Şirket, hastaneden erken taburcu edilen veya hastaneye hiç gitmeyen hastaları uzaktan yönetmek için “sanal yatak” teknolojisi geliştiriyor. İngiltere ve İrlanda’da başarı yakalayan Doccla, Avrupa’da büyümek için 346 milyon dolar yatırım aldı.
Lakestar’ın liderlik ettiği Seri B turuna, Elaia ve mevcut yatırımcılar katıldı. Bu yeni yatırım, Doccla’nın 17 milyon dolarlık Seri A turundan iki yıl sonra geldi.
Şirket tüm adımlarını büyümeye odaklıyor
Doccla, Graphnet ve Huma gibi rakip şirketlerle rekabet ediyor ve fonun bir kısmını yeni pazarlarda yerel ekipler kurmak için kullanacak. Girişim, şu ana kadar İngiltere’deki NHS Trusts ve İrlanda’daki Health Service Executive (HSE) gibi sağlık hizmetleri sağlayıcıları ile sözleşmeler imzalayarak hastalar için “sanal yatak” teknolojisi sundu. Ayrıca ilaç şirketleri için sanal klinik denemeleri de destekliyor ve bu süreçten elde edilen verilerle bir veri analitiği işi kurmayı planlıyor.
COVID-19 pandemisi sırasında hastanelerin üzerindeki yükü azaltmak amacıyla sanal yatak çözümleri, Doccla gibi şirketlere olan talebi artırdı. Pandemi sonrası ise şirket, büyüme stratejilerini daha da güçlendirdi. Doccla’nın kurucu ortağı Martin Ratz, şirketin “gelir odaklı” bir yapıya sahip olduğunu vurguluyor.
Doccla’nın hizmeti, hastalara sunulan bir dizi izleme cihazı ve önceden yüklenmiş bir mobil uygulama ile organize ediliyor. Bu cihazlar, verileri doğrudan elektronik sağlık kayıtlarına yüklüyor. Doktorlar, bu verileri bir klinisyen panosu üzerinden izleyebiliyor ve teşhislerde dikkat gerektiren durumlarda özel uyarılar alıyor.
Ratz, yeni pazarlara girerken pratik bir yaklaşım benimsediklerini belirtiyor. Şirket, genellikle bir müşteri kazandıktan sonra o pazara adım atıyor. Almanya’da bu strateji ile başarı elde ettiklerini söyleyen Ratz, Avusturya ve Fransa’da da benzer bir plan uygulayacaklarını ifade ediyor.
İlaç araştırmaları alanında ise Doccla, hastaların kliniklere fiziksel olarak gitmesini gerektiren süreçleri azaltarak ilaç denemelerinde kullanılmak üzere “evde hastane” teknolojisi sunuyor. Bu teknoloji ile araştırma süreçlerinin daha hızlı, daha iyi ve daha ekonomik hale geldiğini belirten Ratz, sanal hastane çözümlerinin giderek daha kalabalık bir pazar haline geldiğini ancak cihaz bağımsız yapısının Doccla’yı öne çıkaracağına inanıyor.
Günümüze kadar, Orta Doğu veya Doğu Avrupa bölgelerinin bir parçası olarak hizmet veren Citrix Türkiye, 2024 yılı sonu itibarıyla bağımsız bir bölge olarak hizmetlerini sürdürecek. Bu kapsamda, kurumsal yazılım sektöründe 25 yılı aşkın teknik ve satış yönetimi deneyimi olan Sevi Tüfekçi Karahallı’nın Citrix Türkiye Genel Müdürü olarak atanmasıyla yerel ekibin ve iş ortaklıklarının daha da güçlenmesi, kısa sürede kazandığı olumlu büyüme ivmesinin artması planlanıyor. Şirket bu yeni dönemde yapacağı ek yatırımlarla öncelikle teknik ve satış kadrosunu kısa sürede yüzde 30 civarında artırarak daha da büyümeyi ve çok daha geniş bir müşteri kitlesine ulaşmayı hedefliyor.
Masaüstü ve uygulama sanallaştırma pazarının en büyük oyuncularından Citrix, Türkiye’de yeniden yapılandı! Citrix Türkiye Genel Müdürü Sevi Tüfekçi Karahallı ile Citrix’ün Türkiye’deki yeni yapılanmasını ve yerli yazılım sektörüne verdiği desteği değerlendirdik.
Masaüstü ve uygulama sanallaştırma pazarının en büyük oyuncularından Citrix, Türkiye’de yeniden yapılanıyor! Türkiye teknik servis hizmetlerinde ana üs olacak. Citrix Türkiye Genel Müdürü Sevi Tüfekçi Karahallı ile Citrix’in Türkiye’deki yeni yapılanmasını ve yerli yazılım… pic.twitter.com/Z3AUW0jyIF
Kurumların güvenilir bir şekilde uzaktan ve hibrit çalışma ihtiyaçları ile uygulama güvenliği ve web servislerinin hızlı erişilebilirliğini tek bir çözüm (Citrix Universal Hybrid Multi Cloud) üzerinden karşılaması ile öne çıkan ve farklılaşan Citrix, yeni dönemde İK ve iş ortağı yatırımlarını doğrudan Türkiye’ye yönlendirmeyi, bölge teknik destek organizasyonunun Türkiye’de istihdam edilmesini ve kamu ile iş birliğini artırmayı planlıyor.
Türkiye, dijitalleşmede yakaladığı ivme ile stratejik öneme sahip
Konuyla ilgili açıklama yapan Cloud Software Group Doğu Avrupa, Orta Doğu ve Afrika Başkan Yardımcısı Pierpaolo Taliento, “Citrix, dünya genelinde Türkiye de dâhil 50’den fazla ofisi ve 10 bine yakın çalışanıyla kurumların dijital dönüşüm yolculuklarını hızlandıran ve güvenli çalışma çözümleri sunan global bir liderdir. Citrix Türkiye’nin 2024 sonu itibarıyla bağımsız bir bölge olarak hizmet verecek olması, ülkeye verdiğimiz önemin de bir göstergesi. Türkiye, dijital dönüşümde yakaladığı ivme ve bu alandaki güçlü pazar potansiyeli ile bizim için stratejik bir öneme sahip. Bu yeni yapılanma, Citrix Türkiye’nin teknik ve satış ekiplerini güçlendirerek daha geniş bir müşteri kitlesine ulaşmasını sağlayacak. Sayın Karahallı’nın liderliğinde, Citrix Türkiye’nin yerel ekibi ve iş ortaklıkları ile birlikte daha da büyüyeceğine inancımız tam. Ek yatırımlar ve stratejik iş birlikleriyle Türkiye pazarındaki konumumuzu daha da sağlamlaştırmaya hazırız. Citrix Türkiye’nin teknik ve operasyonel uzmanlığı ile ülkenin dijital dönüşümüne liderlik etmeye ve çok daha geniş bir müşteri kitlesine ulaşmaya kararlıyız.” dedi.
Citrix Türkiye’nin yeni Genel Müdürü Sevi Tüfekçi Karahallı
Türkiye’de 2012 yılından bu yana büyüyerek hizmet verdiklerini söyleyen Citrix Türkiye’nin yeni Genel Müdürü Sevi Tüfekçi Karahallı ise Citrix’in masaüstü ve uygulama sanallaştırma pazarında lider bir oyuncu olduğunun altını çizerek, “Küresel çapta 2029 yılına kadar iki kat büyümeyi hedefliyoruz. Bu büyüme potansiyeli Türkiye gibi gelişmekte olan pazarlarda daha yüksek. Özellikle pandemi ile beraber son kullanıcı tarafında çok daha aranan bir teknoloji şirketi haline geldik ve bu satış performansının önemli oranda artışına sebep oldu. Değeri müşterilerimiz tarafından takdir edilen çözümlerimizle son üç yıldır Türkiye pazarında da hızla büyüyoruz ve yeni yatırımlarımızla bu olumlu ivmeyi artırmayı amaçlıyoruz. Bu yeni dönemde de öncelikli hedeflerimiz arasında mevcut müşterilerimizin kullandığı ürünlerimizi daha fazla ve etkin kullanılır bir hale getirmek, daha sağlıklı bir yapıda çalışmalarını sağlamak, ihtiyaca göre farklı ürünlerimizi konumlandırmak bulunuyor. Mevcut müşterilerde ivmeyi artırdıktan sonra elimizde bulunan ve gerçekleşecek başarı hikâyelerimizle yeni müşterilere ulaşmayı hedefliyoruz.” şeklinde konuştu.
