BYD, avrupa pazarı için yeni %100 elektrikli ticari aracı E-Vali’yi tanıttı

BYDIAA Transportation 2024 fuarında Avrupa pazarı için geliştirilen %100 elektrikli hafif ticari aracı E-Vali’yitanıttı. Özellikle şehir içi kargo operasyonlarında kullanılmak üzere tasarlanan E-Vali, BYD’nin ürettiği güvenilir ve enerji verimli elektrikli araçlar serisinin en yeni üyesi.

Batarya ve menzil

BYD E-Vali, firmanın ünlü lityum demir fosfat bataryası ile donatılmış durumda. 81 kWh kapasiteye sahip bu batarya, WLTP menzili olarak 220-250 km aralığında bir performans sunuyor. Ayrıca, DC hızlı şarj desteği ile sadece 30 dakikaiçinde %10’dan %80’e kadar dolum yapılabiliyor, bu da operasyonel verimliliği artırıyor.

Farklı versiyonlar ve yük kapasitesi

E-Vali’nin iki farklı versiyonu bulunuyor: 3.5 ton ve 4.25 ton3.5 tonluk model, 6 metre uzunluk ve 3865 mm aks mesafesi sunarken, 4.25 tonluk versiyon, 7 metre uzunluk ve 4550 mm aks mesafesi ile daha büyük bir seçenek sunuyor. En dikkat çekici özelliklerinden biri, 17.9 metreküp kargo hacmi ile geniş taşıma kapasitesine sahip olması. 4.25 tonluk model, 1450 kg yük taşıyabiliyor. Araç, tamamen açılabilen arka kapıları ve yüksek tavanı sayesinde kargo yüklemeyi oldukça kolaylaştırıyor.

E-Vali’nin sürücü kabini de son derece teknolojik donanımlarla dikkat çekiyor. İki kollu direksiyondijital gösterge paneli, büyük bir dokunmatik multimedya ekranıkablosuz Apple CarPlay ve Android Auto desteği gibi modern özelliklerle donatılmış. Ayrıca, sesli kontrol ve kablosuz telefon şarj ünitesi gibi fonksiyonlar da mevcut.

Güvenlik tarafında, adaptif hız sabitleyiciotomatik acil durum frenikör nokta görüntüleme sistemi ve yokuş kalkış desteği gibi önemli teknolojiler sunuluyor. Bu özellikler, şehir içi kargo operasyonlarında hem sürüş güvenliğinihem de konforu artırmayı hedefliyor.

BYD E-Vali, Avrupa’daki kargo firmaları için verimli ve çevre dostu bir alternatif olarak pazara sunulurken, batarya teknolojisiyük kapasitesi ve güvenlik donanımları ile sektörde dikkat çekecek gibi görünüyor.

Nvidia ile TSMC işbirliği son bulabilir!

Ekran kartı devi NVIDIA, çip üretimi konusunda önemli bir değişikliğe gidebilir. Yapay zeka sektöründeki hızlı büyümeyle birlikte çip talebi de artan NVIDIA, uzun süredir tedarikçisi olan TSMC’nin üretim kapasitesinin yetersiz kalması nedeniyle farklı arayışlara girmiş gibi görünüyor. İşte son dönemde çok konuşulan konu hakkındaki en önemli ve en çarpıcı detaylar…

Nvidia ile TSMC işbirliği son mu bulacak?

NVIDIA CEO’su Jensen Huang, Goldman Sachs Communacopia and Technology Konferansı’nda yaptığı açıklamada, GPU üretimi için TSMC dışında başka şirketlerle de çalışabileceklerini açıkladı. Huang, TSMC’nin başarılı bir üretici olduğunu kabul etse de, artan talebi karşılamak için farklı tedarikçilere ihtiyaç duyduklarını belirtti.

Nvidia ile TSMC işbirliği son mu bulacak?
Nvidia ile TSMC işbirliği son mu bulacak?

Her ne kadar Huang net bir isim vermese de, sektördeki diğer dev üretici Samsung’un NVIDIA’nın yeni partneri olması oldukça muhtemel görünüyor. Ancak Samsung‘un üreteceği grafik kartlarının, performans ve verimlilik açısından TSMC’nin gerisinde kalabileceği konuşuluyor.

Peki bu durum oyuncuları nasıl etkileyecek? Yeni nesil ekran kartlarının fiyatları ve performansı merakla bekleniyor. NVIDIA’nın tedarikçi değişikliği, ekran kartı pazarında dengeleri değiştirebilir.

Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce Nvidia ve TSMC arasındaki iş birliği yakın zamanda son bulabilir mi? Yanıtlarınızı aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz. Görüşleriniz bizim için gerçekten çok değerli. Paylaşmaktan çekinmeyin! Yorumlarınızı büyük bir merakla bekliyoruz.

Lityum İyon batarya fiyatları tarihinin en düşük seviyesinde

Elektrikli araçların yükselişiyle birlikte, lityum iyon batarya fiyatları da önemli ölçüde düşüş gösteriyor. Batarya hammaddelerindeki fiyatlardaki düşüş, elektrikli araçların daha erişilebilir hale gelmesini sağlayacak önemli bir gelişme.

Pazar araştırma şirketi Trendforce’un verilerine göre, lityum konsantresi ve karbonat fiyatları gibi kritik batarya hammaddelerinin fiyatları, geçtiğimiz aylarda yüzde 16’ya varan oranlarda düşüş yaşadı. Bu durum, batarya üreticilerinin maliyetlerini azaltarak, elektrikli araçların fiyat etiketlerinde de düşüşlere yol açıyor.

Lityum demir fosfat (LFP) ve nikel-manganez-kobalt (NMC) gibi farklı batarya tiplerindeki fiyatlar da önemli ölçüde geriledi. Geçtiğimiz yıl ortalama 107 dolar/kWh olan lityum iyon batarya fiyatları, şu anda 56 dolar/kWh’ın altına düştü. Bu durum, elektrikli araçların içten yanmalı motorlu araçlarla rekabet edebilir hale gelmesi için önemli bir adım.

Trendforce’a göre, şebeke ölçeğindeki enerji depolama sistemlerine olan talebin artması, batarya fiyatlarındaki düşüşü daha da destekliyor. Özellikle LFP bataryalar, enerji depolama uygulamalarında yaygın olarak kullanılıyor ve bu alandaki fiyatlar da önemli ölçüde düştü.

Uzun vadede batarya fiyatlarının daha da düşmesi bekleniyor. Ancak, batarya üretiminde kullanılan materyallerdeki aşırı arzın, kısa vadede fiyatlarda dalgalanmalara neden olabileceği belirtiliyor.

Bu gelişmeler, elektrikli araç sektörü için önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Elektrikli araçların daha uygun fiyatlı hale gelmesi, bu teknolojinin küresel çapta daha hızlı yaygınlaşmasını sağlayacak. Ayrıca, batarya fiyatlarındaki düşüş, yenilenebilir enerji kaynaklarının daha etkin kullanılmasına da katkı sağlayacak.

Sonuç olarak, lityum iyon batarya fiyatlarındaki tarihi düşüş, elektrikli araç devriminin hızlanmasına önemli bir katkı sağlıyor. Bu gelişme, hem çevre hem de ekonomi açısından olumlu sonuçlar doğuracak.

Google Tensor G5 ve G6 işlemcileri için hazırlıklara başladı!

