2002 yılında Moskova’da kurulan ve daha sonra İngiltere, ABD ve İtalya gibi ülkelerde ofis açan siber güvenlik firması Positive Technologies’in tespitlerine göre, TA558 adlı siber saldırı grubu steganografi kullanarak dünya genelinde pek çok kurum ve kuruluşu hedef aldı. Saldırılarda kullanılan steganografi yöntemi, verileri görünüşte zararsız dosyaların içine gizleyerek kullanıcılar ve güvenlik ürünleri tarafından tespit edilemez hale getirme tekniği olarak dikkat çekiyor.
Siber saldırı gerçekleştiren TA558 grubu, 2018’den beri aktif olan ve Latin Amerika’ya odaklanarak dünya çapında konaklama ve turizm kuruluşlarını hedef aldığı bilinen bir tehdit aktörü. Steganografinin yoğun kullanımı nedeniyle “SteganoAmor” olarak adlandırılan grubun son kampanyasında çeşitli sektörleri ve ülkeleri etkileyen 320’den fazla saldırı tespit edildi.
SteganoAmor saldırıları nedir?
Saldırılar, görünüşte zararsız belge ekleri (Excel ve Word dosyaları) içeren ve 2017’de düzeltilen yaygın olarak hedeflenen bir Microsoft Office Denklem Düzenleyicisi açığı olan CVE-2017-11882 kusurundan yararlanan kötü amaçlı e-postalarla başlıyor. E-postalar, meşru alan adlarından geldikleri için mesajların engellenme olasılığını en aza indirmek için tehlikeye atılmış SMTP sunucularından gönderilir.
Microsoft Office’in eski bir sürümü yüklüyse, istismar meşru ‘dosyayı açtıktan sonra yapıştır. ee’ hizmetinden bir Visual Basic Script (VBS) indirecektir. Bu betik daha sonra base-64 kodlu bir yük içeren bir görüntü dosyasını (JPG) almak için çalıştırılır. Görüntüde yer alan komut dosyasının içindeki PowerShell kodu, tersine çevrilmiş base64 kodlu bir yürütülebilir dosya biçiminde bir metin dosyasının içine gizlenmiş nihai yükü indirir.
Siber saldırı için kullanılan kötücül yazılımlar (malware) hangileri?
Positive Technologies, saldırı zincirinin çeşitli varyantlarını gözlemlemiş. Bunlar arasında bir keylogger ve kimlik bilgisi hırsızı olarak işlev gören, tuş vuruşlarını, sistem panosu verilerini yakalayan, ekran görüntüleri alan ve diğer hassas bilgileri sızdıran AgentTesla adlı casus yazılım ve Saldırganın ele geçirilmiş bir makineyi uzaktan yönetmesine, komutları yürütmesine, tuş vuruşlarını yakalamasına ve gözetleme için web kamerasını ve mikrofonu açmasına olanak tanıyan Remcos adlı kötü amaçlı yazılım gibi farklı varyantlar mevcut.
Söz konusu siber saldırı kampanyalarında nihai yükler ve kötü amaçlı komut dosyaları genellikle Google Drive gibi yasal bulut hizmetlerinde saklanıyor ve AV araçları tarafından işaretlenmekten kaçınmak için iyi itibarlarından yararlanıyor. Çalınan bilgilerse, trafiğin normal görünmesini sağlamak için komuta ve kontrol (C2) altyapısı olarak kullanılan tehlikeye atılmış meşru FTP sunucularına gönderiliyor.
Positive Technologies, çoğu Latin Amerika ülkelerine odaklanan 320’den fazla saldırı tespit etti, ancak hedefleme kapsamı dünya çapında genişliyor. TA558’in saldırı zincirinde yedi yıllık bir hatanın kullanılmış olması oldukça önemli zira güvenlik uzmanlarına göre sadece Microsoft Office’in daha yeni bir sürüme güncellenmesi bile bu saldırıları etkisiz hale getirmek için yeterli olabilir
Continental yük taşımacılığı endüstrisi için tasarladığı yeni nesil Conti Eco Gen 5 lastik serisini duyurdu. Özellikle şehirlerarası ve uzun mesafe yük taşımacılığı alanında Continental’e göre devrim niteliğinde bir ilerleme sunarak düşük yuvarlanma direnci ve yüksek kilometre performansını birleştiriyor. İşte Continental Conti Eco Gen 5 serisi hakkında her şey…
Continental Conti Eco Gen 5 serisi ile yeni dönem başlıyor
Geliştirilmiş kauçuk bileşimleri ve tasarım yenilikleri ile Conti Eco Gen 5 serisi yakıt tüketimini azaltarak filoların operasyonel maliyetlerini düşürmeye ve aynı zamanda çevresel etkilerini azaltmaya yardımcı oluyor.
Continental’in davetlisi olarak Hannover’e geldim. Büyük heyecanla taşındıkları yeni binasındayım. Gurur veren bir bilgi paylaşayım. Tüm dünyadan gelen gazetecilere açılış konuşmasını bir Türk yapacak. Continental Bölge Yöneticisi Tansu Işık ile özel bir video çekeceğim. pic.twitter.com/Tug9FGEvLl
Maliyet verimliliği ve sürdürülebilirlik hedeflerini eş zamanlı olarak karşılayarak filo operatörlerinin AB regülasyonlarına uyum sağlamalarına olanak tanıyor. Ön ve çeker akslar için tasarlanmış farklı modellerle piyasaya sürülen Conti Eco Gen 5, çift katmanlı yapısı ve gelişmiş sırt tasarımı ile kilometre performansını artırırken yuvarlanma direncini azaltıyor.
Conti Eco Gen 5 lastikleri daha kalın alt sırt katmanı ve yenilikçi omuz tasarımları ile geliyor. Bu tasarımlar da lastiğin yola temas eden bölgesinin eşit şekilde aşınmasını sağlayarak uzun süreli kullanımda bile performansı koruyor.
Ayrıca Continental’in mühendislik ekibinin lastik karkas yapısını ve damak geometrisini yeniden şekillendirerek yuvarlanma direncinde yüzde 12, kilometre performansında ise yüzde 10’a varan iyileşmeler elde ettiği belirtiliyor.
Continental Lastikleri EMEA Bölgesi Filo Çözümleri Müdürü Tansu Işık sorularımızı yanıtladı:
Yeni Conti Eco Gen 5 lastik serisi, filo müşterilerinin çözüm portföyünün neresinde yer alıyor?
Bütünsel danışmanlık yaklaşımımız en düşük toplam sürüş maliyetlerine, yani LODC’ye odaklanıyor. Filo müşterilerimizi, lastikten kaynaklanan operasyonel maliyetlerini azaltmaları konusunda destekliyoruz. LODC;lastik, lastik servisi, dijitalleşme, veri analizi ve süreç optimizasyonu alanlarında tüm uzmanlığımızı bir araya getiriyor. Yeni Conti Eco Gen 5, dengeli yuvarlanma direncive ekstra çekiş gücüne sahip uzun ömürlü bir lastik. Bu yüzden ürün gamımızla tam uyum sağlayan LODC yaklaşımımız açısından da doğru bir seçim…
ContiEco Gen 5, LODC danışmanlık konseptinin neresinde yer alıyor?
Yeni Conti Eco Gen 5, seleflerine kıyasla ciddi anlamda daha iyi bir karbon dengesi sunuyor. Aynı zamanda, lastikten kaynaklanan operasyon maliyetlerini daha da azaltmaya yardımcı oluyor. Sonuç olarak, LODC konsepti ile mükemmel uyum sağlıyor. Conti Eco Gen 5’i geliştirme aşamasında lastik mühendislerimiz, hem çevre hem de ekonomiyi göz önünde bulundurarak filo faaliyetlerinin mali, çevresel ve güvenlik boyutu arasında bir denge kurmayı hedeflediler.
LODC yönteminin en önemli kaldıraçları nelerdir?
LODC için en önemli kaldıraçlar; optimum lastik seçimi, yaşam döngüsü çözümlerinin tanıtımı, zamanında lastik kontrolleri ile veri odaklı servis yönetimi ve 7/24 arızaservisidir. Ayrıca, hizmet süresini en üst düzeye çıkarmak, lastik kilometresini ve yakıt verimliliğini artırmak, onarım ve bakım maliyetlerini azaltmak ve sipariş yönetimi ve faturalandırma süreçlerini optimize etmek için kullanılandijital hizmetleri sayabiliriz. Temelde, komple bir yaşam döngüsü çözümü, lastiklerin potansiyelinden tam olarak faydalanılmasına yardımcı oluyor. Bizim açımızdan buyaklaşım, dijital çözümler, karkas yönetimi ve lastik kullanımı sırasında veri şeffaflığı gibi araç ve hizmetleri içeriyor. Kullanım esnasında lastik basıncını izlemek ve lastik bakımını optimize etmek amacıyla dijital çözümler kullanabiliyoruz. Bu çözümler, lastik ömrünü uzatırken hizmet süresini artırarakyakıt tasarrufuna yardımcı oluyor.
