Niyobyum pil XN50 bir ilki başarıyor

0

İsviçreli enerji depolama öncüsü Leclanche SA, niyobyum bazlı aktif anot malzemesine sahip dünyanın ilk lityum iyon pil hücresi Niyobyum pil XN50’yi tanıttı.

Şirketin yayınladığı bir basın bültenine göre, bu yenilik, özellikle “ağır hizmet tipi e-mobilite, demir yolu ve denizcilik uygulamalarında” mevcut pil kimyalarından daha iyi performans gösteriyor. Leclanche SA’nın İcra Kurulu Başkanı Pierre Blanc, basın bülteninde “Dünyanın ilk ticari XNO Li-ion hücresinin lansmanını duyurmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Niyobyum pil XN50 yakında ürün gamımızda LTO kullanımının yerini alacak” dedi.

Niyobyum pil XN50 özellikleri

Şirket, mevcut lityum-titanat-oksit (LTO) pil çözümünü, mevcut Grafit/Lityum Nikel Manganez Kobalt Oksit (G/NMC) çözümlerine ek olarak yeni çeşitlilikte pil modülleri ve paketleri sunacak olan Niyobyum pil XN50 ile değiştirmeyi planlıyor.

Hücre, pazar beklentilerini karşılamak için kapsamlı ürün geliştirme ve testlerinden geçti. Cambridge merkezli Echion Technologies’in XNO’sunu içeriyor. Business Weekly Ödülleri’nin Teknoloji Ölçeklendirme kategorisinde ödül kazanan Echion, dünyanın en iyi niyobyum bazlı aktif anot malzemeleri sağlayıcısıdır.

Leclanche’ye göre, Niyobyum pil XN50, LTO teknolojisine göre yüzde 50 daha iyi enerji yoğunluğuna sahip ve hızlı şarjı destekliyor. Şirket, hücrenin zorlu koşullarda mükemmel bir şekilde çalıştığını, üstün performans ve olağanüstü güvenlik sağladığını iddia ediyor. 10.000 döngünün üzerinde öngörülen kullanım ömrüne sahip pil teknolojisi, yoğun kullanımdan sonra bile yüzde üçten daha az kapasite kaybıyla yüksek güç çıkışını koruyor. Niyobyum pil XN50 hücresi, “45°C [113°F] sıcaklıkta 1.000 2C/2C şarj/deşarj döngüsünden sonra yüzde 15 direnç büyümesi” gösteriyor.

Ayrıca, Niyobyum pil XN50’nin PFAS içermeyen su bazlı katot formülü çevresel etkiyi azaltıyor. İsviçreli ekibi başarısından dolayı tebrik eden Echion Technologies İcra Kurulu Başkanı Jean de La Verpilliere, Leclanche pil hücresinin “ağır hizmet tipi Li-ion piller için yeni bir standart” belirlediğini söyledi.

Cloudflare, yapay zeka araçlarının web kazımasını sistemli ve kontrollü hale getiriyor!

Bu pazar, Cloudflare CEO’su Matthew Prince’in, yayıncıların AI botlarının sitelerini nasıl ve ne zaman kazıyacakları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmalarını sağlama hedefinin son adımı olarak görülüyor.

Prince, yaptığı bir röportajda, “İçerik üreticilerini bir şekilde tazmin etmezseniz, içerik üretimi durur. Bu, çözülmesi gereken bir sorun.” dedi.

İlk adım olarak, Cloudflare müşterilerine ücretsiz bir izlenebilirlik aracı olan AI Audit’i kullanıma sunuldu. Bu araç, web sitesi sahiplerine AI modellerinin sitelerini ne zaman ve ne sıklıkla taradığını gösteren bir analiz panosu sunuyor. Ayrıca, site sahipleri istedikleri AI botlarını engelleyebilecek veya kazımaya izin verebilecek.

Cloudflare, bu girişimiyle yapay zeka endüstrisindeki büyük bir sorunu çözmeyi amaçlıyor: Küçük yayıncılar, içeriklerinin izinsiz kazılması nedeniyle nasıl ayakta kalacak? Bugün birçok AI modeli, küçük web sitelerinin içeriklerini kullanarak kendini besliyor, ancak bu sitelerin çoğu bundan hiçbir kazanç elde etmiyor. Özellikle büyük yayıncılar, OpenAI gibi firmalarla lisans anlaşmaları yaparken, küçük web siteleri aynı fırsatlara sahip değil. Bu durum, birçok site için trafik kaybına yol açarak, iş modellerini tehdit edebilir.

Cloudflare, bu sorunu çözmek amacıyla, web sitesi sahiplerinin hangi AI modellerinin sitelerine erişim sağlayacağına karar verebileceği yeni araçlar sunuyor. AI Audit, sitelerine hangi botların geldiğini ve ne sıklıkta kazıma yaptıklarını görme imkanı tanıyor. Bu pazar yeriyle birlikte küçük yayıncılar da büyük firmaların sahip olduğu imkanlardan yararlanabilecek.

Prince, bu konuyla ilgili “Bu pazarla herkes, Reddit ve Quora gibi büyük yayıncıların yaptığını yapabilecek.” dedi.

Ancak Cloudflare, bu pazarın nasıl işleyeceği konusunda henüz tam bir açıklama yapmadı.

Biden, şimdi de Çin yapımı akıllı araçları yasaklamak istiyor! Etkileri nasıl olacak?

Beyaz Saray’ın uzun zamandır beklenen bu hamlesi, özellikle Çin menşeli donanımlara dayanan ABD’li otomobil üreticilerini ve tedarikçilerini etkileyebilir.

ABD Ticaret Bakanlığı’nın hazırladığı yasa teklifi, yalnızca Çin’den gelen akıllı araçların satışını veya ithalatını yasaklamakla kalmıyor, aynı zamanda bu araçları çalıştıran yazılım ve donanımın da ABD’de kullanımını engelliyor. Bu durum, bağlantılı araçlarda kullanılan sensörler, Bluetooth cihazları, internet bağlantı birimleri ve çip setleri gibi Çin ile ilişkili donanımların kaldırılmasını gerektirecek.

Yasa tasarısı, üreticilere dört yıl mühlet veriyor!

Otomotiv sektörü için zorluk donanımda yaşanabilir. Üreticilere, Çin ile bağlantılı donanımları araçlarından çıkarmaları için dört yıl süre tanınacak. Küçük üreticiler ise bu yasaktan muaf tutulmak için başvuruda bulunabilecek.

Yasa tasarısı, ABD merkezli otonom araç şirketlerini daha az etkileyecek. Tasarı, yalnızca seviye 3 ve seviye 4 otonom araçlarda Çin yazılımını kısıtlayacak. Seviye 3 otonom araçlar, belirli koşullarda sürücüsüz yol alabiliyor, ancak sürücünün gerektiğinde kontrolü devralması gerekiyor.

Tasarı, Çinli otonom araç şirketlerinin ABD’de test yapmasını ve araçlarını konuşlandırmasını da sınırlayacak. Yıllar boyunca ABD’de test yapan Çinli robotaksi girişimlerinin birçoğu, yasakların geleceğini önceden görerek testlerini durdurmuş durumda. Örneğin, WeRide gibi firmalar ABD’deki halka arz planlarını askıya aldı.

Huawei akıllı araç

Ulusal güvenlik gerekçesiyle sunulan bu tasarı, ABD hükümetinin Çin ürünlerine yönelik son büyük kısıtlamalarından biri olarak öne çıkıyor. Huawei ve ZTE gibi Çinli teknoloji devlerine getirilen yasakların ardından gelen bu adım, Çin yapımı elektrikli araçların ABD pazarına girmesini de engellemeyi amaçlıyor.

Bu yasak, ABD’deki yerli elektrikli araç üretimini teşvik etmek için önemli bir fırsat olabilir. Biden yönetiminin 2022’de imzaladığı Enflasyonu Düşürme Yasası kapsamında, Kuzey Amerika’da monte edilen elektrikli araçlar için 7.500 dolarlık bir vergi kredisi sunuluyor.

