Xiaomi, elektrikli otomobil pazarında ses getiren SU7 modelinin ardından, şimdi de hibrit destekli bir SUVgeliştirdiğini açıkladı. Çin’de açılan yeni iş ilanı, şirketin hibrit SUV modeline dair planlarını gün yüzüne çıkardı.
İlk Adım: SU7 modeli ile başarı
Geçtiğimiz Haziran ayında piyasaya sürülen Xiaomi’nin ilk elektrikli aracı SU7, satışa sunulduğu andan itibaren büyük bir ilgi gördü. Şu anda sadece Çin’de satılmasına rağmen, SU7 modelinin satışları beklentileri aştı ve Xiaomi’yi bu alanda daha ileriye taşıdı.
Hibrit SUV planları
Yeni iddialara göre Xiaomi, hibrit bir SUV modeli üzerinde çalışıyor. Şirket, hibrit teknolojisini benimseyerek daha fazla menzil sunmayı hedefliyor. Bu, elektriğe alternatif bir çözüm sunarak kullanıcıların ihtiyaçlarını karşılamayı amaçlıyor. Çin’de açılan iş ilanı, Xiaomi’nin hibrit araç planlarını doğruladı. Şirket, “araç termal yönetim teknolojisi rota planlaması ve program formülasyonu” için deneyimli mühendisler arıyor. İş ilanında, başvuru sahiplerinin otomotiv endüstrisinde 15 yıldan fazla deneyime sahip olmaları ve hibrit veya uzun menzilli elektrikli araçlar için termal yönetim entegrasyonu üzerinde en az 10 yıl çalışma şartı aranıyor.
2025’te satışta
Xiaomi’nin ikinci otomobilinin SUV olacağı ve hibrit teknolojisini destekleyeceği netleşmiş durumda. Hibrit SUV modelinin yıl sonunda piyasaya sürüleceği ve 2025 yılında satışa sunulacağı tahmin ediliyor. Şirketin ayrıca 2026 yılında 25 bin dolarlık daha uygun fiyatlı bir elektrikli araç piyasaya sürmeyi planladığı da gelen bilgiler arasında. Ancak şu an için Xiaomi’nin öncelikli hedefi SU7 ve hibrit SUV modeli.
Xiaomi’nin otomotiv sektörüne hızlı girişi ve iddialı planları, gelecekte bu alanda ne kadar etkili olacağının bir göstergesi. Elektrikli ve hibrit araç pazarındaki rekabetin kızışacağı kesin. Xiaomi’nin yeni hibrit SUV modeli merakla bekleniyor.
Apple, geçtiğimiz yıl kullanıcıların beğenisine sunduğu Apple Pay Later hizmetini sonlandırdı. Bu hizmet, kullanıcıların 50 ila 1000 dolar arasında borçlanıp altı hafta içinde faizsiz olarak dört eşit taksitte ödeme yapmalarına imkan tanıyordu. Bugün itibarıyla sona eren Apple Pay Later’ın yerini alacak yeni taksitli ödeme sistemi ise yıl sonuna kadar kullanıma sunulacak.
Apple, yeni sistemle ilgili detayları paylaşırken, Apple Pay kullanıcılarının kredi ve banka,ve online kartları üzerinden çevrimiçi ve uygulama içi alışverişlerde taksitli ödeme yapabileceklerini belirtti. Yeni hizmet özellikler arasında kullanıcıların ödülleri görüntüleyip kullanabilmesi ve uygun taksit seçeneklerini görebilmesi bulunuyor. Ayrıca, hizmetin dünya genelinde birçok ülkede kullanılabilir olacağı vurgulandı.
Apple Pay Later , yeni taksitli ödeme sisteminin yıl sonuna kadar Avustralya, İspanya, İngiltere ve ABD gibi ülkelerde ANZ, CaixaBank, HSBC, Monzo, Citi ve Synchrony gibi büyük bankalar aracılığıyla kullanıma sunulacağını duyurdu. Ayrıca, ABD’de kullanıcılar Apple Pay ile ödeme yaparken Affirm üzerinden doğrudan kredi başvurusunda bulunabilecekler.
Apple Pay Later hizmetinin sunulmasından sonra geçen süre çok kısa olmasına rağmen, Apple’ın yeni taksitli ödeme sistemi ile daha geniş bir kullanıcı kitlesine ve daha fazla ülkede hizmet sunma amacıyla bu değişikliği yapma kararı aldığı belirtildi.
Bu yeni adım, Apple’ın ödeme sistemleri alanındaki rekabetçi konumunu güçlendirme ve kullanıcılarına daha fazla esneklik sağlama stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Dubai polis filosuna katılan Tesla Cybertruck modeli, şehrin göz alıcı süper otomobil polis araçlarına bir yenisi olarak eklendi. Beyaz renkteki araç, “düşük çözünürlüklü bir balinaya” benzetilmesine rağmen, şehirde sadece bir tane bulunuyor. Dubai polisi tarafından yapılan açıklamaya göre, araç yıl sonunda aktif göreve başlayacak şekilde özel olarak hazırlandı.
Tesla Cybertruck, daha önce de polis aracı olarak modifiye edilmişti; bu önceki versiyon Unplugged Performance UP.FIT firması tarafından üretilmişti. Yeni versiyon ise acil durum ışıkları, güçlü bir siren ve diğer polis ekipmanlarıyla donatıldı. ABD’deki polis birimlerinden gelen talep üzerine, araç üç farklı versiyonla sunulacak: Patrol, Admin ve Tactical. Her bir versiyon, 547 km menzil ve sadece 2.6 saniyede 0’dan 100 km/s hıza ulaşabilmeözellikleriyle dikkat çekiyor.
Tesla Cybertruck, özellikle modifiye edilmiş versiyonlarıyla tanınıyor. Örneğin, bir önceki modeli gerçek altın kaplamaile süslenmişti. ABD pazarında satılan bu ikonik araç, çıkışından bu yana çeşitli ilginç modifiye çalışmalarının merkezinde bulunuyor. Son olarak, popüler YouTube kanalı JerryRigEverything tarafından yapılan elektrokaplamayöntemiyle gerçek altınla kaplanan bir Cybertruck modeli dikkat çekti. Zack Nelson‘ın öncülüğünde gerçekleştirilen bu proje, aracın metal gövdesinin yaklaşık olarak 60 bin dolar değerinde altınla kaplanmasını içeriyordu.
Tesla Cybertruck’ın Dubai polis filosuna katılması, aracın yenilikçi tasarımının ve güçlü performansının polis operasyonlarında nasıl kullanılabileceğine dair bir örnek sunuyor. Dubai’nin sürekli olarak ileri teknolojiye ve dikkat çekici araçlara yaptığı yatırımlarla, Tesla Cybertruck da şehrin polis hizmetlerine modern bir katkı sağlıyor.
apay zeka alanının önde gelen isimlerinden OpenAI’in kurucu ortağı Sam Altman, şirketin stratejisinde köklü bir değişiklik önerisinde bulundu. Altman, OpenAI’i kâr amacı güden bir işletme haline getirme kararı aldı. Bu karar, şirketin finansal sürdürülebilirliğini artırmayı ve büyümesini hızlandırmayı hedefliyor.
Altman’ın öncülüğündeki bu değişim, OpenAI’in kuruluşundan bu yana benimsediği kâr amacı gütmeyen misyonunun geleceğini belirsiz kılıyor. The Information’ın son raporlarına göre, yeni stratejiyle birlikte şirketin kâr amacı gütmeyen yönetim kurulu kontrolünü kaybetme riski bulunuyor.
Sam Altman, ayrıca OpenAI’i kâr amacı güden bir sosyal şirket (B-Corp) olarak yeniden yapılandırma seçeneklerini de değerlendiriyor. Bu adım, şirketin sadece finansal performansını değil, aynı zamanda toplum üzerindeki etkilerinide göz önünde bulunduracağı bir yapıya geçiş yapmasını sağlayacak.