ContiEco Gen 5, filo operatörlerininCO2 emisyonlarını azaltmalarına nasıl katkıda bulunuyor?
Conti Eco Gen 5’i geliştirme aşamasında, düşük yuvarlanma direnci ile yüksek kilometre performansı arasındaki etkileşimi harmonize etmeyi başardık. Bunun için, mühendislikçalışmalarımız yuvarlanma direncini kilometreden bağımsız bir şekilde iyileştirmeye odaklandı. Tüm lastik bileşenlerinde, örneğin karkas yapısında, sırt bölgesinde ve genel kontur ve sırt tasarımının geliştirilmesinde yeni teknolojiler kullanıldı. Sonuçta, lastik geliştirirken filoların CO2 dengesini iyileştirmenin en etkili yolu, düşük yuvarlanma direnci ve uzun bir lastik ömrüdür.
LODC ve filo verimliliği açısından lastik kaplaması ne kadar önemli? Bütünsel LODC konseptinin bir parçası olarak, lastik seçerken sıcak kaplama ContiRe veya soğuk kaplama ContiTreadlastikler gibi daima müşterinin kullanım profiline en uygun kaplama çözümünü dikkate alıyoruz. Mühendislik ekiplerimiz birbiriyle koordineli olarak yeni ve kaplama lastikler üzerinde çalışıyor. Bu açıdan sırt kaplaması, LODC yaklaşımımız ve tüm filonun sürdürülebilirliğini artırmak açısından önemli bir faktör haline geliyor.
Yeni ContiEco Gen 5 kaplamaya uygun mudur? Conti Eco Gen 5 lastiğinin geri dönüşüm seçeneğinden ödün vermeden yuvarlanma direnci ve dayanıklılık gibi kriterleriniiyileştirmek bizim açımızdan önemliydi. Yani bu Conti EcoGen 5’in ve karkasının kaplamaya tamamen uygun olduğu anlamına geliyor. Bu nedenle, lastik geliştirme aşamasındakaplanabilirlik özelliği de dikkate alındı.
Lastik maliyetleri bir filonun toplam maliyetlerinin ne kadarını oluşturur?
İlk bakışta lastikler, bir kamyonun toplam operasyonmaliyetlerinin sadece yaklaşık yüzde 2’sini oluşturur gibi görünse de yakıt, bakım ve onarım maliyetleri, idari giderlerve yol geçiş ücretleri gibi toplam maliyetlerin ortalama yüzde 50’si üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Bu da lastikleri önemli bir maliyet tasarrufu aracı yaparken LODC konseptini filo müşterilerimiz için gerçek bir başarı faktörü haline getiriyor.
Filo müşterileriniz için genel pazar koşulları gelecekte nasıl şekillenecek?
Tahminde bulunmak her zaman zor olsa da maliyet baskılarının daha da artması muhtemel. Yakıt fiyatları öngörülebilir gelecekte yüksek seviyede kalmaya devam edecek, Avrupa genelinde fosil yakıtlara getirilen karbonvergisi ile bu durum daha da kötüleşecek. Ayrıca, genel enflasyon ve işgücü sıkıntısı müşterilerimize ek yük getirecek. Avrupa ve ulus genelinde yapılan düzenlemeler, filo operatörlerini sıfır emisyonlu araçlar veya döngüsel çözümler gibi sürdürülebilirlik alanında büyük yatırımlar yapmaya zorlayacak. Bu tür yatırımlar sayesinde işletmeler geçiş ücretlerinden ve kısıtlamalardan muaf olabilir, ayrıcateşviklerden yararlanabilirler. Dolayısıyla, işletme maliyetlerini azaltırken doğru lastik ve lastiklerin ötesinde etkili çözümleri seçerek sürdürülebilirliği artırmak yönündegüçlü bir ekonomik baskı mevcut.
Ticari araç lastiklerini kaplama yapmanın avantajları nelerdir?
İlk olarak sürdürülebilirlik avantajından bahsedebiliriz: Kaplama esnasında orijinal lastiğin yaklaşık yüzde 70’ini yeniden kullanabiliyoruz. Bu da hammadde, su ve enerji tasarrufu sağlar. Bir de işin maliyet boyutu var; kaplama yapılan lastikler, aynı derecede güvenlik ve hizmet ömrü sunan yeni lastiklerden daha hesaplıdır. İyi durumda olanContinental karkaslarının kullanıldığı kaplama çözümlerimiz, bir filonun lastik maliyetlerini yüzde 30 ila 40 oranında azaltabilir. Profesyonel olarak kaplama yapılan ikinci el bir lastik, yeni bir lastikle aynı performansı gösterir. Sloganımız şöyle: “Yeni gibi görünür, yeni gibi çalışır.”
LODCyaklaşmında müşterinin rolünedir?
İşbirliğini hedefleyen bir yaklaşımımız var, bu da her iki tarafta güven ve şeffaflığı gerektiriyor. Ürün ve hizmetlerimizi tam olarak müşterilerimizin ihtiyaçlarına göre uyarlıyoruz. Örneğin, filo müşterisi bize telemetri verilerini temin ediyor,biz de bu verilerden yola çıkarak maliyetleri azaltmaya yönelik önerilerde bulunuyoruz. Ardından bunları hedefe dönük olarak hayata geçiriyoruz. Böylece sadece tasarruf potansiyelini hesaplamakla kalmıyor, hizmet ortaklarımızdan oluşan ağımızla harekete geçerek somut sonuçlar elde ediyoruz.
LODC danışmanlık yaklaşımınız ne tür filo müşterilerini hedefliyor?
Genel olarak, olası tüm kullanım alanları ve konfigürasyonlar ile her büyüklükte filoya hitap ediyoruz. Perakende ortaklarımızla birlikte çalışarak her bir müşterinin bireysel profiline en uygun çözümü buluyoruz. EMEA bölgesindefaaliyet gösteren lastik satış ve servis ağımız ContiTrade, hizmet kalitesinin iyileştirilmesinde ve lastik yönetimi çözümlerimizin geliştirilmesinde kilit bir rol oynuyor. Ancakbundan, bağımsız ortaklarımızın (bayilerimizin) daha az önemli olduğu gibi bir anlam çıkaramayız. Aksine, ürünlerimizin son kullanıcıları için önemli bağlantılardır ve bu şekilde devam edecek.
Doğru lastik seçimi ne kadar önemlidir?
İyi bir yaşam döngüsü çözümü sayesinde lastiklerin potansiyelinden tam olarak faydalanılabilir. Dijital çözümler, karkas yönetimi ve lastik kullanımında şeffaflık da bu çözüme dâhildir.
Türkiye, yenilenebilir enerji alanında önemli bir başarıya imza attı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın açıklamalarına göre 12 Nisan tarihinde Türkiye’nin günlük elektrik üretiminin yüzde 78,5’i yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılandı.
Türkiye’den yenilenebilir enerji rekoru!
Bakan Bayraktar, yenilenebilir enerjinin Türkiye’nin cari açığı ve iklim değişikliğiyle mücadelede kritik bir role sahip olduğunu vurguladı. Özellikle yılın ilk çeyreğinde meydana gelen yoğun yağışlar sonucu barajların doluluk oranlarının artması ve güneşli hava koşulları, hidrolik ve diğer yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik üretimindeki payını artırdı.
12 Nisan’da elde edilen verilere göre, barajlardan gelen hidrolik enerji yüzde 24,52 ile en yüksek paya sahipken, rüzgar enerjisi yüzde 20,93, akarsu enerjisi yüzde 12,80 ve güneş enerjisi ise yüzde 11,27 ile takip etti. Bakan Bayraktar da bu tür enerji kaynaklarının Türkiye’nin enerji arz güvenliğini sağlamada, dışa bağımlılığı azaltmada ve karbon nötr hedeflerine ulaşmada büyük önem taşıdığını ifade etti.
Yenilenebilir enerji yatırımlarının artırılması planlanıyor. Bu kapsamda 2024 yılı başında lisanssız yenilenebilir yatırımlar için 7 bin 500 megavatlık ek kapasite ilan edildi. Bu yeni kapasite özellikle sanayicilerin kullanımına sunulacak.
