Techinside Google News
Ana Sayfa Blog Sayfa 377

Yeni robot hareket sistemi zorlu koşullarda çalışıyor!

0

Araştırmacılar, olağanüstü uyarlanabilirliğe sahip, biyolojik olarak ilham alan dört ayaklı bir hareket sistemi geliştirdi. Hayvan hareketlerinden ilham alan yeni Derin Güçlendirmeli Öğrenme (DRL) çerçevesi, yürüyüş geçişleri, işlemsel bellek ve gerçek zamanlı hareket ayarlamaları yoluyla dört ayaklıların uyum yeteneğini artırarak mevcut kontrol yöntemlerinin sınırlamalarını ortadan kaldırıyor.

Yeni robot hareket sistemi nasıl çalışıyor?

Leeds Üniversitesi ve University College London ekibinin modeli, karmaşık arazilerde sıfır atışlı konuşlandırma sağlıyor ve ekstra algılayıcı sensörlere güvenmeden dengesiz zeminlerde dengeyi yeniden sağlıyor.

Araştırmacılara göre, bu gelişme aynı zamanda hayvanların hareket stratejilerinin karmaşıklığını da ortaya koyuyor ve biyomekanik ile robotik araştırmalarının birbirini nasıl ilerletebileceğini gösteriyor.Dört ayaklı memelilerin hareket kabiliyetinin olağanüstü uyarlanabilirliğinden ilham alan, doğuştan gelen ve çevresel faktörlerle şekillenen dört ayaklı robotik, gelişmiş hareket sistemleri geliştirmede ilerleme kaydetti.

Mevcut sistemler genellikle çeşitli arazilerde gezinmek üzere eğitilmiş çok katmanlı algılayıcılara (MLP’ler) sahip DRL’ye güvenir. Bu çerçeveler sağlamlık, bozulmaları idare etme, zıplama, deforme olabilen yüzeyleri geçme ve düşmelerden kurtulma konusunda mükemmeldir. Ancak, uyarlanabilirlikleri sınırlıdır ve genellikle tek bir yürüyüş stratejisine güvenir. Buna karşılık, biyomekanik araştırmalar, hayvanların verimlilik için koşma veya koşma gibi çeşitli yürüyüşler ve özel görevler için sıçrama gibi özel yürüyüşler kullandığını ortaya koymaktadır.

Araştırmacılara göre, uyum sağlama yeteneği üç temel özellikten kaynaklanır: gelişmiş yürüyüş seçimi stratejileri, hızlı dağıtım için yürüyüş prosedürel hafızası ve nominal olmayan koşullar için hassas hareket ayarlamaları. Bazı DRL yöntemleri birden fazla yürüyüş için eğitim verirken, bu özelliklerin hepsini aynı anda entegre etmeyi başaramazlar.Merkezi desen üreteçleri (CPG’ler) gibi biyolojik olarak ilham alan yöntemler, kendiliğinden yürüyüş geçişlerine olanak tanır ancak gerçek dünya uygulamalarında sınırlı kalmaktadır.

Ekip, DRL çerçevelerinin enerji verimliliği, mekanik iş minimizasyonu ve kas-iskelet koordinasyonu gibi yüksek seviyeli biyomekanik özelliklerle desteklenmesinin bu açığı kapatabileceğini, karmaşık ortamlarda robotik hareket kabiliyetini ve performansını artırabileceğini vurguluyor.

İnternetten ödeme patladı! E-Ticarette yeni rekor

0

BKM’nin Kasım 2024 verileri, Türkiye’nin dijital ödeme sistemlerindeki gelişimini net bir şekilde ortaya koydu. Açıklanan rakamlar kartlı ödemelerin ve temassız teknolojilerin yükselişini gösterirken internetten yapılan alışverişlerin de hızla arttığını gözler önüne serdi.

BKM Kasım 2024 raporu yayınlandı!

Kasım ayında Türkiye genelinde toplam 1,55 milyar adet kartlı ödeme işlemi gerçekleştirildi ve bu işlemler toplamda 1,53 trilyon TL’lik bir hacme ulaştı. Bu, önceki yılın aynı dönemine göre %73’lük etkileyici bir büyüme anlamına geliyor.

Kartlı ödemelerde en büyük pay kredi kartlarına ait olurken, banka kartları ve ön ödemeli kartlarda da ciddi artışlar kaydedildi. Kredi kartlarıyla yapılan ödemeler %78 artışla 1,3 trilyon TL’ye ulaştı. Banka kartları %44 artışla 198,8 milyar TL, ön ödemeli kartlar ise %92’lik bir büyümeyle 31,1 milyar TL hacim oluşturdu.

Türkiye genelinde kullanılan toplam kart sayısı Kasım 2024 itibarıyla 432,8 milyon adede ulaştı. Bu rakam, 2023’ün aynı dönemine göre %10’luk bir artışı ifade ediyor. Kredi kartı sayısı 128,9 milyon ile %11 artış gösterirken, banka kartları 193,5 milyon ile %3 oranında büyüdü. Ön ödemeli kartlar ise 110,4 milyon adede çıkarak %25’lik bir artış yakaladı. Bu veriler, kullanıcıların ödeme alışkanlıklarının çeşitlendiğini ve finansal ürünlere olan talebin arttığını ortaya koyuyor.

Temassız ödeme teknolojisi, mağaza içi ödemelerin vazgeçilmezi haline geldi. Kasım ayında mağaza içi yapılan her 5 kartlı ödemeden 4’ü temassız olarak gerçekleştirildi. Temassız ödeme adedi bir önceki yıla göre %19 artarak 1,008 milyar işleme ulaştı. Temassız ödeme tutarı ise %92’lik bir büyümeyle 465 milyar TL oldu. Kullanıcıların temassız ödemeyi tercih etmesi, bu yöntemin hız ve kolaylık sağladığını bir kez daha doğruluyor.

İnternetten yapılan kartlı ödemelerde de büyüme dikkat çekici seviyelere ulaştı. Kasım ayında internetten yapılan ödeme adedi %6 artışla 244 milyon işlem olarak gerçekleşirken, toplam ödeme tutarı %74 artarak 482,1 milyar TL’ye yükseldi. İnternetten yapılan ödemelerin toplam kartlı ödemeler içindeki payı %31 olarak belirlendi. Bu veriler, e-ticaretin günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası haline geldiğini ve kullanıcıların çevrimiçi alışverişe olan güveninin arttığını gösteriyor.

BKM, ödeme sistemleri ekosistemine sağladığı katkılarla Türkiye’nin finansal dijitalleşme sürecine liderlik etmeye devam ediyor. TROY, BKM Express, Açık Bankacılık ve Kolay Adresleme gibi hizmetlerle ödeme sistemlerinde hız, güvenlik ve verimliliği artıran BKM, 2020 yılından bu yana Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın etkisiyle faaliyetlerini genişletti. Şirketin sunduğu yenilikçi çözümler, hem bireysel kullanıcıların hem de işletmelerin dijital ödeme sistemlerine kolay erişimini sağlıyor.

Kasım 2024 verileri, Türkiye’nin dijital ödeme sistemlerindeki dönüşümünü ve büyümesini bir kez daha gözler önüne serdi. Kartlı ödemelerin yaygınlaşması, temassız teknolojilerin günlük yaşama entegrasyonu ve internetten yapılan ödemelerin artışı, dijitalleşmenin hızla devam ettiğini gösteriyor. BKM’nin geliştirdiği altyapı ve yenilikçi çözümler, Türkiye’nin ödeme sistemleri alanındaki başarısını gelecekte daha ileri bir noktaya taşıyacak.

Veri analitiği sektörü neden yükselişe geçti?

0

Küresel veri analitiği pazarı, IoT, bulut bilişim ve yapay zeka alanındaki ilerlemelerle hızla büyümeye devam ediyor. GlobalData’nın son araştırmalarına göre, 2025 yılına kadar veri hacminin 175 zettabaytı aşması bekleniyor. Bu doğrultuda, veri analitiği pazarının 2023 ile 2028 arasında yıllık bileşik büyüme oranı (CAGR) %11,1 olarak öngörülmekte ve pazar büyüklüğünün 2028’e gelindiğinde 190 milyar dolara ulaşması bekleniyor.

Veri analitiği sektörü yükselişte

Veri analitiği sektörü olgun bir pazar olarak görülse de, özellikle donanım, veri yönetimi, uygulama ve teslimat gibi değer zincirinin dört ana katmanında son yıllarda kayda değer yenilikler yaşandı. Preskriptif analitik bu yeniliklerin başında geliyor. Bu yöntem, yalnızca ne olduğunu ve neden olduğunu açıklamakla kalmayarak şirketlere bir sonraki adımda ne yapmaları gerektiğini de öneriyor. Makine öğrenimi algoritmaları, büyük miktarda veri işleyerek senaryo analizleriyle veriye dayalı öneriler sunabiliyor.