0

Google, gelecek nesil amiral gemisi telefonları Pixel 10 ve Pixel 11 için geliştirilen yeni nesil işlemcileri Google Tensor G5 ve Tensor G6 ile mobil işlemci pazarında büyük bir sıçrama yapmaya hazırlanıyor. TSMC‘nin son teknoloji 3nm ve 2nm üretim süreçleri ile güçlendirilecek olan bu işlemciler, yapay zeka, performans ve enerji verimliliği konusunda rakiplerine göre önemli avantajlar sunacak.

TSMC ile uzun vadeli iş birliği

Google’ın, Samsung yerine TSMC ile uzun vadeli bir ortaklığa yönelmesi dikkat çekiyor. TSMC’nin 3nm sürecinde yaşanan üretim sorunları ve düşük verim oranları, Google’ı bu kararı almaya iten en önemli faktörler arasında yer alıyor. Bu durum, Samsung’un da Snapdragon 8 Gen 4 gibi önemli siparişleri kaybetmesine neden olmuştu.

Google Tensor G5

Tensor G5 ve G6’nın vaatleri

Tensor G5 ve G6 işlemcilerinin, özel CPU ve GPU tasarımları sayesinde rakiplerine göre daha yüksek performans sunması bekleniyor. Ayrıca, TSMC‘nin gelişmiş paketleme teknolojisi sayesinde daha da verimli hale gelecek olan bu işlemciler, yapay zeka uygulamalarında da üstün bir deneyim sunacak. Çünkü Google Tensor G5’in ilk test sonuçları da bu beklentiyi destekliyor.

Pixel telefonlarında yeni bir çağ

Google’ın Tensor G5 ve G6 işlemcilerini kullanarak Pixel telefonlarında yeni bir çağ başlatması bekleniyor. Bu işlemciler sayesinde Pixel telefonlar, fotoğrafçılık, video çekimi, oyun oynama gibi birçok alanda daha iyi bir performans sergileyecek. Google Tensor G5 kullanan cihazlar, sundukları yüksek performans ve verimlilikle dikkat çekecekler.

Google Tensor G5

Google’ın TSMC‘nin 2nm sürecine yatırım yapması, şirketin mobil işlemci pazarındaki iddiasını bir kez daha ortaya koyuyor. Ancak bu durum, Google’ı Apple ve Samsung gibi büyük şirketlerle rekabet etmek zorunda bırakacak. Bu nedenle, Google’ın N3P sürecinde kalarak bir kez daha amiral gemisi rekabetine katılma ihtimali de bulunuyor.

Google’ın Tensor G5 ve G6 işlemcileri, mobil işlemci pazarında yeni bir dönem başlatacak gibi görünüyor. TSMC ile yapılan uzun vadeli iş birliği, Google’ın bu alandaki iddiasını güçlendiriyor. Pixel telefon kullanıcıları, bu işlemciler sayesinde daha güçlü ve daha verimli bir cihaz deneyimi yaşayacaklar.

Samsung yuvarlanabilir ekranlı telefonunu 2025’te piyasaya sürebilir

0

Akıllı telefon dünyasında devrim yaratabilecek bir yenilik, Samsung’dan geliyor. Güney Kore merkezli teknoloji devi, yuvarlanabilir/kaydırılabilir ekranlı telefonunu 2025’in ikinci yarısında piyasaya sürmeye hazırlanıyor. yuvarlanabilir ekranlı telefonunu bu yeni telefon, açıldığında 12,4 inç büyüklüğünde bir ekran sunacak. Bu boyutuyla, Huawei’nin geçtiğimiz hafta tanıttığı Mate XT Ultimate modelinin 10,2 inçlik ekranını geride bırakacak.

Samsung’un yeni telefonunun ekranı, kullanıcıların cihazı açıp kapatırken Samsung yuvarlanabilir ekranlı telefonunu kullanarak daha geniş bir görüntü alanına sahip olmasını sağlayacak. Ayrıca, bu telefonun ekran altı kameraya sahip olacağı da belirtiliyor. Bu özellik, kullanıcılara ekranın tam ekran kullanımını bozmadan selfie çekme veya video görüşmeler yapma imkanı tanıyacak.

Samsung’un bu yeniliği, akıllı telefon pazarında büyük bir ilki temsil ediyor. 2019 yılında piyasaya sürdüğü Galaxy Fold ile katlanabilir telefonların öncüsü olan Samsung, sektördeki bu yeni teknolojiyle tekrar öne çıkmayı hedefliyor. Ancak, son yıllarda Huawei ve Xiaomi gibi Çinli rakiplerinin başarılı katlanabilir telefonlarıyla rekabet etmek zorunda kalan Samsung, liderliğini kaybetme riskiyle karşı karşıya bulunuyor. yuvarlanabilir ekranlı telefonunu tanıtarak bu riski aşmayı planlıyor.

Yeni yuvarlanabilir ekranlı telefon, teknolojideki sınırları zorlamanın yanı sıra kullanıcı deneyimini de büyük ölçüde değiştirecek gibi görünüyor. Akıllı telefon üreticileri, farklı form faktörleriyle yenilikler sunmaya devam ederken, Samsung’un bu adımı, gelecekte daha fazla markanın benzer teknolojilere yönelmesine yol açabilir.

Sektördeki diğer oyuncuların bu gelişmeye nasıl tepki vereceği ve Samsung’un bu yenilikle ne kadar başarılı olacağı, teknoloji dünyasında merakla beklenen sorular arasında. Ancak kesin olan bir şey var ki, Samsung’un yuvarlanabilir ekranlı telefonuyla teknolojiye getireceği yenilik, kullanıcıları ve teknoloji meraklılarını heyecanlandıracak. Samsung yuvarlanabilir ekranlı telefonunu dört gözle bekliyoruz.

Modern Windows 11 uygulamalarına büyük performans artışı geliyor

Microsoft, Modern Windows 11 kullanıcıları için büyük bir performans artışını duyurdu. Windows Uygulama SDK’sı ile geliştirilen uygulamalarda %50’ye varan daha hızlı yükleme süreleri ve uygulama boyutlarında önemli azalmalarsağlayan yeni iyileştirmeler geliyor. Bu performans kazanımları, geliştiricilerin uygulamalarını güncellemeleri durumunda Modern Windows 11 kullanıcılarına sunulabilecek.

Bu iyileştirmelerin temelinde, Native Ahead-Of-Time (AOT) derlemesi gibi yeni teknolojiler yer alıyor. Native AOT, uygulamaların önceden derlenmesini sağlayarak, Modern Windows 11’in geleneksel yöntemlere göre daha hızlı başlatılmasını ve daha az bellek kullanmasını mümkün kılıyor. Ancak, geliştiricilerin bu avantajlardan yararlanabilmesi için uygulamalarını güncellemeleri gerekecek.

Microsoft’un kendi uygulamaları da etkilenecek

Microsoft, yavaş başlatma süreleri ve düşük tepki hızları nedeniyle sıkça eleştirilen Fotoğraflar ve Telefon Bağlantısıgibi kendi uygulamalarındaki performans sorunlarını da kabul etti. Bu uygulamalarda özellikle Windows’un ilk açılışında yaşanan yavaşlıklar, kullanıcıların şikayet ettiği konuların başında geliyor. Microsoft, bu sorunları çözmek amacıyla, uygulamaların arka planda çalışmasını önerse de asıl çözüm Native AOT desteği ile sağlanacak, özellikle Modern Windows 11 kullanıcıları için.

İlk testlere göre, bu yeni derleme teknolojisiyle geliştirilen uygulamalar %50’ye kadar daha hızlı yüklenirken, uygulama paketlerinin boyutları 8 kat daha küçük hale geliyor. Ayrıca, bağımsız modda çalışan uygulamalarda boyutlar 2 kata kadar küçülebiliyor.