Finans sektörünün yüzde 75’i, e-ticaret sektörünün yüzde 95’i Citrix çözümlerini kullanıyor
Dijital çalışma ortamının bir lüks olmaktan çıktığı ve gereklilik kazandığı bu yeni düzende finans, e-ticaret, telekomünikasyon ve kamu başta olmak üzere Türkiye ekonomisi için kritik önemdeki sektörlerde iş gücünün uzaktan güvenli bir şekilde çalışabilmelerini sağladıklarını da vurgulayan Karahallı’nın verdiği bilgilere göre Türkiye’de finans sektörünün (banka, sigorta, yatırım) yüzde 75’i, e-ticaret sektörünün ise yüzde 95’i uygulama trafiğinin hızlı ve güvenli bir şekilde erişilebilir olması için Citrix çözümlerini kullanıyor.
Türkiye’nin yerli ve milli üretim politikasını destekliyor
Türkiye’de son yıllarda atılan yerli ve milli üretim hamlesi hakkında da değerlendirmede bulunan Karahallı, bu adımları tamamen desteklediklerinin altını çizdi. Karahallı, “Ülkemizin yerli ve milli kaynaklar ile kamu kurumlarımızın ihtiyaçlarına yönelik olarak geliştirdiği milli işletim sistemiz Pardus’u dünyada resmi olarak destekleyen ve ülkemizde şimdiye kadar hayata geçirilmiş en büyük masaüstü sanallaştırma projesinde Pardus İşletim Sistemi’ni kullanan tek global üretici olmamız da bu katkılarımızın somut örneklerinden biridir.” ifadelerini kullandı. Bunun yanı sıra Türk savunma sanayi ve iştirakleri başta olmak üzere üretim çizimlerinin yapıldığı, grafik tasarımlarının oldukça önemli olduğu endüstrilerde faaliyet gösteren kurumlarda da Citrix çözümlerinin kullanıldığı bilgisini paylaşan Karahallı, “Çözümlerimiz ile kritik sektörlerde yoğun grafik performansına ihtiyaç duyulan sistemlerin paylaşımlı olarak veri merkezinden sunulmasını sağlıyor ve böylelikle maliyetleri ciddi oranda düşürüyoruz.” diyerek, ülkemizin fikri mülkiyeti kapsamındaki çalışmalarının güvenliğini de garanti altına aldıklarını belirtti.
Türkiye teknik servis hizmetlerinde ana üs olacak
Bunun için öncelikle İK yatırımı yaparak kadromuza yeni teknik ve pazarlama elemanları katmayı planladıklarını aktaran Karahallı, “Bölgesel anlamda kendi teknik servis hizmetlerimizi vermeye başlayacağız. İş yoğunluğu ve kalifiye eleman gücü göz önüne alındığında Türkiye’yi bu alanda ana üsse dönüştürmeyi düşünüyoruz. Buna ek olarak AR-GE merkezleri ve üniversitelerde laboratuvarlar kurmak, demo merkezleri açmak ve dijital çalışma alanları algısını ve hassasiyetini artırmak istiyoruz.” dedi.
Teknopark İstanbul firmaları, özellikle savunma sanayii alanında gerçekleştirdikleri iş birlikleriyle tecrübelerini artırırken, ürünlerinin uzay gibi farklı alanlarda test edilmesi süreçlerini de geliştiriyorlar. Örneğin DeltaV firmasının uzaya erişim için geliştirdiği hibrit roket motoru teknolojisi, farklı alanlardan firmaların katkısını da içeriyor.
DeltaV, Milli Uzay Programı içinde yer alan Ay Araştırma Programı (AYAP) projesi kapsamında Türkiye Uzay Ajansı ile yürüttüğü projede milli imkanlarla ürettiği sonda roket sistemiyle 100 km irtifayı geçerek uzaya giriş yaptı. DeltaV, Ar-Ge çalışmalarını Teknopark İstanbul’da yürütüyor ve bu durum, derin teknoloji projeleri üreten diğer firmalarla bir araya gelerek bu kritik projede iş birliği yapmasına olanak sağladı.
DeltaV’nin geliştirdiği ve dünya pazarında direkt muadili bulunmayan sistemin alt komponentlerinden olan kompozit ve metalik yapısal parçaların geliştirilmesinde; epoksi bazlı ürünler için CET Kompozit ve Epoksi Teknolojileri A.Ş., karbon fiber kompozit parçaların üretim ve testleri için Sabancı Üniversitesi Kompozit Teknolojileri Mükemmeliyet Merkezi ve metal parçaların 3D yazıcı ile üretimi için Alloy Additive ile iş birliği yapıldı.
Teknopark İstanbul Genel Müdürü M. Fatih Özsoy, bu iş birliği sayesinde alt komponentlerin büyük oranda ithal olarak ikame edileceğini, zaman kaybı ve yüksek maliyetlerin önüne geçildiğini belirtti. Özsoy, firmaların güvenilir ortamda işlerini hızlandırdığını ve yerlilik oranı yüksek çözümlere güvenli, kolay ve hızlı ulaşma konforunu elde ettiklerini ifade etti. Ayrıca firmaların birbirlerinin tecrübelerini geliştirdiklerini ve bu ortak projelerin başta savunma sanayii olmak üzere geleceğin stratejik alanlarında yaygınlaşmasını istediklerini söyledi.
Özsoy, derin teknoloji alanında yerli çözümlerin geliştirilmesini destekleyerek Türkiye’nin dışa bağımlılığını azaltmak için çalıştıklarını belirtti. Günümüzde uluslararası arenada rekabetçi olabilmenin koşullarından birinin yüksek performanslı bir ürünü rekabetçi fiyatla sunmak olduğunu ve Teknopark İstanbul ekosisteminin ihtiyaç duyulan mühendislik hizmetini yüksek kalite ve düşük maliyetle sağlayabilecek firmalara sahip olduğunu söyledi ve fiziki yakınlıkla birlikte düzenledikleri etkinlikler ve buluşmalarla daha çok firmanın ortak noktalarını bularak güç birliği oluşturmalarının yollarını açmak istediklerini belirtti.
Bu, toplamda yaklaşık 8,4 milyon kullanıcısı olan Bluesky için oldukça hızlı bir büyüme. Aynı açıklamada, duyurunun Portekizce bir çevirisi de yer aldı ki bu, yeni kullanıcıların büyük bir kısmının Brezilya’dan geldiğine işaret ediyor.
Hatırlanacağı üzere, Brezilya Yüksek Mahkemesi Yargıcı Alexandre de Moraes, Twitter olarak bilinen X’in, dezenformasyon yaymakla suçlanan belirli hesapları yasaklamayı reddetmesinin ardından ülkenin internet sağlayıcılarına X’i engellemelerini emretmişti.
Ayrıca Moraes, Apple ve Google’a X’i uygulama mağazalarından kaldırmalarını ve VPN kullanarak X’e erişmeye çalışan kişilerin 50 bin Brezilya Reali (yaklaşık 300.000 TL) para cezasına çarptırılmasını emretti. Brezilya Yüksek Mahkemesi, BBC’ye göre, yasaklama kararını oybirliğiyle onayladı. X’in sahibi Elon Musk, Moraes’i “siyasi amaçlarla demokrasiyi yok etmekle” suçladı. X ayrıca “Alexandre Files” adında yeni bir profil oluşturdu ve bu profilin, “Alexandre de Moraes’in Brezilya yasalarını kötüye kullanmasını” ortaya koyacağını duyurdu.
X’in Brezilya’da erişilemez hale gelmesinin ardından, Brezilyalı kullanıcılar yeni platform arayışına girdi ve Bluesky, Ağustos ayının son günlerinde benzersiz günlük beğeni, paylaşım ve takipçi sayısında büyük bir artış yaşadı. Platform, henüz Twitter kadar güçlü olmasa da, son büyük uygulama güncellemesiyle video özellikleri sunacağını ima etti; bu, yeni kullanıcıları platformda tutmak adına önemli bir adım olabilir.
Bluesky, Twitter’ın yolundan gidiyor!