TikTok, genişletilmiş abonelik sistemini duyurdu!

Brezilya, Fransa, Almanya, İspanya, Birleşik Krallık, Endonezya, İtalya, Japonya, Güney Kore ve Amerika Birleşik Devletleri’nde aktif olan bu yeni TikTok özelliği, önümüzdeki haftalarda daha fazla pazarda da kullanılabilecek.

Mart ayında TikTok, Canlı Abonelik adını Abonelik olarak değiştireceğini ve sadece canlı yayın yapan üreticilere değil, diğer içerik üreticilerine de bu özelliği sunacağını açıklamıştı. Bu genişletilmiş özellik, Patreon ve YouTube’un kanal üyelikleri gibi, kullanıcıların içerik üreticilerine abone olarak onlardan özel içerikler ve ayrıcalıklar almasını sağlıyor.

Abonelik özelliği, içerik üreticilerinin üç farklı fiyat seçeneğiyle abonelerine özel içerik ve avantajlar sunmasına imkan tanıyor. Aboneler, yalnızca ödeme yapan kullanıcılara sunulan videolar, canlı yayınlar ve notlar gibi özel içeriklere erişebiliyor. Ayrıca Sub Space adlı özel bir alan sayesinde üreticilerle daha fazla etkileşim kurma fırsatına sahip olabiliyorlar.

TikTok aboneleri, canlı yayınlarda kullanabilecekleri benzersiz çıkartmalar ve profillerinde ya da yorumlarda isimlerinin yanında beliren rozetler de edinebiliyorlar. İçerik üreticileri, TikTok’un sunduğu hazır bir liste içinden topluluklarına özel olarak belirleyebilecekleri avantajları da ekleyebiliyor. Bu avantajlar arasında özel video talepleri, Discord rolleri, kamera arkası videolar ve birlikte oyun oynama gibi seçenekler bulunuyor.

Abonelik özelliğini kullanabilmek için üreticilerin 18 yaşından büyük olmaları, en az 10.000 takipçiye sahip olmaları ve son bir ay içinde videolarının toplamda en az 100.000 görüntülenme almış olması gerekiyor.

SoftBank Son ile yeniden geri dönebilecek mi?

0

SoftBank’ın Vision Fund ve WeWork gibi yatırımlardan büyük kayıplar yaşadıktan sonra Son büyük ölçüde kamuoyunun gözünden kayboldu. Ancak Son’un yeni biyografisi “Kumarbaz Adam” olarak adlandırılan FT yazarı Lionel Barber, Son’un “kefaret ödüyormuş” gibi görünmesine rağmen aslında “geri dönüş planları yaptığını” yazıyor.

SoftBank Son ile yeniden harekete geçebilir

SoftBank şimdi yapay zekaya büyük yatırım yapıyor ve çip tasarım şirketi Arm’ı halka açarak başarıyı yakalıyor. Profilde ayrıca Son’un Napolyon’a olan hayranlığı gibi bazı eğlenceli kişisel ayrıntılar da var. Bir aktivist yatırımcı 2020’de Son ile yaptığı bir toplantıda Bill Gates ve Mark Zuckerberg’i gündeme getirdiğinde, Son’un onları “tek iş yapan adamlar” olarak görmezden geldiği bildirildi. Son: “Benim için doğru karşılaştırma Napolyon, Cengiz Han veya İmparator Qin’dir, Ben bir CEO değilim. Bir imparatorluk kuruyorum” dedi.

Japon teknoloji devi SoftBank Group, Vizyon Fonu aracılığıyla yaptığı yatırımlar ve ortak çalışma alanı gayrimenkul şirketi WeWork ile uydu telekomünikasyon şirketi OneWeb’e yaptığı yatırımlardan tam 24 milyar dolar kaybedeceğini duyurmuştu. Şirket, erken aşamadaki şirketlere yönelik iddialı yatırımlarının yetersiz kalması nedeniyle, bu kayıpların teknoloji devinin yıl boyunca toplam 7 milyar dolarlık bir zarara uğramasına neden olacağını belirtmişti. Daha sonra SoftBank için hiçbir şey iyiye gitmemişti.

SoftBank ve kurucusu Masayoshi Son, makine öğrenimi teknolojileri, robotik ve yeni nesil telekomünikasyona yapılacak yatırımların yüz milyarlarca dolarlık finansal getiri sağlayacağı vizyonuna milyarlarca (başkalarının) dolarını ve kendi servetlerini yatırdı. Son ve ekibinin sattığı vizyon bu olsa da, gerçek şu ki WeWork, OpenDoor ve Compass gibi gayrimenkul yatırım oyunlarına ve Brandless gibi doğrudan tüketiciye satış oyunları olan şirketlere, Wag gibi evcil hayvan malzemeleri işletmelerine ve DoorDash gibi yemek teslimat işletmesine milyarlarca dolar yatırıldı. Ancak hiçbir şey şirket ve Son ve şirket için iyiye gitmedi. Son’un böyle bir durumdan nasıl yeniden düze çıkacağı ise şimdiden merak ediliyor.

VR personel ayrımcılığı eğitimlerinde kullanılıyor

0

Bir çalışmada, Tunde adlı siyah bir hemşireye yöneticisi tarafından, etnik azınlıkların bu saatlerde çalışma olasılığının daha yüksek olduğu salgın sırasında gece vardiyalarında çalınmasını önlemek için kişisel koruyucu ekipmanların (KKE) geceleri kilit altında tutulduğu söylenir. Başka bir sahnede, Jasmine adlı Asyalı bir kadın doktor, salgın sırasında çocuk bakımı konusunda vardiya değişikliği talepleri konusunda çifte standart uyguladıktan sonra bir İK yöneticisi tarafından işten çıkarılır; beyaz meslektaşlarına bu standart kabul edilmiştir.

VR personel ayrımcılığı engelleme eğitimlerinde araç haline geldi

Bunlar, etnik azınlık geçmişine sahip meslektaşların deneyimlerini daha iyi anlamak için tasarlanmış NHS personeli için yeni bir eğitim biçiminde tasvir edilen ayrımcılık senaryolarından bazılarıdır. “… ayakkabılarında yürümek” adlı eğitim, katılımcıların sanal gerçeklik (VR) başlığı takmasını ve NHS ortamında aktörler tarafından ırkçılık ve ayrımcılık örneklerini tasvir eden videoları izlemesini içerir.

Klipler, Kings’ College London’daki akademisyenlerin NHS içindeki ayrımcılık vakalarının mevcut sağlık eşitsizlikleriyle nasıl ilişkili olduğunu araştıran bir proje olan Tides çalışması sırasında toplanan, NHS çalışanlarının çalışırken yaşadıkları ırkçılık deneyimlerini anlatan 133 röportajın dökümlerine dayanmaktadır. Eğitim, NHS’nin işyerindeki “sürekli” ve “tahammül edilemez” ırkçılık seviyeleri nedeniyle siyah, Asyalı ve etnik azınlık doktorların kitlesel göçüyle karşı karşıya olduğu uyarılarının ardından geliştirildi; araştırmalar ise beyaz hemşirelerin siyah ve Asyalı meslektaşlarına göre terfi alma olasılığının iki kat daha fazla olduğunu gösteriyor.

Profesör Stephani Hatch: “VR, kullanıcının bazı durumlarda ayrımcılık deneyimlemesine olanak tanır, ancak aynı zamanda ayrımcılık örneklerine tanık olma pozisyonunda olmasını da sağlar ve VR bize yaratıcı metodolojiler kullanma fırsatı verdi” diyor.

Şimdiye kadar eğitim, South London ve Maudsley NHS Foundation Trust ve Royal Marsden NHS Foundation Trust’taki 270 personel tarafından tamamlandı. Projenin arkasındaki akademisyenler, bunun sağlık hizmetleri genelinde yaygınlaştırılması gerektiğine inanıyor ve Hatch: “Bu eğitimin yönetim ve liderliği etkilemesi bizim için gerçekten önemli. Eğitimi orta düzey yöneticilerle dolu bir odada görmek isterim çünkü onlar genellikle kapıcı olabiliyor” dedi.

