Techinside Google News
Ana Sayfa Blog Sayfa 378

Nissan ile Honda birleşecek mi?

0

Nissan, son dönemde karşılaştığı büyük krizle mücadele ederken, Honda ile birleşme görüşmeleri yapıyor. Japonya’nın iki büyük otomotiv üreticisi arasındaki bu görüşmeler, sektörde önemli bir yankı uyandırdı. Nissan, özellikle son yıllarda dünya çapında ciddi zorluklarla karşı karşıya kaldı; şirketin satışları, özellikle Çin ve ABD pazarlarında büyük oranda geriledi.

Nissan ile Honda resmen birleşebilir!

Bu zorluklar, Nissan’ın hayatta kalabilmesi için yeniden yapılanma ve stratejik ortaklıklar arayışına girmesine neden oldu. Honda’nın da, Nissan’dan hisse almayı düşündüğü belirtilmişti. Ancak bu seferki gelişme, Honda ile birleşme yönünde somut adımların atılmasına işaret ediyor.

Nissan ile Honda resmi olarak birleşebilir.
Nissan ile Honda resmi olarak birleşebilir.

Birleşme sürecinde Mitsubishi’nin de yer alabileceği ifade ediliyor. Mitsubishi, şu anda Nissan’ın yüzde 24 hissesine sahip ve bu iştirak, birleşme sürecine dahil olursa daha da büyük bir Japon otomotiv ittifakı ortaya çıkabilir. Honda’nın piyasa değeri şu an 38,8 milyar dolar civarındayken, Nissan’ın piyasa değeri sadece 7,6 milyar dolar olarak görünüyor. Eğer bu birleşme gerçekleşirse, otomotiv sektöründeki en büyük birleşmelerden biri haline gelecek, zira Stellantis, Fiat Chrysler ile PSA’nın 52 milyar dolarlık birleşmesinden sonra bu tür birleşmeler arasında en büyük olanlardan biri. Yeni oluşacak şirket, Honda’nın yanı sıra Acura, Nissan, Infiniti ve Mitsubishi markalarını bünyesinde barındırabilir.

Bu birleşme, Renault-Nissan-Mitsubishi İttifakı’nın nasıl etkileneceği sorusunu gündeme getiriyor. Her ne kadar Nissan, geleneksel otomobil pazarında büyük kayıplar yaşasa da bu birleşme ile daha güçlü bir pozisyona gelebilir. Birleşen şirketlerin ayakta kalıp kalamayacağı, otomotiv sektöründeki değişimler göz önüne alındığında ise zamanla netleşecek.

Samsung Galaxy S25 Slim, doğrulanmış olabilir!

0

Samsung‘un Galaxy S25 serisine yeni bir boyut kazandıracak olan “Galaxy S25 Slim” modeli, teknoloji dünyasında büyük yankı uyandırdı. Uzun süredir dedikodu niteliğindeki söylentilerle gündeme gelen bu model, Samsung’un pazarlama materyallerinde gözlemlenmiş olmasıyla gerçeklik kazandı. Özellikle iPhone 17 Slim iddialarının ardından Samsung’un böylesine ince bir tasarım yaklaşımı sunması, sektörde dikkat çekici bir rekabet yaratabilir.

Samsung Galaxy S25 Slim, doğrulandı mı?

Galaxy S25 Slim’in, 6.66 inç ekranıyla S25 Plus’a yakın bir boyutta geleceği ancak diğer Galaxy S25 modellerinden belirgin şekilde daha ince bir yapıya sahip olacağı ifade ediliyor. Bu incelik ve hafiflik hedefi, telefonun donanımsal özelliklerinde bazı sınırlamalara neden olabileceği düşüncesini beraberinde getiriyor.

Samsung Galaxy S25 Slim, doğrulanmış olabilir!
Samsung Galaxy S25 Slim, doğrulanmış olabilir!

Buna karşın, cihazın ISOCELL HP5 200 MP ana sensörle destekleneceği ve ultra geniş açı ile periskop telefoto gibi ileri düzey kamera özelliklerine sahip olacağı belirtiliyor. Kamera donanımında sağlanacak bu gelişmiş teknoloji, Slim modelini tasarımsal farklılıklarının ötesinde de etkileyici kılabilir.

Telefonun global satış modeli için SM-S937B/DS koduyla sınırlı pazarlarda sunulabileceği söylenirken, ABD pazarında SM-S937U seri numarasıyla yer alması bekleniyor. Samsung’un 22 Ocak 2025’te gerçekleştireceği lansmanda, S25, S25+, S25 Ultra ve bu yeni Slim modelinin bir arada tanıtılması bekleniyor. Galaxy S25 Slim’in tasarımı ve yenilikleri, hem Samsung’un mevcut kullanıcı tabanını hem de rakip marka hayranlarını kendine çekebilecek potansiyele sahip.

TP-Link, ABD’de yasaklanabilir! Peki neden?

0

ABD’nin Çin merkezli teknoloji şirketlerine karşı başlattığı ambargo süreci, şimdi de TP-Link’i hedef almış durumda. Savunma ve Ticaret Bakanlıkları, TP-Link yönlendiricilerinde tespit edilen güvenlik açıklarının ABD’ye yönelik olası siber saldırılarda kullanılabileceği gerekçesiyle marka hakkında kapsamlı bir soruşturma başlattı. Bu soruşturma, TP-Link ürünlerinin ülkede yasaklanmasına yönelik ciddi bir adım olarak değerlendiriliyor.

ABD’nin bu konuda ilk hamlesi, Ağustos ayında Biden yönetimine gönderilen bir mektupla başladı. Ulusal güvenlik endişelerini vurgulayan bu ileti, TP-Link yönlendiricilerinin belirli zafiyetleri nedeniyle Amerikan unsurlarının siber tehditlere açık hale gelebileceğini iddia etti.

TP-Link, ABD’de yasaklanacak mı?
TP-Link, ABD’de yasaklanacak mı?

TP-Link’in bu zafiyetlerin giderilmesi için nasıl bir tavır takındığı net olmasa da, ABD hükümeti şirketin ürünlerinin kullanımıyla ilgili sert kararlar almayı değerlendiriyor. Uzmanlar, yasakların resmi olarak devreye girmesinin 2025 yılının başlarını bulabileceğini öngörüyor.

Huawei, SMIC ve DJI gibi büyük Çinli firmalara uygulanan yaptırımlar dikkate alındığında, TP-Link’in de benzer bir akıbetle karşılaşabileceği görülüyor. Özellikle ABD’nin Wi-Fi yönlendiriciler ve ağ cihazları gibi hassas altyapı bileşenlerinde Çin merkezli şirketlere karşı güven sorunları yaşaması, bu yasak kararını tetikleyen en büyük etken. TP-Link için bu süreç, yalnızca ABD pazarındaki ticari varlığını değil, küresel itibarını da riske atan büyük bir kriz olabilir. Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yanıtlarınızı aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz.

Arm ile Qualcomm arasında hukuki savaş başladı! Peki neden?

0

Arm Holdings ve Qualcomm arasındaki hukuki çatışma, teknolojinin kalbinde ciddi sonuçlar doğurabilecek dev bir savaşa dönüştü. Arm, Qualcomm’u Nuvia tarafından geliştirilen Snapdragon X işlemcilerinde patent ihlali yapmakla suçluyor ve bu tasarımların tamamen imha edilmesini talep ediyor.

