Turkcell ve Nokia’dan 6G için iş birliği!

0

Turkcell ve Nokia, 6G alanındaki çalışmaların geliştirilmesi ve hızlandırılması amacıyla bir iş birliği anlaşması imzaladı. Barselona’daki Mobil Dünya Kongresi’nde (MWC’24) gerçekleşen anlaşma ile iki şirket, 6G teknolojileri konusunda birlikte Ar-Ge faaliyetleri gerçekleştirerek Türkiye’nin bu alanda söz sahibi olabilmesine yönelik çalışmalar yürütecek.

Turkcell, Nokia ile 6G alanındaki Ar-Ge çalışmalarının hızlandırılması için iş birliği anlaşması imzaladı. İspanya’nın Barselona kentinde, 26-29 Şubat tarihlerinde düzenlenen Mobil Dünya Kongresi’nde (MWC’24) gerçekleşen imza törenine, Turkcell ve Nokia’dan çok sayıda üst düzey yetkili katıldı.

Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç ve Nokia Avrupa Başkanı Dr. Rolf Werner tarafından imzalanan iş birliği anlaşması kapsamında, iki şirket 6G alanındaki Ar-Ge çalışmalarına odaklanacak. 6G ağlarının yeteneklerini keşfetmenin yanı sıra bireyler, kurumlar ve endüstrilere yönelik yeni ve heyecan verici kullanım senaryolarının geliştirilmesi hedefleniyor.

Dr. Ali Taha Koç: “Yeni nesil teknolojilerde söz sahibi olmaya kararlıyız”

Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç iş birliğiyle ilgili şunları söyledi: “Turkcell açısından yapay zekâ, 5G, 6G, nesnelerin interneti (IoT), davranışların interneti (IoB), büyük veri ve bulut bilişim gibi kavramlar, geleceği değil aynı zamanda bugünü de temsil ediyor. Yenilikçi teknolojiler konusundaki tecrübe ve yetkinliklerimizle ülkemizin yanı sıra küresel arenada da öncü bir rol oynamaya devam ediyoruz. Bugün Nokia ile gerçekleştirdiğimiz iş birliği, 6G alanındaki Ar-Ge çalışmalarımızı daha da hızlandıracak. Bu aynı zamanda, dijital dönüşüm stratejimiz açısından da önemli bir kilometre taşı olacak. Turkcell olarak yeni nesil iletişim teknolojilerine yatırım yaparak, bu konuda ülkemizin de söz sahibi olmasına katkılar sunma konusunda azimli ve kararlıyız. Bu anlaşma, Türkiye’yi şebeke teknolojisindeki küresel gelişmelerin ön saflarında tutacak ve yeni nesil teknolojilerin insanların yaşamlarını, ekonomiyi ve çevreyi iyileştirmek için nasıl kullanılacağının şekillendirilmesinde kilit bir rol oynayacak.”

Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç ve Nokia Avrupa Başkanı Dr. Rolf Werner

Dr. Rolf Werner: “Turkcell ile birlikte, geleceğin iletişim standardını geliştirmeye devam edeceğiz.”

Nokia Avrupa Başkanı Dr. Rolf Werner, “Turkcell’in 6G yolculuğuna eşlik edeceğimiz ve birlikte inovasyon yapacağımız için heyecanlıyız. Lider 5G teknolojimiz ve 5G-Advanced’a yönelik net stratejimiz ile 6G araştırmalarına öncülük ediyoruz. Turkcell ile birlikte, geleceğin iletişim standardını geliştirmeye devam edeceğiz; bu çalışmaların içinde düşünen, hisseden ve hareket eden ağlar bulunacak ve Türkiye’de dijital dönüşümü ilerletmek için kullanım senaryolarını ortaklaşa geliştireceğiz.” dedi.

Turkcell ve Ericsson 6G için güçlerini birleştirdi!

0

Turkcell ve Ericsson Araştırma Merkezi, gelişmekte olan teknolojilerle ilgili bilgi paylaşımı ve araştırma konularında yeni bir iş birliği anlaşması imzaladı. Bu iş birliğiyle Turkcell’in 6G alanındaki araştırma ve geliştirme çalışmalarına hız kazandırılarak, Türkiye’nin teknolojik gelişimine katkı sağlanması amaçlanıyor.