OpenAI’in mevcut kâr amacı gütmeyen modelinin sürdürülebilirliği için yeterli fon sağlama zorluğu, Altman’ın bu stratejik değişiklikleri önerme sebeplerinden biri olarak öne çıkıyor. Altman, şirketin yönetim kurulunu genişleterek ve yeni üyeler ekleyerek bu dönüşüm sürecini yönetmeyi planlıyor.
OpenAI’in yapay zeka alanındaki rolü ve etkisi, şirketin alacağı bu stratejik kararlarla birlikte şekillenecek. Konuyla ilgili gelişmelerin yakından takip edilmesi bekleniyor.
Apple, teknolojisini bir adım öteye taşıyor ve ürün yelpazesini kapsayacak şekilde çok daha ince tasarımlar üzerinde çalışıyor. Güvenilir Bloomberg kaynaklarından gelen bilgilere göre, iPhone 17, MacBook Pro ve Apple Watchmodelleri yepyeni bir tasarıma kavuşacak.
iPhone 17‘nin, 2025 yılında piyasaya sürülmesi planlanan bu yeni tasarımla birlikte kategorisindeki en ince ve en hafif ürün olma hedefine ulaşacağı belirtiliyor. Kaynaklara göre, bu incelik kullanıcıların cebinde telefon taşıdıklarını bile hissetmemelerini sağlayacak kadar iddialı.Sadece iPhone ile sınırlı kalmayan Apple, MacBook Pro ve Apple Watch‘un yeni versiyonlarında da benzer bir incelik hedefliyor. Son tasarım değişikliğinde biraz kalınlaşan MacBook Pro’nun bu sayede eski inceliğine kavuşacağı ve Apple’ın en son tanıttığı M4 iPad Pro’nun 5.1 mm kalınlığıyla şu ana kadarki en ince ürünü olma rekorunu elinden alacağı düşünülüyor.
Apple Watch’un ise bu incelik hamlesiyle birlikte bugüne kadarki en büyük tasarım değişikliğini yaşayacağı öngörülüyor.Geçtiğimiz ay tanıtılan M4 iPad Pro’nun 5.1 mm kalınlığıyla Apple’ın şu ana kadarki en ince ürünü olması, yeni nesil ince Apple cihazlarının başlangıcı olarak görülüyor. Mark Gurman’ın da belirttiği gibi, bu incelik tüm ürün yelpazesine yayılacak ve gelecekte çok daha ince ve hafif Apple cihazlar görmeyi bekleyebiliriz.
Apple’ın bu hamlesi, rakipleri için de büyük bir meydan okuma anlamına geliyor. Teknoloji devi, bu yeni tasarımlarla pazar payını genişletmeyi ve kullanıcı deneyimini bir üst seviyeye çıkarmayı hedefliyor.Apple’dan gelen bu heyecan verici gelişmeler, teknoloji dünyasını yakından takip edenler için büyük bir heyecan kaynağı. Yeni nesil ince cihazların ne zaman piyasaya sürüleceği ve hangi özelliklere sahip olacağı ise merak konusu.
Google Fotoğraflar’ın yenilikçi düzenleyici aracı olan Magic Editor, şimdi daha fazla Android cihazında kullanılabiliyor. Bu özellik ilk olarak Pixel 8 serisiyle tanıtılmış ve Mayıs ayından itibaren tüm kullanıcılara ücretsiz olarak sunulmaya başlanmıştı. Son raporlara göre ise Magic Editor artık Samsung ve eski Pixel cihazlarında da geniş bir şekilde erişilebilir durumda.
Magic Editor, kullanıcılara fotoğraflarında detaylı düzenlemeler yapma imkanı tanıyor. İlk olarak 2023 Google I/Oetkinliğinde duyurulan ve Ekim ayında Pixel 8 ve 8 Pro’da piyasaya sürülen bu özellik, kullanıcıların görüntülerini yeniden tasarlamalarına olanak sağlıyor. Ancak özellik, ücretsiz sürümünde aylık 10 Magic Editor düzenlemesiyle sınırlıydı; daha fazlası için Google One üyeliği gerekiyordu.
Google Fotoğraflar’ın AI araçları da artık ücretsiz olarak sunuluyor ve bu araçlar arasında sihirli silgi, bulanıklığı giderme, portre bulanıklaştırma, HDR efekti gibi seçenekler yer alıyor. Bu değişiklik, Google’ın yapay zeka destekli fotoğraf düzenleme yeteneklerini daha geniş bir kullanıcı kitlesine ulaştırma çabasının bir parçası olarak dikkat çekiyor.
Henüz iOS kullanıcıları için Google Fotoğraflar uygulamasında Magic Editor sunulmamış olsa da, Android platformunda genişlemesi, Google’ın mobil düzenleme çözümlerini iyileştirme ve çeşitlendirme stratejisini yansıtıyor.
Enerji sektörünün nabzını tutan, yeniliklerin ve çığır açan projelerin buluşma noktası The smarter E Europe bir kez daha kapılarını geleceğe araladı. Fuarın hemen öncesinde gerçekleşen ve heyecanla beklenen The smarter E AWARD 2024 ödül töreni, bu yıl da yenilenebilir enerji alanındaki en parlak zihinleri ve öncü çalışmaları bir araya getirdi.
Beş farklı kategoride verilen ödüller, güneş enerjisi verimliliğinden enerji depolama çözümlerine, e-mobilitedeki dev adımlardan akıllı şebeke teknolojilerine kadar geniş bir yelpazede, sürdürülebilir bir enerji geleceği için çabalayan şirketlerin başarılarını kutladı.
Güneş enerjisi verimliliği zirve yapıyor
Güneş enerjisi teknolojilerindeki hızlı gelişim The smarter E AWARD 2024’te bir kez daha gözler önüne serildi. Fransız devi ArcelorMittal Construction çatı entegreli fotovoltaik (BIPV) sistemleri için geliştirdiği Helioroof ile hem mimari estetiği hem de enerji verimliliğini bir araya getirmeyi başardı. Hem yeni hem de mevcut çatılara kolayca uygulanabilen Helioroof modülleri hafif ve esnek yapılarıyla dikkat çekerken, 2,17 kilovata kadar pik güç sağlayarak yüksek performans vadediyor.
Alman şirketi NexWafe ise, EpiNex gofretleri ile güneş pili üretiminde devrim yaratmaya aday bir teknolojiye imza attı. Doğrudan gazdan gofrete üretim teknolojisi, geleneksel yöntemlerin yol açtığı malzeme ve enerji kayıplarının önüne geçerek, daha sürdürülebilir ve ekonomik bir üretim süreci sunuyor. EpiNex gofretleri, incelikleri ve yüksek verimlilikleri ile geleceğin güneş enerjisi teknolojilerine de öncülük ediyor.
SMA Solar Technology, büyük ölçekli PV santrallerinin olmazsa olmazı haline gelen Sunny Central FLEX ile The smarter E AWARD 2024’te adından söz ettirmeyi başardı. DC-DC dönüştürücü, invertör, orta gerilim transformatörü ve anahtarlama panosunu tek bir konteynerde bir araya getiren Sunny Central FLEX, şebeke stabilitesi ve enerji kesintilerine karşı da etkin bir çözüm sunuyor.
Yenilenebilir enerji kaynaklarının istikrarlı ve kesintisiz bir şekilde kullanılabilmesi için enerji depolama teknolojileri hayati bir rol oynuyor. The smarter E AWARD 2024’te enerji depolama kategorisinde ödüle layık görülen çözümler, bu alandaki hızlı ilerlemeyi ve çeşitliliği gözler önüne serdi.
Amerikan şirketi ESS Inc., konteynerize demir akış batarya sistemi Energy Center ile dikkatleri üzerine çekti. 1,16 megavat saat depolama kapasitesi ve 174 kilowatt maksimum şarj gücü sunan Energy Center, soğutma gerektirmeyen yapısı ve uzun kullanım ömrü ile öne çıkıyor. Üstelik, demir, tuz ve su gibi bol ve düşük maliyetli malzemeler kullanılarak üretilmesi, Energy Center’ı hem çevre dostu hem de ekonomik bir çözüm haline getiriyor.
