2014 yılında kripto güvenliği henüz emekleme aşamasındayken kurulan kritik dijital varlık güvenliği firması Ledger, 9 yıl içinde 6 milyondan fazla donanım cüzdanı sattı. Bugüne kadar hiç hacklenmeyen Ledger donanım cüzdanları herkes için dijital varlık güvenliğinin kapsamını genişletmeye devam ediyor. Kripto varlıkların şeffaf ve güvenle yönetilebilmesi için üretilen Ledger’ın Nano S Plus, Nano X ve Stax modelleri finansal özgürlüğü korumaya devam ediyor.
Dünyadaki tüm kripto varlıkların %20’sini güvence altına alan Ledger, kritik dijital varlık güvenliğinde liderliğini korumaya devam ediyor. 9 yılda 6 milyondan fazla satılan Ledger donanım cüzdanları bugüne kadar hiç hacklenmedi. Uçtan uca şifrelenen bluetooth bağlantısı, PIN kodu korumalı iki faktörlü kimlik doğrulama ve 24 kelimelik kurtarma şifresi gibi üst düzey güvenlik özelliklerine sahip Ledger donanım cüzdanlarına yönelik bugüne kadar kaydedilmiş başarılı bir saldırı bulunmuyor. Kötü niyetli birinin Ledger donanım cüzdanına erişmesi durumunda bile yatırım fonlarına ulaşması oldukça zor görünüyor.
Hacklenmeyen, tavizsiz güvenlik sunan işletim sistemi
Kritik dijital varlık güvenliğinde dünya lideri olmanın gururunu yaşadıklarını söyleyen Ledger’ın Uluslararası Geliştirme, Ödeme ve Transfer İşlemlerinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Jean-François Rochet, “Kuruluşumuzdan bu yana, kripto varlıkların güvenliği konusunda önemli bir sorumluluk hissettik ve bu nedenle ürünlerimizi mümkün olan en yüksek güvenlik standartlarına göre tasarladık. Bugüne kadar hiç hacklenmeyen Ledger donanım cüzdanlarının sayısı 6 milyondan fazla oldu ve bu sayı her geçen gün artıyor. Müşterilerimize her zaman en yüksek güvenlik standartlarını sunmayı taahhüt ediyoruz, ürünlerimizin güvenilirliğine olan inancımız tam.” dedi.
Son ürünleri olan Ledger Stax’i şeffaflık ve milyonlarca insanın güvenini kazanmak için tasarladıklarını söyleyen Jean-François Rochet, “Avuç içi boyutunda olan, dünyanın ilk kavisli E Ink® dokunmatik ekranına sahip Ledger Stax, Ledger’ın kendi işletim sistemiyle tavizsiz güvenlik sunuyor. Türünün tek örneği olan Ledger Stax ile NFT koleksiyonları, 500’den fazla coin ve varlık kolayca yönetilebiliyor. Dijital güvenliği avucunuzun içine almak zor değil, başarılarımızı sürdürmekte kararlıyız.” açıklamasında bulundu.
Çevre, ekonomi, toplumsal eşitlik üçgeninde sürdürülebilirlik odağını, işinin ayrılmaz bir parçası olarak gören BANTBORU’nun Elmas Sponsor olarak desteklediği İstanbul Teknik Üniversitesi ZES Güneş Arabası Ekibi, Bridgestone World Solar Challenge 2023 hazırlıkları kapsamında 1.300 kilometrelik BANTBORU Yarış Simülasyonunu başarıyla tamamladı. Ekibin, güneş enerjili araçlar kategorisinde en prestijli ve en büyük organizasyon olan Bridgestone World Solar Challenge 2023’e katılacak ARIBA ZES X aracı, Osmangazi Köprüsü’nü ve Çanakkale Boğazı’nı geçen ilk güneş arabası oldu. İstanbul – İzmir – Çanakkale rotasında, yarıştaki düzene benzer şekilde konvoy düzeni sağlanarak gerçekleştirilen 3 günlük simülasyonda, ekip içi görev dağılımları ve farklı senaryolara karşı adaptasyon konusunda deneyim kazanıldı.
Dünyada üretilen her 100 araçtan 4’ünün kritik sistemlerinde ürünleriyle yer alan ve önümüzdeki 3 yıllık süreçte küresel otomotiv pazarındaki payını ikiye katlamaya hazırlanan BANTBORU, Türkiye’nin en köklü üniversitelerinden İstanbul Teknik Üniversitesi’nin İTÜ ZES Güneş Arabası Ekibi’ne (İTÜ ZES GAE) Elmas Sponsor olarak destek oluyor.
Gençlerin mobilitenin geleceğine yönelik azmini desteklemekten mutluluk duyduklarını ifade eden BANTBORU CEO’su Sinan Gider, “Çevre, ekonomi, toplumsal eşitlik üçgeninde sürdürülebilirlik odağını, işimizin ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Yenilenebilir enerji kullanımı, enerji verimliliği, karbon ayak izimizin azaltılması, sıfır atık konularına odaklanıyor ve bu konularda sadece üretim faaliyetlerimizde değil, üretim dışı faaliyetlerimizde de değer zincirimize yayılacak adımlar atıyoruz. İTÜ ZES GAE’nin ülkemize büyük prestij kazandıran projelerine destek vermek bizlere büyük gurur ve heyecan veriyor. Sponsorluk desteğimizin yanı sıra, BANTBORU Ar-Ge ve Üretim ekiplerimiz, İTÜ ZES GAE’nin öğrencilerden oluşan yetkin ekipleriyle koordineli bir şekilde araçların farklı teknik ihtiyaçlarına destek veriyorlar. İş birliğimiz kapsamında ayrıca, öğrenci gençlere BANTBORU bünyesinde staj imkanları sunacağız. Böylece ülkemizin en kapsamlı özel sektör – üniversite iş birliklerinden birine imza atıyoruz. İTÜ ZES GAE ekibinin ve ARIBA ZES X’in BANTBORU Yarış Simülasyonunu başarılı bir şekilde tamamlaması, heyecanımızı daha da artırdı” şeklinde konuştu.
Bu tür uzun süreli yol testlerinin yarışa hazırlanmaları için çok önemli olduğunu belirten İTÜ ZES GAE akademik danışmanı Dr. Öğr. Üyesi Alper Tolga Çalık, “Yol testleri aynı zaman oldukça da maliyetli. BANTBORU’ya hem maddi destekleri hem de en kritik parçalardan olan motor jantını imal ederek gösterdikleri iş birliği için teşekkür ediyoruz” dedi.
10 farklı lisans bölümünden 25 adet öğrenci ve ekip akademik danışmanı Dr. Öğr. Üyesi Alper Tolga Çalık’ın katılımıyla gerçekleşen BANTBORU Yarış Simülasyonunda, ekibin her bir üyesi operasyon sürecinde farklı bir görev yaptı. Simülasyon boyunca, Buse Öğretir, Çağdaş Karahan, M. Kaan Özkan, Levent Çolakoğlu ve Mehmet Şahin olmak üzere 5 pilot adayı ile sürüş gerçekleştirildi. Pilot adayları, bu yolculuk öncesinde bilgisayar simülasyonları ve kampüs içi testler ile eğitildiler.
BANTBORU Yarış Simülasyonunun temel amaçlarından birini, aracın tek enerji kaynağı güneş enerjisini verimli kullanarak, ARIBA ZES X’i hiç şarj etmeden tüm test rotası boyunca sürülmesini sağlamak oluşturdu. Bir diğer amaç, ise ARIBA ZES X’i farklı yol eğimlerinde ve farklı seyir hızlarında sürerek ekibin Strateji Grubu için performans verileri elde etmek oldu. Test boyunca en çok kullanılan hız aralığı 55 – 75 km/saat aralığı olurken, yol boyunca test edilen en yüksek seyir hızı 97 km/saat oldu. Testin bir diğer önemli amacı olan hava durumunun performansa etkisi de gözlemlenerek güneş panellerinin farklı hava durumları ve ışıma değerlerinde ne kadar güç üretebildiğine dair kritik veriler elde edildi. Yarış simülasyonu boyunca parçalı bulutlu hava, tamamen kapalı hava, bulutsuz/güneşli hava ve yağmurlu hava gibi farklı koşullarda hem güneş panellerinin hem de aracın sürüş performansı test edildi.
Yol boyunca araçtan toplanan veriler ile aracın tüketim değerleri ölçüldü ve bu verilere göre aracın ne kadar enerji harcadığı hesaplandı. Böylece önceden koşulan simülasyonlarla aracın gerçek verilerinin doğrulaması gereken ölçüm veri tabanı oluşturuldu. Ekibin Strateji Grubu test sonrasında ölçülen bu verileri kullanarak, simülasyonlarda hesaplanan tüketim değerleri ile gerçek hayatta ölçülen değerlerin tutarlılığını kontrol edecek imkana kavuştu. Strateji Grubu ayrıca, sürüş profillerinde iyileştirmeler yaparak değişen hava durumu senaryolarına karşı dinamik olarak reaksiyon göstererek izlenecek sürüş profilleri konusunda da ilk önemli tecrübeler edindi.
Simülasyon kapsamında BANTBORU Ar-Ge Merkezi iş birliğinde üretilen yeni motor jantının da test edildiğini söyleyen İTÜ ZES GAE Mühendislik Takımı Lideri M. Anıl Korkmaz, “BANTBORU Yarış Simülasyonunda ayrıca, ARIBA ZES X’in yeni güneş paneli konfigürasyonunun ve panellerden elde edilen enerji ile bataryanın şarj edilmesini sağlayan yeni MPPT sistemini de denedik” dedi.
BANTBORU Yarış Simülasyonu boyunca önemli verilerin kayıt altına alındığını söyleyen İTÜ ZES GAE Strateji Grubu Sorumlusu Efe Tosun, “Farklı yol ve eğimlerdeki tüketimler, panellerin ürettiği güç ve motor performansı gibi ARIBA ZES X’e ait önemli performans verilerini kaydettik. Bu veriler, Bridgestone World Solar Challenge 2023 yarışında izlenecek olan yarış stratejisinin kurulmasında önemli ve yol gösterici olacak” dedi.
Ekibin tüm çalışmalarının Bridgestone World Solar Challenge 2023 yarışması için olduğunu belirten İTÜ ZES GAE Proje Yöneticisi Abdullah Çalışkan, “Bilime, teknolojiye, eğitime değer veren ve en önemlisi ekibi benimseyen BANTBORU ile bu zorlu yol testini gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Ekibimiz, Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. ve İstanbul Teknik Üniversitesi’nin 250. yılında bu kıymetli temsiliyet için çalışıyor” dedi.
Co-Founder.Work üçüncü etkinliğinde General Mobile Firması Strateji ve İş Geliştirmeden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı İlkay Cihaner’i konuk etti
İlkay Cihaner, iş hayatı hakkında önemli detaylar, iş geliştirme ve marka büyütme yolundaki adımlar hakkındaki tecrübelerini Co-Founder.Work takipçileri ile paylaştı. Okul döneminde yaşadıklarından yetkinliklerini nasıl geliştirdiğine kadar birçok noktaya değindi. Şirket hedeflerinden ve gelecekte sunacakları projelere de değinmeden geçmedi.
Genç girişimcilere sunulan fırsatlar
Son olarakta genç girişimcilere de sundukları fırsatlardan bahseden İlkay Cihaner son olarak soru-cevap yaparak güzel bir W-Talk etkinliğinin daha gerçekleşmesini sağladı. Etkinliğin tamamını izleyebilirsiniz:
İlkay Cihaner kimdir?
1998 Doğumlu olan İlkay Cihaner 15 yıldır iş dünyasında. Çeşitli şirketlerde ve pozisyonlarda çalışma fırsatı elde eden Cihaner General Mobile İş Geliştirmeden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olmakla beraber bir fotoğraf tutkunudur.
General Mobile hakkında
General Mobile, 2005 yılında Türkiye’de kurulan bir teknoloji şirketidir. Şirket, özellikle akıllı telefonlar, tabletler ve aksesuarları gibi elektronik ürünler üretmektedir. General Mobile, ürünlerini özellikle Android işletim sistemiyle birlikte sunarak, Türkiye’de ve dünya genelinde geniş bir kullanıcı kitlesine hitap etmektedir.
General Mobile, kaliteli ve kullanıcı dostu ürünleriyle tanınmaktadır. Ayrıca, şirket, ürünlerinde yüksek performans, güncel teknolojiler ve şık tasarımlar kullanarak, müşterilerine en iyi kullanıcı deneyimini sunmayı hedeflemektedir. Şirket, Türkiye’nin yanı sıra, Avrupa, Asya ve Afrika gibi pek çok ülkede de faaliyet göstermektedir.
Co-Founder.Work’ün etkinliklerinden haberdar olmak için sosyal ağlarda takip edin:
Co-Founder.Work girişimcilere katma değer sağlayan ve yeni nesil çalışma deneyimi sunan bir coworking spacedir. İstek, inovasyon ve çalışmanın buluşma yeri olan Co-Founder.Work çalışanlarına sunduğu destekler ile ön plana çıkar. Girişimcileri destekleyen yapısıyla birçok start-up ile işbirliği içerisindedir. Merkezi ve güvenlikli konumu sayesinde zamandan kazanç sağlayabileceği gibi yüksek hızlı internet sayesinde işlerinizi rahatlıkla yapmanızı sağlar. Size uygun olan pakete göre hazır ofis, sanal ofis veya paylaşımlı ofis seçenekleri ile sizlere iş hayatınızda büyük kolaylıklar sağlar. Motivasyonumuzu aldığımız “MAY THE FORCE BE WİTH YOU” mottomuz ile sizleri ofisimize bekliyoruz.