Arm ile Qualcomm arasında hukuki savaş başlıyor

Qualcomm ise Arm’ın müşterileriyle rekabet etmeye çalıştığını ve mimari lisans anlaşmasının (ALA) kapsamında hareket ettiğini savunuyor. Bu davanın kökeninde Qualcomm’un, 2021 yılında 1,4 milyar dolara satın aldığı Nuvia üzerinden geliştirdiği özel çekirdeklerin lisans şartlarını Arm’la yeniden müzakere etmeksizin kullanma çabası yatıyor.

Arm ile Qualcomm arasında hukuki savaş başlıyor.

Arm’a göre bu durum, yıllık 50 milyon dolarlık bir gelir kaybına yol açarken, şirketin lisans tabanlı iş modelinin sürdürülebilirliğini tehdit ediyor. Arm CEO’su Rene Haas, bu sürecin şirketin geleceğini korumak için bir zorunluluk olduğunu belirtirken, Qualcomm cephesi Arm’ı müşteri ilişkilerini zedelemekle suçluyor. Özellikle, Arm’ın Qualcomm müşterilerine gönderdiği ve Samsung gibi devlerin de dahil olduğu bilgilendirme mektupları, Qualcomm tarafından yanıltıcı bulunuyor.

Dava, yalnızca iki şirket arasındaki ilişkiden öte, sektörü şekillendiren dev bir ekosistemi etkileyebilir. Arm’ın lehine bir karar, tartışmalı Qualcomm çiplerini kullanan ürünlerin, özellikle Microsoft destekli dizüstü bilgisayarların satışını tehlikeye atabilir ve Qualcomm’un mobil işlemci stratejilerini ciddi şekilde sarsabilir. Qualcomm’un her yıl Arm’a 300 milyon dolar ödeme yaptığı düşünüldüğünde, taraflar arasındaki gerilimin artması, iki şirkete de zarar verebilir. Uzlaşmanın daha faydalı olacağı düşünülse de şimdilik tarafların agresif tutumları devam ediyor. Bu hukuk savaşının sonucunun, yalnızca Arm ve Qualcomm için değil, tüm teknoloji sektörü için önemli etkiler yaratacağı aşikâr.

Intel Arc B580, yüksek satış rakamlarıyla dikkat çekti!

0

Intel, 2024 yılı boyunca finansal anlamda ve genel olarak zorlu bir süreçten geçse de, yılın sonunda önemli bir başarıya imza attı. Şirketin uzun süredir üzerinde çalıştığı Arc B580 “Battlemage” ekran kartı, büyük bir ilgiyle karşılanarak adeta stokları tükettirdi. 250 dolarlık fiyatıyla özellikle fiyat-performans oranı açısından dikkat çeken bu ekran kartı, rakiplerine göre daha uygun fiyatla sağlam bir performans sunuyor. Bu talebin arkasında, uzun bir süredir ekran kartı pazarında gerçek anlamda rekabetçi fiyat-performans ürünlerinin eksikliği yatıyor. Intel, bu ürünle, tüketiciler tarafından yoğun ilgi gördü ve stoklarını haftalık olarak yenilemeyi planlıyor.

Intel Arc B580, yüksek satış rakamlarıyla gündem oldu

Arc B580 ekran kartının bu kadar rağbet görmesinin bir başka nedeni ise, genel performansının yüksek olması ve sunduğu özelliklerle kullanıcıları tatmin etmesidir. Kart, 12 GB’lık video belleği ile kullanıcılara güçlü bir oyun deneyimi sunuyor. Özellikle 1080p çözünürlükte oynanan bazı oyunlarda, rakiplerinin gerisinde kalsa da genel performansı oldukça sağlam ve kullanıcılar tarafından iyi bir seçenek olarak değerlendiriliyor. Intel’in, ürünün sürücülerini olgunlaştırması ve önceki nesil kartlarla ilgili yaşadığı performans sorunlarını gidermesi, bu ürünün kullanıcılar tarafından daha çok tavsiye edilmesine yol açmış. Yine de bazı kullanıcılar, belirli oyunlardaki performans farklarını gözlemleyebilmekte. Ancak, bütçe dostu fiyatı ve güçlü video belleği, Arc B580’in cazibesini artıran en önemli faktörler arasında yer alıyor.

Intel’in Arc B580 ile fiyat-performans pazarındaki başarı elde etmesi, sektörün geri kalanına da bir mesaj niteliği taşıyor. Nvidia ve AMD, önümüzdeki dönemde yeni nesil ekran kartları ile piyasaya çıkmaya hazırlanıyor. Nvidia’nın genellikle üst sınıf ekran kartlarıyla pazara giriş yapması, AMD’nin ise orta ve alt segment odaklı yeni modellerle rekabet etmesi bekleniyor. Burada asıl rekabetin, fiyat odaklı stratejiyle Intel ve AMD arasında yaşanması muhtemel. Intel’in Arc B580 ile sunduğu düşük fiyatlı ancak performanslı seçenek, özellikle AMD’nin yeni nesil GPU’ları karşısında ciddi bir rekabet avantajı oluşturabilir. Intel bu ürünüyle, GPU pazarında sadece üst sınıf ürünlerle değil, uygun fiyatlı modellerle de ciddi bir oyuncu olabileceğini gösterdi.

Arc B580, gelecekte AMD ve Nvidia’nın ürünleriyle başa baş bir rekabet oluşturacak şekilde, Intel’in GPU pazarındaki payını arttırabilecek. Bu bağlamda Intel, Arc B580’i piyasada güçlü bir alternatif olarak sunmuş görünüyor. Ayrıca, Intel’in yakın zamanda çıkartacağı Arc B570 modeli ile bu rekabetin daha da kızışması bekleniyor. Intel, Arc B570 ile orta seviyedeki kullanıcılara hitap etmeyi hedefliyor ve bu modelin piyasaya sürülmesi, Intel’in fiyat-performans alanındaki stratejisini güçlendirebilir.

Türkiye, Somali’de roket fırlatma tesisi inşa ediyor!

Türkiye, Somali’de uzun menzilli roket ve balistik füze testleri için büyük bir adım atarak roket fırlatma tesisi inşasına başladı. Somali Cumhurbaşkanı Hassan Şeyh Mahmud’un Mogadişu’da yaptığı açıklamalara göre bu proje, Somali’ye önemli ekonomik kazanç ve istihdam imkânları sunmanın yanı sıra Türkiye’nin uzay araştırmaları ve savunma alanındaki hedeflerini destekleyecek stratejik bir hamle olarak öne çıkıyor.

Türkiye, Somali’de roket fırlatma tesisi inşa edecek

Özellikle Somali’nin Hint Okyanusu’na olan coğrafi yakınlığı, roket fırlatmalarında düşen parçaların yerleşim yerlerine veya diğer ülkelere zarar verme riskini minimuma indiren bir avantaj sağlıyor. Bu durum, Somali’yi Türkiye’nin hem uzay projeleri hem de balistik füze denemeleri için ideal bir merkez haline getiriyor.

Türkiye, Somali'de roket fırlatma tesisi inşa edecek.

Cumhurbaşkanı Mahmud, bu tesisin yalnızca ekonomik getirilerle sınırlı olmadığını, Somali’nin uluslararası arenada Türk uzay teknolojileri ve uyduları için bir merkez olmasının yaratacağı stratejik önemin çok daha büyük olduğunu belirtti. Projenin, 1 milyar dolarlık maliyetle hayata geçirilmesi planlanırken, bu tesisten hem Somali’nin altyapısına hem de Türkiye’nin bölgesel nüfuzuna katkı sağlaması bekleniyor.