Pfannenberg Europe GmbH, mobil ve sabit uygulamalarda sıvı soğutmalı batarya sistemleri için geliştirdiği akıllı termal çözümü Compact Chiller VLV 12 ile The smarter E AWARD 2024’te jüriyi etkilemeyi başardı. Geniş bir sıcaklık aralığında (-25 ile +45°C) 12 kilowatt soğutma kapasitesi sunan Compact Chiller VLV 12, sessiz ve titreşime dayanıklı yapısıyla da öne çıkıyor.
Alman şirketi sonnen GmbH ise, modüler dış mekan enerji depolama sistemi sonnenPro FlexStack ile ticari ve endüstriyel uygulamalar için pratik ve ölçeklenebilir bir çözüm sunuyor. Farklı kapasite seçenekleri sunan sonnenPro FlexStack, yüksek verimliliği ve uzun kullanım ömrü ile dikkat çekiyor.
Elektrikli araçların yaygınlaşmasıyla birlikte şarj altyapısının geliştirilmesi ve yenilikçi çözümlerin üretilmesi, e-mobilite sektörünün geleceği için kritik bir önem taşıyor. The smarter E AWARD 2024’te e-mobilite kategorisinde ödül alan projeler, bu alandaki dinamizmi ve yaratıcılığı gözler önüne serdi.
İsviçre merkezli Designwerk Technologies, ağır hizmet tipi elektrikli araçlar için geliştirdiği megavat batarya şarj sistemi ile The smarter E AWARD 2024’te fark yarattı. 2.000 kilowatt saat depolama kapasitesi ve 2,1 megavata kadar deşarj gücü sunan sistem, şebeke kısıtlamalarına karşı tampon depolama özelliği ile de öne çıkıyor. Bu sayede, elektrikli kamyonlar gibi ağır araçlar bile kısa sürede şarj edilebiliyor.
Alman şirketi EcoG, dağıtık şarj mimarisinin verimliliğini artıran EcoG Connect ile The smarter E AWARD 2024’te jüriden tam not aldı. Merkezi güç modüllerini kullanarak dinamik bir doğru akım anahtarlama matrisi sunan EcoG Connect, hem maliyetleri düşürüyor hem de enerji verimliliğini artırıyor.
İsrail merkezli Apollo Power ise, ticari araçlar için geliştirdiği esnek güneş modülleri SolarPaint ile The smarter E AWARD 2024’te sürdürülebilir ulaşım alanındaki vizyonunu gözler önüne serdi. Kamyon ve otobüs gibi araçların çatısına kolayca uygulanabilen SolarPaint modülleri, güneş enerjisi ile araçların elektrik ihtiyacının bir kısmını karşılayarak yakıt tüketimini ve karbon emisyonlarını azaltmaya yardımcı oluyor.
Yenilenebilir enerji kaynaklarının artan oranı, enerji şebekelerinin daha akıllı ve esnek hale gelmesini zorunlu kılıyor. The smarter E AWARD 2024’te akıllı entegre enerji kategorisinde ödül alan projeler, bu alandaki ilerlemeyi ve yenilikçi yaklaşımları gözler önüne serdi.
Avusturya merkezli CyberGrid, yenilenebilir enerji sistemlerinin entegrasyonunu ve yönetimini kolaylaştıran yazılım platformu CyberNoc ile The smarter E AWARD 2024’te jüriyi etkilemeyi başardı. Rüzgar, güneş ve batarya gibi farklı enerji kaynaklarını sanal enerji santrallerinde bir araya getiren CyberNoc, gerçek zamanlı veri analizi ile enerji şebekelerinin daha verimli ve istikrarlı bir şekilde yönetilmesine yardımcı oluyor.
Alman şirketi dvlp.energy, güneş, rüzgar ve batarya projeleri için ideal konumlar bulmayı kolaylaştıran yenilikçi yazılım platformu ile The smarter E AWARD 2024’te ödüle layık görüldü. Harita ve uydu verilerini yapay zeka ile birleştiren dvlp.energy, projelerin planlama ve geliştirme sürecini hızlandırıyor ve optimize ediyor.
Alman şirketi The Mobility House ise, batarya depolama sistemlerinin paraya çevrilmesi için geliştirdiği yazılım ve teknoloji platformu Battery Commercialization ile The smarter E AWARD 2024’te jüri özel ödülüne layık görüldü. Battery Commercialization, batarya sahiplerinin enerji piyasalarına katılmasını ve bataryalarından gelir elde etmesini kolaylaştırıyor.
The smarter E AWARD 2024’te üstün projeler kategorisi, sürdürülebilir bir enerji geleceği için ilham veren ve somut çözümler sunan projelere ev sahipliği yaptı. Alman şirketi IO-Dynamics, ticari elektrikli araç filoları için geliştirdiği akıllı şarj çözümü ile The smarter E AWARD 2024’te üstün proje ödülünün sahibi oldu. Proje, şebeke kapasitesini ve enerji talebini optimize ederek elektrikli araçların en verimli şekilde şarj edilmesini sağlıyor.
Alman şirketi MaxSolar, vatandaş katılımıyla hayata geçirdiği 125 MWp’lik güneş enerjisi parkı projesi ile The smarter E AWARD 2024’te jüri özel ödülüne layık görüldü. Proje, yenilenebilir enerji üretimini artırmanın yanı sıra yerel kalkınmaya da katkı sağlıyor.
Suudi Arabistan merkezli Red Sea Global ise, dünyanın en büyük şebeke dışı güneş enerjisi sistemiyle çalışan lüks turizm tesisi projesi ile The smarter E AWARD 2024’te jüriden tam not aldı. Proje, sürdürülebilir turizm alanında çığır açan bir örnek teşkil ediyor.
The smarter E AWARD 2024, yenilenebilir enerji alanındaki dinamizmi, yaratıcılığı ve toplumsal faydayı bir araya getiren projeleri ödüllendirerek, daha sürdürülebilir bir gelecek için umut vadediyor. Ödül alan projeler, aynı zamanda iş dünyası, kamu ve bireyler olarak hepimize düşen sorumlulukları da hatırlatıyor.
Xiaomi, yapay zeka (AI) trendini yakından takip ederek, bu alandaki çalışmalarını sürdürüyor. Çinli teknoloji devi, mobil işletim sistemlerine yapay zeka entegrasyonunun giderek yaygınlaştığı bir dönemde, HyperOS işletim sistemine yeni AI tabanlı özellikler eklemeye hazırlanıyor.
Xiaomi HyperOS’un beta sürümünde, Xiaomi 14 modeline yönelik olarak Notlar uygulamasına yapay zeka işlevleri eklendi. Bu yenilik sayesinde, sinir ağı teknolojisi, kullanıcıların yazdığı veya yapıştırdığı metinlerin otomatik olarak özetlerini oluşturabiliyor. Ayrıca yapay zeka, bu metinleri internetten ek bilgiler sağlayarak zenginleştirme yeteneğine sahip.
Sansür mekanizması dikkat çekti
Yeni özelliklerin test edilmesi sırasında potansiyel bir sansür mekanizması da ortaya çıktı. Tiananmen Meydanı hakkında bir makalenin özetini oluşturma girişiminde, yapay zeka “bu içerik hassas” yanıtını verdi. Bu durum, Xiaomi’nin yapay zeka araçlarına içerik denetleme özellikleri ekleyebileceğini düşündürüyor.
İnternet bağlantısı gereksinimi
Xiaomi HyperOS’ yapay zeka işlevlerinin internet bağlantısı gerektirmesi, verilerin uzak sunucularda işlendiğini gösteriyor. Şu ana kadar yapılan testler yalnızca HyperOS’un Çince sürümünde gerçekleştirildi. Ancak, yapay zekanın önümüzdeki aylarda çıkış yapacak Android 15 tabanlı HyperOS 2.0’da daha da önemli bir rol üstlenmesi bekleniyor.