W-Talk nedir?
Davet ettiğimiz girişimcilerle yaptığımız söyleşilere verdiğimiz etkinliktir. Konuşmacılar ile samimi bir ortam oluşturduğumuz etkinliklerde ilk olarak konuşmacımız günün konusundan bahseder. Daha sonrasında da katılımcılar ile soru cevap yaparak akıldaki soruları bitirdiğimiz bir etkinliktir. Konuşmacı sonrasında da networking bölümümüzde gelen katılımcılar birbiriyle tanıştırıp sosyal çevrelerini genişletmeyi hedefliyoruz.
İngiltere Rekabet ve Piyasa Kurumu’nun kararıyla bulut oyun pazarında dev satın alma iptal edildi. Microsoft bu kararla zor duruma düştü.
İngiltere Rekabet ve Piyasa Kurumu (CMA), Microsoft’un Activision Blizzard’ı satın alması için yapılan 69 milyar dolarlık anlaşmayı reddetti. CMA, anlaşmanın “Bulut oyun pazarındaki rekabete zarar vereceğini” belirtti.
CMA yaptığı basın açıklamasında Microsoft’un şu anda cloud game pazarının yüzde 60 ila 70’ini kontrol ettiğini belirtti. CMA, Xbox işinin yanı sıra Microsoft’un Azure ve Xbox Bulut Oyun altyapısıyla birlikte Windows’ta lider PC işletim sistemine de sahip olduğuna dikkat çekiyor.
CMA açıklama yaptı
Yapılan açıklamada: “Anlaşma, Microsoft’a Call of Duty, Overwatch ve World of Warcraft gibi önemli oyun içerikleri üzerinde kontrol sağlayarak pazardaki avantajını pekiştirecek. CMA’nın elindeki kanıtlar, birleşme olmazsa Activision’ın yakın gelecekte bulut platformları aracılığıyla oyunlar sağlamaya başlayacağını gösteriyor.
Bulut, İngiltere’deki oyuncuların pahalı oyun konsolları ve PC’leri satın almaktan kaçınmasına olanak tanır ve onlara nasıl oynadıkları konusunda çok daha fazla esneklik ve seçenek sunuyor. Microsoft’un tam da hızla büyümeye başladığı sırada cloud game pazarında böylesine güçlü bir konum almasına izin vermek, bu fırsatların geliştirilmesi için çok önemli olan yeniliğin altını oyma riski taşıyor” denildi.
Basın açıklamasında CMA’nın birleşmeyi araştırmak için getirdiği bağımsız uzmanlar panelinin başkanı olan Martin Coleman: “Bulut oyunları, yeniliği ve seçimi yönlendirmek için ücretsiz, rekabetçi bir pazara ihtiyaç duyuyor. Bu, bulut oyunlarındaki mevcut rekabet dinamiklerinin işlerini yapmaya devam etmesine izin vererek en iyi şekilde elde ediliyor” dedi.
Türk yazılım şirketi Voscreen, yakın zamanda ortaya çıkan kopyalama olayı sebebiyle Apple’a dava açtı.
Farklı konseptiyle yıllar önce piyasaya çıkan ve ülkemiz de dahil olmak üzere binlerce insanın dil öğrenmesine katkıda bulunan Voscreen, Apple ile davalık oldu. Türkiye’de Türk geliştiriciler tarafından kurulan Voscreen’in aynı isim ve görselleri taşıyan birebir Çinli kopyasının App Store üzerinde satışa sunulduğu ortaya çıktı. Olayın keşfedilmesinin ardından sosyal medyada kampanya başlatan Voscreen CEO’su Deniz Dündar, Apple’a karşı dava açacaklarını söyledi.
Türk yazılım şirketi olan Voscreen’inin kurucusu Deniz Dündar yayınladığı tweetinde açıkça belirtti. “Apple, eğitimde fırsat eşitliği vizyonu ve idealiyle tüm dünyaya yıllardır ücretsiz hizmet veren bir Türk şirketine ait Voscreen adlı uygulamanın Çinli bir şirket tarafından çalınarak ücretli bir şekilde”. açıklamasında bulundu.
Shangai Heterogenous Network Technology adındaki Çinli şirketin Apple’a ilettiği e-posta metninde “çakma uygulamanın adının ve logosunun farklı bir isimle değiştirildiği, uygulamaya dair toplanan tüm metadatanın (yapılandırılmış bilgilerin) silindiği ve bu haliyle incelemeye gönderildiği” yazıyordu. Üstelik e-postanın CC bölümünde asıl Voscreen’in kurucusu Deniz Dündar da var ki zaten bu e-postayı da kişisel LinkedIn hesabından paylaşmıştı.
Yani bir başka deyişle Çinli şirket, Türk şirketi Voscreen’in her şeye rağmen uzlaşma amacıyla yaptığı “gelin bizim çatımız altında birleşelim, yatırım ortaklığı kuralım” teklifini doğrudan olmasa da reddetmiş, uygulamanın adını ve logosunu değiştirme kararı alarak bu güncellemeyi yapıp incelenmesi için Apple’a göndermişti. Apple’ın uygulama marketi App Store’da ise bu değişikler, tıpkı yeni uygulama yayınlarında da olduğu gibi bir denetim ve onay sürecinden sonra kullanıcılara yansıtılıyordu.
Nitekim Apple’ın App Store için uyguladığı inceleme kuralları Çin’de farklı işliyor. Ülkede devlet kararı ile yasak olan kategorilerde uygulama yayınlamak imkansız. Ayrıca yine bu sebeple Çin’deki App Store, Türkiye’deki App Store’dan epey farklı ve geliştiriciler, Çin pazarına girmek isterlerse Çin’deki App Store’da uygulamayı ayrıca yayınlamak zorundalar.
Voscreen’in kurucusu Deniz Dündar, geçtiğimiz dakikalarda Twitter’dan yaptığı bir paylaşımla, uygulamayı çalan Çinli şirketin geçtiğimiz gün yaptığı talebiyle ilgili yeni gelişmeleri paylaştı. Dündar, Apple’ın Çinli şirketin talebini kabul ettiğini ve uygulamanın yayınlanmaya devam ettiğini aktardı.
Öte yandan Dündar, Apple’ın Voscreen’i çalan Çinli şirketin uygulamasını Türkiye, ABD, İngiltere ve Fransa gibi ülkelerden kaldırıldığını da paylaştı. Çin, Tayvan ve Hong Kong gibi yerlerin ise kaldığını ifade etti.
Microsoft, Edge web tarayıcısına düzenli olarak daha fazla özellik ekliyor, ancak bazen bunları kullanıcılara sunmadan önce düzgün bir şekilde test etmiyor. Bu durum, muhtemelen hiç duymadığınız veya kullanmadığınız ek bir işlevsellik için tarama geçmişinizin sızdırılması gibi ciddi gizlilik sonuçlarına yol açabilir.
Microsoft’un Edge tarayıcısı Google Chrome kadar yaygın kullanılmıyor olabilir, ancak en popüler ikinci masaüstü tarayıcısıdır. Bu, şirketin yıllar boyunca Chrome kullanıcılarını pop-up’larla rahatsız etmek ve farklı bir tarayıcıyı varsayılan olarak ayarlamayı zorlaştırmak da dahil olmak üzere mümkün olan her şekilde Windows kullanıcılarına zorlamasının sonucudur.
Edge, dizüstü bilgisayarlar ve 2’si 1 arada cihazlar için güç tasarrufu özelliklerinden otomatik video oynatmayı engellemeye ve kişisel favorim olan dikey sekmelere kadar kullanımı keyifli hale getiren bazı şık özellikler sunuyor. Redmond devi, Edge’i Chrome teknolojisinin aynısı ancak daha yetenekli ve “Microsoft’un ek güveni” olarak tanıtıyor, ancak son özelliğin en iyi ihtimalle şüpheli olduğu ortaya çıktı. Acı gerçek şu ki, çoğu tarayıcı eve telefon ediyor ve bazen bunu tasarım gereği değil, bir hata veya yanlış yapılandırma nedeniyle yapıyorlar. Gizlilik bilincine sahip bir Redditor, Microsoft Edge’de az bilinen ve adres çubuğundaki bir düğme aracılığıyla belirli içerik oluşturucuları takip etmenizi sağlayan bir özelliğin mevcut uygulamasında da bir gizlilik kabusu olduğunu keşfetti.
Görünüşe göre bu özellik, bir web sitesini her ziyaret ettiğinizde Edge’in bingapis.com’a bir istek göndermesine neden oluyor ve aslında tüm tarayıcı geçmişinizi Microsoft’a sızdırıyor. Stardock mühendisi Rafael Rivera The Verge’e yaptığı açıklamada sorunun, daha önce yalnızca YouTube, Facebook, Pinterest, TikTok, The Verge ve Engadget gibi sitelerdeki belirli sayfalar ziyaret edildiğinde etkinleştirilen yaratıcı takip özelliğinin varsayılan olarak etkinleştirilmesinden kaynaklandığını söyledi. Olumlu bir not olarak, Microsoft Edge’in belirli etki alanlarını Bing API web sitesine göndermesini engelleyen bir ana filtreye sahip. Şirket sorunu araştırdığını söylüyor, ancak sorunu hafifletmek için resmi bir yama beklemenize gerek yok. Sorunlu özelliği kapatmak için Ayarlar -> Gizlilik, Arama ve Hizmetler -> Hizmetler bölümüne gidin ve “Microsoft Edge’de içerik oluşturucuları takip etmek için önerileri göster” seçeneğini kapatın.
“Küresel Veri Dünyası” giderek büyüyor. IDC, 2026 yılına kadar dünyadaki veri hacminin yine iki katına çıkacağını öngörüyor. Çoğu işletme operasyonlarını dijitalleştirirken, daha stratejik iş yükleri oluşturmaya ve giderek daha fazla veri yaratmaya devam ediyorlar. Dolayısıyla işletmelerin başa çıkması gereken veri miktarı katlanarak artıyor. Bu nedenle ölçeklenebilirlik, esneklik ve uygun maliyetli depolama gibi önemli avantajlar sunacağından, ayrıntılı bir strateji temelinde buluta geçmek oldukça önemli.
Bu durumun sürdürülebilir olmayacağını ifade eden Veeam Ürün Stratejilerinden Sorumlu Kıdemli Direktör Rick Vanover konuyla ilgili şunları aktarıyor: “Gartner, genel bulut hizmetlerine yönelik son kullanıcı harcamalarının bu yıl 592 milyar dolara ulaşarak 2022 yılına göre yüzde 21’lik bir artış göstermesini bekliyor. Hızlı “lift and shift” geçişleri, modern veri koruma için en iyi uygulamaların takip edilmediği anlamına geliyor. Bu hızlı büyüme ve geçiş, kurumsal düzeyde bazı endişelere yol açıyor. Bulut Güvenliği Birliği’nin (CSA) raporuna göre şirketlerin %96’sı hassas bulut verileri için yeterli güvenliğe sahip olmadıklarını söylüyor – yani bu yolculukta kat etmemiz gereken uzun bir yol var.”
Verinizi tanıyın
Bir sorunu çözmek için ilk adım neyle karşı karşıya olduğunuzu bilmektir. Herhangi bir şeyi korumadan önce kimin neyi nerede depoladığını bilmeniz gerekir. İşletmedeki herkes aynı hesapları mı kullanıyor? Öyleyse, bu noktada bir hata olmadığından emin olmak için BT ekiplerinin genellikle dedektif gibi davranması ya da işletme genelinde bir inceleme yapması yerinde olur. Tehditleri tespit etmek için mali tabloları ve kuruluş genelinde bulut maliyetlerini içeren faturaları incelemek gerekebilir.
Çoğu kuruluşun sakladığı veri miktarı, ister şirket içinden taşınmış ister başlangıçta bulutta depolanmış olsun, bir araya getirildiğinde çok büyüktür. Doğası gereği istifçi olan insanlar, dijital dünyada da bu özelliklerini yansıtırlar. Buluttaki “sanal depo” sonsuz veri depolama kapasitesine sahip olsa da tüm verilerin yerini tespit etmek yalnızca işin yarısı olduğundan, hangi verilerin görev açısından kritik ve hassas olduğunu bilmek için bu verileri sınıflandırmak gerekir. Otomatik veri sınıflandırma motorları sıralama ve düzenleme yapmanıza yardımcı olabilir – bu sayede her şeyi en üst düzeyde korumaya çalışmazsınız. Bulutta tam olarak neyi depoladığınızı (ve nerede depoladığınızı) bildikten sonra, verilerin nasıl güvende olduğunu değerlendirmeye başlayabilirsiniz.