Son yıllarda Türkiye, Afrika kıtasında başta savunma sanayii olmak üzere çeşitli alanlarda etkinliğini artırarak bölge ülkeleriyle yakın ilişkiler geliştirdi. 2017 yılında Türkiye’nin yurtdışındaki en büyük askeri üssünü Somali’de kurması bu ilişkilerin stratejik boyutunu pekiştirmişti. Bunun yanı sıra, Türkiye’nin Somali ile hidrokarbon arama çalışmaları, altyapı projeleri ve arabuluculuk gibi çeşitli iş birliği alanlarında aktif bir rol üstlendiği biliniyor. Bu son adım, Türkiye’nin hem Afrika kıtasındaki etkinliğini hem de küresel uzay yarışındaki iddiasını artıracak bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.

Eski Stellantis CEO’su, Çinli elektrikli araçların üstünlüğünü kabul etti!

0

Stellantis’in eski CEO’su Carlos Tavares, görevinden ayrılmasının ardından verdiği ilk röportajda, Avrupa‘nın elektrikli araç üretiminde Çin’in gerisinde kaldığını açıkça dile getirdi. Tavares, Çin’in bu sektörde yalnızca teknolojik üstünlüğüyle değil, Avrupa’nın yanlış stratejik tercihleri nedeniyle de öne geçtiğini vurguladı. Avrupa otomotiv sektörünü bir hayatta kalma mücadelesi içinde olarak tanımlayan Tavares, bu durumun ortaya çıkmasında Avrupalı politikacıların sorumluluğu bulunduğunu belirtti. Ona göre, alınan kararlar sektörü ilerletmek yerine köşeye sıkıştıran bir yol haritası çizdi ve bu da elektrikli araç dönüşümünde büyük bir dezavantaj yarattı.

Eski Stellantis CEO’su, Çinli elektrikli araçların üstünlüğünü itiraf etti

Görevinden ayrılışı sırasında Stellantis yönetimiyle olan görüş ayrılıklarını da açıkça ifade eden Tavares, bu ayrılığın Yönetim Kurulu Başkanı John Elkann ile karşılıklı anlayış içinde gerçekleştiğini söyledi.

Eski Stellantis CEO’su, Çinli elektrikli araçların üstünlüğünü itiraf etti.
Eski Stellantis CEO’su, Çinli elektrikli araçların üstünlüğünü itiraf etti.

Şirket yönetiminde ortak bir vizyonun olmamasının, 250 bin çalışan ve 15 markayı barındıran dev bir yapıyı yönetmeyi imkânsız hale getirdiğini vurgulayan Tavares, bu ayrılık kararından dolayı pişmanlık duymadığını dile getirdi. Stellantis’teki bu değişim süreci, özellikle ABD operasyonlarında yeni stratejik adımların gerekliliğini de beraberinde getirdi.

Şirketin ABD’deki bayileri, Tavares’in kısa vadede kar elde etmeye odaklanan politikalarının, FCA çatısı altındaki Dodge, Jeep, Ram ve Chrysler gibi köklü markaların uzun vadeli başarısını tehlikeye attığını savundu. 2024 yılı boyunca bu markaların satışlarında görülen düşüş, bu eleştirileri daha da belirgin hale getirdi. Tavares’in ayrılmasının ardından Ram markasının eski CEO’su Tim Kuniskis göreve getirildi ve yeni CEO’nun 2025’in ilk yarısında seçilmesi planlandı. Stellantis’in, gelecekte bu durumdan çıkış yolu bulmak için hem Avrupa hem de ABD operasyonlarında daha kapsamlı bir strateji oluşturması gerektiği ifade ediliyor.

AMD Strix Halo serisi, yakında görücüye çıkıyor!

0

AMD’nin yeni Strix Halo serisi APU’ları, dizüstü bilgisayar pazarında performansı yeniden tanımlamaya hazırlanıyor. CES 2025 etkinliğinde tanıtılacak olan bu işlemciler, özellikle Ryzen Max+ 395 modelinin Geekbench performans sonuçlarının ortaya çıkmasıyla büyük bir heyecan uyandırdı. Ryzen Max+ 395, yalnızca Zen 5 mimarisini kullanması sayesinde AMD’nin mevcut en güçlü mobil işlemcisi olan Ryzen 9 7945HX3D’den bile daha yüksek performans sunuyor. Zen 5 tabanlı 16 çekirdekli bu yeni APU, hem işlem gücü hem de grafik performansı açısından büyük bir sıçrama vaat ediyor.

AMD Strix Halo serisi yakında tanıtılacak

Geekbench testlerine göre Ryzen Max+ 395, tek çekirdekte 2.849 puan, çoklu çekirdekte ise 20.708 puan alıyor. Bu sonuç, Ryzen 9 7945HX3D’nin 2.763 tek çekirdek ve 16.393 çoklu çekirdek puanını önemli ölçüde geride bırakıyor. Ayrıca, RDNA 3.5 mimarisine dayanan Radeon 8060S GPU ile gelen bu APU, 40 CU (Compute Unit) içererek önceki nesil Strix Point işlemcilere kıyasla yaklaşık iki kat daha yüksek bir grafik performansı sunabiliyor. Bu GPU’nun, oyun performansında ciddi bir iyileşme sağlayarak dizüstü bilgisayarlarda yüksek grafik gereksinimleri olan uygulamalar için etkileyici bir çözüm olacağı öngörülüyor.

AMD Strix Halo serisinin tepe modeli olan Ryzen Max+ 395, 16 çekirdek ve 32 iş parçacığına sahipken, seride daha düşük güç tüketimi ve performans dengesi sunacak farklı seçenekler de yer alacak. Bu modeller arasında 12 çekirdekli Ryzen AI Max 390, 8 çekirdekli Max 385 ve 6 çekirdekli Max 380 bulunuyor. Özellikle Ryzen Max+ 395’in ultra taşınabilir dizüstü modellerde kullanılabileceğine dair gelen sızıntılar, bu işlemcilerin yalnızca güçlü değil, aynı zamanda enerji verimliliği yüksek bir çözüm sunacağını gösteriyor.

AMD’nin Zen 5 mimarisini yalnızca yüksek performans odaklı kullanması, grafik tarafında RDNA 3.5 teknolojisi ile birleştiğinde Strix Halo serisinin pazarın en güçlü APU seçeneklerinden biri haline gelmesini sağlayabilir. AMD’nin Ryzen Max+ 395 işlemcisinin yer alacağı dizüstü bilgisayarlarda hem işlem gücü hem de grafik performansı açısından büyük bir rekabet yaratması bekleniyor. Özellikle taşınabilirlik ve performans arasında denge arayan kullanıcılar için bu yeni serinin oldukça cazip bir çözüm olacağı düşünülüyor. Detaylar, CES 2025 etkinliğinde AMD’nin resmi duyurusu ile netleşecek.

Çin vanadyum pil projesini tamamladı!

0

Çin, dünyanın en büyük 700 MWh vanadyum akışlı pil depolama projesini tamamladı. Projenin tamamlanması, büyük ölçekli vanadyum akışlı pil sistemlerinin uzun süreli uygulamalar için uygulanabilirliğini göstermektedir.

Çin vanadyum pil için geliştirmeyi tamamladı

Xinhua Ushi ESS vanadyum akışlı pil projesi Çin’in Ushi kentinde yer almaktadır. Yenilenebilir enerji entegrasyonunda ileriye doğru bir sıçramayı temsil eder, şebeke istikrarını desteklerken temiz enerji kaynaklarının yaygın olarak benimsenmesini sağlar. Projenin arkasındaki firma olan Rongke Power, bu başarının uzun süreli enerji depolama için yeni bir ölçüt belirlediğini, vanadyum akışlı pil teknolojisinin sürdürülebilir bir enerji geleceğine ilerlemedeki gücünü ve potansiyelini vurguladığını söylüyor.