Xiaomi, bu gelişmelerle birlikte, mobil cihazlarında yapay zeka kullanımını yaygınlaştırarak kullanıcı deneyimini daha da geliştirmeyi hedefliyor. HyperOS’un yeni sürümü, kullanıcılarına daha akıllı ve zengin içerik oluşturma yeteneklerisunarak, AI teknolojisinin günlük yaşamda daha fazla yer almasını sağlayacak.
Samsung, yapay zekanın hızla büyüyen talebinden tam anlamıyla faydalanamasa da, önümüzdeki yıl HBM4 ve 3D paketleme teknolojileriyle durumu değiştirmeyi hedefliyor. Şirket ve sektör kaynaklarına göre, Samsung bu yıl içinde yüksek bant genişlikli bellek (HBM) için 3D paketleme hizmetlerini başlatacak ve bu teknolojiyi yeni nesil HBM4belleklerde kullanacak. Eğer Samsung bu noktada başarılı olursa, yapay zeka trendinden beklediği geliri elde edebilir.
Dünyanın en büyük bellek yonga üreticisi olan Samsung, ABD’de düzenlediği SFF 2024 etkinliğinde son yonga paketleme teknolojisini ve hizmet yol haritalarını açıkladı. Bu etkinlikte, Samsung HBM yongaları için 3D paketleme teknolojisini ilk kez halka açık bir şekilde duyurdu. Şu anda HBM çipleri çoğunlukla 2.5D teknolojisi ile paketleniyor ve bu nedenle Samsung’un bu yeni adımı büyük bir yenilik olarak görülüyor.
HBM4, muhtemelen Nvidia’nın 2026 yılında piyasaya çıkması beklenen yeni R100 Rubin GPU modelinde yer alacak. Nvidia, Rubin’i yaklaşık iki hafta önce Tayvan’daki Computex esnasında duyurmuştu. Rubin, TSMC’nin N3 düğümünü ve yeni CoWoS-L gelişmiş paketlemesini kullanarak 2025 yılının 4. çeyreğinde seri üretime girecek ve 2026’da piyasaya sürülecek. Bu GPU’larda yer alacak HBM4 için Samsung, Micron ve SK Hynix büyük bir rekabet içinde.
Samsung’un 3D paketleme teknolojisi: SAINT-D
Samsung’un en yeni paketleme teknolojisi, hızla büyüyen yapay zeka çip pazarında oyun değiştirici olarak görülüyor. Veri öğrenme ve çıkarım işlemeyi hızlandırmak için bir GPU’nun üzerine dikey olarak istiflenmiş HBM çiplerini içeren bu teknoloji, şu anda kullanılan 2.5D paketleme teknolojisinden büyük bir adım ileri gidiyor. 2.5D paketlemede, HBM çipleri bir silikon interpozer üzerinde GPU ile yatay olarak bağlanırken, 3D paketlemede bu tür bir ara tabakaya ihtiyaç duyulmuyor. Samsung, bu yeni paketleme teknolojisini SAINT-D (Samsung Advanced Interconnection Technology-D) olarak adlandırıyor.
Açıklamalara göre, Samsung’un 3D HBM paketlemeyi anahtar teslim olarak sunması bekleniyor. Bu, bellek iş bölümünde üretilen HBM çiplerinin, Samsung Foundry birimi tarafından monte edilen GPU’larla dikey olarak bağlanabileceği anlamına geliyor. Böylece, bir müşterinin istediği tüm süreçler tek bir çatı altında gerçekleştirilebilecek. TSMC de benzer bir yaklaşımı benimsiyor.
Samsung’a göre, 3D paketleme güç tüketimini ve işlem gecikmelerini azaltarak yarı iletken çiplerin elektrik sinyallerinin kalitesini artıracak. Ayrıca Samsung, 2027 yılında, yarı iletkenlerin veri aktarım hızını önemli ölçüde artıran optik unsurları tek bir birleşik yapay zeka hızlandırıcı paketine dahil eden hepsi bir arada heterojen entegrasyon teknolojisini tanıtmayı planlıyor.
Piyasa beklentileri ve gelecek
Piyasa analistlerine göre, HBM’nin 2024’te DRAM pazarının yüzde 21’ini oluşturması beklenirken, 2025 yılında bu oranın yüzde 30’a çıkması bekleniyor. 3D paketleme de dahil olmak üzere gelişmiş paketleme pazarının ise 2032’de 80 milyar dolara ulaşarak yüzde 150’lik bir artış göstermesi öngörülüyor.
Samsung’un yeni teknolojileri ve stratejileri, şirketin yapay zeka trendinden daha fazla gelir elde etme hedefini gerçekleştirmesine yardımcı olabilir. Yüksek bant genişlikli bellek (HBM) ve 3D paketleme teknolojileri, Samsung’un bu hedefe ulaşmasında kritik bir rol oynayacak.
Geçtiğimiz ay SpaceX, Starlink uydu internet hizmetinin Doğrudan Hücresel Bağlantı özelliği ile geleneksel hücresel altyapıya ihtiyaç duymadan iki standart akıllı telefon arasında kesintisiz bir video görüşmesi gerçekleştirmiştir. Şimdi ise SpaceX, Starlink’in uygun fiyatlı yeni internet çanağını duyurdu.
Starlink Mini nedir?
Geçtiğimiz ayın sonlarında SpaceX, Starlink uydu internet hizmetinin geleneksel hücresel altyapıya ihtiyaç duymadan doğrudan hücresel bağlantı ile çalışabildiğini gösteren bir başarı elde etti. Starlink Mini, standart V4 çanaktan daha küçük ve taşınabilir bir versiyondur. Her iki cihazda da bir Kick standıbulunurken, FCC belgelerine göre Starlink Mini çanak yaklaşık bir Macbook boyutlarında olacak. Kurulumun 5 dakika sürdüğü ve ürünün dünyayı değiştireceği Elon Musk tarafından Twitter‘da belirtildi.
Fiyat ve performans
Sızıntılar, Starlink Mini çanağın normal çanağın yaklaşık yarısı fiyatına, yani 250-300 dolar civarında bir fiyata satılacağını öne sürüyor. Normal çanak şu anda ABD’de Starlink’in web sitesinde 499 dolardan satılıyor.Performans açısından ise yeni çanak, en düşük 23 milisaniye ping süresini korurken 100 MBPS indirme ve 11.5 MBPS yükleme hızı sunuyor. Yani yeni çanak, normal çanağa kıyasla daha düşük hızlar sunacak. Ancak, bu hızlar 4k videolar dahil günlük hayat için gayet yeterli.
Starlink Mini, internet erişiminin olmadığı veya sınırlı olduğu bölgelerde yaşayan insanlar için ideal bir çözüm olabilir.Ayrıca, taşınabilir olması sayesinde kampçılar, karavancılar ve seyahat edenler için de kullanılabilir.
Starlink Mini‘nin Türkiye’ye ne zaman ve hangi fiyata satışa sunulacağı henüz bilinmiyor.
Alp Er Tunga Ersoy 24 Haziran 2024 tarihi itibarıyla İSG’nin yeni CEO’su olarak atandı. Sabiha Gökçen Havalimanı’nın terminal işletmecisi Malaysia Airports Holdings Berhad’ın (MAHB) CEO Vekili Mohamed Rastam Shahrom, Ersoy’u tebrik etti ve yeni görevinde başarılar diledi. Rastam konuyla ilgili açıklamasında; “Havacılık sektöründe küresel çapta deneyime ve engin bilgi birikimine sahip Ersoy’un, operasyonlarımızı güçlendireceğine ve İSG’yi stratejik olarak daha da iyi bir seviyeye taşıyacağına inancımız tam. Yolcu trafiği günden güne artan Sabiha Gökçen Havalimanı, Ersoy’un liderliğinde operasyonel verimlilik, müşteri deneyimi ve sürdürülebilirlik alanlarında sektör standartlarını yükseltmeye ve operasyonel mükemmelliği sağlamaya devam edecek” dedi.
