Şeffaf silikon güneş hücreleri geliyor!

0

Araştırmacılar, bir akıllı telefon ekranından doğrudan bir pili şarj edebilen yeni bir yöntem geliştirdiler. UNIST’e bağlı bir araştırma ekibi tarafından geliştirilen yöntem, şeffaf güneş hücreleri aracılığıyla binaların, arabaların ve mobil cihazların camlarından doğrudan enerji sağlayabiliyor.

Şeffaf silikon güneş hücreleri

Yeni tip şeffaf güneş hücresi ve modülü yüksek verimlilik sunuyor ve cam benzeri renksiz ve şeffaf özelliklerini koruyor. Şeffaf güneş hücresi, güneş hücresinin tüm bileşenlerini arkaya yerleştiren ‘tamamen arka temaslı’ bir tasarım sunarak renksizliği ve şeffaflığı güvence altına aldı. Şeffaf güneş hücrelerinin aynı anda sahip olması gereken yüksek verimliliği ve estetiği elde etti.

Malzeme, UNIST Enerji ve Kimya Mühendisliği Okulu’ndaki Profesör Kwanyong Seo ve araştırma ekibi tarafından geliştirildi. Kusursuz Modülerleştirme teknolojisi adı verilen yöntem, metal teller kullanmadan cihazlar arasındaki boşlukları ortadan kaldırıyor. Mevcut modülerleştirme yönteminde, cihazlar ile opak metal teller arasındaki boşluk, şeffaf güneş hücrelerinin estetiğini bozma sorununu çözmüştür.

Yeni geliştirilen 16 cm² boyutundaki şeffaf güneş hücresi modülü, tek bir cihazın estetiğine benzer estetiği korurken, geçirgenlikte yüzde 20 ila yüzde 14,7 arasında değişen yüksek verimliliğe sahiptir. Ayrıca doğal güneş ışığını kullanarak bir akıllı telefonu şarj etmeyi de başardı. UNIST’te yürütülen çalışmaya göre, küçük bir mobil cihazın ekranının bir enerji kaynağı olarak kullanılabileceğinin olasılığını da kanıtladı.

Araştırmacı Jeonghwan Park ve Araştırma Yardımcısı Profesör Kangmin Lee, “Bu çalışma, yeni cihaz yapısının tasarımıyla mevcut güneş hücresi modülerleştirme yönteminin estetik sorununu temelden çözdü. Şeffaf silikon güneş hücrelerinin küçük cihazlar ve binalar ve otomobil camları gibi çeşitli endüstrilerde kullanılabileceği olasılığını sundu” dedi.

Seo, çalışmanın, şeffaf silikon güneş hücrelerinin ticarileştirilmesi için olmazsa olmaz olan modülerleştirme araştırması için yeni bir yol açtığını belirtti. Uluslararası dergi Proceedings of the National Academy of Sciences (PNAS)’da yayınlanan, tüm arka temaslı (ABC) tasarım tasarımı, yalnızca güneş hücrelerinde yüksek güç dönüşüm verimliliğini (PCE) göstermekle kalmıyor, aynı zamanda şeffaf güneş modülleri aracılığıyla engelsiz görünürlüğü de garantiliyor. Özellikle, ABC-şeffaf c-Si güneş hücreleri, yüzde 20 ortalama görünür geçirgenliği korurken yüzde 15,8’lik bir tepe PCE’ye ulaştı.

Microsoft’un yeni Copilot Pages özelliği ile işbirliğine dayalı yapay zeka deneyimi

Microsoft, işletmeler için geliştirdiği yeni Copilot Pages özelliğini duyurdu. Bu özellik, Microsoft’un Copilot sohbet robotunu kullanarak, ekiplerin işbirliği içinde çalışabileceği ve yapay zekanın içerik düzenlemesine katkıda bulunabileceği yenilikçi bir platform sunuyor. Copilot Pages, ekip üyelerinin gerçek zamanlı olarak çalışmalarını görmesini ve Copilot’un yardımını kullanarak sayfalarına içerik eklemelerini sağlıyor.

Microsoft’un Kurumsal Başkan Yardımcısı Jared Spataro, “Siz ve ekibiniz Copilot ile bir sayfada işbirliği içinde çalışabilir, herkesin çalışmasını gerçek zamanlı olarak görebilir ve Copilot ile bir ortak gibi yineleyebilir, verilerinizden, dosyalarınızdan ve web’den Sayfanıza daha fazla içerik ekleyebilirsiniz” açıklamasında bulundu. Bu, çok oyunculuinsan-yapay zeka-insan işbirliği modelini temsil eden yeni bir çalışma yöntemi olarak değerlendiriliyor.

Copilot Pages, Microsoft 365 Copilot müşterilerine sunulmaya başlandı ve bu ayın sonunda tüm abonelere genel olarak erişilebilir olacak. Bu özellik, Microsoft’un Notion rakibi Loop uygulamasının üzerine inşa edilen ve fütüristik Lego benzeri Office belgeleri içeren işbirliğine dayalı çalışmasını tamamlıyor.

Copilot Pages, kullanıcıların sayfaları bağlantı aracılığıyla paylaşmasını ve iş arkadaşlarının paylaşılan bir Word belgesinde olduğu gibi düzenleme yapabilmesini sağlıyor. Ayrıca, Copilot Pages’ı diğer sayfalara bileşen olarak eklemek de mümkün. Microsoft’un yeni BizChat‘ine entegre olan Copilot Pages, projeler, toplantı notları ve iş sunumları gibi çeşitli içerikleri oluşturmak için web’den veya iş dosyalarından veri çekme imkanı sunuyor.

Microsoft, Copilot Pages’ı, Microsoft Entra hesabıyla oturum açan 400 milyondan fazla kişiye sunacak. Bu, Office uygulamalarındaki yapay zeka asistanlarının geliştirilmesi kapsamında gerçekleştirilen daha büyük bir hamlenin parçası.

Ayrıca, Microsoft bu yılın başlarında Build‘de duyurulan Copilot aracılarını piyasaya sürdü. Bu araçlar, görevleri otomatikleştirerek e-posta gelen kutularını izleyebilir ve manuel olarak yapılması gereken veri girişleri gibi görevleri üstlenebilir. Microsoft 365 Copilot aboneleri ayrıca, Copilot Studio içinde yeni bir aracı oluşturucuya erişim sağlayacaklar. Bu araçlar, Teams veya Outlook içinde sanal iş arkadaşları olarak görünerek kullanıcılara daha etkili bir işbirliği deneyimi sunacak.

Bu yenilikler, Microsoft’un yapay zeka destekli işbirliğine dayalı çalışma modelindeki ilerlemelerini ve işletmelerin günlük iş süreçlerini nasıl daha verimli hale getirebileceğini gözler önüne seriyor.