Kuruluşlar, verileri buluta taşımak için düşük bir giriş engeliyle karşılaştığından, ekipler gerekli olan güvenlik ve ağ süreçlerine öncelik vermemiş olabilir – geçiş çok hızlı gerçekleştiyse bu durum kolayca ortaya çıkabilir. Aynı şekilde, güvenliğin sağlanması açısından bulut tamamen farklı bir ortam olduğundan, bazı şeyler genellikle gözden kaçırılabiliyor – her zaman şirket içi ortamda bulunmayan çok sayıda yeni hizmet türü var ve bunların birçoğunun saldırı veya kesinti durumunda korunması ve kurtarılması gerekiyor. Bunlara örnek olarak bulut depolama alanındaki kodlar, diğer bulut hizmetlerinden yararlanan uygulamalar ve bulutta sağlanan API’ler verilebilir.
Sorumluluklarınızı bilin
En önemli sorunlardan biri, işletmelerin bulutta güvenlik ve veri koruma konusunda tam olarak nelerden sorumlu olduklarının farkında olmaması. Özellikle bulut güvenliğinin üzerine inşa edildiği paylaşılan sorumluluk modeline ilişkin farkındalık oldukça düşük. Bu durum, kurumların kendi sorumlulukları olmasına rağmen belirli güvenlik önlemlerinden sağlayıcının sorumlu olduğunu düşündüklerini gösteriyor. Aslında bulut sağlayıcısına bağlı olmakla birlikte, genellikle sağlayıcı altyapının ve onu barındıran fiziksel tesislerin güvenliğinden sağlayıcı sorumludur. Ancak uygulamaların, verilerin ve ortama erişimin güvenliğini sağlamak kullanıcının sorumluluğundadır.
Pratikte bu, işletmelerin ihlal veya kesinti durumunda bulutta depolanan tüm kritik ve hassas verilerin yedeklerine sahip olduklarından emin olmaları gerektiği anlamına gelir. En iyi uygulama, farklı ortamlarda olmak üzere birden fazla yedeğe sahip olmak (örneğin bir şirket içi ve bir bulut yedeği) ve en az bir kopya şirket dışında, çevrimdışı ve değişmez olmak üzere veri kopyalarının farklı ortamlarda bulundurulmasıdır.
İşletmenin diğer temel güvenlik sorumluluğu ise erişim ve ayrıcalıkların kontrol edilmesidir. Buluttaki her kullanıcının “God Mode”a erişimi varsa, herhangi bir ihlal yıkıcı olacaktır. Benzer şekilde, koruma ve provizyon gibi birden fazla farklı işlevi yerine getirmek için tek bir hesap kullanıldığında da durum aynıdır. Burada en iyi çözüm, işletme genelinde birden fazla hesabın kullanılmasını sağlamak, hesaplar ve abonelikler arasında erişim ve kimlik yönetimini doğru bir şekilde uygulamaktır; böylece bir güvenlik ihlali durumunda hata etki alanını kolayca ortadan kaldırabilirsiniz. Ayrıca kullanıcı düzeyinde, herkesin yalnızca ihtiyaç duyduğu kaynaklara ve ortamlara erişebilmesi için bulut ortamında “asgari ayrıcalık” ilkesine uyulduğundan emin olun.
Maliyet-Etkin olduğunuzdan emin olun
Büyük olasılıkla, yukarıdaki iki ilkenin hayata geçirilmesi çoğu işletme için önemli bir çalışma olacaktır. Ancak iyi haber şu ki, bunu yapmak için gerekli olan başlangıçtaki zorlu süreç bir sonraki aşamada aynı ölçekte tekrarlanmayacaktır. Yine de bulut ortamını uzun vadede sağlıklı ve uygun maliyetli tutabilmek için bulut veri hijyeni süreçlerine sahip olmak önemlidir.
Ayrıca, veri yaşam döngünüzün sağlıklı bir şekilde işlediğinden emin olmalısınız. Bu olmadan, başlangıçta atılan doğru adımlar zaman içinde etkisiz ve pahalı hale gelecek, işletme yanlış verileri yanlış şekillerde depolamak ve korumak için para harcayacaktır. Verinin bulutta doğru depolama platformunda olması gerekir ve yaşam döngüsü süresince bu platform mutlaka değişecektir. Örneğin, veri blok kaynaktan nesne depolamaya, oradan da arşiv depolamaya geçebilir. Bunlarla ilişkili maliyetler değişkendir, bu nedenle verileri verimsiz yollarla depolamadığınızdan (veya yedeklemediğinizden) emin olun.
Bunlar, bulut bilişim ve depolama maliyetleri için nihai “fatura şokundan” kaçınmak için gereken küçük adımlardır. Bu maliyetler basit verilerin ötesinde API maliyetleri, veri çıkışı (aktarımı) ve daha fazlasını içerir. İşletmelere her zaman, maliyetlerin birikmesini önlemek ve harcamaların beklentilerle eşleşmesini sağlamak için takip ettikleri yerleşik bir “bulut ekonomik modeline” sahip olmalarını öneririm. Buna gerçek hayattan şu örnek verilebilir; bir ışığı açık bırakırsanız ya da artık kullanmadığınız bir aboneliği iptal etmeyi unutursanız, aylık faturalarınız beklenenden daha yüksek gelecektir. Bu durum kurumsal bir bulut ortamında gerçekleşirse, toplam fatura dudak uçuklatabilir.
İşletmelerin (ve dünyanın) depolanan veri miktarı önümüzdeki beş yıl içinde artmaya devam ettikçe, bulut bu verilerin yönetilmesinde yapbozun hayati bir parçası olacak. İşletmelerin, verilerini depolama ve korumanın ötesine geçerek; bunları kullanmanın ve böylece kendi kurumları ve müşterileri için değer yaratmanın yollarını aramaları gerekiyor. Bunun için daha fazla çeviklik sağlayacak şekilde yeniden düzenleme yapılması gerekiyor, ancak bu aynı zamanda işletmenin “her duruma” hazırlıklı olması anlamına da geliyor. En iyi uygulamaların değişmesi kaçınılmaz olduğundan, dinamik bir yapıya sahip olan bulut bilişim de gelişmeye devam edecektir. İşletmeler hem bulutta hem de şirket içinde veri odaklı hale gelirlerse, gelecekte karşılarına çıkacak her şeye hazır olacaklardır.
2022 yılında sektör ortalamasının 2 kat üzerinde yüzde 164 büyüme yakalayan Paynet, biri Android tabanlı cihazların POS cihazı olarak kullanılmasını sağlayan PayPOS, diğeri de bireysel tüketici kredisi olmak üzere iki yeni ürünü pazara sunmuştu.
Android tabanlı cihazları kullanarak ek bir cihaza ihtiyaç duyulmaksızın fiziksel POS cihazlarının özellikleri ile ödeme almasını sağlayan PayPOS sayesinde NFC teknolojisi ile temassız ödeme alınabiliyor. Güvenli ve kolay kullanımı sayesinde ödeme işlemini sadece 4-5 saniyede tamamlıyor.
Paynet Pazar payını büyütmeye devam ediyor
2022 sonuçlarını bir basın toplantısında değerlendiren Paynet Genel Müdürü Onur Ertürk Paynet’in yeniliklerini ve PayPOS’un özelliklerini Techinside’a anlattı:
Tüm cepler ve tabletler POS makinesine dönüşebilir: 2022 sonuçlarını bir basın toplantısında değerlendiren Paynet Genel Müdürü Onur Ertürk Paynet’in yeniliklerini ve PayPOS’un özelliklerini Techinside'a anlattı. https://t.co/Ic22jxyjPEpic.twitter.com/34ODzWrZDX
2022 yılında sektörün 2 kat üzerinde büyüyen Paynet, hız kesmiyor. 2023’e yüzde 100’ün üzerinde büyüme hedefiyle giren şirket, ilk çeyrekte işlem hacmini yüzde 226 artırarak rekor kırdı. Yenilikçi ürün ve çözümlerinin desteklediği bu performansla pazar payını da artıran Paynet, ikinci çeyrek için de iddialı. Bu yıl finansman alternatiflerini artırmaya odaklandıklarını belirten Paynet Genel Müdürü Onur Ertürk, “Yılın ikinci çeyreği bu anlamda daha hareketli geçecek” diyor.
Paynet, 2023 yılının ilk çeyreğinde işlem adedinde yüzde 63, işlem hacminde de yüzde 226 artış yakalayarak büyüme rekoru kırdı. İlk çeyrekte işlem tutarına göre işlemlerin yüzde 95’i 3Dʼli, yüzde 5’i ise 3Dʼsiz gerçekleşti. Bununla birlikte işlem hacmine göre ödemelerin yüzde 16’sı tek çekim, yüzde 84’ü taksitli işlem olarak kaydedildi. Ödeme platformları olarak PayPortal toplam işlemlerden yüzde 57 pay alırken, Paynet Api yüzde 22, Paynet Mobil yüzde 21 pay aldı.
2023 yılı ilk çeyreğinde, geçen yıl üretilen işlem hacminin yaklaşık yarısına ulaştıklarını belirten Paynet Genel Müdürü Onur Ertürk, “Yılın ilk çeyreğine çok güzel bir başlangıç yaptık. BKM kartlı işlem pazarı 2022 Ocak ayı verilerine göre Pazar yüzde 146 büyürken Paynet olarak aynı dönemde yüzde 294 oranında büyüme kaydettik. Ardından da rekorlar gelmeye başladı. En yüksek günlük işlem hacmimizi Mart ayı içerisinde gerçekleştirerek ilk çeyrek işlem hacmimizi de yaklaşık yüzde 134’lük bir hedef gerçekleştirme oranıyla tamamladık. Böylelikle 2023 yılında da kartlı işlemler pazarındaki işlem hacmimizi genişletmeyi sürdürdük” diyor.
Büyümenin ivmesini yeni ürünler sağlıyor
İşletmelerin ürünlerini daha kolay satması için alternatif finans kanalları yaratmaya odaklanan Paynet, özellikle tahsilatta hızın ve verimliliğin önem kazandığı bu dönemde çözümleriyle sektörde farklılaşırken şirketlere önemli bir katma değer yaratıyor. Örneğin Paynet Bayi Ağı Çözümü özellikle bayi ve alt bayiye sahip şirketlerin nakit ve tahsilat akışını kolaylıkla yönetmelerini sağlıyor. Üreticiden son kullanıcıya kadar olan süreçte gerçekleştirilen satışlarda tahsilat tüm paydaşlara Paynet Bayi Ağı Çözümüyle otomatik olarak aktarılıyor. Anında herkesin hak ediş tutarı ilgili banka hesaplarına paylaştırılmış oluyor.
Avantajlı kredi hizmeti
Paynet’in geçtiğimiz yıl pazara sunduğu diğer yenilikçi çözümü PayKredi de işletmelerin yeni finansman opsiyonu ile son tüketicilere farklı ödeme alternatifi sunmasını sağlıyor.
Anlaşmalı bankalar üzerinden avantajlı faiz oranları, masrafsız ve sigortasız kredi sunması PayKredi’nin en önemli avantajları. Bu çözümle müşteriler kart limitlerini doldurmadan uzun vadede ödeme imkânı buluyor. Banka şubesine gitmeden, hızlı, dijital, anında onaylı ve güvenilir bir alışveriş deneyimi yaşıyorlar. Üye iş yerleri de taksit sayısını artırıp kart dışında alternatif bir ödeme yöntemi daha elde ettikleri için satış hacimlerini yükseltiyor.
“Müşterinin ihtiyacına yönelik sunulan çözümlerle ikinci çeyrek daha hareketli geçecek”
2023 yılına yüzde 100’ün üzerinde büyüme hedefiyle giren Paynet, yılın ilk çeyreğinde yeni ürün ve çözümleriyle şirketlerin en büyük finansal destekçisi olmaya devam etti. Şirketlerin nakit akışlarını daha hızlı ve kolay yönetmeleri bugün her şeyden daha kritik hale gelirken Paynet de Paynet üye iş yerlerinin ticari şirket kartları üzerinden tedarikçilerine ödeme yapmasını sağlayan Tedarikçi Ödemesi çözümünü pazara sundu. Bu çözümle tedarikçiler ödemelerini hızlıca alırken Paynet üye işyerleri de kartlarına uygulanan taksit ile ödemelerinde vade avantajı elde ediyor. Böylece işletmeler daha sağlıklı bir nakit akışına sahip oluyor.
Bu yıl finansman alternatiflerini artırmaya odaklandıklarını belirten Paynet Genel Müdürü Onur Ertürk, yılın ikinci çeyreğinin bu anlamda daha hareketli geçeceğini ifade ediyor. Ertürk sözlerini şöyle sürdürüyor: “İşletmelerin finansal araçlara erişimini kolaylaştırmak için çalışacak, fon sağlayan bankalar ile fon ihtiyacı olan şirketler arasında köprü vazifesi görmeye devam edeceğiz. Ödemelerin dijitalleştirilmesinin yanı sıra işletmelerin hangi bankada olursa olsun tüm hesaplarını tek bir noktadan izleyebileceği, hesaplar arası hızlı ve zahmetsiz şekilde para transferi yapabileceği ve nakit akışlarını kolayca yönetebileceği Açık Bankacılık çözümümüzde lisans kapsamımızı genişleterek 2023’te bu çözümümüzü daha geniş bir yelpazede sunacağız. Biz deneyim odaklı bir şirketiz. Başarımızın ve büyümede rekorlar kırmamızın en büyük nedeni müşterilerimizi dinleyerek onların ihtiyaçlarına odaklı çözüm geliştirme kabiliyetimiz.”