Alp Er Tunga Ersoy da İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’na büyüme planları yapılan önemli bir dönemde CEO olarak liderlik edecek olmaktan heyecan duyduğunu belirterek, “18 yıl sonra çok güzel bir vesileyle ülkeme dönerek hizmet verecek olmaktan büyük mutluluk duyuyorum. İSG gibi sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada tanınan bir havalimanının parçası olmaktan, burayı başarıyla yöneten MAHB ekibine katılmaktan dolayı gururlu ve bir o kadar da heyecanlıyım. İSG’nin havacılık sektöründeki konumunu daha da sağlamlaştırmak ve müşteri memnuniyetini daha da yukarı seviyelere taşımak için çalışacağız” dedi.
Alp Er Tunga Ersoy kimdir?
Ersoy, Dokuz Eylül Üniversitesi Turizm ve Otelcilik Meslek Yüksek Okulu’ndan sonra, Eskişehir Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi ve Avusturya Danube Üniversitesi – Profesyonel Havacılık MBA programından mezun oldu. Havacılık kariyerine 1999 yılında Terminal Nöbetçi Memuru olarak başlayan, daha sonra sırasıyla Terminal Nöbetçi Müdürü, Havalimanı Müdürü, Operasyonlardan sorumlu Genel Müdür Yardımcısı ve Genel Müdür olarak görevine devam eden Ersoy, hava trafik kule operasyonları hariç havalimanı işletmeciliğinin tüm operasyonel, finansal ve idari süreçlerinde fiilen görev almıştır.
Son olarak Almatı Havalimanı’nda yeni dış hat terminalinin devreye alınmasına öncülük eden Ersoy, havalimanı yönetimi konusunda uluslararası deneyim ve başarılara sahiptir. 24 yıllık havalimanı işletmecilik kariyerinin son 18 yılını yurt dışında (Gürcistan, Kuzey Makedonya ve Kazakistan) geçiren Ersoy; 2017’den bu yana sırasıyla Tbilisi, Batum, Üsküp, Ohrid ve Almatı havalimanlarında üst düzey yöneticilik görevlerini üstlenmiştir.
Ersoy, kariyeri boyunca uluslararası havalimanlarının işletmelerinin devralınması, hükümet temsilcisi düzeyinde devlet yetkilileri ile ilişkilerin yürütülmesi, şirket politikalarının sahada hayata geçirilmesi, operasyonel süreçlerin iyileştirilmesi, müşteri memnuniyetinin artırılması, dijitalleşme, inşaat yapım süreçlerinin takibi ve ORAT (İşletmesel Hazırlık ve Havalimanı Transferi) konularında geniş tecrübe kazanmıştır.
Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı (İSG) hakkında
İstanbul’un Asya Yakası’nda bulunan Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı (İSG), Türkiye’nin en yoğun ikinci havalimanıdır. 1 Mayıs 2008 tarihinden itibaren Limak-GMR-Malaysia Airports ortaklığında kurulan İSG, 23 Ekim 2014 itibarıyla yüzde yüz Malezya Havalimanları tarafından işletilmektedir. Yolcu rakamlarında Avrupa’nın en hızlı büyüyen havalimanları arasında yer alan Sabiha Gökçen Havalimanı, 41 milyon yolcu kapasitesiyle 52 ülkede 124 dış hat ve 40 iç hat olmak üzere toplam 164 destinasyona hizmet vermektedir.
ABD genel cerrahı Dr. Vivek H. Murthy, sosyal medyanın gençler üzerindeki potansiyel zararları konusunda Kongre’yi harekete geçmeye çağırdı. The New York Times‘da yayımlanan bir köşe yazısında Dr. Murthy, sosyal medya platformlarında gençlerin ruh sağlığına yönelik riskleri vurgulayarak, tütün ürünleri için zorunlu olan uyarı etiketlerinin benzerinin sosyal medyaya da konulması gerektiğini savundu.
Dr. Murthy, platformlarında, ergenler için ciddi ruh sağlığı zararları olduğunu belirten bir genel cerrah uyarı etiketinin zorunlu hale getirilmesi zamanı geldi” ifadelerini kullandı. Bu öneriyle birlikte, ebeveynlere ve gençlere medyanın güvenli olmadığı gerçeğinin düzenli olarak hatırlatılmasını hedefliyor.
Tütün ürünleri ile benzerlik kuruldu
Dr. Murthy‘nin yazısında, tütün ürünleri üzerindeki uyarı etiketlerine atıfta bulunurken, güvenlik önlemlerinin ve hesap verebilirliğin eksikliğinin medyanın zararlarının bir sonucu olduğunu belirtti. Ayrıca, medyanın diğer günlük yaşam alanlarındaki güvenlik önlemleri kadar önemli ve acil bir konu olduğunu vurguladı.
Konuyla ilgili olarak, ABD Kongresi‘nin henüz bir harekete geçmediği ve uyarı etiketlerinin yasal zorunluluk olup olmayacağı konusunda tartışmaların devam ettiği biliniyor. Dr. Murthy‘nin çağrısı, sosyal içerikler şirketleri ile hükümet arasındaki ilişkilerde yeni bir adım olarak öne çıkıyor.
Ocak ayında sosyal içeriklerin platformlarının çocuklar üzerindeki etkileri hakkında yapılan Kongre oturumları ve şu anda TikTok’un ABD’deki durumu gibi konular da Dr. Murthy‘nin uyarısının arka planını oluşturuyor.
Bu tartışmalar, sosyal medyanın güvenliği ve gençler üzerindeki etkileri konusunda kamuoyunda artan endişeleri yansıtıyor. Dr. Murthy‘nin önerisi, sosyal medya platformlarının gelecekteki düzenlemeleri ve güvenlik önlemlerini belirlemede kritik bir rol oynayabilir.
Bağımsız yarı iletken devi TSMC (Taiwan Semiconductor Manufacturing Company), önümüzdeki yıl üretim maliyetlerinde artış yapmaya hazırlanıyor. Şirketin 3nm işlem teknolojisi ve gelişmiş paketleme teknolojileri için zam yapacağı iddia ediliyor. Bu karar, şu anda yapay zeka ürünleri de dahil olmak üzere geniş bir yelpazede kullanılan TSMC’nin ürünlerinde fiyat artışlarına yol açabilir.
TSMC’nin, 3nm üretim kapasitesinin talebi karşılamakta zorlandığı bildirilmişti ve bu durumun maliyetleri artıracağı öngörülüyor. Yapılan yeni bir rapora göre, şirketin 3nm işlemciler için en az yüzde 5 oranında bir fiyat artışı ve yapay zeka GPU’ları ile kullanılan gelişmiş paketleme teknolojisi CoWoS için ise yüzde 20’ye kadar bir fiyat artışı planladığı belirtiliyor.
TSMC’nin üretim kapasitesinin 2026’ya kadar şimdiden dolu olduğu ve şirketin ABD ve diğer yerlerde yeni tesisler kurarak kapasite artışı sağlamaya çalıştığı da raporda yer alıyor. Ancak, gelişmiş paketleme teknolojilerindeki eksikliklerin 2025 yılına kadar devam edebileceği ve bu durumun hem tüketici ürünleri hem de veri merkezleri için çip fiyatlarında artışa neden olabileceği vurgulanıyor.
Bu gelişmeler, yarı iletken endüstrisinde ve teknoloji ürünleri pazarında önemli etkiler yaratabilir, özellikle yapay zeka ve diğer ileri teknoloji ürünlerine yönelik fiyatların artabileceği öngörülüyor.
