Çin roketi mega takımyıldız fırlatılışından sonra parçalandı ve uzay çöpü bulutu oluştu. Çin’in yeni internet devinin ilk lansmanı oldukça karmaşık oldu.
(6 Ağustos günü Çin’e ait Uzun Yürüyüş 6A roketi, 14.000 uzay aracına ev sahipliği yapacak olan Qianfan (“Bin Yelken”) geniş bant ağı için ilk 18 uyduyu fırlattı. Roket, uyduları yaklaşık 500 mil (800 kilometre) yükseklikteki alçak Dünya yörüngesine (LEO) başarıyla ulaştırdı. Ancak üst kademesi kısa bir süre sonra parçalanarak, şu anda gezegenimizin etrafında yarışan bir enkaz bulutu oluşturdu.
Çin roketi uzay çöpü oldu
Açıklamada: “USSPACECOM, 6 Ağustos 2024’te fırlatılan bir Long March 6A roketinin parçalandığını doğrulayabilir, bu da düşük Dünya yörüngesinde 300’den fazla izlenebilir enkaz parçasıyla sonuçlanmıştır. SSPACECOM herhangi bir acil tehdit gözlemlememiştir ve uzay alanının güvenliğini ve sürdürülebilirliğini desteklemek için rutin birleşme değerlendirmeleri yapmaya devam etmektedir” ifadeleri yer aldı.
“İzlenebilir enkaz” genellikle çapı en az 4 inç (10 santimetre) olan herhangi bir nesnedir. Yeni oluşan enkaz bulutu şüphesiz izlenemeyecek kadar küçük birçok parçayı da içerir. Uzay alanı farkındalığını ve sürdürülebilirliğini ilerletmeye adanmış Kaliforniya merkezli bir şirket olan Slingshot Aerospace’e göre bu, Thousand Sails takımyıldızı için endişe verici bir başlangıçtı.
Slingshot’ın da belirttiği gibi, itici yakıt olmadan yaklaşık 12.800 pound (5.800 kilogram) ağırlığındaki bir Long March 6A üst aşamasının yörüngede bir enkaz bulutu oluşturması ilk kez olmuyor. NASA enkaz uzmanlarına göre, roket gövdelerinden biri Yunhai-3 hava durumu uydusunu konuşlandırdıktan kısa bir süre sonra 12 Kasım 2022’de parçalandı.
Dünya yörüngesi, hem aktif uydular hem de enkaz parçalarıyla giderek daha kalabalık hale geliyor. Avrupa Uzay Ajansı’na göre, şu anda gezegenimizin etrafında yaklaşık 10.000 operasyonel uzay aracı dolaşıyor (çoğu SpaceX Starlink internet uyduları), yaklaşık 40.500 en az 4 inç (10 cm) genişliğinde enkaz parçası ve en az 1 milimetre çapında 130 milyon parça.
Karma Automotive, yazılım tanımlı bir gelecek için Intel ile her şeyi birleştiriyor. Ultra lüks araç üreticisi, kademeli yükseltmeleri bırakarak sistem düzeyinde tam bir dönüşüme gidiyor. Otomotiv geliştirmede büyük bir değişimi işaret eden cesur bir hamleyle, Kaliforniya’nın ilk ve tek ultra lüks otomobil üreticisi Karma Automotive, Intel ile kapsamlı bir iş birliği duyurdu ve Intel Automotive çözümlerini tüm araç platformuna entegre etti.
Karma Automotive ve Intel birlikte hareket edecek
Hem uzun menzilli elektrikli araçlar (E-REV) hem de yeni bir tam elektrikli araç (EV) serisi üreten Karma, Intel’in ” tüm araç ” yaklaşımını benimseyerek geleceğe doğrudan yaklaşıyor; merkezi hesaplamanın, akıllı enerji yönetiminin ve iş yükü dağıtımının gücünden yararlanıyor.
tomotiv endüstrisi kritik bir anda. Eski araç mimarisinden tamamen elektrikli ve yazılım tanımlıya geçiş kritik önem taşıyor ancak karlılık, enerji verimliliği ve ölçeklenebilirlik açısından zorluklarla birlikte geliyor. Eski sistemlerin kısıtlamalarından kurtulan Karma, bu fırsatı değerlendiriyor ve gerçek bir yazılım tanımlı mimariye geçişi yeniden tanımlamak için Intel ile ortaklık kuruyor.
Karma portföyünde yazılım tanımlı araç mimarisinin (SDVA) tam potansiyelini gerçekleştirmenin yanı sıra, 2026’da Karma Kaveya süper kupasıyla başlayarak, Intel ile iş birliği içinde Karma, genel olarak sektörün iyileştirilmesi için SDVA için açık standartlar yayınlamayı planlıyor. Şirket ayrıca orijinal ekipman üreticilerine (OEM’ler) ve 1. Kademe tedarikçilere bir işletmeden işletmeye SDVA çözümü sunacak.
Karma Automotive Başkanı Marques McCammon: “Birlikte, Intel’in teknolojik becerisinin ve Karma’nın ultra lüks araç uzmanlığının birleşik gücünü kullanarak devrim niteliğinde bir yazılım tanımlı araç mimarisini birlikte geliştiriyoruz. Bu sadece Karma’nın tüm potansiyelini gerçekleştirmekle ilgili değil; tüm sektör için bir plan oluşturmakla ilgili. Sadece olağanüstü araçlar inşa etmiyoruz, otomotiv inovasyonunun yeni bir döneminin yolunu açıyor ve sıçramaya hazır olanlar için bir yol haritası sunuyoruz” dedi.
Yaklaşık 700 varlıklı Demokrat destekçisi, başkanlık kampanyasını başlattığından beri şehre ilk dönüşünde Kamala Harris’i görmek için San Francisco’daki Fairmont oteline akın etti. En ucuz biletlerin 3.300 dolara ve 500.000 dolara çıktığı bağış toplama etkinliğindeki kalabalığın arasında, Beyaz Saray’a adaylığında başkan yardımcısını hızla benimseyen teknoloji milyarderleri, yöneticiler ve Silikon Vadisi girişim sermayedarlarından oluşan bir karışım vardı.
Harris teknoloji rüzgarını arkasına aldı
12 milyon dolardan fazla para toplanan etkinlik, Harris kampanyasının teknoloji alanındaki Demokratlara yönelik son girişimi ve Silikon Vadisi elitleriyle on yıldan uzun süredir devam eden ilişkinin bir uzantısıydı.
Harris, kısmen Kaliforniya başsavcısı ve daha sonra senatör olarak görev yaptığı dönemden dolayı teknoloji sektörünün en etkili oyuncularından ve üretken bağışçılarından bazılarıyla kapsamlı bağlara sahiptir. Kampanyası teknoloji düzenlemesi gibi konularda henüz ayrıntılı politika pozisyonları yayınlamamış olsa da Harris’in geçmiş performansı, teknoloji yöneticilerinin Joe Biden’dan daha dostça bir yaklaşım sergileyip sergileyemeyeceği konusunda spekülasyon yapmasına yol açtı.