Bluesky, 2019 yılında Twitter kurucusu Jack Dorsey tarafından finanse edilen ve kurulan merkeziyetsiz bir sosyal ağ. İlk olarak davetiye ile üye kabul eden bu sosyal ağ, bu yılın başlarında halka açıldı.
Ayrıca, X’ten ayrılmak isteyen kullanıcıların aradığı doğrudan mesajlaşma gibi yeni özellikleri de sunmaya başladı. Başlangıçta yalnızca iki kullanıcı arasında çalışan mesajlaşma sistemi, ilerleyen süreçte grup mesajlaşma, medya desteği ve uçtan uca şifreleme gibi özelliklerin de ekleneceğini vaat ediyor. Ancak Dorsey, Mayıs ayında Bluesky’ın yönetim kurulundan ayrıldı ve daha sonra platformun “Twitter’ı yönetirken yaptığı hataların aynısını tekrarladığını” iddia etti.
Bluesky’ın hızlı büyümesi, Brezilya’daki X yasağı sonrası kullanıcıların yeni bir sosyal ağ arayışına girmesiyle hız kazandı. Platformun gelecekte nasıl bir yol izleyeceği ise merak konusu.
X TV uygulaması, platformlara göre farklı tarihlerde kullanıma sunuldu. Amazon’da Temmuz ayının sonunda kullanıma açıldığı görülürken, LG’nin uygulama mağazasında 29 Ağustos’ta kullanıma sunulmuş olarak görünüyor.
X TV’de herhangi bir şey izlemek için bir X hesabınızın olması gerekiyor. Uygulamanın ekran görüntülerinde özel içerikler, canlı etkinlikler ve haberler vadediliyor. Genel görünüşüyle, bir YouTube klonu gibi duruyor. Ancak, CEO Linda Yaccarino’nun daha önce belirttiği üzere uygulamanın reklamsız olması bekleniyor.
YouTube’un 2024’ün ilk yarısında reklamlardan 15.5 milyar dolar kazandığını ve 2023 yılında toplamda 31.5 milyar dolar elde ettiğini hatırlatmakta fayda var. Bu yüzden X TV’nin bir YouTube rakibi olarak adlandırılması (veya daha kötüsü, bir YouTube katili olarak) kulağa pek inandırıcı gelmiyor.
Google Play’deki uygulama açıklamasında, “X uygulaması, herkes için güvenilir bir dijital küresel buluşma noktası ve şimdi televizyonunuzda!” ifadesi yer alıyor. Bu vaadin gerçeğe ne kadar dönüştüğü ise henüz belli değil.
Ayrıca, LG uygulamasında gizlilik politikasına ve hizmet şartlarına bağlantılar görünüyor, ancak bu bağlantılara tıklamak mümkün değil. tvOS versiyonunda ise bu bağlantılar dahi seçilemiyor. Amazon, X TV’yi indirenlerin genellikle Rumble, Banned Video, Real America’s Voice ve RSBN uygulamalarını da tercih ettiğini belirtiyor.
Bu gelişmeler, X TV’nin başlangıcının tartışmalı ve kaotik bir şekilde gerçekleştiğini gösteriyor. İçerik kalitesi, kullanıcı gizliliği ve genel kullanıcı deneyimi konusundaki eksiklikler, platformun gelecekte ne kadar başarılı olabileceği konusunda şüpheler uyandırıyor.
Hollanda Veri Koruma Kurumu (DPA), Clearview AI’in topladığı görüntülerde yer alan kişilerin bu süreçten haberdar olmadığını ve onay vermediklerini belirtti.
DPA Başkanı Aleid Wolfsen, yaptığı açıklamada, yüz tanımanın son derece müdahaleci bir teknoloji olduğunu ve bu teknolojinin dünyanın herhangi bir yerindeki insanlara rastgele uygulanamayacağını vurguladı.
Wolfsen, “İnternette bir fotoğrafınız varsa, Clearview’in veri tabanına girebilir ve izlenebilirsiniz. Clearview yasaları ihlal ediyor ve bu durum Clearview’in hizmetlerinin kullanılmasını yasa dışı hale getiriyor. Bu nedenle, Clearview kullanan Hollandalı kuruluşları, Veri Koruma Kurumu’ndan ağır cezalar bekleyebilir.” dedi.
Şirketin Baş Hukuk Müşaviri Jack Mulcaire, yaptığı açıklamada, şirketin Hollanda’da veya AB’de bir işletme merkezi olmadığını, bu bölgelerde müşterisinin bulunmadığını ve Genel Veri Koruma Yönetmeliği’ne (GDPR) tabi olmasına neden olabilecek herhangi bir faaliyet yürütmediğini savundu. Mulcaire, bu kararın hukuka aykırı, adil süreçten yoksun ve uygulanamaz olduğunu iddia etti.
Clearview AI, veri tabanı nedeniyle daha önce de birçok hukuki süreçle karşı karşıya kaldı. Clearview yazılımı, küresel ağda kamuya açık fotoğrafları tarayarak bu görüntüleri veri tabanına ekliyor. Şirketin veritabanının, şirketin iddiasına göre 50 milyardan fazla görüntüye sahip olduğu belirtiliyor.
Şirket, bu veritabanını kullanan hükümet kurumlarının, daha az kaynak harcayarak yüksek kaliteli ipuçları elde edebileceğini ve bu ipuçlarının diğer kanıtlarla desteklendiğinde şüphelileri, ilgilileri ve mağdurları hızlı ve etkili bir şekilde tanımlamaya yardımcı olabileceğini belirtiyor. Ancak DPA, Clearview’in GDPR’yi ihlal ettiğini ve veri tabanındaki kişilerin kendileriyle ilgili verilere erişebilmesi ve bu verilerin saklandığı konusunda bilgilendirilmesi gerektiğini savunuyor.
DPA, Clearview AI’in yapılan incelemelere rağmen ihlalleri durdurmadığını belirterek şirketin bu ihlalleri durdurmaması halinde 5,1 milyon euroya kadar ek ceza ödemek zorunda kalabileceğini bildirdi. Ancak şirket, AB’de bulunmuyor ve daha önce Birleşik Krallık Bilgi Komisyonu Ofisi’nin (ICO) yaptırım yetkisine tabi olmadığını ilan etmişti.
DPA, şirkete yönelik önceki yaptırımların etkili olmadığını belirterek, şirketin yönetim kurulu üyelerinin kişisel olarak sorumlu tutulup tutulamayacağını araştırmayı planlıyor.
Bu gelişmeler, Clearview yöneticilerinin Avrupa’da planladıkları tatillerini bir süreliğine ertelemeleri gerektiğini gösteriyor.
Çelebi Havacılık Türk sivil havacılık sektörünün önde gelen isimlerinden biri olarak global operasyonlarını güçlendirmek ve hizmet kalitesini artırmak amacıyla Amazon Web Services (AWS) bulut platformunu tercih etti.
15 binden fazla çalışanıyla 3 kıta, 6 ülke ve 60’tan fazla istasyonda yer hizmetleri operasyonları yürüten Çelebi Havacılık, AWS sayesinde daha verimli, güvenli ve ölçeklenebilir bir altyapıya kavuşacak.
Daha önce tek bir lokasyonda bulunan veri merkeziyle geleneksel altyapı çözümlerini kullanan Çelebi Havacılık, globalleşme sürecinde iş sürekliliğinin sağlanması ve ölçeklenebilirliğin artırılması ihtiyacıyla karşı karşıya kaldı.
Havacılık sektörünün dinamik yapısına ve yüksek kalite standartlarına uygun çözümler sunan AWS, bu noktada ideal bir iş ortağı olarak öne çıktı. AWS Türkiye ekibi ve iş ortaklarının desteğiyle Çelebi Havacılık, üretim dışı uygulamalarını ve veri tabanlarını bir hafta gibi kısa bir sürede AWS bulutuna taşıdı.
Üretim ve afet yönetimi ortamları da başarılı testlerin ardından AWS üzerinde çalıştırılmaya başlandı. Özellikle Hindistan’daki afet yönetimi hizmetlerinin AWS’in EDR (Uç Nokta Tehdit Algılama ve Yanıt) servisiyle sadece 5 günde devreye alınması, bulut teknolojisinin sunduğu hızı tek başına gösteriyor.