Yeni sanal gerçeklik başlığı Meta Quest 3S geliyor

Meta, sanal gerçeklik dünyasının en önemli destekçilerinden biri olarak, yeni sanal gerçeklik başlığı Meta Quest 3S için son hazırlıklarını tamamlıyor. Yaklaşan Meta Connect konferansı öncesinde sızdırılan bilgiler, bu cihazın hem tasarımhem de teknik özellikleri açısından önemli yenilikler sunduğunu ortaya koyuyor.

Meta Quest 3S, önceki modellerden farklı olarak 3.5mm kulaklık girişine sahip olmayacak. Kullanıcılar, artık USB-Ctipi ses çözümlerine yönelmek zorunda kalacak. Bu değişiklik, daha yüksek kaliteli ve gecikmesiz ses deneyimi sağlasa da, cihazın aynı anda şarj edilmesini zorlaştırabilir.

Batarya kapasitesi ve performansı

Quest 3S16.7Wh batarya kapasitesi ile Quest 2 ve Quest 3 modellerinin arasında bir performans sunacak. Yüksek çözünürlüklü renk geçişi sayesinde enerji tüketimi artarken, cihazda kullanılan fresnel lensler sayesinde ekran daha az parlaklıkta çalıştırılabilecek. Böylece, cihazın batarya ömrünün önceki modellerle benzer seviyelerde olması bekleniyor.

Yeni şarj ve kontrol cihazları

Sızdırılan görsellere göre, Meta Quest 3S18W gücünde bir şarj adaptörü ile gelecek. Ayrıca, Quest 3’ün Touch Pluskontrol cihazlarına benzer bir el kontrolcüsü ile kullanıcılarına daha gelişmiş bir sanar gerçeklik deneyimi sunacak.

Kullanıcılar için dezavantajlar

Her ne kadar Meta Quest 3Ssanal gerçeklik teknolojisini ileriye taşımak için önemli adımlar atmış olsa da, 3.5mm kulaklık girişinin olmaması bazı kullanıcılar için dezavantaj olabilir. Özellikle USB-C çözümlerinin hem veri transferihem de şarj sırasında aynı anda kullanılma zorunluluğu, uzun süreli oyun seanslarında pratik sıkıntılara yol açabilir.

Tüm bu özellikleriyle Meta Quest 3S, sanal gerçeklik deneyimini bir üst seviyeye taşıyacak gibi görünüyor. Cihazın resmi tanıtımıyla birlikte daha fazla detayın paylaşılması bekleniyor. Meta, bu yeni başlığıyla sanal gerçeklik alanındaçıtayı bir kez daha yükseltmeyi hedefliyor.

Yapay Zeka, Larry Ellison’ı dünyanın ikinci en zengin kişisi yaptı

Forbes’a göre, Oracle Başkanı Larry Ellison’ın gerçek zamanlı net serveti Pazartesi günü 206,1 milyar dolara fırladı. Bezos ise 203,1 milyar dolarlık servetiyle hemen arkasında yer alıyor. Bu arada, Oracle hisseleri Pazartesi günü öğle saatlerinde neredeyse %5 arttı. Yazılım devinin hisseleri, bulut işindeki başarıları sayesinde bu yıl şimdiye kadar yaklaşık %63,4 yükseldi. Forbes’a göre, Larry Ellison Oracle’ın mevcut hisselerinin %40’ına yakınını elinde tutuyor. Bloomberg Milyarderler Endeksi, milyarderi şu anda dünyanın en zengin beşinci kişisi olarak sıralıyor.

Oracle tüm beklentileri aştı

Oracle, geçen hafta ilk çeyrek kazanç sonuçlarıyla Wall Street’in beklentilerini aştı. Şirketin hisseleri ertesi gün %13 arttı ve 11 Eylül’de rekor 157,10 dolardan kapanış yaptı. Şirket, toplam çeyreklik gelirlerinin geçen yıla göre dolar bazında %7, sabit kurda ise %8 arttığını belirtti. Bulut hizmetleri bölümünde, Oracle‘ın gelirleri dolar bazında yıldan yıla %12 artarken, sabit kurda %22 yükseldi.

oracle bulut

Oracle CEO’su Safra Catz, bir açıklamada şunları söyledi: “Bulut Hizmetleri, Oracle’ın en büyük işi haline geldikçe, hem işletme gelirimiz hem de hisse başına kazancımız hızlandı.”

Larry Ellison şirketin dünya genelinde 162 bulut veri merkezine sahip olduğunu söyledi. Bu merkezler ya faaliyette ya da inşa halinde. En büyüğünün 800 megavat olduğunu belirtti. Bu merkez, büyük ölçekli yapay zeka modellerini eğitmek için NVIDIA (NVDA) GPU kümeleri barındıracak.

Geçen Perşembe günü bir Oracle yatırımcı etkinliğinde Ellison, ilginç açıklamalar yaptı. Dünyanın en zengin kişisi Elon Musk ile birlikte NVIDIA CEO’su Jensen Huang’dan daha fazla GPU “istediğini” söyledi. Bu GPU’lar, dünyanın en gelişmiş büyük dil modellerinden bazılarına güç veriyor.

Çin yarı iletken üretiminde büyük adım attı!

Çin, yarı iletken teknolojisinde önemli bir adım atarak kendi derin ultraviyole (DUV) litografi makinelerini geliştirdi. Bu gelişme, Çin’in ABD ve diğer Batılı ülkelere olan teknoloji bağımlılığını azaltma yolunda attığı stratejik bir hamle olarak öne çıkıyor. Çin Sanayi ve Bilgi Teknolojileri Bakanlığı (MIIT), bu yerli üretim makinelerin özellikle ABD, Hollanda ve Japonya’nın uyguladığı yaptırımlar sonrası kritik bir dönemde tanıtıldığını açıkladı.

DUV litografi teknolojisiyle yeni bir dönem

DUV litografi makinelerisilikon plakalar üzerine karmaşık devre desenlerini işleyerek çip üretiminde önemli bir rol oynuyor. Tanıtılan makinelerden biri 193 nanometre (nm) dalga boyunda çalışırken, 65nm çözünürlük ve 8nm üst üste bindirme doğruluğu sağlıyor. Diğer DUV makinesi ise 248nm dalga boyu ile 110nm çözünürlüğe ve 25nm bindirme doğruluğuna sahip. Bu makinelerin fikri mülkiyet haklarının da tamamen Çin’e ait olduğu belirtiliyor. Ancak Çin, bu makineleri geliştiren firmaların isimlerini açıklamış değil.

ASML ile karşılaştırma

Her ne kadar bu gelişmeler Çin için büyük bir adım olsa da, piyasadaki en gelişmiş DUV makineleriyle karşılaştırıldığında henüz bazı eksiklikler bulunuyor. Örneğin, Hollandalı ASML firmasının ürettiği en ileri düzey DUV makineleri, 38nm çözünürlüğün altında ve 1.3nm bindirme doğruluğu sunuyor. Ayrıca, ASML’nin sahip olduğu aşır ultraviyole (EUV) litografi makineleri, mevcut en gelişmiş çiplerin üretiminde kullanılıyor ve DUV makinelerinden çok daha küçük desenler işleyebiliyor.

