada alabileceğinden çok daha fazla ücret talep etmesine olanak sağlayan yasadışı bir güç elde ettiğini iddia ediyoruz. Tüccarlar ve bankalar bu maliyetleri tüketicilere fiyat artışları ya da hizmet kalitesinde düşüş şeklinde yansıtıyor. Bu nedenle Visa’nın hukuka aykırı davranışları yalnızca tek bir ürünün fiyatını değil, neredeyse her şeyin fiyatını etkiliyor.” açıklamasında bulundu.
Şikayette, Visa’nın yalnızca ödeme işlem ücretlerinden yılda 7 milyar doların üzerinde gelir elde ettiği ve ABD’deki banka kartı işlemlerinin %60’ından fazlasının Visa ağı üzerinde gerçekleştirildiği iddia ediliyor. Hükümet, ödeme devinin bu piyasa hakimiyetinin büyük ölçüde işletmelere ve bankalara dayattığı “dışlayıcı anlaşmalar” sayesinde olduğunu belirtiyor. Ayrıca ödeme devinin küçük banka kartı ağları ve yeni fintech şirketleri gibi rakiplerini “boğmaya” çalıştığı öne sürülüyor.
Dava dosyasında, ödeme devinin Apple’ı “varoluşsal bir tehdit” olarak gördüğü ve rekabeti engellemek için potansiyel rakiplerle ücretli anlaşmalar yaptığı da iddia ediliyor. Bu uygulamalar, ödeme devinin kendi işini korumak için devasa bir bariyer oluşturmasına olanak tanıdı.
Örneğin, Square 2013 yılında Square Cash uygulamasını (şimdi CashApp olarak biliniyor) piyasaya sürdüğünde, Visa bu hizmetin şirketin işlem hacmini tehdit edeceğinden endişe etti. Rekabeti serbest bırakmak yerine, Visa, Square’in şirkete karşı agresif rekabet etmesini engelleyen bir dizi sözleşmeye imza attı. Garland, bir şirket yöneticisinin durumu “Square’i kısa bir tasma ile kontrol ediyoruz.” şeklinde ifade ettiğini belirtti.
DOJ, 2020’de ödeme devinin 5.3 milyar dolarlık fintech şirketi Plaid’i satın almasını da durdurmak için bir dava açmıştı. DOJ, Visa’nın Plaid’i satın alarak potansiyel bir rakibi etkisiz hale getirmek istediğini savunmuştu.
MoneyGram, X platformunda yaptığı açıklamada, siber güvenlik sorunu tespit ettiklerini duyurdu. Şirket, kısa bir süre önce yaşadıkları sorunu ağ kesintisi olarak tanımlamıştı.
Şirket tarafından yapılan açıklamada, “Sorunu tespit eder etmez, hemen bir soruşturma başlattık ve sistemlerin çevrimdışına alınması gibi koruyucu adımlar attık. Bu durum, ağ bağlantısını etkiledi.” ifadelerine yer verildi. MoneyGram, durumla ilgili olarak önde gelen dış siber güvenlik uzmanlarıyla çalıştığını ve kolluk kuvvetleriyle koordineli bir şekilde hareket ettiğini belirtti.
Dünyanın en büyük ikinci para transfer sağlayıcısı olan MoneyGram, her yıl 200’den fazla ülke ve bölgede 50 milyonun üzerinde kullanıcıya hizmet veriyor ve yıllık 200 milyar dolardan fazla işlem gerçekleştiriyor. 2023 yılında, özel sermaye şirketi Madison Dearborn Partners tarafından 1 milyar dolara satın alındı.
Siber güvenlik olayının niteliği ve müşteri verilerinin etkilenip etkilenmediği henüz netlik kazanmış değil. Olay, Cuma günü başladı ve şirketin operasyonlarını geniş çapta etkiledi. Kullanıcılar, hem yüz yüze hem de çevrimiçi ödemelerini gerçekleştiremiyor ve şirketin web sitesi ile mobil uygulaması şu anda çalışmıyor.
