Samsung akıllı telefon pazarında liderliği ele geçirdi!

Teknoloji dünyasının nabzını tutan Canalys’in son raporuna göre, akıllı telefon pazarında büyük bir sürpriz yaşandı. 2024 yılının ikinci çeyreğinde, Güney Koreli dev Samsung, uzun süredir pazar lideri olan Apple’ı geride bırakarak zirveye oturdu.Canalys’in verilerine göre, Samsung dünya genelinde akıllı telefon pazarında %18’lik bir paya sahip olarak liderliği ele aldı. Yakın takipçisi Apple ise %16’lık bir pazar payıyla ikinci sırada yer aldı. Bu sonuç, Samsung’un özellikle orta ve üst segmentteki modelleriyle büyük bir başarı yakaladığını gösteriyor.

Samsung akıllı telefon pazarında bu başarısındaki en önemli etkenlerden biriyapay zeka destekli Galaxy AI özelliğine yaptığı yatırımlarOne UI 6.1.1 güncellemesiyle daha da geliştirilen Galaxy AI, kullanıcı deneyimini önemli ölçüde iyileştirdi. Ayrıca, şirketin yakında tanıtacağı One UI 7 ile birlikte büyük tasarım değişiklikleri yapması bekleniyor.

Çinli üreticiler Xiaomi, Vivo ve Transsion da pazar paylarını koruyarak sırasıyla üçüncü, dördüncü ve beşinci sırada yer aldı. Bu üç marka toplamda yaklaşık %33’lük bir pazar payına sahip.

Pazarın genel durumu

Canalys’in raporuna göre2024 yılının ikinci çeyreğinde dünya genelinde yaklaşık 288 milyon akıllı telefon satıldı. Bu rakam, bir önceki çeyreğe göre %12’lik bir artışı gösteriyorAkıllı telefon pazarının, özellikle gelişmekte olan ülkelerde büyümeye devam ettiği görülüyor.

Samsung’un yakında Türkiye’de de satışa sunacağı Galaxy Z Fold 6 ve Galaxy Z Flip 6 gibi katlanabilir telefonlarla pazar payını daha da artırması bekleniyor. Bu cihazların, özellikle premium segmentte büyük ilgi görmesi öngörülüyor.

Nesnelerin İnterneti IoT günlük hayatımızı nasıl değiştiriyor?

Akıllı telefonların ve yüksek hızlı internetin gelişi, iletişim kurma biçimimizi kökten değiştirdi. Mesajlaşma uygulamaları, sosyal medya platformları ve görüntülü konferans araçları her yerde bulunur hale geldi. Dünya genelindeki bireyleri anında birbirine bağladı. İletişim teknolojilerinin anında ulaşılabilmesi yalnızca insanları yakınlaştırmakla kalmadı. Aynı zamanda ilişkilerin, iş birliklerinin ve hatta aktivizmin doğasını da sağladı. Özellikle sosyal medya, bilgi yaymak, toplulukları destekledi. Ayrıca kamuoyunu şekillendirmek için güçlü bir araç haline geldi.

Nesnelerin İnterneti IoT hayatımıza etki ediyor

Yapay Zeka, hayatımızın çeşitli yönlerine nüfuz ediyor. Benzersiz düzeyde kişiselleştirme sağlıyor. Akış hizmetlerindeki kişiselleştirilmiş önerilerden Siri ve Alexa gibi AI destekli sanal asistanlara hayatımıza dahil oluyor. Bununla birlikte teknolojiyle etkileşimlerimiz tercihlerimize göre değişiyor. AI algoritmaları, eğlence, alışveriş ve hatta sağlık hizmetlerindeki tercihlerimizi tahmin ediyor. Öneri motorlarına güç veriyor. Bu özellik, kullanıcı deneyimlerini iyileştiriyor. Fizlilik ve kişisel verilerin etik kullanımı konusunda endişeleri de beraberinde getiriyor.

Nesnelerin İnterneti IoT, destekli akıllı şehirler kavramı, kentsel ortamların birbirine bağlı olduğu ve verimlilik için optimize edildiği bir gelecek öngörüyor. Akıllı sensörler ve bağlı altyapı gibi IoT cihazları, gerçek zamanlı veri toplama ve analizini mümkün kılıyor. Bu veri odaklı yaklaşım, şehir yönetimini iyileştiriyor. Kamu hizmetlerini geliştiriyor ve teşvik ediyor. Ancak, artan bağlantı aynı zamanda akıllı şehir girişimleri bağlamında siber güvenlik endişelerini ortaya çıkarıyor. Böylelikle veri gizliliğiyle ilgili soruları da gündeme getiriyor. 

Akıllı şehirler daha yenilikçi olacak. Ortaya çıkan teknolojiler çevresel zorlukların ele alınmasında önemli bir rol oynuyor. Temiz enerji, enerji tasarruflu teknolojiler ve uygulamalardaki yenilikler endüstrileri yeniden yaratıyor. Elektrikli araçlardan akıllı şebekelere kadar teknoloji, daha yeni bir geleceğe geçişi yönlendiriyor. Ancak elektronik cihazların üretiminin çevresel etkisi ve e-atıkların uygun şekilde bertaraf edilmesi gerekiyor. Bu teknolojilerin uzun vadeli sürdürülebilirliğini sağlamak için ele alınması gereken zorluklar ortaya koyuyor.

AI teknolojilerinin enerji ihtiyacı bin kat azalacak!

Mevcut AI hesaplamalarında, veriler işlem yapılan bileşenler (mantık) ile verilerin saklandığı (bellek/depolama) arasında taşınır. Bu sürekli bilgi alışverişi, hesaplamada kullanılan enerjinin 200 katına kadar enerji tüketimine neden olabilir.

Araştırmacılar, bu sorunu çözmek için Computational Random-Access Memory (CRAM) teknolojisine yöneldiler. Araştırma ekibinin geliştirdiği CRAM, bellek hücrelerinin içinde yüksek yoğunluklu, yeniden yapılandırılabilir spintronic bellek içi hesaplama alt tabakası yerleştiriyor.

Bu, mevcut bellek içi işlem çözümlerinden, örneğin Samsung’un PIM teknolojisinden farklıdır; çünkü Samsung‘un çözümü, bellek çekirdeği içinde bir işlemci ünitesi (PCU) yerleştirir. Veriler hala bellek hücrelerinden PCU’ya ve geri dönmek zorunda, ancak mesafe o kadar uzun değil. CRAM kullanarak veriler bellekten hiç çıkmaz, bunun yerine tamamen bilgisayarın bellek dizisi içinde işlenir.

Araştırma ekibine göre bu, AI hesaplama uygulamasını çalıştıran sistemin enerji tüketiminde “son teknoloji bir çözüme göre 1.000 katlık bir iyileşme” sağlar.

