xAI Grok 3 hakkında yalan mı söyledi?

0

Yapay zeka ölçütleri ve bunların yapay zeka laboratuvarları tarafından nasıl raporlandığı konusundaki tartışmalar kamuoyunun gündemine taşınıyor. Bir OpenAI çalışanı Elon Musk’ın yapay zeka şirketi xAI’yi son AI modeli Grok 3 için yanıltıcı kıyaslama sonuçları yayınlamakla suçladı. xAI’nin kurucu ortaklarından biri olan Igor Babushkin, şirketin haklı olduğunu ileri sürdü.

xAI Grok 3 testleri

xAI’nin blogunda yayınlanan bir gönderide şirket, Grok 3’ün yakın zamanda yapılan bir davetli matematik sınavından alınan zorlu matematik sorularından oluşan AIME 2025’teki performansını gösteren bir grafik yayınladı. Bazı uzmanlar AIME’nin bir yapay zeka ölçütü olarak geçerliliğini sorguladı. Yine de AIME 2025 ve testin eski sürümleri genellikle bir modelin matematik yeteneğini araştırmak için kullanılıyor.

xAI’nin grafiği, Grok 3’ün iki çeşidini, Grok 3 Reasoning Beta ve Grok 3 mini Reasoning’i gösterdi ve AIME 2025’te OpenAI’nin en iyi performans gösteren mevcut modeli o3-mini-high’ı geride bıraktı. Ancak X’teki OpenAI çalışanları, xAI’nin grafiğinin o3-mini-high’ın AIME 2025 puanının “cons@64” olarak dahil edilmediğini hemen belirttiler.

cons@64 nedir diye sorabilirsiniz? Aslında, “consensus@64″ün kısaltması ve temel olarak bir modele 64’ün bir kıyaslamadaki her bir problemi yanıtlamaya çalışmasını sağlar ve en sık üretilen yanıtları nihai yanıtlar olarak alır. Tahmin edebileceğiniz gibi, cons@64 modellerin kıyaslama puanlarını oldukça artırma eğilimindedir ve bunu bir grafikten çıkarmak, gerçekte durum böyle olmasa da bir modelin diğerini geride bıraktığı izlenimini verebilir.

Grok 3 Reasoning Beta ve Grok 3 mini Reasoning’in AIME 2025’teki puanları “@1” yani modellerin kıyaslamada aldığı ilk puan, o3-mini-high’ın puanının altına düşüyor. Grok 3 Reasoning Beta ayrıca OpenAI’nin “orta” bilgi işlem için ayarlanmış o1 modelinin biraz gerisinde kalıyor. Yine de xAI, Grok 3’ü “dünyanın en akıllı AI’sı” olarak tanıtıyor.

Digital Wallet teknolojilerinde yeni trendler

0

Tüketicilerin Apple Pay veya Google Pay’le satış noktasında ödeme yapması giderek daha yaygın hale geliyor. Bu işlem, iki yeni ödeme teknolojisiyle mümkün oluyor: temassız ödemeler ve dijital cüzdanlar. Müşteri cüzdanına satın al, sonra öde seçeneğini entegre ettiyse, bu işlem üç ödeme yeniliğini içerebilir.

Digital Wallet teknolojileri

Birçok dijital cüzdan da kripto işlemlerini desteklemeye başladı. Ancak dijital varlıkların arkasındaki altyapı ödemelerin geleceği için eşit derecede önemlidir. Tokenleştirme, sabit paralar ve blok zinciri finansal şirketler tarafından kullanılıyor. Ayrıca giderek daha fazla inovasyonu yönlendirmek ve küresel bağlantılar kurmak için kullanılıyor.

Bağlantı, son yıllarda ortaya çıkan açık bankacılık modelinin de merkezinde yer alır. Bu sistem, bankalar ve müşterileri arasında aracı olarak hizmet veren finansal teknoloji şirketleri üzerine kurulmuştur . En iyi örneği, fonların saniyeler içinde bir banka hesabından diğerine geçmesi. Bu, banka bazında ödeme veya hesaptan hesaba işlemler olarak da bilinen anında ödemelerdir. Digital Wallet kullanımı bu süreçlerde de artmaktadır.

BNPL genellikle taksitle ödemenin bir evrimi niteliğinde. Ancak geleneksel taksitle ödemenin aksine, tüketiciler bir ürünü almak için tamamen ödenene kadar beklemek zorunda değildir. Bunun yerine, satın alımlarını satış noktasında daha küçük taksitlere bölebiliyor ve ürünü hemen alabiliyor.

BNPL kredileri, genellikle faiz veya ücret içermediği için popülerlik kazandı. Bu da onları yüksek APR kredi kartlarına çekici bir alternatif haline getirdi. Ancak, ödemeyi kaçıran müşteriler gecikme ücretleriyle karşı karşıya kalabiliyor.

BNPL genellikle e-ticaret ödemeleriyle ilişkilendirilse de giderek daha fazla sayıda işlem için dijital cüzdanlar tarafından desteklenmektedir. Dijital cüzdan, birden fazla ödeme yöntemi için ödeme ayrıntılarını ve parolalarını onr plsvr’de depolayan bir uygulamadır. Apple Pay ve Google Pay gibi popüler dijital cüzdanlar mobil platformlardan kaynaklanır, bu yüzden sıklıkla mobil cüzdanlar olarak adlandırılırlar. Bu nedenle, Digital Wallet kullanımı gün geçtikçe yaygınlaşıyor.

Satış noktası cihazları ile dijital cüzdanlar arasındaki köprü temassız ödeme teknolojisidir. Temassız ödemeler, dokun ve geç olarak da bilinir, işlemleri işlemek için radyo frekansı tanımlama, yakın alan iletişimi (NFC) veya hızlı yanıt (QR) kod teknolojisini kullanır.

Intel, 18A üretim sürecinin hazır olduğunu açıkladı!

0

Intel, uzun süredir üzerinde çalıştığı ve şirketin geleceği için kritik bir öneme sahip olan 18A üretim sürecinin hazır olduğunu duyurdu. 2025’in ilk yarısında üçüncü taraf müşterileri için tape-out işlemi, yani nihai tasarımın üretime hazır hale gelmesi ile birlikte bu gelişme, Intel’in dökümhane işindeki ve genel stratejisindeki dönüşümün habercisi olabilir. Intel’in 18A üretim süreci, çip yoğunluğunda önemli bir artış ve enerji verimliliğinde kayda değer bir iyileşme vaat ediyor. 18 Angstrom (1.8nm) üretim süreci, Intel 3’e göre yüzde 30 daha fazla çip yoğunluğu ve watt başına yüzde 15 daha yüksek performans sağlamayı hedefliyor. Bu süreçle üretilecek olan yeni nesil dizüstü işlemciler Panther Lake ve sunucu sınıfı Clearwater Forest CPU’larının 2025 yılı içinde piyasaya sürülmesi bekleniyor.

Intel, 18A üretim sürecinin hazır olduğunu duyurdu

18A üretim sürecinin en dikkat çekici yeniliklerinden biri, PowerVia adı verilen arka taraf güç dağıtımı teknolojisi. Bu yenilik, çipin alt kısmına güç dağıtım bileşenlerini yerleştirerek enerji verimliliğini yüzde 4 oranında artırmayı ve standart hücre kullanımını yüzde 5 ila yüzde 10 arasında geliştirmeyi amaçlıyor. Diğer bir önemli yenilik ise Intel’in, gate-all-around (GAA) transistör teknolojisini RibbonFET tasarımıyla entegre etmesi. Bu tasarım, elektrik akımını daha hassas bir şekilde kontrol etmeye olanak tanırken, güç sızıntısını minimize ederek daha yüksek performanslı ve enerji tasarruflu çiplerin üretilmesini mümkün kılıyor.