Çelebi Havacılık da AWS’in geniş hizmet yelpazesinden faydalanarak operasyonlarını optimize ediyor. Sanal sunucu hizmeti Amazon EC2, şirketin yer hizmetleri uygulamalarını ve yazılımlarını sorunsuz bir şekilde çalıştırmasını sağlıyor.
Amazon VPC ise farklı sanal sunucuları ve kaynakları tek bir sanal ağ üzerinde toplayarak güvenliği ve yönetimi kolaylaştırıyor. Ayrıca AWS’in güvenilir ve ölçeklenebilir container servisi Amazon ECS ve büyük veri depolama altyapısı Amazon S3, Çelebi Havacılık’ın büyüyen veri ihtiyaçlarını karşılamak için esnek ve güvenilir çözümler sunuyor.
Çelebi Havacılık, analitik ve yapay zeka alanında da AWS’in sunduğu yenilikçi çözümlerden de faydalanmayı hedefliyor. Şirket, doğal dilde sorular sorarak etkileşimli panolar üzerinden veri analizi yapmayı sağlayan Amazon QuickSight Q ve üretken yapay zeka uygulamaları geliştirmek için Amazon Bedrock gibi hizmetleri denemeyi planlıyor. Büyük veri işleme ve analiz platformu Amazon EMR da Çelebi Havacılık’ın gelecek planları arasında.
Çelebi Havacılık Global IT Service Manager Tanju Çokgör, AWS’in sunduğu küresel ağ, hızlı implementasyon ve geniş hizmet yelpazesi sayesinde yeni teknolojileri kolayca deneyimleyebildiklerini ve rekabet avantajı elde ettiklerini belirtti.
Ayrıca AWS sayesinde müşterilerine global olarak yüksek kaliteli ve hızlı erişim imkanı sunduklarını vurguladı. AWS Türkiye Genel Müdürü Burak Aydın ise Çelebi Havacılık’ın havacılık sektöründe bir öncü olduğunu ve AWS’in güvenlik ve kalite konusundaki kararlılığını paylaştığını ifade etti. Çelebi Havacılık’ın bulut yolculuğunda AWS olarak yanlarında olmaktan mutluluk duyduklarını belirtti.
Çin otomotiv sektörü, son yıllarda teknolojik atılımları ve kaliteli modelleriyle adından söz ettiriyor. Ancak görünen o ki, eski alışkanlıklardan tamamen kurtulabilmiş değiller! Çin’in popüler sosyal medya platformu Weibo’da paylaşılan fotoğraflar, Rolls-Royce’un minyatür bir kopyasının Çin’de satışa sunulduğunu ortaya koydu. Üstelik bu minik “Rolls-Royce”, sadece 2.000 dolarlık fiyat etiketiyle dikkat çekiyor.
Çinliler çakma Rolls-Royce yaptı!
Önden bakıldığında Rolls-Royce Ghost modelini andıran aracın en dikkat çekici özelliği, tıpkı ilham kaynağında olduğu gibi dikey krom çıtalardan oluşan ön panjur. Ön kaputun tasarımı ve farların şekli de Rolls-Royce’un tasarım dilini taklit ediyor. Yuvarlak hatlara sahip olan aracın genel tasarımı ise Japonların “kei car” olarak bilinen minik şehir otomobillerini akıllara getiriyor.
Çinliler çakma Rolls-Royce yaptı!
Benzerlikler sadece ön tasarımla sınırlı değil. Minik araç, Rolls-Royce modellerinin simgesi haline gelen arkaya doğru açılan kapılara da sahip. İç mekanda ise lüks markayı andıran detaylar bulunmuyor. Yine de bitişik ekranlardan oluşan dijital gösterge paneli, Mercedes’ten esinlenilmiş gibi duran havalandırma menfezleri, deri koltuklar ve ambiyans aydınlatma gibi özellikler dikkat çekiyor.
Aracın teknik özellikleri henüz bilinmiyor. Ancak Çin medyasında yer alan haberlere göre minik “Rolls-Royce”, yaklaşık 14.000 yuan yani 2.000 dolar civarında bir fiyata alıcı buluyor.
Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yanıtlarınızı aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz. Görüşleriniz bizim için gerçekten çok değerli. Paylaşmaktan çekinmeyin! Yorumlarınızı büyük bir merakla bekliyoruz.
Yol güvenliğini artırmanın çözümünün zaten var olduğunu savunan uzmanlarla yapılan bir görüşmede; uzmanlar, otomatik acil frenleme, şerit takip asistanı ve kör nokta izleme gibi gelişmiş sürücü yardım sistemlerinin (ADAS) bu konuda önemli adımlar attığını belirtiyor. Sigorta Enstitüsü’nün (IIHS) verileri de bu görüşü destekliyor. Yapılan son araştırmalar, bu tür sürücü yardım teknolojileriyle donatılmış araçlarda kazaların azaldığını ortaya koyuyor.
Örneğin, otomatik acil frenleme (AEB) sistemi, yolun radar ve kameralarla taranmasıyla başlıyor. Ardından, sürücünün potansiyel tehlikelere tepki verip vermediği kontrol ediliyor. Eğer sürücü tepki vermezse, AEB sistemi otomatik olarak fren yaparak çarpışmayı önlüyor. Bu sistemin arka çarpışmaları yüzde 50 oranında azalttığı tespit edildi.
Otonom araçlar, beklenenin tersi yönde cevap veriyor!
Kıdemli Araştırmacı David Kidd, Tesla’nın Autopilot’u ve GM’in Super Cruise’ı gibi daha fazla otonomi sunan sistemlerin ise tam tersi bir etki yapabileceğini söylüyor.
Bu sistemlerin, sürücülere sahte bir güven hissi vererek zamanla tehlikeli bir şekilde dikkatsizleşmelerine yol açabileceği belirtiliyor. Tesla, Autopilot’un güvenliğini vurgulamak için kaza başına kat edilen mesafeleri öne sürse de, sürücüsüz araçlarla ilgili ölümcül kazalar yaşanmaya devam ediyor ve federal soruşturmaları tetikliyor. Örneğin, bir Cruise sürücüsüz taksinin, başka bir araç tarafından çarpılan bir yayayı ezmesi ve durması, şirketin izninin askıya alınmasına neden oldu. Kidd, “Güvenlik konusunda herhangi bir iyileşme görmüyoruz” diyor ve bu, sistemlerin sunduğu tek faydanın rahatlık olduğunu iddia ediyor.
Euro NCAP Direktörü Richard Schram ise, araçlarında sürücüsüz teknoloji satan üreticilerin, araçlarının gerçek yeteneklerini gizlediğini öne sürüyor.
Ancak, otomasyonu tamamen reddetmek de akıllıca bir hareket olmayabilir. Bu teknolojilerin çoğu nispeten yeni ve diğer sistemler gibi güvenlik etkilerini tam olarak değerlendirebilmek için daha fazla yol kat etmesi gerekiyor.
Bu durumu daha da karmaşık hale getiren şey ise mevcut verilerin kafa karıştırıcı ve çelişkili olması. NHTSA, dikkat dağınıklığı risklerini kabul etse de, Level 2 sistemlerinin kazaları artırdığına dair kesin bir bağlantı kurmuş değil.
Bununla birlikte, yakın zamanda yapılan bir Nature çalışması, sürücüsüz araçların, belirli koşullar hariç, genellikle insanlardan daha düşük kaza oranlarına sahip olduğunu öne sürüyor. Ancak, NHTSA verilerinin ayrı bir analizi, Level 2 donanımlı araçlarla ilgili kazaların arttığını gösteriyor. Dolayısıyla, otonom araçların güvenliği konusunda bir fikir birliği oluşmuş değil.
Otonom sürüş güvenliği etrafındaki tartışmalara rağmen, NHTSA, kazaları azaltma konusunda güçlü bir sicili olan AEB gibi sistemleri 2029’a kadar tüm ticari olmayan araçlar için zorunlu hale getirmeyi planlıyor.
Waterloo Üniversitesi’nde matematik okuyan Hudhayfa Nazoordeen, sadece dört hafta içinde evinde bir füzyon reaktörü inşa etti. Üstelik bu projeyi gerçekleştirmek için yalnızca 2.000 dolar harcadı ve gerekli parçaları internetten temin etti.