Çin, uzun yıllardır yarı iletken teknolojisinde bağımsızlık elde etme mücadelesi veriyor. Ancak gelişmiş çiplerin seri üretimi için gerekli litografi sistemlerinin üretimi konusunda ilerlemeler yavaş gerçekleşiyordu. Çin’in neredeyse tüm gelişmiş çip üretiminde, ASML’nin makinelerine bağımlılığı biliniyordu. Ancak yeni geliştirilen bu yerli DUV makineleri, Çin’in bu bağımlılığı azaltma yolunda tarihi bir adım attığını gösteriyor.

ABD ve Hollanda’nın Çin’e yönelik kısıtlamalarını sıkılaştırması, Çin’in bu hamlesinin zamanlamasını daha da kritik hale getiriyor. Özellikle ASML’nin orta seviye DUV makinelerine bile lisans zorunluluğu getirilmesi, Çin’in kendi litografi yeteneklerini geliştirme ihtiyacını daha da acil hale getirdi. Çin’in bu yeni makineleri geliştiren firmalar arasında AMEC ve Shanghai Micro Electronics Equipment gibi önde gelen yarı iletken üreticilerinin de bulunduğu düşünülüyor.

Bu gelişme, Çin’in gelecekteki çip üretiminde ASML’ye olan bağımlılığını önemli ölçüde azaltabileceğinin sinyallerini veriyor. Ancak makinelerin performanslarının piyasa koşullarında test edilmesi ve geniş çapta üretime geçirilmesi için henüz zaman gerektiği belirtiliyor.

Enerji talebinde ısıtma ve soğutma önem kazanıyor

0

İklim değişikliği nedeniyle kentsel ısıtma ve soğutmanın gelecekteki enerji talebinde önemli bir rol oynaması bekleniyor. Araştırmacılar, mevcut küresel enerji projeksiyonlarının sera gazı emisyonları yüksek kalırsa 2099 yılına kadar iklim değişikliğinin kentsel ısıtma ve soğutma sistemleri üzerindeki etkisini yaklaşık yüzde 50 oranında hafife aldığını bildiriyor. Bu farklılık, gelecek için kritik sürdürülebilir enerji planlamasını derinden etkileyebilir.

Enerji talebinde ısıtma ve soğutma

Mevcut çalışmalar ağırlıklı olarak enerji kullanımı, sera gazı emisyonları ve atmosfer arasındaki karmaşık etkileşimleri içeren büyük ölçekli süreçler olan kimyasal geri bildirim döngülerine yoğunlaşmaktadır. Ancak, Illinois Urbana-Champaign Üniversitesi liderliğindeki bir araştırma grubu, yerel mikro iklimlere ve nihayetinde küresel iklime katkıda bulunabilen kentsel altyapı ile atmosfer arasındaki genellikle göz ardı edilen fiziksel etkileşimlere odaklanmaktadır.

İnşaat ve çevre mühendisliği profesörü Lei Zhao liderliğindeki yeni bir çalışma, konut ve ticari mülk ısıtma ve soğutma çalışmalarından kaynaklanan daha küçük ölçekli şehir düzeyindeki atık ısının yerel iklimler ve enerji kullanımı üzerinde büyük etkilere yol açabileceğini vurguluyor. Çalışmanın bulguları Nature Climate Change dergisinde yayınlandı.

Zhao: “Isıtma ve soğutma sistemlerinden üretilen ısı, kentsel alanlarda üretilen toplam ısının önemli bir parçasıdır. Bu sistemler, şehirlerin içindeki atmosfere salınan çok fazla ısı üretir, bu da onları daha sıcak hale getirir ve iç mekan soğutma sistemlerine olan talebi daha da artırır, bu da yerel iklimlere daha fazla ısı verir” diyor.

Bu süreç, araştırmacıların bina soğutma sistemi kullanımı ile yerel kentsel ortamların ısınması arasındaki pozitif fiziksel geri bildirim döngüsü olarak adlandırdığı şeyin bir parçasıdır. Yazarlar ayrıca iklim değişikliği altında artan sıcaklıkların daha soğuk aylarda enerji talebini potansiyel olarak azaltabileceğini, herhangi bir sıcaklık ve enerji talebi projeksiyonunda dikkate alınması gereken negatif bir geri bildirim döngüsü olduğunu belirtiyorlar.

Çalışmaya göre, daha az ısıtma kullanımı, kentsel çevreye daha az ısı salınmasına yol açacak ve bu da mevcut iklime kıyasla daha az kentsel ısınmaya neden olacak.

Norveç elektrikli araçta dünya lideri

Norveç, elektrikli araç devriminde yeni bir dönüm noktasına ulaşıyor. Ülke genelinde yolları dolduran elektrikli araçların sayısı, fosil yakıtla çalışan araçları geçmeye çok yaklaştıNorveç Trafik Bilgi Konseyi’ne (OFV) dayanan verilere göre, ülkede 751.450 elektrikli araç trafiğe çıkmış durumda ve bu rakam, benzinli araç sayısı olan 755.244’e hızla yaklaşıyor. Bu da Norveç’in gerçekten Norveç elektrikli araçta dünya lideri olduğunu gösteriyor.

Her ay yaklaşık 10.000 yeni elektrikli araç satılırken, benzinli araçların satışları ise neredeyse sıfıra düştü. Uzmanlar, bu geçişin Eylül ayının ortasında tamamlanacağını öngörüyor. Ağustos ayında Norveç’te satılan araçların %94’ü elektrikli araçlardan oluştu. Bu oran, ülkenin dünya genelinde elektrikli araçlara en hızlı geçen ülke olma unvanını pekiştiriyor. Norveç elektrikli araçta dünya lideri konumunu sürdürmeye devam ediyor.

Elektrikli araçlarda küresel liderlik

Norveç, elektrikli araçların yaygınlaşmasında öncü bir rol oynuyor. 2025 yılına kadar fosil yakıtla çalışan araçların satışını sonlandırmayı hedefleyen ülke, 2021 yılından itibaren benzinli ve dizel araç satışlarını tek haneli oranlara indirmeyi başardı. Bu da hedeflerine planlanandan daha hızlı bir şekilde ulaştığını gösteriyor. Açıkça, Norveç elektrikli araçta dünya lideri pozisyonunu korumak için çok çalışıyor.

Tesla’nın yükselişi

Norveç’te elektrikli araç pazarında Tesla’nın da önemli bir yeri var. Ülkede satılan her dört araçtan biri Tesla marka. Aynı zamanda dizel araçlar da yollarda elektrikli araçlara yerini bırakmaya devam ediyor. 2017’de zirveye ulaşan dizel araç sayısı bugün yaklaşık 1 milyon seviyesinde. Ancak bu rakamın ay sonunda 1 milyonun altına düşmesi bekleniyor.