Apple, WWDC 2024 etkinliği sırasında Siri için gelecek bir dizi iyileştirmeyi duyurdu. Bu yeni özelliklerin çoğu 2025’tekullanıma sunulacak olsa da, bazıları bu yıl içinde iOS 18 ile birlikte kullanıcılarla buluşacak. Bloomberg’ten Mark Gurman’ın bildirdiğine göre, Siri 2024’ün sonuna kadar birkaç önemli iyileştirme kazanacak.
iOS 18 ile gelen tenilikler
iOS 18’in piyasaya sürülmesiyle birlikte, Siri’nin yeni bir kullanıcı arayüzü ve doğal dil işleme güncellemeleri dahil olmak üzere birkaç önemli özellik kazanması bekleniyor. Yeni kullanıcı arayüzü, Apple’ın WWDC 2024’te tanıttığı yeni parlayan halka tasarımını içeriyor. Bu güncelleme, sanal asistanın kullanıcıları daha iyi anlamasını sağlayacak ve yanlış konuşmalarını dahi doğru şekilde yorumlamasına olanak tanıyacak.
Apple ayrıca, Siri’nin Apple ürünleri hakkında daha fazla bilgi sahibi olmasını sağlamayı planlıyor. Bunun yanı sıra, kullanıcılar artık sorgularını yüksek sesle söylemek yerine Siri’ye yazabilecekler. Bu, Siri’nin kullanımını daha da esnek hale getirecek bir özellik olarak öne çıkıyor.
2024’te sabırsızlıkla beklenecek diğer AI özellikleri
Apple, yapay zeka (AI) tekliflerini kullanıma sunma konusunda dikkatli ve kasıtlı bir yaklaşım izliyor. Gurman, bu yavaş yaklaşımın, Apple’ın diğer şirketlerin yaşadığı sorunları yaşama olasılığını azaltacağını belirtiyor. Ancak, 2024 yılı içinde sabırsızlıkla beklenecek birkaç AI özelliği daha var.
Web sayfalarının, sesli notların, toplantı notlarının ve e-postaların özetlenmesi gibi işlevler, bu özelliklerden sadece birkaçı. Ayrıca, AI tarafından oluşturulan Genmoji (yapay zeka tarafından oluşturulan emoji) de kullanıma sunulacak. 2024 yılı içinde kullanıma sunulması beklenen diğer özellikler arasında yeniden tasarlanan Mail uygulaması ve Xcode programlama yardımcısı Swift Assist yer alıyor.
Geleceğe dair beklentiler
Apple kullanıcıları, Siri ve diğer AI özelliklerinde yapılan bu yeniliklerle birlikte, daha kullanıcı dostu ve gelişmiş bir deneyim yaşamayı bekleyebilirler. 2025’te gelecek olan daha kapsamlı güncellemelerle birlikte, Apple’ın yapay zeka teknolojilerinde önemli bir adım atacağı kesin.
Siri’nin ve diğer Apple AI özelliklerinin gelecekte sunacağı bu yenilikler, kullanıcı deneyimini daha da iyileştirecek ve Apple ekosisteminin gücünü artıracak. 2024 ve 2025, Apple kullanıcıları için heyecan verici yıllar olacak.
Bin Beyin Projesi adı verilen yeni ve iddialı bir girişim, kurucusunun insan beyniyle aynı ilkeler üzerinde çalışacağını söylediği yeni bir yapay zekâ çerçevesi geliştirmeyi amaçlıyor. Ancak bu çerçeve, günümüzde yapay zekâya hakim olan derin sinir ağlarının altında yatan ilkelerden temelde farklı olacak. Gates Vakfı’ndan fon alan açık kaynaklı girişim, yeni platformunun potansiyel uygulamalarını keşfetmek için elektronik şirketleri, devlet kurumları ve üniversite araştırmacılarıyla ortaklık kurmayı hedefliyor.
Günümüzün yapay sinir ağlarında, nöron olarak adlandırılan bileşenler verilerle beslenir ve görüntüleri tanımak ya da bir dizideki bir sonraki kelimeyi tahmin etmek gibi bir sorunu çözmek için işbirliği yapar. Sinir ağları birden fazla nöron katmanına sahipse “derin” olarak adlandırılır.
Derin sinir ağları kararsız ve maliyetli!
Derin sinir ağları şu anda cilt kanserini tanımlama ve karmaşık oyunlar oynama gibi birçok testte insan performansıyla eşleşmekte ya da bu performansı geçmektedir, ancak bir dizi sorunla karşı karşıyadırlar. Örneğin, boyutları ve güçleri büyüdükçe enerjiye daha aç hale geliyorlar. OpenAI‘nin GPT-3’ünü eğitmek için, 2022 Nature araştırması şirketin iki hafta boyunca 9.200 GPU çalıştırmak için 4,6 milyon ABD doları harcadığını öne sürdü.
Üstelik sinir ağları genellikle kararsızdır; aldıkları verilerdeki küçük değişiklikler gösterilen sonuçlarda büyük değişikliklere yol açar. Örneğin, önceki araştırmalar bir görüntüdeki tek bir pikseli değiştirmenin yapay zekânın bir atı kurbağa sanmasına neden olabileceğini ortaya koymuştur.
Memeli beynini temel alan bir yapay zekâ platformu
Bu zorlukların üstesinden gelmek için Bin Beyin Projesi, insan beyninin kütlesinin yaklaşık yüzde 80’ini oluşturan neokorteks üzerinde tersine mühendislik yaparak yeni bir yapay zekâ platformu geliştirmeyi amaçlıyor.
1990’larda kişisel dijital asistanların en başarılısı ve öncüsü olarak kabul edilen 2. nesil Palm Pilot’u icat eden Jeff Hawkins “Günümüzün sinir ağları 80 yıl öncesinin temel nörobilimine dayanıyor. O zamandan bu yana sinirbilim hakkında çok şey öğrendik ve bu bilgiyi yapay zekâyı ilerletmek için kullanmak istiyoruz,” diyor. Hawkins, 5 Haziran’da Stanford Üniversitesi’nin İnsan Merkezli Yapay Zekâ konferansında Bin Beyin Projesi’ni başlatan yapay zekâ şirketi Numenta‘nın da kurucu ortağı.
Bin Beyin Projesi’nin hedefi ne?
Bu projenin adı neokorteksin yapısından ilham alıyor. Neokorteks, her biri birden fazla nöron katmanına bölünmüş binlerce kortikal sütundan oluşuyor. Hawkins, “İnsan beyninde yaklaşık 150.000 kortikal sütun var ve her biri aslında kendi öğrenme makinesi” diyor.
Numenta araştırmacıları, derin ağların esasen dünyanın tek bir modelini oluşturduğunu ve verileri basit özelliklerden karmaşık nesnelere kadar adım adım işlediğini savunuyor. Buna karşılık, şirketin “binlerce beyin zekâ teorisi”, beynin birçok kortikal sütununun, sanki her insan beyni aslında aynı anda paralel olarak çalışan binlerce beyinmiş gibi, dünyanın birden fazla haritasını oluşturduğunu öne sürüyor. Hawkins, “Bir kortikal sütunu nasıl inşa edeceğimizi öğrendikten sonra, istediğimiz kadarını inşa edebiliriz” diyor.
Proje, her biri robotik bir parmağı çalıştırmak gibi bir sensorimotor görevi yerine getirebilen çok sayıda kortikal sütun benzeri birimle yapay zekâdaki bu sinirbilim yapısını taklit etmeyi amaçlıyor. Bu birimler daha sonra neokortekste görülen uzun menzilli bağlantılara çok benzeyen bağlantılar kullanarak birbirleriyle iletişim kurabilir. Hawkins bu modüler yapının yaklaşımını kolayca ölçeklenebilir hale getireceğine inanıyor.
Hawkins, “İnsan beyni, kortikal sütunu birçok kez çoğaltarak evrimde çok hızlı bir şekilde büyüdü ve biz de aynısını yapabileceğimizi umuyoruz” diyor.
Yapay zeka uygulamalarında senorimotor öğrenme
Proje aynı zamanda neokorteksin sensorimotor öğrenmedeki rolüne dayanmakta. Derin sinir ağları şu anda dev statik veri tabanlarından öğrenirken, neokorteks dinamik bir şekilde öğrenir: Duyularını kullanarak çevresini algılar, vücut hareketlerini kullanarak nesnelerin nasıl çalıştığını keşfeder ve hem bu duyusal hem de motor geri bildirimlerden dünyanın modellerini oluşturur.