Kings’te toplum ve ruh sağlığı alanında öğretim görevlisi olan Dr. Rebecca Rhead, VR videolarının oluşturulması sırasında deneyimlerini anlamak için doğrudan ön saflardaki NHS personeliyle konuşmanın önemli olduğunu söyledi.

Telefon bağımlılığı her çocuğun telefon sahibi olmasıyla büyüyor

0

Hiçbir şey akıllı telefonların hayatlarımızı ve çocuklarımızın hayatlarını ele geçirmesini engelleyemedi. Ancak kaçınılmaz tepki tüm hızıyla devam ediyor. Bu sadece ekran süresi kısıtlamaları konusunda aile içi tartışmalar veya ebeveynlerin yetişkinlere yönelik, radikal veya tüketici içeriklere maruz kalmayı en aza indirmek için sıklıkla sonuçsuz kalan çabaları ile ilgili değil. Telefonların bağımlılık yarattığı ve çocukların öğrenme, yaratıcılık ve konsantrasyonunu engellediği algısının artması ve 12 yaşındaki çocukların yüzde 97’sinden fazlasının akıllı telefon sahibi olmasıyla birlikte okullar harekete geçti. Şubat ayında, İngiltere hükümeti akıllı telefonlar hakkında bir rehber yayınladı ve o zamandan beri bazı okullar bunları yasakladı.

Telefon bağımlılığı her çocuğun telefonu olmasıyla artıyor

Yine Şubat ayında, iki endişeli ebeveyn WhatsApp grubu Smartphone Free Childhood’ı kurdu. Kurucu ortak Daisy Greenwell’e göre, çevrimiçi topluluğun şu anda 120.000’den fazla üyesi var ve “İngiltere’deki her ilçede yerel bir grup ve bu ilçelerin içinde binlerce okul grubu” var. Akıllı telefonları “yasaklamak”tan bahsetmiyoruz ama bunların kullanımını 14 yaşına kadar ertelemek çocukların gelişimi ve refahı için pek çok fayda sağlayabilir:

Fiziksel sağlık:

Akıllı telefon kullanımını ertelemek, çocukların daha fazla fiziksel aktiviteye ve açık havada oyun oynamaya katılmasını teşvik ederek hareketsiz davranışları azaltabilir ve genel fiziksel sağlıklarını iyileştirebilir.

Ruh sağlığı:

Özellikle genç yaşta aşırı akıllı telefon kullanımı, artan anksiyete, depresyon ve uyku bozuklukları oranlarıyla ilişkilendirilmiştir. Erişimi geciktirmek, bu riskleri azaltmaya ve daha iyi bir ruhsal refahı desteklemeye yardımcı olabilir.

Sosyal beceriler:

Akıllı telefonlara sürekli erişim olmadan, çocukların yüz yüze iletişim becerileri, empati ve akranları ve aile üyeleriyle sosyal bağlantılar geliştirme konusunda daha fazla fırsatı oluyor.

Akademik performans:

Akıllı telefon kullanımı da dahil olmak üzere aşırı ekran süresi, daha düşük akademik performansla ilişkilendirilmiştir. Akıllı telefonları ertelemek, çocukların çalışmalarına daha iyi odaklanmalarına ve daha sağlıklı çalışma alışkanlıkları geliştirmelerine yardımcı olabilir.

Emniyet:

Küçük çocuklar siber zorbalık, uygunsuz içerik ve çevrimiçi avcılar gibi çevrimiçi etkileşimlerle ilişkili riskleri tam olarak anlamayabilir. Akıllı telefon kullanımını ertelemek, ebeveynlere çocuklarına potansiyel olarak riskli platformlara erişim izni vermeden önce çevrimiçi güvenlik konusunda eğitim vermeleri için daha fazla zaman tanır.

Öz düzenlemenin geliştirilmesi:

Akıllı telefon kullanımını ertelemek, çocukların dürtülerini yönetme ve ekran süresini kontrol etme gibi uzun vadeli başarıları ve refahları için önemli olan öz düzenleme becerilerini geliştirmelerini teşvik eder.

Aile bağlantısı:

Akıllı telefonların dikkat dağıtmasına son verildiğinde, aileler ekranlar olmadan paylaşılan aktiviteler, sohbetler veya yemekler aracılığıyla daha fazla bağ kurma ve birlikte kaliteli zaman geçirme fırsatına sahip oluyor.

Yapay zeka duyarlı olabilir mi?

0

London School of Economics and Political Science’dan filozof Jonathan Birch’in bir cevabı olabilir. The Edge of Sentience’da , duyarlılığa sahip olabilecek varlıkları korumak için bir çerçeve geliştiriyor. Birch’in kararlı çoğulcu açıklamasında, tüm bakış açıları gereksiz acıdan kaçınma görevinde birleşiyor. En bariz olanı, bu görev diğer insanlara borçlu olunmasıdır. Ancak, duyarlılıklarını tespit edebildiğimiz sürece, bunun diğer varlıklara uygulanmaması gerektiğini düşünmek için hiçbir neden yoktur; ister çiftlik hayvanları, ister hücre koleksiyonları, ister böcekler veya robotlar olsun.

Sorun, bir şeyin duyarlı olup olmadığının nasıl belirleneceğidir. Duyarlılığın felsefi kavramı temel anlaşmazlıklarla doludur. Bilim de öyle. Deneysel kanıtların yorumlanması çeşitlilik gösterir ve genç hayvanlar ve yapay zeka da dahil olmak üzere birçok canlı için duyarlı kapasitelerin sürdürülebilir bir şekilde araştırılması eksiktir. Sonra, ölçüm sorunu var. Memelilerde, davranış kalıpları ve beyin aktivitesi kötü hissin bir izini sağlayabilir. Peki, farklı zihinlere ve davranış repertuarlarına sahip olan gastropodlar için duyarlılık testi nedir? Beyni veya fiziksel his belirtileri olmayan yapay zeka sistemleri için ne olacak?

Yapay zeka duyarlı olmak için neye ihtiyaç duyuyor?

Bu kıvranan belirsizlik karmaşasıyla karşı karşıya kalındığında, bir battaniyenin altına girip sorunların ortadan kalkmasını ummak cazip gelir. Birch battaniye karşıtıdır. Bir varlığın duyarlılığının ilk belirtisinde dikkatli ve orantılı önlemleri tetikleyen proaktif bir önlem yaklaşımını savunur. Birch’in çerçevesi iki süreçten oluşur. Birincisi, uzmanların bir varlığın duyarlı olma olasılığını belirlemesini içerir. Konsensüs talep etmek adil olmazdı; potansiyel olarak varlıkları uzun süreli acı çekmeye, bilimsel cehalet veya tartışma yüzünden yetim kalmaya mahkûm ederdi. Bunun yerine, Birch “bilimsel meta-konsensüs”ün korumaları tetiklemesi gerektiğini öne sürüyor. Bununla, şüpheci olanlar arasında bile, kanıt ve tutarlı bir teori çizgisi temelinde duyarlılığın en azından güvenilir bir olasılık olduğu konusunda tam bir fikir birliğini kastediyor. Meta-konsensüs eksikliği olduğunda, varlıklar araştırma için öncelik olarak belirlenebilir veya duyarsız olarak reddedilebilir.

Duyarlılık adayları daha sonra kapsayıcı, bilgili vatandaş panellerinin koruyucu politikalar tasarlayacağı ikinci sürece geçecekti. Bunlar bir varlığın duyarlılığının risklerine orantılı olmalı ve farklı değerleri ve uzlaşmaları hesaba katmalıdır. Örneğin, büyük dil modeli (LLM) sisteminin potansiyel duyarlılığına yanıt olarak bir moratoryum uygulamak toplum için büyük fırsat maliyetlerine sahip olabilir. Savunduğu vatandaş panelleri, kanıtlar biriktikçe önerilerini gözden geçireceklerdi.