Siber suçlular, her geçen gün bireyleri ve şirketleri tehlikeye atmanın yeni yollarını keşfederek becerilerini ve araçlarını sürekli geliştiriyor. Kaspersky, son Securelist blog yazısında saldırganlar tarafından kullanılan ve yaygın olmayan bulaşma yöntemlerini mercek altına aldı. Yazıda diğer keşiflerin yanı sıra, HTTP harici hedeflere karşı DDoS saldırıları başlatmak amacıyla IoT cihazlarına bulaşan Mirai tabanlı bir solucan olan RapperBot hakkındaki detaylara da yer verildi. Yazıda bahsedilen diğer yöntemler arasında bilgi hırsızı Rhadamanthys ve muhtemelen BitTorrent ve One Drive aracılığıyla dağıtılan açık kaynaklı kötü amaçlı yazılımları temel alan CUEMiner de yer alıyor.
RapperBot ilk olarak Haziran 2022’de verileri düz metin olarak aktaran Telnet hizmetleri yerine, kurulan şifreli iletişim sayesinde dosya aktarmanın güvenli bir yolu olarak kabul edilen Secure Shell protokolünü (SSH) hedef almasıyla dikkat çekmişti. Ancak RapperBot’un son sürümü SSH işlevselliğini kaldırarak yalnızca Telnet’e odaklanmaya başladı ve bunda da oldukça başarılı. 2022 yılının 4. çeyreğinde, RapperBot bulaşma girişimleri 2 binden fazla benzersiz IP adresi üzerinden 112 binden fazla kullanıcıyı hedef aldı.
RapperBot’u diğer solucanlardan ayıran şey “akıllı kaba kuvvet” kullanması
Tehdit komut istemcisini kontrol ediyor ve buna uygun olacağını düşünülen kimlik bilgilerini seçiyor. Bu yöntem, büyük bir kimlik bilgileri listesini gözden geçirme ihtiyacını ortadan kaldırdığı için kaba kuvvetle şifre zorlama sürecini önemli ölçüde hızlandırıyor. Aralık 2022’de RapperBot’un en fazla sayıda cihaza bulaştığı ilk üç ülke Tayvan, Güney Kore ve Amerika Birleşik Devletleri oldu.
Bir diğer yeni kötü amaçlı yazılım ailesi, ilk olarak 2021’de Github’da ortaya çıkan açık kaynaklı bir kötü amaçlı yazılıma dayanan CUEMiner oldu. En son sürümü Ekim 2022’de keşfedilen CUEMiner, madencinin kendisini ve “izleyici” olarak adlandırılan bir yazılımı içeriyor. Bu program, kurbanın bilgisayarında video oyunu gibi ağır yük gerektiren bir işlem başlatıldığında sistemi izlemeye alıyor.
Kaspersky, CUEMiner’i araştırırken zararlı yazılımın iki yöntemle yayıldığını tespit etti. Bunlardan ilki, BitTorrent üzerinden indirilen ve Truva atı içerek kırık yazılımlar. Diğer yöntem ise OneDrive paylaşım ağlarından indirilen Truva atı içeren kırık yazılımlar. Yayının yayınlandığı sırada doğrudan bağlantılar henüz mevcut olmadığından, kurbanların bu kırılmış paketleri indirmeye nasıl ikna edildiği konusu belirsizliğini koruyor. Bununla birlikte, bugünlerde birçok korsan sitesi hemen indirme sağlamıyor. Bunun yerine daha fazla bilgi için Discord sunucu kanallarına yönlendirme yapıyorlar. Bu da arada bir tür insan etkileşimi ve sosyal mühendislik olduğuna dair şüpheleri güçlendiriyor.
CUEMiner kurbanları dünyanın her yerinde
Bu tür “açık kaynaklı” kötü amaçlı yazılımlar amatör ya da vasıfsız siber suçlular arasında oldukça popüler, çünkü büyük kampanyaların kolayca yürütülmesine olanak tanıyor. CUEMiner kurbanları şu anda dünyanın her yerinde görülebiliyor, hatta bazıları kurumsal ağlarda yer alıyor. KSN telemetrisine göre en fazla sayıda kurban Brezilya, Hindistan ve Türkiye’de bulunuyor. Son olarak Kaspersky blog yazısında, Google reklamcılığını kötü amaçlı yazılım dağıtma ve sunma aracı olarak kullanan bir diğer bilgi hırsızı olan Rhadamanthys hakkındaki yeni bulgulara yer verildi. Detaylar Mart 2023’te Securelist’te yer aldıktan sonra, Rhadamanthys’in doğrudan kripto para madenciliğini hedefleyen Hidden Bee madencisiyle güçlü bir bağlantısı olduğu ortaya çıktı. Her iki örnek de zararlı yükü görsel dosyalarının içinde saklıyor ve önyükleme sırasında benzer kabuk kodlarını paylaşıyor. Ek olarak, her iki örnek de “bellek içi sanal dosya sistemlerini” ve eklentileri ve modülleri yüklemek için Lua dilini kullanıyor.
Kaspersky GReAT Kıdemli Güvenlik Araştırmacısı Jornt van der Wiel, şunları söylüyor: “Açık kaynaklı kötü amaçlı yazılımlar, kodların yeniden kullanımı ve yeniden markalama, siber suçlular tarafından yaygın olarak kullanılan yöntemler. Bu durum acemi saldırganların bile artık büyük ölçekli kampanyalar gerçekleştirebileceği ve dünyanın dört bir yanındaki kurbanları hedef alabileceği anlamına geliyor. Dahası, kötü amaçlı reklam yazılımları, kötü amaçlı yazılım grupları arasında halihazırda yüksek talep gören popüler bir trend haline geliyor. Bu tür saldırılardan kaçınmak ve şirketinizi tehlikeye atılmaktan korumak için siber güvenlik alanında neler olup bittiğinin farkında olmak ve mevcut en yeni koruma araçlarını kullanmak büyük önem taşıyor.”
Securelist’te siber suçlular tarafından kullanılan yeni bulaşma yöntemleri ve teknikleri hakkında daha fazla bilgi edinebilirsiniz.
Kendinizi ve işletmenizi fidye yazılımı saldırılarından korumak için Kaspersky şu tavsiyelerde bulunuyor:
Kesinlikle gerekli olmadıkça uzak masaüstü hizmetlerini (RDP gibi) genel ağlara açmayın ve bunlar için her zaman güçlü parolalar kullanın.
Uzaktan çalışanlar için erişim sağlayan ve ağınızda ağ geçidi görevi gören ticari VPN çözümleri için çıkan mevcut yamaları derhal yükleyin.
Savunma stratejinizi yanal hareketleri ve internete veri sızıntısını tespit etmeye odaklayın. Siber suçluların bağlantılarını tespit etmek için giden yöndeki trafiğe özellikle dikkat edin.
Verilerinizi düzenli olarak yedekleyin. Gerektiğinde acil bir durumda yedeklerinize hızlıca erişebileceğinizden emin olun.
Tehdit aktörleri tarafından kullanılan gerçek TTP’lerden haberdar olmak için en son Tehdit İstihbaratı bilgilerine başvurun. Kaspersky Tehdit İstihbaratı Portalı, Kaspersky tehdit istihbaratı için ortak erişim noktasıdır ve 25 yıldır Kaspersky ekibi tarafından toplanan siber saldırı verilerini ve içgörülerini sağlar. Kaspersky, işletmelerin bu zor zamanlarda etkili siber savunma sağlamasına yardımcı olmak için, devam eden siber saldırılar ve tehditler hakkında bağımsız, sürekli güncellenen ve küresel kaynaklı bilgilere ücretsiz olarak erişim sunuyor. Teklife buradan erişim talep edebilirsiniz.
7. e-Safe Siber Güvenlik Zirvesi’nin gündemi seçim güvenliği, dezenformasyon, siber saldırılar ve hibrit savaş oldu. Zirvenin açılış konuşmasını yapan Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Ömer Fatih Sayan, seçimlerde vatandaşların iradesini sakatlamaya ve manipüle etmeye yönelik girişimlere izin vermeyeceklerini söyledi.
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Merkez Bina’da yapılan 7. e-Safe Siber Güvenlik Zirvesi’nin bu yılki teması: “Siber Tehditler ve Hibrit Savaş 2.0” oldu. Zirveye Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Ömer Fatih Sayan, BTK Başkanı Ömer Abdullah Karagözoğlu başta olmak üzere Milli Savunma Bakanlığı Muharebe ve Bilgi Sistem Daire Başkanlığı, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) Siber Savunma Komutanlığı ile kamu kurumlarının ilgili birim yetkilileri, bilişim ve siber güvenlik uzmanları, hukukçular ve akademisyenler katıldı.
Seçimlerin adil ve güvenli ortamda gerçekleşmesi için manipülasyonlara izin vermeyeceğiz
Zirvenin açılış konuşmasını yapan Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Ömer Fatih Sayan, seçimlerde vatandaşların iradesini sakatlamaya ve manipüle etmeye yönelik girişimlere izin vermeyeceklerini söyledi.
Seçimlere yaklaşık 2,5 hafta gibi kısa bir süre kaldığını ifade eden Sayan, “Bakanlık olarak başta BTK olmak üzere tüm ilgili kurum ve kuruluşlarımız aracılığıyla ve diğer kamu kurumlarımızla koordineli olarak bundan önceki seçimlerde olduğu gibi bu seçimde de milletimizin iradesinin manipülasyondan uzak bir şekilde sandığa yansıması adına canla başla çalışıyoruz. Ancak bu noktada özellikle sosyal medya platformlarına da büyük iş düştüğünü belirtmek isterim. Geçmişte farklı zamanlarda bazı ülkelerde sosyal medya platformları kullanılmak suretiyle seçimlere müdahale edilmeye, vatandaşların iradesini sakatlamaya ve manipüle etmeye yönelik girişimler oldu. Bunlar artık hemen herkesin bildiği gerçekler. Seçimlerin adil ve güvenli bir ortamda gerçekleşmesi için geçmişte olduğu gibi bugün de bu tarz manipülasyonlara izin vermeyeceğimizi herkesin bilmesini isterim” dedi.
İnternet aktörlerinin çok daha proaktif olmalarını bekliyoruz
Bazı sosyal medya şirketlerinin proaktif bir şekilde seçim öncesi ve sonrası ile seçim günü ne tür tedbirler aldığını kamuoyuna açıkladıklarını belirten Sayan, “Bu girişimleri ve proaktif yaklaşımı takdirle karşılıyoruz. Ancak özellikle Facebook, Instagram, Twitter, YouTube ve TikTok platformlarına büyük iş düştüğünü bu vesileyle bir kez daha vurgulamak isterim. Bahsi geçen platformların biliyorsunuz Türkiye’deki kullanıcı sayıları 10 milyonlarla ifade edilecek seviyelerde. Vatandaşlarımız aktif bir şekilde kullanıyor. Ancak bu durumun zaman zaman dezenformasyon ve manipülasyon amaçlı odakların müdahalelerine ortam hazırladığına şahit oluyoruz. Özellikle seçim dönemlerinde bu şirketler başta olmak üzere ülkemizde hizmet veren tüm küresel internet aktörlerinin çok daha müteyakkız çok daha proaktif olmalarını beklediğimizi bir kez daha ifade etmek isterim. Başta BTK olmak üzere tüm ilgili kamu kurumlarıyla koordineli olarak bu seçimin de adil ve güvenli bir ortamda gerçekleşmesi için sosyal medya şirketlerimizden büyük ihtimam bekliyoruz. Alınan tedbirleri de en belirli dönemlerle bizlere bildirmeye devam etmelerini buradan bir kez daha istiyoruz” diye konuştu.
Her 11 saniyede bir siber saldırı gerçekleşiyor
Dijital dünya ile bu kadar iç içe olunmasının, ‘siber güvenlik’ konusu giderek daha da önemli hale getirdiğine dikkat çeken Sayan, “Küresel siber suç maliyetlerinin önümüzdeki beş yıl içinde her yıl yaklaşık yüzde 15 artacağı tahmin ediliyor. Askeri sistemleri kullanılmaz hale getiren siber saldırılardan, kamu kurumlarının sistemlerine yapılan saldırılara kadar pek çok büyük ölçekli saldırı ülkeleri tehdit ediyor. Bunun bir tezahürü olarak da bu gün birçok ülkede silahlı kuvvetler yapılanması altında siber güvenlik birimi yer alıyor. Araştırmalara göre; her 11 saniyede bir siber saldırı gerçekleşiyor. Yapay zeka teknolojilerinin olgunlaşması ile birlikte önümüzdeki yıllarda siber saldırıların sayısının ve kapsamının daha da artacağını tahmin ediyoruz. Günümüzdeki siber savaş sadece bilgisayarlar üzerinde değil siber uzaydaki tüm teçhizat ve sistemlere karşı da sürdürülüyor. Bu nedenle büyük resme bakmalı ve olayın sosyal medya hesaplarımızın ele geçirilmesinden çok daha vahim olduğunun farkında olmalıyız” dedi.