Harris kampanyasını destekleyen veya katkıda bulunan teknoloji sektörü Demokratları arasında eski Facebook COO’su Sheryl Sandberg; San Francisco’daki bağış toplama etkinliğine katılan LinkedIn kurucu ortağı Reid Hoffman, hayırsever Melinda French Gates, IAC başkanı Barry Diller ve Silikon Vadisi girişim sermayedarı Ron Conway yer alıyor. Milyarder hayırsever ve Apple’ın Steve Jobs’unun eski eşi olan Laurene Powell Jobs, uzun zamandır arkadaşı ve 2013’te Harris için evinde bir bağış toplama etkinliği düzenledi. Felaket tartışma performansının ardından başkanı açıkça çekilmeye çağıran Netflix başkanı Reed Hastings, olası aday olmasından birkaç gün sonra Harris yanlısı bir Super PACac’a 7 milyon dolar bağışladı.
Bu bağışçılardan bazıları, en dikkat çekeni Hoffman ve Diller’ın Federal Ticaret Komisyonu (FTC) başkanı Lina Khan’ı görevden alma talepleri olmak üzere, kendi tanıtım politikalarıyla Harris’in kampanyasına geldi. Khan yönetimindeki FTC, Microsoft ve Amazon’a karşı davalar açarak büyük teknolojiyi düzenlemeye karşı saldırgan bir tavır aldı ve bu da sektörü kızdırdı.
Hoffman ve Diller’in, Harris’e büyük miktarda bağış yaparken Khan’ı görevden alma talepleri, Hoffman’ın katkısının nüfuz karşılığında olduğunu reddetmesine rağmen, milyarder bağışçıların kişisel çıkarları için politikayı etkilemeye çalıştıkları izlenimini veriyor . Harris, Khan veya eleştirmenlerinin bağışları hakkında henüz yorum yapmadı, bu arada kampanyası, FTC başkanına yönelik saldırılarının ardından Ağustos ayının başlarında Hoffman’ın da yer aldığı bir organizasyon etkinliği düzenledi.
Türkiye’nin oyun ekosistemini uluslararası alanda başarılı bir şekilde temsil eden DIGIAGE, APY Ventures ve Bilişim Vadisi GSYF iş birliğiyle düzenlenen DIGIAGE 2.0 Forum etkinliği 16 Ağustos’ta Bilişim Vadisi’nde gerçekleşti.
Türkiye’nin oyun sektöründeki potansiyelini ve geleceğe yönelik adımlarının konuşulduğu etkinlikte yenilikçi erken aşama yatırım stratejileri tanıtıldı. Türkiye oyun ekosistemi için yenilikçi bir yaklaşım sunacak olan hızlandırma programı tanıtımı; oyun geliştiriciler, yatırımcılar, girişimciler ile kamu paydaşlarını bir araya getirdi.
Aynı zamanda Erasmus+ projesinin kapanış etkinliği olan bu forum, oyun ekosistemine yönelik bir politika belgesinin üzerinde çalışılacağı önemli bir platform sunuyor. Türkiye’deki oyun ekosisteminin uluslararası düzeydeki faaliyetlerini desteklemeyi amaçlayan DIGIAGE 2.0 Forum, sektör liderlerini bir araya getirerek katılımcılara değerli networking fırsatları sundu.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın himayesinde gerçekleştirilen bu etkinlikte, açılış konuşmalarını Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Ar-Ge Teşvikleri Genel Müdürü Muhammet Bilal Macit ve Bilişim Vadisi Genel Müdürü Erkam Tüzgen gerçekleştirdi.
Bilişim Vadisi Genel Müdürü Erkam Tüzgen, DIGIAGE’in uçtan uca bir destek programı olduğunun altını çizerek, “Türkiye’den dünyaya ihraç edilen ilk ve tek oyun hızlandırma programı DIGIAGE oldu. Biz bu programı Türkiye olarak başlattık ve burada uyguladık. Daha sonra bu programı Azerbaycan’a ihraç ettik. Balkanlarda yine bu programı uygulayacağız. Türkiye’de çok sayıda girişimcilik ve hızlandırma programı uygulanıyor ancak dünya ölçeğinde baktığımızda daha çok bunları ithal eden taraftayız. DIGIAGE programı ile biz bunları ihraç eden tarafa geçmiş olduk. Gerçekleştirdiğimiz iş birlikleri, çalıştaylar ve ortak akılla sektörde öncü olmaya devam edeceğiz” diye konuştu.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Ar-Ge Teşvikleri Genel Müdürü Muhammet Bilal Macit yaptığı konuşmada oyun sektörünün kritik alanlardan biri olduğuna dikkat çekerek; “Türkiye’de gerek oyun gerek diğer alanlarda teknolojinin büyümesi için en önemli enstrüman finansman. Girişimcilerimiz için önemli konulardan bir tanesi de ticarileşme, uluslararasılaşma ve bu alanda sahip olacakları know-how. Teknoparklarımızdaki sadece 650 firma ve 12 Ar-Ge tasarım merkezimiz oyun üzerine faaliyet gösteriyor. Buralardan ortaya çıkan ticarileşme rakamları ise 1.4 milyar dolar. Satış rakamlarıysa 750 milyar TL. Verdiğimiz teşvikler ise 40 milyar TL. Dolayısıyla oyun sektörünün verilen destekleri çarpan etkisiyle büyüttüğünü, uluslararasılaştığını ve ticarileştiğini görmek de bizleri ayrıca memnun ediyor” ifadelerini kullandı.
Temel Motivasyonumuz Global Olmak
DIGIAGE Direktörü Emre Yıldız ise konuşmasında “Bugün uçtan uca verdiğimiz desteklerle başka ülkelerde kamp yapıp oradaki yüzlerce genci eğitebilecek bir tecrübeye sahip olduk. Biz bugüne kadar 8 kamp yaptık. 18 bin kişi ekosistemimize başvurdu. 2500 kişiyi fiziken Bilişim Vadisi’nde ağırladık. Bunların içerisinden 260 takım oluşturduk. DIGIAGE kampları, bu takımlardan 25’i Bilişim Vadisi’nde olmak üzere 100 oyun şirketinin kurulmasına vesile oldu. Bizim temel motivasyonumuz global olmak” diye konuştu. Oyun eğitimindeki sorunlara da değinen Emre Yıldız, bu eğitimlere daha kolay ulaşılabilmesi için DIGIAGE kampları yaptıklarına dikkat çekti. Yıldız, teknolojideki fırsat eşitsizliğine de vurgu yaparak DIGIAGE’in teknolojik altyapısını, teknolojiye erişimi kısıtlı olan ya da erişemeyen kişilere sunmak istediklerini belirtti.