GlobalData’ya göre, geleneksel veri analitiği şirketleri (SAS, IBM, Oracle, SAP gibi) artık yapay zeka tabanlı yeni nesil satıcılar tarafından ciddi şekilde rekabetle karşı karşıya. Cognitive Scale ve H2O.ai gibi firmalar, makine öğrenimi kullanarak operasyonel karar verme süreçlerini otomatikleştiren çözümler sunmayı hedefliyor. Ayrıca, jeneratif yapay zeka araçlarının yükselişiyle birlikte, analitik platformlara entegre edilen yenilikçi çözümler veri bilimi alanını demokratikleştiriyor. Microsoft’un ChatGPT’yi Excel ve PowerBI gibi analitik ürünlere entegre eden Copilot girişimi, bu dönüşümün önemli bir örneği olarak gösteriliyor.

Bununla birlikte, bu hızlı büyüme beraberinde veri yönetimi, güvenliği ve iş gücü alanlarında çeşitli zorluklar da getiriyor. GenAI’nin büyük veri setlerinden sofistike modeller ve simülasyonlar oluşturma yeteneği, kişisel bilgilerin kötüye kullanımına dair endişeleri artırıyor. Bu bağlamda, daha sıkı veri yönetim çerçevelerine ihtiyaç duyuluyor.

Veri analitiği süreçlerinin yönetilmesi, veri bilimciler, veri mühendisleri ve diğer uzmanlar dahil olmak üzere daha fazla yetkin iş gücü gerektiriyor. Aynı zamanda, veri analizinin başarılı bir şekilde uygulanabilmesi için görselleştirme, raporlama ve iletişim becerileri de önem kazanıyor. İşletmeler, çalışanlarını bu alanlarda eğitmenin yanı sıra, teknik olmayan personeli “vatandaş veri bilimcileri” olarak yetiştirme stratejilerine de yöneliyor.

Şirketlerin veri yönetimindeki eksiklikleri kapatmak için kendi bünyelerinde yetenek geliştirme çalışmaları yapması gerekiyor. Bununla birlikte, küçük veri analitiği şirketleriyle stratejik ortaklıklar kurma veya bu şirketleri satın alma gibi yöntemler de tercih edilebilir. Veri yönetimi, yapay zeka entegrasyonu ve yönetişim alanındaki yeniliklerin, veri odaklı stratejilerin geleceğini şekillendireceği öngörülüyor.

Samsung, hibrit soğutma teknolojili buzdolabını tanıttı!

0

Samsung, hibrit soğutma teknolojisine sahip olan yenilikçi buzdolabını resmen tanıttı. AI Hybrid Cooling özelliğiyle donatılmış olan bu yeni model, enerji tasarrufunu üst düzeye çıkaran yapay zeka algoritmalarını kullanıyor. Samsung’un açıklamasına göre, buzdolabı geleneksel kompresörlü sistem ile Peltier modülünü bir arada sunarak soğutma performansını ileri bir noktaya taşıyor. Peltier modülü, elektrik akımıyla ısı transferi yaparak termoelektrik bir soğutma sağlıyor ve gerektiğinde devreye girerek daha hızlı bir soğutma süreci sunuyor. Bu teknoloji ayrıca ani ısı değişikliklerini de en aza indiriyor.

Samsung, hibrit soğutma teknolojili buzdolabını görücüye çıkardı

Buzdolabına yeni bir gıda yerleştirildiğinde, Peltier modülünün otomatik olarak devreye girmesi hızlı soğutmayı mümkün kılıyor. Günlük kullanımlarda ise yalnızca kompresör devrede kalarak enerji verimliliği artırılıyor. Samsung’un yapay zeka algoritmaları, çalışma modlarını sıcaklık değişimlerini öngörerek optimize ediyor ve bu da cihazın hem performansını hem de kullanıcı deneyimini olumlu yönde etkiliyor.

Samsung, hibrit soğutma teknolojili buzdolabını görücüye çıkardı.

Samsung’un AI Inverter Kompresörü, F3 modeline kıyasla 4,1 kat daha fazla atalete sahip, yenilenmiş bir tasarım sunuyor. Bu tasarım hem performans açısından fark yaratıyor hem de buzdolabının iç alan kullanımını daha verimli hale getiriyor. 900 litrelik geniş bir modelde, derinleştirilmiş raflar ve %13,8 oranında genişletilmiş yükleme alanı sayesinde, toplamda 25 litrelik bir depolama kapasitesi artışı elde edilmiş durumda.

Ocak ayının başında Las Vegas’ta düzenlenecek CES 2025 etkinliğinde, Samsung’un hibrit soğutmalı bu yeni buzdolabı hakkında daha detaylı bilgilere yer verilmesi bekleniyor. Bu yenilikçi ürün, modern beyaz eşya teknolojisinin ve yapay zeka kullanımının gelecekteki yönünü şekillendiren önemli bir adım olarak görülüyor.

Huawei, giyilebilir cihaz sektöründe Apple’ı solladı!

0

Amerika merkezli araştırma şirketi IDC’nin son raporuna göre, küresel giyilebilir cihaz pazarında liderlik değişti. 2024 yılının üçüncü çeyrek verilerini içeren bu rapor, Apple’ın uzun süredir koruduğu liderlik koltuğunu Huawei’ye kaptırdığını ortaya koyuyor. Çinli teknoloji devi Huawei, özellikle giyilebilir teknoloji alanındaki büyümesiyle dikkat çekiyor ve bu durum, Çin’in bu sektördeki etkisinin de giderek arttığını gösteriyor.

Huawei, giyilebilir cihaz sektöründe Apple’ı geçti

Çin, giyilebilir cihaz pazarında en büyük paya sahip ülke haline geldi. IDC’nin verilerine göre, 2024’ün ilk üç çeyreğinde Çin’den 45,8 milyon cihaz sevk edildi. Bu rakam, bir önceki yıla oranla %20,1 artış anlamına geliyor ve küresel pazardaki büyümeye ciddi bir katkı sunuyor. Akıllı saatler kategorisinde de Çin’de %23,3’lük bir büyüme gerçekleşirken, sevkiyatlar 32,9 milyon üniteye ulaştı.

Küresel giyilebilir teknoloji pazarında ise 112,2 milyon akıllı saat sevkiyatı yapıldığı kaydedildi, ancak bu toplam %3,8’lik bir düşüşü temsil ediyor. Buna karşılık, bileklik kategorisinde dünya genelinde %12,7’lik bir büyüme ile 26,8 milyon ünite sevk edildi ve Çin, bu büyümeye 12,9 milyon üniteyle %23,6 oranında katkıda bulundu.

Huawei, GT5 ve GT5 Pro gibi popüler modellerinin yanı sıra tıbbi bir cihaz olarak onaylanmış olan Watch D2’nin de etkisiyle pazarda liderliği ele geçirdi. Firma, yenilikçi özellikleri ve geniş ürün yelpazesi sayesinde büyük bir ivme yakaladı. Buna karşılık, Apple her ne kadar üçüncü çeyrekte kısa bir süre için Series 10 modeliyle global liderliği ele geçirse de, artan rekabet ortamında pazar payında düşüş yaşamaktan kaçamadı. Rakip markaların daha uygun fiyatlı ve çeşitli özellikler sunması, Apple’ın büyüme hızını olumsuz etkiledi.

Xiaomi, bileklik kategorisinde yeni Band 9 modeliyle başarılı bir performans sergiledi. Geliştirilmiş ekran parlaklığı, artırılmış batarya kapasitesi ve spor-sağlık özelliklerindeki iyileştirmeler, markanın sevkiyatlarını belirgin şekilde artırdı. Samsung ise 7. nesil Ultra modeliyle üst segmentte fark yaratırken, giriş seviyesi kullanıcılar için sunduğu FE versiyonuyla pazarın farklı noktalarını etkili bir şekilde hedef aldı. Huawei’nin bu yeni liderliği, giyilebilir teknoloji sektöründe dengelerin değiştiğini gösteriyor ve önümüzdeki dönemde rekabetin daha da artacağının sinyalini veriyor.

2025’te yapay zeka destekli siber tehditler patlama yapabilir!

Trend Micro, 2025 yılına dair siber tehdit öngörülerini paylaştığı raporunda, yapay zeka destekli siber operasyonların ve dolandırıcılık yöntemlerinin ciddi anlamda etkili olabileceği konusunda uyarıda bulundu. Raporda, kötü amaçlı “dijital ikizler” geliştirmenin yeni bir tehdit seviyesine yol açabileceği belirtildi.

Bu dijital ikizler, bir bireyin kişisel bilgilerinden yararlanarak, o kişinin kişilik, bilgi ve yazı tarzını taklit eden bir büyük dil modeli (LLM) çalıştırabilir. Bu teknoloji, derin sahtecilik (deepfake) teknolojileri ve ele geçirilmiş biyometrik verilerle birleştirildiğinde kimlik dolandırıcılığını ya da aile, arkadaş ve iş arkadaşlarını kandırmayı kolaylaştırabilir.