Çeşitli merkez bankaları konuyla ilgili açıklamada bulundu
Para transfer hizmetlerinin dünya genelinde etkilenmesi dikkat çekti. Jamaika Merkez Bankası, “Jamaika’daki MoneyGram hizmetlerini sunan para transferi şirketleri, MoneyGram platformuna erişim sağlayamıyor.” açıklamasını yaptı. U.K. Post Office ise, “Şu anda MoneyGram hizmetlerini çevrimiçi veya şubede kullanamıyorsunuz.” şeklinde bir bildirimde bulundu.
MoneyGram, hizmetlerin ne zaman yeniden başlayacağına dair bir tarih vermedi, ancak bazı sistemlerin geri yüklenmesinde ilerleme kaydettiklerini duyurdu. New York Eyalet Finans Departmanı da durumu yakından takip ettiklerini açıkladı.
Avrupa’nın elektrikli araç batarya pazarındaki en büyük umudu olarak görülen İsveçli şirket Northvolt, İsveç’teki merkezinde 1.600 çalışanını işten çıkarmayı planladığını açıkladı. Şirket ayrıca, İsveç’in kuzeyindeki Skelleftea’da bulunan pil fabrikasını genişletme planlarını da askıya aldığını duyurdu. Elektrikli araçlara olan talebin azalması, üretim problemleri ve Çinli üreticilerle olan yoğun rekabet, şirketi zorlayarak önlemler almasına neden oldu.
Dev batarya üreticisi Northvolt, kapsamlı bir toplu işten çıkarma yapacak
Pil üretim kapasitesini 30 GWh daha arttırmayı hedefleyen bir inşaat projesini rafa kaldıran Northvolt, 16 GWh kapasiteli İsveç’teki fabrikasının yıllık üretim kapasitesini arttırmaya odaklanacağını açıkladı. Şirket şu anda 1 GWh’den daha az pil üretimi gerçekleştiriyor. Oysa başlangıçta fabrikanın yılda bir milyondan fazla otomobil için 60 GWh kapasitede pil üretmesi planlanmıştı.
Dev batarya üreticisi Northvolt, kapsamlı bir toplu işten çıkarma yapacak.
Northvolt’un kurucu ortağı ve CEO’su Peter Carlsson, konuyla ilgili olarak, karşılaştıkları zorlukların üstesinden gelmeye ve daha güçlü ve daha sade bir şekilde geri dönmeye kararlı olduklarını söyledi.
Carlsson, şirketin Ar-Ge merkezi olan Northvolt laboratuvarlarının, temel platformlarını korurken, tüm programlarını ve genişleme planlarını yavaşlatacağını söyledi. Ancak Almanya ve Kanada’da planlanan ve ertelenme riski altında olan gigafabrikaların geleceğinden bahsetmedi.
Önde gelen yatırımcısı Volkswagen de dahil olmak üzere müşterilerinden 50 milyar doların üzerinde sipariş almış olmasına rağmen Northvolt hala zarar ediyor. İsveçli firma, artan faaliyetlerini finanse etmek için daha fazla kaynak bulmaya çalışıyor. Geçtiğimiz yıl 1,2 milyar dolar zarar eden Northvolt, bir önceki yıl ise 285 milyon dolar zarar açıklamıştı. 2023 sonu itibarıyla şirketin elinde 2,13 milyar dolar nakit bulunuyordu.
İsviçre, enerji depolama teknolojilerinde devrim niteliğinde bir projeye ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Flexbase şirketi tarafından duyurulan projeye göre, Laufenburg kasabasında 500 MW kapasiteli bir redoks akışlı batarya enerji depolama tesisi inşa edilecek. Laufenburg, İsviçre ve Almanya sınırında, Ren Nehri kıyısında bulunan stratejik bir konumda yer alıyor.
Bu yeni enerji depolama tesisi, piyasada yaygın olarak kullanılan lityum-iyon pillerden farklı olarak yanma riski veya zamanla bozulma riski taşımıyor. Ayrıca, lityum veya kobalt gibi kritik ham maddelere de ihtiyaç duymuyor. Flexbase, bu projenin dünya çapında en büyük redoks akışlı depolama tesisi olacağının altını çizerken inşaat faaliyetlerinin 2025 yılında başlamasını hedefliyor.