Erasmus+ Politika Belgesi’nin tanıtımının ardından program panellerle devam etti. Emre Yıldız’ın moderatörlüğünde APY Ventures Fon Yöneticisi Mustafa Keçeli DIGIAGE Oyun Fonu’nun amacını anlattı. DIGIAGE’in yatırımları ve Türkiye oyun sektörünün yeni rotası üzerine konuşmalar gerçekleştirildi. Programın ikinci yarısına, Türkiye Bilişim Sektörünün Uluslararasılaşması ve Bilişimin Yıldızları Programı tanıtımı ile başlandı. Ticaret Bakanlığı Ticaret Uzmanı Ali Burak Boztaş’ın bakanlık tarafından verilen teşvik programlarını tanıtmasının ardından gerçekleşen son oturumunda ise Türkiye Oyun Ekosisteminde Son Rota konuşuldu.
Forumda DIGIAGE programı kapsamında eğitim ve mentörlük desteği alan 11 oyun geliştiricisi, projelerini tanıtma fırsatı buldu. Bu sayede, sektördeki büyük oyuncularla bir araya gelerek yatırım ve iş birliği olanaklarını değerlendirdiler.
DIGIAGE, bugüne kadar düzenlediği sekiz oyun geliştirme kampıyla 18.000’den fazla oyun geliştiricisine ulaştı. Bu kamplar sayesinde 200’den fazla takım kuruldu ve bunlardan 25’i şirketleşme aşamasına geçti.
İngiltere’deki Bath Üniversitesi ve Almanya’daki Darmstadt Teknik Üniversitesi’nin yeni ortak araştırması, ChatGPT gibi yapay zekâ uygulamaları ve diğer büyük dil modellerinin (LLM’ler) bağımsız olarak öğrenemedikleri veya yeni beceriler edinemediklerini ortaya koyuyor. Böylece, mevcut haliyle yapay zekânın insanlık için varoluşsal bir tehdit oluşturabileceği iddiası da boşa çıkmış oluyor.
Çalışma, bu modellerin karmaşık muhakeme yetenekleri geliştirdiğine dair korkuları ortadan kaldırıyor ve LLM’lerin sofistike dil üretebilmelerine rağmen varoluşsal tehditler oluşturmalarının olası olmadığını vurguluyor. Bununla birlikte yapay zekânın sahte haberler üretmek gibi potansiyel kötüye kullanım alanları hala önemli bir tehdit oluşturmaya devam ediyor.
Doğal dil işleme alanında önde gelen uluslararası konferans olan Association for Computational Linguistics’in (ACL 2024) 62. Yıllık Toplantısı’nın bildirileri kapsamında bugün yayınlanan çalışma, LLM’lerin talimatları takip etme ve dilde yeterlilik konusunda yüzeysel bir yeteneğe sahip olduklarını, ancak açık talimatlar olmadan yeni becerilerde ustalaşma potansiyellerinin olmadığını ortaya koyuyor. Bu da onların doğaları gereği kontrol edilebilir, öngörülebilir ve güvenli kaldıkları anlamına geliyor.
Yeni yetenekler değil bağlam içi öğrenme!
Bath Üniversitesi’nde bilgisayar bilimcisi ve LLM’lerin ‘ortaya çıkan yetenekleri’ üzerine yapılan yeni çalışmanın ortak yazarı Dr. Harish Tayyar Madabushi, “Bu tür bir yapay zekâ gelişiminin insanlık için bir tehdit olduğu yönündeki hakim söylem, bu teknolojilerin yaygın olarak benimsenmesini ve geliştirilmesini engelliyor ve ayrıca dikkatimizi odaklanmamız gereken gerçek sorunlardan uzaklaştırıyor” dedi.
Almanya’daki Darmstadt Teknik Üniversitesi’nden Profesör Iryna Gurevych liderliğindeki ortak araştırma ekibi, LLM’lerin modellerin daha önce hiç karşılaşmadığı görevleri tamamlama yeteneklerini test etmek için deneyler yaptı. Örnek olarak, LLM’ler sosyal durumlarla ilgili soruları, bunu yapmak üzere açıkça eğitilmeden ya da programlanmadan yanıtlayabilmektedir.
Önceki araştırmalar bunun modellerin sosyal durumlar hakkında ‘bilgi sahibi’ olmasının bir ürünü olduğunu öne sürerken, araştırmacılar bunun aslında modellerin LLM’lerin kendilerine sunulan birkaç örneğe dayalı görevleri tamamlama konusundaki iyi bilinen ve ‘bağlam içi öğrenme’ (ICL) olarak bilinen yeteneğini kullanmasının bir sonucu olduğunu gösterdi.
En büyük tehdit yapay zekâ dezenformasyonu
Ekip, binlerce deney aracılığıyla, LLM’lerin talimatları takip etme yeteneği (ICL), hafıza ve dil yeterliliğinin bir kombinasyonunun, LLM’lerin sergilediği hem yetenekleri hem de sınırlamaları açıklayabileceğini gösterdi. Dr. Tayyar Madabushi, araştırmacıların testlerinin LLM’lerde ortaya çıkan karmaşık muhakeme yeteneklerinin olmadığını açıkça göstermesi nedeniyle bu korkunun temelsiz olduğunu şu sözlerle savunuyor.
“Sahte haberlerin yaratılması ve dolandırıcılık riskinin artması gibi yapay zekânın kötüye kullanımına yönelik mevcut potansiyeli ele almak önemli olsa da, algılanan varoluşsal tehditlere dayalı düzenlemeleri yürürlüğe koymak için erken olacaktır. Daha da önemlisi, bunun son kullanıcılar için anlamı, açık bir talimat olmaksızın karmaşık muhakeme gerektiren karmaşık görevleri yorumlamak ve gerçekleştirmek için yapay zekâya güvenmenin büyük olasılıkla bir hata olacağıdır. Bunun yerine, kullanıcıların modellerden ne yapmalarını istediklerini açıkça belirtmeleri ve en basit görevler dışında mümkün olan her yerde örnekler sunmaları büyük olasılıkla fayda sağlayacaktır.”
Kullandığınız klavye türünü önemli görmeyebilirsiniz. Sonuçta, en iyi klavyelerin çoğu aynı işlevi sunar, yani bir bilgi işlem aygıtına metin girmenize olanak tanır. Ancak sizin için doğru klavye türünü kullanmak büyük bir fark yaratabilir.
Klavyeler hakkındaki tartışmalar genellikle iki ana tür etrafında döner: membran veya mekanik klavyeler. Her biri aynı temel işlevselliği sağlıyor. Ancak boyut, tuş türü veya kablosuz bağlantı gibi şeylere bağlı olarak çok farklı deneyimler sunar. Özellikle en iyi ergonomik klavyeler arasında mevcut olan birçok farklı tasarımı unutmayalım.
