Tesla 7 milyonuncu elektrikli aracını üretti!

Elektrikli araç devriminin öncülerinden Tesla, 2024 yılı üçüncü çeyreğine ilişkin finansal raporunu yayımlarken, bu süreçte tarihi bir başarıya daha imza attı: Şirket, 7 milyonuncu elektrikli aracını üretmeyi başardı. Tesla 7 milyonuncu aracını üretirken, bu tarihi başarıya 22 Ekim itibarıyla ulaşan Tesla, böylece elektrikli araç piyasasındaki lider konumunu bir kez daha pekiştirdi.

Tesla’nın başarı hikayesi, yalnızca otomobil üreticileri arasında değil, tüm teknoloji dünyasında dikkat çekiyor. Şirketin ilk milyonuncu elektrikli aracı2020 yılının başlarında üretim hattından çıkmıştı. Ancak en dikkat çekici olan, sonraki dört yıl içinde 6 milyon elektrikli araç daha üreterek büyüme hızını ciddi şekilde artırması oldu. Üretilen Tesla 7 milyonuncu araç ise ABD’nin Fremont fabrikasında montaj hattından çıktı.

Gigafactory Shanghai’ın rolü

Tesla’nın bu hızla büyümesinde en büyük paylardan biri, Çin’in Shanghai şehrindeki Gigafactory fabrikasına ait. Shanghai’daki üretim merkezi, Tesla’nın küresel pazardaki etkisini genişletmede kilit rol oynuyor. Geçtiğimiz ay, bu dev fabrika 3 milyonuncu aracını üretmeyi başardı ve Eylül 2024’te 1 milyonuncu aracını ihraç etti. Bu başarı, sadece Çin pazarı için değil, dünya genelindeki Tesla araçlarının dağıtım ve üretim kapasitesi açısından da kritik öneme sahip.

Shanghai fabrikasının yanı sıra, Tesla’nın BerlinTeksas ve Nevada gibi diğer büyük tesisleri de üretim kapasitesini artırma sürecinde büyük rol oynuyor. Tesla, bu tesislerin üretim kapasitelerini genişleterek, önümüzdeki yıllarda daha fazla araç üretmeyi planlıyor. Tesla’nın bu küresel üretim ağı, şirketin elektrikli araç pazarında tartışmasız liderliğini sürdüreceğini işaret ediyor. Gigafactory Shanghai, Tesla’nın küresel üretim kapasitesini artırma hedefinin önemli bir parçası olarak konumlanıyor.

Tesla’nın hızlı büyüme süreci

Tesla’nın 2023 yılındaki üretim başarısı da göz ardı edilemez. Şirket, Mart 2023’te 4 milyonuncuEylül 2023’te ise 5 milyonuncu elektrikli aracını üretmişti. Bu hızlı üretim temposu, şirketin elektrikli araç sektöründeki rakiplerinigeride bırakmasına yardımcı oldu. Ancak 2024 yılında bu büyüme hızının bir miktar yavaşladığı gözlemleniyor. Tesla, 2024 yılı sonu itibarıyla, geçen yıl ile yaklaşık aynı sayıda araç teslimatı yapmayı bekliyor. Yine de Tesla 7 milyonuncu aracını tamamen elektrikli olarak üretmiş olması, Tesla’nın sektördeki eşsiz konumunu pekiştiriyor.

Bu dönüm noktası, Tesla’nın elektrikli araç piyasasında kazandığı başarıyı yalnızca sayılarla ifade etmekle kalmıyor, aynı zamanda şirketin sürdürülebilir enerjiye geçiş sürecindeki öncü rolünü de gözler önüne seriyor. Otomotiv endüstrisinin dönüşümü hız kazanırken, Tesla’nın milyonlarca elektrikli aracı dünya yollarına kazandırmış olması, bu değişimin en büyük itici güçlerinden biri olarak kabul ediliyor.

Tesla’nın gelecekteki hedefleri

Tesla’nın gelecekteki üretim hedefleri de oldukça iddialı. Şirket, Gigafactory ağını genişletmeyi ve yeni pazarlara girmeyi planlıyor. Bunun yanı sıra, Tesla’nın otonom sürüş teknolojileriyeni nesil batarya teknolojileri ve enerji çözümleri gibi alanlarda da yenilikler sunmaya devam etmesi bekleniyor. Şirketin CEO’su Elon Musk, geçtiğimiz dönemlerde Tesla’nın otonom robotaksi projeleri üzerinde çalıştığını ve bu teknolojilerin önümüzdeki yıllarda kullanıma sunulacağını duyurmuştu. Aynı zamanda, Tesla’nın küresel üretim kapasitesini artırma hedefleri, şirketin elektrikli araç piyasasındaki liderliğini sağlamlaştırma amacıyla paralel ilerliyor.

Sonuç olarak, Tesla’nın 7 milyon elektrikli araç üretme başarısı, sektördeki rakiplerini geride bırakarak geleceğe emin adımlarla ilerlediğini gösteriyor. Diğer otomobil üreticileri henüz bu seviyeye ulaşabilmiş değil ve Tesla’nın elektrikli araç devrimine öncülük etmeye devam edeceği öngörülüyor. Tesla 7 milyonuncu araç üretiminde çok başarılı oldu.

Arkansas’ta 19 milyon tonluk dev lityum rezervi keşfedildi!

0

ABD’nin Arkansas eyaletinde, elektrikli araç bataryalarının ihtiyaçlarını karşılayabilecek büyüklükte, 19 milyon tona kadar çıkabilecek devasa bir lityum rezervi keşfedildi. ABD Jeoloji Araştırması Merkezi (USGS) tarafından yapılan bu keşfe göre, rezervin büyüklüğü, 2030 yılında dünya genelinde elektrikli araçlar için ihtiyaç duyulan lityum miktarının tam dokuz katını sağlayabilir.

Arkansas’ta tam 19 milyon tonluk dev lityum rezervi bulundu!

Son yıllarda elektrikli araçların yaygınlaşmasıyla birlikte lityuma olan talep hızla arttı. ABD, lityum gibi kritik öneme sahip hammaddelerde Çin’e bağımlılığı azaltmak için yerel tedarik zincirleri oluşturmayı amaçlıyor. Bu bağlamda Arkansas’ta yapılan keşif, ABD’nin lityum açısından ne denli zengin olduğunu ve bu ihtiyacını kendi kaynaklarından karşılayabileceğini ortaya koyuyor. Smackover Formasyonu adı verilen ve daha önce petrol ile doğalgaz üretiminde kullanılan bu jeolojik yapı, lityum açısından zengin tuzlu su içeriyor. Bu formasyon, Arkansas’tan başlayıp Louisiana, Teksas, Alabama, Mississippi ve Florida’nın bazı bölgelerine kadar uzanıyor.