Şirket, aynı zamanda yapay zeka uygulamaları için bir veri merkezi inşa etmeyi de planlıyor. 20.000 metrekarelik bir alana inşa edilecek olan bu yeni teknoloji merkezi, enerji depolama tesisi sayesinde büyük ölçüde yeşil enerji kullanacak ve aynı zamanda şebekeyi de dengeleyecek.
Flexbase’in bu konumu seçmesi ise tesadüf değil. Teknoloji merkezi ve depolama tesisi, Fransa, Almanya ve İsviçre’nin elektrik şebekelerini birleştiren orijinal bağlantı noktası olan “Laufenburg Yıldızı”nın tam üzerine inşa edilecek. 1958 yılında faaliyete geçen bu şebeke düğümü, Avrupa’nın yeşil elektriğini dağıtma açısından halen büyük önem taşıyor.
Redoks akış bataryası, kimyasal enerjiyi elektrik enerjisine dönüştüren ve bu enerjiyi sıvı elektrolitler içerisinde depolayan bir tür pildir. Geleneksel pillerde enerji, katı elektrotlarda depolanırken, akış pillerinde enerji, sıvı haldeki elektrolitlerin içindeki aktif maddelerin redoks (indirgeme ve oksidasyon) reaksiyonları sayesinde depolanır. Akış pillerinin en önemli avantajı, elektrolit tanklarının büyüklüğüne göre pil kapasitesinin kolayca ölçeklendirilebilmesidir.
şirketi tarafından duyurulan projeye göre, Laufenburg kasabasında 500 MW kapasiteli bir redoks akışlı batarya enerji depolama tesisi inşa edilecek. Laufenburg, İsviçre ve Almanya sınırında, Ren Nehri kıyısında bulunan stratejik bir konumda yer alıyor.
Bu yeni enerji depolama tesisi, piyasada yaygın olarak kullanılan lityum-iyon pillerden farklı olarak yanma riski veya zamanla bozulma riski taşımıyor. Ayrıca, lityum veya kobalt gibi kritik ham maddelere de ihtiyaç duymuyor. Flexbase, bu projenin dünya çapında en büyük redoks akışlı depolama tesisi olacağının altını çizerken inşaat faaliyetlerinin 2025 yılında başlamasını hedefliyor.
Şirket, aynı zamanda yapay zeka uygulamaları için bir veri merkezi inşa etmeyi de planlıyor. 20.000 metrekarelik bir alana inşa edilecek olan bu yeni teknoloji merkezi, enerji depolama tesisi sayesinde büyük ölçüde yeşil enerji kullanacak ve aynı zamanda şebekeyi de dengeleyecek. Flexbase’in bu konumu seçmesi ise tesadüf değil. Teknoloji merkezi ve depolama tesisi, Fransa, Almanya ve İsviçre’nin elektrik şebekelerini birleştiren orijinal bağlantı noktası olan “Laufenburg Yıldızı”nın tam üzerine inşa edilecek. 1958 yılında faaliyete geçen bu şebeke düğümü, Avrupa’nın yeşil elektriğini dağıtma açısından halen büyük önem taşıyor.
Redoks akış bataryası, kimyasal enerjiyi elektrik enerjisine dönüştüren ve bu enerjiyi sıvı elektrolitler içerisinde depolayan bir tür pildir. Geleneksel pillerde enerji, katı elektrotlarda depolanırken, akış pillerinde enerji, sıvı haldeki elektrolitlerin içindeki aktif maddelerin redoks (indirgeme ve oksidasyon) reaksiyonları sayesinde depolanır. Akış pillerinin en önemli avantajı, elektrolit tanklarının büyüklüğüne göre pil kapasitesinin kolayca ölçeklendirilebilmesidir.
Intel, Arrow Lake-S masaüstü işlemcilerinin güncellenmiş versiyonlarını iptal etmiş olabilir. Şirketin, gelecek için yeni nesil Nova Lake CPU’larına odaklandığı belirtiliyor. İşte son dönemde çok konuşulan konu hakkındaki en önemli ve en çarpıcı detaylar…
Intel, Arrow Lake-S masaüstü işlemcilerini iptal etmiş olabilir
Intel’in Core Ultra 200 serisi Arrow Lake-S masaüstü CPU’larının önümüzdeki ay piyasaya sürülmesi bekleniyor. Şirketin, daha sonrası için yükseltilmiş NPU ve daha büyük zar alanına sahip yenilenmiş Arrow Lake işlemcileri üzerinde çalıştığına dair bilgiler ortaya çıkmıştı.