Trend Micro’nun ANZ Alan CTO’su Mick McCluney, bulguları değerlendirirken, şu ifadeleri kullandı: “Üretken yapay zeka, şirketler ve toplumlardaki etkisini derinleştirirken, tehditlere karşı dikkatli olmalıyız. Hiper kişiselleştirilmiş saldırılar ve yapay zeka ajanlarının altının oyulması, sektör genelinde bir çaba gerektiriyor. Şirket liderleri, artık yalnızca siber risk diye bir şey olmadığını unutmamalı. Tüm güvenlik riskleri, nihayetinde iş stratejilerini derinden etkileyebilecek iş riski anlamına gelir.”

Raporda, derin sahtecilik gibi ileri yapay zeka tekniklerinin, büyük çapta işletme dolandırıcılıkları ve sahte çalışan yöntemlerini organize etmek için kullanılabileceği vurgulanıyor. Bunun yanında, sosyal medya üzerinde yanlış bilgi ve dolandırıcılık yaymak için kişisel hesaplar yaratmak, saldırı öncesi hazırlıkları destekleyebilir ve başarı oranını artırabilir.

Şirketler İçin 2025’te Kırmızı Alarm

Raporda, 2025’te yapay zekanın benimsenmesiyle birlikte şirketlerin dikkat etmesi gereken tehlikelerden bazıları şu şekilde sıralandı:

  • Yapay zeka ajanlarının ele geçirilmesiyle yetkisiz işlemler yaptırılması.
  • Generatif yapay zekadan kaynaklanan bilgi sızıntıları.
  • Aşırı kaynak tüketimi nedeniyle hizmet reddi (DoS) saldırıları.

Bunun yanında, bellek yönetim hataları, API hedefli saldırılar ve SQL enjeksiyon gibi eski güvenlik açıkları yeni yöntemlerle birleştirilerek etkisini artırabilir. Tek bir açığın birden fazla sistem ve üreticiye zarar verebileceği uyarısı yapıldı.

Fidye Yazılımları Yeni Düzeylere Taşınıyor

yapay zeka tehdit sayısında artış var

Rapora göre fidye yazılımları yeni bir evrim aşamasına ulaştı. Artık bulut sistemleri ve IoT cihazları gibi genelde fark edilmeyen alanlara yönelik zincir saldırılar tasarlanıyor. “Kendi zayıf sürücünü getir” (BYOVD) gibi tekniklerle geleneksel güvenlik önlemleri aşılabiliyor.

Trend Micro, bu tehditlere karşı risk bazlı bir siber güvenlik yaklaşımını savunuyor. Bu yaklaşımın ana unsurları şu şekilde:

  • Varlıkların merkezi olarak tespit edilmesi ve risklerin önceliklendirilen bir değerlendirme ile belirlenmesi.
  • Yapay zekadan yararlanarak tehdit istihbaratı ve varlık yönetimi sağlanması.
  • Kullanıcı eğitimlerinin yapay zeka gelişmelerine paralel olarak güncellenmesi.
  • Yapay zeka teknolojilerinin suistimale karşı güvenli hale getirilmesi.

Tedarik Zinciri ve İç Ağ Güvenliği Önemli

Raporda, bir organizasyonun tedarik zincirindeki konumunu anlamasının ve kamuya açık sunuculardaki açıkları gidermesinin önemi vurgulanıyor. Dahili ağlar için çok katmanlı savunmaların uygulanması ve yapay zeka ajanlarının kapsamılı görünürlülüğünün sağlanması öneriliyor.

Trend Micro’nun bu uyarısı, işletmelere siber tehditlere karşı daha proaktif ve sistematik yaklaşımlar benimsemeleri için kritik bir çağrı niteliğinde.

Paribu ile Fenerbahçe, token alanında yeni işbirliğine gidiyor!

0

Paribu ve Fenerbahçe Spor Kulübü, 2021’de başlattıkları Fenerbahçe Token iş birliğini, taraftarlara sundukları yeni ayrıcalıklarla bir adım daha ileriye taşıdı. Bu iş birliği, özellikle Fenerbahçe Token sahiplerine özel yenilikler sunarak spor, teknoloji ve topluluklar arasındaki etkileşimi daha da güçlendiriyor. 19 Aralık 2024’te Ülker Stadyumu Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Spor Kompleksi’nde düzenlenen imza töreni, hem basın mensupları hem de davetliler tarafından yoğun ilgi gördü.

Paribu ile Fenerbahçe, token alanında yeni işbirliğine gidecek

Etkinliğe katılan Fenerbahçe Spor Kulübü Başkan Vekili Erol Bilecik ve Paribu Kurucu ve CEO’su Yasin Oral, iş birliğinin detaylarını paylaştı ve yeni projelerin taraftar deneyimini nasıl zenginleştireceğini anlattı. Yeni projeler, taraftarlara stadyumda 11’e 11 maç yapma, yurt dışı deplasmanlarına katılma ve penaltı yarışları gibi benzersiz deneyimler sunuyor.

Bu iş birliği, 2024/2025 ve 2025/2026 sezonlarında Fenerbahçe Token aracılığıyla kulüp ve taraftarlar arasındaki etkileşimi artırmayı hedefliyor. Ayrıca, Fenerbahçe taraftarları, spor ve teknolojiyi bir araya getiren bu yeni deneyimler sayesinde, Fenerbahçe Spor Kulübü ile daha yakın bir bağ kurma fırsatına sahip olacak. Paribu CEO’su Yasin Oral, Fenerbahçe’nin taraftarlarıyla arasındaki bağları teknolojik altyapı ile güçlendirmeyi amaçladıklarını belirtti ve bu yenilikçi projelerin hem Türkiye’de hem de yurtdışında diğer taraftar toplulukları için örnek teşkil edeceğini vurguladı.

Fenerbahçe Spor Kulübü Başkan Vekili Erol Bilecik ise, kulübün spor ve teknoloji alanındaki liderliğine dikkat çekerek, 2021’de Fenerbahçe’nin kendi token’ını çıkaran ilk kulüp olma özelliğine sahip olduğuna ve şimdi de daha önce benzeri görülmemiş bir modelle bu alandaki liderliğini pekiştireceklerine inandığını söyledi. Paribu’nun sağladığı bu yenilikçi adımlar, kulüp ve taraftarlar için önemli bir dönüm noktası oluşturacak. Paribu’nun sektördeki öncü rolü ve sporla ilgili yaptığı çalışmalar, blokzincir teknolojisinin yaygınlaşmasına katkı sağlıyor ve kültür-sanat, spor ve eğitim alanlarında da sorumluluk alarak yarının dünyasına katkı sunuyor.

Yapay zeka girişimi Backflip, 30 milyon dolar yatırım aldı!

0

AI tasarımı ve 3D modellemeyi kolaylaştırmayı hedefleyen Backflip, Andreessen Horowitz (a16z) ve New Enterprise Associates (NEA) tarafından ortak liderlik edilen bir yatırım turunda 30 milyon dolarlık Seri A yatırımı aldı. Backflip, özellikle karmaşık tasarım süreçlerini kolaylaştırmak için AI destekli modeller geliştiren yenilikçi bir girişim olarak dikkat çekiyor. Bu startup, 3D yazıcı dünyasının deneyimli isimleri Greg Mark ve David Benhaim tarafından 2022’de kuruldu ve bugün tasarımın demokratikleştirilmesi misyonuyla adından söz ettiriyor.

Yapay zeka girişimi Backflip, 30 milyon dolar yatırım alıyor

CEO Greg Mark ve CTO David Benhaim, tasarım yazılımlarında harcanan uzun saatleri dakikalara indirmek amacıyla tasarlanan bu modellerin arkasındaki teknolojiyi geliştirdi. Mark’a göre, Backflip’in modeli sadece metin tabanlı verilerle değil, çizimler, fotoğraflar veya diğer görsel materyallerle de çalışabiliyor. Kullanıcılar, bir fikri basit bir çizim, bir fotoğraf veya kısa bir metin aracılığıyla kolayca somut bir 3D tasarıma dönüştürebiliyor ve ardından bunu yazdırabiliyor.

Backflip’in temel teknolojisi, yaklaşık 10 milyon 3D parçadan oluşan bir veri seti üzerinde eğitilmiş AI modellerine dayanıyor. Bu veri seti, hem yapay zekanın hem de şirketin iki yıl boyunca yoğun bir şekilde çalışmasının bir ürünü. CEO Mark, “Herkes bunu yapabilir. Bir şeyler yazabilir, bir çizim yapabilir ya da telefonunuzla bir fotoğraf çekebilir ve fikrinizi fiziksel dünyaya taşıyabilirsiniz. Bu çılgınca bir şey” diyerek platformun yeteneklerini özetliyor.