Some’lerimizin sayısı 2.200’e yaklaştı
Eskiden geleneksel silahlar ve ordularla yapılan savaşların günümüzde yerini siber ordu ve silahlara bıraktığını ve siber uzayın artık 5. savaş alanı olarak görüldüğünü ifade eden Sayan, “Dolayısıyla siber güvenlik alanındaki ihtiyaçların milli olarak karşılanması kaçınılmaz bir zorunluluk haline geliyor. Bakanlığımız desteği ile BTK bünyesinde bulunan Ulusal Siber Olaylara Müdahale Merkezi (USOM), yurtiçi ve yurtdışı kaynaklı siber tehditleri önlemek amacıyla alarm, uyarı ve duyurulara ilişkin faaliyetler yürütüyor ve kritik durumlarda yerinde müdahale ekipleriyle olayın kontrolünün sağlanmasında önemli bir rol üstleniyor. Ülke çapında SOME’lerimizin sayısı 2.200’e yaklaşırken SOME’lerde görev yapan siber güvenlik uzmanlarımızın sayısı ise 6.500’ü aşmış durumda” bilgisini verdi.
Milli yazılımlarımızla siber vatanı koruyoruz
Sayan, “Yerli ve milli yazılımlarımızla siber vatanı koruyoruz. Ülkemizdeki kritik kurum ve kuruluşların tehditler ve zafiyetlere karşı uyarılarak ilgililerce gerekli önlemleri almalarını sağlıyoruz. Biz, siber güvenliği ülke güvenliği olarak değerlendiriyoruz. Şüphesiz ki milli güvenlikle ilgili her alanda olduğu gibi ulusal siber güvenliğimizin sağlanmasında da yerli ve milli ürün ve yöntemlerin geliştirilmesi ile kullanılması son derece önem arz ediyor. Siber güvenlik stratejileri, yeni teknolojiler ve çözümler hakkında konuştuğumuz bu Zirvenin de, siber güvenliğimizin daha da güçlendirilmesine önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum” değerlendirmesinde bulundu.
Google Authenticator uygulaması için yapılan yeni bir güncelleme, kullanıcıları gizlilik ve güvenlik ihlallerine açık hale getirdiği iddiasıyla geliştiricilerin eleştirilerine neden oldu.
Kimlik doğrulama kodlarınız tehlikede olabilir.
Bu haftanın başlarında Google, Android ve iOS için kullanıcıların tek seferlik kimlik doğrulama kodlarını buluta yedeklemelerine olanak tanıyan bir güncelleme yayınladı. Ancak araştırmacılar bu işlem için kullanılan ağ trafiğinin uçtan uca şifrelenmediğini belirtti. Güvenlik araştırmacısı ve programcı ikilisi, Mysk adlı tek bir çevrimiçi tanıtıcıdan konuşarak, uygun şifreleme olmadan, kullanıcıların iki faktörlü kimlik doğrulama (2FA) sırlarının Google tarafından görüntülenebileceğini veya tehdit aktörleri tarafından potansiyel olarak erişilebileceğini iddia etti.
Araştırmacılar tweet’lerinde “Her 2FA QR kodu, tek seferlik kodları oluşturmak için kullanılan bir sır ya da bir tohum içerir” dedi. “Başka biri bu sırrı biliyorsa, aynı tek seferlik kodları üretebilir ve 2FA korumalarını yenebilir. Dolayısıyla, eğer bir veri ihlali olursa ya da birisi Google Hesabınıza erişim sağlarsa, tüm 2FA sırlarınız tehlikeye girecektir.” Mysk ayrıca 2FA QR kodlarının ilgili oldukları hizmetin adıyla ilgili veriler içerdiğinden, Google’ın kullanıcılara kişiselleştirilmiş reklamlar sunmak için bu verilere erişebileceğini belirtti. Güvenlik analisti Graham Cluely de Mysk’in bulgularını yineleyerek “Google bu özelliği güvenliğinizi düzgün bir şekilde koruyacak şekilde uygulamadığı için bu özelliği etkinleştirmemelisiniz” dedi. Bu özellik uzun zamandır talep ediliyordu ve Google, bazı kullanıcıların bir cihazın çok önemli hesaplara bağlı olmasından duyduğu hayal kırıklığını kabul ederek bu özelliği eklediğini söyledi.
Google’da grup ürün müdürü olan Christiaan Brand bir blog yazısında “Yıllar boyunca kullanıcılardan duyduğumuz en önemli geri bildirimlerden biri, Google Authenticator ‘ın yüklü olduğu kayıp veya çalıntı cihazlarla başa çıkmanın karmaşıklığıydı” diye yazdı. “Authenticator’daki tek seferlik kodlar yalnızca tek bir cihazda saklandığından, bu cihazın kaybedilmesi, kullanıcıların Authenticator kullanarak 2FA ayarladıkları herhangi bir hizmette oturum açma yeteneklerini kaybetmeleri anlamına geliyordu.”
Yeni güncelleme ile kullanıcılar, Google hesaplarını kullanarak Authenticator uygulamasında oturum açtıktan sonra yeni bir telefonda tek seferlik kodlara tekrar erişebilecekler. Google Authenticator kodları otomatik olarak buluta yedekleyecek, ancak kullanıcılar uygulamayı bir Google hesabı olmadan da kullanabilecekler. Microsoft, Microsoft Authenticator’da bulut yedeklemelerine zaten izin vermişti ve dokümantasyon sayfası buluta gönderilen anahtarların AES-256 ile ne ölçüde şifrelendiğini özetledi.
Otomotiv endüstrisinde ve özellikle elektrifikasyonda 2030’a kadar liderliği hedefleyen Hyundai Motor Grubu, şimdi de havacılık ve uzay araştırma kuruluşlarıyla birlikte bir ay keşif platformu ve kaşif robotlar geliştirmeye hazırlanıyor. Tarih boyunca insanlığı heyecanlandıran aya yolculuk ve uzay macerası gibi fikirleri daha somut örneklerle desteklemek isteyen Hyundai, ay yüzeyini keşfetmek ve mobilitede daha farklı bir boyuta geçmek için bilimden ve teknolojiden daha fazla yararlanmaya başlıyor.
Hyundai, yeni projeleriyle havacılık ve uzay sektöründe çığır açmaya hazırlanıyor.
Kore Astronomi ve Uzay Bilimleri Enstitüsü (KASI), Elektronik ve Telekomünikasyon Araştırma Enstitüsü (ETRI), Kore İnşaat Mühendisliği ve Yapı Teknoloji Enstitüsü (KICT), Kore Havacılık ve Uzay Araştırma Enstitüsü (KARI), Kore Atom Enerjisi Araştırma Enstitüsü (KAERI) ve Kore Otomotiv Teknoloji Enstitüsü (KATECH) gibi havacılık ve uzay sektöründeki araştırma merkezleriyle ortak bir araştırma geliştirme anlaşması imzalayan Hyundai, böylelikle insanlığın bilimden ve teknolojiden daha fazla yararlanmasına katkıda bulunacak. Hyundai Motor Grubu, ortak kuruluşlarla yapılan görüşmelerin ardından ilk uzay keşfini ay yüzeyinde gerçekleştirmeye karar verdi. İlk test ünitesini 2024’ün ikinci yarısında tamamlamayı bekleyen grup, 2027’de de hareket kabiliyetine sahip bir model oluşturmayı hedefliyor. İnsan erişimini ve mobilite deneyimlerinin kapsamını genişletmek isteyen Hyundai, uzayda elde edeceği tüm tecrübeleri hayatın her alanına yaymış olacak.
Ayın yüzeyini keşfetmek isteyen Hyundai, solar şarjlı ve otonom sürüşlü bir ay platformu oluşturacak
Koreli kuruluşlarla birlikte ortaklaşa geliştirilecek ay plarformu ve kaşif robotikler, Hyundai Motor Grubu’nun gelişmiş otonom sürüş teknolojilerini, elektrikli motor, yürüyen aksam ve süspansiyonlardan oluşan sürüş sistemini, solar panel ve batarya şarj parçalarını ve aynı zamanda Hyundai Rotem’in geliştirdiği hareketli özel robotunu kullanacak. Platform ve robotikler, ay yüzeyinin koşullarına dayanmak için termal yönetim işlevine ve radyasyon kalkanına sahip olacak. Araştırma ve geliştirme aşamalarından sonra ay yüzeyine yakın bir ortamda test evresine geçecek olan grup, platform ve robotikleri ayın güney kutbuna yakın bir yere indirmeyi planlayacak. Güneş enerjili ve otonom sürüşlü robotikler yaklaşık 70 kg ağırlığında olacak. Ay yüzeyinin kazılması ve örnek maddelerin alınması için özel hareket mekanizmasına da sahip olacak robotikler, çeşitli bilimsel görevleri yerine getirerek hem havacılık hem de otomotive yön vermiş olacak.
Yeni nesil yaratıcı ekipleri, kendi içinde kurduğu yapay zeka ekibi ile destekleyen Consciouslab, NLP, difüzyon gibi dönüştürücü bazlı yapay zeka modellerini birleştirerek yeni nesil iletişim ihtiyaçlarına cevap veriyor.
Consciouslab, Web3, Sosyal Medya, AR, Veri Görselleştirme, Blockchain gibi teknoloji ile iç içe konularda, markalar için strateji ve yaratıcı fikirler geliştirip uyguluyor. Değişen sosyal medya, yaratıcı yeni nesil fikirler ve ses getirecek büyük çaplı aktivasyonlar için yepyeni bir bakış açısı sunuyor.
Üretici yapay zeka destekli yaratıcı bir laboratuvar
Kayhan Dural Consciouslab’in doğuşunu şu şekilde anlatıyor: “Müthiş hızlarda ilerleyen teknolojik gelişmeler ve platformlar, yeni iletişim ihtiyaçları doğurdu. Bu iletişim ihtiyaçlarını geleneksel reklam yapılarıyla karşılamak çok mümkün değil. Herkesin farkında olduğu bu durum için bir çözüm önerisi getirmek ve sektöre yetenek çekebilecek bir bakış açısı kazandırmak istedim. Bu sebepten konsantre yaratıcı ekipler ile yapay zeka teknolojilerini birleştirerek yepyeni hizmetler üreten bir model ortaya çıktı: Consciouslab”
Consciouslab’in kurucu ekibinden, yaratıcı lider Selin Dönmez ise Consciouslab’den şöyle bahsediyor: “Her gün başka bir habere ve gelişmeye uyanıyoruz, teknoloji ve üretimde kullanılan araçlar değişiyor. Günün sonunda her zaman ekipler bir fikri ve yapıyı bir yere taşır, o yüzden bu iki yolun birleşimine şahitlik etmek çok güzel. Consciouslab ekip yapısı ve bakış açısı olarak da her ihtiyaca ve modele uygun bir biçimde şekillenen bir yapı. Yapacağımız her şey için çok heyecanlıyız.”
2022 yılında global stratejisinde tüketici elektroniği perakendeciliğinden, deneyim elektroniği perakendeciliğine yönelen MediaMarkt, yeni hedefini açıkladı
Geniş ürün yelpazesiyle teknoloji severlere konforlu alışverişin keyfini sunan Avrupa’nın 1 numaralı ve Türkiye’nin lider elektronik perakendecisi MediaMarkt, 2022 mali yılı sonuçlarını açıkladı. MediaMarktSaturn Perakende Grubu’nun 2022 mali yılı cirosu 21,8 Milyar Euro olarak gerçekleşirken, yine aynı dönemde yapılan faaliyetler sonrasında elde edilen FVÖK 197 Milyon Euro olarak açıklandı. MediaMarkt Türkiye ise MediaMarktSaturn Perakende Grubu içerisinde en hızlı büyüme gösteren ülke oldu.
Türkiye pazarına girdiği ilk günden itibaren büyümesini sürdüren MediaMarkt, bugün 29 ilde 91 mağazada 230 bin metrekarenin üzerinde bir alanda hizmet veriyor ve Türkiye’nin en geniş satış alanına sahip elektronik perakendecisi konumunda. Yatırımlarına hız kesmeden devam ederek geçtiğimiz günlerde Ankara’da Panora AVM içerisinde Türkiye’deki 91. mağazasının açılışını gerçekleştiren MediaMarkt, önümüzdeki 3 aylık dönemde Alanya, Antalya ve Isparta’da mağazalar açacak.
Her geçen yıl istihdama katkı sağlamaya devam eden MediaMarkt Türkiye, 2021 yılında 2.495 olan çalışan sayısını bir sonraki sene 3.006’ya çıkarırken, 2022 yılı Ekim ayından bugüne kadar olan sürede %10’luk bir artış ile istihdam ettiği kişi sayısını 3.315’e çıkardı.
Yeni hedef deneyim şampiyonu olmak
2022 yılında global stratejisinde tüketici elektroniği perakendeciliğinden, deneyim elektroniği perakendeciliğine yöneldiklerini söyleyen MediaMarkt Türkiye CEO’su Faruk Kocabaş, konuyla ilgili şunları söyledi:
“Deneyim Şampiyonluğu yol haritamızı 4 ana başlık altında şekillendirdik. Bütünleşik kanal yaklaşımıyla, mağazalarımızda ve tüm dijital platformlarda sunduğumuz Alışveriş Deneyimi; sağladığımız servis ve hizmetlerde Kullanım Deneyimi; işini seven uzman çalışanlarımız için Çalışan Deneyimi; sürdürülebilirliğe katkıda bulunacak Sosyal & Çevresel Etki Deneyimi. Hedefimiz bu alanların tamamında ilk tercih edilen deneyim elektroniği perakendecisi olmak.”