Ancak Chiphell Forumlarından Panzerlied kullanıcısının iddiasına göre planlar iptal edildi. Eğer iddia doğruysa, Arrow Lake-S işlemcileri en az iki yıl boyunca AMD ile rekabet edecek. Önceki ayrıntılar ayrıca, Intel Arrow Lake-S Refresh masaüstü CPU’larının bazı ekstra çekirdeklere ve iş parçacıklarına sahip olacağını işaret ediyordu. Görünüşe göre Intel, Arrow Lake işlemcilerine güvendiği için yeni masaüstü işlemcileri için bir sonraki nesil Nova Lake CPU’larını beklemeye karar verdi.
Önümüzdeki ay çıkacak olan Intel’in Arrow Lake-S işlemcileri, güçlü oyun performansı sunması beklenen Zen 5 tabanlı Ryzen 9000X3D işlemcileriyle rekabet edecek. AMD’nin gelecek nesil Zen 6 işlemcilerinin ise 2026’da, Nova Lake ile aynı zaman diliminde piyasaya sürülmesi bekleniyor. Ancak o zamana kadar, Zen 4 ve Zen 5 mimarilerinin güncellenmiş sürümleri de piyasaya çıkabilir.
Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yanıtlarınızı aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz. Görüşleriniz bizim için gerçekten çok değerli. Paylaşmaktan çekinmeyin! Yorumlarınızı büyük bir merakla bekliyoruz.
Southampton Üniversitesi’ndeki bilim insanları, insan genomunu “5D bellek kristali” adı verilen devrim niteliğinde bir veri depolama formatında saklamayı başardı. Bu teknoloji, verilerin milyarlarca yıl boyunca güvenli bir şekilde depolanabileceği inanılmaz bir çözüm sunuyor.
5D bellek kristali, neredeyse sonsuza dek veri saklayabilecek
Southampton Üniversitesi Optoelektronik Araştırma Merkezi’nde (ORC) geliştirilen 5D bellek kristali, diğer veri depolama formatlarının aksine zamanla bozulmadan kalabiliyor. 360 terabayta kadar veri saklayabilen bu kristal, 1000°C’ye kadar yüksek sıcaklıklara ve aşırı koşullara dayanabiliyor.
Kimyasal ve termal açıdan en dayanıklı malzemelerden biri olan kuvars ile eşdeğer bir yapıya sahip olan bu kristal, kozmik radyasyona, aşırı sıcaklıklara ve fiziksel darbelere karşı direnç gösteriyor ve hatta 10 tonluk bir kuvvetin altında bile değişmeden kalabiliyor. Peki, bu nasıl mümkün oluyor? Femtosaniye lazerler kullanılarak veriler, kristalin içine üç boyutlu bir ızgara şeklinde yazdırılıyor. Kristalin farklı katmanları ve ışığın polarizasyonu gibi ek boyutlar sayesinde aynı noktaya çok daha fazla veri sığdırılabiliyor. Böylece küçük bir kristal parçası, terabaytlarca bilgiyi depolayabiliyor.
Kristalin sunduğu dayanıklılık ve uzun ömür, sadece insanlığın değil, aynı zamanda nesli tükenme tehlikesi altında olan bitki ve hayvan türlerinin de gelecekte yeniden hayata döndürülmesi için büyük bir potansiyel taşıyor. Southampton ekibi, bu kristalin içinde insan genomunu başarıyla depoladı. İnsan genomu üzerindeki yaklaşık üç milyar harf, her bir harfin doğru pozisyonda olduğundan emin olmak için 150 kez dizilendi.
İnsan genomunun kaydedildiği kristal, Avusturya’nın Hallstatt bölgesindeki bir tuz mağarasında yer alan “İnsanlığın Hafızası” adlı özel bir zaman kapsülünde saklanıyor. Kristalin içindeki verilerin gelecekte insanlıktan sonra var olacak zeki bir tür veya makineler tarafından keşfedilme ihtimaline karşı, içindeki bilgilerin nasıl kullanılacağını gösteren görsel ipuçları da kristale işlendi. Kristal üzerinde, DNA molekülünün dört bazı (adenin, sitozin, guanin ve timin) ve bu bazların moleküler yapıları ile birlikte, genlerin kromozomlarda nasıl konumlandığına dair bilgiler de yer alıyor.