Turkcell ve Ericsson, 6G alanındaki Ar-Ge çalışmalarını hızlandırmak ve Türkiye’nin teknolojik ilerlemesini hızlandırarak bu alanda söz sahibi olması için iş birliği gerçekleştirdi. Turkcell Şebeke Teknolojilerinden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Vehbi Çağrı Güngör ile Ericsson Orta Doğu & Afrika Bölgesi Başkan Yardımcısı ve Türkiye Genel Müdürü Işıl Yalçın, İspanya’nın Barselona kentinde düzenlenen Mobil Dünya Kongresi’nde (MWC24) gerçekleşen imza töreni için bir araya geldi.

Sol ust: Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç
Üst orta: Magnus Everbring / Ericsson İleri Teknolojileri Başkanı
Üst sağ: Fadi Pharaon Ericsson Orta Doğu ve Afrika Başkanı
Alt sol: Prof. Dr. Vehbi Çağrı Güngör Turkcell Şebekelerden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı
Alt Sağ: Işıl Yalçın / Ericsson Orta Doğu ve Afrika Bölgesi Başkan Yardımcısı ve Türkiye Genel Müdürü

Anlaşma kapsamında Ericsson’un 16 küresel araştırma merkezi arasında Orta Doğu ve Afrika Pazar Bölgesi’ndeki (MMEA) tek merkezi olan İstanbul’daki Ericsson Araştırma Merkezi, halihazırda Türkiye’nin 6G laboratuvarına sahip ilk ve tek operatörü Turkcell ile birlikte ikili araştırma girişimlerini teşvik edecek. Bunun yanı sıra ulusal ve uluslararası fon destekli Ar-Ge projeleri konusunda iş birliğini de güçlendirecek.

Anlaşma, gelişmekte olan teknolojiler hakkında önemli bilgilerin paylaşılmasını da içeriyor. Ericsson Araştırma ve Turkcell, Türkiye’nin ulusal teknoloji ekosisteminin ilerlemesinde kritik rol oynayarak, devrim niteliğindeki teknolojilerin gelişmesini ve inovasyonunu hızlandıracak. İki şirketin güvenlik, yapay zekâ (AI), makine öğrenimi (ML) ile genel 6G vizyonu ve mimarisine odaklanması doğrultusunda geliştirilecek yenilikçi kullanım senaryolarına zemin hazırlanacak.

Prof. Dr. Vehbi Çağrı Güngör: “İnovasyon ve gelişime öncülük ediyoruz”

Turkcell Şebeke Teknolojilerinden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Vehbi Çağrı Güngör, konuyla ilgili şunları söyledi:

“Dijital dönüşümünü tamamlamış, programlanabilir bir fiziksel dünyada hayati bir rol oynayacak olan 6G; bağlanabilirliği ve sürdürülebilirliği teşvik edecek. 6G teknolojisi, ciddi Ar-Ge yatırımları gerektiriyor.

Turkcell olarak biz de bu alana yatırım yapmaya kararlıyız ve ülke olarak da bu yatırımların karşılığını alacağımıza gönülden inanıyoruz. Ericsson ile gerçekleştirdiğimiz iş birliği, telekomünikasyon teknolojilerindeki inovasyon ve gelişime öncülük etme hedefimizde bizim için önemli bir dönüm noktası.

Mevcut ekosistemleri ve 5G teknolojisinin gelişimini dikkate alarak, 6G’ye dair bir yol haritası çizmek ve geleceğin yeni nesil ağlarında kilit önem taşıyacak teknolojik ilerlemeleri sağlamak için birlikte çalışacağız.”

Işıl Yalçın: “Bu iş birliği, ileri teknoloji çözümleri adına bir başlangıç noktası”

Ericsson Orta Doğu & Afrika Bölgesi Başkan Yardımcısı ve Türkiye Genel Müdürü Işıl Yalçın ise şu değerlendirmede bulundu:

“Turkcell ile Türkiye’de telekomünikasyonun geleceğini şekillendirecek ve dönüştürücü yeniliklerin temelini atacak bu öncü iş birliğini başlatmak için sabırsızlanıyoruz. Birçok sektörü derinden etkileyecek olan 6Gteknolojisi; Türkiye için daha bağlantılı, akıllı ve sürdürülebilir bir gelecek potansiyeli taşıyor.