Rongke Power, Ushi’deki projenin başlamasının ardından bugün dünya çapında 2 GWh’lik kamu ölçeğinde vanadyum akışlı pil enerji depolama sistemleri konuşlandırdığını duyurdu.Rongke Power’ın internet sitesinde, Xinhua Ushi ESS projesinin şebeke istikrarını artırmak, pik yükleri yönetmek ve yenilenebilir enerjiyi sorunsuz bir şekilde entegre etmek üzere tasarlandığı belirtiliyor.

Şirket tarafından projenin tamamlandığına ilişkin duyuru 5 Aralık 2024 tarihinde yapıldı. Şirketten yapılan basın açıklamasında vanadyum akışlı batarya projesinin 700 MWh enerji depolama ve verme kapasitesine sahip olduğu belirtiliyor. Bu sistem çeşitli uygulamalar için genişletilmiş enerji depolama kapasitesini garanti eder. Ölçeklenebilirlik düşünülerek tasarlanmış olup, eşsiz performansıyla değişen enerji taleplerini karşılamaya hazırdır.

Zemin hazırlığının ardından projeye başlanarak temel çalışmaları ve kritik ekipmanların montajı gerçekleştirildi. Ekip, ekipman yerleştirme, borulama, sıvı doldurma ve elektrik bağlantıları gibi temel adımları tamamladı. Bu aşama, RKP’nin yaklaşımını tanımlayan teknolojik hassasiyeti ve ekip çalışmasını vurguladı. Sistemin test edilip devreye alınmasının ardından projeye ilişkin açıklama yapıldı.

700 MWh’lik projenin tamamlanması, enerji depolama sektöründe de bir dönüm noktası teşkil ediyor ve uzun süreli uygulamalar için büyük ölçekli vanadyum akışlı batarya sistemlerinin uygulanabilirliğini ortaya koyuyor. Rongke Power, Xinhua Ushi ESS projesinin küresel çapta gelecekte yapılacak kurulumlar için bir model oluşturabileceğini söylüyor.

YouTube, tıklama tuzaklarına savaş açıyor!

YouTube, özellikle “SON DAKİKA” veya “Başkan İstifa Etti” gibi yanıltıcı ifadelerle izleyici çeken ve içerikle ilgisiz başlıklar veya küçük resimler kullanan videoları hedef alacak.

Şirket, bu tür videoların kaldırılacağını ancak başlangıçta içerik oluşturuculara bir uyarı verilmeden hareket edileceğini açıkladı. Platform, geçen yıl başlattığı bir programla içerik oluşturuculara eğitim vererek bu tür ihlalleri azaltmayı hedeflemişti. Bu eğitimler, kanallar üzerindeki önceki uyarıların kaldırılmasını da sağladı.

YouTube tarafından yayınlanan bir blog yazısında yer alan açıklamada, “YouTube’daki aşırı clickbait içeriklerini ele alma çabalarımızı güçlendiriyoruz. Bu, başlık veya küçük resimlerin vaat ettiği içeriği sunmayan videolara karşı daha sıkı önlemler alacağımız anlamına geliyor.” denildi. Şirket, özellikle son dakika haberleri veya güncel olaylarla ilgili videolara odaklanacak.

Bu yeni önlemlerle ilgili bazı belirsizlikler devam ediyor. Örneğin, YouTube’un hangi içerikleri “son dakika haberi” veya “güncel olay” olarak sınıflandıracağı henüz net değil. Sadece siyasi olaylar mı bu kapsama girecek yoksa spor etkinlikleri de dahil olacak mı? Ayrıca, bir başlık veya küçük resmin içerikle uyumsuz olduğunu algılamak için hangi teknolojilerin kullanılacağı da açıklanmadı.

YouTube’un bu adımı, izleyicilerin yanıltılmasını engellemeye yönelik bir adım olarak öne çıkıyor. Bu önlemlerin, platformdaki içerik kalitesini artırması ve kullanıcı deneyimini iyileştirmesi bekleniyor.

Uygulamanın detayları ve kapsamı, önümüzdeki aylarda netleşecek. Şimdilik, YouTube’un mevcut açıklamaları üzerinden ortaya çıkan bir gelecek izlenimi hakim.

CATL, değiştirilebilen batarya modellerini tanıttı!

Çinli batarya üreticisi CATL, elektrikli araç ekosistemini dönüştürmeyi hedefleyen batarya değişim hizmetine yönelik iki yeni batarya modeli tanıttı. Şirket, bu yenilikle birlikte elektrikli araçlarda kullanılan bataryaları standart bir hale getirerek, farklı markaların bu değişim sistemine kolayca entegre olmasını amaçlıyor. CATL CEO’su Robin Zheng, batarya değişim hizmetinin yaygınlaşmasının temelinde standartlaştırılmış batarya boyutlarının yattığını vurgularken, bu kapsamda Choco-SEB adı verilen iki yeni batarya paketini tanıttı. Bu paketler, lityum demir fosfat (LFP) ve nikel manganez kobalt (NMC) gibi yaygın batarya türlerini destekliyor ve A ile B segmenti araçlarda 400 ila 600 kilometre sürüş menzili sunuyor.

CATL, değiştirilebilen batarya modellerini görücüye çıkardı

CATL, 2025 yılına kadar Çin genelinde 1000, dünya genelinde ise toplamda 30 bin batarya değişim istasyonu kurmayı planlıyor. İlk aşamada bu istasyonların 1000’i CATL’in kendi yatırımıyla inşa edilecek, geri kalanları ise ortaklıklarla faaliyete geçirilecek. Bu istasyon ağına katılım sağlayan otomobil üreticileri arasında GAC, BAIC, Wuling ve FAW gibi markalar yer alıyor. Bu şirketler, 2025 itibarıyla piyasaya sürecekleri araçlarını CATL’in batarya değişim hizmetine uyumlu şekilde tasarlayacak.

CATL’in batarya değişim sistemi, abonelik temelli bir modelle çalışacak. Tanıtılan bataryalar için farklı tarifeler sunuluyor. Örneğin, 20# Choco-SEB batarya modeli, 52 kWsa kapasiteli bir NMC Travel Plan kapsamında sınırsız kilometre ile aylık 469 yuan’a (yaklaşık 2250 TL) kullanılabilirken, daha küçük kapasiteli bir LFP batarya modeli 3 bin kilometre kullanım limitiyle 369 yuan’a (1770 TL) kiralanabilecek. 25# modelde ise 70 kWsa kapasiteli batarya için sınırsız kilometreli abonelik planı 599 yuan (2880 TL) olarak belirlenmiş durumda.

Bu sistem, Nio gibi Çinli şirketlerin halihazırda sunduğu bir model üzerinden geliştirildi. Batarya değişim hizmeti, kullanıcılara elektrikli araçlarını şarj etmeyi beklemek yerine, boş bir bataryayı istasyonda yalnızca 3-4 dakika içinde dolu bir batarya ile değiştirme kolaylığı sunuyor. Abonelik sistemiyle çalışan bu model, kullanıcıların satın aldıkları aracın satış fiyatına batarya maliyetini dahil etmediği için daha uygun bir başlangıç maliyeti sağlamayı hedefliyor. Bu, aslında batarya kiralama yöntemiyle daha sürdürülebilir ve erişilebilir bir elektrikli araç kullanım deneyimi sunmayı amaçlayan yenilikçi bir yaklaşım olarak dikkat çekiyor.

E-ticarette rekor artış!