Edge WebView2 SDK’sında da değişiklikler

Microsoft ayrıca Edge WebView2 SDK’sı ile ilgili de bir yenilik sundu. Daha önce Windows Uygulama SDK’sına sabit kodlanan bu SDK, artık NuGet aracılığıyla ihtiyaç duyulduğunda erişilecek. Bu sayede genel uygulama paket boyutları azaltılacak, ancak bu değişiklik performansı doğrudan etkilemeyecek.

Sonuç olarak, Microsoft’un Windows Uygulama SDK’sında yaptığı bu iyileştirmeler Modern Windows 11 kullanıcıları için kısa vadede değil, geliştiricilerin güncellemeleri benimsemesiyle birlikte uzun vadede kullanıcı deneyiminde gözle görülür farklar yaratacak.

Türk girişimi Grape Law, ABD’nin en iyi 100 şirketi arasında!

0

Türk girişimi Grape Law, ABD Ticaret Odası tarafından belirlenen “CO-100” listesine girmeyi başardı. Bireysel ve ticari göçmenlik hukuku alanındaki hizmetleriyle bilenen şirket, Amerika’daki en başarılı 100 küçük ve orta ölçekli firma arasına seçildi.

Grape Law, göçmenlik hukukunda ABD’nin zirvesinde!

14.000’den fazla firmanın değerlendirildiği süreçte, firmanın pazarlama, ürün yeniliği ve müvekkil hizmetlerindeki stratejik yaklaşımları dikkat çekti. Grape Law, Amerika’da göçmenlik hukuku alanında sunduğu inovatif çözümler ve hızlı büyüme stratejileriyle bu prestijli listeye girdi.

Grape Law’un kurucusu Muhammed Üzüm, firmanın başarısının ardında 70 kişilik ekibin ortak çalışmasının olduğunu belirtti. Üzüm, “Yenilikçi fikirlerimiz, hızlı iletişim disiplinimiz ve teknoloji yatırımlarımız sayesinde müvekkillerimize güven sağladık. ABD Ticaret Odası tarafından bu başarımızın tanınması bizim için büyük bir gurur” dedi. Üzüm, ayrıca Türkiye’den Amerika’ya göç eden bireylerin burada kazandıkları bilgi ve deneyimlerin Türkiye’ye önemli katkılar sağladığını ifade etti.

Grape Law, Amerika’da şirket kuruluşu, vize başvuruları, Green Card ve Amerikan vatandaşlığı başvuruları gibi göçmenlik hukuku alanında kapsamlı hizmetler sunuyor. Firma, göçmenlik sürecini karmaşık ve stresli bulan bireylere ve şirketlere rehberlik ederek bu sürecin daha kolay ve güvenilir bir şekilde tamamlanmasına yardımcı oluyor. Grape Law’un hizmetlerinin %97 başarı oranıyla sonuçlanması, firmanın bu alandaki uzmanlığını ve güvenilirliğini kanıtlıyor.

ABD’ye ticari göç yapmak isteyen girişimciler için Grape Law, tüccar vizesi (E-1), yatırımcı vizesi (E-2) ve yönetici transfer vizesi (L-1) gibi seçenekler sunuyor. Bu vizeler, Amerika’da iş kurmak isteyen girişimcilere ve uluslararası şirketlerde çalışan yöneticilere fırsatlar sağlıyor.

Grape Law, başvuru sahiplerinin geçmiş başarılarına ve gelecekteki hedeflerine göre en uygun vize türünü belirleyerek, kişiye özel çözümler sunuyor. Her başvuru titizlikle inceleniyor ve en iyi sonucun alınması için detaylı analizler yapılıyor.

Bireysel göçmenlik başvurularında ise Grape Law, çalışma vizesi (H-1B) ve yetenek vizesi (O-1) gibi seçeneklerle profesyonellere yardımcı oluyor. Özellikle O-1 vizesi, kendi alanında yetkin olduğunu kanıtlayan sanatçılar, bilim insanları, girişimciler ve teknoloji profesyonelleri için ideal bir çözüm sunuyor. Grape Law, müvekkillerinin yeteneklerini doğru şekilde sunmalarına yardımcı olarak, bu süreçlerin başarıyla sonuçlanmasını sağlıyor.

Teknolojiye yaptığı yatırımlarla fark yaratan Grape Law, müvekkillerinin göçmenlik süreçlerini şeffaf ve hızlı bir şekilde takip etmelerini sağlayan dijital çözümler sunuyor. Grape App ve Grape Assistant gibi uygulamalar sayesinde müvekkiller, süreçteki her aşamayı izleyebiliyor ve herhangi bir gecikme durumunda anında bilgilendiriliyor. Bu teknolojik yatırımlar, Grape Law’un hizmet kalitesini artırırken, müvekkil memnuniyetini en üst seviyeye taşıyor.

Gelecek hedefleri arasında Amerika’daki varlığını güçlendirmek ve daha fazla girişimciye destek olmak bulunan Grape Law, New York, Texas ve Florida’daki ofisleriyle hizmet vermeye devam ediyor. Firma, teknolojiyi daha fazla entegre ederek hem süreçleri hızlandırmayı hem de müvekkillerine daha şeffaf bir deneyim sunmayı amaçlıyor.

AMD’den yeni sürücü güncellemesi: performans artışı ve daha fazlası

GPU pazarının önemli oyuncularından AMD, düzenli olarak ekran kartları için sürücü güncellemeleri sunmaya devam ediyor. Donanım performansını en üst düzeye çıkarmak adına sürücülerin güncel tutulması oldukça önemli. Son olarak, AMD’den yeni sürücü Radeon ekran kartları için yeni Adrenalin 24.20.11.01 sürücü güncellemesini yayınladı. Bu güncelleme, özellikle oyun performansını iyileştirmeye yönelik önemli yenilikler içeriyor. İşte yeni sürücünün detayları…

AMD Adrenalin 24.20.11.01: neler yeni?

Bu sürüm, Frostpunk 2God of War Ragnarök ve The Sims 4 DirectX 11 güncellemesi için AMD’den yeni sürücü desteği sunuyor. Aynı zamanda, Black Myth: WukongCreatures of AvaGod of War Ragnarök ve Ghost of Tsushima: Director’s Cutoyunları için de geliştirilen HYPR-Tune desteği dikkat çekiyor. HYPR-Tune, oyun performansını optimize ederek daha akıcı bir deneyim sunmayı hedefliyor.

Düzeltilen sorunlar

Yeni sürümle birlikte, bazı oyunlarda yaşanan çökme ve performans sorunları giderildi. Öne çıkan düzeltmeler şunlar:

  • Warhammer 40,000: Space Marine 2 ve FINAL FANTASY XVI oynanırken Radeon RX 5700 XT ve RX 6600 XT modellerinde yaşanan sürücü zaman aşımı ve çökme sorunları çözüldü.
  • Black Myth: Wukong oynanırken “Global Illumination” orta veya daha yüksek ayarlarda aşırı koyu gölgeler ve düşük renk doygunluğu sorunları giderildi.
  • Ghost of Tsushima: Director’s Cut oynarken HDR açıkken görülen grafik bozulmaları düzeltildi.
  • AV1 kodeği kullanılarak kayıt yaparken ses ve görüntüde senkronizasyon sorunları giderildi.

Bilinen sorunlar

Bununla birlikte, hala bazı bilinen sorunlar devam ediyor. Örneğin, DayZ oynarken belirli alanlarda performans düşüşleri yaşanabilir. Ayrıca, AMD Ryzen AI 9 HX 370 gibi bazı grafik ürünlerinde, Warhammer 40,000: Space Marine 2 oynanırken aralıklı sürücü zaman aşımı veya çökme sorunları devam edebilir.