Mekanik klavye kullanımı
Hangi klavyeyi satın alacağınızı seçerken düşünülmesi gereken çok şey var. Çoğumuz günlük hayatımızın büyük bir bölümünde klavyelerimizi kullanıyoruz. Sizin için en rahat olanın ne olduğunu düşünmek için biraz zaman ayırmaya değer.
Eski mekanik klavyeler daha ağır, daha pahalı ve daha hantaldı. Buna rağmen, yıllar içinde bu durum değişti. Artık daha küçük tuş başlıklarına, anahtarlara ve ayak izlerine sahip klavyeler var. Düşük profilli mekanik klavyeleri 75 dolardan daha düşük fiyata bulabilirsiniz.
Geleneksel bir membran klavyeden farklı olarak, mekanik klavyelerde de çok daha fazla çeşitlilik vardır. Her biri oldukça farklı tepki veren klavye anahtarlarından (bazıları eğlenceli eski moda tıkırtılı bir şekilde yüksek seslidir, bazıları fısıltı kadar sessizdir) minik %40 mekanik klavyelere kadar, bir nimet ve bir lanet olabilen çok daha fazla seçim vardır.
Neyse ki artık mekanik klavyeler daha kolay bulunabildiği için fiyatları düştü. Bu tür klavyeler, eski anahtarlarınızı söküp yerine yenilerini tekrar lehimlemenize gerek kalmadan farklı anahtarları kolayca test etmenizi sağlar.
Logitech K400 Plus klavyeyi ayıran şey, sol tıklama, sağ tıklama ve ses kontrolü için fiziksel düğmeler. Bununla birlikte yerleşik bir izleme paneline sahip olmasıdır. Logitech K400 Plus ayrıca şirketin birleştirici alıcı USB dongle’larından biriyle birlikte geliyor. Bu da bu klavyeyi bir TV’ye, oyun konsoluna veya kablo kullanmanın pratik olmayacağı herhangi bir cihaza kablosuz olarak kolayca bağlayabileceğiniz anlamına gelir.
Samsung, yapay zeka (AI) teknolojisini orta seviye akıllı telefonlarına getirmeye hazırlanıyor. Şirket, Galaxy A serisindeki bazı modellere popüler “Circle to Search” özelliğini sunacağını duyurdu. Bu adım, Samsung’un AIteknolojilerini daha geniş bir kullanıcı kitlesine ulaştırma stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Geçtiğimiz hafta, Samsung’un Galaxy AI teknolojilerini Galaxy A serisindeki belirli modellere taşıyacağına dair bilgiler paylaşılmıştı. Şirket bugün resmi açıklamasında, bu ay itibarıyla Galaxy A54, A34, A55 ve A35 modellerine yapay zeka destekli yeni özellikleri getireceğini belirtti.
Galaxy S24 serisiyle tanıtılan Circle to Search özelliği, Galaxy A serisine ve Fan Edition tabletlerine gelen ilk AI teknolojisi olacak. Circle to Search, ekran üzerinde herhangi bir nesneyi daire içine alarak hızlı ve kolay bir şekilde arama yapma imkanı sunuyor. Bu teknoloji, Google Lens’e dayalı olarak geliştirilmiş olup, kullanıcıların ekrandaki nesneler hakkında bilgi edinmelerini daha sezgisel ve etkili hale getiriyor.
Circle to Search özelliğini kullanmak oldukça basit; kullanıcılar ana sayfa düğmesine veya çubuğa uzun basarakekranlarındaki nesneleri seçebilir ve anında bilgi alabilirler. Özellik, kullanıcı deneyimini artırmak ve bilgiye erişimi daha hızlı ve kolay hale getirmek amacıyla tasarlandı.
Ayrıca, Samsung, Circle to Search’ün Galaxy Tab S9 FE ve Tab S9 FE+ tabletlerine de geleceğini doğruladı. Ancak, bu tabletler için kesin bir çıkış tarihi henüz açıklanmadı. Samsung’un bu hamlesi, orta seviye cihazlarda yapay zeka özelliklerinin yaygınlaştırılmasını ve kullanıcıların teknolojiye daha erişilebilir bir şekilde yaklaşmalarını sağlayacak gibi görünüyor.
Bu güncelleme, Samsung’un yapay zeka teknolojilerini daha geniş bir kullanıcı kitlesine sunma hedefinin bir parçası olarak değerlendiriliyor ve teknoloji dünyasında merakla beklenen gelişmelerden biri olarak öne çıkıyor.
ISSD Bilişim tarafından geliştirilen Türkiye’nin ilk patentli Dinamik Kavşak Kontrol Sistemi olan CHAOS, Irak’tan gelen üst düzey yetkililere tanıtıldı. Tanıtımda, Irak Çevre Bakanlığı, Başbakan Ofisi, İçişleri Bakanlığı ve Bağdat, Ramadi, Basra, Divaniye, Hilla, Musul ve Kerkük gibi şehirlerin belediyelerinden temsilciler yer aldı.
Yedi milyona yaklaşan nüfusuyla Batı Asya’nın en yoğun şehirlerinden biri olan Bağdat, ciddi trafik sıkışıklıkları ve altyapı problemleriyle boğuşuyor. Şehirdeki araç sayısı 2001’de bir milyon civarındayken 2021’de bu rakam 2,7 milyona ulaşmış durumda. Bu artış, yolların kapasitesini aşarken park yeri eksikliği, güvenlik kontrol noktaları ve yetersiz trafik yönetimi de sıkışıklığı artırıyor. Uzun süreli trafik sıkışıklıkları ve artan karbon emisyonları, şehir için ciddi bir çevresel risk oluşturuyor.
ISSD Bilişim Yönetim Kurulu Başkanı Çağrı Yüzbaşıoğlu
ISSD Bilişim Yönetim Kurulu Başkanı Çağrı Yüzbaşıoğlu, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, CHAOS’un şehirlerin trafik yönetiminde daha verimli çözümleri ürettiğini belirtti. “CHAOS sistemi, trafik akışını optimize etmek, güvenliği artırmak ve şehirlerin daha verimli hale gelmesine katkı sağlamak amacıyla geliştirilmiştir. Gerçek zamanlı veri analizi ve adaptif sinyal kontrolü gibi özellikler sayesinde, şehirlerdeki trafik yoğunluğunu azaltıyoruz. Iraklı yetkililerin bu sisteme gösterdiği ilgi, uluslararası alanda teknoloji ve bilgi paylaşımının önemini bir kez daha ortaya koyuyor.” dedi.
Toplantıya katılan önemli isimler arasında Irak Çevre Bakanlığı Teknik Bakan Yardımcısı Jassim Abdulaziz Humadi, Başbakan Ofisi Dijital Dönüşümden Sorumlu Başbakan Danışmanı Hasan Shamsuddin ve Irak Trafik Genel Müdürü Orgeneral Raad Mahdi Abdulsahib gibi üst düzey yetkililer yer aldı. Irak genelinde büyük ilgi gören CHAOS sistemi, ülkenin trafik yönetiminde modern çözümler için bir adım olarak değerlendiriliyor.