Ayrıca Bayraktar, 2035 yılına kadar her yıl 3,5 GW güneş ve 1,5 GW rüzgar santrali devreye alınacağını ve bu sayede yenilenebilir enerjinin üretim içindeki payının yüzde 55’e yükseltilmesinin hedeflendiğini belirtti. Bu dönem boyunca bayram tatilinin de etkisiyle bir haftalık sürede üretilen elektriğin yüzde 74,8’i yenilenebilir kaynaklardan sağlandı.
12 Nisan 2024’te üretimin kaynaklara göre dağılımı:
CHIPS Yasası’nın bir parçası olarak yonga endüstrisine dağıtılan milyarlarca doları yöneten Ticaret Bakanlığı tarafından bugün yayınlanan bir açıklamada, ajans Samsung’un ve Biden yönetiminin, yukarıda bahsedilen fonları tetiklemek için bağlayıcı olmayan bir anlaşma imzaladığını duyurdu. Bu anlaşma ile Samsung’a Texas’taki operasyonlarını genişletmesi için verilen fonlar üzerinden ek bir 40 milyar dolarlık yatırım yapılması bekleniyor.
Samsung, Ticaret Bakanlığı’na, yeni Texas projelerindeki uygun sermaye harcamalarının dörtte birini kapsamak için Hazine Departmanı’nın Yatırım Vergi Kredisi’nden faydalanmayı planladığını belirtti.
Yeni fonlar, Samsung’un Teksas’ın iki farklı bölgesindeki operasyonlarını genişletmek için kullanılacak: Austin ve yakınlardaki Taylor banliyösü.
Samsung, onlarca yıldır Austin’de varlık gösteriyor ve 6,4 milyar dolar, kritik ABD endüstrileri için tamamen tükenmiş yalıtkan üzeri silikon teknolojisinin üretimini desteklemek amacıyla buradaki tesislerini genişletmek için kullanılacak. Austin anlaşması aynı zamanda Samsung’un belirtilmemiş projelerde ABD Savunma Bakanlığı ile ortaklık yapma taahhütlerini de içeriyor.
Samsung’un son yıllarda bütçeyi aşan çeşitli çip fabrikaları inşa etmekle meşgul olduğu Taylor’da; CHIPS Yasası fonları, Samsung’un çeşitli tesislerinin inşasına yardımcı olacak. Ticaret Departmanına göre Samsung, Taylor’daki fonları “son teknoloji mantıktan gelişmiş paketlemeye ve Ar-Ge‘ye kadar kapsamlı bir gelişmiş üretim ekosistemi oluşturmak” için kullanacak.
Bu kapsamlı ekosistem, 4nm ve 2nm yonga üretecek iki “lider mantık fabrikası” içerecek ve şu anda üretimde olanlardan “nesillerce ileride” yeni yongalar üzerine odaklanmış bir Ar-Ge fabrikası ile 3D Yüksek Bant Genişliği Bellek ve 2.5D paketleme üretimi için bir paketleme tesisini içerecek.
Bu, Biden yönetiminin APAC merkezli bir yarı iletken üreticisi için son haftalarda duyurduğu ikinci büyük ödül. Geçtiğimiz hafta Ticaret Bakanlığı, TSMC’nin Arizona’daki fabrika projeleri için 6,6 milyar dolar fon sağlanacağını ve Tayvanlı çip üreticisinin maliyetlerinin karşılanmasına yardımcı olmak için 5 milyar dolara kadar ek kredi tahsisi yapılacağını duyurdu.
Samsung’un Teksas’taki çalışması gibi, TSMC’nin Arizona’da inşa edilen üç fabrikası da aynı nedenlerden dolayı gecikmelerle karşı karşıya: Enflasyon, hem malzeme hem de işçilik maliyetlerini artırıyor.
Geçen hafta tanıtılan yepyeni Huawei dizüstü bilgisayar, AI iş yüklerini hızlandırmak için özel bir sinirsel işlem birimine (NPU) sahip Intel’in mevcut nesil Meteor Lake tabanlı Core Ultra işlemcilerinden birini kullanmasıyla dikkat çekiyor.
Huawei’in Batı teknolojisine erişimi ABD yaptırımları nedeniyle büyük ölçüde kısıtlanmış olsa da, 2020’nin sonlarından bu yana sahip olduğu lisans sayesinde hala Intel CPU’ları satın alabiliyor.
Reuters’e göre, Huawei’in Intel’in en yeni CPU’sunu kullanabilmesi Cumhuriyetçi yasa koyucuların tepkisine yol açtı. Çin seçim komitesi başkanı Temsilciler Meclisi temsilcisi Michael Gallagher yaptığı açıklamada, “Washington DC’deki en büyük gizemlerden biri, Ticaret Bakanlığı’nın neden ABD teknolojisinin Huawei’e gönderilmesine izin vermeye devam ettiğidir.” dedi.
Başka bir Cumhuriyetçi Meclis Temsilcisi Michael McCaul’un ise şunları söylediği bildirildi: “İki yıl önce bana Huawei’ye verilen lisansların duracağı söylendi. Bugün politika değişmiş gibi görünmüyor.”
Huawei, Başkan Trump’ın görev süresinin sonuna doğru Intel’e verdiği özel ihracat lisansı sayesinde hâlâ Intel CPU’ları alabiliyor. Intel’in lisansın yenilenmesini talep etmesi veya Ticaret Bakanlığı’nın onaylaması pek mümkün görünmediğinden lisansın süresi bu yılın sonlarında dolacak.
Biden yönetimi ihracat lisansının verilmesinden sorumlu olmasa da Ticaret Bakanlığı geçen yıl bu lisansı iptal etmeyi planlıyordu. Ancak bu planlar 2023’ün sonunda iptal edildi ve bu da Intel’in 2024’e kadar çiplerini Huawei’e satmasına olanak tanıdı. Bu planların neden iptal edildiği bilinmiyor, ancak belki de bunun nedeni son kullanma tarihinin yaklaşmış olmasıdır.
Ticaret Bakanlığı geçen hafta, İhracatın Korunmasından Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Kevin Kurland’ı Senato alt komite toplantısına göndererek öfkeli milletvekillerini yatıştırmaya çalıştı. Kurland, ihracat kısıtlamalarının yalnızca Huawei’in “kötü niyetli faaliyetlere” girişmesini engellemek için var olduğunu ve Çin teknoloji devini tamamen hareketsiz bırakmadığını iddia etti.
Huawei, Intel CPU’lara erişimi bu yılın sonlarında sona erdiğinde bile boşluğu kendi silikonuyla doldurabilir. Huawei şu anda Kirin 9000S akıllı telefon çiplerini SMIC’in son 7nm süreciyle üretiyor, ancak Ticaret Bakanı Gina Raimondo açısından görünüşe göre büyük miktarlarda üretilemiyor.
Ancak Huawei’in, Çin’in kendi aşırı ultraviyole (EUV) litografi makinelerini yaratma kampanyasının parçası olduğu anlaşılan çip yapım araçlarına Ar-Ge fonları yatırmasıyla bu durum gelecekte değişebilir.
EUV’ye geçiş, SMIC’in daha eski derin ultraviyole (DUV) litografi kullandığı ve dolayısıyla verim düşüklüğü yaşadığı bildirilen 7nm düğümü için önemli bir yükseltme olacak.
Pazartesi günü yapılan bir güncellemede YouTube, videolara üçüncü taraf bir reklam engelleme uygulaması aracılığıyla erişen kullanıcıların ara belleğe alma sorunlarıyla karşılaşabileceğini veya “Aşağıdaki içerik bu uygulamada mevcut değil” yazan bir hata mesajı görebileceğini yazıyor.
Geçen yıl YouTube, kullanıcıları video izlerken reklamlara izin vermeye veya Premium’a yükseltmeye teşvik etmek için “küresel bir çaba başlattı”. Ayrıca, reklam engelleme uzantısı etkin olan kullanıcılar için videoları devre dışı bırakmaya başladı.
Ancak artık YouTube, politikalarının “üçüncü taraf uygulamalarının reklamları kapatmasına izin vermediğini çünkü bu durumun içerik oluşturucunun görüntüleme karşılığında ödüllendirilmesini engellediğini” söylüyor. Bu, YouTube’u reklam engelleme uygulaması içinde açmanıza ve videoları kesintisiz olarak görüntülemenize olanak tanıyan AdGuard gibi mobil reklam engelleyicileri hedef alıyor gibi görünüyor.
YouTube, “Üçüncü taraf uygulamaların API’mizi kullanmasına yalnızca API Hizmetleri Hizmet Şartlarımıza uymaları durumunda izin veriyoruz.”diyor. “Bu şartları ihlal eden bir uygulama bulduğumuzda platformumuzu, yaratıcılarımızı ve izleyicilerimizi korumak için gerekli önlemleri alacağız.”