Intel’in bu üretim süreciyle girdiği yarışta, en büyük rakiplerinden biri de TSMC. TSMC, 2nm N2 üretim sürecinde GAA transistör teknolojisini kullanmayı planlıyor, ancak hacimli üretime geçişin 2025’in sonlarına doğru başlaması ve ilk tüketici ürünlerinin piyasaya sürülmesinin 2026 yılına kadar süreceği tahmin ediliyor. TSMC’nin PowerVia rakibi çözümünü ise 2026 yılında devreye almayı planladığı biliniyor. Intel, 18A süreci ile TSMC’nin N2 süreci arasında farklı alanlarda avantajlar bulunduğunu belirtiyor. Intel’in 18A süreci, daha yüksek performans potansiyeline sahipken, TSMC’nin N2 süreci daha yoğun transistör paketleme kapasitesine sahip görünüyor. Eğer Intel, 18A süreciyle TSMC’den önce pazara girerse, uzun süredir süren rekabet kaybını tersine çevirme fırsatı yakalayabilir.

Intel’in bu üretim sürecinde başarılı olup olmayacağı, şirketin dökümhane işini kurtarma açısından kritik bir dönemeç olarak görülüyor. 2024 yılı itibarıyla Intel, foundry işinden 13 milyar dolarlık bir zarar açıklarken, TSMC 41 milyar dolarlık bir operasyonel kâr bildirmişti. Bu finansal fark, Intel’in dökümhane işini satabileceği veya bu sektörde başka stratejik değişiklikler yapabileceği yönünde spekülasyonları gündeme getirdi. Ayrıca, ABD’deki çip üretiminin yerelleştirilmesine yönelik politik baskılar da Intel’in geleceğini etkileyebilir. Özellikle Trump yönetiminin, “en gelişmiş çiplerin ABD’de üretilmesi” gerektiği yönündeki isteği, Intel için ek avantajlar ve yatırımlar anlamına gelebilir. Tüm bu faktörler, Intel’in 18A üretim sürecinin ne kadar güçlü ve verimli bir şekilde piyasaya sunulacağına bağlı olarak şekillenecek.

Blockchain teknolojisi için son gelişmeler

0

Dijital finansın hızla gelişen manzarasında Ripple, blok zinciri teknolojisiyle yeniden tanımlanan geleceğe öncülük ediyor. Genellikle kripto para birimiyle olan ilişkisiyle bilinse de Ripple çok daha fazlası. Uluslararası işlemler hakkında düşünme biçimimizi sessizce devrim niteliğinde değiştiren bir teknolojidir.

Blockchain teknolojisi için trendler

Ripple’ın gelişmiş blok zinciri çözümleriyle küresel ödeme sistemlerini optimize etmeyi amaçlayan yeni platform geliştirmesini içeriyor. Bu yenilikçi yaklaşım, geleneksel bankacılık yöntemlerini geride bırakarak işlem maliyetlerini ve ödeme sürelerini azaltmayı hedefliyor . Daha da önemlisi, Ripple’ın protokolü, çeşitlilikle gelişen dünyayı barındırarak birden fazla para birimine izin veriyor. Ancak artan hükümet anlayışı ve blok zincirinden etkilenen finansın potansiyel kabulü yönünde umut veriyor. Bu eğilim, Ripple’ın kamu-özel sektör açığını kapatma çabaları tarafından yönlendiriliyor. Ayrıca potansiyel olarak geleceğin dijital ekonomik ekosistemleri için gereken türden simbiyotik ilişki için bir emsal oluşturuyor.

Dahası, Ripple’ın uluslararası finans kuruluşlarıyla ortaklıkları yeni bir finansal anlatının başlangıcına işaret ediyor; burada uyumluluk ve teknoloji düşman değil müttefiktir. Bu değişim, küresel olarak daha güvenli, şeffaf ve erişilebilir finansal altyapıların önünü açabilir.

Ripple dalga yaratmaya devam ederken, hikayesi teknolojinin geleneksel engelleri nasıl aşabileceğinin bir kanı. Ayrıca finansal katılım ve verimlilik için geleceğe dair bir bakış açısı sağlıyor. Dalga etkisi daha yeni başlıyor ve dünyamızın finansal yapısını yeniden şekillendirmeyi vaat ediyor.

Ripple, blockchain teknolojisi aracılığıyla küresel ödeme sistemlerinde devrim yaratmayı amaçlayan son teknoloji yenilikleriyle manşetlere çıkıyor. En son gelişme, işlem maliyetlerini ve ödeme sürelerini azaltmaya odaklanıyor. Uluslararası işlem optimizasyonu için bir platform görevi görüyor. Özellikle, Ripple’ın protokolü çeşitli ve dinamik dünya ekonomisine hitap eden birden fazla para birimini destekler. Bu gelişme, Ripple’ı geleneksel bankacılık sistemlerinin önüne geçirerek işlem hızını ve maliyet verimliliğini artırır.

Açık bankacılık API entegrasyonu rehberi

0

Son yıllarda tüketicilerin finansal hizmetlere erişimini büyük ölçüde genişleten gözle görülür bir değişim yaşandı. Fintech ekosistemi içindeki açık bankacılık API’lerinin üstel büyümesiyle tüketiciler, verilerini hızlı ve güvenli bir şekilde paylaşmak için emrinde çok çeşitli yenilikçi finansal hizmetler ve uygulamalara sahip.

Açık bankacılık API entegrasyonu ile kolay hale geliyor

Açık Bankacılık API’leri, sektörde güçlü bir dönüşüme yol açtı. Ayrıca milyonlarca insanın her gün finanslarıyla etkileşim kurma biçimini değiştirdi. Böylelikle binlerce yeni finans uygulaması ve hizmetinin önünü açtı.

Aslında, ABD tüketicilerinin %88’i bir fintech hizmeti kullandığını bildiriyor. Fintech sektörünün 2030 yılına kadar yıllık gelirinin 1.5 trilyon dolara ulaşmasını bekliyoruz. Bu da bir zamanlar marjinal olarak kabul edilen şeyin kitlesel olarak benimsenmesini daha da doğruluyor. Tüm bu yeni finansal olanaklar, açık bankacılık API teknolojisinin temel yetenekleri olmadan var olamazdı.

API, uygulama programlama arayüzü anlamına gelir. API’ler, farklı yazılım sistemleri arasında veriyi birbirine bağlar ve paylaşır. Böylece normalde ayrı ayrı depolanmış verilerin birçok uygulamada kullanılmasına olanak tanıyor. Bunu düşünmenin popüler bir yolu “restoran” benzetmesidir:

Gittiğiniz lokantanın menüsü tüm mevcut yemekleri, malzemeleri ve fiyatları gösterecektir. Benzer şekilde, API belgeleri geliştiricilere uygulamanızı kolaylaştırmak için çeşitli işlevler, uç noktalar, kullanım durumları, parametreler, yanıtlar ve daha fazlasını sunar.

Siparişiniz daha sonra garsona iletiliyor. Bu bir API isteği göndermeye eşdeğerdir.