Uçan otobüs geliştiricisi, 30 yolcu kapasiteli eVTOL (elektrikli dikey kalkış ve iniş) aracı için üniversite araştırmacılarıyla birlikte pil teknolojisini test etmeye başladı. Uçan otobüs batarya testleri için, İngiltere’nin Bristol kentindeki Sora Aviation, Bristol ve Bath Bilim Parkı’nda bulunan son teknoloji ürünü ileri tahrik araştırma merkezi IAAPS’de Bath Üniversitesi ile işbirliği yaptı.
Uçan otobüs batarya testleri mobilite için önemli
Sora S-1 elektrikli hava aracı (EAV), yolcu başına 30 ila 40 dolar arasında bir ücret karşılığında hava taksi hizmeti sunmak üzere tasarlanıyor. Sora CEO’su Furqan, Joby Aviation’ın uçan taksisini kastederek, “Uçağın Joby S4’te olduğu gibi altı adet eğilebilen rotoru var” dedi.
Geliştirilmekte olan hava taksileri genellikle dört yolcu ve bir pilot taşıyacak şekilde tasarlanırken, Sora’nın 30 yolcu taşıyacak şekilde tasarlanması gündemde. Uçan otobüs batarya testleri, Furqan: “Hava taksilerini doğrudan bir rakip olarak görmüyoruz. Birincisi, helikopterlerden daha ucuza işletilecekler ve bu nedenle iş seyahatinde olanlar ve daha zengin kişiler için bir miktar talep olacak. Sora’nın fiyat noktasında farklı bir müşteriyi hedefliyoruz: ortalama halk. Hava taksi şirketleri ayrıca pil ve motor teknolojisini ilerletmede harika bir iş çıkardı, gerçekte neyin mümkün olduğunu kanıtladı ve düzenlemeleri bunlara ayak uydurmaya zorladı. Tüm bunlardan gelişimimizde faydalanıp yararlanabileceğiz” dedi.
30 yolcu taşımanın temel avantajı, seyahat maliyetinin daha fazla sayıda koltuğa bölünmesidir. Büyük eVTOL’lerin uygulanabilirliği iyi kanıtlanmıştır. Bazı hava taksilerinin 2025 yılında konuşlandırılması hedeflenirken, Sora S-1’in kısa vadede geliştirilmesi planlanmıyor.
Uçan otobüs batarya sorunlarına değinen Furqan, “Pillerin uygulanabilirliği boyuta değil menzile bağlıdır. S-1 gibi büyük bir eVTOL, aynı pil kütle oranını kullanarak küçük bir eVTOL ile aynı menzili uçabilir. Temel olarak, yolcu başına düşen pil miktarı neredeyse sabittir. Sorunlar, bizim yapmadığımız gibi önemli ölçüde daha uzun menzillere gitmeye çalıştığınızda ortaya çıkar” dedi.
Üniversitede güvenlik, güvenilirlik ve verimlilik testleri, S-1’i çalıştırmak için tasarlanan yüksek enerji yoğunluklu pil hücrelerine odaklanıyor. Uçan otobüs batarya teknolojisi sürekli olarak test edilmektedir.
Uluslararası sivil toplum kuruluşları Climate Analytics ve NewClimate Institute tarafından yapılan bir analiz, Türkiye’nin 2030 yılı için belirlediği yenilenebilir enerji hedeflerini rahatlıkla aşacağını ortaya koydu. İşte son dönemde çok konuşulan konu hakkındaki en önemli ve en çarpıcı detaylar…
Türkiye, yenilenebilir enerjide 2030 yılı hedeflerini rahatlıkla aşacak
Küresel ısınmayı 1,5 dereceyle sınırlandırmak için dünyanın en büyük 11 ekonomisinde güneş ve rüzgar enerjisinde ne kadar artış gerektiğini hesaplayan kuruluşlar, bu ülkeler arasında Türkiye’nin de bulunduğu bir analiz yayınladı.