Bu sorunu aşmak için bir kez daha reklamsız Premium’a kaydolmanız öneriliyor. Bu muhtemelen YouTube’u reklam engelleme uygulamaları aracılığıyla izleyen tüm kullanıcılar için pek hoş bir haber olmayacak, ancak platformun reklam engelleyicilere karşı mücadelesinde yakın zamanda geri adım atacağı da söylenemez.
YouTube’un başlattığı savaşın ne kadar süreceğini öngörmek imkansız. Ancak yapay zeka gelişmelerinin süreci uzatması kaçınılmaz. Şirket, bu tabloda kendini ve içerik üreticilerini korumak için mücadeleye devam ediyor.
Türkiye’nin girişim ekosistemi 2024’ün ilk çeyreğinde büyük bir ivme kazandı ve tarihi bir dönem oldu. Özellikle yatırım alanında görülen rekor seviyedeki artış dikkat çekti.
Türkiye’nin girişim ekosistemi 2024’ün ilk çeyreğinde büyük bir ivme kazandı ve tarihi bir dönem oldu. Özellikle yatırım alanında görülen rekor seviyedeki artış dikkat çekiyor. @startups_watch kurucusu @serkanunsal ile Türkiye girişim ekosisteminin 2024 ilk çeyrek performansını… pic.twitter.com/a3BrhVNdFN
Startups.watch kurucusu Serkan Ünsal ile Türkiye girişim ekosisteminin 2024 ilk çeyrek performansını değerlendirdik.
Türkiye Girişim Ekosistemi 2024’te hız kazandı!
Bu dönemde tohum, erken ve geç aşamalı yatırımlar dahil olmak üzere 161 yatırım turunda toplam 111 milyon dolarlık yatırım yapıldı ve bu rakam Türkiye’nin tüm zamanların en fazla yatırım alınan çeyreği olarak kayıtlara geçti.
TÜBİTAK BiGG Fonu’nun etkileyici bir şekilde tohum öncesi yatırımlar için sağladığı destek, büyümenin ana itici güçlerinden biri oldu. Toplam 161 yatırımın 107’sini gerçekleştirdi. Bu hamleyle Türkiye’nin tohum aşaması yatırım sayısını Avrupa’da ikinci, MENA bölgesinde ise ilk sıraya taşıdı.
Belirtmiş olduğumuz gibi Türkiye artık tohum öncesi yatırımlar açısından hem Avrupa’da hem de MENA bölgesinde lider konumda. Bu başarı, ülkenin genç girişimlerine sağlanan güçlü destek ve teşvikler sayesinde mümkün oldu.
Özellikle oyun girişimleri dikkat çekici bir büyüme sergiledi. Türkiye bu alanda Avrupa’da yatırım büyüklüğü açısından 7. sıra, yatırım sayısı açısından ise 2. sıraya yerleşti. MENA bölgesinde ise oyun yatırımları büyüklüğü açısından 2., sayı açısından 1. sırada bulunuyor.
2024’ün ilk çeyreği Türkiye’deki bazı büyük stratejik satın almalarla da dikkat çekti.
Re-Pie’ın Türkiye’nin önde gelen e-ticaret şirketlerinden Modanisa’yı satın alması ve Papara’nın T-Bank’ı satın alması, sektördeki dinamikleri ve büyüme potansiyelini gösteren önemli gelişmeler olarak öne çıktı.
Büyüme oranı, yatırım çeşitliliği ve stratejik hamlelerle, Türkiye yatırımcılar ve girişimciler için çekici bir merkez haline geldi. Biyoteknoloji, yapay zeka ve sağlık teknolojileri gibi alanlarda yapılan yatırımlar, ülkenin teknoloji ve inovasyon alanında öne çıkmasını sağladı.
Pazartesi günü Meta, bir blog yazısında bu yılın sonlarında Quest’in VR kulaklığını sınıflarda öğretim için kullanılacak bir cihaz olarak konumlandırmak için yeni bir eğitim ürünü piyasaya süreceğini duyurdu.
Ürüne henüz bir isim verilmedi, ancak onu açıklayan blog yazısında şirketin küresel ilişkilerden sorumlu başkanı Nick Clegg (daha tartışmalı ve bölücü konular etrafında mesajlar vermesi muhtemel olan Meta’nın yöneticisi haline gelen eski politikacı) “Eğitime özel uygulamalar ve özellikler için bir merkezin yanı sıra, her cihazı ayrı ayrı güncellemeye gerek kalmadan birden fazla kulaklığı aynı anda yönetme becerisini içerecek.” dedi.
Donanım ve hizmetlere yönelik iş modelleri de henüz açıklanmadı. Masada hiçbir şey yokken şirket bunu uzun vadeli bir bahis olarak çerçeveliyor.
Clegg, Axios ile yaptığı röportajda “Bunun uzun zaman alacağını kabul ediyoruz ve yakın zamanda bundan para kazanamayacağız.” dedi.
Artı tarafta, eğitime yönelik bir destek, Quest kullanıcıları için daha çeşitli içeriklerin yanı sıra platform için daha geniş bir geliştirici ekosistemi oluşturma anlamına gelebilir.
Daha sorunlu bir zeminde, haberler şirketteki daha az olumlu birkaç gelişmenin hemen ardından geliyor. Meta’nın anlık mesajlaşma hizmeti WhatsApp, Birleşik Krallık ve AB’de kullanıcılar için minimum yaş sınırının 13’e (daha önce 16 idi) düşürülmesi nedeniyle çok fazla eleştiri alıyor.
Pazartesi günkü duyuru, Meta’nın gençlere ve gençlere uygun deneyimler sunabilmesi için Quest kullanıcılarının yaşlarını onaylamalarını istemesinin hemen ardından geldi.
Yeni girişim bu yılın ilerleyen dönemlerinde devreye girecek ve yalnızca 13 yaş ve üzeri öğrencileri olan kurumlarda geçerli olacak. Meta, bunu ilk olarak Meta’nın iş yeri odaklı aylık 14,99 dolarlık aboneliği olan Quest for Business’ı desteklediği 20 pazarda piyasaya süreceğini söyledi. Bu liste ABD, Kanada, Birleşik Krallık ve İngilizce konuşulan diğer bazı pazarların yanı sıra Japonya ve Batı Avrupa’nın büyük bölümünü içeriyor.
Piyasada halihazırda sınıfta VR fikrini araştıran Immersion VR, ClassVR ve ArborVR gibi isimlere sahip çok sayıda şirket var; HoloLens’i bir süredir eğitim aracı olarak öne çıkaran Microsoft’tan bahsetmiyorum bile.
VR kullanımının okullarda ne kadar yaygın olduğu açık değil: ClassVR adlı bir sağlayıcı, dünya çapında 40.000 sınıfın ürünlerini kullandığını iddia ediyor.
Bu, geniş kitle kullanımına yönelik engellerin hala var olduğunu gösteriyor. Örneğin, birisinin yüzüne bir kulaklık takmanın, gençlerin zaten fazla ekran süresine sahip olmalarıyla ilgili araştırmalar göz önüne alındığında, canlı bir eğitim ortamında kesin olarak bir fayda sağlayıp sağlamayacağı belirsiz.
Ve bir başka büyük soru işareti de kulaklık satın alma maliyeti (en yeni kulaklık olan Quest 3, temel modeller için yaklaşık 500 dolardan başlıyor), uygulama satın alma ve ardından tüm bu altyapıyı destekleme maliyetiyle ilgili olacak.
Meta, halihazırda ABD’deki 15 üniversiteye Quest kulaklıklarını bağışladığını ancak uzun vadede büyümeyi desteklemek için ne kadar ileri gideceğinin belli olmadığını söyledi.
Baykar, bugüne kadar yalnızca geliştirdiği İHA, SİHA, TİHA ve insansız savaş uçaklarıyla değil, mühimmatlar, kamera sistemleri, yapay zeka ve yazılımla da sıkça gündem oldu. Kemankeş 2 de milli ve özgün bir yaklaşımla geliştirilen mini akıllı seyir füzesi. Peki Baykar Kemankeş 2 özellikleri neler?
Yapay zekalı seyir füzesi: Baykar Kemankeş 2 özellikleri neler?
Yapay zeka gibi gelişmiş özellikleri ile dikkat çeken Baykar Kemankeş 2, geniş görev menzili ile öne çıkıyor. Edirne, Keşan’daki Baykar Uçuş Eğitim ve Test Merkezi’nde başlatılan test süreciyle, bu füzenin operasyonel kapasitesi test edilmeye başlandı.