AMD, düzenli olarak sunduğu sürücü güncellemeleri ile kullanıcı deneyimini iyileştirmeye devam ediyor. Bu bağlamda, AMD’den yeni sürücü güncellemeleri büyük önem taşıyor. Frostpunk 2ve God of War Ragnarök gibi oyunlar için getirilen destek ve performans iyileştirmeleri, bu sürümün öne çıkan özelliklerinden sadece birkaçı. Sürücü güncellemesi, Radeon Software uygulaması üzerinden ya da AMD’nin resmi internet sitesinden indirilebilir.

Finlandiyalı Wärtsilä, yeni nesil Quantum 3 enerji depolama sistemini tanıttı

Finlandiyalı enerji devi Wartsila, enerji depolama teknolojilerinde yeni bir çığır açan Quantum 3 sistemini tanıttı. Finlandiyalı Wärtsilä’nin Geleneksel ISO konteynerlerine sığdırılabilen bu yenilikçi sistem, özellikle artan yenilenebilir enerji üretimi ile birlikte enerji sektöründe önemli bir ihtiyacı karşılıyor.

Quantum 3, daha akıllı, daha güvenli ve daha sürdürülebilir yapısıyla dikkat çekiyor. Tam entegre bataryalar ve string tabanlı güç dönüştürme sistemleri sayesinde yüksek verimlilik ve güvenilirlik sunan sistem, dünya genelinde enerji şebekelerine entegre edilebiliyor.

Konteyner tasarımıyla taşınabilirlik ve hızlı kurulum

Sistemin en dikkat çekici özelliklerinden biri, Finlandiyalı Wärtsilä’nin standart ISO konteynerlerine yerleştirilebilmesi. Bu sayede Quantum 3, dünyanın herhangi bir noktasına kolayca taşınabiliyor ve mevcut enerji sistemlerine hızlı bir şekilde entegre edilebiliyor. Özellikle güneş ve rüzgar enerjisi projelerinin yaygınlaştığı günümüzde, enerji depolama sistemlerinin hızlı ve esnek bir şekilde kurulması büyük önem taşıyor.

Finlandiyalı Wärtsilä

Sürdürülebilirlik odaklı tasarım

Wartsila, Quantum 3’ün tasarımında sürdürülebilirliği ön planda tuttuğunu belirtiyor. Finlandiyalı Wärtsilä’nin Hafif konteyner yapısı ve düşük küresel ısınma potansiyeline sahip soğutma sistemi sayesinde çevresel etkiler minimize ediliyor. Ayrıca, gelişmiş batarya yönetim sistemi (BMS) sayesinde termal yönetimhücre dengeleme ve siber güvenlik konularında da önemli adımlar atılıyor.

Enerji sektöründe yeni bir döneme giriş

Quantum 3, enerji depolama teknolojilerinde yeni bir dönemin başlangıcını işaret ediyor. Sistemin yüksek verimliliğigüvenilirliği ve sürdürülebilirliği, enerji sektörünün geleceği için umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Finlandiyalı Wärtsilä’nın bu yenilikçi sistemi ile enerji depolama çözümleri daha da erişilebilir hale gelecek ve temiz enerji hedeflerine ulaşılmasında önemli bir rol oynayacak.

Kia elektrikli araç pazarında daha erişilebilir modellerle ilerleyecek

Kia, elektrikli araç pazarındaki iddiasını güçlendirerek, daha geniş kitlelere ulaşmayı hedefliyor. Güney Koreli otomotiv devi, geçtiğimiz aylarda tanıttığı EV3 modeli ile büyük beğeni topladı ve bu modelin ardından daha uygun fiyatlı elektrikli araçlar sunmaya hazırlanıyor. Kia CEO’su Ho-Sung Song, yaklaşık 22.200 dolar fiyatla piyasaya sürülecek yeni bir giriş seviyesi elektrikli aracın planlandığını duyurdu. Ancak, bu modelin 2030 yılından önce yollara çıkması beklenmiyor.

Kia’nın elektrikli SUV modeli EV3, Haziran ayında Güney Kore’de 30.700 dolardan başlayan fiyatlarla tanıtıldı. Tanıtımdan kısa süre sonra büyük ilgi gören model, sadece 23 gün içinde 10.000 sipariş aldı. E-GMP platformu üzerine inşa edilen bu kompakt SUV, Hyundai’nin dördüncü nesil pilleri ile donatıldı ve 81,3 kWh kapasiteli bataryası ile 600 km menzil sunuyor. İngiltere’de de satışa çıkan EV3, burada 42.300 dolardan (33.000 pound) başlayan fiyatlarla ön siparişe açıldı. Şirket, bu modelin küresel pazarda da benzer başarılar yakalayacağını öngörüyor.

Kia EV3, elektrikli araç pazarında markanın büyüme stratejisinin ilk adımı olurken, Kia, önümüzdeki yıllarda yeni modellerle ürün yelpazesini genişletmeyi planlıyor. 2024 yılında piyasaya sürülmesi beklenen EV4sedan tipi bir model olacak ve 35.000 ila 40.000 dolar arasında bir fiyatla satışa sunulacak. EV4, özellikle daha uzun menzil ve yüksek performans sunmasıyla dikkat çekiyor ve pazardaki rekabeti kızıştırması bekleniyor.

Kia’nın hedefi sadece bu modellerle sınırlı değil. Şirket, daha düşük fiyat aralığında da tüketicilere hitap etmeyi amaçlıyor. Önümüzdeki üç yıl içinde EV2 modeli ile 30.000 dolar fiyat bandında bir elektrikli araç sunmaya hazırlanan Kia, bu model ile daha geniş bir kitleye ulaşmayı hedefliyor. Ayrıca, markanın en dikkat çekici projelerinden biri, CEO Ho-Sung Song tarafından duyurulan 22.200 dolarlık yeni bir giriş seviyesi elektrikli araç. Bu model, Kia’nın elektrikli araç portföyündeki en uygun fiyatlı seçenek olacak.

Kia, sadece uygun fiyatlı modellerle değil, performans odaklı araçlarla da dikkat çekmeyi planlıyor. Şirketin geliştirmekte olduğu Stinger GT isimli elektrikli spor otomobil, serinin en üst segmentini oluşturacak. Yüksek performans ve dinamik sürüş özellikleriyle öne çıkacak olan bu model, elektrikli spor otomobil segmentinde Kia’yı ön plana çıkaracak.

Batarya teknolojilerine de yatırım yapan Kia, elektrikli araçlarının menzil ve şarj sürelerini iyileştirmeyi hedefliyor. Şirket, katı hal piller üzerinde çalıştıklarını açıkladı. Bu piller, mevcut lityum-iyon pillerden daha fazla enerji yoğunluğu sağlayarak, daha uzun menzil ve daha hızlı şarj süreleri sunmayı vaat ediyor. Ancak, bu yeni bataryaların piyasaya çıkış tarihi henüz kesinleşmedi.

Kia’nın elektrikli araç pazarına yönelik bu agresif stratejisi, şirketin sürdürülebilir mobilite hedefleri doğrultusunda ilerlediğini ve daha geniş kitlelere ulaşmayı amaçladığını gösteriyor. Hem uygun fiyatlı hem de yüksek performanslı modellerle, Kia, elektrikli araç pazarında önemli bir oyuncu olma yolunda ilerliyor.

DataGemma RAG kullanarak bir ilki yapıyor!

0

Giderek popülerlik kazanan, geri çağırma-artırılmış üretim (veya kısaca RAG) olarak bilinen üretken yapay zeka tekniği, işletmelerin gözde projesiydi ancak artık yapay zekanın ana sahnesine geliyor.