AB’ye karşı durum

Elektrikli araç devrimini hızla gerçekleştiren Norveç, aynı zamanda Avrupa Birliği’nin Çin’den ithal edilen elektrikli araçlara yönelik koyduğu ek gümrük vergilerine uyum sağlamayacağını duyurdu. Başbakan Jonas Gahr Store, Norveç’in tüketicilerinin “satın almak istedikleri araçlara erişim hakkına sahip olması gerektiğini” savundu. Norveç elektrikli araçta dünya lideri olarak Avrupa durumunu etkilemeye devam ediyor.

Norveç’in elektrikli araç pazarındaki bu etkileyici ilerlemesi, dünya genelinde birçok ülkeye ilham vermeye devam ediyor.

Yapay zeka suçları önceden görüyor

Bilim kurgu filmlerinde sıkça karşılaştığımız, suçları henüz gerçekleşmeden tespit edebilen teknolojiler artık gerçek dünyaya adım atıyor. Güney Koreli araştırmacılar, suçların gerçekleşmeden önce tahmin edilmesini sağlayan bir yapay zeka sistemi geliştirdiklerini açıkladı.

Güney Kore Elektronik ve Telekomünikasyon Araştırma Enstitüsü (ETRI) tarafından geliştirilen “Dejaview” adlı yapay zeka sistemi, gerçek zamanlı CCTV analizleri yaparak suç potansiyelini belirleyebiliyor. Sistem, sessiz ve izole bölgelerde gece saatlerinde işlenen suçları temel alarak, benzer olayların tekrarlanma ihtimalini değerlendiriyor ve yetkilileri olası tehlikelere karşı uyarıyor.

Makine öğrenimi ile eğitilen Dejaview, geçmiş suç olaylarının kayıtlarını ve çevresel faktörleri inceleyerek, zaman, mekan ve geçmiş suç verilerine dayalı analizler gerçekleştiriyor. Seocho şehrinde yapılan saha testlerinde, sistemin yüzde 82.8’lik doğruluk oranına ulaştığı bildirildi.

Birey odaklı suç tahmini

Dejaview’in en dikkat çekici özelliklerinden biri, ‘birey merkezli yeniden suç işleme tahmini’. Bu bileşen, yüksek risk grubundaki bireylerin hareketlerini izleyerek, aynı suçu yeniden işleme olasılıklarını değerlendiriyor. Sistem, bu kişilerin davranış kalıplarını analiz ederek yakında bir suç işleyip işlemeyeceklerini tahmin etmeye çalışıyor.

Etik tartışmalar kapıda

Bu teknolojik gelişme, suçla mücadelede devrim niteliğinde bir adım olsa da, etik tartışmaları da beraberinde getiriyor. George Orwell’ın ünlü eseri “1984”te olduğu gibi, bireylerin sürekli izlenmesi konusu tartışmaların odağında yer alıyor. Ancak, ETRI yetkilileri Dejaview’in sadece havaalanları, enerji tesisleri ve ulusal etkinlikler gibi kamu güvenliği alanlarında kullanılacağını belirtiyor. Özel güvenlik şirketleri için ticari kullanımın ise 2025 yılı sonundabaşlaması planlanıyor.

Dejaview, geleceğin güvenlik teknolojilerine yön veren önemli bir adım olarak görülse de, suç tahmininde yapay zeka kullanımı toplumda derin etik ve hukuki tartışmalar yaratmaya aday görünüyor.

Samsung Galaxy S25 Ultra’nın tasarımı ortaya çıktı!

0

Samsung’un 2025 yılında tanıtacağı Galaxy S25 Ultra modeliyle ilgili yeni sızıntılar teknoloji dünyasında büyük heyecan yaratmaya devam ediyor. Serinin amiral gemisi modeli, geçtiğimiz yıl titanyum çerçeve başta olmak üzere pek çok yenilikle kullanıcıların beğenisine sunulmuştu. Ancak yeni sızıntılar, Galaxy S25 Ultra’nın tasarımında önemli değişiklikler yapıldığını gösteriyor. Geçtiğimiz saatlerde paylaşılan yeni görüntüler, bu dikkat çekici değişiklikleri en net haliyle gözler önüne serdi.

Yuvarlatılmış köşeler ve yumuşak hatlar

Sızıntılara göre Galaxy S25 Ultra, önceki modellere kıyasla daha yumuşak ve zarif bir tasarım anlayışına sahip olacak. İlk kez haftalar önce ortaya çıkan bilgilere göre, cihazda yuvarlatılmış köşeler ve düz kenarlar kullanılacak. Bu tasarım tercihi, Samsung’un Galaxy Note serisinden esinlendiğini gözler önüne seriyor. Özellikle Galaxy Note 7’yi hatırlatan bu yeni görünüm, Galaxy S25 Ultra’nın şıklığını bir adım öne çıkarıyor. Samsung’un keskin köşelerden vazgeçerek daha yumuşak hatlar kullanması, cihazın ele daha rahat oturmasını sağlayarak kullanıcı deneyimini de iyileştirecek gibi görünüyor.

Titanyum çerçeveyle daha dayanıklı ve şık

Galaxy S24 Ultra’da karşımıza çıkan titanyum çerçeve, Galaxy S25 Ultra’da da devam ettiriliyor. Titanyum, sadece cihazın dayanıklılığını artırmakla kalmıyor, aynı zamanda cihazın daha hafif olmasını sağlıyor. Yeni sızdırılan görüntülerde, bu titanyum çerçevenin fırçalanmış bir yüzeyle tamamlandığı görülüyor. Bu da cihaza hem modern hem de lüks bir görünüm katıyor. Samsung’un bu tasarım tercihi, dayanıklılığı artırırken estetikten de ödün vermemeyi hedeflediğini gösteriyor.

Altın-kahverengi renk seçeneği ve şık S-Pen

Sızdırılan görüntülerde, Galaxy S25 Ultra’nın altın-kahverengi renk seçeneğiyle karşımıza çıkması dikkat çekiyor. Cihazın fırçalanmış çerçevesiyle uyumlu bu renk seçeneği, cihazın premium hissiyatını güçlendiriyor. Ayrıca, S-Pen’inde aynı renk şemasını takip etmesi, tasarım bütünlüğüne vurgu yapıyor. S-Pen’in tıklama mekanizmasının da fırçalanmış bir yüzeye sahip olması, Samsung’un küçük detaylara verdiği önemi gözler önüne seriyor.

Samsung’un amiral gemisi İçin büyük beklentiler

Galaxy S25 Ultra’nın sızdırılan görüntüleri, Samsung’un 2025 amiral gemisi için büyük yenilikler sunduğunu gösteriyor. Yumuşatılmış köşelertitanyum çerçeve ve şık renk seçenekleriyle gelen cihaz, sadece teknik özellikleriyle değil, aynı zamanda tasarımıyla da göz dolduracak gibi görünüyor. Teknoloji dünyasında büyük bir merakla beklenen Galaxy S25 Ultra, Samsung’un amiral gemisi yarışındaki iddiasını bir kez daha kanıtlıyor.