Ticimax, Kasım 2024 raporunu açıkladı. Raporda, Türkiye geneli e-ticaret hacmi ve trafiğinde inanılmaz artışlar dikkat çekti. 20 bine yakın e-ticaret şirketinin verileri üzerinden yapılan analiz, sektördeki hızlı büyümeyi gözler önüne serdi. Toplam sipariş adedi geçen yıla kıyasla %57,21 artışla 5,96 milyona ulaştı.

Kasım’da 8 Milyar TL’lik Ciro!

Kasım ayında gerçekleşen toplam ciro, geçen yılın aynı dönemine göre %191,14 artarak 8,12 milyar TL oldu. Satışı yapılan toplam ürün adedi ise 17,03 milyon olarak kaydedildi. Kullanıcıların tarayıcı tercihleri arasında Instagram %37,7 ile ilk sırayı aldı. Onu Chrome Mobil %25,9 ve Chrome %16,3 oranlarıyla takip etti.

Kasım ayında toplam sayfa ziyareti 1,62 milyar olarak ölçüldü. Bu rakam, geçen yıla göre %83,97 artış anlamına geliyor. Tekil kullanıcı sayısı %127 artarak 975,52 milyona ulaştı. Ortalama sepet tutarı 2.233,34 TL olarak rapor edildi. Teknik verilere bakıldığında, sitelerin yüklenme hızı 0,0021 saniye ile oldukça iyi performans gösterdi.

E-ticarette mobil cihazlar lider

E-ticaret ziyaretlerinin %55,25’i mobil cihazlardan gerçekleşti. Masaüstü bilgisayarlar %44,27 ile mobilin hemen ardından geldi. Tabletlerin oranı ise %0,48 ile sınırlı kaldı.

Efsane Cuma’ya Özel Veriler

Kasım ayında düzenlenen Efsane Cuma kampanyası da büyük ilgi gördü. 29 Kasım günü toplam sipariş adedi 276.362’ye ulaşırken, ciro 273,74 milyon TL olarak gerçekleşti. Bu dönemde kargo paket adedi ise 69.715 olarak ölçüldü.

Türkiye dışından gelen ziyaretler arasında Amerika %71,04 ile lider oldu. Fransa %10,05 ile ikinci sırada yer aldı. Letonya, Almanya ve İngiltere ise sırasıyla %5,49, %5,07 ve %3,01 oranlarıyla dikkat çekti.

İngiltere, yapay zekanın yaptığı telif ihlallerini inceleyecek!

Birleşik Krallık, yapay zeka modellerinin eğitiminde kullanılan telif hakkına tabi içeriklerin hukuki durumu ve bu içeriklerin nasıl kullanıldığına dair önemli bir inceleme başlatarak bu alandaki tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Hükümet, teknoloji firmaları ile yaratıcı sektörler arasındaki hak ihlalleriyle ilgili sorunları çözmek için kapsamlı bir istişare sürecine girerek fikri mülkiyet ve adil kullanım konularına netlik kazandırmayı hedefliyor. Özellikle büyük teknoloji şirketleri tarafından rızasız kullanılan içeriklerin sahipleri, telif hakkı ihlallerinin engellenmesini ve bu içeriklerin kullanımı üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmayı talep ediyor.

İngiltere, yapay zekanın yaptığı telif ihlallerini inceliyor

Yapay zeka modellerinin eğitim süreci, metinlerden görsellere ve diğer dijital verilere kadar geniş bir içerik havuzuna dayanıyor. Ancak bu durum, içerik üreticileri ile teknoloji şirketlerini karşı karşıya getiren önemli bir hukuki meseleye dönüşmüş durumda. Son yıllarda, özellikle The New York Times’ın OpenAI’ye karşı açtığı dava ve Getty Images’ın Stability AI’a yönelik suçlamaları, bu alandaki gerilimlerin temelini oluşturuyor. OpenAI, eğitimde kullanılan verilerin açık web kaynaklarından elde edildiğini ve bu durumun adil kullanım kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savunurken, içerik sahiplerine bir “opt-out” seçeneği sunduğunu belirtiyor. Stability AI ise suçlamalara karşı modelin eğitim sürecinin İngiltere sınırları dışında gerçekleştiğini dile getirerek yasal savunmasını oluşturdu.

İngiltere, yapay zekanın yaptığı telif ihlallerini inceliyor.

Birleşik Krallık hükümeti, bu kapsamda üç önemli öneri üzerinde duruyor: İlk olarak, yapay zeka modellerinin ticari eğitim süreçlerinde telif hakkı istisnaları getirilmesi, ancak bu istisnaların içerik sahiplerine rıza gösterebilme yetkisi sunması. İkinci öneri, içerik sahiplerine lisanslama ve ücretlendirme yoluyla içeriklerinin kullanımını denetleme hakkı verilmesi. Üçüncü olarak ise, teknoloji şirketlerinin modellerini eğitmek için kullandıkları veri setleri hakkında daha fazla şeffaflık sağlaması gerekliliği. Özellikle şeffaflık önerisi, ticari rekabet gerekçeleriyle veri setlerini açıklamaktan kaçınan firmalar açısından tartışmalı bir konu olarak öne çıkıyor. Ancak 2018 tarihli Veri Koruma Yasası ile bu alanda sağlam bir hukuki zemin oluşturan Birleşik Krallık, yeni düzenlemelerle önemli bir adım atmaya hazırlanıyor.

Yapay zeka modellerinin gelişimi hızla devam ederken, bu sistemler artık yalnızca metin üretimiyle sınırlı kalmıyor; aynı zamanda görsel, video ve diğer çok modlu yeteneklerle daha karmaşık içerik oluşturabiliyor. Örneğin, OpenAI geçtiğimiz hafta “Sora” adlı video üretim modelini uluslararası kullanıcıların hizmetine sundu. Bu tür teknolojiler sayesinde metin tabanlı girdilerle yüksek çözünürlüklü video üretmek mümkün hale gelirken, telif hakkı ihlalleri meselesi de daha karmaşık bir boyut kazanıyor. İngiltere’nin bu incelemesi, gelecekte yapay zeka teknolojilerinin daha etik ve sürdürülebilir bir şekilde gelişmesi için kritik bir dönemeç olabilir.

Intel, CES 2025’te yeni işlemcilerini tanıtacak!

0

Intel, CES 2025 etkinliğiyle birlikte geniş bir yelpazede yeni nesil işlemcilerini tanıtmaya hazırlanıyor. Dizüstü bilgisayarlar ve masaüstü sistemler için farklı segmentlere yönelik çeşitli modeller, tüketicilere yeni nesil performans ve enerji verimliliği vaat ediyor. Intel’in CES kapsamında tanıtması beklenen ürün serilerinin başında Arrow Lake, Meteor Lake Refresh ve Raptor Lake-H Refresh tabanlı işlemciler geliyor. Bu modeller, performans odaklı üst düzey seçeneklerden hafif ve taşınabilir sistemlere yönelik düşük güç tüketimli yongalara kadar geniş bir çeşitlilik sunacak.

Intel, CES 2025’te yeni işlemcilerini görücüye çıkarıyor

Arrow Lake-H tabanlı Core Ultra 200H serisi, dizüstü bilgisayarlar için tanıtılacak üst segment modeller arasında öne çıkıyor. Bu seride Core Ultra 9 285H, Ultra 7 265H ve Ultra 5 235H gibi modellerin Lion Cove ve Skymont çekirdekleriyle donatıldığı belirtiliyor. Ayrıca bu işlemciler, XMX hızlandırıcılar ve Xe LPG+ GPU ile performansını artıracak. Hafif taşınabilir cihazlara yönelik Core Ultra 200U serisi, Meteor Lake Refresh tabanlı dört model içeriyor ve bu modeller Xe LPG iGPU ile enerji verimliliği sağlıyor.