Yapay zeka bilgisayarlar

Diğer örnekler, daha büyük enerji tasarrufları ve daha hızlı işlem potansiyelini gösteriyor. Bir testte, MNIST el yazısı rakam sınıflandırıcı görevini gerçekleştirirken CRAM, 16nm teknoloji düğümünü kullanan yakın bellek işleme sistemine göre 2.500 kat daha enerji verimli ve 1.700 kat daha hızlı olduğunu kanıtladı. Bu görev, AI sistemlerinin el yazısını tanıması için kullanılıyor.

Bu tür çalışmaların önemi abartılamaz. Son raporlar, AI iş yüklerinin 2021’de tüm Kıbrıs nüfusunun tükettiği kadar elektrik tükettiğini öne sürüyor. 2023’te toplam enerji tüketimi 4.3 GW olarak gerçekleşti ve önümüzdeki yıllarda %26 ile %36 arasında bir oranla büyümesi bekleniyor. Arm CEO’su, 2030 yılına kadar AI’ın ABD’de üretilen tüm enerjinin dörtte birini tüketebileceğini öne sürdü.

Çinli otomotiv devlerinin Türkiye’ye olan ilgisi artıyor: Chery’den Samsun’a yatırım sinyali

Çinli otomotiv devlerinin Türkiye’ye olan ilgisi hızla artıyor. Çinli BYD’nin ardından şimdi de Chery’nin Türkiye’ye yatırım yapacağı, hatta lokasyon olarak Samsun’u tercih edeceği belirtiliyor.

Bu ayın başlarında, Çinli otomobil devi BYD, Türkiye’ye 1 milyar dolar yatırım yapma kararı almış ve Manisa’da 150 bin araç kapasiteli üretim tesisi ile mobilite AR-GE merkezi kuracağını açıklamıştı. Bu yatırımla, teşviklerle birlikte gümrük vergileri yükünden kurtulan BYD’nin ardından bir başka Çinli dev olan Chery de Türkiye’ye yatırım yapmayı planlıyor.

Chery’nin Samsun planları

Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan, yaptığı açıklamada, “Bugünlerde Samsun’da önemli bir yatırımcı trafiği ile karşı karşıyayız. Avrupa’ya Samsun üzerinden girmek isteyen özellikle Çinli yatırımcıların önemli bir şekilde Samsun’a gelip gittiklerini görüyoruz” dedi. Doğan, son dönemde sıkça Samsun’a gelip incelemelerde bulunan Çin menşeili otomotiv devi Chery Automobile ve lastik üreticileri gibi birçok global firmanın Samsun’dan Avrupa’ya açılmak için girişimlerde bulunduğunu belirtti.

Chery’nin Türkiye’deki başarısı

Çinli otomotiv devi Chery’nin Türkiye’ye olan ilgisi ve yatırım için fizibilite çalışmaları yaptığı biliniyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, mayıs ayında BYD ve Chery ile görüşmelerin ileri aşamada olduğunu söylemişti. Nitekim BYD, bu ay içerisinde yatırımını duyurdu. Yatırım merkezli MG’nin sahibi olan SAIC ve Great Wall Moto ile de görüşmeler yapılıyor. Öte yandan Chery, Türkiye’de oldukça başarılı bir firma. Yılın ilk yarısında toplam 34.501 otomobil satarak Türkiye’de en çok satan marka olmuştu. Bu başarıda firmanın fiyat/performans oranı yüksek otomobillerinin büyük etkisi var.

Türkiye pazarında OMODA 5, TIGGO 7 PRO ve TIGGO 8 PRO isimli üç farklı SUV modelle faaliyetlerini sürdüren Chery, temmuz ayı itibarıyla popüler SUV modellerinin TIGGO 7 PRO Max, TIGGO 8 PRO Max ve OMODA 5 PROadı verilen güncellenmiş versiyonlarını piyasaya sürdü.

TAB Gıda şirketi ne zaman kuruldu?

0

TAB Gıda şirketi, Türkiye’nin önde gelen hızlı servis restoran zincirlerinden biri. TAB Gıda şirketi son yıllarda çok hızlı büyüme gösteriyor.

1994 yılında kurulan şirket, hızlı ve kaliteli yemek sunma misyonuyla tanınır. Bununla birlikte TAB Gıda, Burger King, Popeyes ve Sbarro markalarının Türkiye distribütörüdür. Şirket, bu markalarıyla geniş bir müşteri kitlesine hizmet verir.

TAB Gıda şirketi hangi şirketleri bünyesine barındırıyor?

TAB Gıda, hızlı servis restoran sektöründe büyük bir pazar payına sahiptir. Şirket, kaliteli hizmet ve geniş menü seçenekleri ile dikkat çeker. Ayrıca Burger King, TAB Gıda’nın en bilinen markalarından biridir. Bu marka, globalde olduğu gibi Türkiye’de de popülerdir. Popeyes, tavuk menüleri ile tanınır ve geniş bir müşteri kitlesine sahiptir. Bununla birlikte Sbarro ise, pizza ve İtalyan mutfağına odaklanır.

TAB Gıda’nın restoranları, modern ve hijyenik bir ortam sunar. Müşteri memnuniyetini ön planda tutan şirket, sürekli olarak hizmet kalitesini artırmaya çalışır. Ayrıca restoranlarda sunulan yemekler, taze malzemelerle hazırlanıyor. Bu, müşteri deneyimini olumlu yönde etkiler ve müşteri sadakatini artırır.

Ayrıca şirket, teknolojiye de büyük önem verir. TAB Gıda, dijital ödeme sistemleri ve online sipariş gibi yenilikçi çözümler sunar. Bu teknolojik altyapı, müşteri deneyimini geliştirir ve hizmet süreçlerini hızlandırır.

TAB Gıda, sosyal sorumluluk projelerine de katkıda bulunur. Bununla birlikte eğitim, çevre ve sağlık alanlarında çeşitli projelere destek sağlar. Bu projeler, topluma olan bağlılığını ve sorumluluk anlayışını gösterir.

Sonuç olarak, TAB Gıda, Türkiye’de hızlı servis restoran sektörünün önemli oyuncularından biridir. Burger King, Popeyes ve Sbarro markalarıyla geniş bir müşteri kitlesine hizmet verir. Ayrıca kaliteli hizmet, teknolojik yenilikler ve sosyal sorumluluk projeleri ile dikkat çekiyor. TAB Gıda, sektördeki liderliğini sürdüren bir şirkettir.

Japon otomotiv devleri birleşiyor: Mitsubishi, Honda-Nissan ittifakına katılıyor!

Otomotiv dünyasında rekabet, Çinli üreticilerin yükselişiyle birlikte daha da artıyor. Bu artan rekabet, sektördeki büyük oyuncuları yeni iş birlikleri arayışına itiyor. Bu kapsamda, Japon otomotiv devleri Mitsubishi, Honda ve Nissan arasında yeni bir ittifak kurulması gündemde.