Hawkins, yapay zekâ stratejileri arasındaki bu farkın temelden farklı olduğunu savunuyor. Derin ağların öğrendiği veri kümelerini oluşturmak ve etiketlemek maliyetli ve zahmetli bir iştir ve bu sistemler yeni verilerden sürekli olarak öğrenemezler; bunun yerine tüm veri tabanı üzerinde yeniden eğitim almaları gerekir. Buna karşılık neokorteks aktif bir şekilde öğrenebilir ve yeni verilere hızla adapte olabilir.
Hawkins, “Sensörimotor öğrenme açısından neokorteks gibi çalışan ve doğası gereği robotik olan makineler yapabiliriz” diyor ve ekliyor: “Bence bizim çalışmamız sadece yapay zekânın değil, robotiğin de geleceği.”
Yeni yapay zekâ platformunun uygulama alanı da daha geniş
Hawkins ayrıca “Beynin verileri 2 boyutlu ve 3 boyutlu referans çerçevelerinde yapılandırma şekli, gerçek dünyadaki nesnelerin yapılarını kopyalar” diyor ve ekliyor: “Derin ağlara baktığınızda, dünyayı temel olarak anlamıyorlar, bu yüzden bir görüntünün sadece küçük bir özelliğini değiştirirseniz, genellikle onu tanımıyorlar. Buna karşılık, referans çerçeveleri beynin nesnelere ilişkin modellerinin farklı koşullar altında nasıl değişebileceğini anlamasına yardımcı olabilir.”
Hawkins, bu yeni yapay zekâ platformunun potansiyel uygulamaları arasında, sahnelerde neler olup bittiğini anlamak için birden fazla kamera kullanabilen sofistike bilgisayar görüş sistemleri veya robotların nesneleri manipüle etmesine yardımcı olacak gelişmiş dokunmatik sistemler olabileceğini söylüyor.
Açık kaynak kodlu Bin Beyin Projesi, başkalarının da kendi çalışmalarını geliştirebilmesi için bir yazılım geliştirme kiti geliştiriyor. Girişim ayrıca Bin Beyin yaklaşımıyla ilgili patentlerini ileri sürmeyeceğini taahhüt ediyor.
Gates Vakfı’ndan finansman desteği
Gates Vakfı, Bin Beyin Projesi’ne iki yıl boyunca en az 2,7 milyon dolar sağladı. Hawkins, “Ayrıca yakında dünyanın dört bir yanındaki devlet kurumlarıyla yapılan anlaşmaları duyurmayı umuyoruz” diyor.
Proje, kortikal bir kolonun eksiksiz bir yazılım versiyonunu oluşturmayı amaçlıyor. Ardından görme ya da işitme gibi karmaşık bir süreç için birden fazla birimi birbirine bağlayacak. Hawkins, “Daha sonra modaliteleri çaprazlamak istiyoruz – örneğin, görme ve dokunmayı birleştirmek – ve son olarak nesnelerden oluşan bir dünya modeli ile hiyerarşiler oluşturmak istiyoruz, bunlar da nesnelerden oluşuyor” diyor.
Yeni duyurusu yapılan MX Ink Stylus adlı kalem, popüler Quest 3 VR başlığının yeteneklerini büyük ölçüde genişletmek için Quest denetleyicisiyle el ele çalışan bir çizim aracı. MX Ink ayrıca Quest Pro ve Quest 2 ile de çalışıyor ve Gravity Sketch, PaintingVR, OpenBrush, ShapesXR, GestureVR, Arkio ve Engage XR dahil olmak üzere çeşitli boyama ve şekillendirme Quest uygulamalarını destekler. Quest’inizi VR’a hazır bir bilgisayara bağlarsanız, MX Ink Stylus’u Adobe’nin Substance Modeler’ı ve Realize Medical’ın Elucis’i ile kullanabilirsiniz.
Çizim, boyama ve heykel yapmak için bir Meta Quest kontrol cihazı kullanabilseniz de, bir stylus daha mantıklıdır ve elde çok daha doğal hissettirmelidir. Mouse ve klavye gibi bilgisayar ekipmanları üreticisi Logitech de bu konuda başarılı sayılabilecek bir çözüm geliştirmiş durumda. Bluetooth klavyeleri, trackpad’leri ve fareleri Meta’nın VR başlıklarıyla zaten uyumlu çalışmakta olan Logitech bu adımla Quest 3 ile olan bağını da sıkılaştırmış oluyor.
Logitech, önemli bir mühendislik eşiğini aşarak MX Ink Stylus’a 2D çizim yaparken sanatsal nüanslara olanak tanıyan, ayarlanabilir basınç eğrilerine sahip değiştirilebilir, basınca duyarlı bir uç verdi. Logitech, MX Mat’ı güzel bir çizim yüzeyi olarak sunuyor. Kalem, geri bildirim sağlamak ve farklı yüzeylerde çizim yapmayı simüle etmek için haptikler içeriyor.
Standart bir dijital sanat kaleminin aksine, bu sanal kalemi 6 serbestlik derecesi ile istediğiniz yere döndürebilir, kaldırabilir ve hareket ettirebilirsiniz. Hızlı bir şekilde sanal bir temsil oluşturmak için karma gerçeklikte fiziksel nesneler üzerinde iz bile bırakabilirsiniz. MX Ink’in düğmeleri, ayarlanabilir etkinleştirme kuvveti ve çift dokunma zamanlaması ile özelleştirilebilir. MX Ink Well, kalemi dolu ve ilham geldiğinde kullanıma hazır tutan bir şarj tabanıdır.
Logitech’in bu yeni kalemi giderek artan sayıda VR sanatçısı ve tasarımcısı için özenle tasarlanmış bir çözüm gibi görünüyor, ancak kullanıcı geri bildirimleri gelene kadar ne kadar başarılı bir iş çıkartıldığından emin olmak mümkün gözükmüyor. Logitech MX Ink Stylus, muhtemelen yeni Quest 3s başlığıyla birlikte Eylül ayında Meta Connect’te satışa sunulacak ve 130 dolara mal olacak.
Elon Musk’ın iddialı projesi Cybertruck, dağıtımına başladığı günden beri birçok gecikme ve sorunla boğuşuyor. Son olarak Cybertruck Owners Club ve Reddit kullanıcılarından gelen bilgilere göre, Tesla, geçtiğimiz hafta sonu yapılması gereken teslimatları, araçların ön silecek motorunda yaşanan bazı sorunlar nedeniyle erteledi.Şu ana kadar Tesla tarafından konuyla ilgili resmi bir açıklama yapılmadı. Ancak, teslimatların bir hafta sonrasına ertelendiği belirtiliyor.
Cybertruck’ların silecekleriyle ilgili sorunlar ilk kez ortaya çıkmıyor. Daha önce de birçok kullanıcı, teslim aldıktan sonra ön cam sileceklerinin arızalandığını bildirmişti. Hatta bazı kullanıcılar, bu modelde kronik silecek arızalarıolduğunu ve bunun ciddi güvenlik sonuçları doğurabileceğini savunuyor.
Gaz pedalında da sorunlar yaşanmıştı
Geçen aylarda ise bazı araçların gaz pedallarının takılıp kaldığı ve ciddi güvenlik sorunlarına neden olduğuna yönelik şikayetler ortaya atılmıştı. Bu şikayetlerin ardından toplamda 3 bin 878 Cybertruck geri çağrılmış ve teslimatlar ertelenmişti.
Cybertruck’ın teslimat serüveni sorunlarla dolu
Cybertruck’ın ilk olarak 2019 yılında tanıtılan ve 2021 yılında teslimatların başlaması planlanan ilk tarihi birçok kez ertelendi. Son olarak 2023 sonu olarak belirlenen teslimat tarihi şimdilik belirsizliğini koruyor.Cybertruck’ın bu kadar çok sorunla karşılaşması, Tesla ve Elon Musk için büyük bir prestij kaybı olarak değerlendiriliyor.