Sonra, Birch, tartışmaların duyarlılık tanımlarını zorladığı üç alana yöneliyor. Birincisi insan beyni – bilinç bozuklukları olan insanlar, fetüsler, embriyolar ve sinir organoidleri veya beyin sistemleri için sentetik modeller. İkincisi balık, yumuşakçalar, böcekler, solucanlar ve örümcekler dahil olmak üzere insan olmayan hayvanlar. Üçüncü alan, LLM’leri içeren AI’dır .

Her bölüm çözülememiş ve felsefi ve bilimsel tartışmalarla dolu zorluklar sunar. Örneğin, dışa dönük davranışlar göstermeyen sinir organoidleri için önlemler nasıl tasarlanabilir? Burada Birch, işlevsel bir beyin sapının varlığı ve uyku-uyanıklık döngülerinin varlığı gibi duyarlılığın anatomik korelasyonlarına geri döner. Hayvanlarla ilgili bölümlerde, duyarlı olabilecek türlerin baş döndürücü sayısıyla, çok azının incelenmiş olması gerçeğiyle ve bunlardan nasıl çıkarım yapılacağı sorusuyla karşı karşıyayız.

Tesla Cybertruck satışları iyi gidiyor! İşte rakamlar

Tesla’nın sıra dışı tasarımıyla dikkat çeken elektrikli kamyoneti Cybertruck, satış rakamlarıyla da adından söz ettiriyor. Kimi tarafından sevilen kimi tarafından ise eleştirilen Cybertruck, Tesla’nın yüzünü güldürmeyi başardı. İşte son dönemde çok konuşulan konu hakkındaki en önemli ve en çarpıcı detaylar…

Tesla Cybertruck satışları oldukça iyi gidiyor

S&P Global Mobility’nin verilerine göre Cybertruck, Temmuz ayında ABD’de diğer tüm elektrikli kamyonetlerin toplam satışı kadar satış rakamına ulaştı. Ford F-150 Lightning, Rivian R1T, Chevy Silverado EV ve Hummer EV gibi rakiplerinin Temmuz ayında toplam 5.546 adet sattığı bir pazarda Cybertruck tek başına 5.175 adet satmayı başardı.

Elektrikli kamyon Cybertruck

ABD’deki genel elektrikli araç pazarında Tesla’nın liderliği devam ediyor olsa da artan rekabet, şirketin pazar payını geçen yıla göre düşürdü. Tesla’nın pazar payı geçen yıl %56 iken bu yıl %48’e geriledi. Buna rağmen Tesla’nın Temmuz ayındaki satış rakamları geçen yıla göre %18 artarak 118.000’e ulaştı.

Tesla’nın bugüne kadar 2 milyon ön sipariş aldığı Cybertruck’ın teslimatlarını tamamlaması için önünde uzun bir yol var. Şirket, Cybertruck’ın fiyatını birkaç kez artırarak 100.000 dolara kadar çıkardı. Ancak talebin yüksek olması nedeniyle Cybertruck satın almak isteyenlerin uzun bir süre beklemesi gerekiyor.

Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yanıtlarınızı aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz. Görüşleriniz bizim için gerçekten çok değerli. Paylaşmaktan çekinmeyin! Yorumlarınızı büyük bir merakla bekliyoruz.

1 GB internetin maliyeti ne kadar?

0

Son yıllarda Türkiye’de internet fiyatlarındaki artış, tüketicilerin bu hizmetin maliyetini ve operatörlerin kar marjlarını sorgulamasına neden oldu. Özellikle sosyal medyada tartışma konusu olan mobil tarife fiyatlarının yüzde 500’lere varan artışları yönündeki iddialar dikkatleri bu konunun üzerine çekti.

Türkiye’de internet fiyatları son yıllarda ciddi bir artış gösterdi. Tüketiciler de 1 GB internetin operatöre olan maliyetini ve bunun sonucunda oluşan fiyat farklarını sorgulamaya başladı. İnternet kullanımının hızla artması ve teknolojik altyapının genişlemesi, bu hizmetin maliyetlerini ve kar marjlarını daha fazla görünür hale getirdi.

Biz de haberimizde sizlerle 1 GB internetin operatörlere olan maliyeti, fiyatlara etki eden faktörler ve Türkiye’nin uluslararası bağlamda nasıl bir konumda olduğuna dair detaylı analizimizi paylaşacağız. Bu sayede tüketicilere yansıtılan fiyatlar ile operatör maliyetlerini karşılaştırabilir, kar marjının ne seviyede olduğunu ve diğer ülkelerde durumun nasıl olduğunu yakından görebilirsiniz.

Operatörler için 1 GB internet maliyeti birden fazla değişken tarafından belirleniyor. Ayrıca bu maliyetler sadece internet sağlayıcılarına değil, hükümetlere, enerji sağlayıcılarına ve vergi otoritelerine de bağlı. Maliyetlere etki eden başlıca faktörler şu şekilde:

İnternet sağlayıcılarının büyük bir kısmı geniş bant altyapısına büyük yatırımlar yapmak zorunda. Bu, fiber optik kabloların döşenmesi, baz istasyonlarının kurulumu ve 5G teknolojilerinin devreye alınması gibi yüksek maliyetli süreçleri beraberinde getiriyor.

Güney Kore gibi ülkelerde bu altyapı yatırımları tamamlandığı için 1 GB internetin maliyeti çok daha düşük. Örneğin 1 GB mobil internetin tüketiciye maliyeti ortalama olarak 0.52 dolar iken Hindistan’da altyapının daha sınırlı olduğu bölgelerde bu maliyet 0.68 dolar civarında.

Operatörler, mobil veri hizmetleri sağlamak için devletlerden frekans lisansları almak zorunda. Bu lisansların maliyeti de ülkelerin telekomünikasyon politikalarına göre büyük farklılıklar gösteriyor. Örneğin Almanya gibi ülkelerde frekans lisans ücretleri oldukça yüksek. Bu da operatörlerin maliyetlerini artırıyor ve nihayetinde tüketiciye yansıyan fiyatı yükseltiyor.

Baz istasyonlarının ve veri merkezlerinin sürekli çalışması, enerji maliyetlerini önemli bir hale getiriyor. Özellikle enerji fiyatlarının yüksek olduğu ülkelerde bu durum daha belirgin. Almanya örneğinde olduğu gibi bazı ülkelerde enerji maliyetlerinin yüksek olması internet maliyetlerinin de yüksek olmasına neden olduğu için internetin operatör maliyeti de bu nedenle daha fazla olabilir​.

Operatörlerin büyük bir kısmının sürekli olarak ağlarını güncellemesi ve bakımlarını yapması gerekiyor. Bu maliyetler arasında çalışan maaşları, pazarlama giderleri ve teknolojik güncellemeler de yer alıyor. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde ise bu maliyetler döviz kurları nedeniyle artış gösterdi.

Türkiye’de internet hizmetleri için kullanılan birçok donanım yurt dışından ithal ediliyor. Türk Lirası’nın değer kaybetmesi bu ithalat maliyetlerini artırarak operatörlerin maliyetlerine doğrudan yansıyor. Özellikle donanım ve teknolojik altyapı yatırımları dövize endeksli olduğundan kur dalgalanmaları maliyetlerin yükselmesine neden olabiliyor.

Türkiye’de mobil internet sağlayıcıları da birçok alanda olduğu gibi yüksek vergilere tabidir. Operatörlerin devlete ödediği lisans ve spektrum vergileri, tüketicilere yansıyan fiyatları artıran başlıca nedenler arasında. Danimarka gibi yüksek vergi oranlarına sahip ülkelerde de benzer şekilde yüksek vergiler internet fiyatlarına yansıyor.

Dünya genelinde internet fiyatları ve maliyetleri ülkeden ülkeye farklılık gösteriyor. Aşağıdaki tabloda, farklı ülkelerde operatörlerin maliyetlerini ve tüketiciye yansıyan fiyatları karşılaştırarak Türkiye’nin konumunu daha net görebiliriz.