Yüzbaşıoğlu, Irak gibi potansiyel pazarlarda teknolojiyi en verimli şekilde kullanmanın önemine vurgu yaparak, “ISSD olarak, geliştirdiğimiz bu sistemle sadece Türkiye’de değil, uluslararası arenada da fark yaratıyoruz. Irak pazarında güçlü bir yer edinmeyi ve trafik sorunlarının çözümüne katkı sağlamayı hedefliyoruz. Bağdat’ın trafik sorununu CHAOS ile çözeceğiz” ifadelerini kullandı.
Microsoft, Chromium tabanlı Edge tarayıcısını tanıtarak Internet Explorer’dan önemli bir geçiş yaptı ve bu yeni tarayıcıyla olumlu geri dönüşler aldı. Ancak, son dönemde Microsoft’un pazar payını artırma çabaları, çeşitli suçlamalarla karşı karşıya kaldı. Şirket, kullanıcıları Edge tarayıcısını kullanmaya teşvik etme yöntemleri nedeniyle eleştiriliyor.
Mozilla gibi rakip tarayıcı geliştiricileri, Microsoft’un kullanıcıları adeta Edge’i yüklemeye zorladığını ve bunun için “karanlık desenler” olarak adlandırılan yanıltıcı tasarım teknikleri kullandığını iddia ediyor. Bu teknikler, kullanıcıları istemeden Edge tarayıcısını tercih etmeye yönlendirebilecek tasarım öğelerini içeriyor.
Son olarak, Microsoft’un Defender güvenlik paketi kullanıcılarına yönelik uyguladığı yöntemler de dikkat çekti. The Register tarafından aktarılan bilgilere göre, Microsoft, Defender kullanıcılarına Chrome veya diğer tarayıcılar üzerinden Azure Functions’a erişim sağladıklarında, Edge kullanmaları yönünde bir uyarı gösteriyor. Bu uyarı, bir reklam gibi değil, güvenlik tavsiyesi olarak sunuluyor, bu da kullanıcıların yanıltıcı bir şekilde Edge tarayıcısını tercih etmelerine yol açabilir.
Microsoft’un bu uygulamaları, kullanıcıların özgür seçimlerini kısıtladığı ve haksız rekabet yarattığı yönünde geniş çaplı eleştirilere neden oldu. Şirketin Edge’in pazar payını artırmak için izlediği agresif stratejiler, kullanıcı deneyimini ve güvenini riske atma potansiyeline sahip.
Bu eleştirilerin ardından, Microsoft’un bu konudaki tavır değişikliği ve pazarlama taktiklerini gözden geçirip geçirmeyeceği ise teknoloji dünyasında büyük bir merak konusu haline geldi. Kullanıcılar, konuyla ilgili düşüncelerini yorumlar kısmında paylaşarak bu tartışmalara katkıda bulunabilirler.
ABD Adalet Bakanlığı, Google’ın çatı şirketi Alphabet’in kasıtlı olarak tekel haline geldiğine yönelik tarihi kararının ardından, Alphabet’i bölme de dahil olmak üzere çeşitli seçenekleri değerlendiriyor. Bu karar, ABD hükümetinin 2020 yılında başlattığı rekabet davasında Google’ın arama ve metin reklamcılığı alanlarında yasadışı tekel oluşturduğuna dair hükmüyle ilgili.
Adalet Bakanlığı’nın inceleme altındaki seçenekler arasında, Google’ın bölünmesini istiyor öne çıkıyor. Bloomberg’in raporuna göre, en sık tartışılan çözüm yollarından biri Android işletim sisteminin satışa çıkarılması. Ayrıca, Google’ın web tarayıcısı Chrome ve reklam platformu Google Ads’in de elden çıkarılması gibi seçenekler masada bulunuyor. Eğer Adalet Bakanlığı, Google’ın bölünmesine karar verirse, bu, tarihin en büyük şirket bölünmelerinden biri olacak.
ABD hükümetinin önceliği, Google’ın platformlarda varsayılan hale gelmek için yaptığı özel anlaşmaları ortadan kaldırmak. Google’ın Gmail ve Google Play Store gibi uygulamalarına erişim sağlamak için cihaz üreticileriyle şartlı anlaşmalar yaptığı ve Chrome’un cihazlara silinemeyecek şekilde yüklendiği belirtiliyor. Ayrıca, Google’ın arama motorunu varsayılan hale getirmek için yıllık olarak Apple’a 20 milyar dolar ödediği vurgulanıyor.
Diğer değerlendirilen seçenekler arasında Google’ın Bing veya DuckDuckGo gibi rakiplerine veri devretmesi veya lisanslaması da bulunuyor. Bu adım, Google’ın özel sözleşmeler sayesinde rakiplerinden 16 kat daha fazla kullanıcı verisi toplamasının ve rakiplerinin kendi arama motorlarını geliştirmesinin engellenmesinin önüne geçmeyi hedefliyor.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Türkiye’de yerli mesajlaşma uygulamaları konusunda önemli bir adım atıldığını açıkladı. Bakan Uraloğlu, Türkiye’nin dijital bağımsızlığına katkı sağlamak ve veri güvenliğini artırmak amacıyla yerli bir mesajlaşma uygulaması üzerinde çalışmaların sürdüğünü belirtti. Peki yeni uygulama neler sunacak? Neden böyle bir karar alındı? Detaylar haberimizde…
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, yerli mesajlaşma uygulamaları üzerinde çalışma yapıldığını açıkladı
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’nun bahsettiği proje, Türkiye’nin teknoloji alanında attığı adımlardan biri olarak hayatımızda önemli bir yer edinebilir. Özellikle, WhatsApp gibi popüler mesajlaşma uygulamalarının yurt dışı merkezli olması ve bu uygulamalarda yaşanan veri güvenliği endişeleri, yerli bir alternatif geliştirilmesini önemli kılıyor.
Yerli mesajlaşma uygulamaları girişimine Çin’den örnek verebiliriz. Çin’de yerli uygulamalarının başarısı, Türkiye’nin bu alandaki girişimlerine ilham kaynağı olabilir. Çin’in en popüler mesajlaşma ve sosyal medya platformu olan WeChat, bu konuda öne çıkan bir örnek.
WeChat, bugün sadece Çin’de değil, dünya genelinde milyarlarca kullanıcıya hizmet veriyor. Ayrıca sadece mesajlaşma değil, ödeme sistemleri, sosyal medya, oyunlar ve daha pek çok hizmeti tek bir çatı altında topluyor.
Çin hükümeti, WeChat gibi yerli uygulamaları destekleyerek, veri güvenliği ve dijital egemenlik konularında önemli adımlar attı. Ayrıca, kullanıcıların kişisel verilerini yabancı sunucular yerine yerel sunucularda saklıyorlar. Türkiye’nin geliştireceği yerli mesajlaşma uygulaması da benzer bir misyon üstlenebilir.