Google, Gemma açık kaynaklı büyük dil modelleri (LLM’ler) ve kamuya açık veriler için Data Commons projesinin bir kombinasyonu olan DataGemma’yı tanıttı. DataGemma, bir sorgu istemine yanıt vermeden önce verileri almak için RAG yaklaşımlarını kullanıyor. Google’ın söylediğine göre amaç, “Veri Ortakları’nın bilgisini kullanarak LLM gerçekliğini ve muhakemesini geliştirerek” “halüsinasyonları” önlemek için üretken yapay zekayı temellendirmektir.

DataGemma RAG kullanıyor

RAG, işletmelerin LLM derecelerini kendi tescilli kurumsal verilerine dayandırmalarını sağlamak için popüler bir yaklaşım haline gelirken, Data Commons’ın kullanımı, RAG’ın bulut tabanlı Gen AI ölçeğinde bugüne kadarki ilk uygulamasını temsil ediyor.

Data Commons, herkesin erişebildiği veri tabanları oluşturmanıza olanak tanıyan açık kaynaklı bir geliştirme çerçevesidir. Ayrıca, verilerini herkesin erişimine açan Birleşmiş Milletler gibi kurumlardan gerçek veriler toplar. Google, ikisini birbirine bağlarken “iki farklı yaklaşım” benimsediğini belirtiyor.

İlk yaklaşım, “Dünyada yenilenebilir enerji kullanımı arttı mı?” gibi istemde girilen belirli soruların gerçekliğini kontrol etmek için Data Commons’ın herkese açık istatistiksel verilerini kullanmaktır. Google’ın Gemma’sı, belirli istatistiklere atıfta bulunan bir iddiayla istemi yanıtlayacaktır. Google buna “geri alma-araya alınmış üretim” veya RIG adını verir. İkinci yaklaşımda, Google’ın belirttiğine göre, verilerin kaynaklarını belirtmek ve “daha kapsamlı ve bilgilendirici çıktılar sağlamak” için tam RAG kullanılır. Gemma AI modeli, Google’ın kapalı kaynak modeli Gemini 1.5’in “uzun bağlam penceresi”nden yararlanır . Bağlam penceresi, AI modelinin geçici bellekte depolayıp üzerinde işlem yapabileceği token (genellikle kelimeler) girdi miktarını temsil eder.

Gemini, Gemini 1.5’i 128.000 jetonluk bir bağlam penceresinde duyuruyor, ancak sürümleri girdiden bir milyon jetona kadar hokkabazlık yapabiliyor. Daha büyük bir bağlam penceresine sahip olmak, Data Commons’tan alınan daha fazla verinin bellekte tutulabileceği ve sorgu istemine bir yanıt hazırlanırken model tarafından incelenebileceği anlamına gelir. 

Japon araştırmacılar, CO2’yi yakıta dönüştürmeyi başardı!

Tokyo Metropolitan Üniversitesi’ndeki Japon bilim insanları, çevre dostu yakıt arayışında çığır açabilecek bir teknoloji geliştirdi. Geliştirilen bu yeni elektrokimyasal hücre, havadan yakalanan karbondioksitten elde edilen bikarbonatı, güçlü bir yeşil yakıt olan formata dönüştürebiliyor. İşte son dönemde çok konuşulan konu hakkındaki en önemli ve en çarpıcı detaylar…

Japon araştırmacılar, yakalanan CO2’yi yakıta dönüştürmeyi başardı

Bu yeni teknoloji, “Yakalanan karbondioksitle ne yapacağız?” sorusuna yenilikçi bir cevap sunuyor. Geleneksel yöntemlere göre çok daha az enerji gerektiren bu sistem, yüksek verimlilikle çalışarak dikkat çekiyor. Yeni hücre, yüksek akımlarda %85’lik bir verimlilik oranına ulaşabiliyor. Bu oran, mevcut tasarımları geride bırakarak büyük bir başarıya imza atıyor.

Japon araştırmacılar, CO2'yi yakıta dönüştürmeyi başardı!
Japon araştırmacılar, CO2’yi yakıta dönüştürmeyi başardı!

Araştırmacılar, hücrenin 30 saatten uzun süre kararlı kaldığını ve bikarbonatın neredeyse tamamını formata dönüştürdüğünü gözlemledi. Suyun uzaklaştırılmasının ardından geriye kalan katı kristal format, kullanıma hazır yeşil bir yakıt haline geliyor.

Bu gelişme, karbon emisyonlarını azaltma ve iklim değişikliği ile mücadele konusunda büyük bir potansiyel barındırıyor. Bu yeni teknoloji, toplumların daha yeşil enerji kaynaklarına geçişini hızlandırarak daha temiz ve sürdürülebilir bir geleceğe kapı aralayabilir.

Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce Japon araştırmacılar gelecekteki projelerinde başarılı olabilecek mi? Yanıtlarınızı aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz. Görüşleriniz bizim için gerçekten çok değerli. Paylaşmaktan çekinmeyin! Yorumlarınızı büyük bir merakla bekliyoruz.

ASELSAN’dan güvenli yerli ve milli haberleşme sistemleri!

0

Güvenlik tehditlerinin arttığı günümüzde, yerli ve milli haberleşme sistemleri kritik bir öneme sahip. ASELSAN tarafından geliştirilen iletişim cihazları ve haberleşme çözümleri, Türkiye’nin güvenlik güçlerine güvenli, kesintisiz ve etkin iletişim imkanı sunuyor. Lübnan’da yaşanan son gelişmelerin ardından yerli haberleşme sistemlerine olan ilgi daha da arttı ve ASELSAN’ın ürünleri öne çıktı.

ASELSAN haberleşme sistemleri!

Emniyet teşkilatına özel olarak geliştirilen 3810 Hibrit El Terminali, cep telefonu ve telsizi bir araya getiren bir cihaz olarak görev yapıyor. Bu cihaz, görev kritik hizmet kullanıcılarının hem dar bant telsiz özelliklerine hem de geniş bant veri ihtiyaçlarına yanıt verebiliyor.

Çift SIM kart desteği sayesinde hem görev kritik LTE şebekelerinde hem de ticari GSM şebekelerinde kullanılabiliyor. Android işletim sistemi ile çalışan cihaz, 13 MP ön ve arka kamerası, navigasyon, harita ve mesajlaşma uygulamaları ile geniş bir kullanım yelpazesi sunuyor. Dayanıklı yapısı ve IP67 sızdırmazlık özelliği sayesinde zorlu saha şartlarında dahi kesintisiz haberleşme sağlıyor.

Jandarma için üretilen 3700 Yeni Nesil Telsizler, sahada kesintisiz haberleşme için yüksek ses çıkış gücü, renkli ekran ve dahili GPS gibi özelliklerle donatılmış durumda. Cihaz, APCO25 standartlarına uyumlu olup, AES-256 kripto opsiyonu ile güvenli iletişim sağlıyor.

Kullanıcı dostu arayüzü, çeşitli ses aksesuarları ve opsiyonel akıllı batarya seçenekleri ile jandarma personelinin sahada karşılaşabileceği zorluklara karşı etkin bir çözüm sunuyor. Ayrıca, cihazlar MIL STD 810 E,F,G standartlarına uygun olarak çevresel koşullara dayanıklı şekilde üretiliyor.

ASELSAN’ın Dost Düşman Tanımlama Sistemi (IFF), hava savunma operasyonlarında kritik bir rol oynuyor. Mod 5/S özelliklerine sahip IFF Sorgulayıcı Cihazı, kısa-orta menzilli bir sorgulayıcı olarak hava sahasında güvenliğin sağlanmasına katkı sunuyor.