“Alışveriş Deneyimini müşterilerimize hem mağazamızda hem de satın alma sonrasında en iyi şekilde yaşatıyoruz. 55 mağazamızda MediaMarkt Barista köşemiz bulunuyor. Mağazamızda alışverişe gelen müşterilerimiz, kahve makinesi satın almadan önce, diledikleri kahve makinesinde yapılmış kahveleri deneyimleyebiliyor veya ikram kahvelerin tadına bakabiliyorlar. Bu deneyim sayesinde müşterilerimiz satın almadan önce ürünün performansından emin olabiliyorlar. Bizi tercih eden müşterilerimize sunduğumuz ürün sevkiyat deneyiminin de en üst düzeyde olmasına önem veriyoruz. Zamanında teslimat performansımızda %99 oranında başarı elde ettik. 81 ilde kapıdan iade alımı hizmetimiz bulunuyor. Küçük ürün gruplarında saatli teslimat gerçekleştiriyoruz. Geri dönüştürülebilir materyalden kargo kutuları kullanımıyla ambalaj atıklarını azaltmayı ve atık kaynaklı karbon ayak izimizi önümüzdeki 2 yıl içinde %25 azaltmayı planlıyoruz.”
“Kullanım Deneyiminde ürün yaşam döngüsü boyunca sunduğumuz hizmetler ile tüketicinin ürünleri en iyi şekilde deneyimlemesini sağlıyoruz. Ürünün satın alındığı andan, tüm kullanım süresi boyunca üründen en yüksek verimin alınabilmesi için çok çeşitli satış sonrası hizmetler sunuyoruz. Müşterimiz ürününü yenilemek istediğinde, eskiyi ver yeniyi al dediğimiz geri alım olanağı sunarak, ürün yaşam döngüsünü uzatıyor; müşterimize mükemmel bir kullanım deneyimi sağlamaya devam ederken, aynı zamanda atık oranını azaltarak çevreye de katkı sağlıyoruz. Ayrıca Türkiye’de bir ilk olarak telefon kategorisinde müşterimizin ürünü arızalandığında tamiri yapılana kadar ikame ürün verebiliyoruz ve ikame ürün gamımızı da genişletmek için çalışıyoruz.”
Faruk Kocabaş, açıklamalarına şöyle devam etti: “Çalışan Deneyimini en üst noktaya taşımak için çalışanlarımızı teknoloji ile donatıyoruz, eğitim ve gelişimlerine yatırım yapıyoruz. 3.315 çalışanımıza sağladığımız mobil cihazlarla, teknolojideki uzmanlığımızı tüm altyapılarımıza da yansıtarak güçlendiriyoruz. Canlı ve interaktif tedarikçi ürün eğitimleri ve kategori bazlı eğitimler veriyoruz. Her çeyrekte en az 40 eğitimimiz oluyor. Top Employer Enstitüsü tarafından ‘En İyi İşverenler’den biri seçildik. Düzenli aralıklarla memnuniyet ölçümü yapıyoruz. Çalışanlarımızın %88’i “MediaMarkt’ta çalışmaktan gurur duyuyorum” ifadesini kullanıyor.
Sürdürülebilir bir gelecek için “daha iyiye”
MediaMarkt Türkiye Sosyal & Çevresel Etki Deneyimi kapsamında “Daha İyiye” vizyonuyla dünyayı daha sürdürülebilir kılmak için çalışmalarını sürdürüyor. Bu çerçevede ülkemizi daha fazla ağaçlandırmak için TEMA Vakfı aracılığı ile Gaziantep Çınarlı ağaçlandırma sahasında 10.000 fidanlık bir Hatıra Ormanı oluşturan MediaMarkt, alışveriş sonrası kendilerine e-posta ile iletilen memnuniyet anketini doldurarak MediaMarkt Hatıra Ormanı’nın oluşturulmasına katkıda bulunan müşterileriyle birlikte, sürdürülebilir bir geleceğe adım atmayı destekliyor.
“Eğitimle Daha İyiye” Projesiyle deprem bölgesindeki 12 bin çocuğun umudu olacak
MediaMarkt Türkiye, sadece bugünü değil, yarını da düşünerek deprem felaketinden etkilenen bölgelere uzun vadede katkıda bulunabilecek sürdürülebilir çalışmalara odaklanıyor. Deprem bölgesine yardım amacıyla açıkladığı 2 Milyon Euro’luk bağış fonu kapsamında MediaMarkt, gençlerin eğitim hayatına devam edebilmelerine destek olmak için Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV) ile önemli bir projeye imza attı. MediaMarkt “Eğitimle Daha İyiye” projesi kapsamında 3 adet donanımlı TEGV Ateşböceği eğitim tırı oluşturarak, deprem bölgesine gönderecek. Eylül ayında başlayacak ve 3 yıl devam edecek bu proje kapsamında, ikinci ve sekizinci sınıf aralığındaki 12 bin çocuğun umudu olmak hedefleniyor ve deprem bölgesindeki çocukların eğitimine yönelik çalışmalara devam edileceği belirtiliyor.
Türkiye’nin 100. yılında deneyim odaklı yepyeni bir mağazacılık konsepti: MediaMarkt Lighthouse
MediaMarkt Türkiye, perakendecilik anlayışını değiştirecek yepyeni bir konsept ile ilk Lighthouse mağazasını Ekim ayında İstanbul Marmara Park’ta açacağını duyurdu. Markaların ve Teknolojinin Evi olarak konumlandırılan bu yeni konsept mağazanın odak noktasına müşteri deneyimini alarak farklılaşacaklarını söyleyen MediaMarkt Türkiye CEO’su Faruk Kocabaş, Lighthouse mağazada, alanında yetkin uzmanlarla müşterilere en son teknolojileri göstermeyi, üstün müşteri hizmeti sunmayı ve benzersiz bir deneyim yaşatmayı hedefledikleri söyledi. Bu mağazada teknolojiyi tüketicilerle buluşturan Deneyim Alanları ve markaların en son yeniliklerini sundukları Butikler, Servis & Müşteri Hizmetlerine özel alanlar ve müşterilerin daha keyifli vakit geçirebilmeleri için özel bir kafeterya olacak.
Elon Musk yanlışlıkla gizli ikinci Twitter hesabını ifşa etmiş gibi görünüyor. 3 yaşında bir çocuk gibi davranan ve sitede umutsuzca takip edilmek isteyen bir hesaptan bahsediyoruz!
Musk yine yapacağını yaptı!
Elon Musk’ın gizli bir Twitter hesabı olduğuna dair iddialar, bir tweetinde yaptığı küçük bir hata sonrası yeniden gündeme geldi.
Musk dün içerik oluşturucuların para kazanma özelliğini açmaları için talimatlar içeren bir tweet attı ve bu da keşfedilmesine yol açtı. Twitter kullanıcıları kısa süre içinde sağ üst köşede Musk’a başka bir hesaba giriş yapma seçeneği sunulduğunu fark etti.
Bundan birkaç dakika sonra, elbette insanlar “Elon Test” adlı bu hesap olduğuna inandıkları hesabın izini sürdüler. Geçen yıl Musk’ın görevi devralmasından sonra kurulan hesap, platformda daha fazla etkileşim görme arzusu ve Tesla sevgisi de dahil olmak üzere Elon Musk ile birkaç ilgi alanını paylaşıyor.
Elon Musk, alt hesabı olduğunu iddia eden Dogecoin’den ilham alan bir hesaba “Bunun ben olduğumu asla tahmin edemezsiniz” şeklinde bir tweet atarak hesabın kendisine ait olduğu iddialarını kuvvetlendirdi. Ancak, bu iddialar henüz doğrulanmış değil ve Elon Musk veya SpaceX tarafından da resmi bir açıklama yapılmış değil. Hesabın amacını açıklamadı ve esas olarak orada burada birkaç garip yanıt için kullanıldığı göz önüne alındığında, açıklanacak gibi de gözükmüyor.
ASELSAN’ın 2023 yılı ilk çeyrek finansal sonuçları açıklandı. ASELSAN’ın üç aylık cirosu geçen yılın aynı dönemine göre % 90 büyüyerek 8,3 milyar TL’ye ulaştı.
Her çeyrekte büyüyen ASELSAN, 2023’ün ilk çeyreğinde de büyümesini sürdürdü. ASELSAN’ın Faiz, Amortisman ve Vergi Öncesi Kârı (FAVÖK) 1,9 milyar TL olarak gerçekleşti. Şirketin net kârı geçen senenin aynı dönemine göre % 34 artış göstererek 2,3 milyar TL seviyesine ulaştı. Güçlü özsermaye yapısını korumaya devam eden ASELSAN’ın öz kaynakların aktife oranı % 55 oldu.
Şirketin 2023 yılı ilk çeyrek finansal sonuçlarını değerlendiren ASELSAN Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Prof. Dr. Haluk Görgün, şunları söyledi:
“ASELSAN olarak ülkemiz için var gücümüzle çalışmaya, teknoloji üretmeye ve hep daha ileriye gitmek için gayret göstermeye devam ediyoruz. Şirketimizin 2023 yılı ilk çeyrek sonu itibarıyla bakiye siparişleri 8,2 milyar Amerikan doları oldu.
Sahip olduğumuz engin mühendislik tecrübemizle ülkemizin ihtiyaçlarını karşılamaya, ortak hedefimiz olan yerli ve milli bağımsızlık yolunda var gücümüzle çalışmaya devam ediyoruz.
Altay Tankı, TCG Anadolu, Hürjet, Hürkuş, Gökbey, MMU, Atak, Genel Maksat Helikopteri, F-16, Aksungur, Akıncı, TB2 ve TB3 gibi milli platformlarımıza, radar elektronik harp, aviyonik, elektro optik, haberleşme sistem ve alt sistemleri sağlamanın sorumluluğunu başarıyla gerçekleştirmenin gururunu yaşıyoruz.
Son 3 yılda millileştirilen ürün sayısı 706’ya çıktı
ASELSAN olarak 2023 yılı ilk çeyreğinde tedarikçilerimize yaklaşık 9,3 milyar TL ödeme yaptık. 2023 yılının ilk 3 ayında 40 adet ürünün millileştirilmesini başarı ile tamamladık. Böylelikle son 3 yılda millileştirdiğimiz ürün sayısını 706’ya çıkararak 726 milyon USD’nin üzerindeki büyüklüğün ülkemizde kalmasını sağladık.
2023 yılı ilk çeyreğinde, bugüne kadar hiç satış yapılmamış bir yeni ülkeye daha ASELSAN ürünlerinin ihracını gerçekleştirdik. Böylece son dört yılda kullanıcımız olan ülke sayısı bugün itibarıyla 83’e ulaştı. Yurt dışı bakiye siparişimiz ise bir milyar doların üzerine çıktı. Önceki yıllardaki ilk çeyrek performansının üzerine çıkarak, 2023 yılının ilk çeyreğinde 136 milyon USD değerinde yurt dışı sözleşme imzaladık.
2023 yılının devamında da aynı çalışma azmiyle ilerlemeye ve bunu finansal sonuçlarımıza aktarmaya devam edeceğiz. Başta Cumhurbaşkanımız, Savunma Sanayii Başkanlığımız ve çalışanlarımız olmak üzere tüm paydaşlarımıza teşekkür ederim.”
Geleceği şekillendiren yapay zeka her alanda olduğu gibi siyaset dünyasını da yakından ilgilendirir hale geldi. Yeni Zelanda, Japonya gibi ülkelerde aday olarak seçim yarışına katılan yapay zeka uygulamaları özellikle seçmen kitlelerinin analizi için kullanılabiliyor. En büyük tartışma konusu ise yalan haber üretimi ve seçim güvenliği. Yapay zeka odaklı teknolojiler geliştiren girişimcilik stüdyosu Cerebrum Tech’in Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Erdem Erkul, “Dil modellemeleri alanındaki son gelişmeler ve deepfake gibi teknolojiler sosyal medyada yanlış bilgilerin bot ve sahte hesaplar aracılığıyla yayılmasını kolaylaştırabilir. Ancak büyük veriyi analiz etmekte sağladığı olanaklar ile yapay zeka, seçim güvenliği ve dezenformasyona karşı mücadelede katkı da sağlayabiliyor” diye konuştu.
Yapay zeka, birçok ülkede farklı uygulama alanlarıyla seçim kampanyalarında kendine daha fazla yer buluyor. 2016’daki ABD seçimleri ve İngiltere’nin Brexit oylaması gibi süreçlerde sahte ve bot hesapların yarattığı manipülatif etkilerin yapay zeka yardımı ile daha da artması beklenirken, bu konularda alınabilecek önlemler için de yapay zekadan faydalanmak mümkün.
Yapay zeka odaklı sürdürülebilir teknolojiler geliştiren girişimcilik stüdyosu Cerebrum Tech’in Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Erdem Erkul, “Yapay zekada dil modellemeleri alanında yaşanan son gelişmelerle birlikte sosyal medyada bot hesap oluşturmak ve sahte haber üretmek oldukça kolaylaştı. ChatGPT gibi uygulamaları kullanarak daha doğal, etkileşim alabilecek paylaşımlar üretilebiliyor. Deepfake teknolojisiyle üretilen sahte videolar, manipülatif bilgiler dakikada onlarca, yüzlerce paylaşım yapabilen bot hesaplar aracılığıyla hızla yaygınlaşabilir. Örneğin, 2016’daki ABD seçimleri öncesindeki iki aylık süreçte 36 bin otomatik hesap üzerinden 288 milyon kez retweet edilen 1,4 milyon paylaşım yapıldığı raporlara yansıdı. Bu paylaşımlar hemen sonrasında silindiği için fark edilmesi zorlaşıyor. Buna karşın bu paylaşım trafiğinin ve sahte hesapların tespit edilmesi için de yine yapay zekadan faydalanmak mümkün. Büyük veriyi analiz etmekte sağladığı olanaklar ile yapay zeka, dezenformasyona karşı mücadelede katkı da sağlayabilir” diye konuştu.