Türkiye’nin de kendi WeChat’ini geliştirmesi, veri güvenliği konusunda önemli bir katkı sağlayabilir. Edinilen bilgilere göre, yerli mesajlaşma uygulamaları, Türk mühendisler tarafından geliştirilecek ve kullanıcıların güvenlik endişelerini en aza indirecek.
Dev şirket Teksas merkezli karbon üreticisi Orion, yatırımcılarına yaptığı açıklamada, bilinmeyen üçüncü şahıslar tarafından kontrol edilen hesaplara yapılan hileli banka havaleleri sonucunda 60 milyon dolar kaybettiğiniduyurdu. Şirket, dolandırıcılık olayının ayrıntılarına ilişkin ek bilgi vermedi.
Dolandırıcılık planları genellikle, şirket çalışanlarını – genellikle finans departmanında veya yönetici odasında çalışanları – kandırarak, şirket fonlarının dolandırıcıların kontrolündeki hesaplara havale edilmesini içeriyor. Bu tür planlar, yöneticilerin e-posta hesaplarının hacklenmesini, bu hesaplardan personellere sahte talimatlar gönderilmesini veya çalışanların para transferini gerçekleştirmeleri için kandırılmasını içerebilir. Derin taklitler de bu süreçte kullanılabilir.
FBI, e-posta dolandırıcılığının son yıllarda milyarlarca dolarlık bir sorun haline geldiğini ve büyük küçük birçok şirketi etkilediğini belirtti. Ancak, e-posta dolandırıcılığından korunmak için basit ve etkili yöntemler mevcut.
Üç yıl gibi kısa bir sürede 2,5 milyon kullanıcıyı aşarak Türkiye’nin en çok kullanılan yatırım uygulaması olan Midas, Midas Kripto ile kullanıcılarına yeni bir yatırım alanı sunarak hızlı büyümesini sürdürüyor. Detaylar haberimizde…
Midas, “Midas Kripto” uygulaması ile kripto alım satım hizmeti sunmaya başladı
Midas Kripto, kullanıcılarının dakikalar içinde kayıt olup kolayca kripto alıp satabilmelerini sağlıyor. Halihazırda Midas uygulamasından ABD borsaları, Borsa İstanbul ve TEFAS fonlarına Midas yatırım hesapları ile düşük komisyonla ve masrafsız şekilde yatırım yapabilen kullanıcılar, artık Midas Kripto uygulaması ile en popüler kripto varlıkların alım satımlarını da düşük komisyonlarla gerçekleştirebilecekler.
İlk kripto alımına 200 TL değerinde Bitcoin hediye
Midas Kripto uygulamasında ilk kripto alımını yapan kullanıcılar, 200 TL değerinde Bitcoin kazanma fırsatını yakalayacak. Midas bu hediye ile tüm yatırımcıları Midas Kripto uygulamasını deneyimlemeye davet ediyor.
Midas CEO’su Egem Eraslan, şunları söyledi:
“Midas’ta önceliğimiz her zaman kullanıcılarımıza en düşük komisyonlarla en iyi yatırım deneyimini sunmak oldu. Şimdi yepyeni bir yolculuğa çıkarak kullanıcılarımıza hisse ve fon yatırımlarının yanı sıra Midas kolaylığı ve güveni ile kripto yatırımı yapma imkanı sunuyoruz.
Önümüzdeki dönemde bir yandan Midas Kripto’da en pürüzsüz kullanıcı deneyimini sağlamaya diğer yandan da kullanıcılarımızın tüm yatırım ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik çalışmalarımıza ve yatırımlarımıza yoğunlaşacağız. Bunu yaparken de en büyük hedefimiz kullanıcılarımızın deneyimini iyileştirmek olacak” dedi.
Not: Kripto varlık hizmeti Midas Blok Zinciri Yazılım Teknolojileri A.Ş. tarafından sunulmaktadır. Midas Kripto, kampanya şartlarında değişiklik yapma hakkını saklı tutar. Kampanya koşulları ile ilgili bilgilerin tamamına midaskripto.com üzerinden ulaşabilirsiniz.
Son dönemde yaşanan büyük CrowdStrike krizinin ardından, Microsoft’un gelecekte benzer felaketlerin önüne geçmek için geliştirdiği çözüm önerileri gündeme geldi. Bu olay, teknolojiye olan bağımlılığımızı ve bu teknolojilerin sağlayıcılarının sorumluluklarını bir kez daha gözler önüne serdi.
CrowdStrike krizi ve etkileri
CrowdStrike fiyaskosu, dünya çapında birçok büyük şirkete siber güvenlik hizmetleri sunan bir firma. Ancak yakın zamanda yaşanan bir güncelleme felaketi, şirketin sağladığı güvenlik yazılımının dünya genelindeki Windows sistemlerinde büyük sorunlara yol açmasına neden oldu. Güncelleme, Windows’un çekirdeğine zarar vererek sistemlerin çökmesine ve işletim sisteminin yeniden başlatılmasını zorlaştırdı. Sorunun çözülmesi uzun sürdü ve yeterli BT personelinin bulunmaması, müdahaleyi daha da zorlaştırdı.
CrowdStrike fiyaskosu bu fiyaskoya yol açan hatalı güncellemesi, Hızlı Yanıt İçeriği güncellemelerinin yeterince titiz bir kontrol sürecinden geçmemesi nedeniyle meydana geldi. Şirket, bu tür güncellemelerin Falcon sensörü kadar risk oluşturmadığını düşündü, ancak yanıldı.
Microsoft’un çözüm önerisi
CrowdStrike fiyaskosu Microsoft, bu tür olayların bir daha yaşanmaması için bir dizi öneri sundu. Şirketin Windows servis ve dağıtım program yönetimi başkan yardımcısı John Cable, Windows’un daha güvenli hale gelmesi için çekirdek erişiminin sıkı denetim altında tutulması gerektiğini belirtti. Cable’ın önerisi, güvenlik şirketlerinin Windows çekirdeğine erişim sağlamaması gerektiğini ve daha güvenli teknolojilerin kullanılmasını vurguluyor.
Bu öneri, bazı güvenlik sağlayıcıları ve teknoloji uzmanları tarafından Microsoft’un güvenlik alanında daha fazla kontrol sağlamayı amaçladığı şeklinde yorumlanıyor. Özellikle, Microsoft’un çekirdek erişimini kısıtlamanın Windows’u daha güvenli hale getireceğini savunanlar var. Ancak, bu görüş, bazı güvenlik uzmanları tarafından Microsoft’un geçmişte yaşadığı güvenlik hataları göz önüne alındığında tartışmalı bulunuyor.
CrowdStrike krizinden ders çıkarılması gerektiği kesin. Ancak, Microsoft’un sadece kendi çekirdek erişimini sağlayarak güvenliği artırma önerisi, güvenilir güvenlik şirketlerinin erişimini kısıtlamakla mı sonuçlanacak? Bazı uzmanlar, Microsoft’un tek başına hareket etmesindense, güvenilir üçüncü tarafların da dahil olduğu kolektif bir güvenlik yaklaşımının daha etkili olacağı görüşünde.