Samsung’un yeni amiral gemisinin resmi tanıtımına daha aylar olmasına rağmen, ortaya çıkan bu sızıntılar şimdiden kullanıcıların beklentilerini yükseltmiş durumda. Tasarımın yanı sıra donanımsal yeniliklerin de bu modelde öne çıkması bekleniyor. Samsung, Galaxy S25 Ultra ile bir kez daha pazarda güçlü bir yer edinmeyi hedefliyor.

Samsung’un 2025 yılında tanıtacağı Galaxy S25 Ultra modeliyle ilgili yeni sızıntılar teknoloji dünyasında büyük heyecan yaratmaya devam ediyor. Serinin amiral gemisi modeli, geçtiğimiz yıl titanyum çerçeve başta olmak üzere pek çok yenilikle kullanıcıların beğenisine sunulmuştu. Ancak yeni sızıntılar, Galaxy S25 Ultra’nın tasarımında önemli değişiklikler yapıldığını gösteriyor. Geçtiğimiz saatlerde paylaşılan yeni görüntüler, bu dikkat çekici değişiklikleri en net haliyle gözler önüne serdi.

OpenAI akıl yürütebilen yapay zeka modeli o1’i tanıttı

OpenAI, yapay zeka dünyasında önemli bir adım daha atarak, ChatGPT‘nin yeni ve geliştirilmiş versiyonu olan o1‘i tanıttı. Bu yeni model, matematikkodlama ve bilim alanlarında akıl yürütebilme yeteneğine sahip olacak şekilde tasarlandı. OpenAI o1, bir problemi yanıtlamadan önce daha fazla zaman harcayarak ve derinlemesine düşünerek çözüm sürecini geliştirmiş bulunuyor. Bu, çözümün yüksek oranda doğru ve etkili bir şekilde sağlanmasına olanak tanıyor.

Önceki ChatGPT modellerinde, bazı durumlarda matematiksel ve bilimsel problemlerle ilgili yanıtlar yetersiz kalabiliyordu. OpenAI, bu eksiklikleri gidermek amacıyla yeni o1 modelini geliştirdi. Bu model, özellikle bilimmatematik ve kodlama gibi karmaşık konularla ilgilenen profesyonellere yönelik olarak optimize edildi. Fizikçiler ve yazılımcılar, karmaşık matematiksel formüller oluşturmak ve kodlama süreçlerini iyileştirmek için OpenAI o1’den yararlanabilecekler.

OpenAI’nin Baş Bilim İnsanı Jakub Pachocki, yeni modelin sağladığı yenilikleri şu şekilde açıkladı: “ChatGPT gibi önceki modeller, kullanıcıların bir soru sormasıyla hemen yanıt vermeye başlar. Ancak OpenAI o1, cevabı oluşturmak için daha fazla zaman harcıyor. Problemi derinlemesine analiz ediyor ve en iyi çözümü bulmak için problemi parçalara ayırarak yaklaşıyor.”

OpenAI o1, mantık yürütme ve problem çözme konularında bir dizi yeni yetenek sunarak, daha karmaşık ve zorlu sorunlarla başa çıkabilme kapasitesini artırıyor. Bu model, özellikle bilimsel araştırmalaryazılım geliştirme ve matematiksel analizler gibi alanlarda kullanıcılara daha etkili ve doğru çözümler sunma potansiyeline sahip.

OpenAI’nin yapay zeka model isimlendirmesi genellikle ardışık sayılarla yapılırken, bu yeni modelin ismi o1 olarak belirlenmiş durumda. Bu değişiklik, karmaşık muhakeme yeteneklerinde sağlanan önemli ilerlemeyi ve yeniliği temsil ediyor. Dolayısıyla, sayaç tekrar 1’e sıfırlanarak bu seriye OpenAI o1 adı verildi. Bu adım, OpenAI’nin yapay zeka alanındaki gelişimini ve ileriye dönük vizyonunu yansıtıyor.

ABD, DJI’ın yeni drone modellerini yasaklıyor!

Temsilciler Meclisi’nde oylanan tasarı, DJI’ın ABD’de yeni drone modelleri piyasaya sürmesini ve bu dronların ülkenin iletişim altyapısında kullanılmasını engelleyecek. Yasanın Senato’dan geçmesi halinde, DJI’ın yeni dronlarının ABD’de kullanılması imkansız hale gelecek.

Halihazırda piyasada bulunan DJI dronları ise bu yasaktan etkilenmeyecek. Ancak yasa, yeni modellerin ithalatını ve pazarlanmasını doğrudan engellemese de, kullanımlarının yasaklanması perakendecilerin bu dronları satma konusunda çekimser kalmasına neden olabilir.

Temsilci Frank Pallone, Reuters’a verdiği demeçte, yasa tasarısının DJI’ın ABD pazarındaki geleceği üzerinde büyük etkisi olacağını belirtti. Pallone, “Kongre, bu adımla DJI’ın yeni modellerinin ABD’ye ithal edilmesini, pazarlanmasını veya satılmasını engelleyecek.” dedi.

DJI’dan gelen açıklamada, şirketin bu karardan memnun olmadığı belirtildi. Şirket sözcüsü, “Bu tür yasalar, ABD’li operatörlerin ihtiyaç duyduğu ekipmanları kullanma haklarını kısıtlıyor ve sadece ekipmanın menşeine dayalı kararlar alınıyor. Bu durum, ABD’nin çıkarlarına zarar veriyor.” diye konuştu.

DJI Mini 2

Tasarı, ABD’nin Çin’e yönelik aldığı daha geniş önlemlerin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Yasa kapsamında, DJI dronlarına ek olarak, ABD İç Güvenlik Bakanlığı’nın da Çin menşeli pillerin kullanımını yasaklaması planlanıyor.

Yeni yasa tasarısı henüz Senato’da oylanmadı ve yürürlüğe girmesi, Kasım ayında yapılacak başkanlık seçimlerinden sonraya kalabilir.

DJI, son olarak uygun fiyatlı ve kullanıcı dostu DJI Neo modelini piyasaya sürdü. 18 dakikaya kadar uçuş süresi sunan bu selfie dronu, 4K video çekim özelliğiyle dikkat çekiyor.

Şu an için Avrupa ve Birleşik Krallık’ta bu tür bir drone yasağı gündemde olmasa da, Çinli teknoloji firmaları yakından izleniyor.

Meta, yapay zeka için veri toplama işine geri dönüyor!

Meta, bu yaz aktivist grup noyb’un gizlilik endişeleri üzerine Britanyalı ve AB’li kullanıcılarının eski verilerini makine öğrenimi sistemleri için kullanmayı durdurmuştu.