Intel, CES 2025'te yeni işlemcilerini görücüye çıkarıyor.

Daha genel kullanıcıları hedefleyen Raptor Lake-H Refresh serisi, yenilenen Gracemont ve Raptor Cove çekirdekleriyle ana akım dizüstü bilgisayarlara güç verecek. Core 200H serisi altında yer alacak bu modeller, uygun fiyat-performans oranıyla dikkat çekecek. Aynı zamanda masaüstü kullanıcılarına yönelik Core Ultra 200S serisinin de Arrow Lake-S tabanlı olması ve yüksek performansı hedeflemesi bekleniyor.

Amiral gemisi pozisyonundaki Core Ultra 200HX serisi ise Arrow Lake mimarisini temel alacak ve oyuncular, içerik üreticiler gibi yüksek performans talebi olan kullanıcıları hedefleyecek. Core Ultra 9 285HX, Ultra 7 265HX ve Ultra 5 235HX gibi modellerin bu seride tanıtılması bekleniyor. Tüm bu yeni işlemci serileri, daha önce sızdırılmış teknik detaylara göre entegre grafik birimlerinde de ciddi yenilikler taşıyacak. Intel’in CES 2025 planı, şirketin dizüstü ve masaüstü platformlarındaki rekabeti nasıl yönlendireceği konusunda önemli bir gösterge olacak.

Mercedes, yeni otonom sürüş sistemi için onay aldı!

Mercedes-Benz, 95 km/s hıza kadar otonom sürüş sağlayan “Drive Pilot” sistemi için Almanya Federal Motorlu Taşımacılık Otoritesi’nden onay alarak önemli bir adım attı. Böylece Mercedes, seviye 3 otonom sürüş sunabilen ve bu hızda sertifika alan ilk otomobil üreticisi olmayı başardı. Bu gelişme, sürücülere belirli otoyol koşullarında tamamen rahat bir şekilde seyahat etme imkanı tanıyor. Artık Drive Pilot sistemi etkinleştirildiğinde sürücülerin yola odaklanma zorunluluğu ortadan kalkıyor ve sistem, kontrolü tamamen üstleniyor. Bu yenilik, otonom sürüş teknolojisinin hem güvenlik hem de kullanıcı deneyimi açısından yeni bir seviyeye taşındığını gösteriyor.

Mercedes, yeni otonom sürüş sistemi için onay almayı başardı

Drive Pilot, daha önce 60 km/s hıza kadar olan sınırını 95 km/s’ye çıkararak kullanıcılarına daha hızlı seyahatlerde otonom sürüş konforu sağlıyor. Bu sistem, şu an isteğe bağlı bir özellik olarak Mercedes’in lüks modelleri olan S Sınıfı ve EQS serilerinde sunuluyor ve 5950 Euro’dan başlayan bir fiyat etiketiyle temin edilebiliyor. Bu araç sahipleri için Mercedes, Drive Pilot sistemini ücretsiz bir yazılım güncellemesiyle en yeni sürüme yükselteceğini açıkladı. Bu sayede mevcut kullanıcılar da hız sınırındaki bu iyileştirmeden ve artırılmış güvenlik özelliklerinden faydalanabilecek.

Mercedes, Drive Pilot’un güvenilirliği ve güvenliği konusunda oldukça iddialı. Sistem, elektrik, direksiyon ve frenleme gibi hayati işlevlerin yedekli bir yapıya sahip olduğu bir tasarıma dayanıyor. Ayrıca, 35’in üzerinde sensörün bir arada çalıştığı bu sistem, radar, ultrasonik sensörler, kameralar ve LiDAR teknolojisinin yanı sıra ayrıntılı dijital haritalardan faydalanıyor. Bu özellikler, Drive Pilot’un otomobilin tam olarak hangi şeritte gittiğini tespit etmesine ve çevresel koşullara en uygun kararları almasına olanak tanıyor.

İlginç bir diğer yenilik ise aracın otonom olarak ilerlediğini dışarıdan göstermek için turkuaz bir aydınlatma kullanılması. Bu görsel uyarı, çevredeki sürücülerin ve yayaların otonom sistemin aktif olduğunu anlamalarını sağlarken, aynı zamanda trafik polisleri gibi yetkililer için de durumu açıkça görünür hale getiriyor. Yolcuların araç içerisindeki farklı aktiviteleri, örneğin kitap okumak veya film izlemek gibi, çevrede olası kafa karışıklıklarını önlemek amacıyla tasarlanmış bu özellik, aynı zamanda otonom teknolojinin toplum tarafından kabulünü artırmayı hedefliyor.

Mercedes’in Drive Pilot sistemi, seviye 3 yarı otonom sürüş kategorisinde yer alıyor ve bu, belirli durumlarda kontrolü tamamen sisteme devredebilme anlamına geliyor. Ancak sürücülerin, sistemin talebi doğrultusunda kontrolü her an yeniden ele almaya hazır olması gerekiyor. Bu sistem, otonom sürüşte tam kontrolün (seviye 5) bir adım gerisinde olsa da otomotiv sektöründe bu yönde ilerleyen diğer şirketler için bir dönüm noktası niteliğinde. Mercedes’in bu teknolojisi, gelecekte tamamen otonom sürüşe geçişin altyapısını sağlamlaştıracak bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

TSMC, 2nm üretim süreciyle iddialı geliyor! İşte özellikler

0

TSMC, yeni nesil 2nm (N2) üretim sürecini detaylandırarak yarı iletken sektöründe büyük bir sıçramayı temsil eden yeniliklerini duyurdu. IEEE Uluslararası Elektronik Cihazlar Toplantısı’nda (IEDM) paylaşılan bilgilere göre, 2025’in ikinci yarısında seri üretime geçmesi beklenen bu süreç, performans ve enerji verimliliği açısından dikkat çekici avantajlar sunuyor. N2 teknolojisi, %15 daha yüksek işlem performansı, %30 daha düşük enerji tüketimi ve %15 daha fazla transistör yoğunluğuyla mevcut teknolojilerin çok ötesinde bir iyileşme vadediyor.

TSMC, 2nm üretim süreciyle iddialı gelecek

Bu süreçte, TSMC’nin FinFET teknolojisinden nanosheet tabanlı “gate-all-around” (GAA) transistörlere geçişi dikkat çekiyor. GAA nanosheet transistörler, silikon tabakalarının ince şeritler halinde istiflenmesiyle oluşturuluyor ve bu tasarım, daha hassas akım kontrolü sağlarken üretim süreçlerini özelleştirme esnekliği sunuyor. Özellikle SRAM teknolojisinde, N2’nin şimdiye kadar geliştirilmiş en yoğun SRAM hücresine sahip olduğu belirtiliyor. Bu yoğunluk artışı, işlemcilerin performansını ve enerji verimliliğini daha da ileri taşıyarak TSMC’nin sektördeki lider konumunu güçlendirecek.

N2 süreci, Apple, Nvidia ve AMD gibi büyük isimlerin ürünlerinde kullanılmaya başlanacak ve TSMC için önemli bir rekabet avantajı oluşturacak. Ancak, bu yeniliklerin maliyeti oldukça yüksek olacak. N2 wafer fiyatlarının 25.000-30.000 dolar arasında olması bekleniyor ki bu, 3nm sürecine göre %10’dan fazla bir artış anlamına geliyor. Özellikle üretim başlangıcında verim oranlarının düşük olması ve deneme maliyetleri nedeniyle yeni sürecin endüstri genelinde benimsenmesi zaman alabilir.