Japon otomotiv devleri Nikkei Asia’nın haberine göre, MitsubishiHonda ve Nissan arasındaki mevcut anlaşmaya katılmak istiyor. Mart ayında yapılan anlaşmada, bu iş birliğinin “otomotiv yazılım platformları, elektrikli araçlar ile ilgili temel bileşenler ve tamamlayıcı ürünler” üzerinde odaklanacağı belirtilmişti. Mitsubishi’nin bu ittifaka katılması, bu alanlardaki Ar-Ge maliyetlerini azaltmak ve teknoloji geliştirme süreçlerini hızlandırmak adına önemli bir adım olarak görülüyor.

Japon otomotiv devleri Nissan’ın Mitsubishi’nin %34 hissesine sahip olması, bu anlaşmayı daha da mantıklı kılıyor. Ayrıca, Nissan ve Mitsubishi’nin Renault ile olan mevcut iş birliği, bu yeni ittifakın potansiyelini daha da artırıyor. Bu genişleyen ittifak, Japon otomotiv sektöründe daha güçlü bir konum elde etme stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Bu, Japon üreticiler arasında son dönemde duyduğumuz ilk iş birliği değil. Geçtiğimiz aylarda Toyota, Mazda ve Subaruyeni nesil içten yanmalı motorlar geliştirmek üzere bir anlaşma imzalamıştı. Bu tür ittifaklar, özellikle elektrikli ve hibrit araç teknolojilerinin geliştirilmesi açısından kritik bir önem taşıyor.

İnsanlığın geleceği teknoloji ve toplumun evriminde bizi bekleyen yeni ufuklar

0

Yapay Zeka ve Makine Öğrenimi

bilim kurgu kavramlarından hızla çeşitli endüstrileri yeniden şekillendiren dönüştürücü teknolojilere dönüştü. Yapay zeka, doğal dili anlama gibi tipik olarak insan zekası görevlerini yapan sistemlerin geliştirilmesini ifade ediyor. Böylelikle yapay zekanın alt kümesi ML, bilgisayarların deneyimlerden öğrenmesini ve gelişmesini sağlayan algoritmaların geliştirilmesine odaklanıyor.

İnsanlığın geleceği ve teknoloji dönüşümü

Makine zekası, gerçek ile sanal arasındaki sınırların belirsizleşmesi ve internetin devam eden evriminin şekillenmesi, hepsi hayatlarımızı kökten etkileyecek. Ancak belki de en önemlisi, çevreye verdiğimiz zararı en aza indirirken büyümeye ve gelişmeye devam etmenin yollarını aramak olacak Hatta belki de geçmişte verilen zararın bir kısmını tersine çevireceğiz. İnsanlığın geleceği teknoloji ile yeni bir hale geliyor.

2023, üretken yapay zekanın ana akıma girdiği yıldı. 2024, dünyanın bunun ne kadar güçlü ve kullanışlı olabileceğini kavrayacağı yıl oluyor. Bugün, eğer bir teknoloji meraklısı değilseniz, yapay zeka (YZ) ifadesi bile bir korku ürpertisine neden oluyor. Eğer dünyayı ele geçirmesinden veya insan ırkını yok etmesinden endişelenmiyorsanız, işinizi çalmasını ve sizi işten çıkarmasını gergin bir şekilde bekliyor olabilirsiniz.

Üretken yapay zeka, arama motorlarından ofis yazılımlarına kadar günlük uygulamalara dahil oluyor. İnsanlar potansiyelini anlayacak. Doğru kullanıldığında, 7/24 elinizin altında süper akıllı kişisel asistan bulunuyor. Daha verimli, hızlı ve üretken hale getiriyor. En önemlisi, günlük basit beyin işlerimizi yapabiliyor. Bilgi edinme, planlama, uyumluluğu yönetme, fikirleri organize etme, projeleri yapılandırma bunlar arasında yer alıyor. Böylelikle yapay zekalara devrederek, insan becerilerimizi kullanmak için daha fazla zamana sahip olacağız. Makineleri programlamaktan ziyade yaratıcı olmaya kadar etkili. Ayrıca yeni fikirler ve orijinal düşünceler keşfetmeye veya insanlarla iletişim kurmaya daha fazla zaman harcayacağız.

Teknoloji ve mahremiyet dijital çağda kişisel verilerin korunması için öneriler

0

Gizlilik, Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi ve diğer uluslararası insan hakları belgelerinde yer alan temel bir insan hakkı. Teknolojinin hızla ilerlemesi ve dijital alanın ortaya çıkmasıyla, gizlilik endişeleri daha da acil hale geldi. Hindistan ayrıca internet penetrasyonunda ve dijital teknolojilerin benimsenmesinde büyük bir büyümeye tanık oldu. Bu dijital dönüşüm, ekonomik büyüme, yenilik, verimlilik ve kolaylık için muazzam faydalar sağlıyor. Ancak, uygun güvenlik önlemleri alınmazsa vatandaşların gizliliği için de önemli riskler oluşturuyor.

Teknoloji ve mahremiyet

Hindistan Yüksek Mahkemesi, gizliliği yaşam ve özgürlüğün ayrılmaz bir parçası olarak kabul ederek, Anayasa’nın 21. Maddesi uyarınca temel bir hak haline getirdi. Ancak, dijital çağda ortaya çıkan karmaşık gizlilik sorunlarını ele almada Hindistan gizlilik hukuku hala gelişiyor. Güçlü veri koruma mevzuatı, gizlilik zorluklarına uyum sağlamak için mevcut yasal çerçevenin güçlendirilmesi yönünde artan çağrılar var. Hindistan 1 trilyon dolarlık bir dijital ekonomiye doğru ilerledikçe bu daha da önemli hale geliyor.

Bu makale, Hindistan’ın dijital ekosistemindeki gizlilik hakkına kapsamlı bir genel bakış sağlıyor. Gizliliğin hukuki bir kavram ve temel hak olarak tarihsel evrimini izliyor, çığır açan Yüksek Mahkeme kararlarını analiz ediyor, Kişisel Verilerin Korunması Yasa Tasarısı gibi mevcut ve gelecekteki yasal çerçeveleri inceliyor, mevcut bağlamdaki temel gizlilik sorunlarını ve zorluklarını vurguluyor, uluslararası ilkeleri ve karşılaştırmalı uygulamaları tartışıyor ve politika yapıcılara ve paydaşlara, temel gerçekleri ve Hint vatandaşlarının isteklerini akılda tutarak güçlü bir gizlilik koruma rejimi oluşturmaları için öneriler sunuyor.