Mutfak, sihrin gerçekleştiği yerdir. Şefler siparişinizi alır ve gerekli malzemelerle hazırlar. Bir API isteği aldığında, onu işleyebiliyor ve yanıt için gereken eylemleri gerçekleştirebiliyor.

Yemek hazır olduğunda siparişiniz masanıza getiriliyor. API yanıtı veri kümelerinden belirli sonuçlara kadar değişebiliyor. Genellikle bir ürün listesi, tek bir ürün veya sorgulanan bazı bilgiler gibi görünür.

JBL, yapay zekalı kablosuz hoparlörünü tanıttı!

0

JBL, yeni kablosuz hoparlörü Flip 7’yi tanıttı ve bu model, yalnızca güçlü ses özellikleriyle değil, aynı zamanda yapay zekâ destekli optimizasyon yetenekleriyle de dikkat çekiyor. JBL Flip 7, ortamın ses koşullarını analiz ederek otomatik olarak ses seviyesini ve kalitesini ayarlayan JBL AI Sound Boost algoritması ile donatılmış. Bu sayede, hoparlör sürekli olarak çevresel faktörleri değerlendirip sesi, bulunduğu ortamın akustiğine göre optimize ediyor. Böylece, her türlü ortamda yüksek kaliteli bir ses deneyimi sunuluyor ve kullanıcıların manuel olarak ses ayarları yapmasına gerek kalmıyor.

JBL, yapay zekalı kablosuz hoparlörünü görücüye çıkardı

Flip 7’nin ses teknolojisi oldukça ileri düzeyde. Ürün, bağımsız bir tweeter, orta seviyede bass sürücü ve çift pasif radyatörden oluşuyor. Bu tasarım, güçlü bir bas ve net tizler sağlarken, aynı zamanda ortada bulunan frekanslarda da dengeli bir ses profili sunuyor. Bu, müzik dinlerken veya film izlerken sesin her yönüyle tatmin edici bir deneyim sunmasını sağlıyor. JBL, hoparlörün akustik odasını yüksek performanslı bir şekilde inşa ederek, zengin ve derin bir ses çıkışı elde etmeyi başarmış.

Flip 7’nin dayanıklılığı da oldukça etkileyici. IP-68 sertifikası, hoparlörün hem suya hem de toza karşı dirençli olmasını sağlıyor. Bu, dış mekan kullanımını daha güvenli hale getiriyor; plajda, havuz kenarında veya yağmurlu havalarda bile rahatlıkla kullanılabiliyor. Hoparlörün bağlantı tarafında ise Bluetooth 5.4 teknolojisi bulunuyor. Bu, hem hızlı hem de daha stabil bir bağlantı sağlarken, hoparlörün menzilini ve ses kalitesini de artırıyor.

Ayrıca JBL Flip 7, Auracast teknolojisiyle uyumlu cihazlarla bağlantı kurarak stereo ses deneyimi sunabiliyor. Bu özellik, kullanıcıların birden fazla JBL hoparlörü bağlayarak daha geniş ve zengin bir ses alanı yaratmalarına olanak tanıyor. USB Tip-C girişi ise ses aktarımını kolaylaştırıyor, böylece cihazla ses kaynağını kablolu olarak bağlayabiliyorsunuz.

Batarya ömrü konusunda da oldukça başarılı olan JBL Flip 7, tek bir şarjla 14 saate kadar kesintisiz kullanım süresi sunuyor. Bu sürenin oldukça uzun olduğu söylenebilir. Ancak, Playtime Boost modu sayesinde, ek bir 2 saatlik kullanım süresi sağlanabiliyor. Bu özellik, uzun süreli dinlemeler için oldukça kullanışlı.

JBL Flip 7, 186$ fiyat etiketiyle Çin’de satışa sunulacak. Bu fiyat, sunduğu yüksek kaliteli ses, yapay zekâ desteği ve dayanıklılık gibi özellikler göz önünde bulundurulduğunda oldukça rekabetçi bir seviyede. Özellikle dış mekan kullanımı için ideal olan bu hoparlör, sağlam yapısı ve akıllı ses optimizasyonu ile kullanıcılarına hem pratiklik hem de eğlence vaat ediyor.

Dağlar, geleceğin en önemli enerji kaynağına sahip olabilir!

Yeni bir çalışma, geleceğin enerji kaynağı olarak umut vadeden hidrojenin, sıra dağlarının altında doğal olarak bol miktarda bulunabileceğini ortaya koydu. Hidrojen, şu anda büyük ölçüde fosil yakıtlarla üretilse de, bu çalışma hidrojenin doğal jeolojik süreçlerle üretilebileceğini gösteriyor. Almanya’daki GFZ Helmholtz Jeoloji Bilimleri Merkezi’nden bilim insanları, levha tektoniği modellemesi yaparak, dağ sıralarındaki bazı alanların doğal hidrojen üretimi için potansiyel “sıcak noktalar” olabileceğini keşfettiler.

Dağlar, geleceğin en önemli enerji kaynağına mı sahip?

Pireneler, Alpler ve Himalayalar gibi dağ sıralarının, yerin derinliklerinden gelen manto kayalarının yüzeye yakın hale gelmesiyle hidrojen üretimi için uygun alanlar sunduğu belirtiliyor. Bu süreç, manto kayalarının suyla reaksiyona girerek yeni mineraller ve hidrojen gazı oluşturduğu “serpantinleşme” olarak adlandırılıyor. Bu olay, milyonlarca yıl süren tektonik hareketlerle, yerin derinliklerinden yüzeye doğru kayaların taşınması sonucunda gerçekleşiyor.

Modelleme, dağ sıralarındaki bu süreçlerin, rift havzalarına kıyasla çok daha verimli olduğunu ortaya koyuyor. Özellikle dağlar, optimum sıcaklık, su kaynağı ve uygun rezervuar kayaları gibi ideal şartlar sağladığı için doğal hidrojen üretimi ve depolaması konusunda çok daha verimli hale geliyor. Bu dağ sıraları, hidrojenin yılda 20 kat daha fazla üretilebileceği yerler olarak öne çıkıyor. Ayrıca, bu dağlar, hidrojen birikiminin sondaj yoluyla çıkarılabileceği uygun rezervuar kayalarına da sahip. Pireneler, Alpler ve Balkanlar gibi bölgelerde, doğal hidrojenin erken belirtileri bulunmuş ve keşif çalışmaları halen devam etmektedir.

Hidrojen, yanma sırasında yalnızca su üreten temiz bir yakıt olarak uzun zamandır geleceğin yeşil yakıtı olarak kabul ediliyor. Gelecekte, özellikle havacılık, deniz taşımacılığı ve çelik üretimi gibi alanlarda hidrojenin yoğun bir şekilde kullanılması bekleniyor. Bu keşif, hidrojenin daha geniş bir şekilde enerji kaynağı olarak kullanılabilmesinin önünü açabilir.

Samsung, Exynos 2500 üretimine resmen başladı!

0

Samsung‘un merakla beklenen Exynos 2500 yonga seti, nihayet üretim aşamasına geçti. Ancak, 3nm GAA (Gate-All-Around) üretim sürecindeki verim sorunları nedeniyle yonga setinin üretimi sınırlı miktarda olacak. Bu sürecin verimliliği hâlâ %50’nin altında ve Samsung, ayda yalnızca 5.000 adet yonga üretebiliyor. Bu durum, özellikle Galaxy Z Flip 7 gibi sınırlı sayıda üretilecek modellerde Exynos 2500’ün kullanılmasını gündeme getiriyor.