Nazoordeen, projesine “sıfır donanım deneyimi” ile başladı ve ilk hafta boyunca McMaster-Carr gibi tedarikçilerden bileşenleri bulup temin etmekle uğraştı. İkinci hafta, ana odacık ve doğrultma devresini monte etmeye odaklandı.
Üçüncü hafta geldiğinde ise projesini odasına kurmuş ve 12 kV’lik neon tabela transformatörünü sisteme entegre etmek için çalışmalarına başlamıştı. Ancak, “3.5. hafta” olarak adlandırdığı süreçte vakum sistemini çözmek, Nazoordeen’in sabrını zorlayan en zorlu kısım oldu.
Nazoordeen, sosyal medya platformu X’te yaptığı bir paylaşımda, “Bu proje üzerindeki en sinir bozucu kısım buydu” diyerek, 25 milyon atmosferin bir kısmı kadar düşük bir basıncı elde etmek için çok sayıda küçük sızıntıyı tespit edip kapatmak zorunda kaldığını belirtti. Füzyonun gerçekleşmesi için nükleonların birbirine yaklaşabilmesi adına çok düşük basınç ortamına ihtiyaç duyulduğundan, bu adım oldukça kritik. Bu süreci sürekli izlemek ve kontrol altında tutmak için ise MKS-901p transdüserini kullandı.
Nazoordeen, kampüsteki diğer mühendislerden aldığı desteğin yanı sıra, Anthropic’in Claude 3.5 adlı yapay zeka sohbet botunun da projede önemli bir rol oynadığını ifade etti. “Tüm veri tablolarımı Claude’a yükledim ve bu konuda bana çok yardımcı oldu.” dedi.
Ancak, bu ev yapımı füzyon reaktörü henüz füzyon gerçekleştirebilmiş değil, yani nötron üretmiyor. Bunun gerçekleşmesi, küçük bir tasarımda son derece zorlayıcı ve daha ileri mühendislik çözümleri gerektiriyor. Buna rağmen, Nazoordeen bu küçük proje için daha fazla planı olduğunu ve “tam teşekküllü bir füzyon reaktörü” için finansman beklediğini belirtti.
Nazoordeen’in çalışması, geçen yıl Toronto Üniversitesi’nden mühendis Olivia Li’nin New York’taki bir apartman dairesinde ağır sudan elde edilen döteryum gazını kullanarak kendi füzyon reaktörünü inşa etmesi üzerine kurulu.
Li, Nazoordeen’in başarısını övdü ve “Konuştuğum birçok kişi füzyon reaktörü inşa etme konusunda heyecanlıydı, ancak Hudzah bunu gerçekten gerçekleştiren tek kişi oldu!” diyerek kendi füzyon reaktörünü evde yapmak isteyenlere yardımcı olabilecek bir yazının bağlantısını da paylaştı.
Boeing’in sorunlu çocuğu Starliner uzay aracı, Uluslararası Uzay İstasyonu’nda (ISS) geçirdiği çileli günlerde yeni bir gizemle daha gündeme geldi. Aylardır ISS’ye kenetli halde bulunan Starliner’da görev yapan astronotlar, uzay aracının hoparlörlerinden gelen tuhaf seslerden şikayet etmeye başladı.
Boeing Starliner’da beklenmedik bir ses problemi yaşandı
NASA astronotu Barry Wilmore, geçtiğimiz Cumartesi günü Yer Kontrol Merkezi ile yaptığı görüşmede yaşadıkları garip olayı şöyle anlattı: “Hoparlörden garip bir ses geliyor… Bunun ne olduğunu bilmiyorum.” Wilmore ve diğer mürettebat üyesi Sunita Williams, sesi Yer Kontrol Merkezi’ndeki ekibe de dinletti. Ekip, sesi bir tür nabız atışına veya sonar sinyallerine benzetti.
Boeing Starliner’da beklenmedik bir ses sorunu yaşandı
Henüz bu gizemli sesin kaynağı tespit edilebilmiş değil. Ancak uzay araçlarında zaman zaman bu tür açıklanamayan seslerin duyulabildiği biliniyor. Genellikle bu seslerin basit ve zararsız nedenleri olduğu ortaya çıkıyor.
Boeing’in NASA ile ortaklaşa geliştirdiği Starliner uzay aracı, 5 Haziran’da astronotlar Suni Williams ve Butch Wilmore’u ISS’ye taşımıştı. Görevin sekiz gün sürmesi planlanıyordu ancak Starliner, yörüngeye ulaştıktan sonra bir dizi teknik aksaklıkla karşılaştı. Birkaç helyum sızıntısı ve beş iticinin arızalanması sonucu Starliner, aylardır ISS’ye demirli halde bekliyor.
NASA ve Boeing, yaşanan sorunları çözene kadar mürettebatı geri döndürmeme kararı aldı. Sonunda Starliner’ın 7 Eylül’de Dünya’ya dönmesi planlanıyor ancak bu yolculuğu mürettebatsız olarak gerçekleştirecek. İki astronot ise gelecek yılın başlarında SpaceX’in Dragon Crew-9 misyonu ile Dünya’ya dönecek.
Starliner’dan gelen esrarengiz sesler, Boeing’in uzay programı için yeni bir soru işaretine neden oldu. Şirket yetkilileri, sesin kaynağını araştırmak ve olası riskleri değerlendirmek için çalışma başlattı.
Yatırım teşvik belgesi alarak Türkiye pazarına giriş yapmaya hazırlanan BYD’nin getireceği elektrikli modeller merakla beklenirken, Ağustos ayında elektrikli otomobil satışlarında %30’luk bir daralma yaşandı. Peki, bu düşüşün sebepleri neler ve marka bazında satış rakamları nasıl şekillendi?
Elektrikli otomobil satışlarında Ağustos ayında durgunluk
Ağustos ayında geçen yılın aynı dönemine göre %31’lik bir düşüşle 5.661 adet elektrikli otomobil satıldı. Ancak Ocak-Ağustos dönemi toplam satış rakamlarına baktığımızda ise geçen yıla göre %80’lik bir artışla 51.144 adetlik bir satış rakamına ulaşılmış durumda.
Peki, Ağustos ayındaki bu ani düşüşün sebebi ne? BYD’nin Türkiye’de fabrika kurmak için yatırım teşvik belgesi alacak olması, bazı tüketicileri elektrikli otomobil alımını ertelemeye sevk etmiş olabilir. Çünkü Çinli marka, yatırım yaptığı için ek gümrük vergisinden muaf olacak ve elektrikli modellerini daha rekabetçi fiyatlarla sunabilecek.
Ağustos ayında en çok satan elektrikli otomobil modellerine baktığımızda ise Tesla’nın Model Y modeli, düşük ÖTV dilimine giren versiyonların da etkisiyle 1.050 adetlik satış rakamıyla zirvede yer aldı. Onu 601 adetle Togg T10X takip ederken, Mercedes’in EQB modeli 298 adetlik satışla üçüncü sıraya yerleşti.
İşte Ağustos Ayının En Çok Satan Elektrikli Otomobilleri:
Tesla Model Y: 1.050 adet
Togg T10X: 601 adet
Mercedes EQB: 298 adet
MG4: 279 adet
Peugeot 2008: 258 adet
BMW X1: 257 adet
KGM Torres EVX: 235 adet
Hyundai IONIQ 5: 230 adet
MINI Countryman: 218 adet
Hyundai IONIQ 6: 213 adet
2024 yılının ilk sekiz aylık dönemine baktığımızda ise Togg, 14.849 adetlik satış rakamıyla liderliğini koruyor. Togg’u 4.552 adetle Tesla Model Y ve 3.192 adetle KG Mobility Torres EVX takip ediyor.
İşte Ocak-Ağustos Döneminin En Çok Satan Elektrikli Otomobilleri:
Togg T10X: 14.849 adet
Tesla Model Y: 4.552 adet
KGM Torres EVX: 3.192 adet
BMW iX1: 1.836 adet
BMW i5: 1.769 adet
Mercedes EQB: 1.732 adet
MG4: 1.488 adet
BYD Atto 3: 1.273 adet
MINI Countryman: 1.245 adet
Hyundai IONIQ 5: 1.075 adet
BYD’nin pazara girişiyle birlikte elektrikli otomobil pazarında rekabetin kızışması ve satış rakamlarının hareketlenmesi bekleniyor.