Tesla’nın önümüzdeki bir hafta içinde silecek motoruyla ilgili sorunu çözerek teslimatları yeniden başlatmasıbekleniyor. Ancak Cybertruck’ın bu sorunlardan ne zaman tamamen kurtulacağı ise muamma.
Lüksemburg Hidrojen Vadisi’nin (LuxHyVal) açılışına katılan Karsan, daha yaşanabilir bir dünya ve sürdürülebilir gelecek hedefleri doğrultusunda doğadan ilham alarak ürettiği hidrojen teknolojisine sahip e-ATA HYDROGEN aracını sergiledi. Karsan e-ATA HYDROGEN’in açılışta yoğun ilgi gördüğünü söyleyen Karsan CEO’su Okan Baş, “Karsan olarak, LuxHyvAL’in toplu taşıma filosunun yüzde 10’unu hidrojenli araçlardan oluşturma hedefini destekleyen bu projenin bir partneri olmaktan mutluluk duyuyoruz. Lüksemburg’da e-ATAK modelimizle geçtiğimiz yıl yüzde 38’lik pay ile elektrikli otobüs pazarının lideri konumunda yılı kapattık. Sıfır emisyon hedeflerimiz doğrultusunda toplu taşımaya katkı sağlamaya aralıksız devam ederken, hidrojen teknolojisinde de önemli adımlar atıyoruz. Hidrojen yakıtlı araçlar, küresel ısınma ve iklim değişikliğiyle mücadelede büyük bir avantaj olarak görüldüğünden, özellikle Avrupa Birliği sıfır emisyonlu araçların benimsenmesini teşvik etmek için ciddi politikalar ve destekler sunuyor. Biz de e-ATA HYDROGEN gibi sınıfının en iyi özelliklerine sahip araçlarımızla bu dönüşümde öncü olmayı hedefliyoruz” dedi.
Dünyada toplu ulaşımın elektrik, hidrojen ve otonom teknolojileri ile dönüşümünde öncü rol oynayan Karsan, uluslararası organizasyonlarda yer almaya devam ediyor. “Mobilitenin Geleceğinde Bir Adım Önde” olma vizyonuyla başta Avrupa, Kuzey Amerika ve Japonya olmak üzere dünyada en fazla tercihe dilen markaları arasında yerini alan Karsan, Lüksemburg Hidrojen Vadisi’nin (LuxHyVal) açılışında yerini aldı.
Toplu ulaşımda sıfır emisyon vurgusu!
Avrupa Birliği heyeti, bakanlık ve belediye temsilcileri, Sales Lentz ve Karsan firmalarının yöneticileri ile çok sayıda basın mensubunun katılımlarıyla gerçekleşen törende Karsan, hedef pazarlarından biri olan Lüksemburg’daki etkinlikte, katılımcılara ve ziyaretçilere çevre dostu ulaşım çözümlerinin ötesini e-ATA HYDROGEN modeliyle tanıttı. Marka böylece, daha yaşanabilir bir dünya ve sürdürülebilir bir gelecek hedefleri doğrultusunda doğadan ilham alarak ürettiği ve yeşil hidrojen teknolojisine sahip e-ATA HYDROGEN ile sıfır emisyon vurgusu yapmış oldu. Pazarın elektrikli toplu taşıma dönüşümüne öncülük eden operatörlerinden Sales Lentz ile iş birliğini büyük bir başarı ile devam eden Karsan, Luxemburg’taki elekrikli otobüs pazarının lideri konumunda. Açılışta sergiledikleri Karsan e-ATA HYDROGEN’in büyük ilgi gördüğünü söyleyen Karsan CEO’su Okan Baş, “LuxHyVal, depolama ve dağıtım da dahil olmak üzere yerel üretimden kullanıma kadar tüm değer zinciri boyunca yeşil hidrojen girişimlerini yaygınlaştırmayı ve mevcut veya planlanan altyapılarla bağlantı kurmayı amaçlıyor. Karsan olarak, doğa dostu hidrojenin mobilite alanındaki kullanımı konusunda partner olmaktan mutluluk duyuyoruz” dedi.
Hedef, toplu taşımanın yüzde 10’unun hidrojen teknolojisine dönüşmesi!
Karsan’ın, “Mobilitenin geleceğinde bir adım önde” olma vizyonu ile elektrikli, hidrojen ve otonom olarak 3 farklı teknolojiyi bir arada sunabilen tek marka olduğunu vurgulayan Okan Baş, şöyle devam etti: “Karsan olarak, LuxHyvAL’in toplu taşıma filosunun yüzde 10’unu hidrojenli araçlardan oluşturma hedefini destekleyen bu projenin bir partneri olmaktan mutluluk duyuyoruz. Lüksemburg’da e-ATAK modelimizle geçtiğimiz yıl yüzde 38’lik pay ile elektrikli otobüs pazarının lideri konumunda yılı kapattık. Sıfır emisyon hedeflerimiz doğrultusunda toplu taşımaya katkı sağlamaya aralıksız devam ederken, hidrojen teknolojisinde de önemli adımlar atıyoruz. Hidrojen yakıtlı araçlar, küresel ısınma ve iklim değişikliğiyle mücadelede büyük bir avantaj olarak görüldüğünden, özellikle Avrupa Birliği sıfır emisyonlu araçların benimsenmesini teşvik etmek için ciddi politikalar ve destekler sunuyor. Biz de e-ATA HYDROGEN gibi sınıfının en iyi özelliklerine sahip araçlarımızla bu dönüşümde öncü olmayı hedefliyoruz.”
Kanser ve otoimmün hastalıklar için çığır açan yeni ilaçlar geliştiren biyoteknoloji girişimi InduPro, A serisi yatırım turunda 85 milyon dolar topladığını duyurdu. Yatırım turu, The Column Group ve Vida Ventures tarafından ortaklaşa yönetilirken, MRL Ventures Fund, Emerson Collective ve Euclidean Capital da turda yer aldı.
InduPro, bu yeni yatırımı ilk klinik ürününü geliştirmek ve Ar-Ge çalışmalarını daha da ilerletmek için kullanacak. 2022 yılında Rob Oslund ve Niyi Fadeyi tarafından kurulan şirket, hücre yüzeyindeki proteinler arasındaki etkileşimi kullanarak kişiye özel tedaviler geliştirmeye odaklanıyor. Bu yenilikçi yaklaşım, hastalıklı hücreleri doğrudan hedefleyerek daha etkili ve daha az yan etkili tedavilerin mümkün olmasını sağlıyor.
Şirketin patentli teknolojisi, yüksek çözünürlüklü yakınlık etiketleme yöntemini kullanarak hastalıkların biyolojik süreçlerine dair derin bilgiler sunuyor. Bu da araştırmacıların yeni ve daha etkili tedavi seçeneklerini keşfetmelerini hızlandırıyor.
Bazı bilim insanları, otoimmün hastalıklar ve kanser arasında genel bir bağlantı olduğunu savunuyor. Bu da,otoimmün hastalığa sahip kişilerin belirli kanser türlerini geliştirme riskini daha yüksek hale getiriyor. InduPro’nun çalışmaları, bu iki karmaşık sağlık sorunuyla mücadelede umut vaat ediyor.
InduPro CEO’su Rob Oslund şunları söyledi: “Bu yatırım, InduPro’nun kanser ve otoimmün hastalıklar için yeni nesil tedaviler geliştirme misyonunda önemli bir dönüm noktasını temsil ediyor. Deneyimli yatırımcılarımızın desteğiyle, Ar-Ge çalışmalarımızı hızlandıracak ve hastalarımıza daha önce hiç olmadığı kadar etkili tedavi seçenekleri sunmayı amaçlıyoruz.”
InduPro’nun çalışmaları, tıp alanında önemli bir ilerleme potansiyeline sahip ve kanser ve otoimmün hastalıklarla mücadelede yeni bir umut ışığı yakıyor.