Samsung, Exynos 2500 üretimine start verdi

Exynos 2500, Exynos 2400 ile benzer 10 çekirdekli bir yapıya sahip olacak ancak daha gelişmiş ARM çekirdekleri kullanacak. Bu işlemcide, 3,30 GHz hızında çalışan tek bir Cortex-X925 çekirdeği, 2,75 GHz hızında iki adet Cortex-A725 çekirdeği, 2,36 GHz hızında beş adet Cortex-A725 çekirdeği ve 1,8 GHz hızında dört adet Cortex-A520 çekirdeği bulunacak. Ayrıca, toplamda 16 MB L3 önbelleği yer alacak.

Samsung, Exynos 2500 üretimine start verdi.

Grafik tarafında ise, Samsung’un AMD ile iş birliği devam ediyor. Exynos 2500, RDNA 3.5 mimarisine sahip Xclipse 950 GPU’yu kullanacak ve 8 çekirdekli 1,3 GHz hızında çalışacak. Bu konfigürasyonla 56 TOPS gücünde bir NPU, 320 MP kamera desteği, 8K 60 fps video oynatma ve 8K 30 fps video kaydetme gibi etkileyici özellikler sunulacak.

Ancak, Exynos 2500’ün performansı henüz kesinleşmiş değil ve bu işlemcinin gerçek dünyada nasıl bir performans sergileyeceğini görmek için resmi lansmanı beklemek gerekecek. Ayrıca, üretim sınırlamaları nedeniyle bu yonga setini kullanan modellerin, özellikle Galaxy Z Flip 7’nin, kısıtlı sayıda piyasaya sürülmesi bekleniyor.

Trump, hükümet binalarındaki şarj istasyonlarını kapatacak!

Trump yönetimi, ABD’deki tüm federal hükümet binalarındaki elektrikli araç şarj istasyonlarını kapatma kararı aldı ve aynı zamanda Genel Hizmetler İdaresi (GSA) tarafından yeni satın alınan elektrikli araçları satmayı planlıyor. Bu karar, toplamda 8.000 şarj istasyonunu etkileyecek. GSA, federal hükümete ait binaları yönetmekle sorumlu olan ve bu binalardaki şarj cihazlarını işleten kurumdur. Şu anda, federal hükümetin elektrikli araçları ve federal çalışanlara ait şahsi elektrikli araçlar, bu şarj istasyonlarından enerji alıyor.

Trump, hükümet binalarındaki şarj istasyonlarını resmen kapatıyor

GSA’nın yaptığı açıklamaya göre, federal hükümetin binalarında bulunan tüm şarj cihazları, önümüzdeki haftadan itibaren kapatılmaya başlanacak. Bir e-posta aracılığıyla duyurulan bu karar, şarj istasyonlarının işletilmesi için mevcut ağ sözleşmelerinin iptal edileceğini ve bu sözleşmelerin sona ermesiyle birlikte şarj istasyonlarının hizmet dışı kalacağı bilgisini içeriyor. Bu durumda, bu şarj istasyonları artık hem kamuya ait araçlar hem de özel araçlar için kullanılamayacak.

Donald Trump, elektrikli araçlara karşıt görüşleriyle tanınan bir politikacı olarak, özellikle elektrikli araçların teşvik edilmesi ve yaygınlaştırılmasına karşı daha önce de birçok kez açıklamalarda bulunmuştu. Ancak son seçim kampanyasında, Tesla CEO’su Elon Musk’ın kendisine verdiği destek nedeniyle elektrikli araçlara karşı olmadığını belirtmişti. Buna rağmen, uygulamada ve kararlarında elektrikli araçlara karşı olan tutumunu sürdürmeye devam ediyor. Örneğin, Trump yönetimi, federal hızlı şarj fonunu durdurmuş ve yakında elektrikli araç vergi kredilerini de sonlandırma planlarını açıklamıştı.

Trump’ın bu adımları, Biden yönetiminin politikalarıyla çelişiyor. Biden yönetimi, 2027 yılına kadar tüm federal hafif hizmet araçlarının elektrikli veya şarjlı hibrit olması gerektiğini duyurmuştu. Bu karar, ABD hükümetinin karbon salınımını azaltma hedeflerine yönelik önemli bir adım olarak görülüyordu. Biden’ın bu stratejisi, elektrikli araçların yaygınlaştırılmasını teşvik etmek amacıyla federal araç alımlarını sıfır emisyonlu araçlarla değiştirmeyi amaçlıyor. Ancak Trump’ın bu yeni kararı, Biden’ın bu çevre dostu stratejisinin geriye doğru gitmesi anlamına geliyor.

Atık bazlı güneş pili yeni umut olacak!

Biyokütle türevi bir polimer kullanılarak yapılan hibrit organik-inorganik perovskit güneş hücresi (HPSC), yüzde 21,39’luk bir enerji verimliliği rekoru elde etti. Singapur’daki Nanyang Teknoloji Üniversitesi’ndeki araştırmacılar tarafından tasarlanan tasarım, bir medya raporuna göre üretim sürecini de kolaylaştırıyor.

Atık bazlı güneş pili

Dünya enerji talebini karşılamak için daha temiz yollar ararken, güneş enerjisi gibi teknolojiler daha önce hiç olmadığı kadar ölçekleniyor. Ancak, mevcut halleriyle güneş hücreleri verimlilik açısından puan alamaz, aldıkları güneş enerjisinin yalnızca dörtte birini dönüştürürler ve enerji dönüştürme kapasitelerindeki artıştan büyük ölçüde faydalanabilirler.

Perovskit bazlı güneş hücreleri, bu açığı kapatma potansiyeline sahip bir teknolojidir. Laboratuvarda, bu tür güneş hücreleri yüzde 34’ün üzerinde yüksek enerji dönüşüm puanları elde etmiştir. Yine de bu hücreleri ticari ölçekte kullanıma sunmadan önce teknik zorlukların ele alınması gerekmektedir.

Araştırmacılar perovskit güneş hücreleriyle ilgili olarak iki temel zorluk olduğunu söyledi. Hücrenin fotoaktif tabakası petrol türevi polimerlerden yapılmıştır. Bu yalnızca sürdürülebilirlik konusunda endişelere yol açmakla kalmaz, aynı zamanda çözünürlüğü diğer konjuge polimerlerle çalışma konusunda sınırlamalara yol açtığı için üretim sürecini de karmaşıklaştırır. Konjuge polimerlerin kullanımı ayrıca petrol bazlı ve çalışılması zor olan diğer öncül çözücülerle işlem yapılmasını gerektirir. Bu engelleri aşmak için NTU’daki araştırmacılar tarımsal atıklardan elde edilen bir polimer olan PBDF-DFC veya furana yöneldi.

Araştırmaya katılan Ng Wei Tat, “En büyük zorluk, potansiyel faydalarına rağmen perovskit güneş hücrelerinde yeterince araştırılmamış olan furan bazlı polimerlerle çalışmaktı. Ayrıca furan bazlı polimerleri doğrudan cihaz yığınına entegre etmenin yeni yollarını da keşfetmemiz gerekiyordu” dedi.