Türkiye, yenilenebilir enerjide 2030 yılı hedeflerini rahatlıkla aşacak.
Analize göre, Türkiye’nin 2024 Eylül ayı itibarıyla 18 GW olan güneş enerjisi kapasitesinin 2028’de 39 GW’a, 12 GW olan rüzgar enerjisi kapasitesinin ise 18 GW’a ulaşması bekleniyor. Türkiye’nin Ulusal Enerji Planı’nda ise 2030 yılına kadar güneş enerjisi kurulu gücünün 33 GW’a, rüzgar enerjisi kurulu gücünün ise 18 GW’a ulaşması hedefleniyor. Yani Türkiye, 2030 hedeflerine daha önceden ulaşacak gibi görünüyor.
Peki, Türkiye küresel iklim hedeflerine uyum sağlamak için yeterince çaba gösteriyor mu? Analize göre hayır. Türkiye’nin, küresel sıcaklık artışını 1,5 dereceyle sınırlandırma hedefine uyum sağlayabilmesi için 2030’a kadar güneş ve rüzgar enerjisi kapasitesini sırasıyla 62 GW ve 27 GW’a çıkarması gerekiyor.
Climate Analytics Kıdemli İklim ve Enerji Analisti Neil Grant, Türkiye’nin zengin yenilenebilir enerji kaynaklarına sahip olduğunu ve mevcut politikalarını biraz daha hızlandırarak 1,5 derece hedefine uyumlu hale getirebileceğini söyledi.
Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yanıtlarınızı aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz. Görüşleriniz bizim için gerçekten çok değerli. Paylaşmaktan çekinmeyin! Yorumlarınızı büyük bir merakla bekliyoruz.
Gelişmiş bellek teknolojilerinde dünya lideri olan Samsung, otomotiv sektöründe bir ilke imza atarak sekizinci nesil V-NAND tabanlı, PCIe 4.0 arayüzlü, sektörün ilk otomotiv SSD’sini geliştirdiğini duyurdu. AM9C1 kod adlı bu yeni SSD, özellikle otonom araçlar ve yapay zekâ destekli uygulamalar için tasarlandı.
Samsung, otomotiv sektörüne sekizinci nesil V-NAND tabanlı SSD geliştiriyor
Önceki model AM991’e kıyasla %50’ye varan oranda daha fazla güç verimliliği sağlayan bu SSD, daha yüksek hız ve güvenilirlik sunuyor. 256 GB kapasiteye sahip AM9C1, 4.400 MB/sn’ye kadar sıralı okuma ve 400 MB/sn’ye kadar sıralı yazma hızlarına ulaşıyor.
Samsung, otomotiv sektörüne sekizinci nesil V-NAND tabanlı SSD geliştiriyor.
Samsung’un 5 nm denetleyicisi üzerine inşa edilen ve SLC (Tek Seviyeli Hücre) Namespace özelliğini sunan otomotiv SSD’si, büyük dosyalara daha kolay erişim için yüksek performans sergiliyor.
Samsung’un yeni otomotiv SSD’si, -40°C ile 105°C arasındaki geniş bir sıcaklık aralığında stabil performans sunarak, AEC-Q1003 Grade 2 otomotiv yarı iletken kalite standartlarını karşılıyor. Ayrıca, şirket bu ürün için ASPICE CL3 sertifikası alarak güvenilirliği öne çıkarıyor.
ISO/SAE 21434 sertifikası için de çalışmalarını sürdüren Samsung, AM9C1 modelinin 256 GB’lık versiyonunu şu anda seçkin iş ortaklarına örnek olarak sunuyor. Firma, yıl sonuna kadar yeni otomotiv SSD’si için seri üretime geçmeyi planlıyor.
Bununla birlikte, 128 GB ile 2 terabayt (TB) arasında değişen kapasitelerde de seçenekler sunulacak. Özellikle 2 TB modeli, otomotiv sektöründe sunulacak en yüksek kapasiteyi temsil edecek ve önümüzdeki yılın başında seri üretime geçecek.
Türkiye, yenilenebilir enerji yatırımlarına verdiği desteği genişletmek için 25 Eylül 2024 tarihinde yeni teşvik uygulamalarını duyurdu. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından açıklanan bu teşviklerle güneş enerjisi sektöründe yerli teknolojiler desteklenecek ve güneş hücresi üretimini artırılacak.