Hindistan’daki mevcut gizlilik söylemini daha iyi değerlendirmek için, gizlilik kavramlarının ülkede on yıllar boyunca nasıl evrildiğine bakmamız gerekiyor. İlk öncü karar, Yüksek Mahkeme’nin 1954’te Kharak Singh v. State of UP davasında özel hayatı kişisel özgürlüğün bir parçası gördü. Ancak gizliliği ayrı bir temel hak görmedi. Bu, bireyin gizlilik hakkını Devletin makul kısıtlamalar getirme gücüne karşı karşıya getirdi. Böylelikle Gobind v. State of MP (1975) ve Malak Singh v. State of Punjab (1981) gibi sonraki davalar, gizliliğin yaşam ve özgürlüğün yerine getirilmesi için gerekli olduğunu daha da güçlendirdi. Ancak mahkemeler ayrıca Devletin makul kabul edilen bu tür kısıtlamaları koyma hakkını da destekledi.

Teknolojinin insan ilişkilerine etkisi bağlantıda mıyız yoksa kopuk mu yaşıyoruz?

0

Teknolojinin hayatımızın her alanıyla giderek daha fazla iç içe geçtiği çağda yaşıyoruz. Yapay Zeka, arkadaşlar, sırdaşlar ve hatta romantik partnerler, her yıl insanlara ayrılmış rolleri doldurmaya başladı. İnsanlar ve YZ arasındaki gelişen ilişki, arkadaşlığın doğası, insanın bağlantı ihtiyacı ve dijital varlıklarla insan etkileşiminin yerini almasının potansiyel sonuçları hakkında derin sorular ortaya çıkarıyor. Teknolojinin insan ilişkilerine etki ederken, burada yapay zeka önemli bir rol üstleniyor.

Teknolojinin insan ilişkilerine etkisi nasıl etki ediyor?

Yapay zeka arkadaşlığı kavramı yeni değil. Ancak pratik uygulamalarda gerçekleştirilmesi nispeten yeni bir gelişme. Bu yapay zeka arkadaşları duygusal destek, arkadaşlık ve bazı durumlarda romantik veya samimi insan ilişkilerini taklit etmek için tasarlanıyor. Replika en bilinen örneklerden biri. Duygusal destek sağlama görevi olan bir yapay zeka sohbet robotu düşünün. Kullanıcılar Replika ile metin sohbetleri aracılığıyla etkileşim kuruyor. Yapay zeka zamanla daha özel yanıtlar vermeyi öğreniyor. Böylelikle gerçek bir duygusal bağlantıyı simüle ediyor.

Başka bir örnek Gatebox Holografik bir yapay zeka arkadaşı yaratarak konsepti bir adım öteye taşıdı. Tek başına yaşayan insanlara yönelik olan Gatebox’ın yapay zeka avatarı, gün boyunca mesaj gönderiyor. Kullanıcıları eve davet edebiliyor ve hatta akıllı ev aletlerini kontrol ederek bir varlık ve arkadaşlık hissi yaratıyor.

Sırada RealDoll’dan Harmony var. Daha tartışmalı bir kullanım olan Harmony, romantik ve fiziksel bir arkadaş için yapay zekayı gerçekçi bir insansı robotla birleştiriyor. Harmony sohbetler düzenleyebiliyor. Kullanıcı tercihlerini hatırlayabiliyor ve çeşitli kişilik özelliklerini ifade edebiliyor.

İnsanlar arkadaşlık için neden yapay zekaya yöneliyor? Sebepler bireylerin kendileri kadar çeşitlidir, ancak bu fenomene katkıda bulunan birkaç önemli faktör var. Birincisi, hızla büyüyen bir yalnızlık salgını yaşıyoruz. Sosyal izolasyon ve yalnızlık giderek daha büyük sağlık riskleri kabul ediyor. Böyle bir dünyada, yapay zeka arkadaşları insan ilişkilerinden kopuk hissedenler için bir tür bağlantı sağlıyor. Bu, toplumsal değişimlerin yalnız yaşam tarzlarında artışa yol açtığı Japonya gibi ülkelerde özellikle dokunaklı. İkincisi, yapay zeka ilişkileri insan etkileşimlerinde her zaman mümkün olmayan bir düzeyde kolaylık ve kontrol sağlıyor.

Dijital minimalizm teknoloji çağında sadeliğe dönüşün yolları ve faydaları

0

Less is more, son zamanlarda sıkça tekrarlanan bir nakarat haline geldi. Bu slında 2.500 yıl öncesine dayanan bir fikir. Beverley D’Silva dış düzeni, iç huzuru ve sadeliğin bizi mutlu etmeye nasıl yardımcı olabileceğini araştırıyor.

Minimalizm günümüzde her yerde karşımıza çıkıyor. Tamamen indirgeme ve “az çoktur” ile ilgili bir şey için, bununla ilgili çok şey var. Terim artık sayısız felsefeye, ürüne veya yaşam tarzı seçimine uygulanıyor. Işıklandırma tasarımından daha az eşyaya sahip olma hedefine veya -en yalın minimalizm- keşişvari çileciliğe kadar. Tanımlar geniş. Sanatçı Michael Landy’nin 2001 tarihli öncü projesi Break Down’da tüm dünyevi mallarını yok ettiği gibi, gezegene verdiğimiz zararı düşünmemizi sağlamayı amaçlayan derin bir felsefe mi? Yoksa bu, sadece sahip olduklarımız ve attıklarımızla ilgili bir şey mi? Marie Kondo’nun, etrafımızdakilerle “mutluluk kıvılcımı çakma” kavramının yankı bulduğu ve her Kon-Mari yöntemiyle 11 milyon kitap sattığı düşünüldüğünde, örgütlenme imparatoriçesi olarak adlandırılan bu kavram, sadece sahip olduklarımız ve attıklarımızla ilgili bir şey mi?

Dijital minimalizm ve teknoloji çağı

Kondo, son on yılda popüler sahneye minimalizm davulunu çalarak çıkan yeni bir ordunun parçası. Bununla birlikte, neden sahip olduğumuzun incelenmesini hayatlarının işi haline getirenler var. Joshua Fields Millburn ve Ryan Nicodemus, namıdiğer Minimalistler bu isimler arasında. 2009’da, çocukluk arkadaşları minimalizmin stresli, yüksek kazançlı yönetici hayatlarına ışık tutabileceğini gördüler ve itiraf ettikleri eşyaların birikimi, derin mutsuzluklarından ve hoşnutsuzluklarından bir dikkat dağıtıcı olarak hareket etti. Dijital minimalizm konusunda Nicodemus: “Amerikan rüyasının peşindeydim ta ki bunun benim rüyam olmadığını fark edene kadar” diyor.