Ülke1 GB Operatör Maliyeti (dolar)1 GB tüketici fiyatı (dolar)
ABD0.85 – 1.505.62 – 8.00
Almanya0.40 – 1.002.27
Hindistan0.10 – 0.300.09
Türkiye0.01 – 0.032.00 – 4.00

Bu tablo farklı ülkelerde operatör maliyetlerinin ve tüketici fiyatlarının nasıl farklılaştığını net şekilde gösteriyor. Hindistan gibi ülkelerde yoğun rekabet nedeniyle maliyetler düşük kalırken, ABD ve Almanya gibi ülkelerde ise yüksek lisans ve altyapı maliyetleri fiyatları yukarı çekiyor.

Ülke1 GB operatör maliyeti (dolar)1 GB tüketici fiyatı (dolar)
İsrail0.01 – 0.050.04
Hindistan0.10 – 0.300.09
İtalya0.10 – 0.300.12
Moldova0.20 – 0.400.28
Fransa0.15 – 0.500.23
Ülke1 GB operatör maliyeti (dolar)1 GB tüketici fiyatı (dolar)
Zimbabve1.00 – 3.0043.75
Saint Helena2.00 – 4.0040.13
Güney Sudan1.50 – 3.0023.70
Kanada2.00 – 5.0012.55
ABD0.85 – 1.505.62 – 8.00

Türkiye’de 1 GB internetin operatöre olan maliyeti global ortalamalara kıyasla düşük olmasına rağmen yerel ekonomik koşullar nedeniyle zamanla artış gösterdi. Özellikle döviz kurlarındaki dalgalanmalar ve enerji maliyetlerinin artışı bu maliyetleri yükselten başlıca etkenler arasında bulunuyor. Genel olarak operatörlerin 1 GB internet sunma maliyetini şu şekilde detaylandırabiliriz:

  • Altyapı maliyetleri: 0.05 TL ile 0.15 TL arasında değişmektedir.
  • Lisans ve frekans ücretleri: 0.02 TL ile 0.05 TL arasında.
  • Enerji maliyetleri: 0.03 TL ile 0.08 TL arasında.
  • İşletme giderleri: 0.10 TL ile 0.20 TL arasında.
  • Kur farkı: 0.05 TL ile 0.10 TL arasında.
  • Vergi ve yasal yükümlülükler: 0.05 TL ile 0.10 TL arasında.

Bu maliyetlerin toplamı Türkiye’de operatörler için 1 GB internetin maliyetini 0.30 TL ile 0.78 TL arasında şekillendiriyor. Tabii bu tahmin operatörden operatöre ve kullanılan teknolojilere göre farklılık gösterecektir. Ancak genel olarak Türkiye’de operatörlerin uluslararası maliyetlerle kıyaslandığında düşük maliyetlerle çalıştığını söylemek mümkün.

Bu, kar marjı düşük şeklinde algılanmamalıdır. Zira Türkiye’de internet operatörlerinin 1 GB internet maliyetini tüketicilere yansıtma oranı oldukça yüksek. Tabii fiyatlar paket içeriği (dakika, SMS gibi ek hizmetler) ve operatöre göre farklılık gösterebiliyor. Örneğin taahhütlü paketlerde fiyat daha düşükken taahhütsüz ya da düşük veri miktarına sahip paketlerde fiyatlar daha yüksek olabiliyor.

Türkiye’de internet fiyatlarının daha uygun seviyelere çekilebilmesi için bir dizi önlem alınması gerekiyor. Öncelikle mobil operatörler arasındaki rekabetin artırılması büyük önem taşıyor. Yeni operatörlerin pazara girişini kolaylaştırıcı düzenlemeler yapılabilir veya mevcut operatörlerin daha rekabetçi tarifeler sunmaları teşvik edilebilir. Rekabetin artması, tüketicilere daha fazla seçenek sunarak fiyatların düşmesine katkı sağlayacaktır.

İkinci olarak, altyapı yatırımlarına devam edilmesi gerekiyor. Fiber optik ve 5G gibi yeni nesil teknolojilere yapılan yatırımlar internetin hızını ve kalitesini artırırken, uzun vadede maliyetleri de düşürebilir. Devletler bu yatırımları destekleyici politikalar uygulayarak altyapının daha hızlı bir şekilde yaygınlaşmasını sağlayabilir.

Üçüncü olarak, vergi yükünün azaltılması da internet fiyatlarını olumlu yönde etkileyebilir. Özellikle Özel İletişim Vergisi (ÖİV) gibi sektöre özgü vergilerin gözden geçirilmesi internetin daha ucuz hale gelmesine yardımcı olabilir. Bu vergilerin oranlarının düşürülmesi veya tamamen kaldırılması tüketicilere doğrudan fayda sağlayacaktır.

Dördüncü olarak, telekomünikasyon ekipmanlarının yerli üretiminin desteklenmesi kur farkından kaynaklanan maliyet artışlarını azaltabilir. Yerli üretim ithalata olan bağımlılığı azaltarak döviz kurlarındaki dalgalanmaların internet fiyatlarına etkisini sınırlayabilir. Yerli üretimi teşvik edici politikalar ve destek programlarıyla bu alanda ilerleme kaydedebilir.

Son olarak, enerji verimliliğinin artırılması da internet maliyetlerini düşürmede etkili olabilir. Baz istasyonları ve veri merkezleri gibi enerji yoğun tesislerde enerji verimliliği önlemleri alınarak işletme maliyetleri azaltılabilir. Bu da internet fiyatlarına olumlu yansıyabilir. Operatörler, enerji tasarrufu sağlayan teknolojilere yatırım yaparak ve enerji verimliliği konusunda bilinçlendirme çalışmaları yürüterek bu alanda katkı sağlayabilirler.

Editör notu: Haberimizde yer alan birçok veri 2023 yılına aittir. Bu nedenle günümüz şartlarında farklılık gösterebilir. İncelemek isterseniz kaynaklarımızı da aşağıda bulabilirsiniz.

Haber kaynağı

Nokia, Amazon’a karşı olan davasını kazandı!

Bir zamanlar dünyanın en büyük cep telefonu üreticilerinden biri olan Nokia, günümüzde telekomünikasyon teknolojileriyle adından söz ettiriyor. Dünya genelinde pek çok 5G bağlantısında parmağı olan Nokia, son yıllarda patent ihlalleri nedeniyle birçok teknoloji devine karşı davalar açtı. Bu davalardan biri de 2023 yılında Amazon’a açılmıştı ve Almanya’da sonuçlandı. İşte son dönemde çok konuşulan konu hakkındaki en önemli ve en çarpıcı detaylar…

Nokia, Amazon’a karşı olan patent ihlali davasını kazandı!

Nokia, Amazon’un Prime Video platformunda ve bazı Fire TV cihazlarında kendi patentli video sıkıştırma teknolojilerini izinsiz kullandığını iddia ederek ABD, Almanya, Hindistan, Birleşik Krallık ve Avrupa Birliği’nde davalar açmıştı. Münih’te sonuçlanan davaya göre Almanya’da bazı Fire TV işletim sistemli akıllı televizyonlar ve Fire TV 4K Stick ürünleri yasaklanacak ve Amazon, Nokia’ya tazminat ödeyecek.

Nokia, Amazon'a karşı olan patent ihlali davasını kazandı.
Nokia, Amazon’a karşı olan patent ihlali davasını kazandı.

Amazon ise mahkeme kararına katılmadıklarını ve bu kararın mevcut Fire TV kullanıcılarını etkilemeyeceğini belirterek Nokia’nın patent lisans ücretlerinin fahiş olduğunu ve makul fiyat tekliflerini reddettiğini savundu. Amazon henüz Münih Mahkemesi’ne resmi bir itirazda bulunmadı.

Nokia, Münih Mahkemesi’nin kararını sevinçle karşılıyor olsa da Amazon’a karşı açtığı hukuk mücadelesi henüz sona ermedi. Önümüzdeki yıllarda iki şirket ABD, Hindistan ve Birleşik Krallık gibi ülkelerdeki mahkemelerde karşı karşıya gelmeye devam edecek. Ayrıca Nokia’nın HP’ye karşı açtığı patent ihlali davası da önümüzdeki aylarda Münih’te görülecek. Bakalım Nokia, teknoloji devlerine karşı açtığı davaları kazanmaya devam edecek mi?