Eskiden petrol üretiminin bir yan ürünü olarak atık kabul edilen bu tuzlu su, artık şirketler tarafından uygun maliyetli yöntemlerle lityum çıkarılması için değerlendiriliyor. ExxonMobil gibi büyük petrol şirketleri, bu alanda önemli çalışmalar yapıyor. ExxonMobil, Arkansas’taki Smackover Formasyonu’nda 120.000 dönümlük arazi üzerinde sondaj haklarını satın aldı ve 2027’de lityum üretimine başlamayı planlıyor. Şirket, geleneksel petrol ve gaz sondaj tekniklerini kullanarak yerin 3000 metre altında bulunan lityum zengini tuzlu suya ulaşmayı hedefliyor. Ancak, daha verimli bir süreç için doğrudan lityum çıkarma (DLE) adı verilen yeni bir teknoloji geliştirilmeye çalışılıyor. Bu teknoloji, geleneksel su buharlaştırma yöntemlerinden çok daha hızlı lityum elde edilmesini sağlayabilir ve sert kaya madenciliğinden daha düşük enerji gerektirir.

USGS ve Arkansas Enerji ve Çevre Bakanlığı, Smackover Formasyonu’ndaki lityum miktarını tahmin etmek için makine öğrenimi yöntemleri kullandı. Laboratuvar analizlerinden elde edilen verilerle geçmiş su örnekleri karşılaştırılarak, bölgedeki lityum konsantrasyonu hesaplandı. Ancak USGS, bu rezervlerin ticari olarak çıkarılabilirliğinin hala belirsiz olduğunu vurguluyor. Arkansas dışında, Kaliforniya’daki Salton Denizi’nde de büyük miktarda lityum açısından zengin tuzlu su olduğu biliniyor.

Enerji yoğunluğuyla rekor kıran lityum kükürt pil geliştirildi!

0

Çin’in General New Energy (GNE) şirketi, mevcut lityum iyon pillere kıyasla üç kat daha yüksek enerji yoğunluğuna sahip (700Wh/kg) lityum kükürt (Li-S) pil prototipini tanıttı. Bu yeni pil, yalnızca enerji yoğunluğu açısından değil, aynı zamanda ömrü ve güvenliğiyle de lityum iyon pillere önemli bir alternatif olarak öne çıkıyor. Lityum kükürt piller, katot olarak kükürt ve anot olarak lityum metal kullanarak daha yüksek enerji kapasitesi sunuyor. Teorik olarak, bu pillerin enerji yoğunluğu 2.600 Wh/kg’a kadar çıkabiliyor. Ayrıca, kükürtün doğada bol miktarda bulunması, bu pillerin maliyet ve sürdürülebilirlik açısından da avantajlı olmasını sağlıyor.

Enerji yoğunluğuyla dikkat çeken lityum kükürt pil tasarlandı

Ancak lityum kükürt pillerin bazı teknik zorlukları var. Kükürtün zayıf elektriksel iletkenliği pilin performansını düşürürken, lityum polisülfürlerin elektrolitte çözünmesi sonucu ortaya çıkan “mekik etkisi” de iyon iletkenliğini azaltıp pilin kapasitesini hızla tüketiyor. Bunun yanı sıra, şarj ve deşarj döngüleri sırasında kükürt ve lityum sülfür arasındaki yoğunluk farkı yapısal kararlılığı olumsuz etkileyebiliyor.

Enerji yoğunluğuyla dikkat çeken lityum kükürt pil tasarlandı.
Enerji yoğunluğuyla dikkat çeken lityum kükürt pil tasarlandı.

GNE’nin araştırma ekibi, Dr. Jiujun Zhang liderliğinde, bu sorunların üstesinden gelmek için uzun süredir çalışıyor. Ekip, nano malzeme kaplamaları ve elektrolit katkı maddeleri kullanarak kükürtün iletkenliğini artırmayı ve mekik etkisini azaltmayı başardı. Ayrıca, yeni elektrolit malzemeleri sayesinde pilin çevrim ömrü ve güvenliği de iyileştirildi. Bu gelişmeler, Li-S pillerin ticarileşmesi yolunda önemli adımlar olarak görülüyor.

GNE, 2022’de kurulmuş olup, çevre dostu ve verimli enerji depolama çözümleri geliştirme konusunda uzmanlaşmış bir şirket. Ar-Ge ekibinde ABD ve Japonya’dan bilim insanları da yer alıyor ve Li-S pil teknolojisiyle ilgili çeşitli patentlere sahipler. Şirket, üretim hattını da kontrol altında tutarak, pillerin geliştirilmesinden üretimine kadar tüm süreci yönetiyor.

ARM, Qualcomm’un çip tasarım lisansını iptal edebilir! Peki neden?

0

ARM ve Qualcomm arasındaki lisans anlaşmazlığı, teknoloji dünyasında büyük bir krize dönüşme potansiyeline sahip. ARM, Qualcomm’un çip tasarımlarında kullandığı mimari lisans anlaşmasını iptal etme kararı alarak, şirketin çip üretimi üzerinde önemli bir tehdit oluşturdu.

ARM, Qualcomm’un çip tasarım lisansını iptal edecek

Bu iptal, Qualcomm‘un Android cihazlar için ürettiği çiplerin satışlarını durdurma veya büyük tazminat talepleriyle karşı karşıya kalma riskini doğuruyor. Sorunun merkezinde, Qualcomm’un 2021 yılında satın aldığı Nuvia adlı çip tasarım şirketi bulunuyor. ARM, Nuvia’nın lisans şartlarını ihlal ettiğini ve bu tasarımların izinsiz kullanıldığını öne sürüyor.

ARM, Qualcomm’un çip tasarım lisansını iptal edecek.
ARM, Qualcomm firmasının çip tasarım lisansını iptal edecek.

Bu yasal anlaşmazlık, Qualcomm’un çip endüstrisindeki konumunu sarsabilecek ve ARM ile olan ilişkisini karmaşık hale getirebilecek sonuçlar doğurabilir. Özellikle yapay zeka odaklı çiplerde Nuvia tasarımlarının kullanılması, Qualcomm’un stratejik hedeflerine zarar verebilir.

ARM’ın lisans iptali, Qualcomm’un ARM’ın komut seti ile kendi tasarımlarını yapmasını engelleyebilir, ancak Qualcomm’un ARM ile yeni bir lisans anlaşması yapmasının önünde bir engel yok. Bu hukuki savaşın sonucu, yalnızca iki şirketi değil, akıllı telefon ve bilgisayar piyasalarını da etkileyebilir. Özellikle Microsoft gibi Qualcomm’un ortaklarının bu süreçten nasıl etkileneceği, piyasa dinamiklerini derinden değiştirebilir.

Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yanıtlarınızı aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz. Görüşleriniz bizim için gerçekten çok değerli. Paylaşmaktan çekinmeyin! Yorumlarınızı büyük bir merakla bekliyoruz.

Boeing uydusu uzayda parçalandı!

Boeing tarafından üretilen bir Intelsat iletişim uydusunun uzayda patlayarak parçalandığı doğrulandı. Intelsat 33e isimli bu uydu, 2016 yılında fırlatılmış ve Avrupa, Asya ve Afrika bölgelerine iletişim sağlamak amacıyla yörüngeye yerleştirilmişti. Ancak, fırlatmadan kısa bir süre sonra yaşadığı tahrik sistemi arızası nedeniyle hedeflenen yörüngeye ulaşmada gecikme yaşamıştı. 2017’de meydana gelen başka bir teknik sorun nedeniyle de 15 yıl olarak planlanan kullanım ömrü yaklaşık 3,5 yıl kısalmıştı. Son olarak uydunun tamamen işlevsiz hale geldiği ve kaybedildiği açıklandı.

Boeing uydusu uzayda patladı

Bu kayıp, Boeing için uzayda yaşanan bir başka olumsuzluk anlamına geliyor. Intelsat, uydunun arızalanma nedenini araştırmak için Boeing ve ilgili devlet kurumlarıyla işbirliği içinde çalıştıklarını duyurdu.

Boeing uydusu uzayda patladı.
Boeing uydusu uzayda patladı.

Olayın detaylı bir şekilde incelenmesi amacıyla özel bir kurul oluşturuldu. ABD Uzay Kuvvetleri, uydunun parçalanmasının ardından uzayda 20 enkaz parçası tespit ettiklerini belirtirken, özel bir uydu takip şirketi olan ExoAnalytic Solutions ise uzayda 57 parça bulunduğunu bildirdi. Bu olay, uzaydaki enkaz birikimi ve yörünge güvenliği konularında yeni endişelere yol açıyor.

Boeing, son dönemlerde Starliner görevi ve 737 Max uçak kazalarıyla gündemde kalmışken, bu yeni olayın şirketin havacılık ve uzay alanındaki itibarına daha da zarar verebileceği düşünülüyor. Ayrıca, Intelsat 33e’nin kaybı, 2019 yılında benzer bir şekilde arızalanan ve kullanılamaz hale gelen Boeing yapımı Intelsat 29e uydusunun ardından yaşandı.

Türkiye, yakında kendi yapay zeka modellerini geliştirecek!

0

Bilişim sektörünün önde gelen etkinliklerinden Bilişim Zirvesi’nin 24’üncüsü, ‘Etkililik, Etkinlik, Verimlilik’ temasıyla Fişekhane’de gerçekleştirildi: Zirvede, yapay zeka teknolojilerinin insan zekasıyla entegrasyonu ve verimlilik üzerine önemli konuşmalar yapıldı.

Ülkemizin hedefi yakın dönemde yapay zeka geliştirmek!

T.C. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Bakan Yardımcısı Dr. Ömer Fatih Sayan, dijitalleşmenin artık bir zorunluluk olduğunu vurgulayarak, “Yapay zekayı sadece iş süreçlerinde değil, daha geniş bir anlamda, toplumsal sorunlarda da çözüm bulma noktasında değerlendirmemiz gerekiyor” şeklinde konuştu. Sayan, teknoloji ve insanın uyumlu bir şekilde bir araya getirilmesinin, geleceğin sürdürülebilir çözümlerinin en önemli konularından biri olduğunu belirtti.

T.C. Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Dr. Ömer Fatih Sayan

İstanbul Teknik Üniversitesi Yapay Zeka ve Veri Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şule Gündüz Öğüdücü, kurumların kendi yapay zeka modellerini üretebilecekleri dijital platformların önemine dikkat çekti. Öğüdücü, “Kurumlar artık satırlarca kod yazarak değil, sadece verileri yükleyerek kendi modellerini geliştirebilecekleri bir ortama ihtiyaç duyuyor” şeklinde konuştu.

Türkiye Zeka Vakfı Başkanı Emrehan Halıcı, Stanford Üniversitesi’nin araştırmasına atıfta bulunarak, yapay zeka yatırımlarında özel sektörün başı çektiğini belirtti. Halıcı, teknolojinin hızlı gelişimine dikkat çekerek, “Yapay zekayı geliştirmek için ayrılan kaynak kadar, olası riskleri önceleyen ve önlemler konusunda planlamalar yapan organizasyonlara da yatırım yapılmalı” uyarısında bulundu.

Etkinlikte ayrıca ‘Yapay Zeka ile İşleri Hızlandırma Programı’ ve ‘Sürdürülebilir Dijitalleşme ve Güvenlik Programı’ başlıklı özel oturumlar düzenlendi. Bu oturumlarda, yapay zeka teknolojilerinin iş süreçlerine entegrasyonu ve güvenlik boyutu ele alındı.

TÜBİTAK, SAHA EXPO 2024’te yeni teknolojileriyle boy gösterdi!

TÜBİTAK, SAHA EXPO 2024’te yerli teknolojileriyle büyük ilgi görüyor. Savunma, havacılık ve uzay sanayiine odaklanan bu uluslararası fuarın ikinci gününde TÜBİTAK, savunma sanayisine yönelik geliştirdiği dokuz yeni ürünü tanıtarak sektördeki yenilikçi gücünü ortaya koyuyor. Bu yeni ürünlerden biri, TÜBİTAK UZAY tarafından geliştirilen “Yeni Nesil BALİSTİKA Sistemi”, Türkiye’nin balistik analiz teknolojilerindeki ilerlemesini ulusal ve uluslararası arenada gözler önüne seriyor. Bu sistemin stratejik önemi, 24 Ekim’de TÜBİTAK standında yapılacak lansmanla vurgulanacak.

TÜBİTAK, SAHA EXPO 2024’te en yeni teknolojilerini görücüye çıkardı

Fuarda tanıtılan diğer dikkat çekici yenilikler arasında, TÜBİTAK MAM’ın geliştirdiği “Milli Muharip Uçak Yaşam Destek Sistemi” ve “Patlama Önleme Sistemi” yer alıyor. Bu teknolojiler, uçak güvenliği ve pilot sağlığı açısından hayati öneme sahip çözümler sunuyor. Ayrıca, TÜBİTAK SAGE tarafından geliştirilen “KIZILGÖZ” ve “TİNAD” sistemleri ise ileri gözetleme ve mühimmat teknolojileriyle sektörde fark yaratıyor.