Minimalizme kapılan bu kişiler, eşyalarının yüzde 90’ını düzenleyip elden çıkardı. Başarılı blogları, kitapları ve TV dizileri aracılığıyla neşe ve yeni kariyerler geliştirdi. Yeni Netflix dizileri Less Is Now, kişisel hikayelerine eğlenceli bir bakış açısı getiriyor. Greenpeace ABD’den Annie Leonard gibi uzman görüşleriyle bir dava çağrısı sunuyor. Leonard: “şirketler ve kar hırsı, sahip olduğumuz şeylere olan bağımlılığımızın kesinlikle arkasında” diyor. Alışveriş terapisinin katlanarak büyümesini insanların “topluluğa, amaca, kimliğe sahip olmanın diğer yollarını kaybetmesine” bağlıyor. Bu arada, Los Angeles’ta mega kilisenin kurucusu Erwin McManus, bu konuda manevi bakış açısına sahip. McManus: “Minimalizmin dersleri çok güçlü. Çünkü tüm yanlış şeyleri yiyip duruyoruz ve önemli olan şeylere açlıktan ölüyoruz” diyor.

Elon Musk, paylaştığı deepfake videosu ile kendi kurallarını ihlal etti!

Çılgın milyarder Elon Musk, Harris’i Başkan Joe Biden’ın bunamış olduğunu ve ülkeyi yönetmeyi bilmediğini söylemiş gibi gösteren bir sözde kampanya videosu paylaştı.

The New York Times’ın belirttiğine göre, video Harris’in orijinal kampanya reklamının bir yeniden yapımı olup eski Başkan Donald Trump ve yardımcısı JD Vance’in görüntüleri çıkarılarak yerine Biden’ın görüntüleri eklenmiş. Orijinal reklam Perşembe günü yayımlanmıştı.

Videoyu ilk kez yükleyen @MrReaganUSA hesabı, bunun bir “parodi” olduğunu belirtirken; Musk, herhangi bir açıklama yapmadı ve sadece “Bu harika” yazıp bir gülme emojisi ekledi. Musk’ın paylaşımı Pazar öğleden sonra itibarıyla 120 milyondan fazla kez görüntülendi.

Paylaşım, X’in “insanları yanıltabilecek veya kafa karıştırabilecek ve zarara yol açabilecek sentetik, manipüle edilmiş veya bağlam dışı medya paylaşımı” yasağına aykırı gibi görünüyor.

Demand Progress Education Fund’un Dijital Demokrasi Projesi direktörü Alex Howard, Musk’a yanıt olarak, “Bu, @X’in sentetik medya ve yanıltıcı kimliklerle ilgili politikalarının ihlalidir. Seçim yılında ihlallere izin verecek şekilde bu politikaları geriye dönük olarak değiştirecek misiniz?” dedi. X’in politikası, Musk platformu satın aldıktan birkaç ay sonra Nisan ayında yürürlüğe girmişti ve yanıltıcı medyanın “önemli ölçüde ve yanıltıcı şekilde değiştirildiğini, manipüle edildiğini veya uydurulduğunu” ve “kamu meselelerinde yaygın kafa karışıklığına yol açma olasılığının yüksek olduğunu” belirtiyor. Bu içeriklerin etiketlenmesi veya silinmesi gerekiyor.

Deepfake klon

Musk daha önce, kullanıcıları yanıltıcı bilgilerden haberdar etmek için “topluluk notları” özelliğinin kullanılması gerektiğini söylemişti. Ancak, Pazar öğleden sonra itibarıyla Musk’ın paylaşımında herhangi bir not bulunmuyordu.

The Times’a göre, topluluk notları kullanıcıları Cuma gecesi birkaç olası not önerdi. Bunlardan biri, “Bu, Başkan Yardımcısı Kamala Harris’in hiç söylemediği kliplerin sesini kullanarak yapay zeka tarafından oluşturulmuş bir videodur. Bu tür videolar, yapay zeka tarafından üretilen içeriği gerçeklikten ayıramayanlar için tehlikelidir.” diyordu.

Pro-demokrasi grupları, yapay zeka ve diğer teknolojiler kullanılarak videolar, sesler ve görüntüler oluşturup yanlış bilgi yaymak amacıyla oluşturulan deepfake’ler konusunda uyardılar.

Teknoloji bağımlılığı modern çağın gizli tehdidi ve başa çıkma yöntemleri

0

Mümkün olduğunca iyi görünmek için güçlü sosyal ve kültürel teşvikler var. Bu nedenle birçok insanın çevrimiçi ortamda davranışı değişiyor. Aslında kendilerini mümkün olan en iyi ışıkta sunmaya çalışması şaşırtıcı değil. Ancak, bir araştırma grubu, dijital güzellik filtrelerinin ruh sağlığı üzerinde olumsuz etkisi olduğunu gösteriyor.

Teknoloji bağımlılığı ve moder çağ dayatmaları

Güzellik filtreleri temelde, fotoğraflardaki yüz özelliklerini değiştiriyor. Bunun için yapay zeka ile belirli fotoğraf düzenleme araçları sağlıyor. Yaygın filtreler, yüzünüzü daha ince gösteren TikTok’taki “zayıf filtre” ve yüz özelliklerini ideal bir orana göre ayarlayan Instagram’daki “mükemmel yüz filtresi”dir.

Londra Şehir Üniversitesi’nin raporu teknoloji bağımlılığı ve sosyal medyahakkında detayları gösteriyor. Güzellik filtrelerinin sosyal medyada daha popüler hale geldiğini buldu. Örneğin, Snapchat ABD, Fransa ve İngiltere’deki gençlerin yüzde 90’ından fazlasının uygulamalarında filtre ürünleri kullandığını buldu. Ayrıca Meta, 600 milyondan fazla kişinin Facebook veya Instagram’da filtre kullandığını bildiriyor.

Londra Şehir Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, filtrelerin ruh sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerini ortaya koydu. Ortalama yaşları 20 olan 175 katılımcıdan oluşan bir örneklemde, genç kadınların %90’ı filtre kullandığını veya fotoğraflarını düzenlediğini bildirdi.

Katılımcılara en çok hangi tür filtreleri kullandıkları sorulduğunda, en yaygın filtrelerin cilt tonunu eşitlemek, cildi aydınlatmak, dişleri beyazlatmak, cildi bronzlaştırmak ve vücut boyutunu küçültmek için kullanılanlar olduğunu söylediler. Katılımcılar ayrıca çeneleri veya burunları yeniden şekillendirmek, dudakları daha dolgun göstermek ve gözleri daha büyük göstermek için sosyal medyada filtreler kullandılar.

Sosyal endişeler ve güzellik filtreleri kullanıcıların gerçekçi olmayan güzellik standartlarıyla ilgilenmesinde neden oluyor. Bu nedenle, gençler görünümleri ile dünyayla paylaştıkları düzenlenmiş görseller arasında bir kopukluk yaşıyor. Bu, beden dismorfik bozukluğu gibi ciddi ruh sağlığı sorunlarına bile yol açıyor. Teknoloji bağımlılığı ve modern çağın getirdikleri önemli endişelere neden oluyor.

Güneş enerjisi ve LED’ler sanılandan daha büyük potansiyel sunuyor!