STANAG 4193 Sürüm 3’e uygun olarak Mod 1, Mod 2, Mod 3/A, Mod C, Mod S ve kriptolu Mod 5 modlarını destekliyor. Bu sayede, platformdaki birincil sensörlerle koordineli çalışarak, hedeflerin dost veya düşman olduğunu tespit ediyor ve güvenli bir operasyon yürütülmesine imkan tanıyor.

Haberleşme altyapısının omurgasını oluşturan Taşınabilir Radyo Link Haberleşme Sistemi, taktik sahada birliklerin harekat ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde tasarlanmış bir iletişim sistemi. Taktik Saha Haberleşme Sistemi’nin hafifletilmiş versiyonu olan bu sistem, komuta merkezleri ile sahadaki askeri birlikler arasında hızlı ve güvenli bilgi aktarımı sağlıyor.

Sistem, tamamen IP tabanlı bir haberleşme ağı sunarak, ses, veri, görüntü, dosya transferi ve faks gibi birçok iletişim hizmetini entegre bir şekilde sağlıyor. Elektronik korunma tedbirleri (LPI/LPD, TRANSEC & COMSEC) altında kriptolu haberleşme imkanı sunan bu sistem, savaş alanında etkili ve güvenli bir komuta kontrol zinciri oluşturuyor.

ASELSAN’ın bir diğer kritik iletişim ürünü olan GRC-5220 Radyolink Cihazı, hem görüş hattı içinde (LOS) hem de görüş hattı dışında (NLOS) çalışabilen bir cihaz. 100 km’nin üzerinde mesafelerde veri aktarımı sağlayabilen bu cihaz, 256 QAM modülasyon desteği ile yüksek hızda (200 Mbps full-duplex) Ethernet veri iletimine imkan tanıyor.

OFDMA tabanlı bu sistem, savaş alanında silah, sensör ve komuta merkezleri arasında gerekli olan bilgi akışını güvenli bir şekilde gerçekleştiriyor. GRC-5220, frekans atlama yeteneği ve otomatik güç kontrolü ile elektronik harp tedbirlerine karşı dirençli bir çözüm sunuyor.

Ford kamyonları yapay zeka destekli ADAS’a kavuşuyor

0

Ford kamyonları ilk kez HD kameralı, aynasız yeni nesil yapay zeka destekli ADAS’a kavuşacak. Bu sistem sürücülere çevrelerini daha geniş ve daha az kısıtlayıcı bir şekilde görme olanağı sunarak, manevra kabiliyetini artırıyor ve geri giderken ve park ederken daha yüksek doğruluk sağlıyor.

Ford kamyonları yapay zeka destekli hareket ediyor

İsrail merkezli Gauzy Ltd, ticari kamyonlar için özel olarak tasarlanan yapay zeka destekli gelişmiş sürücü destek sisteminin (ADAS) ilk neslini tanıttı. Şirketin ticari kamyonlara yönelik ADAS’ının seçili Ford kamyonlarına entegre edilmesi, şirketin güvenlik teknolojisi bölümünden elde ettiği geliri artırmasını sağlayacak. ADAS sistemi, yakıt tüketimini azaltırken güvenliği ve filo verimliliğini artıran Smart-Vision kamera izleme sistemini (CMS) kullanıyor.

Smart-Vision CMS, ticari kamyon operatörlerinin kör noktaları ortadan kaldırarak birden fazla bakış noktasından yolun görünürlüğünü artırmasını sağlar. Ayrıca, sürücülere daha akıllı ve daha güvenli kararlar almalarını sağlamak için gerçek zamanlı bildirimler göndermek üzere programlanmıştır.

Her türlü ticari kamyon veya treyler modeliyle kusursuz bir şekilde entegre olabilen sistem, ticari kamyonların dış yüzeyine sabitlenen yüksek kaliteli iç ekranlar ve yüksek çözünürlüklü kameralarla arka, ön ve yan aynaları değiştiriyor. Bu, sürücülere daha geniş, daha az kısıtlayıcı bir çevre görüşü sağlayarak geri giderken ve park ederken daha kolay manevra yapma ve daha yüksek doğruluk sağlıyor.

Gauzy’nin Smart-Vision sistemi, kendi kendini öğrenme ve tahmin yetenekleri gibi pazarda eşi benzeri olmayan gelişmiş özellikler sunuyor. Sistemin ekranı adaptif manevra çizgilerini gösterir. Aynı zamanda, römork kalibrasyonu sırasında ticari bir kamyon hareket halindedir, böylece sürücüler römork ile bir engel arasındaki kalan alanı görebilir.  Bu özellik, aynalarda doğası gereği kısıtlayıcı olan derinlik algısı kısıtlamalarının giderilmesine yardımcı olur.

Süper bilgisayar arenasında yeni bir oyuncu!

İsviçre, dünyanın en güçlü süper bilgisayarlarından biri olan “Alps” ile teknoloji dünyasını sallıyor. Alps, yapay zekâ ve karmaşık hesaplamalar için özel olarak tasarlandı. Bilim insanları ve araştırmacılar, bu yeni dev sayesinde sınırları zorlamaya hazırlanıyor.

Alps, inanılmaz işlem gücüyle büyük verileri ışık hızında analiz ediyor. Yapay zekâ algoritmalarının eğitimi artık daha hızlı ve verimli hale geliyor. Bu da tıp, enerji ve iklim bilimleri gibi alanlarda devrim niteliğinde gelişmelere kapı aralıyor.

İsviçre hükümeti ve önde gelen teknoloji şirketleri, Alps’ın geliştirilmesi için büyük yatırımlar yaptı. Amaç, Avrupa’yı yapay zekâ ve süper hesaplama alanlarında lider konuma getirmek. Alps, bu hedefe ulaşmak için gereken teknolojik altyapıyı sağlıyor.

Daha önce mümkün olmayan simülasyonlar gerçekleştirecek

Bilim insanları, Alps ile daha önce mümkün olmayan simülasyonlar gerçekleştirecek. Yeni ilaç keşifleri, iklim modellemeleri ve uzay araştırmaları gibi alanlarda büyük ilerlemeler bekleniyor. Ayrıca, enerji sektöründe daha verimli ve sürdürülebilir çözümler geliştirmek mümkün olacak.

Alps’ın tasarımında çevre dostu teknolojiler kullanıldı. Enerji verimliliği ön planda tutularak, karbon ayak izi minimuma indirildi. Bu sayede, yüksek performans ile çevresel sürdürülebilirlik bir araya geldi.

Teknoloji dünyası, Alps’ın getireceği yenilikleri merakla bekliyor. Yapay zekâ uygulamalarının hayatımızı nasıl değiştireceği konusunda büyük beklentiler var. Alps, bu dönüşümün katalizörü olacak gibi görünüyor.

İsviçre, teknoloji ve inovasyon alanındaki liderliğini pekiştiriyor. Alps, sadece bir süper bilgisayar değil, aynı zamanda ülkenin vizyonunu yansıtan bir sembol. Geleceğin teknolojilerine yapılan bu yatırım, diğer ülkelere de ilham kaynağı oluyor.

Sonuç olarak, Alps süper bilgisayarı yapay zekâ ve karmaşık hesaplamalarda yeni bir dönemi başlatıyor. Bilim ve teknoloji dünyası, bu gelişmeyle birlikte büyük adımlar atmaya hazırlanıyor. Gelecek, Alps ile yeniden şekilleniyor.

Scale-up şirketlerin büyüme yolculuklarına destek geliyor!