Türkiye’de geçen günlerde yayınlanan bir araştırmaya göre de Twitter’da son iki ayda günlük trendlere giren her beş gündem etiketinden en az birinin sahte olduğu tespit edilmişti.
Güney Kore’de cumhurbaşkanı adayı yapay zekalı avatarı ile milyonlara ulaştı
Yapay zekanın birçok ülkede farklı uygulama alanlarıyla seçim kampanyalarında da daha fazla kullanıldığını söyleyen Dr. Erdem Erkul, “Yapay zeka seçmen kitlesini analiz etmekte ve seçim kampanyalarında önemli avantajlar sağlayabiliyor. Örneğin 2022’de Güney Kore’deki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde muhalefet adayı Yoon Suk-yeol’un yapay zeka destekli dijital avatarı kısa sürede 7 milyondan fazla genç seçmenle metaverse ortamı üzerinden buluşarak konuştu. Yanıtları gazete manşetlerine taşınan Yoon Suk-yeol bu destekle seçimi kazandı. ABD’de ise Demokrat Parti’nin seçmenlerin sosyal medyadaki siyasi eğilimlerini analiz ederek yaklaşan seçimler öncesi kampanya finansmanı için yapay zeka yardımıyla kişiselleştirilmiş mektuplar yazdığı basına yansıyan haberler arasında. Öte yandan yapay zeka sadece seçim kampanyalarında değil seçim ve sandık güvenliği anlamında da fırsatlar sunabilir. Örneğin yapay zeka destekli uygulamalar oy verme işlemlerinde kişisel asistan olarak görevlendirilebilir, sandık sonuçlarının takip edilmesinde hız kazandırabilir, geçmiş seçim sonuçlarıyla karşılaştırmalı analiz ortaya koyabilir, olağandışı durumların takibini kolaylaştırabilir” değerlendirmesini yaptı.
Yapay zeka seçimlerde aday olabilir mi?
Çin merkezli bir mobil oyun şirketinin CEO’luk görevine atanan “Tang-Yu” isimli yapay zeka robotunu anımsatan Dr. Erkul, benzer uygulamanın siyaset dünyasında da yansıma bulduğunu dile getirerek “Yeni Zelanda’da 2018 yılında yapılan seçimlerde “SAM” adı verilen uygulama dünyanın ilk yapay zekalı siyasetçisi olarak siyaset tarihe geçti. SAM’in iddiası zaman, yer kısıtlaması olmadan her an vatandaşların sorunlarını dinleyebilmesi. SAM ilk kullanıma girdiği günden bu yana hâlâ internet sitesi üzerinden seçmenlerin taleplerini dinliyor ve çözümlerini paylaşıyor. 2018 Rusya seçimlerinde de Yandex yapay zekası “Alice”i yaratarak seçimlere katılmasını sağlamıştı. Alice o seçimlerde Rus vatandaşlarından yaklaşık 25 bin oy aldı. Muhalif söylemler hakkında fikri sorulan Alice’in bu fikirleri dile getirenlerin cezalandırılması gerektiğini söylemesi ise tepki çekmişti. Japonya’da ise yapay zeka ile belediye seçimlerinde karşılaştık. Japonya’nın başkenti olan Tokyo’nun Tama ilçesinde belediye başkanlığı yarışına giren “Mitchihido Matsuda” ismi verilen yapay zeka uygulaması 4 bin oy alarak 3’üncü sırada yer aldı. Matsuda’nın seçim vaadi ise 100 kişiden 99’unun yönetiminden memnun kalacağı idi” ifadelerini kullandı.
Kanun yapıcıların yapay zekayı gündeme alması gerekiyor
Tüm dünyada yapay zekaya yönelik regülasyon tartışmalarının hız kesmeden sürdüğünü vurgulayan Dr. Erdem Erkul, Türkiye’de de kanun yapıcıların geç kalınmadan yasal düzenlemeleri gündeme alması gerektiğini belirterek şunları ifade etti:
“Bu konuda ABD ticari açıdan faydacı bir yaklaşım sergilerken, AB tarafında ise kişilik hakları ve veri güvenliğinin gözetilmesi yaklaşımı ağır basıyor. Çin’de ise toplanacak verilerin kullanıcıya açıkça belirtilmesi ve onay alınması şartı bulunuyor. Yapay zeka teknolojisi temelli uygulamaların yasaklanması, bu teknolojilerin potansiyelinden tamamen yararlanmamızı engelleyebilir. Bu nedenle tamamen yasaklanmasına karşıyım ama düzenlemelerin olması gerektiğine inanıyorum. Ülkemizin böyle bir durumda, uygulamaları /ürünleri/ hizmetleri tamamen yasaklamak yerine yapay zekalı araçlara ve hizmetlere ilişkin bir yasal çerçeve oluşturmasının, yapay zekanın bizlere sağlayacağı kolaylıklardan da yararlanmamıza daha fazla olanak sağlayacaktır. Bu ve benzeri uygulamaların etik, adil ve güvenli bir şekilde kullanımını teşvik eden politikalar geliştirilir ise herkes için daha faydalı olabileceğini düşünüyorum.”
Türkiye’nin yerli ve milli çip üretim tesisinin kurulması için işbirliği anlaşması imzalandı
TÜBİTAK ve Katar Hamad Bin Halife Üniversitesi (HBKU) arasında Türkiye’nin yerli ve milli çip üretim tesisinin kurulması için işbirliği anlaşması imzalandı. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, 12 ay içinde Türkiye’de ilk defa 65 nanometre çiplerin üretilmeye başlanacağını belirterek, “Burası, iki ülkenin ihtiyaç duyduğu kritik komponentlerin üretildiği ve pazara sunulduğu bir tesis olacak. Geliştirdiği teknolojik çözümlerle, milli hasılamıza, cari açığın azaltılmasına ve istihdama katkı sağlayacak.Türkiye’yi kritik teknolojilerin üreticisi yapacağız” dedi.
TÜBİTAK Gebze kampüsünde düzenlenen törene, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcıları Mehmet Fatih Kacır, Hasan Büyükdede, Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkanı Ahmet Burak Dağlıoğlu, TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal, Hamid Bin Khalife Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Ahmad M. Hasnah, Kocaeli Valisi Seddar Yavuz, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, Kocaeli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nuh Zafer Cantürk, Gebze Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hacı Ali Mantar katıldı.
Bakan Varank: “Türkiye’yi kritik teknolojilerin üreticisi yapacağız”
Törende konuşan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, ülkemizin geleceğine yönelik teknoloji ve altyapı yatırımlarının tüm hızıyla devam ettiğini belirterek, “Bugün de birbirinden değerli iki stratejik adım atıyoruz. Birincisi son zamanlarda dünyada tüm tedarik zinciri süreçlerini sekteye uğratan çip üretimi ile alakalı. Türkiye yüzyılının nişanelerinden biri olacak TÜBİTAK’ın yeni Çip Üretim Tesisi’nin tanıtımını gerçekleştiriyoruz” dedi.
Çip endüstrisinin küresel pazar büyülüğünün 600 milyar dolara ulaştığına dikkat çeken Bakan Varank, “Bugün hemen hemen evimizde yer alan her cihazda bir çip yer alıyor. Ortalama bir otomobilde 1000’den fazla çip var. Hatta artık giyilebilir çiplerle dolaşıyoruz. Ve bunların sayısı her geçen gün artıyor. 2030 yılına kadar çip pazarı büyüklüğü 1,5 trilyon dolara yaklaşacak” diye konuştu.
Çip endüstiri milli güvenlikte kritik öneme sahip
Çip endüstrisinin milli güvenlik açısından da kritik öneme sahip olduğunun altını çizen Bakan Varank, şunları söyledi:
“Dolayısıyla özellikle gelişmiş ülkeler çip endüstrisine yönelik yeni yol haritalarını birer birer açıklıyor. Avrupa Komisyonu geçen yıl ‘’Avrupa Çip Yasası’’nı onayladı. Çip endüstrisinde küresel pazar payını artırmak amacıyla 47 milyar dolarlık kamu ve özel sektör yatırımını harekete geçirdi. Yine aynı şekilde ABD, çip endüstrisinde arz güvenliğini sağlamak ve uzak doğuya bağımlılığı azaltmak amacıyla çip yasasını onayladı. 52 milyar dolarlık teşviği devreye aldı. Biz de Türkiye olarak Milli Teknoloji Hamlesi rehberliğinde artık tam zamanında doğru teknolojilere yatırım yapıyoruz. Savunma sanayi şirketlerimizin ihtiyaç duyduğu stratejik çiplerin hem tasarımını hem de üretimini TÜBİTAK’ta yapabiliyoruz. Savunma sanayinin ihtiyacı olan bu fotodedektör çiplerinin kilogram başına değeri ihracat değeri 388 bin dolar. Burada büyük bir katma değer var. Ülkemiz için bir fırsat var.”
12 ay içinde çip üretimi başlayacak
Çip üretim hattının kurulabilmesi için gerekli olan değeri 30 milyon doları bulan makinelerin, Hamad Bin Halife Üniversitesi tarafından temin edileceğini anlatan Bakan Varank, “TÜBİTAK BİLGEM ise temiz odaların inşa edilmesinden, makinelerin Katar’dan getirilerek kurulmasından ve tesisin işletilmesinden sorumlu olacak. Makine ekipmanların Gebze kampüsüne getirilmesinden sonra inşallah 12 ay içerisinde Türkiye’de ilk defa 65 nm çip üretimine başlayacağız. Burası, iki ülkenin ihtiyaç duyduğu kritik komponentlerin üretildiği ve pazara sunulduğu bir tesis olacak. Geliştirdiği teknolojik çözümlerle, milli hasılamıza, cari açığın azaltılmasına ve istihdama katkı sağlayacak” dedi.
600 milyon lira çip tasarım desteği
Bakan Varank, çiplerin üretimi kadar yerli ve milli imkanlarla tasarımının da oldukça önemli olduğunu ifade ederek, bu konuyla ilgili İstanbul Kalkınma Ajansı’nın yürüteceği bir destek çağrısına çıkılacağını açıkladı.3 yıllık bu programla 5 kişiden az tasarımcı çalıştıran çip tasarım firmalarına 600 milyon lira destek sağlanacağını belirten Bakan Varank, bu alanda nitelikle Ar-Ge faaliyeti yürüten ve insan kaynağı yetiştiren üniversitelere de 100 milyon lira destek sağlanacağını söyledi.
Bakan Varank, sektörün derinleşmesini sağlamak amacıyla 270 milyon lira bütçeli “Rekabet Öncesi İşbirliği Projeleri Çağrısı”nın açılacağını, bu çağrıyla çip ihtiyacı olan büyük firmalar ile çip tasarım firmalarını bir araya getirileceğini söyledi.
Bakanlık olarak hedeflerinin, ülkeyi katma değerli ve yüksek teknolojili üretimde global bir üs haline getirmek olduğunu vurgulayan Varank, “Yatırım yapan, üreten, istihdam sağlayan girişimcilerimizin en büyük destekçisi olmaya devam edeceğiz. Türkiye’yi kritik teknolojilerin pazarı değil, üreticisi yapacağız. Emin olun önümüzdeki yıllarda da bugün açılışını yaptığımız tesislerde geliştirilen yeni teknolojileri konuşuyor olacağız. Türkiye’yi küresel rekabette bir üst lige taşıyacak bu yatırımların, şimdiden ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum.” şeklinde konuştu.
“Hem yetkinliğimiz hem de altyapımız var”
TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal, çip konusunun dünyanın gündeminde olan kritik bir mesele olduğuna vurgu yaparak, “Çip konusunda Türkiye’nin alt yapısı aslında var. 1983 yılından itibaren YİTAK yani yarı iletken teknolojileri araştırma laboratuvarımız vasıtasıyla Türkiye’de bu yetkinlik var ve aynı zamanda ülkemizin belki sınırlı da olsa savunma sanayi ihtiyaçları için biz bunu 2010’lu yılların başından itibaren karşılayabilecek bir yetkinliğe ve altyapıya sahibiz. Bunu özellikle ifade etmek istiyorum. Çünkü Yetkinlik boyutu önemli. Çünkü yetkinlik olmadan altyapıya sahip olmanın çok da bir önemi yok. O yüzden burada yetkinliğin ve altyapımızın bulunduğu YİTAL laboratuvarımız var.” ifadelerini kullandı.
Konuşmaların ardından TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal ve Hamid Bin Khalife Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Ahmad M. Hasnah tarafından çip üretim tesisi işbirliği protokolü imzalandı. Ardından, girişimcilere son derece modern bir çalışma ortamı sunan Marmara Teknokent IDEA Kuluçka Merkezi’nin açılışı gerçekleştirildi.