TÜBİTAK, SAHA EXPO 2024'te en yeni teknolojilerini görücüye çıkardı.
TÜBİTAK, SAHA EXPO 2024’te en yeni teknolojilerini görücüye çıkardı.

TÜBİTAK, fuarda savunma ve havacılık sanayisi için geliştirdiği “Dönen Detonasyon Motoru” ile de enerji verimliliğini artıran, yüksek performanslı ve çevre dostu bir motor teknolojisi sunuyor. Bu motor, geleneksel roket ve gaz türbinlerinden farklı olarak daha verimli çalışıyor ve yanma sürecini hızlandırıyor. TÜBİTAK SAGE, 2022’de Sürekli Döngülü Detonasyon Motoru Testi ile bu alanda önemli bir başarıya imza atmıştı ve bu testte motorun ateşlemesinin 10 saniye sürdüğü belirtilmişti.

Fuarda ayrıca TÜBİTAK RUTE tarafından geliştirilen “Özgün Motor” sergileniyor. Bu motor sayesinde Türkiye, raylı ulaşım sistemlerinde yerli üretim yapabilme yeteneğini artırırken, uluslararası standartlara uygun performans ve verimlilik hedeflerini de yakalıyor. Savunma sanayiine yönelik tanıtılan bir diğer yenilik ise, hassas vuruş kabiliyetine sahip yeni “S-FORCE” silah sistemi.

SAHA EXPO 2024’te TÜBİTAK’ın sektördeki işbirlikleri de dikkat çekiyor. TÜBİTAK SAGE ile BAYKAR arasında “BOZOK Mühimmatları” için yapılacak sipariş anlaşması, Türkiye’nin yerli üretim kapasitesini güçlendirme yolunda önemli bir adım. Ayrıca, TÜBİTAK BİLGEM, SSB ve HAVELSAN arasında imzalanacak işbirliği protokolü ile “TSK Bulut Bilişim Sistemi” projesinde de yeni bir işbirliği hayata geçirilecek.

Kendi başına bilgisayar kullanabilen yapay zeka geliştirildi!

Yapay zeka alanında heyecan verici ve belki de biraz korkutucu bir gelişme yaşandı. Anthropic adlı şirket, geliştirdiği Claude yapay zeka modelinin artık kendi başına bilgisayarı kullanabildiğini duyurdu. Bu, Claude’un tıpkı bir insan gibi ekranı takip edip fareyi hareket ettirebildiği, tıklayabildiği ve hatta yazılar yazabildiği anlamına geliyor. Hatta Golden Gate Köprüsü’nde gün doğumu yürüyüşü planlamak gibi karmaşık görevleri bile başarıyla yerine getirebiliyor.

Kendi başına bilgisayar kullanabilen yapay zeka tasarlandı

Bu yeni yetenek, yapay zekanın yapabileceklerinin sınırlarını zorluyor. Artık sadece komutlarımızı yerine getiren pasif bir araç olmaktan çıkıp, dijital dünyayla etkileşim kurabilen ve kendi başına kararlar alabilen bir varlığa dönüşüyor. Bu durum, gelecekte günlük hayatımızda yapay zekanın çok daha aktif bir rol oynayabileceğini gösteriyor. Ancak aynı zamanda, kontrolün bizden çıkıp yapay zekanın eline geçme ihtimali gibi bazı endişeleri de beraberinde getiriyor.

Kendi başına bilgisayar kullanabilen yapay zeka
Kendi başına bilgisayar kullanabilen yapay zeka

Anthropic, Claude’un bilgisayar kullanma yeteneğinin henüz erken aşamada olduğunu ve bazı aksaklıklar yaşanabileceği konusunda uyarıyor. Örneğin, Claude bazen ekranı doğru algılayamayabiliyor veya bazı bildirimleri gözden kaçırabiliyor. Ancak şirket, bu özelliğin zamanla gelişecek ve daha da yetenekli hale gelecek olmasından umutlu. Bu hızlı gelişimin nereye varacağını kestirmek zor.

Belki de birkaç yıl içinde, yapay zeka asistanlarımız bizim yerimize e-postalarımıza cevap verecek, toplantılarımızı planlayacak ve hatta alışverişlerimizi yapacak. Bu durum hem heyecan verici hem de biraz ürkütücü. Çünkü yapay zekanın bu denli güçlenmesi, hayatımız üzerindeki etkisini sorgulamamıza ve kontrolü tamamen kaybetmemek için bazı önlemler almamız gerektiğini düşünmemize yol açıyor.

Qatar Airways, Boeing 777’de kullanıcılarına Starlink desteği sunacak!

Qatar Airways, 2025 yılı sonuna kadar tüm Boeing 777 filosunu Starlink ile donatmayı hedefliyor.

SpaceX’in Starlink uydu internet hizmeti, bu yıl havacılık sektöründe büyük ilgi görerek birkaç havayolu şirketi tarafından kullanılmaya başlandı. Starlink internetinin ücretsiz olarak sunulması ve uçak içi internet kalitesini neredeyse evdeki hızlara yaklaştırması, yolcular açısından oyunun kurallarını değiştiren bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

Bu kapsamda, Qatar Airways, salı günü ilk Starlink donanımlı Boeing 777 uçağında havada çekilen bir video ile hizmeti tanıttı. Videoda havayolu CEO’su ve Katar turizm başkanı, Elon Musk ile video görüşmesi yaparak uçağın içini ve kokpitini ona gösterdi. Starlink’in yüksek hızlı interneti, havada dahi evdeki internet kalitesine yakın bir performans sergileyerek dikkat çekti.

Qatar Airways, bu hizmeti yolcularına tamamen ücretsiz olarak sunacak ve uçuş kapısından itibaren her aşamada erişim sağlanacak. Havayolu şirketi, yeni yönetimi altında bir dizi yenileme çalışması yürütüyor ve Starlink internet bu değişimlerin ilki olarak öne çıkıyor.

Starlink’in ticari başarısı, SpaceX’in adını dünya genelinde bilinir hale getirdi. Yeniden kullanılabilir roket aşamalarının geliştirilmesi Starlink’in mümkün olmasını sağlarken, Starlink’in ticari başarısı şirketin Starship programını desteklemekte kilit bir rol oynuyor.

Starlink, uydu internetini doğrudan kullanıcılara sunarak, uzay araştırmalarının günlük yaşama nasıl katkı sağladığını somut bir şekilde gösteriyor. Bu, uzay programlarına yönelik kamu desteğinin artırılmasında önemli bir adım olabilir.

https://www.youtube.com/watch?v=cHpvKQeV3wQ

Avrupa’da hibrit otomobil satışları ilk kez benzinliyi geçti!