Sonuç olarak, Windows’un daha güvenli hale getirilmesi için sadece tek bir çözüm yeterli olmayabilir. Hem Microsoft’un hem de diğer güvenlik sağlayıcılarının işbirliği içinde çalışarak daha sağlam bir güvenlik altyapısı oluşturması gerekmektedir.
Bloomberg‘e göre Apple, evlerimizi dönüştürecek yepyeni bir ürün üzerinde çalışıyor. Şirketin birkaç yüz kişilik bir ekibi, masaüstü kullanımı için tasarlanmış, iPad ekranlı robotik bir kol üzerinde yoğunlaşıyor. Bu robot, sadece hareket etmekle kalmayacak, aynı zamanda 360 derece dönebilecek ve evimizin içindeki çeşitli görevleri yerine getirebilecek.
Apple’ın yeni robotu, ev otomasyonunu bir üst seviyeye taşımayı hedefliyor. Cihazın, ev güvenliğini sağlamaktan görüntülü görüşmelere katılmaya, akıllı ev cihazlarını kontrol etmekten kişisel asistanlık görevlerine kadar birçok işlevi yerine getirmesi bekleniyor. Siri veya Apple Intelligence‘ın “bana bak” gibi komutlarına yanıt verecek olan robot, görüntülü bir görüşme sırasında ekranını doğrudan size doğru çevirebilecek.
2026 veya 2027’de raflarda olacak
Apple’ın teknoloji başkan yardımcısı Kevin Lynch liderliğindeki ekip, bu heyecan verici projeyi hayata geçirmek için gece gündüz çalışıyor. Bloomberg’in haberine göre robot, 2026 veya 2027 yıllarında piyasaya sürülebilir ve fiyatı yaklaşık 1000 dolar olabilir.
Apple, otomobil projesini iptal etmesinin ardından bu yeni projeyle gündeme geldi. Şirket, daha önce Vision Pro gibi yenilikçi ürünlerle dikkat çekmişti. Bu yeni robot ise Apple’ın ev teknolojileri alanındaki iddiasını bir kez daha ortaya koyuyor.
Peki, bu robot diğerlerinden neyle farklılaşacak?
Apple’ın robotu, şirketin sofistike yazılım ve donanım entegrasyonu sayesinde diğer benzer ürünlerden sıyrılacak gibi görünüyor. iPadOS‘un özelleştirilmiş bir sürümüyle çalışacak olan cihaz, Apple ekosistemiyle sorunsuz bir şekilde entegre olacak ve kullanıcılara benzersiz bir deneyim sunacak.
Apple’ın yeni robotu, evlerimizi daha akıllı ve daha bağlantılı hale getirecek potansiyele sahip. Bu gelişme, teknolojinin günlük hayatımıza etkilerini bir kez daha gözler önüne seriyor. Önümüzdeki yıllarda robotların evlerimizde daha yaygın hale gelmesiyle birlikte, yaşam tarzımızın kökten değişmesi bekleniyor.
Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg, eşi Priscilla Chan için yaptırdığı etkileyici heykelle sosyal medyada geniş bir yankı uyandırdı. Zuckerberg, heykelin fotoğrafını Instagram hesabında paylaşarak, Roma döneminden esinlendiğiniaçıkladı ve sanat eserinin detaylarını takipçileriyle paylaştı.
Mark Zuckerberg eşinin 7 metrelik heykeli New York merkezli sanatçı Daniel Arsham tarafından tasarlanan ve yaklaşık 7 metre yüksekliğindeki heykel, Priscilla Chan’i yeşil renkte ve büyük bir gümüş pelerinle betimliyor. Heykel, Zuckerberg çiftinin New York’taki evinin bahçesinde sergileniyor ve göz alıcı boyutlarıyla dikkat çekiyor. Eserin bu denli büyük olması, Chan’in etkileyici bir şekilde tasvir edilmesi ve pelerinin detayları, heykelin sanat dünyasında nasıl bir yer edineceği konusunda merak uyandırdı.
Mark Zuckerberg eşinin 7 metrelik heykel jesti, sosyal medyada çeşitli tepkilere neden oldu. Bazı takipçiler, Zuckerberg’in eşine olan derin sevgisini ve hayranlığını gösterdiğini belirterek, bu hareketi “nihai eş adam” olarak nitelendirdi. Heykelin estetik ve romantik bir ifade biçimi olarak görüldüğünü vurgulayan bu kullanıcılar, Zuckerberg’in bu özgün hediyesini olumlu yönde değerlendirdi.
Öte yandan, bazı sosyal medya kullanıcıları heykelin büyük ve gösterişli olmasını gereksiz buldu ve tepkilerini “yikes” ifadesiyle dile getirdi. Bu grup, böylesine devasa bir heykelin, özellikle de özel bir yaşam alanında sergilenmesinin aşırı bir gösteriş olarak algılanabileceğini savundu.
Bu paylaşım, sosyal medyada sanat değeri, milyarderlerin yaşam tarzı ve Zuckerberg’in eşine olan sevgisi gibi konuları tartışmaya açtı. Kullanıcılar, heykelin estetik yönleri, maliyetleri ve böyle bir eser için ayrılan kaynakların ne kadar anlamlı olduğu konusunda farklı görüşler sundu. Tartışmalar, heykelin ve Zuckerberg’in jestinin geniş bir şekilde analiz edilmesine neden oldu ve sosyal medya platformlarında geniş çaplı bir etkileşim sağladı.
E-postayla bir PDF belgesi alırsanız ve imzalayıp geri göndermeniz gerekirse ne yaparsınız? Muhtemelen yazdırır, imzalar ve e-postayla göndermeden önce tekrar tararsınız. Bu sıkıcı bir işlemdir ve belgenin kalitesi de elbette düşer. Neyse ki, bu işlemi yapmanın daha iyi ve daha hızlı bir yolu var.
Bunun yerine elektronik olarak imzalayabilirsiniz. Bu, anahtarları imzalamayı ve şifrelemeyi içeren güvenli bir yöntem olan dijital imzalama ile aynı şey değildir. Bunun yerine, gerçek bir kağıt kullanmadan imzanızı “kağıda” geçirmenin bir yoludur. Yazdırma ve tarama yöntemi kadar güvenlidir.
İmzalanacak belgeyi Acrobat Reader’da açın. İmzanın yerini bulun, Doldur’u seçin ve menüde imzalayın.
Belgeyi imzalayın
Artık harflerle imzalayabilirsiniz, ancak bu anlamsızdır. Bunun yerine, Kendinizi imzalayın’a tıklayın ve İmza ekle’yi seçin
Çizin
Çiz’e tıklayın. Şimdi imzanızı fareyle çizebilirsiniz. Gerçekten iyi değilseniz iyi sonuç vereceği garanti değildir. İmzanızın bir resmini kullanmak daha iyidir.