Sektörün tek güneş enerjisi ve enerji depolama fuarı Solar+Storage NX ve elektrikli araç şarj altyapısı ile E-Mobilite endüstrisinin gereksinimlerini odağına alan NextGen E-Mobility + Charge Expo & Summit Fuarı ve Zirvesi, 31 Ağustos – 02 Eylül 2023 tarihleri arasında İstanbul’da Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi’nde düzenleniyor. Fuarlar ve zirvenin uluslararası enerji yatırımcılarının yeni buluşma noktası olması hedefleniyor.
Güneş Enerjisi Sanayicileri ve Endüstrisi Derneği (GENSED), Türkiye Elektrikli ve Hibrid Araçlar Derneği (TEHAD)’ın destekleri ile Solis Fuarcılık ve Danışmanlık Hizmetleri A.Ş. tarafından ilk kez düzenlenecek Solar+Storage NX Fuarı ve NextGen E-Mobility + Charge Expo & Summit Fuarı ve Zirvesi, Wyndam Grand İstanbul Levent Otel’de düzenlenen basın toplantısı ile kamuoyuna duyuruldu. Toplantıya GENSED Başkanı Halil Demirdağ, GENSED Asbaşkanı Tolga Murat Özdemir, TEHAD Başkanı Berkan Bayram, Solis Fuarcılık ve Danışmanlık Hizmetleri A.Ş. Genel Müdürü Feraye Gürel ile sektör temsilcileri katıldı.
Yenilebilir enerji sektörün tek güneş enerjisi ve enerji depolama fuarı
İlk kez düzenlenecek fuarlar ve zirve hakkında bilgi veren Solis Fuarcılık ve Danışmanlık Hizmetleri A.Ş. Genel Müdürü Feraye Gürel, “Solis Fuarcılık olarak GENSED ve TEHAD ile güçlerimizi birleştirip iki önemli sektörü aynı çatı altında buluşturacak olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Sektörün Tek Güneş Enerjisi ve Enerji Depolama Fuarı Solar+Storage NX’de 12 ülkeden 100’ün üzerinde katılımcı firmamız yer alacak. 51’i aşkın ülkeden 10.000’den fazla ziyaretçi katılımı bekliyoruz. Alım Heyeti Programımız kapsamında CIS Ülkeleri: Özbekistan, Kazakistan, Gürcistan, Azerbaycan, Kırgızistan, Rusya (Belirli Bölgeleri), Makedonya, Bosna Hersek, Arnavutluk, Karadağ, Romanya, Bulgaristan, Kuzey Afrika: Fas, Tunus, Cezayir, Mısır, Libya, Sudan, Sahra Altı Afrika: Güney Afrika Cumhuriyeti, Botsvana, Zimbabve, Zambiya ve Doğu Akdeniz: Ürdün ve Lübnan’dan profesyonel satın almacılar Solar+Storage NX’de olacaklar. Ayrıca; başta Çin, Japonya, Güney Kore, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Lübnan, Ürdün, Yunanistan, İtalya, İspanya, Almanya gibi ülkelerin ticari ataşelikleri ile birebir görüşmeler gerçekleştiriyoruz ve bu görüşmeler sonucunda dünyanın dört bir yanındaki kanaat önderlerini fuarda bir araya getiriyoruz.” dedi.
Dünyanın önde gelen elektrikli araç markaları bu fuarda olacak
Eş zamanlı gerçekleştirilen ve sürdürülebilir mobiliteyi desteklemek adına en yaratıcı çözümleri ve en yeni trendleri bir araya getirme mottosuyla düzenlenen NextGen E-Mobility + Charge Expo & Summit Fuarı ve Zirvesi hakkında da bilgi veren Gürel şöyle devam etti: “Sektörün uluslararası katılımcılı en büyük fuar ve zirvesi olmayı amaçlayan NextGen E-Mobility + Charge Expo & Summit Fuarı ve Zirvesi’nde 70’in üzerinde katılımcı firma yer alırken, Zirve kapsamında gerçekleşecek 20’den fazla oturumda, 50’yi aşkın elektrikli araç sektörünün lider ve uzman isimleri konuşmacı olarak yer alacak ve deneyimlerini katılımcı ve ziyaretçiler ile paylaşacak. E-mobilite’nin yanı sıra şarj istasyon teknolojileri konusunda da lider firmaları ve yetkililerini ağırlayacağız. Ayrıca dünyanın önde gelen elektrikli araç üretim firmalarını ilk kez Türkiye’de bu fuarda görme imkanımız olacak. Otomobil sektörünün başarılı kadın temsilcileri de konferansımızda yer alarak yeni nesillere esin kaynağı olacak.
Uluslararası enerji piyasası İstanbul’da buluşacak
Fuarların ve zirvenin uluslararası enerji piyasasını buluşturan ortak bir platform olmasını hedeflediklerini ifade eden GENSED Başkanı Halil Demirdağ, “Yeşil ve dijital dönüşümü hem ülkemiz hem de sektörümüz için fırsat olarak görüyoruz. Üyelerimiz geniş katılımla eş zamanlı düzenlenen Solar+Storage NX Fuarı ile NextGen E-Mobility + Charge Expo & Summit Fuarı ve Zirvesi’ne katılacaklar. Hem iç piyasa hem de uluslararası pazarlar için firmalarımıza önemli işbirlikleri ve fırsatlar sunulacak. Zirve ve konferansları da sektörün geleceğine dair gelişmeleri gündeme taşıması açısından çok önemli buluyoruz.” dedi.
GES’de 6, RES’de 2,5 kat büyüme öngörülüyor
Ülkemizin 2035 Ulusal Enerji Planı’na göre; GES Kurulu gücünün 53.000 MWe, RES Kurulu gücünün ise 30.000 MWe olmasının hedeflendiğine dikkat çeken Demirdağ, “Buna göre GES’de önümüzdeki 12 sene içinde yaklaşık 6 kat, RES de yaklaşık 2,5 kat büyüme öngörülüyor. Yenilenebilir enerji, dijitalizasyon ve EV ile büyüyeceğiz, artık bu belli. Ekonomimizi de yeşil enerji ve enerjideki dönüşüm odaklı büyüme stratejileri ile yeniden yapılandıracağız, istihdam artışlarını teknoloji ile sürdürülebilir kılacağız. Sektör olarak bu konuda öncülük yapıyoruz ve dönüşümün odağında yer alıyoruz; üzerimize düşeni yapmaya da hazırız.” şeklinde konuştu. Demirdağ, artık gemi taşımacıları, havayolu gibi korunan sektörler ile konut ve işyeri ısıtmasında oluşan CO2 emisyonu hesaplanıp, emisyon salınım bedeli talep edilecek. Emisyon salınımı ticareti yaptırımları ardından yeşil enerji ile taşıma ve ısınma kavramları gündemi daha çok meşgul edecek.
2035 yılına kadar ülkemizin en az 35 GWh’lık şebeke depolama tesisine ihtiyacı var
GENSED Asbaşkanı Tolga Murat Özdemir ise enerji depolama anlamında sektörde önemli gelişmeler yaşandığına dikkat çekti. Türkiye’nin yenilenebilir enerjide çok büyük potansiyele sahip olduğunu belirten Özdemir, sektörün tek güneş enerjisi ve enerji depolama fuarını düzenlemelerinin altında bu potansiyelin en iyi şekilde değerlendirilmesi olduğunun altını çizdi. Özdemir, “Enerji Depolama yatırımı yapıldığı takdirde eğer yanında GES veya RES yatırımı da yapmak isterseniz Lisans alma işleminde yarışma olmadan devletimiz büyük kolaylık sağlıyor. Şu ana kadar 250 GW’ı aşkın depolamalı GES ve RES başvurusu yapıldı. Hatta birkaç hafta evvel EPDK 744 MW’lık ilk parti ve hemen sonrasında 650 MW’lık ikinci parti ön lisans almaya hak kazanan projeleri açıkladı. 2035 yılına kadar ülkemizin en az 35 GWh’lık şebeke depolama tesisine ihtiyacı var. Enerji depolama şebekemizin daha stabil dolayısıyla sürdürülebilirliğini sağlamasının yanında; GES’lerin ve RES’lerin de gelişimini desteklediği için karbon ayak izimizi azaltacak. Örneğin, doğaya en çok zarar veren fosil yakıt kullanımını azaltacak elektrikli araçlarımızı, Elektrikli Araç Şarj istasyonlarında depolamanın sağladığı ekstra güç ile çok daha hızlı şarj edebileceğiz. Aynı şekilde ev sahipleri GES ile depolama entegrasyonu sayesinde kesintisiz enerjiye kavuşacaklar. Yeşil Mutabakat ile ileride fosil yakıtlı dizel jeneratörler tarihe kavuşacak ve yerini yeşil enerjiden şarj edilebilen batarya grupları alacak. Enerji depolama şebekenin stabilitesi sağlar. GES ve RES’ler için sürdürülebilir gelişiminin garantisi enerji depolamadır. GES’ler gecede üretim yapıyorlar. Enerji depolama sayesinde ‘Güneşimiz hiç batmayacak’. Tüm gelişmelerle birlikte, depolama hayatımızı ve dünyamızı daha iyi kılacak. GES’ler gece, RES’ler ise rüzgar esmeden de elektrik üretebilecek. Enerjide oyunun kuralları yeniden belirlenirken, gelecekte enerji alanındaki yatırımlarda, Güneş ve Enerji Depolama teknolojileri birinci sırada yer alacak.” dedi.
2030’da Türkiye yollarında yaklaşık 1 milyon elektrikli otomobil seyredecek
NextGen E-Mobility + Charge Expo & Summit Fuarı ve Zirvesi’nin Yerli ve Yabancı Elektrikli Araç Üreticileri, Tedarikçileri ve Şarj markalarının buluşma adresi olacağını ifade eden TEHAD Başkanı Berkan Bayram ise “Türkiye; elektrikli ulaşım, şarj ağı, batarya ve bağlı teknolojiler bakımından 5 Milyar iş hacmi üretebilecek potansiyele sahip. 2030 yılına geldiğimizde Türkiye yollarında yaklaşık 1 Milyon elektrikli otomobil ve 250 bin adetlik şarj ağı oluşacaktır. Bu gelişimin ülkemiz istihdam sürecine katkısının ise, yeni iş sahibi 1,5 Milyon kişi olacağını tahmin ediyoruz.” dedi. Elektrikli şarj istasyonları konusunda da bilgi veren Bayram, “Türkiye’de şu ana kadar 126 firma şarj ağı lisansı aldı. Lisans şartları gereği bu firmaların 6 aylık süre içerisinde en az 50 adetlik şarj ünitesi kurma zorunluluğu bulunuyor. Diğer taraftan, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın açmış olduğu Destek Paketi’nden yararlanan firmalarında 1572 adet, en az 120kW ve üstü güçte şarj ünitesi kurulumları devam ediyor. Ülkemizde şu anda halka açık toplamda 6500 adet şarj ünitesi bulunuyor. Lisanslı – lisanssız toplam şarj ünitesi sayısı ise 20 bin adete ulaşmış durumda. “ diye konuştu.
Dünya elektrikli ve hibrit pazar 20 milyon araca ulaştı
Dünya rakamlarına da dikkat çeken TEHAD Başkanı Berkan Bayram, dünya elektrikli ve hibrid araç pazarının yaklaşık 20 Milyon adete ulaştığını belirtti ve oran olarak elektrikli araçların toplam pazarda en yüksek olduğu ilk 3 ülkenin yüzde 86 ile Norveç, yüzde 43 ile İsveç ve yüzde 30 ile Hollanda olduğunu ifade etti. Bayram, NextGen E-Mobility + Charge Expo & Summit Fuarı ve Zirvesi’nin geleceğin iş modellerine, yenilenebilir enerjide değişen yatırımcı ve ihtiyaç profillerine yenilikçi bakış açıları sunarak; Türk enerji sektörünün geleceğine katma değer sağlamayı hedeflediğini ifade etti. Bayram fuarların tüm sektör paydaşlarının hem ticaret ağlarını genişletmesini; hem de ülkemizin yeşil dönüşüm kapsamında iklim değişikliği ile mücadelesinde önemli rol oynayacağını söyledi.
İklim krizine yönelik çözüm önerileri Solar+Storage NX konferanslarında konuşulacak
Fuara paralel olarak organize edilecek uluslararası teknik ve stratejik konferanslarda, 30’u aşkın konuda Türkiye ve dünyadan uzman isimler güncel konular ve teknolojik gelişmeler hakkında bilgi birikimlerini dinleyicilerle paylaşacak. C-seviye bilgilendirme ve network platformuna dönüşecek Solar+Storage NX Konferanslarında, iklim değişikliğiyle küresel mücadelede güneş enerjisi ve depolama teknolojilerinin önemi tüm detaylarıyla ele alınırken, enerji talebindeki hızlı artışa çözüm olacak temiz ve yenilenebilir diğer enerji kaynaklarındaki gelişmeler ve fırsatlar masaya yatırılacak. Ayrıca, emisyon envanterinin daha sağlıklı olarak hazırlanması ve iklim değişikliği politikalarını tüm paydaşların işbirliği ile geliştirilmesi noktasında gerekli altyapının oluşturulmasına ortam sağlayacak. solar+HUB, storage+HUB, decarb+HUB, business+HUB ve digi+HUB olmak üzere beş ana başlık üzerinden belirlenen teknik konferans konuları, güneş enerjisi ve depolama kullanımına teşvik ederken yaygınlaştırıcı faaliyetlerin gündeme taşınmasını sağlayacak.