Bu süreçte TSMC’nin karşısında Intel ve Samsung gibi güçlü rakipler de bulunuyor. Intel, daha şimdiden kapı uzunluğunu 6 nanometreye kadar düşüren ve sadece 3 nanometre kalınlığında nanosheet transistörler geliştiren çalışmalarıyla dikkat çekiyor. Intel’in Foundry Başkan Yardımcısı Sanjay Natarajan’ın “Henüz teknolojik bir tıkanma noktasına ulaşmadık” açıklaması, nanosheet mimarisi üzerine daha pek çok yeniliğin geleceğinin habercisi. Öte yandan, Samsung da 2025 yılında kendi nanosheet teknolojisiyle seri üretime geçmeye hazırlanıyor. Bu durum, üç dev arasında rekabeti daha da kızıştıracak.

TSMC, N2 teknolojisiyle enerji verimliliği ve performans açısından sektörde çıtayı yükseltirken, Intel ve Samsung’un yenilikçi yaklaşımı, rekabetin gelecekte daha da yoğun olacağını gösteriyor. Yarı iletken teknolojisi, hem maliyet hem de teknik ilerleme bakımından yeni bir döneme girmiş durumda ve bu durum, tüketiciler ve endüstri için çok daha güçlü ve verimli cihazların önünü açacak gibi görünüyor.

675 milyon TL’lik sahtecilik işlemi engellendi!

Lidio, indirim dönemi olarak bilinen Kasım ayında 675 Milyon TL değerinde 56.000 adet dolandırıcılık işlemini engellediğini açıkladı. Lidio Operasyon Direktörü Cemal Bekar, 2024 Kasım ayı verilerini şöyle yorumladı:

Lidio’da biz ödemeler dünyasının üzerinde durduğu en önemli sacayaklarından biri olan güvenlik konusunu yüksek teknolojiye dayalı sahtecilik önleme çözümlerimizle güçlendiriyoruz. E-ticaretin hızla gelişen dinamiklerinde, finansal bilgilerin güvenliği, sadece bireysel tüketicilerin değil, aynı zamanda ekosistemdeki işletmelerin sürdürülebilirliği ve rekabet avantajı açısından da hayati bir rol oynuyor.  Yılın en yoğun alışveriş dönemlerinden biri olan Kasım ayındaki 56.000 adet işlemin de bu kapsamda olduğunu tespit ettik ve yapay zekâ destekli araçlarımızla tam 675 Milyon TL’lik kaybın önüne geçtik. 2023’ten 2024’e fraud işlemleri yüzde 391,77 oranında artış gösterdi. Sahtecilik işlemlerinin ödemelerdeki payı 2024 yılında geçen yıla kıyasla yüzde 1,89’dan yüzde 4,99’a çıkarak toplam ödemelerdeki payı yüzde 3,11 arttı. Bu tablo da gerek işletmeler gerekse tüketiciler için güvenli bir ödeme altyapısı kullanmanın önemini gözler önüne seriyor.”

Bilgisayar satışlarında büyük artış

Lidio Operasyon Direktörü Cemal Bekar
Lidio Operasyon Direktörü Cemal Bekar

“2023 yılının Kasım ayına kıyasla 2024’ün Kasım ayında toplam işlem hacminde yüzde 86,18 oranında artış kaydettik. 2023 yılında ortalama sepet tutarı 1.577 TL iken bu yıl yüzde 130’luk bir artış gösterdi ve 3.624 TL oldu. Tüketiciler ödemelerin yüzde 85’ini taksitle gerçekleştirmeyi tercih ederken, en çok işlem gerçekleşen üç bölge Marmara, İç Anadolu ve Ege oldu. Bu bölgeleri sırasıyla Akdeniz, Güneydoğu Anadolu, Karadeniz ve Doğu Anadolu takip etti. En yoğun alışveriş yapan iller İstanbul, Ankara, İzmir, Gaziantep, Antalya, Bursa, Kocaeli, Adana, Denizli ve Muğla olarak sıraanıyor. En çok hangi kategoride alışveriş yapıldığını incelediğimizde ise Bilgisayar, Donanım ve Yazılım, Oyun, Hobi, Kitap Mağazaları, Mobilya, Ev Dekorasyon Mağazaları, Tekstil, Kumaş, İplik Toptancıları, Diğer Giyim ve Aksesuar Mağazaları şeklinde bir sıralama görüyoruz.” 

Debit kart kullanımında neden düşüyor?

“Debit kartın tüm ödemelerdeki payı 2023 yılında yüzde 10,59 iken bu oranın 2024’te yüzde 8,05’e gerilediğini gördük. Debit kart kullanımının toplam ödemelerdeki oranında kaydedilen bu düşüş tüketicilerin alışveriş tercihlerindeki değişimlerle ilişkilendirilebilir. Özellikle kayıtlı kartlarla alışveriş yapma oranındaki artış ve debit kartların güvenlik sebebiyle genellikle şifresiz işleme kapalı olması, debit kart kullanımının düşüşüne yol açan önemli faktörler arasında yer alıyor. Bunun yanı sıra, tüketicilerin kredi kartı kampanyalarına ve taksitli ödeme seçeneklerine yönelmesi de bir diğer önemli etken olabilir. Ayrıca bireylerin harcamalarını daha kontrollü yönetme ihtiyacı da bu eğilimi destekleyen unsurlar arasında değerlendirilebilir.”  

Dassault Systèmes Yapay Zeka Paktı’nı imzaladı

Dassault Systèmes Avrupa Komisyonu’nun yapay zeka kullanımına ilişkin en doğru uygulamaları belirlemek ve riskleri en aza indirmek amacıyla başlattığı yeni bir girişim olan Yapay Zeka Paktı’nı imzaladığını duyurdu. Bu adımla, Dassault Systèmes, Avrupa’nın Yapay Zeka Yasası’nın ardından, Avrupa’da inovasyonu teşvik etme ve yapay zekanın etik kullanımını destekleme konusundaki proaktif rolünü vurguladı. 

Yapay Zeka Paktı nedir?

Yapay Zeka Paktı, Avrupa Komisyonu tarafından, kuruluşların 1 Ağustos 2024’te yürürlüğe giren Yapay Zeka Yasası kapsamında gerekli önlemleri uygulamaya hazırlanmalarını teşvik etmek ve desteklemek amacıyla oluşturuldu. Yapay Zeka Yasası, özellikle vatandaşların güvenliği ve haklarını etkileyebilecek yüksek riskli kullanım alanlarında yapay zekanın şeffaf ve düzenlenmiş bir şekilde kullanılmasını sağlamayı amaçlıyor.

Yapay Zeka Paktı’na (AI Pact) katılan şirketler, yapay zeka kullanımında somut adımlar atmayı taahhüt ediyor. Bu adımlar arasında, şirket içinde yapay zeka kullanımına yönelik bir yapay zeka yönetim stratejisi benimsemek, yüksek riskli sektörlerde kullandıkları güvenilir yapay zeka sistemlerinin bir haritasını oluşturmak ve çalışanlarını yapay zekayı sorumlu bir şekilde kullanma konusunda eğitmek bulunuyor.