Petrol kaynaklı polimerlerle karşılaştırıldığında, furanın verimi çok daha azdır ve ekip, malzeme için yeni sentez yaklaşımları geliştirmek için çalışmıştır. Furan, polimer formunda öncül çözücülerde yüksek oranda çözünen aromatik bileşikler içerir ve bu da üretim yöntemini basitleştirir.

YouTube Premium Lite aboneliği yeniden sunuluyor!

0

Google, 2023 yılında kaldırdığı uygun fiyatlı YouTube Premium aboneliğini yeniden kullanıma sunmaya hazırlanıyor. YouTube Premium Lite adı verilen bu yeni abonelik modeli, ilk aşamada Amerika, Avustralya, Almanya ve Tayland’da kullanıcılarla buluşacak. Google, bu seçenekle YouTube videolarını reklamsız izlemek isteyen ancak Premium hizmetinin sunduğu tüm ek avantajlara ihtiyaç duymayan kullanıcılara hitap etmeyi amaçlıyor.

YouTube Premium Lite aboneliği yeniden kullanıma sunulacak

YouTube Premium Lite, standart YouTube Premium’a kıyasla daha ekonomik bir alternatif sunacak olsa da bazı önemli sınırlamalara sahip olacak. Kullanıcılar, YouTube’daki çoğu içeriği reklamsız izleyebilecek ancak müzik videolarında reklam gösterimi devam edecek. Yani YouTube Premium’un sunduğu gibi tam anlamıyla reklamsız bir deneyim sağlamayacak.

YouTube Premium Lite aboneliği yeniden kullanıma sunulacak.

Buna ek olarak, Premium Lite aboneleri arka planda oynatma ve YouTube Müzik uygulamasına erişim gibi özelliklerden yararlanamayacak. Bu durum, özellikle müzik dinlemek için YouTube’u aktif olarak kullanan kullanıcılar açısından önemli bir fark yaratıyor.

Google’ın, Premium Lite aboneliğini uygun fiyatlı bir alternatif olarak konumlandırması, YouTube Premium’un tam sürümüne yüksek ücret ödemek istemeyen ancak video izlerken reklamlardan rahatsız olan kullanıcıları cezbetmeyi hedeflediğini gösteriyor. Mevcut durumda YouTube Premium aboneliği ABD’de 13.99 dolar, Türkiye’de ise 79,99 TL fiyat etiketine sahip. Premium Lite aboneliğinin, standart Premium’a kıyasla daha düşük bir ücretle sunulması bekleniyor. Google’ın bu yeni modeli hangi fiyatlandırma ile sunacağı henüz netleşmese de, reklamları kısmen kaldıran ve belirli özellikleri barındırmayan bir aboneliğin, daha geniş bir kullanıcı kitlesine hitap etmesi amaçlanıyor.

Sony, Japonya’nın en değerli ikinci şirketi oldu!

0

Sony, son yıllarda gösterdiği finansal başarılarla Japonya’nın en değerli ikinci şirketi olma başarısını elde etti. Şirketin piyasa değeri, 149,32 milyar dolara ulaşarak, Toyota’nın gerisinde ikinci sıraya yerleşti. Toyota, 231,69 milyar dolarlık piyasa değeriyle Japonya’nın en büyük şirketi olarak birinci sıradaki konumunu korurken, Sony’nin elde ettiği bu başarı, şirketin stratejik büyüme hamlelerinin ve güçlü mali performansının bir göstergesi olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, Mitsubishi UFJ Financial, 146,46 milyar dolarlık piyasa değeriyle üçüncülüğü elde etti. Bu sıralama, Japonya’nın en büyük şirketleri arasında ciddi bir rekabeti ortaya koyuyor.

Sony, Japonya’nın en değerli ikinci şirketi olmayı başardı

Sony’nin piyasa değerindeki artış, özellikle oyun ve ağ hizmetlerinde gösterdiği üstün performansla yakından ilişkilidir. Oyun sektöründeki etkisi, özellikle PlayStation markasıyla kazandığı yüksek gelirle dikkat çekiyor. Sony’nin oyun işindeki önemli büyüme, şirketin genel mali tablosunda büyük bir iyileşmeye yol açtı. 2024 mali yılının üçüncü çeyrek kazanç raporu, bu büyümenin boyutlarını gözler önüne seriyor.

Sony, Japonya'nın en değerli ikinci şirketi olmayı başardı.

Rapora göre, oyun bölümü, Sony’nin gelirlerinin önemli bir kısmını oluşturuyor ve şirketin piyasa değerinin yükselmesinde en kilit faktörlerden biri haline gelmiş durumda. PlayStation konsollarının yanı sıra, şirketin oyun içi hizmet ve ağ çözümleri de büyüyen gelir potansiyelinin bir parçası olarak rol oynuyor.

Sony’nin yükselişi sadece oyun sektörüne dayalı değil; aynı zamanda şirketin televizyon ve eğlence sektörlerindeki güçlü varlığı da önemli bir etken. Ancak, şirketin oyun ve ağ hizmetleri alanındaki başarısı, ona büyük bir avantaj sağladı. Bu performans, Sony’yi Japonya’daki diğer devlerin önüne geçirmeye yardımcı oldu. Diğer yandan, Hitachi gibi elektronik ve inşaat ekipmanları devleri de Japonya’nın en değerli şirketleri arasında yer alıyor. Nintendo ise, Switch el konsolu ve bu konsola yönelik oyunlarla dünya çapında büyük bir satış başarısı yakalasa da, 89,78 milyar dolarlık piyasa değeriyle ancak onuncu sırada yer alabiliyor. Bu durum, Sony’nin oyun ve ağ hizmetlerine yaptığı yatırımın ne kadar doğru bir strateji olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.

Yapay zekalı Bayraktar TB2T-AI testlere başladı!

Baykar, Türk savunma sanayisinin gözbebeği Bayraktar TB2’nin yeni versiyonu olan Bayraktar TB2T-AI’yi tanıtarak, insansız hava araçları (İHA) alanında önemli bir adım atmış oldu. Bayraktar TB2T-AI, önceki versiyonlarına göre daha ileri düzeyde bir yapay zeka teknolojisine ve turbo motor özelliklerine sahip. Test uçuşlarına başlayan bu yeni nesil SİHA, gökyüzünde yeni bir çağ başlatmayı hedefliyor. Bayraktar TB2T-AI, geliştirilmiş yapay zeka ve motor kapasitesiyle sadece hızını artırmakla kalmıyor, aynı zamanda modern savaş alanlarında otonom olarak daha etkili görevler yapabilme kabiliyetine sahip.

Yapay zekalı Bayraktar TB2T-AI test sürecine geçti

Bayraktar TB2T-AI’nin turbo motoru, bu SİHA’nın 25 dakika gibi kısa bir sürede 30.000 feet yüksekliğe ulaşmasını sağlıyor. Son test uçuşlarında 30.318 feet’e kadar yükselerek kendi rekorunu kıran TB2T-AI, ayrıca 300 km/s hızına ulaşabiliyor. Bu hız artışı, SİHA’nın uzun süreli görevlerde daha hızlı hareket etmesini ve daha etkili operasyonlar gerçekleştirmesini sağlıyor. Ek olarak, Bayraktar TB2T-AI’nin faydalı yük kapasitesi artırılmış, bu da daha fazla sensör ve silah taşıyabilmesini mümkün kılıyor.