Fosil yakıt tüketimi hala zirvede! Peki neden?

0

Yönetim danışmanlığı şirketi McKinsey’nin son raporuna göre, dünya genelinde temiz enerjiye doğru önemli bir yönelim olsa da fosil yakıtlar, 2050 yılına kadar küresel enerji arzının büyük bir kısmını oluşturmaya devam edecek. Elektrikli araçların beklenenden daha yavaş benimsenmesi ve temiz enerji teknolojilerinin yaygınlaşmasının önündeki engeller, fosil yakıtlara olan bağımlılığın devam etmesinin temel nedenleri olarak gösteriliyor.

Fosil yakıt tüketimi son hızla devam ediyor

McKinsey raporuna göre, fosil yakıt tüketimi 2025-2035 yılları arasında bir plato yakalayacak. Ancak temiz enerjiye geçiş süreci devam ederken, enerji güvenliğini sağlamak adına fosil yakıtlara yatırımların devam etmesi bekleniyor. Raporda ayrıca, gelişmekte olan ekonomilerin öncülüğünde küresel enerji talebinde önemli bir artış öngörülüyor. Bu talebin 2050 yılına kadar %18’e kadar çıkabileceği tahmin ediliyor.

Fosil yakıt kullanan
Fosil yakıt tüketimi son hızla devam ediyor.

Rüzgar ve güneş enerjisi gibi düşük karbonlu enerji kaynaklarının, 2050 yılına kadar küresel elektrik üretiminin %65-80’ini karşılaması bekleniyor. Güneş enerjisinin düşük maliyeti sayesinde hızla yaygınlaşması beklenirken, hidrojen ve karbon yakalama gibi diğer temiz enerji teknolojileri bazı zorluklarla karşı karşıya kalabilir. Yavaş dağıtım, yüksek maliyetler ve yetersiz politika desteği gibi faktörler, bu teknolojilerin küresel iklim hedeflerine ulaşmak için gereken hızda yaygınlaşmasını engelliyor.

Nükleer enerjinin büyümesi ise düzenleyici engeller, kamuoyu güvenliği endişeleri ve nükleer atıkların yönetimi konusundaki zorluklar nedeniyle sınırlı kalıyor. Politika yapıcıların ve kamuoyunun nükleer enerjiye bakış açısını değiştirecek adımlar atılmazsa, nükleer enerjinin enerji dönüşümüne katkısı kısa ve orta vadede sınırlı kalacak.

Raporda ayrıca, küresel enerji dönüşümünü hızlandırmanın önündeki en büyük engellerden birinin de karbonun halihazırdaki düşük fiyatı olduğu vurgulanıyor. McKinsey, karbon yakalama, kullanma ve depolama gibi teknolojilerin yaygınlaşmasını teşvik etmek için karbon fiyatının önemli ölçüde artırılması gerektiğini öne sürüyor. Bu fiyat ayarlaması olmadan, karbonsuzlaşma hedeflerine ulaşmak ve iklim değişikliğiyle mücadele etmek oldukça zor olacak.

Raporda dikkat çekilen bir diğer önemli nokta ise küresel enerji dönüşümünün lityum, nikel ve kobalt gibi ham maddelerin bulunabilirliğine bağlı olduğu. Düşük karbonlu teknolojiler için hayati öneme sahip olan bu malzemelerin arzı, uzun geliştirme süreleri ve belirsiz talep nedeniyle kısıtlı. Jeopolitik gerginlikler ve enerji güvenliği endişeleri de tedarik zincirlerini daha da karmaşık hale getiriyor. Bu durum, yatırımcıların yeni madencilik ve işleme projelerine yatırım yapmasını zorlaştırıyor. Ülkelerin kritik malzemeler için paralel tedarik zincirleri oluşturması da temiz enerjiye geçiş sürecini yavaşlatabiliyor.

Elon Musk, Starship’in Mars seferi hakkında konuştu!

Dünyanın en zengin insanı ve SpaceX’in kurucusu Elon Musk, merakla beklenen Starship Mars yolculukları hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Musk, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, önümüzdeki iki yıl içinde Mars’a beş farklı insansız Starship görevi düzenlemeyi hedeflediklerini duyurdu.

Elon Musk, Starship’in Mars seferi hakkında önemli açıklamalar yaptı

Bu görevlerin başarılı olması durumunda ise dört yıl içerisinde ilk mürettebatlı Mars yolculuğunun gerçekleşebileceğini söyledi. Ancak Musk, görevlerde beklenmedik teknik sorunlar yaşanması halinde insanlı seferlerin iki yıl daha ertelenebileceğini de sözlerine ekledi.

Hatırlatmak gerekirse Musk, daha önce yaptığı açıklamalarda Starship’in Mars’a iniş yapabilmesi için en az beş yıllık bir sürece ihtiyaç duyulduğunu ve ilk insanlı Mars yolculuğunun yedi yıl içerisinde gerçekleşebileceğini belirtmişti.

Starship’in önümüzdeki dönemde gerçekleştireceği başarılı deneme uçuşları ve inişler, bu sürecin daha net bir şekilde belirlenmesini sağlayacak. Starship, Haziran ayında gerçekleştirdiği bir testte yörüngeye ulaşmış, atmosfere dönüş sırasında yüksek hızda ve ateşli bir iniş yaptıktan sonra Hint Okyanusu’na başarıyla inmişti. Bu test, roketin dünya çevresinde tam bir tur attığı dördüncü denemeydi.

SpaceX’in hedefi, Starship’i insanları ve kargoları Ay’a ve Mars’a taşıyabilecek çok amaçlı bir uzay aracı olarak geliştirmek. NASA’nın da SpaceX’in Starship’ini kullanarak gerçekleştirmeyi planladığı mürettebatlı Artemis 3 görevi, 2026 yılına ertelenmiş durumda. İlk mürettebatlı Ay inişinin ise başlangıçta 2025 yılında gerçekleşmesi planlanıyordu.

Öte yandan Japon milyarder Yusaku Maezawa’nın daha önce planladığı, Ay çevresinde gerçekleştireceği özel Starship yolculuğu ise roketin geliştirilme sürecindeki belirsizliklerden dolayı iptal edildi.

Kripto para çalmak isteyen hırsızlar eve girdi

Siber suçlular, kripto sahiplerinin çevrimiçi hesaplarına girip DeFi servetlerini çalma konusunda oldukça deneyimli. Ancak, bu tür bir çete, yakın zamana kadar kripto sahiplerinin evlerine girmek, onları tehdit etmek, dövmek ve dijital paralarını vermelerini sağlamak için gerçek, yerel hırsızlar görevlendiriyordu.

Kripto para çalmak için şiddet uyguladılar

Adalet Bakanlığı, bu çetenin üyelerinin çoğunluğunun cezalandırıldığını duyurdu. Çete liderlerinden biri olan 25 yaşındaki Remy Ra St Felix, şiddet içeren soygunlardaki rolü nedeniyle 47 yıl hapse mahkûm edildi. Hükümet, çetenin yaklaşık iki yıllık bir süre zarfında, “şiddet içeren ev işgalleri” ve çevrimiçi SIM takası planlarının bir kombinasyonu yoluyla çeşitli kurbanlardan 3.5 milyon dolardan fazla çaldığını söyledi.

Özellikle rahatsız edici bir olayda, saldırganlar Kuzey Karolina’daki bir eve girdi ve orada yaşayan çifte şiddetle saldırdı. Ars Technica, adamların başlangıçta inşaat işçisi kıyafetleri giyerek eve yaklaştığını ve yerel boru sistemlerini incelemek istediklerini iddia ettiğini belirtiyor. Evin arkasını kontrol ettikten sonra içeri girip çifti silahlarla tehdit ettiler. Adama saldırdıktan sonra, adam onu ​​bilgisayarına gidip Coinbase hesabını açmaya ikna ettiler. O zaman komploya bağlı siber suçlular, uzaktan erişim yazılımı AnyDesk’i kullanarak kurbanın hesabını kontrol altına aldılar ve hesabının tamamını çetenin kontrolündeki hesaplara aktarmaya başladılar. Adamlar sonunda Coinbase transfer girişimlerini dondurmadan önce adamın hesabından 156.853 dolar çekmeyi başardılar. Dijital varlıkları çaldıktan sonra, çete üyeleri çifti terk etti ve çift daha sonra gidip komşularını hırsızlık konusunda uyardı.