Yapay zekanın sorumlu kullanımı

Dassault Systèmes CEO’su Pascal Daloz, “40 yıldır müşterilerimizle birlikte, yapay zekayı, modelliyor ve simülasyonu sanal ikiz deneyimleriyle birleştiren bilimsel bir dünya temsili oluşturuyoruz. Böylece, müşterilerimizin en güçlü rekabet avantajı olan fikri mülkiyetlerini korurken sürdürülebilir endüstriyel inovasyonda önemli ilerlemelere yol açıyoruz. Yapay Zeka Paktı’na katılarak, yapay zekanın sorumlu kullanımında öncü bir rol oynama ve yaratıcı ekonomide yenilikçi fırsatlar yaratma taahhüdü veriyoruz. Şirketlerin güvenilir bir ortağı olarak, Avrupa’da yapay zekanın toplum, hastalar ve tüketiciler için fayda sağlamasını temin etmek amacıyla ortak bir çabanın öncüsü olacağız” dedi.

Amazon’un uydu projesi, Trump’ın desteğine ihtiyaç duyuyor!

Amazon’un Kuiper Projesi, şirketin Starlink gibi bir uydu ağı kurarak dünya genelinde geniş bant internet hizmeti sunmayı hedeflediği dev bir girişim. Ancak, başlangıçta belirlenen takvim ve bütçenin oldukça gerisinde kalmış olan bu proje, Amazon’u ciddi bir krizin eşiğine getirdi. Jeff Bezos liderliğindeki Amazon, projenin maliyetlerini 20 milyar dolara kadar çıkarmış olsa da, 2026’ya kadar 1.600 uyduyu yörüngeye yerleştirme taahhüdünü yerine getirememesi halinde uydu lisansını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalacak. Bu durum, şirketin fırlatma planlarının gecikmesine yol açan ABD Uzay Kuvvetleri önceliklendirmeleri ve dış kaynaklı roket fırlatma hizmetlerine olan bağımlılıktan kaynaklanıyor

Amazon’un uydu projesi, Trump’ın desteğine muhtaç kaldı

Projenin başarısı için ABD hükümeti ile 2020’de imzalanan anlaşmanın yeniden müzakere edilmesi ve sürelerin revize edilmesi gerekiyor. Ancak bu süreçte, Jeff Bezos’un daha önce çatışmalı bir ilişki içerisinde olduğu Donald Trump, önemli bir rol oynamaktadır. Trump ile Jeff Bezos arasındaki gerginlik, The Washington Post’un Trump’a karşı sert eleştiriler yapmasıyla daha da büyüdü. Ayrıca Trump’ın, Elon Musk’ın SpaceX’ine açık bir şekilde destek vermesi, Bezos ve Amazon için işleri daha da karmaşık hale getirdi.

Ancak Trump’ın tekrar ABD başkanı seçilmesi, Jeff Bezos’u stratejik bir geri adım atmaya yöneltmiştir. Bezos, The Washington Post’un tarafsız bir duruş sergilemesi gerektiğini savunduve Trump’ın geçiş süreci fonuna 1 milyon dolarlık bağış yaparak politik bir jestte bulundu. Bu girişimler, Jeff Bezos’a Trump ile bir araya gelme fırsatı sunmuş ve taraflar arasında görüşmelerin başlamasını sağladı Bezos’un bu görüşmelerde FCC ile yapılan anlaşmanın revizyonunu Trump’a kabul ettirebilmesi, Kuiper Projesi’nin devam etmesi açısından kritik bir önem taşıyor.

Eğer Amazon, Trump’ı ikna etmeyi başarırsa, ULA’nin ertelediği fırlatma işlemleri 2025 yılında gerçekleştirilebilecek ve şirket, fırlatma sıklığını artırarak geciken hedeflerini telafi etmeyi planlayabilecek. Bununla birlikte, Blue Origin roketlerinin projeye dahil edilmesi durumunda Amazon, dış hizmet sağlayıcılarına olan bağımlılığını azaltarak projeyi daha sürdürülebilir bir hale getirebilir. Tüm bu gelişmeler, Kuiper Projesi’nin geleceği açısından önemli bir dönüm noktası olma potansiyeli taşımaktadır. Ancak Trump’ın bu konuda Amazon’a destek verip vermeyeceği ve bu yeni denge politikasının nasıl sonuçlanacağı belirsizliğini koruyor.

Big Bang Startup Challenge 2024 devam ediyor!

0

İTÜ Çekirdek’in 13. kez düzenlediği Big Bang Startup Challenge 2024, girişimcilik dünyasına ilham vermeye devam ediyor. İstanbul UNIQ’te “Geleceğe Liderlik Et” mottosuyla gerçekleştirilen etkinlikte, otomotivden yapay zekaya, sağlıktan enerjiye kadar 7 farklı sektördeki yenilikçi girişimler sahne aldı. 50 girişimci ekibin inovatif projelerini sergilediği etkinlik, global yatırımcıların da katılımıyla Türkiye’nin girişimcilik ekosisteminin uluslararası arenadaki gücünü bir kez daha gözler önüne serdi.

Etkinliğin açılış konuşmasını yapan İTÜ ARI Teknokent Genel Müdürü Prof. Dr. Attila Dikbaş, İTÜ Çekirdek’in bugüne dek teknoloji ve yenilikçilik temelli binlerce girişimi desteklediğini vurguladı. Dikbaş, girişimlerin toplam değerlemesinin 450 milyon dolara ulaştığını belirterek, “İTÜ ARI Teknokent olarak girişimcilik ekosistemine 10 milyon Euro’nun üzerinde yatırım yaptık. Yakın zamanda kurulacak yatırım fonumuzla daha fazla girişime destek vermeyi ve Türkiye’yi global girişimcilik sahnesinde hak ettiği yere taşımayı hedefliyoruz,” dedi.

10 yılı aşkın süredir girişimcilere destek veren İTÜ Çekirdek, bugüne kadar 280 milyon doları aşan yatırımla, 5 binden fazla girişimi global sahneye taşıdı. İTÜ ARI Teknokent’in Innogate Uluslararası Hızlandırma Programı ile girişimciler, Fransa, İngiltere, Almanya ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerde iş yapma fırsatı yakaladı. Prof. Dr. Dikbaş, bu programların ABD ve Asya ülkelerini de kapsayacak şekilde genişletileceğini duyurdu.

Big Bang’in ilk gününde sahne alan girişimler, teknoloji ve inovasyona dayalı çözümleriyle dikkat çekti. Özellikle Cyberware, otomotiv sektörüne özel geliştirdiği siber güvenlik platformu ile ilgi çekerken, Genoride yenilikçi pedal destek teknolojisiyle mikromobilite alanında fark yaratmayı hedefliyor. MIOTE gibi girişimler ise yapay zeka destekli bakım asistanlarıyla endüstriyel süreçlerin dijitalleşmesine öncülük ediyor.

Etkinliğin ikinci gününde, İTÜ Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal ve İTÜ ARI Teknokent Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Gülsün Sağlamer’in açılış konuşmaları yer alacak. Günün keynote konuşmacısı ise “Gelecekte Koşmak” başlıklı konuşmasıyla Ayşegül İldeniz olacak. Etkinlik, Sertab Erener’in sahnesiyle katılımcılara unutulmaz bir final yaşatacak.

Big Bang 2024, girişimcilik ekosistemine destek veren güçlü paydaşlarıyla dikkat çekiyor. Elginkan Vakfı, EPDK ve Otomotiv Endüstrisi İhracatçılar Birliği gibi birçok kuruluş, girişimlerin gelişimine katkıda bulunuyor. Bu yılki etkinlik destekçileri arasında Marketing Türkiye ve Migros Hemen de yer aldı.

Big Bang Startup Challenge, sadece girişimcilik ekosistemine katkıda bulunmakla kalmayıp, Türkiye’nin teknoloji odaklı geleceğine ışık tutmaya devam ediyor.