Backflip’in güvenlik konusundaki yaklaşımı da önemli bir boyut. Daha önce 3D yazıcıyla üretilen bazı silahlar gibi kötüye kullanılabilecek tasarımlar, ciddi bir endişe kaynağı. Şirket, potansiyel olarak zararlı içeriklerin üretimini engellemek için iki katmanlı içerik güvenliği denetim sistemi geliştirmiş durumda.

Backflip’in yatırımcıları arasında Microsoft CTO’su Kevin Scott, Android’in kurucusu Rich Miner ve yapay zeka alanında devrim yaratan “Attention Is All You Need” makalesinin ortak yazarı Ashish Vaswani gibi önemli isimler bulunuyor. NEA ortağı Lila Tretikov, Backflip’in yalnızca bireyler için değil, 3D dünyalar ve ürünler oluşturmak isteyen tüm mühendisler ve tasarımcılar için büyük bir potansiyele sahip olduğunu vurguluyor.

Bu yatırım turu, ağır iş gücü gerektiren süreçlerin yapay zeka ile dönüştürülmesine yönelik artan yatırımcı ilgisinin bir parçası. Girişim, 3D tasarım sürecini modernize etme yolundaki yenilikleriyle tasarım yazılımlarının geleceğini yeniden şekillendirebilecek bir vizyon sunuyor.

Papara yönetim kademesinde değişiklik!

0

2022-2024 yıllarında Papara’nın CEO’luk görevini yürüterek şirketin kaydettiği gelişime ve büyümeye liderlik eden Emre Kenci, görevi Papara’nın kurucusu Ahmed F. Karslı’ya devrediyor. Ahmed F. Karslı, Yönetim Kurulu Başkanı olarak görevini sürdürmeye devam ederken, 1 Şubat 2025 itibarıyla CEO olarak Papara’nın bölgesel liderlik hedefleri doğrultusundaki yatırımlarına ve Papara’nın Türkiye’de planladığı halka arza liderlik edecek.

Papara’nın lider kadrosundaki bu bayrak değişimi, şirketin küresel yatırımlarını stratejik olarak yönetmeye odaklanıyor. 1 Şubat 2025 itibarıyla CEO görevini üstlenmesiyle birlikte yeni dönemde Papara’nın Türkiye’de planladığı halka arza da liderlik edecek olan Ahmed F. Karslı, “Papara, bugüne kadar büyük başarılara imza attı. Şimdi önümüzde daha da büyük hedefler var. Papara’nın teknolojisini, kullanıcılarımızın hayatını kolaylaştıran yenilikçi ürün ve hizmetlerini, bölgesel lider olma hedefiyle daha geniş coğrafyalara taşımayı amaçlıyoruz. Bu dönemde güçlü ekibimizle birlikte hem yerel hem de küresel pazarda çıtayı yükseltmeye devam edeceğiz.” Ayrıca Karslı, Emre Kenci’ye CEO’luk döneminde imza attığı global iş birlikleri ve başarıyla yönetilen şirket satın almaları için teşekkür ederek, yeni hedeflere birlikte koşmaya devam edecek olmaktan duyduğu mutluluğu ifade etti.

Papara “Super App” olma yolunda  

Papara’nın finansın her alanında hizmet veren bir “Super App” olma vizyonunu ortaya koyan ve bu alanda yenilikçi ürünlerin kullanıcıya ulaşmasına liderlik eden Emre Kenci, “Papara’nın büyüyen ekosistemine liderlik ettiğim bu dönem, benim için inanılmaz derecede özel bir deneyim oldu. Papara, bu dönemde hem gelenekselin dışında sunduğu ürünlerin çeşitliliğiyle hem de yarattığı yeni pazar fırsatları ve kazandığı global kimliğiyle çok önemli adımlar attı. Şirketin bugün geldiği noktada, Ahmed F. Karslı’nın liderliğinde yeni bir dönemin başlayacak olmasından heyecan duyuyor, Papara’nın global sahnedeki varlığının daha da güçleneceğine inanıyorum” dedi.

Japonya roket fırlatma denemesinde yine başarısız oldu!

Japonya merkezli özel uzay girişimi Space One, geliştirdiği Kairos roketinin ikinci fırlatma denemesinde yine başarısızlıkla karşılaştı. 17 Aralık’ta gerçekleştirilen bu deneme, özellikle yörüngeye uydu yerleştiren ilk Japon özel firması olma amacı taşıyan Space One için kritik bir adımdı. Ancak roket, kalkıştan yaklaşık iki dakika sonra yön kontrolünü kaybederek planlanan görevini tamamlayamadan havada sarmal bir iz bıraktı ve başarısızlıkla sonuçlandı. Bu olayın ardından şirket, yaşanan teknik aksaklıklarla ilgili detay vermekten kaçınırken, hatanın bir sonraki denemede düzeltilmesi için kapsamlı bir analiz yapılacağını belirtti.

Japon şirket, roket fırlatma denemesinde yine başarısızlığa uğradı

Mart ayında yapılan ilk deneme ise roketin daha kalkış sırasında infilak etmesiyle son bulmuştu. O dönemde düşük performans gösteren ilk aşama motorunun otonom uçuş sonlandırma sistemini tetiklediği açıklanmıştı. Buna karşın ikinci testte, kalkıştan sonraki ilk dakikalar oldukça olumlu geçmiş ve roket başarılı bir şekilde fırlatma rampasından ayrılmıştı. Ancak iki dakika içinde kontrol kaybının yaşanması, sistemin henüz tam anlamıyla güvenilir olmadığını ortaya koydu. Space One’ın bu denemesinde roket, Tayvan Uzay Ajansı ve Japonya merkezli şirketlerin uyduları dahil toplamda beş küçük uydu taşıyordu.

Japon şirket, roket fırlatma denemesinde yine başarısızlığa uğradı.

Firmanın hedefi, Elon Musk’ın SpaceX modeliyle benzer bir yol izleyerek küçük uydu fırlatma pazarında rekabetçi bir konuma gelmek. 18 metre boyundaki Kairos roketi, üç katı yakıtlı aşama ve bir sıvı yakıtlı “kick stage” ile tasarlanmış olup, 150 kilogramlık yükleri Güneş eşzamanlı yörüngelere ya da 250 kilogramlık yükleri 500 kilometre yüksekliğindeki yörüngelere taşıyabilecek kapasiteye sahip. Space One, bu tasarımıyla hem düşük maliyetli hem de sık fırlatma yapabilen bir sistem kurmayı amaçlıyor.

Space One Başkanı Masakazu Toyoda, yaşanan olumsuzluğa rağmen bu denemeyi bir başarısızlık olarak görmediklerini, aksine elde edilen verilerin ve deneyimlerin gelecekteki çalışmalara önemli katkı sağlayacağını ifade etti. Firmanın, üçüncü fırlatma denemesini 2025 yılı içerisinde gerçekleştireceği tahmin ediliyor. Bu olay, küçük uydu pazarında Japonya’nın özel sektörünün yerini sağlamlaştırması için bir dönüm noktası olabilir.

Elektrikli araç pil dayanımı için yeni keşif!

0

Stanford araştırması, EV pillerinin beklenenden yüzde 40 daha uzun süre dayanabileceğini ortaya koydu. Pil yönetim yazılımında yapılan değişiklikler, yeni bulguların mevcut elektrikli araç pillerine hemen uygulanmasını sağlayabilir.

Elektrikli araç pil dayanımı

Egzoz emisyonlarını sona erdirmek için ülkeler elektrikli araçların benimsenmesini ve kullanımını teşvik ediyor. Günümüzde elektrikli araçlar için 1000 km menziller, potansiyel sahipler arasındaki menzil kaygısını giderdi. Yine de, pil paketlerinin sağlığı konusunda endişeler devam ediyor. Pil maliyetleri on yıl öncesine göre onda birine düşmüş olabilir, ancak yine de yeni bir elektrikli aracın fiyatının üçte birini oluşturuyorlar. Böyle bir senaryoda, elektrikli araç sahipleri pil takımlarının kullanım ömrünün sona ermesinden ve komple bir değişim ihtiyacının ortaya çıkmasından korkarlar.

Stanford Üniversitesi ve SLAC araştırmacılarının ortak çalışması, bugünün elektrikli araç üreticilerinin tahminlerinden çok daha geç geleceğini gösteriyor; bu durum en zorlu elektrikli araç sahiplerini bile etkiliyor. Piller için standart laboratuvar testleri, yeni pil tasarımlarını sürekli olarak boşaltıp tamamen şarj ederek kontrol eder. Pil tasarımının güvenilir olup olmadığını ve kabul edilebilir bir kullanım ömrüne sahip olup olmadığını belirlemek için bu egzersizi birden fazla döngüde tekrarlarlar. Ancak gerçek dünyada bu gerçekleşmez. Bir elektrikli aracın pil takımı, şehirlerin yoğun trafiğinde, otoyollarda, sık sık trafik ışıklarında veya evde veya ofiste uzun saatler park halindeyken arabayı çalıştırmak için çalışır, bunların hiçbiri pil testlerinde hesaba katılmaz.