Çin’in yeni perovskit hücreleri 550 saat sonra bile yaklaşık yüzde 80 verimliliği koruyor. Optimize edilmiş cihaz, 2,13 V’luk etkileyici açık devre voltajı, 16,06 mA cm−2’lik kısa devre akım yoğunluğu ve yüzde 84,19’luk dolum faktörü ile yüzde 28,80’lik bir güç dönüşüm verimliliğine ulaştı.
Çin’deki Huazhong Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nden bir araştırma ekibi, tüm perovskit tandem güneş hücresi için yüzde 28,49’luk rekor kıran bir güç dönüşüm verimliliği elde etti. Özellikle, bu başarı üçüncü taraf bir kuruluş tarafından bağımsız olarak onaylandı. Araştırmacılar, “İki bağlantı noktalı tüm perovskit tandem güneş hücrelerinde yüzde 28,49’luk sertifikalı bir güç dönüşüm verimliliği elde ettik” diye vurguladılar.
Perovskit hücrelerde verimlilik yüzde 28’lere çıktı
Perovskit güneş hücreleri, düşük maliyetleri, kolay üretilmeleri ve gelecek vaat eden verimlilikleri nedeniyle son yıllarda önemli ilgi görmektedir. Araştırma ekibi, yenilikçi yaklaşımlarıyla bu sorunları ele almayı amaçlıyor. Geniş bant aralıklı kalay-kurşun (Pb-Sn) perovskit üst hücresindeki kusurları azaltmak için tasarlanmış bir yüzey yeniden yapılandırma tekniği geliştirdiler.
Bağlam olarak, perovskit malzemelerdeki kusurlar radyasyon dışı enerji kayıplarına yol açarak güneş hücresinin genel verimliliğini engelleyebilir. Çalışmada: “Tüm perovskit tandem güneş hücrelerinin verimliliğinin iyileştirilmesi, Sn-Pb karışık dar bant aralıklı perovskit filmlerde radyasyon dışı rekombinasyon kaybından kaynaklanan yüzey kusurları tarafından büyük ölçüde engelleniyor” denildi.
Araştırmacılar, yüzey değiştiriciler olarak 1,4-bütandiamin (BDA) ve etilendiamonyum diiyodür (EDAI2) kullanarak, kusurları azaltılmış yüksek kaliteli Sn-Pb karışık perovskit filmleri oluşturabildiler. Bu, yük taşıyıcısı taşınmasının iyileştirilmesi ve perovskit-elektron taşıma katmanı arayüzünde enerji kayıplarının azaltılmasıyla sonuçlandı.
Araştırmacılar 0,0871 cm2’lik bir güneş hücresi inşa ettiler. Işık emen katman olarak işlenmiş Sn-Pb perovskit içeriyor. Ek olarak, buckminsterfullerene’den (C60) yapılmış bir elektron taşıma katmanı, PEDOT-PSS’den oluşan bir delik taşıma katmanı ve son olarak hücreyi tamamlamak için bir altın metal temas noktası içeriyor. Optimize edilen cihaz, 2,13 V’luk etkileyici açık devre voltajı, 16,06 mA cm−2’lik kısa devre akım yoğunluğu ve yüzde 84,19’luk doldurma faktörü ile yüzde 28,80’lik bir güç dönüşüm verimliliğine ulaştı.
Intel, gerçekleştirdiği lansmanda tanıttığı Intel Core Ultra 200V serisi işlemciler ile mobil işlemci dünyasında yeni bir sayfa açtı. Bu seri sadece yüksek performans sunmakla kalmıyor, aynı zamanda x86 mimarisinin verimlilik sınırlarını da zorluyor.
Intel Core Ultra 200V serisi işlemciler neler sunuyor?
Intel, Core Ultra 200V serisi işlemcilerle tüketicilere ve işletmelere yeni bir AI PC deneyimi sunmayı hedefliyor. Acer, ASUS, Dell Technologies, HP, Lenovo, LG, MSI ve Samsung gibi dev isimler de dahil olmak üzere 20’den fazla dünya lideri üretici bu yeni seriyi destekleyerek 80’den fazla tüketici tasarımı üzerinde çalışıyor.
Günümüzde tüketiciler mobil cihazlarıyla daha fazla içerik üretiyor, bağlantı kuruyor, oyun oynuyor ve öğreniyor. Bu artan mobil ihtiyaçlar hem performansta hem de pil ömründe taviz vermeyen uygulama uyumluluğuyla kullanıcıları sınırlamayan ve gelişmiş güvenlik önlemleri sunan, aynı zamanda AI donanımından tam olarak yararlanabilen sistemlere olan talebi artırıyor. Intel Core Ultra 200V serisi işlemciler, işte tam da bu beklentileri karşılamak için ortaya çıktı.
Bu yeni işlemciler dikkat çekici bir şekilde AI PC’ler için düşük güç liderliği sunuyor. Yüzde 50’ye kadar daha düşük paket gücüyle çalışan bu seri, merkezi işlem birimi (CPU), grafik işlem birimi (GPU) ve sinirsel işlem birimi (NPU) arasında toplam 120 platform TOPS’a (saniyede trilyon işlem) kadar ulaşarak etkileyici bir performans sergiliyor.
Bu da modeller ve motorlar arasında en uyumlu ve performanslı AI deneyimlerinin kapılarını aralıyor. Intel’in geliştirdiği dördüncü nesil sinirsel işlem birimi (NPU) enerji verimliliğini korurken önceki nesilden 4 kata kadar daha fazla güç sunarak sürekli AI iş yüklerini sorunsuz bir şekilde yönetebiliyor.
Ayrıca Intel, AI PC Hızlandırma Programı kapsamında 100’den fazla entegre yazılım satıcısı (ISV) ve geliştiriciyle iş birliği yaparak 300’den fazla AI hızlandırmalı özelliği aktif hale getirdi ve bu da sektör lideri bir platform TOPS seviyesi sunulmasını sağladı.
Tabii yeni Intel Core Ultra işlemciler yalnızca AI performansında değil, aynı zamanda temel işlem performansında da olağanüstü bir gelişme sunuyor. Güç yönetiminde yapılan ince ayarlar ve performans başına güç başına alan için optimize edilmiş, tamamen yeniden yapılandırılmış Performans çekirdekleri (P-çekirdeği) sayesinde verimli ve olağanüstü bir çekirdek performansı elde ediliyor.
Mobil grafik performansında yüzde 30 artış!
Intel’in bugüne kadarki en güçlü Verimli çekirdekleri (E-çekirdeği) ise daha fazla iş yükünü başarıyla yönetebiliyor. Böylece sistemin sessiz ve serin bir şekilde çalışmasını garanti ediyor. Intel Core Ultra 200V serisi işlemciler, mobil grafik performansında yüzde 30 ortalama performans artışı ile dikkat çeken Intel’in yeni Xe2 grafik mikro mimarisinin ilk örneği.
Yerleşik Intel Arc GPU, sekiz yeni 2. Nesil Xe-çekirdeği, sekiz gelişmiş ışın izleme birimi, üç 4K monitöre kadar destek ve 67 TOPS’a kadar çıkan yeni yerleşik Intel XMX (Intel XMX) AI motorları ile yaratıcı uygulamalara güç katarken, gelişmiş XeSS çekirdekleri sayesinde oyun performansını da artırıyor.
Bu işlemcilere sahip PC’ler iş parçacığı başına 3 kata kadar daha fazla performans, yüzde 80’e kadar en yüksek performans artışı ve üretkenlik kullanım örneklerinde 20 saate kadar pil ömrü ile bir üretkenlik canavarı haline geliyor.
Önde gelen ISV’lerle kurulan ortaklıklar geniş ekosistem desteği ve 500’den fazla optimize edilmiş AI modeli sayesinde en yeni Intel Core Ultra işlemcilerle çalışan PC’ler kullanıcıların AI’nin tüm olanaklarından en iyi şekilde faydalanmalarını sağlıyor.
Birden fazla performanslı AI motoru sayesinde bu yeni işlemciler içerik oluşturma, güvenlik, üretkenlik ve oyun alanlarında fark yaratıyor. İçerik oluşturucular video sahne değişikliklerinin otomatik olarak algılanmasıyla daha hızlı video düzenleme yapabilir ve metin istemleri aracılığıyla göz alıcı vektör ve raster sanatı oluşturabilirler.