Türk Havacılığının Altın Çağı 🥇
Öz kaynaklarımızla milli ve özgün olarak geliştirdiğimiz #KEMANKEŞ 2 Mini Akıllı Seyir Füzesi 🏹 🚀
The Golden Age of Turkish Aviation 🏅#KEMANKEŞ 2 Mini Smart Cruise Missile that we developed indigenously and originally with our own… pic.twitter.com/pqm0zrcACv
Yaklaşık 1 saat havada kalabilen Kemankeş 2, yüksek sürate ulaşmasını sağlayan jet motoru sayesinde 200 kilometreden fazla bir menzil içerisindeki tüm hedefleri imha edebiliyor. Bu da hava araçlarının kendini riske sokmadan düşman hattı gerisindeki hedefleri vurabileceği anlamına geliyor.
Zira bu seyir füzesi yapay zeka destekli optik güdüm sistemi ile zorlu hava koşullarında dahi hedefini tanıyarak tam isabetle imha edebilme yeteneğine sahip. Yine yapay zeka destekli oto pilot sistemi ile otonom uçuş gerçekleştirip stratejik hedefleri yüksek hassasiyetle etkisiz hale getirerek muharebe sahasında önemli rol oynayacak.
Gece ve gündüz şartlarında kullanılabilen bu seyir füzesi, barındırdığı anti-jamming teknolojisi sayesinde elektronik karıştırmalardan etkilenmeden görev yapabiliyor. Elde ettiği tüm veri ve görüntüleri de yer kontrol istasyonuna ileterek kullanıcıya veri takibi konusunda destek sağlıyor.
Nikkei’ye göre Japonya için bu düzeyde bir ceza henüz taslak aşamasında ve eğer önerilen değişiklikler geçerse, bugün uygulama mağazası tekelinin kötüye kullanılmasına verilen yüzde altılık ceza yüzde 20 veya daha fazlasına çıkacak.
Japonya Adil Ticaret Komisyonu tarafından hazırlanan mevzuat, görünüşe göre üçüncü taraf uygulama mağazalarının akıllı telefon ekosistemlerine girmesine izin verme çağrılarına direndikleri için dünya çapında ateş altında kalan Apple ve Google’ı hedef alıyor.
Japonya’daki satışlara uygulanan yüzde altılık bir ceza, Apple ve Google gibi teknoloji devleri için yönetilebilir olsa da; yüzde 20’lik bir ceza, özellikle bu cezaların kara değil, gelire dayalı olması nedeniyle ciddi zararlar verebilir. Ek olarak, tekrarlayan suç işleyenlere yüzde 30’a kadar, yani orijinal yüzde altının beş katına kadar para cezası verilecek.
Referans olarak, Apple genellikle uygulama mağazasındaki satışlardan yüzde 30’luk bir kesinti alıyor; bu, Japonya’nın FTC’sinin uygulayabileceği mükerrer suçlara eşit para cezasına eşit. Yılda 1 milyon dolardan az ciro yapan geliştiriciler için bu Apple mağazası ücreti yüzde 15’e düşüyor.
Google daha esnek ve Google Play Store’daki geliştiricilerin yalnızca yüzde 3’ünden yüzde 15’lik bir kesinti alır, ancak geliştiricilerin geliri 1 milyon doları aştığında kesintiyi yüzde 30’a çıkarır. Japonya’nın tekel ihlalleri nedeniyle artırılan bu cezaları uygulaması halinde bu, Apple ve Google’ın kârlılığını ciddi şekilde etkileyebilir.
ABD’de iki dev, antitröst davaları nedeniyle benzer bir mücadele içinde. Google, ABD’nin her bir eyaletinin yanı sıra Washington DC ve iki bölgeyi kapsayan 700 milyon dolarlık bir davayı halihazırda çözüme kavuşturdu. Apple’a daha geçen ay 15 eyalet ve Adalet Bakanlığı tarafından dava açıldı.
Öte yandan Apple ve Google, her iki şirketin de sahip olmakla suçlandığı uygulama tekellerini ortadan kaldırmayı vaat eden Avrupa Birliği Dijital Pazarlar Yasası’na (DMA) çoktan teslim oldu. Google, DMA’nın açık uygulama ekosistemi gereksinimlerini yürürlüğe girdiğinde zaten karşılamıştı; ancak Apple, internet üzerinden uygulama dağıtımını da içeren büyük değişiklikler yaptı (bu, geliştiricilere bir milyon yüklemeden sonra kurulum başına yalnızca yarım euroya mal oluyor).
Tekelin kötüye kullanılması nedeniyle verilen yüzde 20-30’luk bir para cezasının Apple ve Google’ın yollarını değiştirmesine neden olup olmayacağı belli olmasa da, bu en azından Japonya’ya o tatlı uygulama mağazası parasından daha fazlasını getirebilir ve eğer bu konu gündeme gelirse gelecekteki bir antitröst davasının ödenmesine yardımcı olabilir.
Minbee, Türkiye’nin ilk yüzde 100 elektrikli araç filosuyla çevre dostu bir ulaşım alternatifi sunmayı hedefliyor. Minbee uygulaması aracılığıyla dakikalık, saatlik ve günlük kiralamalar yapılabiliyor. Bu esnek kiralanabilirlik seçenekleri, kullanıcıların ihtiyaçlarına uygun şekilde ulaşım sağlama imkânı sunuyor. Ayrıca, paket yükseltme seçeneğiyle kullanıcılar, kiralama süresince ihtiyaçlarına göre planlarını güncelleyebiliyor.
Tamamı elektrikli araçlardan oluşan filosuyla Minbee, atmosfere zararlı emisyonları minimuma indirerek gelecek nesillere daha yaşanabilir bir çevre bırakma hedefine katkı sağlıyor. Ayrıca, Minbee’nin sunduğu çeşitli kampanyalar ve ilk kullanıma özel avantajlar, kullanıcıları yeşil ulaşımı tercih etmeye teşvik ediyor.
Bu yaklaşım, sadece bireysel değil, aynı zamanda toplumsal düzeyde sürdürülebilir bir şehir ulaşım modelinin temellerini oluşturuyor. Minbee, ekonomik fiyatlarıyla da sürüş deneyimini herkes için erişilebilir kılarak, çevreci olmanın yanı sıra bütçe dostu bir ulaşım alternatifi sunuyor. Bu şekilde, Minbee hem çevreye duyarlılık hem de ekonomik çözüm arayan kullanıcılar için ideal bir seçenek haline geliyor.
Microsoft, yapay zeka şirketi G42’ye 1,5 milyar dolarlık bir yatırım yaparak azınlık hissesi ve yönetim kurulunda bir koltuk edindiğini duyurdu.
Ortaklık kapsamında, G42 yapay zeka uygulamalarını ve hizmetlerini Microsoft’un Azure bulut bilişim platformunda çalıştıracak. Bu işbirliği, dünya genelinde kamu sektörü müşterilerine ve büyük işletmelere gelişmiş yapay zeka yetenekleri sunmayı hedefliyor. G42, bulut bilişimden sürücüsüz arabalara kadar birçok uygulama için yapay zeka geliştiriyor.
Yönetim Kurulunda bir koltuk alacak olan Microsoft Başkanı Brad Smith, şunları söyledi: “Dünya standartlarında teknolojiyi, Birleşik Arap Emirlikleri ve Amerika Birleşik Devletleri hükümetleri ile yakın koordinasyon içinde güvenli, güvenilir ve sorumlu yapay zeka için önde gelen global standartlarla birleştireceğiz.”
Şirketler, Ortadoğu, Orta Asya ve Afrika’ya gelişmiş yapay zeka ve dijital altyapı getirmek için birlikte çalışacak.
Bu ortaklığın, Washington’un Pekin’in teknolojik ilerlemesini kısıtlama çabaları sırasında gerçekleşiyor olması da ilgi çekici olarak değerlendiriliyor. ABD, Çin ordusu için ABD yapay zeka çiplerini satın almak isteyen dört Çinli şirketi bir kara listesine ekledi. G42, Çin’deki yatırımlarını durdurmaya ve Çin malı ekipmanlarını elden çıkarmaya başladı.
LockBit, 2022’de sızdırılan builder aracılığıyla tehlike saçmaya devam ediyor. Yakın zamanda yaşanan bir olayın ardından Kaspersky Global Acil Durum Müdahale ekibi, saldırganların kendi kendine yayılma özelliğine sahip kendi kötü amaçlı şifreleme yazılımlarını oluşturduklarını ortaya koydu. Söz konusu olayda siber suçlular, çalınan ayrıcalıklı kimlik bilgilerinden faydalanarak altyapıya sızmayı başardı. Olay Batı Afrika’da gerçekleşmiş olsa da, Kaspersky diğer bölgelerde de builder tabanlı fidye yazılımı saldırılarının yaşandığına dikkat çekiyor.