0

Avrupa Birliği’nde otomobil piyasasında benzinli araçların saltanatı sona eriyor. Eylül ayı verilerine göre, hibrit araçlar %32,8’lik bir pazar payına ulaşarak ilk kez benzinli modelleri geride bıraktı. Avrupa Otomobil Üreticileri Birliği (ACEA) tarafından açıklanan verilere göre, AB genelinde yeni otomobil satışları geçen yılın aynı dönemine göre %6,1 düşüşle 809 bin 163 adet olarak gerçekleşti.

Avrupa’da hibrit otomobil satışları ilk kez benzinliyi geride bıraktı

Satış rakamlarına baktığımızda, hibrit araçların yükselişi dikkat çekiyor. Benzinli otomobiller %29,8 ile ikinci sırada yer alırken, elektrikli otomobiller %17,3’lük pazar payıyla onları takip ediyor. Dizel araçların payı ise %10,4’te kalırken, fişli hibrit araçlar %6,8’lik bir oranla dikkat çekiyor.

Avrupa'da hibrit otomobil satışları ilk kez benzinliyi geride bıraktı.
Avrupa’da hibrit otomobil satışları ilk kez benzinliyi geride bıraktı.

Elektrikli, hibrit ve fişli hibrit modellerin toplam satışlardaki payı %56,9’a ulaşarak Avrupa’da elektriklileşme trendinin hızlandığını gözler önüne seriyor. Eylül ayında elektrikli otomobil satışları geçen yıla oranla %9,8 artarak 139 bin 702 adete ulaştı.

Ülke bazında baktığımızda, Almanya, Fransa ve İtalya gibi önemli pazarlarda yeni otomobil satışları eylül ayında düşüş gösterirken, yılın ilk dokuz ayında toplam satışlar geçen yılın aynı dönemine göre %0,6 artarak 7 milyon 989 bin 776 adete ulaştı.

Marka bazında değerlendirdiğimizde ise Volkswagen Grubu 216 bin 577 araçlık satışla liderliği kimseye bırakmadı. Stellantis Grubu 120 bin 582 araçla ikinci sırada yer alırken, Renault Grubu 88 bin 149 araçlık satışla üçüncü sırada kendine yer buldu.

Sonuç olarak, Avrupa’da otomobil piyasası önemli bir dönüşümden geçiyor. Hibrit ve elektrikli araçların yükselişi, benzinli araçların hakimiyetini sarsmış durumda. Bu trendin önümüzdeki dönemde de devam etmesi bekleniyor.

Intel ve Samsung çip alanında işbirliğine mi gidecek?

0

Çip üretim sektöründe ezberleri bozacak bir gelişme yaşanabilir. Dökümhane alanında istediği başarıyı yakalamakta zorlanan Intel ve Samsung, sektörün tartışmasız lideri TSMC’nin giderek artan hakimiyetine karşı güçlerini birleştirmeyi planlıyor.

Intel ve Samsung çip alanında işbirliğine gidebilir

Güney Kore basınında çıkan haberlere göre Intel CEO’su Pat Gelsinger, çip üretimi konusunda Samsung ile kapsamlı bir iş birliği kurmak için Samsung Yönetim Kurulu Başkanı Lee Jae-Yong ile bir araya gelmek istiyor.

Intel ve Samsung çip alanında işbirliğine gidebilir.
Intel ve Samsung çip alanında işbirliğine gidebilir.

Her iki teknoloji devi de son yıllarda çip üretim kapasitelerini artırmak için büyük yatırımlar yapmış olsa da TSMC’nin gerisinde kalmış durumdalar. Özellikle Intel, son teknoloji üretim süreçlerine rağmen henüz istediği geri dönüşü alamadı ve dökümhane alanındaki zararlarını azaltmak için bazı birimlerini elden çıkarmayı bile düşünüyor. Samsung ise 3nm üretim sürecindeki verimlilik sorunları nedeniyle birçok müşterisini TSMC’ye kaptırdı.

Trend Force verilerine göre, TSMC ikinci çeyrekte %62,3 gibi ezici bir pazar payıyla liderliğini sürdürürken Samsung’un pazar payı %11.5 seviyesinde kaldı. Özellikle gelişmiş çip üretim süreçlerindeki büyük fark, TSMC’yi rakiplerinin çok önüne taşıyor.

Henüz somut bir anlaşma olmasa da Intel ve Samsung’un üretim tesislerini ve teknolojilerini paylaşarak, Ar-Ge çalışmalarında ortak hareket etmeyi hedefledikleri konuşuluyor. Eğer bu iş birliği gerçekleşirse, iki devin gücünü birleştirmesi sektörde dengeleri değiştirebilir ve tüketiciler için daha rekabetçi bir ortam yaratabilir.

Güneş enerjisiyle günde 5 bin litre temiz su üretilecek!

Dünya genelinde su krizi derinleşirken ve iklim değişikliği su kaynaklarına olan baskıyı artırırken, su arıtma sistemlerine olan ihtiyaç da her geçen gün daha da belirginleşiyor. MIT mühendisleri, bu küresel krize karşı umut vadeden bir çözümle karşımıza çıkıyor: Tamamen güneş enerjisiyle çalışan ve günde 5.000 litreye kadar temiz su üretebilen, devrim niteliğinde bir arıtma sistemi.

Güneş enerjisiyle günde 5 bin litre temiz su üretiliyor

Bu yenilikçi sistemin en çarpıcı özelliği, direkt olarak güneş ışınlarını kullanarak çalışması. Güneş ışığının yoğun olduğu saatlerde arıtma kapasitesini artıran sistem, bulutlu havalarda ise enerji tüketimini otomatik olarak düşürerek olağanüstü bir verimlilik sergiliyor. Dahası, sistemin pil gerektirmemesi de onu diğer arıtma teknolojilerinden ayrıştıran önemli bir avantaj sağlıyor. Geleneksel tuzdan arındırma sistemlerinin aksine, sürekli bir enerji kaynağına ihtiyaç duymadan kesintisiz su arıtma imkanı sunuyor.

Elektrodiyaliz yöntemini kullanan sistem, su pompaları, iyon değişim membranları ve güneş paneli dizisi gibi alışıldık bileşenlere sahip olsa da “akış komutlu akım kontrolü” adını verdikleri özel bir kontrol sistemiyle öne çıkıyor. Bu sistem sayesinde, arıtma hızı saniyede üç ila beş kez ayarlanarak enerji verimliliği en üst düzeye çıkarılıyor.