Son gelişmelerle birlikte, sosyal medya devi kullanıcıların bu süreçten çıkmalarını kolaylaştırıp, onlara daha fazla zaman tanıyarak veri toplama faaliyetlerine devam edebilecek.

ICO’nun düzenleyici riskten sorumlu yönetici direktörü Stephen Almond, Meta’nın haziran ayında veri kullanımı planlarını ICO’nun talebi üzerine askıya aldığını, fakat şirketin kullanıcı itirazlarını daha basit hale getiren ve buna yönelik süreyi uzatan değişiklikler yaptığını belirtti. Almond, Meta’nın yeniden veri toplamaya başlamasıyla birlikte bu sürecin yakından izleneceğini söyledi.

Meta, bu süreçte Birleşik Krallık’taki yetişkinlerin herkese açık paylaşımlarını kullanacağını ve kişisel verilerin yapay zeka eğitiminde kullanılmasına itiraz etmek isteyenler için açık bir mekanizma sunacağını ifade etti. İlk bilgilendirmeler, kullanıcıların verilerinin nasıl kullanılacağına dair önümüzdeki hafta gönderilmeye başlayacak. Meta, ICO’ya teşekkür ederek bu veri toplama işleminin yasal olduğunun onaylanmasından memnuniyet duyduğunu belirtti.

Yapay zeka tehdidi

Meta, dünya genelinde sosyal medya paylaşımlarını yapay zeka motorlarını eğitmek için kullanması nedeniyle eleştirilere maruz kalıyor. Geçtiğimiz çarşamba günü şirket, Avustralya parlamentosuna, 2007 yılından itibaren kullanıcıların gönderilerinin, hatta küçük yaştaki kullanıcıların görüntülerinin bile eğitim verisi havuzuna eklendiğini itiraf etti. Birleşik Krallık için ise Meta, yalnızca yetişkinlerin herkese açık materyallerini kullanacağını ve kullanıcıların verilerinin yapay zeka eğitimi için kullanılmasına itiraz etmeleri için net bir mekanizma sunacağını taahhüt ediyor.

Meta, yapay zeka modellerinin İngiliz kültürünü, tarihini ve deyimlerini yansıtacağını, İngiltere’deki şirketler ve kurumların bu yeni teknolojiden faydalanabileceğini belirtti. Şirket, dünya genelindeki çeşitli toplulukları yansıtacak bir yapay zeka inşa etmeyi hedeflediğini ve bu yıl daha fazla ülkede ve dilde yapay zekayı kullanıma sunmayı planladığını duyurdu.

Apple yenilenmiş iPad Pro ve Air modellerini daha ucuza satışa sunuyor

Apple, yenilenmiş 2022 iPad Pro ve iPad Air modellerini satışa sunarak, kullanıcılara daha uygun fiyatlarla yüksek performanslı iPad’lere sahip olma imkânı tanıyor. Apple yenilenmiş iPad satın almayı düşünenler için bu ABD’de başlatılan kampanya, teknoloji meraklıları için büyük bir fırsat sunuyor. Yenilenmiş ürünler, M2 çipli 11 ve 12.9 inç iPad Pro ile M1 çipli iPad Air modellerini kapsıyor. Bu modeller, ilk kez yenilenmiş olarak piyasaya sürülüyor.

Yenilenmiş cihazlar, kullanıcıların güvenliğini ve memnuniyetini ön planda tutarak, her bir ürünün yeni bir batarya ve dış kasa ile birlikte geldiğini belirtiyor. Ürünler, Apple’ın titiz inceleme ve test sürecinden geçirilerek satışa sunuluyor. Bu sayede, cihazların performansında herhangi bir sorun yaşanmaması sağlanıyor. Yenilenmiş iPad’ler, sıfır modellere kıyasla %15 ila %20 oranında daha uygun fiyatlarla sunuluyor. Apple yenilenmiş iPad fırsatları, teknoloji severlerin yüksek maliyetlerden tasarruf etmesine yardımcı oluyor.

Yenilenmiş iPad modelleri, Apple’ın standart bir yıllık garantisi ve 14 günlük iade politikası kapsamında satılıyor. Bu garanti, kullanıcıların herhangi bir sorun durumunda güvence altında olmalarını sağlıyor. Ayrıca, ekstra koruma isteyen kullanıcılar için AppleCare+ satın alma seçeneği de mevcut. Böylece Apple yenilenmiş iPad kullanıcıları, cihazlarının daha uzun ömürlü ve güvenli bir şekilde kullanılmasını sağlayabiliyor.

Örneğin, 6. nesil 12.9 inç iPad Pro 128 GB modelinin yeni fiyatı yaklaşık 1099 dolar iken, yenilenmiş modelinin fiyatı 899 dolardan satışa sunuluyor. Bu durum, kullanıcıların 200 dolara kadar tasarruf etmesine olanak tanıyor. Ancak, bu yenilenmiş ürün satışlarının şu anda yalnızca ABD’de geçerli olduğunu belirtmek önemli.

Apple’ın gelecekteki planları arasında, iPad Mini 7 modelinin birkaç ay içinde tanıtılması bekleniyor. Bu yeni model, 2021’de yeniden tasarlanan iPad Mini’nin görsel olarak aynı kalacak, ancak güç ve verimlilik anlamında önemli geliştirmeler sunacak. Ayrıca, OLED ekran gibi ileri düzey yeniliklerin 2026 yılında piyasaya sürülmesi öngörülüyor. Bu gelişmeler, Apple yenilenmiş iPad ve yeni modellerle ürün portföyünü ve teknolojik yeniliklerini sürekli olarak güncel tutma hedefini yansıtıyor.

AirPods Pro 2, işitme cihazı görevi görecek!

Apple, pazartesi günü yaptığı açıklamada, AirPods Pro 2‘nin 18 yaş ve üzeri, hafif ile orta derece işitme kaybı yaşayan kişiler için uygun bir İşitme Cihazı Özelliği (HAF) ile donatıldığını duyurdu.

AirPods Pro, bu özellik aktif hale getirildiğinde bir işitme cihazı gibi çalışabiliyor ve artık FDA onayıyla bu şekilde pazarlanabilecek.

Bu gelişme, kullanıcıların pahalı işitme cihazları için doktora gitmeden, reçetesiz bir çözüm edinmelerini sağlıyor. HAF yazılımı, kullanıcının mevcut işitme durumunu test ediyor ve çevresel seslerin amplifikasyonunu işitme kaybına göre ayarlıyor. FDA’ya göre bu teknoloji, klinik olarak 118 kişi üzerinde test edildi ve ciddi işitme kayıpları olmadığı sürece, reçeteli işitme cihazları kadar etkili olduğu kanıtlandı.

FDA’nın Cihazlar ve Radyolojik Sağlık Merkezi’nin vekil direktörü Michelle Tarver, işitme kaybının milyonlarca Amerikalıyı etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirterek, Apple‘ın bu yazılım temelli çözümünün erişilebilirliği artıracağını ifade etti.