Gine-Bissau’da meydana gelen son olay, özel fidye yazılımlarının bugüne dek görülmemiş teknikler kullandığını ortaya koydu. Virüs bulaşmış ana bilgisayarların kötü amaçlı yazılımı kurbanın ağında daha fazla yaymaya çalışması kontrolsüz bir çığ etkisi yaratabiliyor.
Saldırılar nasıl gerçekleşiyor?
Kaspersky, yaşanan son olayın ardından konuyla ilgili olarak ayrıntılı bir analiz paylaştı.
Kimlik taklidi: Yasadışı yollarla elde edilen kimlik bilgilerinden yararlanan tehdit aktörü, ayrıcalıklı haklara sahip sistem yöneticisinin kimliğine bürünüyor. Ayrıcalıklı hesaplar saldırıyı yürütmek ve kurumsal altyapının en kritik alanlarına erişim sağlamak için kapsamlı fırsatlar sunduğundan, bu adım kritik önem taşıyor.
Kendi kendine yayılma: Özelleştirilmiş fidye yazılımı, yüksek ayrıcalıklı etki alanı kimlik bilgilerini kullanarak ağda bağımsız olarak yayılabiliyor. Ayrıca verileri şifrelemek ve eylemlerini gizlemek için Windows Defender’ı devre dışı bırakma, ağ paylaşımlarını şifreleme ve Windows Olay Günlüklerini silme gibi kötü amaçlı etkinlikler gerçekleştirebiliyor. Kötü amaçlı yazılımın davranışı, virüs bulaşmış her bir ana bilgisayarın ağdaki bir diğer ana bilgisayarlara virüs bulaştırmaya çalıştığı senaryoyla sonuçlanıyor.
Uyarlanabilir özellikler: Özelleştirilmiş yapılandırma dosyaları, yukarıda belirtilen yeteneklerle birlikte, kötü amaçlı yazılımın kendisini mağdur şirketin mimarisinin belirli yapılandırmalarına göre uyarlamasını sağlıyor. Örneğin saldırgan, fidye yazılımını .xlsx ve .docx dosyaları gibi yalnızca belirli dosyalara veya yalnızca belli bir dizi sisteme bulaşacak şekilde yapılandırabiliyor.
Kaspersky, bu özel yapıyı bir sanal makine üzerinde çalıştırdığında gerçekleştirdiği kötü amaçlı faaliyetlerin yanı sıra masaüstünde özel bir fidye notu oluşturduğunu gözlemledi. Gerçek saldırı durumunda bu not, kurbanın şifre çözücüyü elde etmek için saldırganlarla nasıl iletişime geçmesi gerektiğine dair ayrıntılar içeriyor.
LockBit programlama becerisi gerektirmiyor!
Kaspersky Global Acil Durum Müdahale Ekibi Olay Müdahale Uzmanı Cristian Souza, şunları söylüyor: “LockBit 3.0 builder 2022 yılında sızdırıldı ve saldırganlar bunu özelleştirilmiş sürümler hazırlamak için aktif olarak kullanıyor. Bunun için ileri programlama becerileri de gerekmiyor. Bu esneklik, incelediğimiz son vakanın da gösterdiği üzere, saldırganlara saldırılarının etkinliğini arttırmak için pek çok fırsat sunuyor. Kurumsal kimlik bilgisi sızıntılarının artan sıklığı göz önüne alındığında, bu tür saldırılar daha da tehlikeli hale geliyor.”
Kaspersky ayrıca saldırganların SessionGopher komut dosyasını kullanarak etkilenen sistemlerdeki uzak bağlantılar için kayıtlı parolaları bulup çıkardığını tespit etti.
Sızdırılan LockBit 3.0 kurucusuna dayanan- ancak Gine-Bissau’da bulunan kendi kendine yayılma ve kimliğe bürünme yeteneklerinden yoksun- çeşitli diğer türleri içeren olaylar, çeşitli sektörlerde ve bölgelerde düzenli olarak meydana geliyor. Bunların Rusya, Şili ve İtalya’da gözlemlenmesi saldırıların coğrafyasının daha da genişlediğine dair bir gösterge niteliğinde.
Tesla’nın CEO’su Elon Musk tarafından çalışanlara gönderilen bir memo ile elektrikli araç üreticisi Tesla’nın global iş gücünün yüzde 10’dan fazlasını işten çıkaracağı açıklandı. Bu rakam, yaklaşık olarak 15.000 Tesla çalışanına denk geliyor.
Musk, Pazartesi günü gönderdiği e-postada, şirketin hızlı küresel genişlemesi sonucu bazı bölgelerde “rol ve işlev tekrarları” nedeniyle kesintilerin gerekli olduğunu belirtti. Musk, “Şirketi bir sonraki büyüme aşamasına hazırlarken, maliyet azaltmaları ve üretkenliği artırmak için şirketin her yönüne bakmak son derece önemli” dedi ve ekledi: “Bu çaba kapsamında, organizasyonu kapsamlı bir şekilde inceledik ve küresel olarak iş gücümüzü yüzde 10’dan fazla azaltma zor kararını aldık. Bu, bizi daha sade, yenilikçi ve bir sonraki büyüme aşaması için açık hale getirecek.”
Musk, otomobil, enerji ve yapay zeka alanlarında “devrim niteliğinde teknolojiler” geliştirmeye çalışırken önlerindeki “zorlu iş” için kalan çalışanlara teşekkür etti. Haber kamuya açıklandıktan sonra X platformunda bir paylaşım yapan Musk, Tesla’nın “her beş yılda bir şirketi yeniden organize etmek ve yapılandırmak” gerektiğini söyledi.
Tesla hisseleri ve teslimatlar düşmüştü
Bu duyuru, Tesla‘nın araç teslimatlarının ilk çeyrekte yüzde 8.5 düştüğünü bildirmesinden sadece iki hafta sonra geldi. Bu, 2020’den bu yana ilk yıl bazında düşüş oldu. Tesla’nın hayal kırıklığı yaratan sonuçları, Kızıldeniz’deki Houthi saldırıları nedeniyle tedarik zinciri kesintileri ve Almanya’daki bir üretim tesisinde çevre aktivistleri tarafından gerçekleştirilen kundaklama saldırısı sonrasında geldi.
Şirketteki daha fazla karışıklığa işaret eden başka bir gelişme olarak, iki üst düzey yönetici sosyal medyada görevlerinden ayrılacaklarını duyurdu. Güç aktarımı ve enerji mühendisliği başkan yardımcısı Andrew Baglino, X’te “Tesla’dan ayrılma zor kararını aldığını” ve “yıllar içinde Tesla’da çalışmış ve sayısız yetenekli insanlardan öğrenmiş olmaktan büyük minnettarlık duyduğunu” belirtti. Kamu politikaları ve iş geliştirme global direktörü Rohan Patel de sekiz yıl sonra şirketten ayrılacağını söyledi.
Tesla hisseleri Pazartesi günü yüzde 5’ten fazla düşerek, bu yıl şimdiye kadar değerinin yaklaşık üçte birini kaybetmiş olan bir düşüş serisini sürdürdü.
ChatGPT 2022 Kasım ayında genel kullanıma açılarak tüketicilere sunulduğunda, kimse yapay zekânın bu denli büyük bir devrim yaratacağını öngörmemişti. Önce büyük dil modelleri ve üretken yapay zekâ araçları, sonrasında yapay zekânın entegre edildiği servisler derken son 1 yılda inanılmaz bir yapay zekâ çılgınlığı yaşanıyor. Neredeyse tüm teknoloji devleri bu işe milyar dolarlar yatırmış durumdalar. Üstelik bu ihtiyacı karşılayabilmek adına geliştirilen son derece güçlü çipler ve işlemci setleri, elektrikli araç sektörü gibi farklı alanlarda da hızlı bir dönüşüm yaşanmasını sağlıyor.
Gömülü anakartlar ve endüstriyel bilgisayarlar geliştiren Tayvanlı DFI firması, bu yılki Embedded World fuarında yeni elektrikli araç şarj sistemini tanıttı. Tanıtılan yeni sistem Intel işlemciler tarafından destekleniyor ve tek bir cihazın aynı anda birden fazla işlevi yerine getirmesine olanak tanıyan yapay zekâ özelliklerine sahip. Bu işlevler arasında şarj kontrolörü, dijital reklam sunma, interaktif kiosk işlemleri ve ödeme işlemleri yer alıyor.