Bu teknolojinin özellikle deniz suyuna erişimi olmayan iç bölgeler için büyük bir umut ışığı olduğunu söyleyebiliriz. İklim değişikliğinin etkisiyle tuzluluk oranı artan yer altı suları, bu sistem sayesinde temizlenerek bölge halkının su ihtiyacını karşılamada kullanılabilir.

MIT ekibi, bu çığır açan buluşlarını daha da geliştirerek daha büyük topluluklara ve hatta şehirlere temiz su sağlayabilecek şekilde ölçeklendirmeyi hedefliyor. Küresel su krizine karşı etkili bir çözüm sunma potansiyeline sahip olan bu teknoloji, yakın gelecekte dünya genelinde yaygınlaşarak milyonlarca insanın temiz suya erişimini sağlayabilir.

Otonom su altı aracı STM NETA geliyor!

0

Türkiye’nin savunma sanayisindeki öncü isimlerinden STM, denizlerimizdeki savunma stratejilerine yepyeni bir boyut kazandıracak bir teknolojiyi tanıttı. Tamamen yerli kaynaklarla geliştirilen ve “STM NETA” adını taşıyan bu insansız otonom su altı aracı, SAHA EXPO Fuarı’nda göz kamaştırdı. Başta mayın tespiti ve sınıflandırması olmak üzere birçok kritik görevi başarıyla üstlenebilecek olan STM NETA, denizlerimizdeki güvenliğin teminatı olma yolunda emin adımlarla ilerliyor.

Otonom su altı aracı STM NETA karşımıza çıkıyor

Mavi Vatan’ın korunmasında stratejik öneme sahip olan NETA, sığ sularda etkin bir şekilde görev yapabilecek şekilde tasarlandı. Deniz tabanını hassas bir şekilde tarayarak potansiyel tehditleri otonom olarak tespit edebilen bu araç, askeri alanlarda keşif, gözetleme, istihbarat toplama ve denizaltı savunma harbi gibi kritik görevlerde aktif rol alabilecek. Üstelik, yetenekleri askeri alanlarla sınırlı kalmayan STM NETA, sivil alanda da boru hatlarının incelenmesi, deniz arkeolojisi çalışmaları ve çevresel değerlendirmeler gibi alanlarda büyük fayda sağlayacak.

Otonom su altı aracı STM NETA karşımıza çıkıyor.
Otonom su altı aracı STM NETA karşımıza çıkıyor.

300 metre derinliğe kadar operasyon yapabilen ve 24 saate kadar kesintisiz görev yapabilen bataryasıyla dikkat çeken NETA 300, sahip olduğu yüksek manevra kabiliyeti sayesinde zorlu su altı koşullarında bile etkinliğini koruyor. Mayın tespiti ve sınıflandırması konusunda da iddialı olan bu araç, otonom olarak mayın taraması yaparak kullanıcılarına hızlı ve etkili bir çözüm sunuyor. Arama kurtarma operasyonlarında da aktif rol alabilecek şekilde tasarlanan STM NETA 300, yandan tarama sonarı ve hassas navigasyon sistemleriyle hedef tespitinde yüksek doğrulukta veri sağlıyor.

Modüler yapısı sayesinde farklı konfigürasyonlarda kullanılabilen STM NETA 300, denizlerimizdeki güvenliğin teminatı olmanın yanı sıra, sivil alandaki çeşitli uygulamalarla da ülkemize büyük katkı sağlayacak. STM NETA ailesi, gelecekte geliştirilecek STM NETA 1000 ve STM NETA 100 modelleriyle daha da güçlenecek.

SEC, SolarWinds ihlalleri ile ilgili dört şirkete 7 milyon dolar ceza verdi!

SEC, SolarWinds veri ihlaliyle ilgili cezalandırdığı şirketlerin veri ihlalinin boyutlarını küçümsediğini ve yatırımcıları yanıltıcı açıklamalar yaptığını belirtti.

Check Point, 995 bin dolar, Mimecast 990 bin dolar, Unisys 4 milyon dolar ve Avaya 1 milyon dolar para cezası ödeyecek. SEC, her şirketin ihlallerin zararlarını küçümsediğini ve bunun yatırımcılara doğru bilgi vermemek anlamına geldiğini söyledi.

SEC’nin Yaptırım Bölümü Direktör Vekili Sanjay Wadhwa, yaptığı açıklamada, siber saldırıya uğrayan şirketlerin yatırımcılarına yanıltıcı bilgiler vererek onları mağdur etmemeleri gerektiğini vurguladı.

Wadhwa, “SEC’in bulguları, bu olaylarda şirketlerin ilgili olaylarla ilgili yanıltıcı açıklamalar yaptığını ve yatırımcıları olayların gerçek boyutundan habersiz bıraktığını ortaya koydu.” dedi.

Şirketlerin ihlal sırasındaki yanlış bilgilendirmeleri farklı şekillerde oldu. Avaya, bilgisayar korsanlarının “sınırlı sayıda” e-postaya eriştiğini söyledi, ancak korsanların “bulut dosya paylaşım ortamında en az 145 dosyaya” eriştiğinden bahsetmedi. Check Point ise siber saldırıları ve riskleri “genel terimlerle” açıkladı. Mimecast, korsanların çaldığı kod ve şifrelenmiş kimlik bilgileri hakkında eksik bilgi verdi. Unisys ise iki SolarWinds ile ilgili ihlal yaşamasına rağmen siber güvenlik risklerini “varsayımsal” olarak tanımladı.

SEC, bu şirketlerin yapılan soruşturmada işbirliği yaptığını ve belirtilen suçlamalarla ilgili gelecekteki ihlallerden kaçınma taahhüdünde bulunduklarını belirtti. Şirketler, bulgular hakkında ne kabul etti ne de reddetti, ancak cezaları ödemeyi kabul etti.

Şirket sözcüleri, SEC ile işbirliği yaptıklarını belirtti. Avaya’nın sözcüsü, şirketin siber güvenlik kontrollerini geliştirmek için adımlar attığını, Check Point ise olayda müşteri verilerine erişilmediğini ifade etti. Mimecast ise müşterilerine şeffaf davrandığını ve sorumluluklarını yerine getirdiğini söyledi. Unisys ise konu hakkında yorum yapmadı ve SEC ile yapılan anlaşmanın bir parçası olarak 8-K belgesini yayımladığını belirtti.

Son yıllarda SEC, halka açık şirketlere veri ihlallerini bildirme ve bu ihlallerin etkilerini şeffaf bir şekilde açıklama konusunda daha katı kurallar getirmiştir.

Roket parçası basabilen 90 tonluk 3D yazıcı geliştirildi!