En dikkat çekici yeniliklerinden biri, entegre edilen üç adet yapay zeka bilgisayarı ile kazanılan üstün otonom uçuş kabiliyeti. Bu sistem, Bayraktar TB2T-AI’yi elektronik harp ortamlarında bile güvenle operasyon yapabilecek bir seviyeye taşıyor. Yapay zeka, araziyi tanıyıp rota belirleyebiliyor ve görev sırasında manuel müdahale gerektirmeden devam edebiliyor. Ayrıca, gelişmiş hedef analiz sistemleri sayesinde tehditleri tespit edip, en uygun hareket planını oluşturabiliyor. Acil durum senaryolarında, sistem otonom güvenli dönüş yaparak üsse güvenli bir şekilde geri dönebilir. Bayraktar TB2T-AI aynı zamanda pistleri tanıyıp, otonom iniş ve kalkış yapabilme kapasitesine sahip.

Yeni nesil Bayraktar TB2T-AI, sadece hız, irtifa ve otonom uçuş kabiliyetiyle değil, aynı zamanda gelişmiş güvenlik özellikleriyle de dikkat çekiyor. Bu sayede savaş alanlarında, etkili ve güvenli görevler yaparak stratejik avantaj sağlayabilecek potansiyele sahip. Bu özellikler, Bayraktar TB2T-AI’yi sadece Türkiye’nin değil, dünya çapında önemli bir savunma aracı haline getiriyor.

MIT araştırmacıları, yeni nesil robot arılar tasarladı!

Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden (MIT) araştırmacılar, yapay tozlaşma alanında büyük bir ilerlemeye imza atarak yeni nesil robot arılar geliştirdi. Bal arılarından ilham alınarak tasarlanan ve bir gramdan daha hafif olan bu mikrorobotlar, yeniden yapılandırılan kanat sistemleri sayesinde 1000 saniyeye kadar kesintisiz uçuş yapabiliyor. Önceki versiyonlara kıyasla 100 kat daha uzun süre havada kalabilen bu robotlar, tarımda yapay tozlaşma süreçlerini dönüştürme potansiyeli taşıyor.

MIT araştırmacıları, yeni nesil robot arılar geliştirmeyi başardı

Araştırmacılar, yeni tasarımda önemli bir değişikliğe giderek kanat sayısını sekizden dörde düşürdü. Bu radikal yenilik, yalnızca uçuş süresini uzatmakla kalmayıp aynı zamanda robotların manevra kabiliyetlerini de belirgin şekilde artırdı. Saniyede 30 santimetre hızla hareket edebilen bu mikrorobotlar, havada takla atma ve sonsuzluk şekli çizme gibi karmaşık manevraları başarıyla gerçekleştirebiliyor.

Robot arıların temelinde, özel olarak geliştirilen yapay kas sistemi yer alıyor. Karbon nanotüp elektrotlar arasına yerleştirilen elastomer katmanlardan oluşan bu sistem, mekanik kuvvet oluşturarak kanatların çırpılmasını sağlıyor. 4 cm x 4 cm boyutlarındaki kompakt tasarım, daha uzun menteşeler kullanılarak kanat hareketlerinden kaynaklanan stresi daha verimli şekilde yönetebiliyor.

Bu teknolojik gelişme, özellikle küresel arı popülasyonundaki dramatik düşüş göz önüne alındığında büyük önem taşıyor. ABD’de yapılan araştırmalar, ticari arıcılık sektöründe arı kolonilerinin yarısından fazlasının yok olduğunu ve bunun 139 milyon dolardan fazla ekonomik zarara yol açtığını gösteriyor. Robot arılar, kapalı ortamlarda uygulanan dikey tarım sistemlerinde yapay tozlaşma imkanı sunarak bu soruna çözüm getirme potansiyeline sahip.

MIT ekibi, projenin gelecekteki aşamaları için çok daha iddialı hedefler belirlemiş durumda. Önümüzdeki süreçte uçuş süresinin 10.000 saniyeye çıkarılması, kanat tasarımında sağlanan alan avantajıyla pil ve sensörlerin entegre edilmesi ve çiçeklere hassas iniş yapabilme kabiliyetinin geliştirilmesi planlanıyor. Tüm bu yenilikler, robot arıların geniş ölçekli tarım alanlarında ve dikey çiftliklerde etkin şekilde kullanılmasının önünü açacak.

Tesla, ilk çeyrekte teslimat sayılarında dibi görebilir!

Tesla, son zamanlarda oldukça zor bir dönemden geçiyor ve şirketin satışlarıyla ilgili veriler, bu kötü gidişatın devam ettiğini gösteriyor. 2025 yılının ilk çeyreğinde Tesla’nın teslimatlarının, son iki yılın en düşük seviyelerine ulaşması bekleniyor. Şirketin, bu dönemde yaklaşık 359.000 araç teslim etmesi öngörülüyor. Bu rakam, geçen yılın aynı dönemine kıyasla %7’lik bir düşüşe işaret ederken, bir önceki çeyreğe göre ise %27’lik ciddi bir azalma anlamına geliyor. Tesla, son yıllarda böyle düşük teslimat rakamları gördüğü son çeyreği 2022’nin üçüncü çeyreği olarak kaydediyor. Bu veriler, Tesla’nın pazar payını ve talep seviyelerini doğrudan etkileyebilecek potansiyele sahip.

Tesla, ilk çeyrekte teslimat sayılarında çöküş yaşayabilir

Tesla’nın teslimatlarındaki düşüş, şirketin yatırımcıları açısından kaygı verici bir durum oluşturuyor. Çünkü otomobil sektöründeki büyük oyuncular için teslimat sayıları, şirketin genel performansını belirleyen en önemli göstergelerden biri. Özellikle finansal tahmin piyasalarındaki veriler, Tesla’nın teslimat performansına dair büyük bir belirsizlik yaratmış durumda. Bu tahminlerle ilgili olarak, özellikle Kalshi gibi büyük tahmin platformlarında Tesla’nın teslimatları üzerine yapılan işlemler son derece yoğun ve işlem hacmi yarım milyon doları aşmış durumda. Yani, yatırımcılar Tesla’nın geleceği hakkındaki tahminleri gerçek zamanlı olarak takip ediyor ve bu, Tesla’nın olası strateji değişikliklerini doğrudan etkiliyor.

Tesla’nın satışlarındaki bölgesel farklılıklar da önemli bir sorun teşkil ediyor. Avrupa pazarında, özellikle son çeyreklerde ciddi bir gerileme yaşanmış durumda. Şirketin Avrupa’daki satışları, önceki çeyreklere göre %50’ye kadar bir düşüş göstermiş. Avrupa pazarı, Tesla’nın küresel satışlarının önemli bir kısmını oluşturuyor, bu nedenle burada yaşanan bu kayıplar, şirketin gelirlerini ve pazar payını doğrudan etkiliyor. Öte yandan, Çin’deki satışlar yıllık bazda küçük bir gerileme yaşamış olsa da, Avrupa’daki kadar büyük bir düşüş göstermedi. Ancak, Çin pazarı da Tesla için stratejik önem taşıyan bir pazar olduğu için bu hafif düşüş dahi şirket için önemli bir sinyal.

Bununla birlikte, Tesla’nın ABD pazarındaki durumu ise oldukça belirsiz. Şirketin teslimat rakamları ve genel satış performansı, büyük ölçüde ABD pazarındaki talep ve üretim süreçlerine bağlı olacak. Bu pazarda yaşanacak gelişmeler, Tesla’nın global performansını belirleyecek ve yatırımcılar bu durumu dikkatle izliyor. ABD’deki potansiyel performans düşüşü, şirketin yıl sonu teslimat hedeflerini ciddi şekilde etkileyebilir ve bu da Tesla’nın değerini olumsuz yönde etkileyebilir.