Projenin temelini eski başkan Donald Trump attı!

Bu onay, uzun süredir bekleniyordu. 2017 yılında dönemin başkanı Donald Trump, FDA’nın reçetesiz satılabilecek işitme cihazlarını 2020’ye kadar onaylamasını gerektiren bir yasa tasarısını imzalamıştı. Ancak FDA bu süreci yavaş ilerletti. Başkan Joe Biden’ın 2021’deki yürütme emri ile pazarın açılması hızlandırıldı ve 2022’de nihai kurallar belirlendi. O zamandan bu yana birçok şirket reçetesiz işitme cihazı pazarına girdi ve Apple’ın HAF çözümü, FDA onayı alan ilk yazılım tabanlı işitme cihazı oldu.

Bu gelişme, işitme cihazı üreticileri için kötü bir haber gibi görünse de hisse senetlerinde ciddi bir düşüş yaşanmadı. Çünkü birçok üretici, işitme sağlığı sağlayıcılarıyla anlaşmalara sahip. Bu durum, işitme cihazı üreticilerinin fiyatlarını yüksek tutmalarına olanak tanıyor.

Sosyal açıdan bakıldığında, bu karar, işitme cihazlarının genellikle büyük ve dikkat çekici olması nedeniyle onları kullanmaktan çekinen insanlar için de bir rahatlama sağlayabilir. AirPods gibi yaygın bir cihazın bu işlevi kazanması, hem maliyetleri düşürebilir hem de işitme cihazı kullanma konusundaki sosyal damgalamayı azaltabilir.

CATL, elektrikli otobüsler için devrimsel bir batarya üretti!

Dünyanın önde gelen elektrikli araç bataryası üreticilerinden CATL, elektrikli otobüsler için çığır açan bir batarya teknolojisi geliştirdi. “Tianxing B-serisi” adını taşıyan bu yeni batarya, 15 yıllık kullanım ömrü ve 1,5 milyon kilometrelik etkileyici garantisiyle dikkatleri üzerine çekiyor.

CATL firması, elektrikli otobüsler için devrimsel bir batarya tasarladı

Elektrikli otobüs sektörünün ihtiyaçlarını karşılamak üzere özel olarak tasarlanan Tianxing B-serisi, yüksek enerji yoğunluğu ve uzun ömürlülüğü bir arada sunarak işletme maliyetlerini düşürmeyi hedefliyor. 175 Wh/kg enerji yoğunluğuna sahip olan batarya, aynı zamanda CATL’nin gelişmiş CTP (Cell to Pack) 3.0 teknolojisi ve optimize edilmiş tasarımı sayesinde daha hafif ve verimli.

CATL firması, elektrikli otobüsler için devrimsel bir batarya tasarladı.

CATL’nin yeni bataryası, zorlu çevresel koşullara dayanıklılığıyla da ön plana çıkıyor. IP69 sertifikasına sahip olan batarya, 72 saatlik suya daldırma testini de başarıyla tamamlamış.

Binek araçlar için geliştirdiği batarya teknolojileriyle zaten büyük bir pazar payına sahip olan CATL, Tianxing B-serisi ile birlikte ticari araç pazarında da liderliği hedefliyor. Hatırlanacağı gibi şirket, Temmuz ayında ticari araçlar için özel olarak oluşturduğu Tectrans markası altında L-serisi bataryalarını duyurmuştu.

CATL’nin açıklamasına göre yeni otobüs bataryası, şimdiden 13 farklı müşteri tarafından, 80 farklı otobüs modelinde kullanılmak üzere seçildi. Dünya çapında 385.000’den fazla otobüsün CATL bataryalarıyla çalıştığı düşünülürse, yeni bataryanın daha da büyük bir başarı yakalaması sürpriz olmayacaktır.

Intel, ABD hükümetinden dev bir ihale aldı!

Son zamanlarda mali açıdan zorlu bir dönemden geçen ve yeniden yapılanma çabalarıyla gündeme gelen Intel, ABD hükümetinden aldığı önemli bir ihaleyle biraz olsun nefes aldı. ABD Savunma Bakanlığı’nın Güvenli Çerçeve programı kapsamında Intel, 3,5 milyar dolarlık bir anlaşmayla yarı iletken ürünlerinin üretimini üstlendi. İşte son dönemde çok konuşulan konu hakkındaki en önemli ve en çarpıcı detaylar…

Intel, ABD hükümetinden büyük bir ihale aldı

Bu dev ihale, Intel’in mali açısından toparlanmasına yardımcı olabilecek önemli bir gelişme olarak görülüyor. Hatırlanacağı gibi Intel, yapay zekâ alanındaki hızlı gelişmelere ayak uydurmakta zorlanmış ve beklediği döküm müşterilerini elde edememişti. Bu durum, şirketi mali olarak zorlamış ve bazı bölümlerini satma gibi köklü değişiklikler yapmayı düşünmeye itmişti.

Intel, ABD hükümetinden büyük bir ihale aldı.
Intel, ABD hükümetinden büyük bir ihale aldı.

Intel, sadece bu ihaleyle değil, aynı zamanda CHIPS Yasası kapsamında devletten aldığı 8,5 milyar dolarlık hibe ve 11 milyar dolarlık krediyle de önemli bir destek sağlamıştı. Ancak bu desteğin bir kısmı riske girdi. Biden hükümeti, Intel’in bazı yeterlilikleri karşılayamadığını öne sürerek ödemeleri aksatmıştı.

Bu yıl hisselerinde %59’luk bir değer kaybı yaşayan ve 10 binden fazla çalışanını işten çıkaran Intel, Altera yonga programlama iştirakini satmayı ve 30 milyar dolarlık Almanya fabrika planını durdurmayı düşünüyor. Şirketin bu zorlu dönemi nasıl atlatacağı ve tekrar karlı bir yapıya kavuşacağı ise merakla bekleniyor.

Dünya Wi-Fi çekim rekoru kırıldı!

Avustralya menşeli teknoloji şirketi Morse Micro, Wi-Fi teknolojisinde çığır açan bir başarıya imza attı. Şirket, HaLow (802.11ah) standardını kullanarak kablosuz çekim menzilinde yeni bir dünya rekoru kırdı. Joshua Tree Ulusal Parkı’nda gerçekleştirilen testlerde, erişilmesi güç bir çekim mesafesi ortaya çıktı. İşte detaylar…

Şirket tarafından Joshua Tree Ulusal Parkı’nda gerçekleştirilen testlerde, inanılmaz bir mesafe olan 15,9 kilometre (9,9 mil) uzaklıkta bağlantı sağlandı. Bu rekor, Morse Micro’nun Ocak ayında San Francisco’da elde ettiği 2,9 kilometrelik önceki rekorun neredeyse beş katı.

wi-fi-cekim-rekoru-kirildi-mesafeye-inanamayacaksiniz-2

Şirket tarafından gerçekleştirilen yeni testte, Joshua Tree’nin kırsal ortamında 15,9 kilometre mesafede 2 Megabit/saniye hıza ulaşıldı. Bu sonuç, HaLow teknolojisinin teorik maksimum menziliyle örtüşüyor. San Francisco testinde ise 500 metrede 11 Megabit/saniye, 2,9 kilometrede 1 Megabit/saniye hız elde edilmişti.