Teşviklerle güneş enerjisinde yüzde 130’luk büyüme!
Yeni düzenlemelere göre 28 Şubat 2025 tarihine kadar yatırım tamamlama vizesine başvurmuş olan projeler mevcut teşvik belgeleri ile devam edecek. Ancak bu tarihten sonra yapılacak teşvik başvurularında yerli güneş hücresi kullanımı zorunlu hale getirilecek. Ayrıca bu tarihten itibaren tamamlama vizesine başvuracak projeler için yerli üretim şartı ingot dilimleme aşamasından itibaren aranacak.
2022 yılında Türkiye’de 7 bin 881 MW kurulu gücünde 8 bin 482 güneş enerjisi santrali bulunuyordu. Bu sayı 2024 yılı Ağustos ayı itibarıyla yüzde 130 artış göstererek 18 bin 435 MW’a, santral sayısı ise 29 binin üzerine çıktı.
Türkiye’de güneş enerjisi yatırımlarının artmasında bakanlık tarafından uygulanan teşviklerin etkisi büyük oldu. 2022 Şubat ayında, öz tüketime yönelik yenilenebilir enerji santrallerine sağlanan teşvikler genişletilerek 4. Bölge teşvikleri, 1., 2., 3. ve 4. bölgelerdeki yatırımlar için uygulanmaya başlanmıştı. 5. ve 6. bölgelerdeki yatırımlar ise kendi bölgelerindeki teşviklerden faydalanmaya devam etti.
Küresel pazarda da 2023-2028 yılları arasında 2 bin 300 GW yeni güneş enerjisi santralinin devreye girmesi bekleniyor. Türkiye’nin bu büyüyen pazara önemli bir katkı sağlaması planlanıyor. Bu kapsamda yerli üretimin artırılması ve katma değerli güneş hücresi üretimine ağırlık verilmesi büyük önem taşıyor.
Güneş enerjisi yatırımlarında yerli teknoloji kabiliyetlerinin desteklenmesine ilişkin teşvik uygulamalarında değişiklik yapıldı. pic.twitter.com/nOr2Cp8fIS
Bakanlık, güneş enerjisi sektöründeki yerli üretimi desteklemek amacıyla HIT-30 programını devreye aldı. Bu programla orta vadede 20 GW/yıl seviyesinde yerli güneş hücresi üretimi hedefleniyor. Yeni teşvikler de bu hedefin gerçekleştirilmesine katkı sunacak şekilde kurgulandı.
28 Şubat 2025 tarihinden itibaren yerli güneş paneli ve hücre kullanımı zorunlu hale getirilerek, enerji yatırımlarında yurt içinde üretilen teknolojilerin öncelikli olması sağlanacak.
Bir dahaki sefere bir restorana rezervasyon yaptırmak için telefon ettiğinizde, gerçek bir insanla konuştuğunuzdan emin olmak isteyebilirsiniz. Bunun nedeni, giderek daha fazla sayıda restoranın telefonla rezervasyon işlemlerini gerçekleştirmek için yapay zekaya yönelmesi. Bu, konaklama sektöründe kullanılan teknolojinin en göz ardı edilen alanlarından biri.
Restoranlar yapay zeka kullanıyor
Bu hizmetlerden birçoğu sadece son birkaç yılda başlatıldı. Wired’a göre bunlar arasında, 2024’te Bay Area’da faaliyete geçen Maitre-D AI, şu anda Atlanta’daki 150’den fazla restoranda çağrı alan RestoHost ve geçen yıl yaklaşık 20 milyon dolarlık fon toplayarak restoranlara AI hizmetleri sunmaya başlayan Slang gibi girişimler yer alıyor.
Yapay zekanın sorumsuz kullanımları arasında bu, teknolojinin oldukça düşük riskli bir uygulaması. Ancak bu, yapay zekanın birçok sektörde bir zamanlar insanlar tarafından üstlenilen müşteri hizmetleri rollerini ne kadar yaygın hale getirdiğinin bir kanıtı. Bu yapay zeka asistanlarının geliştiricileri, bunu özellikle pandemi sonrası dönemde bu işletmelerin çoğunda kronik olarak personel eksikliği yaşandığı bir dönemde, aşırı çalışan restoran çalışanlarının yükünü hafifletmenin bir yolu olarak görüyorlar.