Planı şiddet kullanarak uyguladıkları için, ev işgalini gerçekleştiren iki adam her biri 22.267,65 dolar aldı. Bu arada, kalan 112.000 dolar çeteye bağlı diğer siber suçlular arasında paylaştırıldı.

Erkekler Florida, Delray Beach ve Homestead’de ve Teksas, Little Elm’de başka ev istilaları gerçekleştirdiler ve Fort Lauderdale ve Florida, Orlando’da ve Georgia’da ek istilalar planladılar. Hükümet: “Komplo boyunca, komplocular suçlarını planlamak için şifreli bir mesajlaşma uygulaması aracılığıyla iletişim kurdular. Hedefleri belirlediler ve evlere nasıl girileceğini, suçları gerçekleştirmek için gereken araçları, kripto para biriminin teknik yönlerini ve hedeflerinin yaşam kalıplarını tartıştılar. Ayrıca hedeflerinin ve hedeflerinin evlerinin fotoğraflarını da dolaştırdılar” dedi.

Büyük dava başlıyor: Microsoft, Crowdstrike için hesap verecek!

0

Siber güvenlik devi CrowdStrike, geçtiğimiz Temmuz ayında yaşanan ve küresel çapta IT kesintilerine yol açan yazılım güncellemesi felaketinin ardından, ABD Kongresi’nde hesap vermeye hazırlanıyor. Şirketin Karşı Düşman Operasyonları Kıdemli Başkan Yardımcısı Adam Meyers, 24 Eylül Salı günü Temsilciler Meclisi Alt Komitesi’nde ifade verecek.

Microsoft’un davayı kaybetmesi bekleniyor

Teksas merkezli firmanın Windows yüklü cihazlara yönelik hatalı yazılım güncellemesi, havayolları, havalimanları, bankalar, sağlık kuruluşları ve perakendeciler dahil olmak üzere dünya çapında birçok işletmenin IT sistemlerini felç etmişti. Olay, sektör tarihinin en büyük yazılım hatası olarak kayıtlara geçti ve Microsoft’un süreci iyi idare edemediği belirtiliyor.

CrowdStrike’ın kurucusu ve CEO’su George Kurtz, kesintinin ardından kamuoyundan özür dileyerek sorunun hızla tespit edilip çözüldüğünü belirtmişti. Kurtz, olayın bir siber saldırı değil, Windows güncellemesindeki bir kusurdan kaynaklandığını açıklamıştı.

Meyers’in Kongre’deki ifadesi, olayın perde arkasına ışık tutması ve gelecekteki siber güvenlik mevzuatını etkilemesi açısından kritik önem taşıyor. Oturum sırasında yöneticinin zorlu sorularla karşılaşması bekleniyor.

Salı günü TSİ 21:00’de başlayacak olan oturum, Kongre’nin resmi web sitesinden canlı olarak izlenebilecek. CrowdStrike’ın bu ifadeyle şeffaflık sözünü yerine getirip getiremeyeceği ve benzer olayların önlenmesi için alınacak önlemler, sektör çevrelerinde merakla bekleniyor.

Sürekli gözetim teknolojileri yaygınlaşacak mı?

0

Oracle’dan Larry Ellison, sürekli gözetim sayesinde vatandaşların en iyi davranışlarını sergileyeceklerini söyledi. Oracle’ın Finans Analistleri Toplantısı’nda bir saatlik soru-cevap oturumunda, dünyanın en zengin ikinci adamı olan Oracle kurucusu Larry Ellison, sürekli gözetimin norm haline geldiği bir dünya için bir vizyon ortaya koydu. Ellison: “Vatandaşlar en iyi davranışlarını sergileyecekler çünkü sürekli olarak olan biten her şeyi kaydediyor ve raporluyoruz.” dedi.

Sürekli gözetim teknolojileri ve endişeler

Larry’nin yorumları, vatandaşların davranışlarını izlemek için gelişmiş yüz tanıma teknolojisi ve bir kamera ağı kullanan Çin’in sosyal kredi sistemine sert bir şekilde benzetmeler yapıyor. Fortune, Oracle’a açıklama için ulaştığında, hiçbir yanıt alamadı ve bu da birçok kişinin Ellison’ın öngörülerinin imaları hakkında meraklanmasına neden oldu. Vizyonu, hem bireylerin hem de kolluk kuvvetlerinin eşit şekilde gözetim altında olduğu bir dünyaya işaret ediyor.

TechCrunch’ın aktardığına göre Ellison, “Her polis memuru her zaman denetlenecek ve bir sorun varsa, yapay zeka bu sorunu bildirecek” dedi. Sürekli izleme fikri kulağa fütüristik gelse de, bazı açılardan halihazırda bir gerçeklik. Amerikalılar, vatandaşlarının videolarını kaydetmek ve paylaşmak için sıklıkla akıllı telefonlarını kullanıyor ve bu da sıklıkla viral çatışmalara ve bazı durumlarda doxxing ve çevrimiçi taciz kampanyalarına yol açıyor. Elon Musk gibi kamuya mal olmuş kişiler, sosyal medyada yapılan yorumlar nedeniyle yasal mücadelelerle bile karşı karşıya kaldılar. Örneğin Musk, Yahudi öğrenci Ben Brody tarafından çevrimiçi olarak kendisine yanlış bir şekilde neo-Nazi etiketi yapıştırdıktan sonra iftira nedeniyle dava ediliyor.

Ellison’ın tam olarak izlenen bir toplum hakkındaki iyimserliğine rağmen, özellikle kolluk kuvvetleri söz konusu olduğunda, bunun etkinliği konusunda endişeler var. George Floyd’u öldüren polis memuru Derek Chauvin’in mahkumiyeti büyük ölçüde olayı gün ışığında yakalayan yoldan geçenlerin görüntüleri sayesinde gerçekleşti. Bu tür görüntüler davada önemli bir rol oynadı, ancak şu soruyu gündeme getiriyor: İnsanlar kaydedildiklerini bilseler bile, davranışlarını değiştirir mi? Son olaylar her zaman böyle olmadığını gösteriyor.

Elmas madencisi temiz enerji üretiyor

Madencilik endüstrilerinin dünya çapında artan karbon emisyonlarına katkıda bulunduğu bir zamanda, Kanada’daki bir elmas madeni temiz enerji üretmeye başladı. Bu çaba, elmas madencisi temiz enerji kullanarak karbon emisyonunu azaltmayı ve endüstriyi temiz enerjiye büyük bir geçişe yönlendirmeyi amaçlıyor.

Elmas madencisi temiz enerji odaklı çalışıyor

Bir madencilik şirketi olan Rio Tinto, Diavik Elmas Madeni’nde temiz enerji üretmek için güneş santralini kullanıyor. Elmas madencisi temiz enerji santralini Kanada’nın Kuzeybatı Toprakları’ndaki 3,5 megavat kapasiteli güneş enerjisi santralinin kurulumunu tamamladı. Proje ayrıca, Kanada toprakları genelinde ülkenin en büyük şebeke dışı güneş enerjisi santralidir. Tesis, Diavik’teki dizel tüketimini yılda bir milyon litre azaltacak. 6.620 panelli tesisin yılda 4,2 milyon kilovatsaat güneş enerjisi üreteceği iddia ediliyor.

Ayrıca sera gazı (GHG) emisyonlarını 2.900 ton CO2 eşdeğeri kadar azaltacak. Bu, her yıl yollardan 630 arabanın kaldırılmasına eşdeğer. Elmas madencisi temiz enerji kullanma hamlesi, Diavik’in 2026 sonunda gerçekleşmesi planlanan maden ömrünün sona ermesi ve yaklaşık üç yıl daha sürecek olan kapanış beklentisiyle yapıldı. Şirket bir basın bülteninde, güneş enerjisi santralinin bu kapanış çalışması sırasında madenin elektriğinin yüzde 25’ine kadarını karşılayacağını ve güneş ışığından ve kardan yansıyan ışıktan enerji üreteceğini söyledi.