 “Bir Scale-Up Bir Fikri, Bin Scale-Up Türkiye’yi Büyütür” mottosuyla hayata geçirilen TÜBİSAD Scale-Up Gelişim Programı, scale-up ölçeğindeki şirketlere, büyüme yolculuklarında en çok ihtiyaç duyulan 10 farklı alanda birikim ve mentorluk sağlayacak. Program, scale-up’ların bilişim sektörünün gelişimindeki ve Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınmasındaki potansiyelini açığa çıkarmayı hedefliyor. 

Bilişim Sanayicileri Derneği (TÜBİSAD), bilişim sektöründe faaliyet gösteren scale-up ölçeğindeki şirketlerin büyüme ve birer unicorn olma yolculuklarında onlara rehberlik etmek amacıyla tasarlanan TÜBİSAD Scale-Up Gelişim Programı aracılığıyla, bir scale-up şirketin büyüme yolculuğunda kritik rol oynayan, Ar-Ge’den satış stratejisine, operasyonel verimlilikten pazarlama stratejilerine kadar pek çok uzmanlık alanında mentorlar scale-up şirketlere bilgi ve deneyim aktaracak. Aynı zamanda programa katılan şirketlerin çeşitli yatırım ağları ve deneyimli scale-up şirketlerle buluşma imkanı olacak.

Scale-up’ların potansiyelini kullanmak gerekiyor

Programın tanıtım etkinliğinin açılış konuşmasını yapan TÜBİSAD Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Tombalak, şu ifadeleri kullandı: “Global bilgi ve iletişim pazarı büyüklüğü 4,45 trilyon dolar civarında. Ülkemiz 33 milyar dolar ile global pazardan yüzde 0,74 oranında bir pay alıyor. Bu payın artması için yüksek teknoloji kullanan, üreten, inovasyonu destekleyen bir kültüre ve yaşamı değiştiren ürünleriyle dünya markasına dönüşen şirketlere ihtiyacımız var. Scale-up şirketler, barındırdıkları potansiyel ile bu ihtiyacın karşılanmasında kritik roller oynayabilir. Start-up şirketlerden farklı olarak scale-up şirketler, faaliyet gösterdikleri pazara uyum sağlamış ve o pazarda kanıtlanmış ürün ve hizmetlere sahipler. Bununla birlikte scale-up şirketlerin barındırdığı bu potansiyele dair gerek scale-up şirketlerde gerekse sektörümüzün genel kamuoyunda belirli bir farkındalık eksikliği yer alıyor. Hayata geçirdiğimiz bu programla scale-up şirketlerin kendi potansiyellerini keşfetmelerini ve önce sürdürülebilir büyüme, daha sonra da dünyada markalaşma yolculuğuna başlayabilecekleri bilgi, birikim, beceri ve yatırım ağı olanaklarını onlara sunmayı amaçlıyoruz.”

Bilişim şirketlerinin pazarı büyüyor

TÜBİSAD toplantısında konuşan KOSGEB Başkanı Ahmet Serdar İbrahimcioğlu, ölçek büyütme hamleleri üzerine değerlendirmelerde bulundu. Rekabetçi KOBİ’leri oluşturabilmek için, “dijital dönüşüm” ve “yeşil dönüşüm” başlıklarının önemini vurgulayan İbrahimcioğlu, KOSGEB’in bu başlıklara yönelik “KOBİ Dijital Dönüşüm ve Yeşil Sanayi Destek” programlarından bahsetti. İbrahimcioğlu, KOBİ Dijital Dönüşüm Programı ile sanayicinin rekabet üstünlüğünü devam ettirmeyi hedeflediklerini belirtti.

Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) aracılığıyla Türkiye’de sanayinin dijitalleşmesi için beş yıl içerisinde 300 milyon avroluk kredi sağlanacağını ve bu destekte KOSGEB’in hem arayüz hem de kredinin faizine destek olan kurum olarak yer aldığını ifade eden Ahmet Serdar İbrahimcioğlu, “KOSGEB olarak yatırımı destekleyen adımlar atarak bilişim şirketlerinin pazarını da büyütüyoruz” dedi. Ardından, ölçek büyütmeye yönelik atılacak adımlardan biri olan “Ölçek Büyütme Desteği”nin yakında ilan edileceğini duyurdu.

KOSGEB Başkanı İbrahimcioğlu, “2030 yılına kadar Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak 100 Turcorn hedefimiz var ve bu hedefe ulaşmak için on binlerce scale-up’a ihtiyacımız olacak. Turcorn’lar tek başına değil ekosistemle ortaya çıkıyor.  KOBİ’lerin büyümesini hedefleyen ve destekleyen bir yapı olarak tam doğru yerdeyiz” ifadelerini kullandı.

Scale-up şirketler nasıl tanımlanıyor?

TÜBİSAD’ın scale-up’ların sürdürülebilir büyüme ve unicorn olma yolculuğunda, farkındalık oluşturmak ve  rehberlik etmek amacıyla, TÜBİSAD Scale-Up Çalışma Grubu olarak Scale-Up Gelişim Programını oluşturduklarını hatırlatan TÜBİSAD Yönetim Kurulu Üyesi ve  Scale-Up Çalışma Grubu Eş Kaptanı Emre Hantaloğlu, şunları söyledi: “Start-up evresini geride bırakmış, hızlı bir büyüme yaşayan, vizyonunu dünyada markalaşmaya çeviren scale-up şirketler, yaratacakları çarpan etkisiyle Türkiye’deki birçok sektörü büyütme potansiyelini taşıyor. TÜBİSAD Scale-Up Çalışma Grubu olarak yaptığımız Scale-Up tanımıyla en az üç yaşında, ciro büyümesinin en az yarısı ana ürün ve servislerinden gelen ve son üç yılda dolar bazında yüzde 20 net büyüme sergileyen şirketleri scale-up şirketler olarak tanımlıyoruz. Scale-up’lar için büyümenin bir alışkanlık olması gerektiğine inanıyoruz. Bu doğrultuda çalışma grubumuz bünyesinde TÜBİSAD üyesi scale-up şirketlerle bire bir görüşmeler yaptık ve onların büyüme için en çok ihtiyaç duyduğu alanlarını tespit ettik. Aylık webinarlar, mentorluk çalışmaları ve yatırımcılarla fiziksel buluşmalar aracılığıyla scale-up şirketlere bu alanlarda destek olmayı amaçlıyoruz. İnanıyoruz ki bir scale-up bir fikri, bin scale-up ise Türkiye’yi büyütecek.”

TÜBİSAD Scale-Up Gelişim Programı’nın ön başvuruları internet sitesi üzerinden toplanmaya başlandı. Program katılımcısı şirketlere sunulacak mentorluk kapsamında odaklanılacak 10 uzmanlık alanı şöyle sıralanıyor:

  • Gelişmiş Pazar Anlayışı ve Konumlandırma
  • Ürün Geliştirme ve Yenilik
  • Müşteri Kazanımı ve Sadakati
  • Satış Stratejisi ve Genişleme
  • Operasyonel Verimlilik ve Ölçeklenebilirlik
  • Finansal Yönetim ve Fonlama
  • Takım Yapısı ve Kültür
  • Risk Yönetimi ve Uyum
  • Organizasyon Yapısı ve Yönetim Kurulu
  • Sürdürülebilirlik ve Kurumsal Sosyal Sorumluluk

OpenAI güvenlik kurulu yetkileri artıyor

OpenAI, yeni bir bağımsız yönetim kurulu denetim komitesinin kurulması da dahil olmak üzere güvenlik ve emniyet uygulamalarında önemli değişiklikler duyurdu. Bu hareket, önemli bir değişiklikle geliyor: CEO Sam Altman artık güvenlik komitesinin bir parçası değil ve bu da önceki yapıdan bir ayrılışı işaret ediyor.