Slang’in CEO’su ve kurucu ortağı Alex Sambvani Wired’a yaptığı açıklamada, “Restoranlar, özellikle popülerlerse ve rezervasyon alıyorlarsa, diğer işletmelere kıyasla daha fazla telefon görüşmesi alıyorlar” dedi. Sambvani, popüler restoranların (en azından şirketinin hizmet verdiği büyük şehirlerde) ayda 800 ila 1.000 çağrı aldığını iddia ediyor – veya bu tahminin üst ucunda, muhtemelen öfkeli veya kafası karışık otuzdan fazla müşteri her gün arıyor. RestoHost kullanan San Francisco’lu bir restoran sahibi olan Matt Ho, Wired’a “Telefonlar hizmet boyunca sürekli çalıyordu. Web sitemizde bulunabilen temel sorular için aramalar alıyorduk” dedi.
Türkiye’nin ilk insansız savaş uçağı Bayraktar Kızılelma, geliştirme sürecinde önemli bir aşamayı daha geride bıraktı. Baykar tarafından milli ve özgün olarak geliştirilen Kızılelma’nın üretim prototipi, 25 Eylül 2024 tarihinde Tekirdağ Çorlu’da gerçekleşen ilk uçuş testini başarıyla tamamladı. Üçüncü üretim prototipi olan TC-ÖZB3 kuyruk numaralı uçak, yer testlerini başarıyla geçtikten sonra havalanarak bu kritik testi tamamladı.
Bayraktar Kızılelma, 3. prototipiyle uçuş testini geçti!
Bayraktar Kızılelma, Akıncı Uçuş Eğitim ve Test Merkezi’nde yer alan zorlu testlerden geçerek otomatik taksi, koşu ve teker kesme testlerini başarıyla gerçekleştirdi. Baykar Teknoloji Lideri Selçuk Bayraktar’ın yönettiği uçuş testi kısa sürdü. Ancak büyük bir başarı olarak değerlendirildi. Bayraktar, test sonrası yaptığı açıklamada “Testlerimiz devam edecek, vatanımıza ve milletimize hayırlı olsun” dedi.
Bayraktar KIZILELMA’nın üretim prototipi olan TC-ÖZB3 kuyruk numaralı üçüncü prototipi ilk uçuş testini başarıyla tamamladı. 🇹🇷 pic.twitter.com/UAL42Rx9RB
Kızılelma’nın üretim prototipinde yapısal ve aviyonik iyileştirmeler yapıldı. Art yakıcılı motor alternatifi ile güçlendirilen uçak, ses hızına yaklaşacak ve yüksek hızlarda daha çevik manevra yeteneklerine sahip olacak. AESA radarı sayesinde kazandığı yüksek durumsal farkındalıkla en zorlu görevleri başarıyla yerine getirebilecek.
2021 yılında başlayan Bayraktar Kızılelma projesi, 14 Aralık 2022’de ilk uçuşunu gerçekleştirerek sadece bir yıl içinde gökyüzü ile buluştu. TEKNOFEST 2023’te yaptığı gösteri uçuşları ve F-16 savaş jetleri ile gerçekleştirdiği formasyon uçuşları da dünya havacılık tarihinde bir ilk olarak kayıtlara geçti.
Bayraktar Kızılelma, kısa pistli gemilere iniş-kalkış kabiliyeti sayesinde özellikle denizaşırı görevlerde büyük bir stratejik rol üstlenecek. Türkiye’nin TCG Anadolu gemisi gibi kısa pistli gemilere iniş-kalkış yapabilme yeteneği, Mavi Vatan’ın korunmasında önemli bir rol oynayacak. Baykar, ihracatta da önemli bir başarıya imza atarak, 2023 yılında 1.8 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdi ve savunma ve havacılık sektöründe ihracat lideri oldu.
Bayraktar Kızılelma’nın başarıyla tamamladığı ilk uçuş testi, Türkiye’nin savunma sanayii alanındaki yerini daha da güçlendirirken, geleceğin hava muharebelerine yön verecek teknolojilerde önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.