HaLow teknolojisi, özellikle kırsal alanlarda ve çiftçilik gibi açık hava uygulamalarında büyük potansiyel vadediyor. Pahalı ve kapsama alanı sınırlı hücresel veri yerine, geniş alanlarda uygun maliyetli internet erişimi sağlayabilir.

Bilişim ve teknoloji uzmanları, şehir merkezlerinde bağlantıyı olumsuz etkileyebilecek hücresel sinyaller ve mevcut Wi-Fi noktaları nedeniyle HaLow’un daha sınırlı fayda sağlayabileceğini belirtiyor. Ancak, standart bir yönlendiricinin menziliyle karşılaştırıldığında, yaklaşık 3.5 km’lik bir Wi-Fi kapsama alanı bile oldukça etkileyici duruyor.

Çinli araştırmacılar, yüksek dayanıklı lityum kükürt pil geliştirdi!

Çin Elektronik Bilimi ve Teknolojisi Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, enerji depolama alanında çığır açan bir gelişmeye imza attılar. Ekip, kesildiğinde dahi çalışmaya devam edebilen bir lityum-kükürt (Li-S) pil prototipi geliştirmeyi başardı. İşte son dönemde çok konuşulan konu hakkındaki en önemli ve en çarpıcı detaylar.

Çinli araştırmalar, yüksek dayanıklı lityum kükürt pil geliştirmeyi başardı

Lityum-kükürt piller, kükürtün doğada bol ve ucuz bulunması, aynı zamanda yüksek enerji yoğunluğu sunması nedeniyle gelecek vaat eden bir pil teknolojisi olarak görülüyor. Ancak bu pillerin bazı dezavantajları da bulunuyor. Düşük çevrim ömrü, düşük performans ve güvenlik sorunları bunlardan bazıları.

Yeni lityum teknolojisi

Bilim insanları, lityum-kükürt pillerinin yüksek sıcaklıklarda daha kararlı hale gelmesi için çeşitli çalışmalar yürütüyor. Daha önce karbonat bazlı bir elektrolit kullanılarak elektrotların ayrılması önerilmişti. Ancak bu yöntem, katottaki kükürtün elektrolit içinde çözünerek pilin kapasitesini azaltmasına neden oluyordu.

Liping Wang liderliğindeki araştırma ekibi ise bu soruna farklı bir yaklaşım getirdi. Ekip, kükürt çözünmesini en aza indirgemek için katot ve elektrolit arasına poliakrilik asit (PAA) katmanı ekledi. Bu katman, pilin şarj edilebilirliğini etkilemeden kükürt çözünmesini engellemeyi başardı.

Araştırmacılar, PAA kaplı demir sülfür katot, karbonat elektrolit ve grafit bazlı anot içeren hem kese (pouch) hem de düğme tipinde pil prototipleri üretti. Testler sonucunda kese tipindeki pilin 100’den fazla şarj ve deşarj döngüsünden sonra ikiye katlandığında veya kesildiğinde bile çalışmaya devam ettiği görüldü. Düğme tipindeki pil ise 300 şarj-deşarj döngüsünden sonra orijinal kapasitesinin %72’sini korudu.

Wang, bu şaşırtıcı sonuçları, mekanik hasara rağmen iyon ve elektron akışına izin veren sağlam ve esnek bir bağlayıcı sistemin ve yapısal tasarımın bir sonucu olarak açıklıyor. Pil kesilse bile, iletken yollar tamamen kopmadığı için devre çalışmaya devam ediyor.

Araştırmacılar, PAA kaplamasını lityum-molibden ve lityum-vanadyum pillerin katotlarına da uyguladı ve benzer sonuçlar elde etti. Bu gelişme, lityum-kükürt pillerinin ticari olarak kullanılabilir hale gelmesi için önemli bir adım olarak görülüyor. Yüksek enerji yoğunluğu ve dayanıklılığın ön pland olduğu alanlarda bu pillerin büyük bir potansiyele sahip olduğu düşünülüyor.

Uzayda mahsur kalan astronotlar açıklama yaptı!

Boeing’in Starliner uzay aracıyla 8 günlük bir görev için Uluslararası Uzay İstasyonu’na (ISS) giden NASA astronotları Butch Wilmore ve Sunita Williams, beklenmedik bir aksaklık nedeniyle üç aydan fazla bir süredir uzayda mahsur kaldılar.

Uzayda mahsur kalan astronotlar önemli bir açıklama yaptı

Geçtiğimiz hafta Boeing Starliner kapsülünün Dünya’ya dönüşü sırasında, NASA’nın güvenlik endişeleri nedeniyle istasyonda kalmak zorunda kalan astronotlar, ilk kez basın toplantısı düzenleyerek deneyimlerini paylaştılar.

Uzayda mahsur kalan astronotlar önemli bir açıklama yaptı.

Dünya’dan 420 km yukarıda yaşadıkları bu beklenmedik durumla ilgili açıklama yapan Wilmore, “Bazen zor oluyor. Tüm bu süreç boyunca gerçekten zor anlar yaşadık,” dedi. Her iki astronot da ilk başta büyük bir şaşkınlık yaşasalar da Starliner’ın ilk test pilotları olarak görevlerinin öneminin farkındalar. Williams, “Bu işte işler böyle yürür,” diyerek uzay görevlerinin öngörülemezliğine dikkat çekti.

Wilmore ve Williams, şimdilik ISS’de tam zamanlı mürettebat olarak görev yapmaya ve rutin bakım ve deneylere katkıda bulunmaya devam edecekler. Hatta Wilmore, düzenledikleri basın toplantısında, Williams’ın birkaç hafta içinde uzay istasyonunun komutasını devralacağını bile açıkladı.

Astronotlar, yaşadıkları bu zorlu süreçte Dünya’daki insanlardan aldıkları desteğin kendilerine güç verdiğini belirtiyor. Ancak evlerini özlediklerini de gizlemiyorlar. Williams, annesiyle geçireceği değerli zamanı kaçırdığı için üzgün olduğunu söylerken, Wilmore ise en küçük kızının lise son sınıfında yanında olamayacağı için üzüntü duyduğunu ifade etti.

Planlardaki bu beklenmedik değişikliğe rağmen iki astronot da görevlerini tamamlamaya kararlı. Hatta Williams, aynı görev sırasında iki farklı uzay aracıyla uçmanın heyecan verici olduğunu söyleyerek, “Biz test pilotuyuz, yaptığımız iş bu,” diyerek uzay araştırmalarındaki rollerinin önemini vurguladı.