Bu düşük teslimat rakamları ve bölgesel bazdaki düşüşler, Tesla’nın daha kapsamlı bir strateji değişikliğine gitmesini gerektirebilir. Şirket, küresel talep ve üretim süreçlerine dair yenilikçi çözümler aramak zorunda kalabilir. Tesla’nın araç fiyatlandırmasında, üretim verimliliğinde ya da yeni model ve özelliklerde değişiklik yapması gerekebilir. Bu tür bir strateji değişikliği, Tesla’nın rekabetçi pazarda ayakta kalmasını sağlamak adına kritik öneme sahip olabilir. Şirketin bu durumu nasıl yöneteceği ve hangi adımları atacağı ise önümüzdeki haftalarda yatırımcılar tarafından dikkatle takip edilecek. Bu, Tesla’nın gelecekteki büyüme ve sürdürülebilirlik stratejileri hakkında da önemli ipuçları verebilir.

Elon Musk, Uluslararası Uzay İstasyonu’nu hedef aldı!

Elon Musk, SpaceX’in kurucusu ve CEO’su olarak, Uluslararası Uzay İstasyonu’nun (ISS) geleceği hakkında son derece dikkat çekici bir açıklama yaptı. Musk, ISS’in “mümkün olan en kısa sürede” yörüngeden çıkarılması gerektiğini savundu. Sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, ISS’in görevini tamamladığını ve artık çok az ek fayda sağladığını ifade etti. Musk, “Haydi Mars’a gidelim” diyerek, ISS’in emekliliğiyle birlikte kaynakların Mars görevlerine yönlendirilmesi gerektiğini ima etti. Bu açıklama, yalnızca uzay camiasında değil, NASA ve ABD hükümeti nezdinde de büyük tartışmalara yol açtı. Çünkü Musk’ın çağrısı, sadece bir öneri olmanın ötesinde, uzay politikası ve gelecekteki uzay araştırmalarına dair somut ve ciddi bir öneri olarak görülüyor.

Elon Musk, Uluslararası Uzay İstasyonu’nu ağır eleştirdi

NASA ise ISS’in faaliyetlerini en az 2030 yılına kadar sürdürecek bir plan üzerinde çalışıyor. Uluslararası işbirlikleri ve bilimsel araştırmalar, NASA’nın bu konuda kararlı olmasına neden oluyor. Özellikle ABD’nin ve diğer ülkelerin uzay ajanslarının yıllarca birlikte yürüttüğü projeler, ISS’in uzun vadeli varlığını savunuyor. Ancak ISS’in yaşlanması, Rus modüllerindeki sızıntılar ve giderek artan işletme maliyetleri, NASA’yı istasyonun ömrünü kısaltmayı düşünmeye itiyor. NASA, ISS’in ardından ticari uzay istasyonlarına geçiş yapmayı planlasa da, bu geçiş sürecinin finansal ve teknik açıdan büyük zorluklar içerdiği biliniyor. SpaceX, 2027 yılı itibariyle ISS’in emekliye ayrılmasını ve istasyonun Pasifik Okyanusu’na yönlendirilmesini öneriyor. Bu konuda NASA’ya yaptığı önerilerde, Musk, sürecin daha erken tamamlanmasını ve kaynakların Mars görevlerine kaydırılmasını savunuyor.

Musk’ın açıklaması, yalnızca ISS’in yaşlanmasıyla ilgili değil, aynı zamanda Mars’a yönelik uzun vadeli hedeflere yönelik daha fazla kaynak ayrılması gerektiğini de gösteriyor. Şu anki ISS operasyonları için NASA, yılda yaklaşık 3 milyar dolarlık bir bütçe harcıyor. Bu bütçenin büyük bir kısmı, SpaceX’in Dragon kapsülleriyle gerçekleştirilen kargo ve mürettebat taşımacılığına yönlendiriliyor. Eğer ISS operasyonları sonlandırılırsa, bu bütçenin bir kısmı, Mars’a insan gönderme projeleri gibi daha büyük hedeflere aktarılabilir. Musk’ın hedefi, SpaceX’in Starship uzay aracıyla Mars’a insan göndermek ve bu süreçte devlet ajanslarının kaynaklarını daha verimli kullanmak. Ayrıca, Starship’in geliştirilmesiyle, NASA’nın Artemis Ay görevlerinde kullanılacak yaşam destek sistemleri, ISS’in yerine geçebilecek bir yörünge platformu için de uyarlanabilir.

Musk’ın çağrısı, yalnızca NASA’yı değil, ABD Kongresi’ni ve diğer uzay ajanslarını da zor bir kararın eşiğine getirebilir. Özellikle Teksas Senatörü Ted Cruz, yıllardır ISS’in devamlılığını savunan önemli figürlerden biri ve Musk’ın bu önerisine karşı çıkması bekleniyor. Bu gelişme, ticari uzay istasyonları konusunda yatırım yapan şirketleri de etkileyebilir. NASA’nın ticari uzay istasyonlarına geçiş planları, özel sektöre yönelik bir geçişi hedeflese de, finansal zorluklar bu süreci daha karmaşık hale getirebilir. Eğer ISS beklenenden daha erken kapanırsa, NASA ve özel şirketler bu geçiş sürecini hızlandırmak zorunda kalacak ve yeni projelere daha fazla yatırım yapmaları gerekecek. Musk’ın önerisi, belki de uzay araştırmalarının daha iddialı ve hızla ilerlemesi için bir fırsat olabilir, ancak bu süreçte karşılaşılan engellerin aşılması kolay olmayacak gibi görünüyor.

Huawei ve SAIC, yapay zekalı elektrikli araçlar için ortaklık kurdu!

Çinli otomobil üreticisi SAIC Motor, teknoloji devi Huawei ile stratejik bir ortaklık kurarak akıllı elektrikli araçlar geliştirme yolunda önemli bir adım attı. Bu iş birliği, Çin otomotiv sektörünün küresel rekabet gücünü artırmayı hedefliyor. Huawei, son yıllarda akıllı sürüş teknolojilerinde büyük bir oyuncu haline geldi ve Changan, Dongfeng ve BAIC Motor gibi büyük Çinli otomobil üreticileriyle kurduğu ortaklıklar sayesinde elektrikli araç pazarındaki etkisini artırmıştı. SAIC ile yapılan anlaşma ise Huawei’nin otomotiv sektöründeki etkisini daha da pekiştirecek gibi görünüyor.

Huawei ve SAIC, yapay zekalı elektrikli araçlar için ortaklık kuruyor

Huawei’nin geliştirdiği akıllı sürücü destek sistemleri ve araç çözümleri, Çin’deki elektrikli araç satışlarının artmasında önemli bir rol oynamış durumda. Örneğin, Changan ile kurduğu ortaklık sonucu üretilen Avatr markalı elektrikli araçların satışları 2024 yılında iki katına çıkarken, Dongfeng destekli Seres’in Aito markalı araçlarının satışları ise üç kat arttı. Huawei’nin bu teknolojilerinin, SAIC ile yapılacak ortaklık sayesinde daha da yaygınlaşması bekleniyor.

Huawei ve SAIC, yapay zekalı elektrikli araçlar için ortaklık kuruyor.