Güvenlik açısından ise yerel AI deep-fake algılama ile çevrimiçi videoların orijinalliği doğrulanabilir ve PC’de depolanan kişisel veriler kötü amaçlı uygulamalardan ve kullanıcılardan korunabilir. Yeni işlemciler, üretkenliği artırmak için video sunumlarının tek seferde kaydedilmesini ve yeni diyaloglarla yeni ses ve video oluşturularak yeniden çekimlerin ortadan kaldırılmasını mümkün kılıyor. Oyuncular ise saniyedeki kare performansını artırarak ve AI destekli yüksek kaliteli ölçeklendirilmiş görüntülerle daha etkileyici bir oyun deneyiminin keyfini çıkarabilirler.
Intel Core Ultra 200V serisi işlemcilere sahip tasarımların çoğu Intel’in ortaklarıyla yakın işbirliği içinde ortaklaşa tasarlanan ve en iyi genel AI PC deneyimini sunmak için titiz testlerden geçen Intel Evo Edition dizüstü bilgisayarlar olarak karşımıza çıkacak.
Anahtar platform teknolojilerini sistem optimizasyonlarıyla bir araya getiren bu dizüstü bilgisayarlar, gecikmeyi en aza indirgemek, dikkat dağıtıcı unsurları en aza indirmek ve pil şarj cihazlarına olan bağımlılığı azaltmak için üretildi.
Bu yıl yeni olan Intel Evo tasarımları daha serin ve daha sessiz performans için gelişmiş ölçütleri karşılamak zorunda. Bu ölçütler ultra ince tasarımlarda daha serin ve daha sessiz performans ve yanıt verme, uzun gerçek dünya pil ömrü, kötü amaçlı yazılım saldırılarını önlemeye ve güvenlik açıklarını en aza indirmeye yardımcı olan yerleşik güvenlik, hareket halindeyken bile hızlandırılmış oluşturma ve daha akıcı oyun oynama için yerleşik Intel Arc grafikleri, Intel Wi-Fi 7 (5 Gig) ile yıldırım hızında bağlantı, Thunderbolt Paylaşımı ile PC’yi birden fazla monitöre bağlama, dosya aktarma ve PC’yi şarj etme olanağı, anında uyanma ve hızlı şarj, ve EPEAT Gold sertifikası ile en yüksek sürdürülebilirlik standartlarını içeriyor.
Not: Intel Core Ultra 200V serisi işlemcilerle çalışan cihazlar bugün ön siparişe açıldı ve Intel vPro platformu üzerine kurulu ticari cihazlar önümüzdeki yılın başlarında piyasaya sürülecek.
Apple, 9 Eylül’de iPhone 16 serisini tanıtmaya hazırlanıyor. Tanıtım öncesinde heyecan giderek artarken, her geçen gün yeni detaylar ortaya çıkıyot. Şirket, tedarik zincirinden gelen bilgilere göre, yeni modeller için tam 88 milyon adetlik bir stok hazırlığı yapıyor. Ve bu kez Apple’ın beklentisi çok daha büyük.
88 milyon adetlik iPhone 16 serisi, Apple’ın büyük beklentilerini karşılayabilecek mı?
Ortaya çıkan rakam, Apple’ın iPhone 16 serisinden ve Apple Intelligence hizmetinden ne kadar büyük beklentileri olduğunu gösteriyor. Üretilen ürün miktarı, geçtiğimiz yılki iPhone 15 serisi ile neredeyse aynı. Peki, iPhone 16’dan neler bekliyoruz?
iPhone 16 serisi, dört farklı modelle karşımıza çıkacak: iPhone 16, iPhone 16 Plus, iPhone 16 Pro ve iPhone 16 Pro Max. Yeni seride en çok dikkat çeken özelliklerden biri, Pro ve Pro Max modellerinin daha büyük ekran boyutlarına sahip olması. iPhone 16 Pro’nun ekranı 6.27 inç, iPhone 16 Pro Max’in ekranı ise 6.86 inç olacak. Ayrıca, Çöl Titanyumu rengi de merakla beklenen yenilikler arasında.
Apple ayrıca, tüm iPhone 16 modellerine Capture Button ekliyor. Bu özellik, önceki seride sadece Pro modellerinde bulunuyordu. Amacı ise, kullanıcıların hızlıca fotoğraf ve video çekmelerini sağlamak. Performans konusunda ise iPhone 16 serisi, A17 Bionic çipseti ve Pro modellerde yer alacak olan A18 Pro çipseti ile karşımıza çıkacak.
Yeni serinin üretimi için Foxconn, büyük bir iş gücü artışıyla hazırlıklara başladı. Apple’ın yeni cihazlarının piyasaya sürülmesiyle büyük bir talep patlaması yaşanması bekleniyor. Peki, siz iPhone 16 satın almayı düşünüyor musunuz? Apple’ın yeni cihazları, beklentilerinizi karşılar mı? Görüşlerinizi aşağıdaki yorumlar kısmına yazabilirsiniz.
Amazon, yapay zeka robotik girişimi Covariant’ın kurucularını işe aldı. Amazon, Covariant’ın kurucuları Pieter Abbeel, Peter Chen ve Rocky Duan’ı ve girişimin çalışanlarının “yaklaşık dörtte birini” işe aldığını duyurdu. Ayrıca Covariant’ın robotik temel modellerini kullanmak için münhasır olmayan bir lisans imzaladı.
Chen, bu yılın başlarında TechCrunch’a Covariant’ın “büyük bir dil modeli, ancak robot dili için” inşa ettiğini söyledi. Başka bir deyişle, başlangıçta çöp toplama gibi yaygın depo görevlerini gerçekleştiren robotik kollara odaklanarak robotlar için yapay zeka modelleri oluşturuyor.
Amazon Fulfillment Technologies & Robotics Başkan Yardımcısı Joseph Quinlivan: “En zeki beyinlerden bazılarıyla temel araştırmaları ilerleteceğiz, zengin uzmanlığımızı birleştirerek yapay zeka ve robotların operasyon çalışanlarımıza yardımcı olması için yeni yollar açacağız. Covariant’ın yapay zeka teknolojisini mevcut robot filomuza onları daha performanslı hale getirecek ve müşterilerimiz için gerçek dünya değeri yaratacak” dedi.
Anlaşma, Amazon’un Haziran ayında AI startup’ı Adept’in kurucularını işe almasına benziyor. Bu anlaşma, Amazon’a mevcut bir startup’ı tamamen satın almak zorunda kalmadan yeni yeteneklere ve teknolojiye erişim sağlayan başka bir anlaşma niteliğinde oldu. O zamanlar, antitröst incelemesiyle karşı karşıya kalan teknoloji devlerinin, satın almalarını gizlemek için işe alma ve lisanslama anlaşmalarını kullanabilecekleri bir “ters satın alma kiralama” olarak tanımlamıştık.
Bu arada Covariant, Ted Stinson ve Tianhao Zhang liderliğinde faaliyetlerine devam edeceğini ve startup’ın COO’su olan Stinson’ın artık CEO rolüne geçtiğini söyledi. Şirket, “Covariant Brain’i giyim, sağlık ve güzellik, market ve ilaç gibi geniş bir küresel endüstri yelpazesinde üretim ortamlarına sunmaya adanmış” olmaya devam ettiğini ekledi.
Sürdürülebilir demiryolu ulaşımında çığır açan Stadler Rail, yine fark yaratıyor! Şirket, hem hidrojen hem de batarya ile çalışabilen devrim niteliğinde bir tren filosu geliştirdiğini duyurdu.
Hem hidrojen hem de batarya ile çalışabilen tren gündeme oturdu
Almanya’da uzun yıllar hizmet veren ikonik Stadler RS1 Railbus trenlerinin emeklilik vakti geldi çattı. Hem geleneksel dizel yakıtla hem de biyodizel ile çalışan bu trenlerin yerini artık sıfır karbon salınımı hedefleyen Stadler RS Zero alacak.