DFI, tasarımın elektrikli araç kullanımındaki artışa ve bunun sonucunda ortaya çıkan kapsamlı bir elektrikli araç şarj altyapısı ihtiyacına yanıt verdiğini söyledi. Şirket yaptığı açıklamada şarj cihazının kullanıcılar için “sayısız fırsat” sunduğunu belirtti. Firma “Yapay zekâ odaklı içgörülerin gücünden yararlanarak, reklam hizmeti sağlayıcıları müşterilerine benzersiz bir değer sunabilir, gelir yaratmayı teşvik edebilir ve giderek daha rekabetçi hale gelen bir pazarda uzun vadeli başarıyı teşvik edebilir” dedi.
1981 yılında kurulan Tayvanlı DFI firmasının Başkanı Alexander Su, sistemin elektrikli araç şarjı için aynı anda birden fazla işletim sistemi çalıştırabilen bir iş yükü konsolidasyon platformu oluşturmak üzere “sanal makine sanallaştırma teknolojisi” kullandığını söylüyor. Su, “AIOT çağında kullanıcı deneyimlerini geliştiren ve sürdürülebilirliği teşvik eden çözümler sunmaktan gurur duyuyoruz” diyor.
Intel’in ağ ve uç grup başkan yardımcısı Renu N. Navale, “Intel teknolojisi, elektrikli araç şarjı ve ulaşım altyapısında inovasyonun önünü açıyor” diyor ve ekliyor: “Bu gibi yenilikler sürdürülebilirlik, mobilite ve akıllı şarj sistemlerinde yeni bir teknoloji çağını başlatıyor.”
Son dönemde gerek Neuralink’in çalışmalarıyla gerekse de 3 Body Problem gibi Netflix dizileriyle sık sık gündeme gelen beyin-bilgisayar arayüzleri, motor engelli insanların yaşamlarında devrim yaratma potansiyeline sahiptir. Sadece düşüncelerinizi kullanarak bir tekerlekli sandalyeyi ya da robotik bir protez uzvu kontrol etme özgürlüğünü hayal edin. Bu teknoloji, engelli milyonlarca insanın bağımsızlığını geri kazandırabilir ve günlük aktivitelerini iyileştirebilir.
Ancak, araştırmalardaki önemli ilerlemeye rağmen, beyin-bilgisayar arayüzlerinin yaygın kullanımını sınırlayan büyük bir engel var: kalibrasyon. Her beyin tıpkı parmak izi gibi benzersizdir. Geleneksel beyin-bilgisayar arayüzleri, her bir kullanıcı için kapsamlı kalibrasyon gerektirir. Bu, beyin aktivitesi modellerini belirli komutlarla eşleştirmek için uzun bir süreci içerir ve birçok potansiyel kullanıcı için pratik değildir.
‘Herkese uyan tek beden’ beyin dekoderi mümkün mü?
Teksas’taki araştırmacıların geliştirdiği yöntemin merkezinde ise makine öğreniminin beyin-bilgisayar arayüz sistemine entegre edilmesi yatıyor. Makine öğrenimi örüntüleri tanımlamada mükemmeldir ve bu durumda, bir bireyin beyin aktivitesinin benzersiz örüntülerini tanımayı öğrenirler. Makine öğrenimi, beyin-bilgisayar arayüzünün beyin sinyalleri ve komutlar arasındaki “çevirisini” çok daha hızlı bir şekilde uyarlamasına olanak tanıyor ve kullanıcı sistemle etkileşime girdikçe kendini kalibre ediyor. Çalışmanın başyazarı Satyam Kumar, “Bunu klinik bir ortamda düşündüğümüzde, bu teknoloji, uzun ve sıkıcı olan bu kalibrasyon sürecini yapmak için uzman bir ekibe ihtiyaç duymamamızı sağlayacak” diyor.
Düşünme başlığı (veya EEG)
Görünüşte basit olan bu başlık çok önemli bir rol oynamaktadır. Kafa derinizin yüzeyindeki inanılmaz derecede zayıf elektriksel değişiklikleri tespit eden düzinelerce elektrotla donatılmıştır. Bu değişiklikler, birbirleriyle iletişim halinde olan milyonlarca nöronun (beyin hücresi) koordineli faaliyetini yansıtıyor. Bunu bir stadyumun dışından büyük bir kalabalığın vızıltısını duymaya çalışmak gibi düşünün – karmaşık bir sinyal karışımı!
Kod çözücü
Asıl zorluk ise tüm bu karmaşık sinyalleri çzömekte yatıyor. Sofistike bilgisayar algoritmalarından oluşan kod çözücü, öncelikle EEG tarafından toplanan elektrik sinyallerinin kaotik senfonisini anlamlandırmalıdır. Daha sonra, diyelim ki “sola dön” veya “hızlan” düşüncenizle ilişkili belirli beyin aktivitesi modellerini saptamalıdır.
Buradaki yenilik sadece çalışan değil, öğrenen bir kod çözücü kullanılması. Makine öğrenimini kullanarak, benzersiz beyin sinyallerinize sürekli uyum sağlar ve çeviri sürecini zaman içinde daha verimli ve kişisel hale getirir. Beynimizin düşünceleri temsil etme şekli sabit değildir. İnsanlar arasında doğal farklılıklar vardır ve aynı kişi içinde bile odaklanma veya yorgunluk gibi durumlar beyin aktivitesinin nasıl göründüğünü değiştirebilir.
Beyinden gelen elektrik sinyalleri kafa derisine ulaştığında inanılmaz derecede zayıftır. Tüm arka plan “gürültüsü” içinde ilgili sinyalleri yakalamak için çok hassas ekipmanlar ve akıllı algoritmalar gerekir.
Beyin-bilgisayar arayüzü çalışmalarında oyunlar ilk aşama
Oyunlar şimdilik çalışmaların ana odağı gibi görünseler de aslında araştırmacıların ulaşmaya çalıştıkları nihai hedef bu sistemlerin klinik kullanımı. Profesör José del R. Millán, “Beyin-bilgisayar arayüzlerini engelli insanlara yardım etmek için klinik alana çevirmek istiyoruz” diyor.
Araştırmacılar bu buluşlarını, özellikle motor engelli insanlara yardımcı olmak için tasarlanmış yepyeni bir beyin-bilgisayar arayüzü nesline doğru bir basamak olarak görüyorlar. Amaç, yardımcı cihazlar üzerinde daha sezgisel ve zahmetsiz kontrol sağlayan beyin-bilgisayar arayüzleri oluşturmak ve sonuçta bireylerin daha fazla bağımsızlık kazanmalarına yardımcı olmak.
Bu konuda bir kısmı tamamlanmış, bir kısmı ile devam eden 100’ün üzerinde araştırma mevcut.
Elon Musk, Twitter’ı satın alıp adını X olarak değiştirdiğinden beri bir dizi yenilik gerçekleştirdi. Mavi tik doğrulama hizmetinin satışa açılması gibi yeniliklerin pek çoğu kullanıcılardan eleştiri alırken platform da hızla bir dezenformasyon kaynağına dönüştü. Şimdi ise Elon Musk özellikle yapay zekâ bot hesaplar ile artan bu dezenformasyonu engellemek için çareler arıyor.
Musk web sitesindeki değişiklikler hakkında paylaşım yapan bir X hesabına verdiği yanıtta, yeni hesaplardan küçük bir ücret talep etmenin “bot saldırısını” durdurmanın “tek yolu” olduğunu söyledi. CAPTCHA gibi doğrulama araçlarına atıfta bulunan Musk, “Mevcut yapay zekâ (ve trol çiftlikleri) ‘bot musunuz’ sorusunu kolaylıkla geçebiliyor” dedi.
Musk daha sonra başka bir kullanıcıya yanıt verirken, yeni hesapların oluşturulduktan üç ay sonra ücret ödemeden gönderi paylaşabileceklerini de ekledi. Dolayısıyla amaç, bir anda binlerce yeni hesap açıp dezenformasyon yayan bot saldırılarını durdurmak gibi gözüküyor. Sosyal platformla ilgili pek çok duyuruda olduğu gibi, bu politikanın ne zaman geçerli olacağı ve yeni kullanıcıların hangi ücretleri ödemek zorunda kalabileceği konusunda şu anda hiçbir ayrıntı yok.
Geçtiğimiz Ekim ayında X, Yeni Zelanda ve Filipinler’de doğrulanmamış yeni kullanıcılardan yıllık 1 dolar ücret almaya başlamıştı. Bu bölgelerden platforma kaydolan yeni ücretsiz kullanıcılar gönderileri okuyabiliyor ancak onlarla etkileşime giremiyordu. İçerik göndermek, gönderileri beğenmek, yeniden göndermek, yanıtlamak, yer imlerine eklemek ve alıntı yapmak için ücret ödemeleri gerekiyordu. Bunun bir anlamda deneysel bir çalışma olabileceği ve şimdi Musk’ın diğer bölgelere de benzer bir ücret uygulayabileceği konuşuluyor.