0

Uzay yolculuklarını daha ulaşılabilir kılma hedefiyle çalışan Rocket Lab, roket üretim yöntemlerinde devrim yaratacak bir adım attı. Şirket, Maryland’deki tesisinde devasa boyutlarda, 90 ton ağırlığında bir 3D yazıcıyı faaliyete geçirdi. Bu olağanüstü makine, roketlerin karmaşık karbon kompozit parçalarını inanılmaz bir hız ve hassasiyetle üretebiliyor.

Roket parçası basabilen 90 tonluk 3D yazıcı tasarlandı

Electroimpact tarafından geliştirilen ve Otomatik Fiber Yerleştirme (AFP) teknolojisi kullanan bu 12 metrelik robotik dev, karbon fiber katmanlarını dakikada 100 metreye varan şaşırtıcı bir hızla yerleştirebiliyor. Bu sayede, Rocket Lab’ın yeni nesil roketi Neutron’un önemli parçaları, örseğin 28 metrelik ara bağlantı parçası, 7 metrelik birinci kademe tankı ve 5 metrelik ikinci kademe tankı gibi büyük ve karmaşık yapılar hızla üretilebilecek.

Roket parçası basabilen 90 tonluk 3D yazıcı tasarlandı.
Roket parçası basabilen 90 tonluk 3D yazıcı tasarlandı.

Bu devrim niteliğindeki 3D yazıcı, Neutron roketinin karbon kompozit malzemeden üretilen tüm büyük parçalarını tek başına üretebilecek kapasitede. Dahası, makineye entegre edilen kalite kontrol sistemi sayesinde üretim sırasında oluşabilecek hatalar anında tespit edilebiliyor ve hatasız üretim sağlanıyor. Bu da üretim sürecinin verimliliğini ve hızını daha da artırıyor.

Geleneksel yöntemlerle üretilen büyük kompozit roket parçaları, haftalarca sürecebilen, özen ve hassasiyet gerektiren zahmetli bir el işçiliği gerektiriyordu. Rocket Lab’ın yeni 3D yazıcısı ise bu süreyi inanılmaz bir şekilde kısaltarak tek bir güne kadar indiriyor. Şirket, bu sayede üretim sürecinde 150.000 saatten fazla bir zaman tasarrufu sağlamayı hedefliyor. Bu da hem maliyetleri düşürecek hem de roket üretim hızını artırarak daha fazla fırlatma gerçekleştirme imkanı sunacak.

Rocket Lab, Neutron roketinin tasarımında karbon kompoziti tercih ederek önemli bir avantaj elde etti. Hafif ve aynı zamanda son derece dayanıklı bir malzeme olan karbon kompozit, uzay görevi için oldukça ideal. Bu malzemenin üretiminin AFP makineleriyle otomatikleştirilmesi, Rocket Lab’ın fırlatma sıklığını artırmasına ve maliyetleri düşürmesine olanak tanıyacak. Bu da uzay keşifleri ve ticari uydu fırlatmaları için yeni bir dönem başlatabilir. Rocket Lab, bu yeni teknoloji ile üretilen ilk Neutron roketini 2025 yılında fırlatmayı planlıyor.

Türkiye, yenilenebilir enerjide 2025 tahminlerini belirledi!

Türkiye, enerji geleceğini yeşil enerjiye çevirmeye kararlı adımlarla ilerliyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın 2025 yılı bütçe teklifi, bu kararlılığı net bir şekilde ortaya koyuyor. Ülkemiz, 2025 yılında yenilenebilir enerji kaynaklarından elde ettiği elektriği %47,8 gibi iddialı bir orana çıkarmayı hedefliyor. Güneş, rüzgar, jeotermal ve hidroelektrik gibi doğal kaynakların gücünden daha fazla yararlanma hedefi, bu dönüşümün temelini oluşturuyor.

Türkiye, yenilenebilir enerjide 2025 tahminlerini ortaya koydu

Hedeflere ulaşmak için planlar oldukça detaylı. 2025 yılına gelindiğinde, güneş enerjisi santrallerinin kurulu gücünün 22.600 megavata, rüzgar enerjisi santrallerinin ise 14.800 megavata ulaşması bekleniyor. Hidroelektrik santrallerinde 32.395 megavat, jeotermal enerji santrallerinde ise 4.487 megavatlık bir kurulu güç hedefleniyor. Tüm bu gelişmelerle birlikte, 2025 yılında yenilenebilir enerji kaynaklarının toplam kurulu gücünün 74 GW’ı aşması öngörülüyor.

Bu hedefler ışığında, Türkiye’nin enerji haritası hızla yeniden şekilleniyor. Türkiye Elektrik İletim AŞ (TEİAŞ) verilerine göre, 2023 yılında yenilenebilir kaynakların elektrik üretimindeki payı %42,7 seviyesindeydi. Bu oranın 2024 sonunda %45’e, 2025 sonunda ise %47,8’e yükselmesi hedefleniyor.

Doğal gaza olan bağımlılığı azaltmak da bu dönüşümün önemli bir parçası. Yenilenebilir enerji yatırımları artarken, doğal gazın elektrik üretimindeki payının kademeli olarak azaltılması planlanıyor. 2023 yılında %21,4 olan doğal gazın payının, 2025 yılında %18,9’a düşürülmesi hedefleniyor.

Türkiye, sadece bugünü değil geleceği de düşünerek 2035 yılı için de iddialı hedefler belirledi. Bu hedefler arasında, rüzgar ve güneş enerjisi kurulu gücünü 120 GW’a çıkarmak da yer alıyor. Yatırım sürecinde olan projelerin toplam kapasitesi ise 70 GW civarında.

Tüm bu hedeflere ulaşmak için önemli kaynaklar ayrılıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın 2025 yılı bütçesinin 45,3 milyar TL (1,33 milyar $) olması bekleniyor. Türkiye, hem enerjide dışa bağımlılığını azaltmak hem de daha temiz bir çevre için yenilenebilir enerjiye güçlü bir şekilde yatırım yapmaya devam ediyor.

Apple ve Goldman Sachs’a Milyon Dolarlık Ceza!

0

Apple ve finans devi Goldman Sachs, ABD Tüketici Finansal Koruma Bürosu’nun (CFPB) kestiği 89 milyon dolarlık bir ceza ile gündemde. CFPB, Apple Card kullanıcılarının şikayetlerini çözme konusunda başarısız olan iki şirketin, tüketici haklarını ihlal ettiğini belirtti.

Apple Card kullanıcıları, hatalı görülen harcamalar ve kredi kartı işlemlerine itiraz etmelerine rağmen sorunlarının uzun süre çözülmediğini iddia etti. Bu durumu ciddiye alan CFPB, Apple ve Goldman Sachs’ın müşterilerine karşı yükümlülüklerini yerine getirmediğini açıkladı.