Amerika genelindeki enerji kullanıcıları için önemli olan, bu bulguların yeni güneş hücreleri ile LED aydınlatmalar geliştirmeye yardımcı olabileceği ve “aydınlatmanın geleceğini yeniden şekillendirme” potansiyeline sahip olduğu iddiası.

Çalışmanın ortak yazarı ve Teksas’taki Oden Enstitüsü’nde Kuantum Malzemeleri Mühendisliği Merkezi’nin direktörü olan Feliciano Giustino, “Bu polarlar çok ilginç desenler gösteriyor. Atomlar, elektronun etrafında dönerek daha önce hiç gözlemlenmemiş girdaplar oluşturuyor.” dedi.

Halide perovskitler, kristal yapılı mineral ailesi olarak güneş panellerinde silikonun yerini alması beklenen bir malzeme olarak birçok uzman tarafından övgü alıyor. Bunun başlıca nedenleri, bu malzemenin verimliliği ve düşük üretim maliyeti potansiyelidir.

ABD Enerji Bakanlığı, bu malzemenin uygulamasının kısa bir operasyonel ömrü nedeniyle engellendiğini rapor ediyor. Diğer uzmanlar, perovskitleri silikon ile birleştirerek panellerde kullanıyor ve iyi sonuçlar elde ediyor. Giustino’ya göre, polarlar veya “yük kümeleri” perovskitlere benzersiz özellikler kazandırıyor.

Bu araştırmada, polaron atomları elektronların etrafında dönerek girdaplar oluşturuyor. Elektronlar, ışık fotonlarıyla çarpıldığında heyecanlanıyor ve bu girdaplar, elektronları daha uzun süre bu durumda tutabiliyor. Giustino, “Bu garip girdap yapısının, elektronun heyecanlanmamış enerji seviyesine geri dönmesini engellediğini düşünüyoruz.” dedi. Parçacık hareketi, güneş ışığını güce dönüştürmek için gereklidir.

Bu, yenilenebilir ve daha temiz enerjiyi halka daha erişilebilir hale getiren güneş hücresi yenilikleri için heyecan verici bir dönem. Teknoloji, evlere, cihazlara ve araçlara daha uygun maliyetle elektrifikasyon sağlıyor. Federal hükümet teşvikleri ile evde bir güneş enerjisi kurulumu maliyetinde %30 tasarruf edilebiliyor.

Teksas perovskit araştırması, LED’leri iyileştirebilirse, evde daha fazla tasarruf sağlamaya yardımcı olabilir. Daha iyi ampuller, en az 40 ışık değiştirildiğinde ev sahiplerine yılda ortalama 600 dolar tasarruf sağlıyor. Ayrıca, LED’ler diğer türlerden yaklaşık beş kat daha az ısı tutucu hava kirliliği üretiyor. Bu, artan kanser ve diğer hastalık riskleriyle ilişkilendirilen gezegen ısınmasına neden olan dumanları azaltır.

Giustino, ekibinin bulgularının, polaronları ve bunların perovskitte elektronlar ve fotonlarla etkileşim şeklini tanımlamaya yardımcı olan son derece gelişmiş bilgisayarlar olmadan mümkün olmayacağını söyledi.

Malzeme, güneş ışığını %25 verimlilik oranıyla elektriğe dönüştürerek hızla ilerlemiştir. MarketWatch, piyasadaki silikon kullanan çoğu güneş panelinin %23’ün altında oranlara sahip olduğunu bildiriyor.

Intel işlemcilerdeki sorunlar tüketicileri iadeye zorluyor!

0

Son dönemlerde Intel işlemcilerde yaşanan çökme problemleri, özellikle oyun severler arasında büyük yankı uyandırdı. Avrupa’da Intel işlemci iadeleri dört katına çıkarkenon üçüncü ve on dördüncü nesil Intel işlemciler, piyasaya çıktığından bu yana oyunlarda donma ve kasma problemleri yaşatıyor. Bu durum, tüketicilerin Intel işlemcilerden hızla uzaklaşmasına neden oldu.

Oyun performansı sorunu büyüyor

Çökme problemleri sadece son kullanıcıların bilgisayarlarında değil, aynı zamanda çevrim içi oyun sunucuları ve kiralık sunucularda da büyük tedirginlik yarattı. Intel, yaşanan sorunları kabul ederken, bu problemin tamamen çözüleceğine dair kesin bir bilgi veremiyor. Bazı kaynaklar, sorunun beklenenden daha derin olduğunu öne sürüyor. Bu durum, kullanıcıların da sabrını taşırdı ve Avrupa’daki büyük ticaret platformları, büyük bir iade dalgasıyla karşı karşıya kaldı.

İade oranları şaşırtıcı boyutta

Verilere göre, on üçüncü nesil Intel işlemcilerin iade oranı, on ikinci nesil işlemcilere göre dört kat daha fazlaOn dördüncü nesil işlemcilerin ise Alder Lake işlemcilere göre üç kat daha fazla iade oranına sahip olduğu belirtildi. Bu yüksek iade oranları, Intel’in kullanıcı güvenini ciddi şekilde sarsmış durumda.

Intel için alarm zilleri çalmaya devam ederken, yaklaşmakta olan Arrow Lake-S masaüstü işlemcilerin çıkışı, firmanın yaşadığı bu sorun karşısında tüketiciyi nasıl ikna edeceği konusunda büyük bir merak uyandırdı. Intel’in, kullanıcıları tekrar kazanmak için nasıl bir strateji izleyeceği ve bu sorunların ne zaman tamamen çözüleceği ise belirsizliğini koruyor.

Bu gelişmeler, Intel’in uzun süredir devam eden liderliğinin ciddi bir şekilde sorgulanmasına neden olabilir. Şirketin, oyun performansı sorunlarını hızla çözmesi ve kullanıcı güvenini yeniden kazanması gerekiyor.

Yapay zeka ve hukuk arasındaki ilişki dijital çağda adaletin yeni yüzü

0

Aralık 2023’te üye devletlerle yapılan müzakerelerde kabul edilen düzenleme önemli bir karar içeriyor. 523 lehte, 46 aleyhte ve 49 çekimser oyla Avrupa Parlamentosu üyeleri düzenlemeyi onayladı. Düzenleme; temel hakları, demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü ve çevsel etkiyi açıyor. Bununla birlikte yüksek riskli yapay zekadan korumayı, inovasyonu artırmayı içriyor. Avrupa’yı bu alanda lider konuma getirmeyi amaçlıyor. Düzenleme, yapay zeka için olası risklerine ve etki düzeyine göre yükümlülükler belirliyor.

Yapay zeka ve hukuk etkileşimi

Yeni kurallar, hassas özelliklere dayalı biyometrik kategorizasyon sistemleri ve yüz tanıma veri tabanları oluşturmak için yapılan aktiviteleri kısıtlıyor. İnternetten veya CCTV görüntülerinden hedefsiz yüz görüntüleri toplanması dahil olmak üzere vatandaşların haklarını tehdit eden belirli yapay zeka uygulamalarını yasaklıyor. İşyerinde ve okullarda duygu, sosyal puan gibi insanlarda etkili olan yapay zeka da yasaklanıyor.