Pil kullanım senaryolarını daha doğru bir şekilde temsil etmek için araştırma ekibi, gerçek dünya sürüş verilerini kullanan tutarlı ve dinamik bir deşarj kurulumu da dahil olmak üzere dört tür elektrikli araç deşarj profili tasarladı. Ekip, iki yıl boyunca piyasada bulunan 92 adet lityum iyon pili test etti ve profillerin daha gerçekçi sürüş davranışlarını yansıtmasıyla pil ömrünün arttığını buldu. Basın bülteninde , örneğin çalışmada, elektrikli araçlarda kısa ve sert hızlanmanın pillerin bozulmasını yavaşlattığı, pedala sert basılmasının ise pilin yaşlanmasını hızlandırmak yerine yavaşlattığı belirtildi .

Salesforce yeni platformu Agentforce 2.0’ı tanıttı!

Salesforce, iş dünyasını yeniden şekillendiren dijital iş gücü platformu Agentforce 2.0‘ı tanıttı. Bu yenilikçi platform, işletmelerin yapay zeka temsilcileriyle sınırsız iş gücü oluşturmasına olanak tanıyor. Agentforce 2.0, karmaşık iş akışlarını kolaylaştıran, yüksek doğruluk oranıyla yanıtlar veren ve veri odaklı akıl yürütme sağlayan otonom yapay zeka temsilcileri sunuyor.

Dijital İş Gücünde Yeni Bir Çağ

Agentforce 2.0, kullanıcılarına gelişmiş özellikler sunarak rakiplerinden bir adım öne çıkıyor. Platform, önceden oluşturulmuş yeteneklerle dolu bir kütüphane içeriyor. Ayrıca, şirketlerin dijital iş gücünü Slack gibi platformlarda kolayca entegre etmesini sağlıyor. Yeni sürüm, bilgi çekme, dil üretimi ve iş akışı entegrasyonu konularında büyük bir gelişme kaydediyor.

Bu özellikler, işletmelerin daha karmaşık ve çok adımlı süreçleri etkili bir şekilde yönetmelerine yardımcı oluyor. Müşteriler, Accenture, IBM, Finnair ve The Adecco Group gibi dev şirketlerin dijital dönüşüm stratejilerinde Agentforce’un kilit bir rol oynadığını belirtiyor.

Her Departman için Yapay Zeka Desteği

Agentforce 2.0, şirketlerin farklı departmanlarına özel yapay zeka temsilcileri sunarak ekiplerin verimliliğini artırıyor. Platform, çalışanların yükünü hafifletiyor ve müşteri deneyimlerini iyileştiriyor. Salesforce CEO’su Marc Benioff, Agentforce 2.0’ın iş yapma biçimini tamamen değiştirdiğini vurguluyor: “Agentforce 2.0 ile dijital iş gücümüzü yeni bir seviyeye taşıyoruz. Bu platform, otonom yapay zeka temsilcileriyle işletmeler için sınırsız bir iş gücü oluşturmayı mümkün kılıyor.”

Gelişmiş Teknoloji ile İş Akışında Güçlü İnovasyon

Agentforce 2.0, şirketlerin zorlu iş süreçlerini hızlandırmak için tasarlandı. Örneğin, The Adecco Group, Agentforce kullanarak işe alım süreçlerini daha hızlı ve kişiselleştirilmiş hale getiriyor. Adecco Group’tan Greg Shewmaker, Agentforce’un adayların ön yeterliliklerini değerlendirmede ve daha hızlı yerleştirme süreçleri sunmada etkili olduğunu belirtiyor.

Agentforce, yalnızca insan gücünü tamamlamakla kalmıyor, aynı zamanda şirketlere iş akışlarını optimize etme ve 24/7 hizmet sunma imkanı tanıyor. Bu durum, iş süreçlerini daha esnek hale getiriyor ve çalışanların stratejik görevlere odaklanmasına olanak sağlıyor.

Agentforce, yalnızca bir yapay zeka platformu olmanın ötesinde, işletmelere dijital dönüşümde liderlik etmeleri için bir araç sunuyor. Platform, kullanıcılarına yalnızca verimlilik değil, aynı zamanda stratejik büyüme için yeni fırsatlar sağlıyor. İşletmenizi geleceğe taşımak istiyorsanız, Agentforce 2.0 sizin için ideal bir çözüm sunuyor.

Google, deneysel yapay zeka modelini tanıttı!

Google, “Gemini 2.0 Flash Thinking Experimental” adlı yeni bir “akıl yürütme” yapay zeka modelini tanıttı, ancak bu model hâlâ deneysel aşamada ve mevcut yetenekleri, geliştirme için bir hayli alan bırakıyor gibi görünüyor. AI Studio adlı yapay zeka prototipleme platformunda kullanıma sunulan bu model, çok modlu anlama, akıl yürütme ve kodlama gibi karmaşık alanlarda üstün performans vaat ediyor. Modelin tanıtım kartında, özellikle programlama, matematik ve fizik gibi alanlarda “en karmaşık problemler üzerinde akıl yürütebilme” yeteneğine sahip olduğu belirtiliyor.

Google, deneysel yapay zeka modelini görücüye çıkardı

Google DeepMind’ın baş bilim insanı Jeff Dean’e göre, bu model düşüncelerini daha fazla geliştirerek akıl yürütme yetisini güçlendirmek üzere eğitilmiş. Modelin kullanım sırasında hesaplama süresinin artırılmasıyla daha etkileyici sonuçlar elde edildiğini belirten Dean, bu yaklaşımın performansa katkı sağladığını ifade etti. Logan Kilpatrick ise modeli, Google’ın akıl yürütme yolculuğundaki “ilk adım” olarak tanımlıyor.

Gemini 2.0 Flash Thinking Experimental, Google’ın kısa süre önce duyurduğu Gemini 2.0 Flash modelinin bir türevi olarak öne çıkıyor ve tasarımı itibarıyla OpenAI’nin o1 modeli gibi akıl yürütme tabanlı yaklaşımlara benzerlik gösteriyor. Akıl yürütme modelleri, geleneksel yapay zeka sistemlerinden farklı olarak, cevap vermeden önce kendi doğruluğunu denetlemeye çalışıyor. Bu sayede, yapay zeka sistemlerinin genelde zorlandığı hataların bir kısmını önleme potansiyeline sahip. Ancak bu yöntem, cevaplama sürecini daha yavaş hâle getirebiliyor; çoğu zaman bir sonuca ulaşmak, birkaç saniyeden birkaç dakikaya kadar sürebiliyor.

Gemini 2.0 Flash Thinking Experimental’ın temel çalışma yöntemi, bir yanıt vermeden önce ilişkili bir dizi talimatı dikkate alması ve akıl yürütme sürecini açıklayarak ilerlemesidir. Bunun ardından model, en doğru olduğunu düşündüğü cevabı özetliyor. Ancak testler, modelin hâlâ bazı temel becerilerde hata yapabildiğini gösteriyor. Örneğin, “strawberry” kelimesindeki “R” harflerini sayma sorusunda model “iki” diyerek yanıldı.

Bu model, yapay zekadaki yenilikleri hızlandırmaya çalışan birçok rakip laboratuvarın da dikkatini çekmiş durumda. Son aylarda DeepSeek gibi şirketler ve Alibaba’nın Qwen ekibi de kendi akıl yürütme modellerini tanıttı. Google’ın bu alandaki yatırımları da önemli bir büyüklüğe ulaştı; şirket, şu anda bu teknolojilere odaklanan 200’den fazla araştırmacıdan oluşan bir ekibi görevlendirmiş durumda.

Ancak bu modellerle ilgili tartışmalar devam ediyor. Akıl yürütme modelleri, yüksek hesaplama gücü gerektirdiği için oldukça maliyetli. Ayrıca, şu an için iyi sonuçlar sunsalar da, bu modellerin uzun vadede aynı hızda ilerleme gösterip göstermeyeceği belirsizliğini koruyor. Özellikle yapay zeka modellerindeki geleneksel “ölçekleme” tekniklerinin artık eskisi kadar verimli sonuçlar vermediği bir dönemde, bu tür alternatif yöntemler büyük bir ilgi görüyor.

Paybull hedef büyüttü!

0

Türkiye’nin yenilikçi finansal teknoloji şirketi PayBull, 2024 yılı büyüme raporunu ve 2025 hedeflerini açıkladı. CEO Selim Güsar, şirketin 2024’te büyük bir sıçrama yaptığını ve 2025 yılına da iddialı hedeflerle girdiklerini vurguladı. 2024 yılında POS işlem hacmini %300, müşteri sayısını ise %250 artıran PayBull, 2025’in ilk altı ayında ciro ve müşteri ediniminde dört kat büyümeyi planlıyor.