Tüketici haklarını ihmal eden, sonuçlarına katlanacak

CFPB Direktörü Rohit Chopra, yaptığı açıklamada, tüketici haklarını ihmal eden her şirketin sonuçlarına katlanması gerektiğini vurguladı. Ceza, Apple ve Goldman Sachs’ın finansal hizmetlerde yaşadığı zorlukları gözler önüne serdi. Özellikle Apple’ın teknoloji dünyasındaki gücü, finansal sektörde aynı başarıyı göstermedi.

Goldman Sachs, bankacılık sektöründeki deneyimine rağmen Apple Card gibi yenilikçi projelerde beklentileri karşılamaktan uzak kaldı. Apple ve Goldman Sachs’ın oluşturduğu bu sistemde, kredi anlaşmazlıklarıyla başa çıkmada önemli eksiklikler bulunduğu ortaya çıktı. Bu eksiklikler, kullanıcıların güvenini sarstı ve büyük çaplı şikayetlere yol açtı.

Bu gelişmeler ışığında, hem Apple hem de Goldman Sachs’ın finansal hizmetlerde güvenlik ve şeffaflık konularında köklü değişiklikler yapması bekleniyor. CFPB’nin müdahalesi, finansal hizmetlere adım atan teknoloji şirketleri için uyarı niteliğinde. Apple’ın finansal sektördeki geleceği, bu tür skandalların gölgesinde şekillenecek gibi görünüyor.

Apple ve Goldman Sachs henüz resmi bir açıklama yapmadı. Ancak, milyonlarca dolarlık ceza sonrası her iki şirketin de süreçlerini gözden geçirmesi gerektiği ortada. Tüketiciler artık daha fazla şeffaflık ve sorumluluk bekliyor.

Türkiye, 2035 yenilenebilir enerji hedeflerini büyüttü!

Türkiye, enerji geleceğini şekillendirirken rotayı daha da fazla yenilenebilir enerjiye çevirdi. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, “Enerji Dönüşümü Yenilenebilir Enerji 2035” toplantısında gelecek hedeflerini açıkladı ve iddialı bir yaklaşım sergiledi.

Türkiye, 2035 yenilenebilir enerji hedeflerini yükseltti

Bayraktar, Türkiye’nin yenilenebilir enerji kapasitesini artırma konusunda kararlı olduğunu vurgulayarak, 2035 yılına kadar rüzgar ve güneş enerjisi kurulu gücü hedefini 82 GW’tan 120 GW’a yükselttiklerini duyurdu. Bu, mevcut 30 GW’lık kapasitenin dört katına çıkarılması anlamına geliyor. Yatırımcılar için de önemli bir detay paylaşan Bayraktar, her yıl en az 2 bin megavatlık YEKA tahsisi yapılacağını belirtti.

Bakan Bayraktar, Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığını azaltma hedefini bir kez daha vurguladı. 2023’te 96,5 milyar dolar seviyesinde gerçekleşen enerji ithalatı faturasının ağırlığına dikkat çeken Bayraktar, yerli ve yenilenebilir kaynakların önemini vurguladı. Türkiye’nin, enerji ithalatı problemini çözerek çok daha güçlü bir ekonomiye kavuşabileceğini söyledi.

Bu hedeflere ulaşmak için ciddi bir yatırım planı da devrede. 2035 enerji yol haritası kapsamında 80 milyar dolarlık bir yatırım öngörülüyor. Bakan Bayraktar, yatırım sürecindeki projelerin yaklaşık 70 GW’lık bir kapasiteye ulaştığını ve bu süreçlerin hızlandırılması gerektiğini belirtti.

Türkiye, enerji dönüşümünde önemli adımlar atarken, bir yandan da mevcut kaynaklarını verimli bir şekilde değerlendirmeye devam ediyor. Sakarya Gaz Sahası’nda 2025’in ilk çeyreğinde başlaması planlanan üretimle günlük 9,1 milyon metreküp doğal gaz elde edilmesi ve 4 milyon hanenin ihtiyacının karşılanması hedefleniyor.

Bakan Alparslan Bayraktar, sadece üretim ve yatırım değil, aynı zamanda enerji sektöründe yapısal reformların da gündemde olduğunu belirtti. Isı kanunu, jeotermal kanunu ve küçük modüler reaktörler için yeni düzenlemelerin yapılacağını söyleyen Bayraktar, EİAŞ, BOTAŞ ve EÜAŞ gibi kamu enerji şirketlerinin de daha esnek ve aktif hale getirileceğini vurguladı.

Tesla, araçlarına Apple Watch üzerinden kontrol seçeneği ekliyor!

Tesla CEO’su Elon Musk, bu yılın başlarında bir Apple Watch uygulamasının gündemde olabileceğini belirtmişti. Şimdi ise Tesla’nın iPhone uygulamasındaki yeni bir güncelleme, bu uygulamanın Apple Watch sürümünün yakında çıkabileceğine dair ilk işaretleri verdi.

MacRumors’un haberine göre, geçen hafta Tesla iPhone uygulaması iOS 18 ile yeni Kontrol Merkezi kontrolleri eklenerek güncellendi ve uygulamada Apple Watch sürümüne yönelik gizli kod referansları bulundu.

Bu kodlar, Apple Watch’un dijital anahtar olarak kullanılabileceğini ve Tesla araçlarının uzaktan kilidini açabileceğini gösteriyor. Üçüncü taraf bir uygulama olan Stats, bu özelliği Apple Watch üzerinden birkaç yıldır sağlıyor, ancak EV devi bu yeni güncellemesi ile bu işlev resmi olarak Apple Watch’lara entegre edilecek.

Apple Watch kontrol tekeri

Apple Watch ile Tesla aracını kilitleme özelliği, iPhone’un şarjı bitmişse ya da kişi telefonunu yanında bulundurmuyorsa bile kullanılabilecek. Ancak 2012-2020 Model S ve 2015-2020 Model X gibi telefon anahtarı desteklemeyen Tesla modelleri, bu yeni özelliği desteklemeyecek gibi görünüyor.

Elektrikli otomobil devinin Apple Watch uygulamasının ne zaman piyasaya çıkacağı henüz net değil, ancak uygulamanın kodlarda ortaya çıkması, lansmanın yakında olabileceğini düşündürüyor. Apple ise dijital araç anahtarı desteğini sürekli genişletiyor.

Yakın zamanda Volvo, Polestar ve Audi araçlarında da bu özellik desteklenecek. Bu markalar, BMW ve Mercedes-Benz gibi halihazırda dijital anahtar desteği sunan üreticilerin arasına katılacak. Gelecekte bu adımları daha geniş bir yelpazede duymamız mümkün.