Stadler RS1 Railbus’ın varisi olan RS Zero, iki çevre dostu sürüş teknolojisini bir araya getirerek demiryolu taşımacılığında yeni bir sayfa açıyor. Hidrojen ve batarya gücünü birleştiren bu yenilikçi tren, emisyonsuz bir geleceğe doğru atılan önemli bir adımı temsil ediyor. Stadler, özellikle Avrupa’daki demiryolları için kritik olan bu eksikliği gidermeyi hedefliyor.
Avrupa’daki demiryolu hatlarının %43’ü, Almanya’da ise %38’i elektrifikasyondan yoksun. İşte bu noktada RS Zero devreye giriyor. Eski ve elektrifikasyonsuz hatları yeniden canlandırarak demiryolu trafiğini artırmak ve ulaşımda dönüşümü hızlandırmak mümkün olacak.
RS Zero’nun prototipi, tek vagonlu hidrojen modeli olarak tanıtıldı. Ancak iki vagonlu konfigürasyon seçeneği de mevcut. Tek vagonlu hidrojenli model 700 km’ye kadar menzil sunarken, iki vagonlu versiyon 1.000 km’ye kadar çıkabiliyor. Batarya ile çalışan modellerin menzili ise şu şekilde: tek vagonlu versiyon 80-100 km, iki vagonlu versiyon ise 90-180 km arasında değişiyor. Her iki konfigürasyon da maksimum 120 km/h hıza ulaşabiliyor. Batarya menzilleri, bataryaların ömürlerinin sonuna doğru ulaşılabilen değerleri temsil ediyor.
Bu hibrit seçenek, demiryolu işletmecilerine güzergahlarına ve tercih ettikleri yakıt türüne göre en uygun aracı seçme özgürlüğü sunuyor. Stadler RS Zero, yolcu konforunu ve erişilebilirliği ön planda tutuyor. 70 ila 150 yolcu kapasiteli trenlerde alçak giriş yüksekliği ve basamaksız zemin alanı, özellikle hareket kabiliyeti kısıtlı yolcular için büyük kolaylık sağlıyor. Ayrıca bisikletler ve hacimli eşyalar için ayrılmış çok amaçlı bir alan da bulunuyor. İhtiyaç halinde koltukların katlanabilir olması, bu alanın bisikletler için daha da genişletilmesine olanak tanıyor.
Tesla, son tanıtım videosunda tam otonom sürüş özelliklerini sergiliyor. “Tam otonom sürüş” olarak etiketlenmelerine rağmen, Tesla’lar hala tek yönlü tünellerde kullanımda sorun yaşıyor.
Tesla, denetlenen “tam otonom sürüş” teknolojisinin özelliklerini sergileyen yeni bir video yayınladı. Bu teknoloji, gelişmiş sürücü destek sistemini satın alan veya abone olan daha fazla sahibine sunuluyor. Video reklamı, FSD’nin (Denetlenen) şehir sokaklarında büyük ölçüde kendi başına, asgari düzeyde insan müdahalesiyle dolaşabildiğini gösteriyor. Dolambaçlı yollar, dar boşluklar ve korumasız dönüşler dahil olmak üzere çeşitli zorlu senaryolar içeriyor.
Tesla FSD videosu
Tesla’nın FSD için önceki reklamlarında olduğu gibi, yeni videoda sürücülerin FSD (Denetlenen) kullanırken dikkatli olmaları ve gerektiğinde kontrolü ele almaya hazır olmaları gerektiği yönünde bir uyarı yer alıyor. Tesla, daha gelişmiş FSD ve Otopilot özellikleri sunarken bile bu uyarıyı tutarlı bir şekilde sürdürdü.
FSD’nin büyük bir destekçisi olan Tesla CEO’su Elon Musk, videoyla ilgili bir yorumda teknolojiye olan coşkusunu dile getirdi. Teslarati’nin bildirdiğine göre, Musk X’te FSD (Denetlenen) ile sürüşü “sihir gibi hissetmek” olarak tanımladı. Musk’ın yorumları ve Tesla’nın FSD (Denetlenen) videosu çevrimiçi olarak karışık tepkiler aldı. Bazı takipçiler sistemin en son sürümünü henüz almadıklarından şikayet ederken, diğerleri Tesla’nın reklamı X’te yayınlamasını eleştirerek, platform kullanıcılarının sistemin özellikleri hakkında zaten çok şey bildiğini belirtti.
Elektrikli araç devi, Giga Texas’taki bir süper bilgisayar kümesi olan Cortex’in ve New York, Buffalo’daki 500 milyar dolarlık yaklaşan Dojo süper bilgisayarının geliştirilmesinden de anlaşılacağı üzere FSD programına büyük yatırımlar yapıyor. Bu yatırımlar önemli, özellikle de FSD’nin Ekim ayında tanıtılması planlanan yeni Robotaxi gibi ürünlerin temel bir özelliği olması nedeniyle. Bu yılın başlarında, Musk’ın Çin ziyareti Tesla için başarılı oldu, zira ABD’li otomobil üreticisi sürücü yardım sistemini dünyanın en büyük otomobil pazarı olan Çin’de konuşlandırmak için onay aldı.
Tesla ayrıca Çinli teknoloji devi Baidu ile bir haritalama ve navigasyon anlaşması imzaladı ve Çin hükümetinin veri güvenliği ve depolama konularında onayını aldı. Daha önce, Tesla’nın arabaları veri toplama endişeleri nedeniyle Çin askeri tesislerine ve bazı hükümet mekanlarına giriş yasağıyla karşı karşıya kalmıştı.
Enerji depolama sektörü, Alman üretici Energiekonzepte Deutschland (EKD) tarafından Ampere.StoragePro’nun (ASP) piyasaya sürülmesiyle çığır açan bir ilerlemeye tanık oluyor. EKD, ASP’nin “modern enerji depolama sistemleri için performans ve esneklik açısından yeni standartlar belirlediğini” iddia ediyor. EKD ev pili, son teknoloji bileşenleri ve yenilikçi özellikleriyle ASP, enerji tedarikini yeni zirvelere taşımak için tasarlandı.
EKD ev pili özellikleri
ASP’nin öne çıkan özelliklerinden biri de olağanüstü kullanım ömrüdür. Laboratuvar testleri, ASP’nin 24 yıllık sektör ortalamasının iki katı olan 48 yıla kadar dayanabileceğini gösteriyor. Bu etkileyici dayanıklılık büyük ölçüde evin enerji şebekesini sürekli izleyen gelişmiş entegre güvenlik sisteminden kaynaklanıyor. Sistem, voltaj, sıcaklık veya akımda herhangi bir düzensizlik tespit ederse EKD ev pili proaktif olarak kapanıyor. EKD ayrıca, ciddi sorunlara dönüşmeden önce olası kısa devreleri veya uygunsuz kurulumları tespit etmek için ek sensörler de ekleyerek daha yüksek düzeyde güvenlik sağlıyor.
ASP’nin uzun ömürlülüğü, güvenlikleri ve dayanıklılıklarıyla bilinen prizmatik lityum demir fosfat (LFP) hücrelerinin kullanımıyla daha da destekleniyor. EKD ev pili, on yıl boyunca tam performans garantisi veriyor ancak şirket ayrıca, on yıl sonra bile ASP’nin orijinal kapasitesinin çoğunu koruduğunu belirtiyor. EKD: “10 yıl geçtikten sonra bile Ampere.StoragePro orijinal kapasitesinin çoğunu koruyor ve bu da onu uzun vadeli enerji depolama için sürdürülebilir ve ekonomik bir çözüm haline getiriyor” dedi. EKD ev pili olan ASP’de kullanılan LFP hücreleri 12.000 şarj döngüsüne kadar dayanabiliyor ve termal kararlılıkları ve toksik kimyasal içermemeleri onları özellikle güvenli bir seçim haline getiriyor.
Uzun ömrünün ötesinde, ASP performansta da mükemmeldir. 20 kW’lık bir tepe deşarj kapasitesiyle geleneksel sistemlerden dört kata kadar daha hızlı şarj ve deşarj hızları sunar. EKD ev pili olan 12 kW’lık üç fazlı invertör, üç bağımsız Maksimum Güç Noktası (MPP) izleyicisi ve akıllı gölgeleme yönetimi teknolojisi sistemin verimliliğini daha da artırır. EKD’ye göre bu kombinasyon, gerçek depolama performansında yüzde 20’lik kayda değer bir artışa yol açabilir.