Selim Güsar, 2024’ün PayBull için stratejik adımlarla dolu bir yıl olduğunu belirtti. Yeni atamalar ve güçlü iş birlikleriyle ekiplerini büyüttüklerini söyleyen Güsar, B2B segmentindeki saha yayılımı ve iş ortaklıklarının büyümeye önemli katkı sağladığını ifade etti. “Sektördeki güçlü iş birliklerimizle daha entegre hizmetler sunarak başarılı bir yılı geride bıraktık,” dedi.

Altyapı geliştirme çalışmalarına 25 milyon TL yatırım

2024 yılı boyunca altyapı geliştirme çalışmalarına 25 milyon TL yatırım yaptıklarını açıklayan Güsar, “Fraud oranını %0.04’e düşürdük ve 5 bin potansiyel dolandırıcılık girişimini engelledik. Güvenlik ve müşteri deneyimi bizim için öncelikli oldu,” ifadelerini kullandı.

PayBull, 2025 yılı için hedeflerini büyüttü. Güsar, ekosistemlerini genişletmek ve sektördeki yerlerini sağlamlaştırmak için 50 milyon TL’lik bir bütçe ayıracaklarını açıkladı. Şirketin kurumsal cüzdan uygulamasını devreye alarak müşteri deneyimini iyileştireceklerini belirtti. Ayrıca bireysel cüzdan uygulaması PayPay’e yeni fonksiyonlar eklenecek.

Fintek Ekosistemi Güçleniyor

Güsar, Türkiye’nin genç nüfus ve regülasyon avantajına dikkat çekerek, “Küresel rakiplerle rekabette sermaye erişimi kısıtlı olsa da yenilikçi teknolojilerle büyüme ivmesini yakalayacağız,” dedi. Yapay zeka entegrasyonları ve açık bankacılığın sektöre hız katacağını vurguladı. Ayrıca Dijital Türk Lirası ile ilgili çalışmaların tamamlanacağı bir döneme girileceğini belirtti.

Teknolojinin altın çağını başlatan işlemci!

0

Intel, 1974’te tanıttığı 8080 mikroişlemcisinin 50. yılını kutluyor. Bu işlemci, teknolojinin yönünü değiştiren bir dönüm noktası oldu. Genel amaçlı mikroişlemciler çağını başlatan Intel 8080, yalnızca bir donanım parçası değildi. Aynı zamanda kişisel bilgisayar devriminin temel taşı olarak kabul edildi.

Intel 8080’nin geliştirici ekibi, önceki modellerden gelen geri bildirimleri dikkatle analiz etti. Tasarımda hız, kolaylık ve kullanım çeşitliliği ön planda tutuldu. Federico Faggin liderliğindeki ekip, işlemcinin yapısında 40 pinli bir tasarım kullandı. Bu yenilik, işlemcinin diğer donanımlarla entegrasyonunu kolaylaştırdı.

İşlemci dünyası 50 yılda nereden nereye geldi? Intel 6060 ile Core Ultra 200S karşılaştırması

Yeni işlemci saniyede 290.000 işlem yapabiliyordu. Bu, önceki model olan Intel 8008’e göre on kat daha hızlı bir performans sağladı. Intel 8080, işlemcilerin belirli görevler için özelleştirilmesi dönemini sona erdirdi. Bunun yerine, geniş bir yelpazede kullanılabilecek bir çözüm sundu.

Intel 8080’nin Kullanım Alanları ve Etkileri

Altair 8080

Intel 8080’nin piyasaya çıkışıyla teknoloji dünyasında bir devrim yaşandı. Bu işlemci, sadece büyük şirketler için değil, bireysel kullanıcılar için de erişilebilir hale geldi. İşlemcinin 360 dolarlık fiyatı, o dönemde yenilikçi bir hamleydi. Şirketler ve bireyler, bu işlemciyi kendi ihtiyaçlarına göre programlayarak kullanabildi.

8080’nin en büyük başarılarından biri kişisel bilgisayarların yaygınlaşmasını sağlaması oldu. Bilgisayar teknolojileri yalnızca büyük veri merkezleri ve devlet kurumları için değil, evler ve küçük işletmeler için de uygun hale geldi. Bu gelişme, modern bilgisayar çağını başlattı.

Ayrıca Intel 8080, x86 mimarisinin temelini oluşturdu. Günümüzde hala kullanılan bu mimari, dünyanın en popüler işlemci tasarımı haline geldi. Intel’in bu başarıyı elde etmesinde 8080’nin oynadığı rol büyüktü.

Sergi ve Anma Etkinlikleri

Intel, bu önemli yıl dönümünü kutlamak için Santa Clara, Kaliforniya’daki Intel Müzesi’nde özel bir sergi düzenliyor. Bu sergide, çalışır durumdaki 8080 işlemciler de dahil olmak üzere tarihi donanımlar sergileniyor. Sergi, teknoloji tutkunları ve tarih meraklıları için eşsiz bir fırsat sunuyor.

Geleceğe İlham Veren Bir Teknoloji

Intel 8080’nin başarısı, yalnızca o dönemdeki teknolojik gelişmeleri değil, gelecekteki inovasyonları da etkiledi. Mikroişlemci pazarı, bu işlemcinin açtığı yolda büyüdü ve çeşitlendi. Bugün Intel, bilgisayarlardan otomobillere, bağlı cihazlardan veri merkezlerine kadar birçok alanda işlemci üretmeye devam ediyor.

8080’nin öncülük ettiği bu devrim, teknolojiyi daha erişilebilir ve işlevsel hale getirdi. Federico Faggin ve ekibinin vizyonu sayesinde, bilgisayar dünyası yeni bir boyut kazandı. 50 yıl sonra bile Intel 8080’nin etkisi, teknoloji dünyasında hissedilmeye devam ediyor.

Yapay Zeka bilişim ekonomisinde devrim yaratacak!

Ahmet Enes Güneş
HarmonyERP CEO

Teknolojik ilerlemeler ve dijital dönüşüm sayesinde yapay zeka, şirketlerin iş yapma şekillerini köklü bir şekilde değiştirdi. Bu değişim, bilişim ekonomisini de şekillendiriyor. Yapay zekanın şirketler üzerindeki etkisi, üretkenlik artışı, maliyet düşüşü, müşteri deneyimi iyileştirmesi ve yeni iş modellerinin ortaya çıkması gibi pek çok önemli alanda kendini gösteriyor. Ancak, bu teknolojinin güvenli ve etik bir şekilde kullanılması da büyük bir önem taşıyor. Şirketlerin, yapay zekayı doğru stratejilerle entegre etmeleri, rekabet avantajı elde etmelerini sağlarken, hem de sürdürülebilir bir büyüme sürecine katkı sunuyor.

Şirketlerin operasyonel maliyetlerini düşürüp, verimliliği artırıyor

Yapay zeka, veri analizi ve işlem hızını önemli ölçüde artırarak şirketlerin verimliliğini de yükseltiyor. Yapay zeka özellikle büyük veri analizi, şirketlerin pazar trendlerini daha doğru bir şekilde tahmin etmelerine ve daha hızlı karar almalarına olanak tanırken; zaman alıcı ve tekrarlayan işlerin otomatikleştirilmesini sağlıyor. Örneğin ürün satışlarının analiz edilip gelecek sezonlardaki satış tahminlerine göre hammadde ve yarı mamül stoklanması gibi süreçlerde tespit edilebilen ve edilemeyen tüm çevresel verileri, mikro trendleri göz önünde bulundurarak nokta atışı çıktılar üreten modeller üretmek artık mümkün. Müşteri hizmetleri alanında chat botlar ve sanal asistanlar, insan iş gücünü tamamlayarak daha hızlı ve etkili bir hizmet sunuyor. Bu da şirketlerin operasyonel maliyetlerini düşürüp, verimliliği artırıyor.

Hataları daha gerçekleşmeden önlemeyen çözümler sağlıyor

 Üretim hatlarında hatalı ürünlerin tespiti için kameralı sensörlü sistemler uzun zamandır kullanılıyor. Şimdi ise bu teknik altyapı yapay zeka sayesinde öğrenerek evrimleşiyor; yeni süreçlere kendiliğinden adapte oluyor. Gıda, cam, metal gibi üretim hatlarında görüntü işleme ile standart dışı ürünleri tespit eden, hatalı ürünlerin hata sebeplerini tahmin eden ve buna göre makineleri yeniden konfigüre eden çözümler mümkün. Kestirimci bakım ve kestirimci kalite uygulamalarıyla mekanik ve çevresel şartları göz önünde bulundurarak ürünleri maksimum kalitede, minimum karbon ayak iziyle üretecek konfigürasyonları önerebiliyor.