Resim kullanın
Resme tıklayın ve kaydedilmiş imzanızı arayın. İmzayı doğru şekilde yerleştirin ve boyutunu ayarlayın. İleri’ye ve ardından Devam’a tıklayın. Kaydetmek istediğiniz yere gidin.
Başlangıçta öğretmenlerin fotokopi makinesine gitme zahmetinden kurtulmalarına yardımcı olmak için yaratılan Google Classroom, değişen ihtiyaçlarını karşılamak için okullarla sürekli olarak birlikte çalıştı. 2014 yılında, bir grup Google çalışanı (çoğu eski eğitimci) öğretmenler için bir ” görev kontrolü ” olarak Google Classroom’u başlattı . Google for Education Pilot Programı aracılığıyla okullarla sürekli bir geri bildirim döngüsüyle Classroom, o zamandan beri basit bir ödev dağıtım aracından okulların gerçek öğrenme etkisi elde etmelerini ve Workspace for Education’da teknoloji tekliflerini birleştirmelerini sağlayan merkezi bir hedefe dönüştü.
Google Classroom yapay zeka ile daha iyi hale gelecek
Son 10 yılda Classroom ekibi, ürünü her okula uygun bir öğretim ve öğrenme aracına dönüştürmek için 800’den fazla güncelleme yaptı. Kullanılabilirlik değişikliklerinden, dünyanın dört bir yanındaki öğrencilerin öğrenme biçimini dönüştüren yeni özelliklere kadar. İleriye baktığımızda, liderlerin ve eğitimcilerin yalnızca zamandan tasarruf etmelerine değil, aynı zamanda özellikle yapay zekanın yardımıyla anlamlı öğrenci ilerlemesi üzerindeki etkilerini artırarak zaman yaratmalarına yardımcı oluyor.
Google Classroom, onuncu yıl dönümünü kutluyor ve eğitim için yapay zeka kullanan yeni özellikler sunuyor. Şirket, yakın zamanda Made by Google etkinliğinde, öğrenme sürecini devrim niteliğinde değiştirecek Classroom’da bir dizi iyileştirme duyurdu. İlk olarak, ebeveynler ve veliler öğrenci ödevlerini izlemek ve çocuklarının gelişimini özetleyen elektronik özetlere abone olmak için yeni araçlar alacaklar. Ek okuma ihtiyaçları olan öğrenciler için Read Along aracı artık İspanyolca ve Brezilya Portekizcesini destekliyor.
Yeniliklerin çoğu öğretmenleri etkiliyor. Gemini to Classroom yakında küresel olarak kullanıma sunulacak ve yaratıcı ders tasarımı için yeni fırsatlar sunacak. Bu araç öğretmenlerin yenilikçi müfredatlar geliştirmesine ve öğrenci ilerleme verilerine erişimi optimize etmesine yardımcı olacak.
Yeni özelliklerin öğrenci gelişiminin daha iyi izlenmesine ve daha fazla değerlendirme seçeneği sunulmasına olanak sağlaması bekleniyor.
Güvenlik araştırmacıları giderek daha fazla siber suçlularla mücadele ediyor, gruplarını aktif olarak takip ediyor ve hatta içlerine sızıyor – bu eğilim, istihbarat toplamak ve siber suçlu faaliyetlerini içeriden bozmak için daha geniş bir stratejinin parçası. Genellikle tam bir James Bond gibi davranıp sahte kişilikler yaratıp siber suçluların güvenini kazanmak için gizli operasyonlara girişiyorlar.
LockBit yazılım çetesi lideri tespit edildi
Modern bir siber gerilim romanı gibi okunan bir hikayede, siber güvenlik araştırmacısı Jon DiMaggio, kötü şöhretli LockBit fidye yazılımı çetesinin ele geçirilemeyen liderini başarıyla açığa çıkardı. Sahte bir siber suçlu kimliği edinerek DiMaggio, çetenin iç çevresine sızdı ve sonunda kolluk kuvvetleri kimliğini kamuoyuna açıklamadan önce çetenin beyni Dmitry Khoroshev’i tespit etti. DiMaggio’nun Def Con’da ifşa ettiği bu cüretkar operasyon, stratejik aldatmacanın yanı sıra böyle bir oyunun yol açabileceği psikolojik bedelin hikayesi.
Analyst1’de araştırmacı olan DiMaggio, Khoroshev’in kullandığı çevrimiçi takma ad olan LockBitSupp’a bağlı kişilerle etkileşim kurmak için kukla hesaplar oluşturarak sızmaya başladı. DiMaggio, konuşmaları izleyerek ve çetenin kültürünü ve tercihlerini anlayarak güvenilir bir siber suçlu kişiliği geliştirebildi.
Çeteye katılmayı ilk başta reddetmesine rağmen DiMaggio, LockBitSupp ile iletişimini sürdürdü ve dostça bir ilişki geliştirdi. Çetenin operasyonları ve taktikleri hakkında sorular sorarak sıradan sohbetlere katıldı.
Ocak 2023’te DiMaggio, sızmasını ifşa eden ve sahte kişiliklerini yakan bulguları hakkında bir rapor yayınladı. Şaşırtıcı bir şekilde LockBitSupp bunu hafife aldı, hatta forumlarda bununla ilgili şaka bile yaptı ve bu DiMaggio’nun ilgisini çekti.
İlişki, LockBitSupp’un forumlarda DiMaggio’nun LinkedIn fotoğrafını avatar olarak kullanmasıyla eğlenceli bir rekabete dönüştü. DiMaggio ayrıca çeteyi onlardan para koparıyormuş gibi yaparak trolledi ve bu da bazı siber suçlular arasında endişeye yol açtı. Bu dönemde DiMaggio, LockBitSupp’un yaklaşık 12 gün boyunca ortadan kaybolduğunu kaydetti. LockBitSupp geri döndüğünde tedirgin görünüyordu ancak DiMaggio ile iletişim kurmaya devam etti. Aynı zamanda LockBit, Chicago’daki bir çocuk hastanesine düzenlenen siber saldırının sorumluluğunu üstlendi ve bu, Toronto’daki SickKids hastanesini hedef aldıktan sonra ikinci hastane saldırısı oldu.
Bu eylemler DiMaggio’yu derinden sinirlendirdi, neredeyse LockBitSupp’a öfkeli bir mesaj göndererek onu takip etme niyetini ilan etmesine neden oldu. Ancak araştırmacı sonunda bundan vazgeçti. LockBit’in web sitesi kolluk kuvvetleri tarafından kapatıldıktan sonra DiMaggio, LockBitSupp’ı tespit etmeye yoğunlaştı. Anonim bir ihbar onu bir Yandex e-posta adresine yönlendirdi ve bu da kimliğinin Dmitry Khoroshev’e kadar uzanmasına yardımcı oldu.