SAIC Motor, geçtiğimiz yıl küresel satışlarında önemli düşüşler yaşadı ve Avrupa Birliği’nin Çinli otomobillere uyguladığı gümrük vergileri nedeniyle yurtdışı satışları da azaldı. Bu bağlamda, Huawei ile kurulan ortaklık, SAIC’in küresel rekabet gücünü artırmak için kritik bir adım olarak değerlendiriliyor. Ortaklık kapsamında, SAIC ve Huawei üretim, tedarik zinciri yönetimi ve satış hizmetleri alanlarında işbirliği yapacak. Ancak, hangi araç modellerinin geliştirileceğiyle ilgili henüz detaylı bir açıklama yapılmadı.

Ayrıca, ortaya çıkan iddialara göre, SAIC ve Huawei sadece bir model üretmekle kalmayıp, yeni bir otomotiv markası kurmayı da planlıyor. Bu markanın adı “Shangjie” olabilir ve Huawei’nin Harmony Intelligent Mobility Alliance (HIMA) iş modeli altında beşinci marka olarak piyasaya çıkabilir.

Dünyanın ilk sentetik kas ve iskelet sistemli robotu tanıtıldı!

0

Dünyanın ilk gerçek kas ve iskelet sistemine sahip insansı robotu, Clone Robotics tarafından tanıtıldı. Protoclone V1 olarak adlandırılan bu robot, geleneksel insansı robotlardan büyük bir farkla, insan anatomisini daha doğru bir şekilde taklit edebilen bir yapıya sahip. Protoclone V1, 200’den fazla serbestlik derecesi, 1.000 miyofiber ve 500 sensörle donatılmış olup, mevcut robotlardan çok daha gerçekçi bir hareket kabiliyeti sunuyor. Bu robot, Clone Robotics’in geliştirdiği Myofiber teknolojisi sayesinde, insanlardaki gibi kas ve iskelet sistemine benzer bir yapıyı taklit ederek, anatomik noktalara bağlanan yapay kaslarla iskeleti hareket ettiriyor.

Dünyanın ilk sentetik kas ve iskelet sistemli robotu görücüye çıktı

Protoclone V1’in geliştirilmesindeki en büyük yenilik, Myofiber teknolojisinin kullanılması. Bu teknoloji, suyla çalışan yapay kaslar sayesinde doğal hareketler elde edilmesini sağlıyor. Myofiber, kas-tendon ünitelerini anatomik olarak doğru noktalara bağlayarak tendon arızalarını ortadan kaldırmayı başarırken, robotun gerçek insan hareketlerine benzer şekilde yürümesini ve çeşitli pozisyonlar almasını mümkün kılıyor. Ayrıca, bu teknoloji 50 milisaniyenin altında tepki süresi, %30’dan fazla boşta kasılma oranı ve her bir kas lifi başına 1 kilogram kasılma gücü sağlıyor.

Dünyanın ilk sentetik kas ve iskelet sistemli robotu görücüye çıktı.

Protoclone V1’in sinir sistemi, kasları gerçek zamanlı olarak kontrol etmek için propriyoseptif ve görsel geri bildirim sistemlerini kullanıyor. Bu sayede robot, çevresindeki dünyayı daha iyi algılayarak, karmaşık hareketleri gerçekleştirebiliyor. Ayrıca robot, 70 eylemsizlik sensörü, 320 basınç sensörü ve 4 derinlik kamerası ile donatılmış ve bu sensörler, robotun hareketlerini mükemmel bir hassasiyetle yönlendiriyor.

Clone Robotics’in tasarımı, yalnızca hareket kabiliyeti değil, aynı zamanda estetik açıdan da dikkat çekici. Videolarda görülen Protoclone, yüzü siyah, yansıtıcı bir maske ile kapalı olup, atölyede çeşitli kol ve bacak hareketleri yapabiliyor. Şu an için pnömatik sistemler kullanan robotun, ilerleyen zamanlarda hidrolik sistemlere geçmesi planlanıyor. Bu gelişme, robotun daha verimli çalışmasını ve daha gerçekçi hareketler yapmasını sağlayacak.

Protoclone V1, sadece teknolojik açıdan değil, aynı zamanda tasarımıyla da insan anatomisini taklit eden yapısıyla dikkat çekiyor. Clone Robotics, biyomimetik robotik alanında geliştirdiği bu insansı robotla, insan elinin işlevselliğini ve doğal hareketlerini taklit etme konusunda büyük bir adım atmış oldu. Şirket, bu tür robotların gelecekte daha da geliştirileceğini ve insansı robotların gerçek dünya uygulamalarına daha yakın hale geleceğini öngörüyor.

Kompresörsüz katı hal ısı pompasında yüksek verime ulaşıldı!

0

Almanya‘daki Fraunhofer Fiziksel Ölçüm Teknikleri Enstitüsü (Fraunhofer IPM), kompresörsüz katı hal ısı pompaları geliştirme konusunda önemli bir başarıya imza attı. Geleneksel ısı pompalarında, kompresörler, soğutucu gazı hareket ettirerek ısı transferi sağlarken, Fraunhofer’ın geliştirdiği yeni sistemde elektrokalorik malzemeler kullanılıyor. Bu malzemeler, elektrik uygulandığında ısı transferini sağlayarak kompresör ihtiyacını ortadan kaldırıyor. Bu yeni teknolojinin temel avantajı, verimliliği önemli ölçüde artırarak daha az enerji ile daha fazla ısı transferi yapılmasını mümkün kılması.

Kompresörsüz katı hal ısı pompasında yüksek verime erişildi

Fraunhofer’daki araştırmacılar, elektrokalorik ısı pompalarında verimliliği artırmak için aktif elastokalorik ısı boruları (AEH) kullanıyor. Bu ısı boruları, sıvıların elektrokalorik malzemenin yüzeyinde buharlaşmasını ve yoğunlaşmasını sağlayarak gizli ısı transferini elde ediyor. Bu sayede, sıvı saniyede on defaya kadar buharlaşıp yoğunlaşabiliyor, böylece çok daha hızlı çevrim yapılabiliyor ve daha az malzeme ile daha fazla ısı taşınabiliyor. Bu yenilik, düşük maliyetli sistemlerin geliştirilmesinin önünü açıyor.

Kompresörsüz katı hal ısı pompasında yüksek verim seviyesine erişildi.

Fraunhofer araştırma ekibi, bu sistemin verimliliğini artırmak için süper hidrofilik yüzey kaplamaları ve elektrokalorik segmentlerin elektrotlarını özel bir epoksi reçineye yerleştirerek elektriksel arızaların önüne geçiyor. Ayrıca, sistemin elektriksel verimliliğini %99,74’e çıkaran galyum nitrür (GaN) bazlı bir DC/DC dönüştürücü tasarlandı. Bu, daha önce %90 civarlarında olan dönüşüm verimliliğini ciddi şekilde artırdı.

Yapılan simülasyonlar, elektrokalorik ısı pompalarının verimliliğinin, kompresörlü sistemlerle karşılaştırıldığında eşit düzeylere ulaşabileceğini gösteriyor. Ancak, ticari kullanım için daha fazla geliştirme yapılması gerektiği belirtiliyor. Fraunhofer, bu yeniliklerin, gelecekte enerji verimli, düşük maliyetli ısı pompalarının piyasaya sürülmesine olanak tanıyabileceğini umuyor.