İş gücü optimizasyonuna da katkısı oldukça büyük

Yapay zeka, manuel işlerin otomatikleştirilmesi ile iş gücü ihtiyacını azaltırken, çalışanların daha stratejik işlerde zaman harcamalarını sağlıyor. Bu sayede şirketler, operasyonel maliyetleri düşürürken, insan kaynaklarını daha verimli bir şekilde kullanabiliyor. Ayrıca, yapay zeka tabanlı süreçler, enerji ve malzeme gibi kaynakların daha etkin kullanılmasına yardımcı oluyor. Bu tür verimlilik artışları, şirketlerin rekabet avantajı elde etmelerine olanak tanıyor. Ayrıca yalnızca şirketin içindeki süreçlerde değil, müşteriye ürünlerimizi ulaştırmak için kullandığımız mecraların optimizasyonunda da yapay zeka artık kullanılıyor. Şirketlerin yıllar içinde oluşmuş kültür ve iletişim diline uygun şekilde içerik oluşturulması, bu içeriğin farklı hedef kitlelere göre özelleştirilmesi, mesajın özünü yitirmeden farklı dillerde çoğullanması yapay zeka sayesinde dakikalar içinde yapılabiliyor. Mevcut müşteri kitlesinin analiz edilerek benzer müşterilerin yapay zeka modelleri sayesinde tespit edilerek hedeflenmesi sayesinde hem pazarlama maliyetler azalıyor hem de doğru kitlenin ürüne gelmesi sağlanarak satış sürecinin de başarısı artırılıyor.

İş gücü dönüşümü yöneticilerin gündeminde daha önlere çıkacak

Yapay zekanın iş süreçlerine adaptasyonu sayesinde aslında bir çok meslek ortadan kalkmak yerine dönüşecek. Daha önce personelin tekrarlı ve vakit alan işler nedeniyle dolan vakti ürünlerde özelleştirme, müşteriye özel çözümler üretme, yeni servisler ve ürünler geliştirme gibi işlere kanalize edilmesi gerekecek. Geçtiğimiz yıl içerisinde openai’in sesli çeviri özelliğinin çıkmasıyla en popüler dil öğrenme programının hisse senetlerinin değeri bir saat içinde %5 düşmüştü; ancak eğitim takip ve ödül mekanizmalarını güncelleyerek şirket 6 ay içinde önceki değerinin de 2 katına çıkmayı başardı. Çalışanların da aynı şekilde yeni yeteneklere adapte olarak yapay zekayı kendi avantajlarına kullanarak değerlerini artırmaları mümkün.

Gizlilik sorunları çok baş ağrıtacak

Bir diğer önemli nokta da bilişim ekonomisinin altyapısını da etkilemesi. Veri güvenliği, yapay zekanın kullanılmasıyla birlikte daha da önemli hale geldi. Yapay zeka, büyük miktarda veriyi işlerken, bu verilerin korunması için yeni güvenlik önlemleri alınması gerekli. Bir çok yapay zeka platformu halka açık olan verilerle eğitilmiş olmakla birlikte tüm kullanıcı aktivitelerini de kendini eğitmek için veri olarak kullanmakta. Bu durum veri güvenliği açısından doğru kurgulanmayan ürünlerde şirketin ticari sırlarının, hizmete özel bilgilerinin halka açık modellerle paylaşılmasına yol açabiliyor. Savunma, finans gibi sektörlerde kapalı devre yada tek yönlü şekilde dışardan veri toplayacak ancak dışarı veri çıkarmayacak yapay zeka sistemlerinin tasarlanması kritik önem arz ediyor. Ayrıca, yapay zekanın etik kullanımı konusunda da çeşitli tartışmalar bulunuyor. Yapay zeka algoritmalarının şeffaf olmaması, karar alma süreçlerinde adaletsizlik ve ayrımcılığa yol açabiliyor. Şirketlerin, yapay zeka uygulamalarını etik bir şekilde kullanmaları, güvenlik ve gizlilik standartlarına uygun hareket etmeleri önem arz ediyor. Şirketler, yapay zekayı etkin bir şekilde kullanarak rakiplerinden öne geçerek daha yüksek bir pazar payına sahip olabiliyorlar. Özellikle teknoloji, sağlık, otomotiv ve finans gibi sektörlerde yapay zeka daha hızlı inovasyon, daha iyi müşteri hizmetleri ve daha düşük maliyetlerle rekabet avantajı sağlıyor.


Ahmet Enes Güneş

Boğaziçi Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliğinden 2011; İstanbul Şehir Üniversitesi İşletme (MBA) programından ise 2015 yılında mezun olmuştur. İtalya merkezli Value Team SpA’da CRM danışmanı olarak başladığı kariyerinde, Avea ve Türk Telekom’da Teknoloji Stratejileri proje yöneticisi, Comodo’da Ürün Yöneticisi, Yıldız Holding Dijital Dönüşüm Lideri olarak çalışmıştır. 2023 yılından itibaren HarmonyERP Genel Müdürü olarak şirketin teknoloji ve kanal dönüşümüne liderlik etmektedir.

Seagate, 32 TB sabit diskini piyasaya sürecek!

0

Seagate, şimdiye kadar ürettiği en büyük kapasiteli sabit disk olan 32 TB’lık yeni modelini nihayet piyasaya sürüyor. Bu yeni disk, Seagate’in 2007 yılında üzerinde çalışmaya başladığı ısı destekli manyetik kayıt (HAMR) teknolojisine dayanıyor ve büyük bir depolama kapasitesi sunuyor. HAMR teknolojisi, manyetik kayıt için ısı kullanarak disk yüzeyine daha fazla veri sığdırmayı mümkün kılıyor. Seagate, bu teknolojiyi ilk kez 2023’te duyurmuştu ve Mozaic 3+ platformu kullanılarak üretildiği bu yeni disk, Seagate’in yıllardır geliştirdiği ve nihayet genel kullanıma sunulmuş olan HAMR teknolojisini temsil ediyor.

Seagate, 32 TB sabit diskini piyasaya sürüyor

Mozaic 3+ tabanlı Exos disklerin başlangıçta sınırlı miktarlarda bazı seçilmiş müşterilere gönderildiği ve şimdi ise seri üretime geçildiği bildirilmişti. Seri üretime geçen bu diskler, çok yakın bir zamanda piyasada satışa çıkacak. Seagate, 32 TB’lık modelin yanı sıra, 30 TB’lık geleneksel manyetik kayıt (CMR) teknolojisi kullanan Exos M HDD sürücülerini de piyasaya sunuyor. SMR ve CMR teknolojileri, disklerin verileri nasıl düzenlediğini ve yazma işlemlerini nasıl gerçekleştirdiğini belirliyor. SMR, özellikle okuma işlemleri için uygunken, CMR daha stabil bir yazma performansı sunuyor. Ancak SMR, daha yüksek kapasitelere ulaşılmasına olanak tanırken, CMR genellikle daha iyi yazma hızları sağlar.

Yeni 32 TB’lık HAMR teknolojisine sahip disk, mevcut bilgisayarlarla uyumlu olmasıyla büyük önem taşıyor. Bu uyumluluk, Seagate’in daha geniş bir kullanıcı kitlesine ulaşabilmesi için kritik. Geçmişte HAMR teknolojisine dayalı diskler, özellikle eski bilgisayar sistemleriyle uyumsuzluk nedeniyle kısıtlı bir pazar payına sahipti. Ancak Seagate’in bu yeni diskleri, doğrudan tüketicilere hitap etmek için tasarlanmış ve daha geniş bir kullanıcı kitlesine ulaşma amacı taşımaktadır. Bunun yanında, Seagate bu disklerin zaman içinde kitlesel olarak daha fazla benimseneceği ve büyük veri depolama alanlarında güçlü bir seçenek haline geleceği beklentisi taşıyor.

Seagate’in yüksek kapasiteli sabit diskleri ile başa baş rekabet eden bir diğer rakip şirket ise Western Digital (WD). Western Digital, geçtiğimiz Ekim ayında 32 TB’lık ePMR (energy-assisted Perpendicular Magnetic Recording) tabanlı sürücülerini piyasaya sürerek sektörde önemli bir adım atmıştı. Seagate, HAMR teknolojisini kullanan ilk 32 TB modelini piyasaya sürse de, Western Digital’in bu sürücüleri piyasaya ilk süren şirket olduğunu belirtmek gerekir. Ancak Seagate’in HAMR teknolojisinin gelecekteki disklerde avantaj sağlayabilecek bir özellik olabileceği düşünülüyor. Şirketin bu yeni teknolojisini geliştirmesiyle, ilerleyen yıllarda yüksek kapasiteli disk pazarında güçlü bir rekabet ortaya çıkması bekleniyor.

Seagate, ayrıca disklerin kapasitesinin arttırılmasının yanı sıra, bu teknolojinin sunduğu enerji verimliliği ve uzun vadeli dayanıklılık gibi özelliklerle de pazarda rekabetçi bir avantaj sağlamak amacı güdüyor. Özellikle büyük veri merkezlerinde ve kurumsal depolama alanlarında kullanılacak olan bu disklerin gelecekteki ihtiyaçları karşılayacak şekilde daha da geliştirilmesi hedefleniyor. Böylece, Seagate bu yeni model ile büyük veri depolama çözümleri sunan endüstrilerde yerini sağlamlaştırabilir.