OpenAI güvenlik kurulu yetkileri değişiyor

Yeni oluşturulan Güvenlik ve Emniyet Komitesi’ne (SSC) Carnegie Mellon Üniversitesi Makine Öğrenmesi Bölümü Direktörü Zico Kolter başkanlık edecek. Diğer önemli üyeler arasında Quora CEO’su Adam D’Angelo, emekli ABD Ordusu Generali Paul Nakasone ve Sony Corporation’ın eski EVP’si ve Genel Müşaviri Nicole Seligman yer alıyor.

Bu yeni komite, Haziran 2024’te kurulan ve üyeleri arasında Altman’ın da bulunduğu önceki Güvenlik ve Emniyet Komitesi’nin yerini alıyor. Orijinal komite, OpenAI projeleri ve operasyonları için kritik güvenlik ve emniyet kararları konusunda önerilerde bulunmakla görevlendirilmişti.

SSC’nin sorumlulukları artık önerilerin ötesine uzanıyor. Büyük model sürümleri için güvenlik değerlendirmelerini denetleme ve model lansmanları üzerinde denetim yapma yetkisine sahip olacak. En önemlisi, komite, güvenlik endişeleri yeterince ele alınana kadar bir sürümü geciktirme yetkisine sahip olacak.

Bu yeniden yapılanma, OpenAI’nin AI güvenliğine olan bağlılığıyla ilgili bir inceleme döneminin ardından geldi. Şirket, geçmişte Superalignment ekibini dağıtması ve güvenlik odaklı kilit personelin ayrılması nedeniyle eleştirilerle karşı karşıya kalmıştı. Altman’ın güvenlik komitesinden çıkarılması, şirketin güvenlik denetimindeki olası çıkar çatışmalarıyla ilgili endişeleri giderme girişimi gibi görünüyor.

OpenAI’nin son güvenlik girişimi ayrıca güvenlik önlemlerini geliştirme, çalışmaları hakkında şeffaflığı artırma ve dış kuruluşlarla iş birliği yapma planlarını da içeriyor. Şirket, ortaya çıkan AI güvenlik riskleri ve güvenilir AI için standartlar konusunda araştırma yapmak üzere ABD ve İngiltere AI Güvenlik Enstitüleri ile iş birliği yapmak üzere halihazırda anlaşmalara vardı.

Avrupa’da ilk alternatif iOS mağazası açıldı!

Teknoloji dünyasında büyük bir gelişme yaşandı. Ukraynalı yazılım şirketi MacPaw, Avrupa Birliği’nde alternatif bir iOS uygulama mağazasını beta sürümünde kullanıma açtı. Bu hamle, Apple’ın uzun süredir tekelleşen App Store’una karşı yeni bir meydan okuma olarak kabul ediliyor. MacPaw, uygulama geliştiricilerine ve kullanıcılara daha fazla özgürlük sunmayı hedefliyor.

Yeni mağaza, Avrupa Birliği yasaları çerçevesinde Apple’ın getirdiği kısıtlamalara karşı bir çözüm olarak geliştirildi. MacPaw, AB’nin Dijital Pazar Yasası’ndan faydalanarak bu atılımı gerçekleştirdi. Artık iOS kullanıcıları, sadece App Store’a bağımlı kalmayacak. Üstelik daha çeşitli ödeme seçenekleri ve farklı uygulama keşif deneyimleri sunulacak.

Apple’ın katı uygulama politikaları ve yüksek komisyon ücretleri uzun zamandır eleştiri alıyordu. MacPaw, bu sorunlara karşı daha uygun koşullar sağlayarak geliştiricilerin ilgisini çekmeyi hedefliyor. Şirket, mağazayı geliştirme sürecinde açık ve şeffaf politikalar izleyeceğini duyurdu. Özellikle bağımsız uygulama geliştiricilerine yönelik cazip teklifler sunduğu belirtiliyor.

MacPaw ekosistemdeki esnekliği artıracak ve daha iyi bir deneyim sunacak

MacPaw’ın CEO’su Oleksandr Kosovan, yaptığı açıklamada, “Kullanıcıların ve geliştiricilerin Apple’ın katı kurallarına mahkum olmaması gerektiğine inanıyoruz. Bu yeni mağaza, ekosistemdeki esnekliği artıracak ve daha iyi bir deneyim sunacak,” dedi.

Yeni mağaza, kullanıcıların beta sürecinde geri bildirimde bulunmasını teşvik ediyor. Resmi çıkış tarihinin ise 2024 yılının sonlarına doğru olacağı öngörülüyor. Avrupa genelinde dijital pazarların nasıl şekilleneceği ve Apple’ın bu gelişmelere nasıl yanıt vereceği büyük bir merak konusu.

Bu gelişme, Apple’ın yıllardır süregelen App Store hakimiyetini kırabilecek mi? Dijital dünya, MacPaw’ın atılımıyla yepyeni bir döneme girebilir.

HaLow Wi-Fi menzil rekoru kırdı

0

Morse Micro, HaLow Wi-Fi (802.11ah) ile beklentileri bir kez daha altüst etti. Morse Micro 9,9 mil (15.9 kilometre) menzile ulaşarak yeni bir dünya rekoru kırdı. Şirket Ocak ayında, San Francisco plajının yüksek parazitli ortamında 1.8 mil görüntülü görüşme testiyle HaLow’un potansiyelini gösterdi. Şimdi, kırsal Joshua Tree Ulusal Parkı’nda başarılı testler gerçekleştirerek bu rekoru neredeyse beş katına çıkardılar.

HaLow Wi-Fi menzil rekoru

San Francisco testinde, bağlantı hızları 500 metrede saniyede 11 Megabit ile 1.8 mil menzilde saniyede 1 Megabit arasında değişiyordu. Yeni Joshua Tree testinde, verim 9,9 mil üzerinde saniyede 2 Megabit’e ulaştı. Kırsal ortamın düşük paraziti muhtemelen bu etkileyici sonuca katkıda bulunmuş ve hücresel kapsama alanının genellikle eksik veya çok pahalı olduğu çiftçilik gibi dış mekan uygulamaları için HaLow’un uygunluğunu vurgulamıştır.

HaLow Wi-Fi düşük güç, uzun menzilli iletişim için tasarlandığından, çok sayıda Wi-Fi etkin noktası ve hücresel ağa sahip şehirlerde o kadar yararlı olmayabilir. Öte yandan, uzun menzili ve düşük paraziti onu kırsal uygulamalar için mükemmel hale getirir. Sistem, yüksek parazite maruz kalan San Francisco testinde bile, tüketici yönlendiricilerinin ortalama erişiminin çok üzerinde, iki mil gibi şaşırtıcı bir menzili korudu.

HaLow mevcut kentsel Wi-Fi veya hücresel ağların yerini almasa da, açık hava ve uzaktan operasyonlar için potansiyeli önemlidir. Geniş, açık alanlar için maliyetli hücresel verilere bir alternatif sunar. Morse Micro’nun HaLow’u geliştirmeye devam etmesi, özellikle halka açık Wi-Fi erişim noktalarında veya kırsal bağlantı çözümlerinde daha hızlı hızlara ve daha geniş bir benimsemeye yol açabilir.

Bu son başarı, HaLow’un Wi-Fi erişiminde devrim yaratmadaki rolünü daha da sağlamlaştırıyor ve gelecekteki yenilikler sınırları daha da zorlayabilir.