Bu ayın başlarında X, platformun spam hesaplarda büyük bir temizlik başlattığını söylemiş ve kullanıcıları takipçi sayılarının etkilenebileceği konusunda uyarmıştı. Ancak, yeni kullanıcılardan ücret alma planıyla sosyal medya şirketi bot sorununu daha iyi çözmeyi hedefliyor gibi görünüyor.
Musk gerçekten yapay zekâdan şikayetçi mi?
Bu arada Elon Musk bir yandan yapay zekâ botlarıyla mücadele etmekten bahsederken, geçen yıl X, şirket politikasını, herkese açık paylaşımların makine öğrenimi algoritmalarını veya yapay zekâ modellerini eğitmek için kullanılabileceğine dair bir madde içerecek şekilde güncelledi. Ayrı olarak, Temmuz 2023’te Musk, AI şirketi xAI’nin modelleri eğitmek için herkese açık gönderileri kullanacağını söyledi. Dolayısıyla ortada tutarsız bir yaklaşım var gibi görünüyor.
Bu ayın başlarında xAI, Grok sohbet robotunu aylık 8 dolar ödeyen Premium X kullanıcılarının kullanımına sundu. Sohbet robotu daha önce Premium+ katmanı için aylık 16 dolar ödeyen kullanıcılar tarafından kullanılabiliyordu. Geçtiğimiz hafta Fortune, X’in Grok’u kullanıcıların gönderi oluşturması için kullanılabilir hale getirmeyi planladığını bildirdi.
HD Hyundai’ye göre (2002 yılında ana şirket Hyundai Group’tan ayrıldı) bir sonraki aşamada savaş drone botları üzerinde çalışılacak. Pazartesi günü yayınlanan bir basın açıklamasında HD Hyundai, “Daha önce geliştirilen USV projelerinin yüksek dalgalar gibi zorlu ortamlarda çalıştırılması zordu ve insanlı gemilerin görev performansı yeteneklerini karşılamayan sınırlamaları vardı” dedi ve ekledi: “Bu anlaşma sayesinde her iki şirketin de amacı, birikmiş otonom navigasyon teknolojisini en son savunma yapay zekâsıyla birleştirerek farklılaştırılmış bir model geliştirmektir.”
Söz konusu teknoloji kimilerine biraz fütüristik görünebilir, ancak robot tekneler Vietnam’ın Mekong Deltası’ndaki çöpleri temizlemek ve su altı volkanlarını izlemek gibi görevler için zaten kullanılıyor. HD Hyundai bu girişimi “geleceğin deniz savaşında oyun değiştirici” olarak nitelendirdi ve Palantir’i bir “savunma yapay zekâsı” şirketi olarak konumlandırdı.
İkili, HD Hyundai iştiraki Avikus ve Palantir’in otonom navigasyon yazılımlarını birleştirmeyi planlıyor. HD Hyundai Heavy Industries ise donanım ve yazılımın entegrasyonundan ve gövdenin geliştirilmesinden sorumlu olacak. İleriye dönük olarak HD Hyundai ve Palantir, USV modellerini ABD ve Kore pazarları için optimize etmek ve gemileri yönetmek için yapay zekâ destekli bir platform geliştirmek istiyor. Bu yapay zekâ platformunun tamamen otonom çalışıp çalışmayacağı ve uzaktan operatörü gereksiz hale getirip getirmeyeceği ise henüz belirtilmedi.
HD Hyundai CEO’su Wonho Joo, Palantir ile ortaklığının “her iki şirketin bugüne kadar elde ettiği başarılara ve güvene dayanarak bu alana öncülük edeceğini” söyledi. Buna karşın, özellikle Palantir’in son yıllarda tartışmalı pek çok projede yer alması, hem güvenlik endişelerini hem de soruları beraberinde getiriyor.
Palantir askeri kurumlar için pek çok iş yapıyor: kısa bir süre önce mobil bir savaş alanı istihbarat sistemi kurmak için 178 milyon dolarlık bir ABD Ordusu sözleşmesi kazandı. Ayrıca NHS Federated Data Platform’a güç sağlamak için satın alınanlar gibi analitik ürünler de sunuyor. Bu anlaşma, Palantir’in hassas verilere erişim sağlayabileceği korkusuyla eleştirilere neden olmakta.
Araştırmacılar, özel yapım kötü niyetli modeller yükleyerek Hugging Face üzerinde çalışan Hizmet Olarak Yapay Zekâ sağlayıcılarını tehlikeye atabilecek güvenlik açıkları tespit ettiklerini duyurdu. Wiz Research firmasının analizi, araştırmacıların Hugging Face’e tahrif edilmiş modeller yükledikten sonra keyfi kod çalıştırabildiklerini ve bunu Hugging Face’in API özelliği içinde kullanarak, uç noktadaki cihzlarda yükseltilmiş kontrol elde edebildiklerini gösterdi.
Araştırmaya göre, saldırganlar bu güvenlik açıklarını başarılı bir şekilde kullanmaları halinde Hugging Face ortamı üzerinde “yıkıcı” bir etkiye sahip olabilir ve milyonlarca özel yapay zekâ modeline ve uygulamasına erişim sağlayabilirler. Endişe verici bir şekilde, Wiz bu bulguların tekil ve tesadüfi olduğuna inanmıyor ve araştırmacılar bunu bir hizmet endüstrisi olarak yapay zekâ için devam eden olası bir zorluk olarak belirtiyor.
Wiz araştırmacıları, “Bu bulguların Hugging Face’e özgü olmadığına ve bir hizmet şirketi olarak birçok YZ’nin karşılaşacağı zorlukları temsil ettiğine inanıyoruz” diyor ve ekliyor: “Güvenlik topluluğundaki bizler, bu hızlı (ve gerçekten inanılmaz) büyümeyi engellemeden güvenli altyapı ve korkulukların yerleştirilmesini sağlamak için bu şirketlerle yakın işbirliği içinde olmalıyız.”
Hugging Face güvenlik açığı nasıl çalışıyor?
Wiz’in araştırması, Hugging Face ortamında bulunan ve teorik bir tehdit aktörünün yararlanabileceği iki kritik riski tanımlamalarına yol açtı. “Paylaşılan çıkarım altyapısının ele geçirilmesi” riski olarak adlandırılan ilk durumda araştırmacılar, belirli bir girdi için tahminler üretmek üzere eğitilmiş bir modelin kullanıldığı yapay zekâ çıkarım sürecinden yararlandılar. Wiz, çıkarım altyapısının genellikle “pickle” formatını kullanan “güvenilmeyen” modelleri çalıştırdığını tespit etti. “Pickle-serileştirilmiş” bir model, tehdit aktörüne gelişmiş ayrıcalıklar veya kullanıcılar arası erişim sağlayan bir uzaktan kod yürütme yükü içerebiliyor.
“Paylaşılan CI/CD devralma” riski olarak adlandırılan diğer saldırı biçiminde ise tehdit aktörleri bir tedarik zinciri saldırısı gerçekleştirmek için CI/CD hattının kontrolünü ele geçirmek amacıyla kötü amaçlı yapay zekâ uygulamaları derleyebilir ve yine ayrıcalıkların ve erişimin önünü açabilir. Saldırganlar ayrıca çeşitli yöntemlerle farklı bileşenleri hedef alabilir, örneğin “yanlış tahminler” oluşturmak için doğrudan girdiler yoluyla bir yapay zekâ modeline saldırabilir.
Wiz, güvenilmeyen YZ modellerinin bir uygulamaya belirgin güvenlik riskleri getirebileceğinden, geliştiricilerin ve mühendislerin modelleri indirirken yüksek bir dikkat duygusuyla çalışması gerektiğini belirtiyor.
Wiz Research tarafından önerilen bir diğer hafifletme yaklaşımı da podların IMDS’ye erişmesini ve küme içindeki bir düğümün rolünü almasını önlemek için IMDSv2’yi Hop Limit ile etkinleştirmek.
Wiz araştırmacıları, “Bu araştırma, güvenilmeyen yapay zekâ modellerinin (özellikle Pickle tabanlı olanların) kullanılmasının ciddi güvenlik sonuçlarına yol açabileceğini göstermektedir” diyor ve ekliyor: “Kuruluşlar, kullanılan tüm YZ yığınının görünürlüğüne ve yönetimine sahip olduklarından emin olmalı ve kötü niyetli modellerin kullanımı, eğitim verilerinin açığa çıkması, eğitimdeki hassas veriler, YZ SDK’larındaki güvenlik açıkları, YZ hizmetlerinin açığa çıkması ve saldırganlar tarafından istismar edilebilecek diğer toksik risk kombinasyonları dahil olmak üzere tüm riskleri dikkatlice analiz etmelidir.”