Madenin operasyon müdürü Matthew Breen, Kanada’nın kuzeyindeki en büyük şebekeden bağımsız güneş enerjisi santralinin, şirketin insanların yaşadığı ve çalıştığı çevreye olan en son bağlılığı olduğunu ve Diavik’teki operasyonlarımızın enerji verimliliğini artıracağını belirtti. Diavik, “Kanada’nın kuzeyinde büyük ölçekli yenilenebilir enerji projelerine öncülük etmekten gurur duyuyoruz” diye ekledi. Elmas madencisi temiz enerji projelerinde lider konumda.

Şirket, Kuzeybatı Toprakları hükümetinin projeyi finanse etmek için Rio Tinto’ya 3,3 milyon CAD (2,4 milyon dolar) verdiğini iddia ediyor. Whitehorse merkezli Solvest, tesisin inşasına Şubat 2024’te başladı. Britanya-Avustralyalı çok uluslu şirket Rio Tinto Group, dünya çapındaki operasyonlarında karbon azaltma girişimlerinde önemli ilerleme kaydediyor. Şirket, Kapsam 1 ve 2 sera gazı emisyonlarını 2030 yılına kadar yüzde 50 oranında azaltmayı ve 2050 yılına kadar operasyonlarında net sıfıra ulaşmayı hedefliyor.

KoçSistem uluslararası pazara Amazon Web Services ile açılacak

Nesnelerin İnterneti, Büyük Veri ve Analitik, Güvenlik, Bulut, Mobilite, İş Çözümleri, Dijital İş Gücü ve Robotik Süreç Otomasyonu (RPA) gibi alanlarda, bankacılık, perakende, enerji, dayanıklı tüketim malları, otomotiv, kamu, sigorta ve daha pek çok sektördeki müşterilerinin ihtiyaçlarına yönelik ürün ve hizmetler sunan KoçSistem, müşteri değer zincirinin tedarik zincirinden müşteri deneyimine kadar her adımını dijitalleştiriyor. Dünya çapındaki büyük teknoloji üreticileriyle güçlü stratejik ortaklıklar geliştiren KoçSistem, AWS ile çalışarak da müşteri ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşılamak doğrultusunda teknolojik altyapısını geliştirmeyi, uluslararası pazarlarda daha güçlü olmayı hedefliyor.

AWS, KoçSistem’in dijital dönüşüm stratejisinde kritik bir rol oynayarak ölçeklenebilirlik, güvenlik ve yüksek erişilebilirlik gibi teknolojik sorunları çözerken, inovasyon, maliyet verimliliği, mevcut pazarlarda büyüme ve yeni pazarlara açılma fırsatları sunuyor.

Neredeyse tüm iş yükleri için güvenli ve yeniden boyutlandırılabilir işlem kapasitesi sunan Amazon EC2, sunucuları veya kümeleri düşünmeden kod çalıştırılmasını mümkün kılan AWS Lambda ve her yerden, her boyutta veriyi almayı sağlayan nesne depolama alanı Amazon S3, KoçSistem’e esnek altyapı ve veri yönetimi sağlarken, müşterilerine hızlı, güvenilir ve rekabetçi çözümler sunmasına yardımcı oluyor. KoçSistem, AWS’in altyapı, konteyner, veri tabanı, data, güvenlik ve modernizasyon servislerini de kullanıyor.

KoçSistem AWS servisleriyle uluslararası faaliyetlerini genişletecek

KoçSistem, AWS’in sunduğu yenilikçi teknoloji ve araçlar ile yeni ürün ve hizmetler geliştirebilecek, özellikle veri merkezi, güvenlik, modernizasyon, yapay zeka, makine öğrenimi ve veri analitiği alanlarındaki çözümlerle ürün portföyünü genişletebilecek. AWS’in veri güvenliği ve gizlilik konusunda yüksek standartlar sunmasıyla da siber güvenlik çözümlerini daha da güçlendirerek müşterilerinin güvenliğini güçlendirecek.

KoçSistem, AWS’in küresel bulut altyapısı ve veri merkezleri sayesinde yurtdışındaki müşterilerine hızlı ve güvenilir hizmetler sunarak, uluslararası faaliyetlerini genişletecek. AWS’in sağladığı gelişmiş teknolojiler ve esnek çözümler, KoçSistem’in yeni ürün ve hizmetler geliştirmesine olanak tanımasıyla şirketin yurtdışındaki farklı pazar ihtiyaçlarına uygun, inovatif çözümleri geliştirebilmesini de destekleyecek. KoçSistem, AWS’in global ağı ve pazar bilgisi sayesinde global trendleri ve müşteri taleplerini daha iyi analiz ederek, stratejik kararlar alabilecek. AWS’in sunduğu yüksek güvenlik standartları ve uyumluluk araçları, yurtdışındaki düzenleyici gereksinimlere uyum sağlamayı kolaylaştırdığından, KoçSistem yurtdışındaki pazarlarda daha etkili bir şekilde rekabet etme, yeni fırsatlar yakalama ve küresel ölçekte daha güçlü bir pozisyona gelme avantajlarına sahip olacak.

Eski Apple tasarımcısı girişim kuruyor

0

Beş yıl önce Apple’daki tam zamanlı işinden ayrılan efsane tasarımcı Jony Ive, Eski Apple tasarımcısı girişim konusunda OpenAI ve CEO’su Sam Altman ile birlikte yeni bir girişim üzerinde çalışıyor.

Eski Apple tasarımcısı girişim için büyük efor harcıyor

Girişimin adını Ive henüz paylaşmıyor. Ancak eski Apple tasarımcısı girişim için geçen yıl Altman ile yapılan akşam yemeklerinden ortaya çıktı. Ive’nin firması LoveFrom’un tasarıma öncülük ettiği profil, hedefi “iPhone’dan daha az sosyal olarak yıkıcı bir bilgi işlem deneyimi yaratmak için yapay zeka kullanan bir ürün” oluşturmak olarak tanımlıyor.

Ive ile çalışan endüstriyel tasarımcı Marc Newson, ürün özellikleri ve yayın zamanlamasının henüz kararlaştırılmadığını söyledi. Bu belirsizliğe rağmen, girişim Laurene Powell Jobs’un Emerson Collective’i ve Ive’ın kendisi de katkıda bulunarak fon topluyor. Eski Apple tasarımcısı girişim için şirketin yıl sonuna kadar 1 milyar dolara kadar para toplamayı hedeflediği anlaşılıyor.

Ancak Apple’dan ayrılıp LoveFrom adını verdiği kendi tasarım şirketini kurduktan sonra Ive büyük ölçüde ortadan kayboldu. Şirketin web sitesi yalnızca kendi yaptığı serif fontuyla adını gösteriyordu. Ancak kahkahaların ardında aynı merak vardı: Ive ne yapıyordu? Eski Apple tasarımcısı girişim için Ive’nin şehir bloğu modeli cevabın bir kısmını sunuyordu. Son dört yılda, serveti yüz milyonlarca dolar olarak tahmin edilen İngiliz tasarımcı, tek bir şehir bloğunda sessizce yaklaşık 90 milyon dolar değerinde gayrimenkul biriktirdi. Satın almalar, birçok teknoloji ünlüsünün San Francisco’dan kaçtığı bir zamanda, pandeminin başlarında başladı. Ive bu göçü zararlı buldu.

Zengin teknoloji yöneticilerinin servetlerini gayrimenkule veya daha yaratıcı maceralara harcamaları Silikon Vadisi kültürünün bir parçasıdır. Bazıları ada satın alır, diğerleri bir futbol sahasından daha uzun yatlar inşa eder veya uçan araba projelerine fon sağlar. Ive’ın tek bir şehir bloğuna olan saplantısı, buna kıyasla, mütevazı görünüyor.