Sonuç olarak, Seagate’in HAMR teknolojili 32 TB’lık sabit disk modeli, sektördeki önemli gelişmelerden birini teşkil ediyor. Bu model, yüksek kapasiteli veri depolama ve veri işleme ihtiyaçlarını karşılamak isteyen şirketler ve kullanıcılar için büyük bir çözüm sunuyor. Gelecekte Seagate’in HAMR teknolojisi ve diğer yüksek kapasiteli disk çözümleri, veri depolama pazarındaki rekabeti şekillendirmeye devam edebilir.

Apple’a Avrupa Birliği’nden Şok! iOS’a Yeni Kurallar Yolda

0

Avrupa Birliği (AB), Apple’ı yeniden masaya oturmaya zorluyor. AB’nin Dijital Piyasalar Yasası (DMA), Apple’ın iOS işletim sisteminde önemli değişiklikler yapmasını istiyor. Amaç, kullanıcılar için daha fazla özgürlük ve platformlar arası uyumluluğun sağlanması.

Apple, Avrupa Birliği taleplerine direniyor. Şirket, DMA’nın getirdiği yeni yükümlülüklerin iOS ekosisteminin güvenliğini tehdit ettiğini savunuyor. Ancak AB, bunun bir bahane olduğunu düşünüyor. AB yetkilileri, Apple’ın kapalı sistem politikasının rekabeti kısıtladığını ve tüketici seçeneklerini daralttığını belirtti.

DMA, Apple’dan üçüncü taraf uygulama mağazalarına izin vermesini talep ediyor. Ayrıca, iOS kullanıcılarının cihazlarında alternatif ödeme yöntemlerini kullanabilmesi gerektiğini söylüyor. Bu, Apple’ın App Store gelir modelini doğrudan etkileyebilir.

Apple’dan Net Mesaj:

Apple, bu düzenlemelerin kullanıcı güvenliği ve gizliliğini riske atacağını öne sürüyor. Şirket, iOS’un kapalı yapısının bir güvenlik duvarı oluşturduğunu vurguluyor. Ancak AB, Apple’ın bu savunmasını kabul etmiyor ve adil rekabetin öncelikli olduğunu söylüyor.

Kullanıcılar Ne Diyor?

iPhone kullanıcıları bu tartışmada ikiye bölünmüş durumda. Bazıları Avrupa Birliği haklı olduğunu düşünüyor ve daha fazla özgürlük istiyor. Diğerleri ise Apple’ın güvenlik argümanına katılıyor ve Avrupa Birliği’ni haksız buluyor.

Ne Olacak?

2024’ün ilk çeyreğinde AB ve Apple arasında yeni görüşmeler yapılması bekleniyor. Uzmanlar, bu sürecin Apple’ın iş modelinde radikal değişikliklere yol açabileceğini söylüyor. AB’nin Apple üzerindeki baskısının diğer teknoloji devlerine de örnek olabileceği düşünülüyor.

Konu, sadece Avrupa’da değil, tüm dünyada teknoloji sektörünü yakından ilgilendiriyor. Apple ve AB’nin bu mücadelede nasıl bir yol izleyeceği merakla bekleniyor.

Otonom araçların geleceği tehlikede!

GM, sekiz yıl ve 10 milyar dolar harcamanın ardından büyük robotaksi deneyini sonlandırmaya karar verdi. Otomobil üreticisinin CEO’su Mary Barra, geç saatlerde sürpriz bir duyuru yaparak, paylaşımlı otonom mobilite hizmetinin aslında hiçbir zaman “temel işinde” olmadığını savundu. Çok pahalıydı ve onu uygulanabilir bir gelir akışı haline getirmek için üstesinden gelinmesi gereken çok fazla düzenleyici engel vardı. Bunun yerine, GM “özel mülkiyete ait” sürücüsüz arabalara yönelecekti. Çünkü sonuçta, insanların gerçekten istediği şey buydu.

Otonom araçların geleceği için kritik viraj

Barra yatırımcılarla yaptığı bir görüşmede, “Müşteriler araba kullanmayı seviyor, ve araba kullanmaktan hoşlanmadıkları zamanlar da oluyor” dedi. Bunlardan bazıları tanıdık geliyorsa, Ford esasen iki yıl önce 2017’den beri finanse ettiği otonom sürüş girişimi Argo AI’ya olan finansmanını çektiğinde aynı kararı almıştı. Bunun nedenlerinden biri olarak, genellikle Seviye 3 veya Seviye 3+ olarak tanımlanan kısmi otonominin kısa vadede daha fazla getirisi olacağına olan inancını göstermişti.

Otomobil üreticileri robotaksi işinden çekiliyor. Elektrikli araçlara harcanan tüm parayla birlikte, otomobil endüstrisi otonom mobilitedeki kayıplarını azaltmaya karar verdi. Her seferinde yalnızca bir dönüşümsel, aşırı pahalı, nesilde bir kez gerçekleşen bir değişim.

Carnegie Mellon Üniversitesi’nden AV uzmanı Phil Koopman: “Bunun daha çok, otonom araç teknolojisinin ulusal ölçekte sürücüsüz yolculuklar sağlamasının on yıl veya daha fazla süreceği gerçeğinin kabulü olduğunu düşünüyorum. GM, teknoloji olgunlaşana kadar özel otomobiller satarak para kazanmayı, şehir şehir robotaksi işletmeleri kurmaya milyarlarca dolar yatırım yapmaya devam etmekten daha çok tercih etti” dedi.

Elbette, çok fazla teknolojik ilerleme oldu. Çok uzun zaman önce değil, Cruise’un San Francisco’da yolcu taşıyan sürücüsüz arabaları vardı. Şirket, daha fazla insanı taşımak amacıyla direksiyon ve pedalsız Origin servislerini konuşlandırmak için hükümet onayı almanın eşiğinde olduğunu bile söyledi.

Her şey 7 Ekim 2023’te San Francisco’da bir Cruise aracının bir yayaya çarpıp 20 fitten fazla sürüklemesi ve onu ciddi şekilde yaralamasıyla sonuçlandı. Mağdur, ilk olarak bir çarpıp kaçan sürücü tarafından vuruldu ve bu da onu Cruise aracının yoluna fırlattı. Cruise, düzenleyicilere aracının bir yayaya çarptığını açıkladı ancak kazayla ilgili önemli ayrıntıları atladı . Sonuç olarak, Kaliforniya DMV şirketin eyalette otonom araç kullanma iznini askıya aldı ve Ulusal Karayolu Trafik Güvenliği İdaresi ve Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu ayrı soruşturmalar başlattı. Cruise daha sonra 1,5 milyon dolarlık bir cezayı kabul etti .

OpenAI, ChatGPT’yi WhatsApp’a entegre ediyor!

0

OpenAI, ChatGPT’yi WhatsApp’a entegre ederek önemli bir adım atmış durumda. Bu yenilik sayesinde kullanıcılar, ChatGPT ile WhatsApp üzerinden iletişime geçebilecek. 19 Aralık 2024 itibarıyla, 1-800-CHATGPT numarasını veya ABD dışında 1-800-242-8478 numarasını kullanarak ChatGPT ile sohbet etmek mümkün hale geldi.

OpenAI, ChatGPT’yi WhatsApp’a entegre etti

OpenAI, bu entegrasyonun amacının yapay genel zekayı daha erişilebilir kılmak ve tüm insanlık için faydalı hale getirmek olduğunu belirtiyor. Özellikle internetin sınırlı olduğu bölgelerde, WhatsApp üzerinden ChatGPT’ye erişim, kullanıcılar için önemli bir avantaj sağlıyor.

OpenAI, ChatGPT’yi WhatsApp’a entegre etti.
OpenAI, ChatGPT’yi WhatsApp’a entegre etti.

Ayrıca, OpenAI bu hizmeti sadece metinli sohbetle sınırlamıyor; ABD’deki kullanıcılar için, aynı numarayı kullanarak aylık 15 dakikalık sesli görüşme de yapılabiliyor. Bu, WhatsApp’a gerek duymadan telefon numarasını çevirerek erişilebilen bir hizmet. ChatGPT’nin WhatsApp sürümü, web tabanlı versiyonundan daha basitleştirilmiş bir özellik sunuyor ve OpenAI, bu sürümü yeni başlayanlar için önemli bir giriş noktası olarak nitelendiriyor.

OpenAI, aynı zamanda WhatsApp entegrasyonuna yeni özellikler eklemek için çalışmalarını sürdürüyor. Bu özellikler arasında görüntü analizi ve web arama gibi araçların bulunması bekleniyor. Ancak, bu yeni özelliklerin ne zaman kullanıma sunulacağı henüz belli değil. Şu anda mesajlaşma tarafında günlük bir sınır mevcut ve kullanıcılar bu limite yaklaştıklarında bilgilendiriliyor. Bu entegrasyon, yapay zeka teknolojisinin daha geniş bir kitleye ulaşması için önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.