Güvenlik güçleri, biyometrik sistemleri (RBI) kısıtlı şekilde kullanabilecek. Ayrıntılı listede ve dar bir şekilde tanımlı durumlar haricinde yasaklandı. Gerçek zamanlı RBI yalnızca sıkı güvenlik önlemlerinde görev alacak. Örneğin kullanımı zaman ve coğrafi kapsam açısından sınırlı kalacak. Sadece belirli bir duruşma öncesi veya idari yetkiye tabi olacak. Bu tür kullanımlar, kayıp bir kişiyi hedefli olarak aramayı veya bir terör saldırısının önlenmesini içerecek. Bu tür sistemlerin daha sonraki kullanımı bir suçla bağlantılı şekilde yargı yetkisi gerektirebiliyor. Artık yüksek riskli bir durumda onay alacak.

Yüksek riskli yapay zeka kullanımlarına kritik altyapı, eğitim ve mesleki eğitim, istihdam, temel özel ve kamu hizmetleri dahil olacak. Ayrıca kolluk kuvvetlerindeki belirli sistemler, göç ve sınır yönetimi, adalet ve demokratik süreçler de listede yer alıyor. Ayrıca, yapay veya fake görüntü, ses veya video içeriklerinin (“deepfake”) açıkça etiketlenmesi gerekiyor.

Yapay zeka özellikleriyle iOS 18.1 çıktı!

Apple, 29 Temmuz’da iOS 18.1, iPadOS 18.1 ve macOS Sequoia 15.1’in ilk beta sürümlerini geliştiricilere sundu.Bu yeni güncellemeler, iPhone 15 Pro ve iPhone 15 Pro Max cihazlarına özel olarak geliştirilen Apple Intelligenceözellikleri ile dikkat çekiyor.

iOS 18.1 ile Apple Intelligence özellikleri neler?

iOS 18.1 beta 1, Apple Intelligence’ı denemek isteyen geliştiricilere ve kullanıcılara sunuluyor. Ancak, bu yapay zeka özelliklerinden yararlanmak için iPhone 15 Pro veya iPhone 15 Pro Max cihazına sahip olmak gerekiyor. Apple, iPadOS 18.1 ve macOS 15.1 güncellemelerini kullanmak isteyen kullanıcılar için de Apple silicon işlemcili cihaz gereksinimini belirtmiş durumda.

Apple Intelligence’ı aktif hale getirmek için iOS 18.1’e güncelledikten sonra Ayarlar menüsünden bu özelliği açmak gerekiyor. Ayrıca, kullanıcıların bekleme listesine katılması ve özelliklerin aktif hale geldiği bildirildiğinde kullanmaya başlaması gerekiyor. Apple Intelligence‘ın tam kapasite çalışabilmesi için cihazın İngilizce dilde ve Amerika bölgesindeayarlanmış olması şart.

iPhone 15 Pro modellerine sahip olan kullanıcılar, güncellemeyle birlikte birçok yeni özellikle tanışıyor. Bunlar arasında yazma araçları, Siri’nin yeni tasarımı, bildirim özetleri ve yazıya dökme, yeni Mail kategorileri, akıllı yanıtlar, ve Mesajlar’da akıllı yanıtlar gibi Apple Intelligence özellikleri bulunuyor.

Ancak, Image Playground, Genmoji, öncelikli bildirimler, Siri kişisel bağlamı ve ChatGPT entegrasyonu gibi bazı özellikler henüz iOS 18.1 beta 1’de mevcut değil. Apple’ın bu özellikleri gelecekteki güncellemelerde sunması bekleniyor.

Gezegen Tanımı Yeniden Tartışılıyor: Plüton Gezegen Olabilecek mi?

Geçmişte yapılan tanım değişiklikleri sonucu, Güneş Sistemi’nde yer alan 9 gezegenden biri olan Plüton, gezegen statüsünden çıkarılarak sayısı 8’e düşmüştü. Ancak tartışmalar sona ermedi. Bir grup bilim insanı, gezegen tanımını daha basit ve açıklayıcı hale getirmeyi amaçlayan yeni bir öneriyle gündeme geldi.

Bir gezegenin tam olarak ne olduğu yüzyıllar boyunca belirsizdi. Farklı zamanlarda, gezegen, uydu ve hatta asteroitler aynı şemsiye altında isimlendiriliyordu. 2006 yılında, uzaydaki nesnelere resmi olarak isim veren kuruluş olan Uluslararası Astronomi Birliği (IAU), bir tanım oluşturdu ve bu tanım gereği Plüton gezegen statüsünden çıkarıldı.

IAU’nun resmi gezegen tanımına göre bir cismin gezegen sayılabilmesi için üç kriteri karşılaması gerekiyordu:

  1. Güneş’in etrafında yörüngede olması gerekir.
  2. Kabaca yuvarlak hale gelmesi için yeterli kütleye sahip olması gerekir.
  3. Yörüngesinin etrafındaki bölgeyi temizlemiş olması gerekir.

Tartışmalar ve yeni öneriler

Başından beri bu tanıma karşı çıkan bilim insanları, özellikle üçüncü maddeyi “belirsiz” olarak adlandırdı. 2015 yılında Plüton’un yanından geçen bir uzay sondasını gönderen New Horizons misyonunda görevli bir gezegen bilimci olan Philip Metzger, yörüngelerini temizlemekle neyin kastedildiğinin tam olarak belirtilmediğini ifade etti. Metzger, “Eğer bunu kelimenin tam anlamıyla alırsanız, o zaman hiçbir gezegen yoktur, çünkü hiçbir gezegen yörüngesini temizlemez,” dedi.

Bilim insanları, mevcut tanımın Güneş Sistemi merkezli olmasını eleştiriyor. Son yıllarda gökbilimciler, diğer yıldızların yörüngesinde dönen 5.000’den fazla gezegen keşfettiler. Bu nedenle, bilim insanlarından oluşan bir ekip, yalnızca bunu hesaba katmakla kalmayıp aynı zamanda kriterleri de basitleştiren yeni bir tanım öneriyor.

Önerilen yeni tanıma göre, bir gezegen şu özelliklere sahip olmalıdır:

  • Bir veya daha fazla yıldızın, kahverengi cücenin veya yıldız kalıntılarının yörüngesinde döner.
  • 1023 kg’dan daha büyük kütleye sahiptir.
  • 13 Jüpiter kütlesinden (2,5 x 1028 kg) daha az kütleye sahiptir.

Plüton’un durumu

Ancak Plüton’un tekrar gezegen olmasını bekleyenler hayal kırıklığına uğrayacak. Çünkü Plüton’un kütlesi, önerilen yeni tanımın alt sınırının biraz altında kalıyor. Dolayısıyla Plüton, cüce gezegen olarak kalmaya devam edecek.

1023 kg’lık alt sınırın, yer çekiminin nesneyi küresel bir şekle çevirdiği nokta olduğu belirtiliyor. Çalışmanın baş yazarı Jean-Luc Margot, “Güneş sistemimizdeki tüm gezegenler dinamik olarak baskındır, ancak Plüton gibi cüce gezegenler ve asteroitler dahil olmak üzere diğer nesneler baskın değildir. Bu nedenle bu özellik gezegen tanımına dahil edilebilir,” dedi.

Yeni tanımın üst sınırı

Yeni tanım, gezegenlerin ne kadar büyük olabileceğine dair bir üst sınır da koyuyor. Bazı gezegenler o kadar büyük ki, yerçekimleri çekirdeklerinde döteryumun termonükleer füzyonunu tetikliyor ve bu da onları gezegenler ve yıldızlar arasında bir ara tür haline getiriyor. Bunun genellikle 13 Jüpiter’den daha büyük kütlelere sahip nesnelerde başladığı düşünülüyor.

Araştırmacılar, yeni tanımı Ağustos ayında IAU Genel Kurulu’nda resmen önermeyi planlıyor. Bu gelişmeler ışığında gezegenlerin tanımı yeniden şekillenebilir ve bilim dünyasında önemli tartışmalar yaratabilir.

Xiaomi, Pekin’de aldığı arazi ile EV üretim kapasitesini artırıyor!

Pekin Belediye Planlama ve Doğal Kaynaklar Komisyonu tarafından yayımlanan belgelere göre, 131 dönümlük arazi, mevcut Xiaomi EV fabrikasına yakın bir konumda bulunuyor.

Arazi, Xiaomi’nin yan kuruluşu Xiaomi Jingxi Technology Ltd. tarafından satın alındı ve “yüksek kaliteli otomobil ve yeni enerji akıllı araç endüstrisinin geliştirilmesi” amacıyla kullanılacak.

Xiaomi, Mart ayında yaklaşık 30,000 dolar maliyetle piyasaya sürdüğü temel modeli SU7 ile otomotiv sektörüne giriş yaptı. Bu, CEO Lei Jun‘un EV pazarında büyük bir güç olma planının ilk adımıydı. Lei, bu ayın başlarında şirketin 30,000 araç teslim ettiğini ve Kasım ayı gibi erken bir tarihte 2024 satış hedefi olan 100,000 araca ulaşma yolunda olduğunu belirtti.

Xiaomi’nin EV pazarındaki başarılı girişimi, rekabetin yoğun olduğu bir sektörde pazar payı için mücadele eden rakiplerinin aksine dikkat çekiyor. Pekin, 2022 yılında EV satın alımları için ulusal sübvansiyonları aşamalı olarak kaldırdı; yavaşlayan talep nedeniyle WM Motor Technology Group ve Human Horizons Shanghai Internet Technology Co. Ltd.’nin premium markası HiPhi gibi birkaç EV üreticisi iflas etti veya üretimi durdurdu.

Xiaomi'den

Akıllı telefon üretimiyle tanınan şirket, 2025 yılı gibi erken bir tarihte Tesla’nın Model Y’sine benzer bir spor arazi aracı üretip satmayı planlıyor. Daha önce, otomobil fabrikasının ikinci aşamasına başlama planları olduğunu ve inşaatın 2025 yılında tamamlanacağını belirtmişti. İlk aşama, yıllık 150,000 araç üretim kapasitesine sahip.

Xiaomi, Temmuz ayında bağımsız bir otomobil üretim yeterliliği elde ederek artık devlet destekli BAIC Motor Corp.’un iznine ihtiyaç duymadan üretim yapabiliyor.

Bu yeni arazi satın alımı, Xiaomi’nin elektrikli araç üretiminde daha da büyüme ve yenilik yapma konusundaki kararlılığını gösteriyor. Şirketin, hızlı büyüyen EV pazarında lider bir oyuncu olma hedefiyle attığı bu adım, sektördeki diğer oyunculara karşı rekabet avantajı sağlamayı amaçlıyor.

Ford, aldığı patentle araçları muhbir haline getirecek!

18 Temmuz 2024’te Amerika Birleşik Devletleri Patent ve Marka Ofisi (USPTO) tarafından yayımlanan ve 12 Ocak 2023’te Ford tarafından yapılan başvuru, “Hız İhlallerini Tespit Etmek İçin Sistemler ve Yöntemler” başlığını taşıyor.

Bu başvuruda, Ford’un araçların birbirlerinin hızlarını izleyebileceği bir sistem üzerinde çalıştığı belirtiliyor. Eğer bir araç, yakınındaki başka bir aracın hız sınırını aştığını tespit ederse, üzerindeki kameralarla o aracın fotoğrafını çekebilecek. Ardından, hız verilerini ve hedef araçla ilgili görüntüleri içeren bir rapor, internet bağlantısı üzerinden doğrudan polis arabasına veya yol kenarındaki izleme ünitelerine gönderilebilecek.

Ford’a göre, bu tür bir hız gözetim sistemi polislerin işini kolaylaştıracak; çünkü hız ihlallerini hızlı bir şekilde tespit edip peşine düşmek zorunda kalmayacaklar. Ayrıca, bu işin bir kısmı, hız ihlallerini tespit edebilecek şekilde donatılmış otonom araçlara devredilebilir. Ancak, bu teknolojinin nasıl bir yasal dayanağa sahip olacağı belirsiz, çünkü insan polis memurları hız ihlalini bizzat görmemiş olacak.

Hız kameraları zaten hız limitlerinin sabit bir şekilde uygulanmasını sağlıyor, ancak bu kameralar sadece aracın plaka numarasına dayalı olarak ceza kesebiliyor ve sürücünün kim olduğunu doğrulayamıyor.

Ford ayrıca, herkesin – acil durum müdahale araçları da dahil olmak üzere – gece hızını sınırlayan bir “gece sürüş modu” için de patent başvurusunda bulundu. Bu, sürücüleri istemeden muhbir haline getirerek bir adım daha ileri götürüyor. Ford, üretime geçmeyen birçok yeni otomobil teknolojisi için düzenli olarak patent başvurusu yapıyor.

Bu yeni patentin uygulamaya konulup konulmayacağı henüz netlik kazanmış değil. Ancak, hız aşımını tespit eden ve raporlayan araçlar, sürücülerin dikkatini daha fazla çekebilir ve trafik güvenliğini artırabilir.

Bununla birlikte, bu teknoloji mahremiyet ve yasal zorluklar konusunda birçok tartışmayı da beraberinde getirebilir. Ford’un bu yenilikçi yaklaşımı, otomotiv sektöründe önemli bir adım olabilir ve gelecekte trafik denetiminde devrim niteliğinde değişikliklere yol açabilir.