Turkcell ile bu alanda yapacağımız iş birliği, Türkiye’nin bu teknoloji devriminin ön saflarında konumlanmasını sağlayacak 6G araştırmaları ve ileri teknoloji çözümleri adına bir başlangıç noktası olacak.”

Globalde önemli adımlar hedefleniyor

Turkcell, TÜBİTAK 1515 Öncül Ar-Ge Laboratuvarları Destekleme Programı kapsamında desteklenerek geçen yıl faaliyete başlayan “Turkcell 6GEN Lab: Yapay Zekâ ve 6G Laboratuvarı” projesi ile 6G şebekelerinin yapay zekâ tabanlı otonom yetenekler ile geliştirilmesi konularına odaklanıyor. Türkiye’deki Ericsson Araştırma Merkezi ise Ufuk 2020 ve Ufuk Avrupa programının temel bir parçası olarak AB’nin araştırma ve inovasyon faaliyetlerini çeşitli projelere partner ve genel proje koordinatörü rolleri ile destekliyor. Ayrıca, bu programların 6G amiral gemisi projeleri olan Hexa-X ve ve Hexa-X’in ikinci aşaması Hexa-X-II projelerinde önemli bir rol oynuyor.

Ericsson Araştırma ve Turkcell, güçlerini birleştirerek 6G’nin küresel standardizasyonunu desteklemeyi ve yalnız ulusal değil uluslararası telekomünikasyon alanında da önemli adımlar atmayı hedefliyor.

6G ağları, geniş ölçekte kullanıma girdiğinde, insanların yaşama, öğrenme ve etkileşim kurma biçimlerinde köklü değişiklikler oluşturma potansiyeli taşıyor. Bu ağlar, sürükleyici, her yerde bulunan ve çok duyulu dijital deneyimleri mümkün kılacak yeni teknolojilere giden kapıyı açıyor. 6G’nin başlıca kullanım senaryoları, geniş kapsamlı üç kategoriye ayrılıyor: Duyuların interneti, bağlantılı akıllı makinalar ve bağlantılı sürdürülebilir bir dünya.

Google, kontrolü kaybettiğini itiraf etti!

Altta yatan sorun tamamen anlaşılabilir olsa da, Google, modeli aşırı hassas olmakla suçluyor. Ama model bunu kendi kendine yapmadı.

Söz konusu yapay zeka sistemi, şirketin öncü konuşma tabanlı yapay zeka platformu olan Gemini’dir. Talep üzerine görüntüler oluşturmak için bir versiyonu olan Imagen 2 modeline başvurduğunda kullanılır.

Ancak son zamanlarda insanlar, belirli tarihsel koşulların veya insanların görüntülerini oluşturmasını istemenin gülünç sonuçlar ürettiğini buldular. Örneğin, beyaz köle sahibi olduğunu bildiğimiz Kurucu Babalar, renkli insanlar da dahil olmak üzere çok kültürlü bir grup olarak işlendi.

Bu utanç verici ve kolayca çoğaltılan sorun, çevrimiçi yorumcular tarafından hızla alay konusu haline getirildi. Ayrıca, tahmin edilebileceği gibi; çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılık hakkında devam eden tartışmaya (şu anda itibari bir yerel minimumda) bağlandı ve zaten liberal teknoloji sektörüne daha da nüfuz eden uyanık zihin virüsünün kanıtı olarak uzmanlar tarafından ele geçirildi.

DEI çıldırdı, bariz bir şekilde endişeli vatandaşlar bağırdı. Ancak teknolojiye aşina olan herkesin size söyleyebileceği gibi ve Google’ın bugün oldukça sefil küçük özür dileme bitişiği gönderisinde açıkladığı gibi, bu sorun eğitim verilerinde sistemik önyargı için oldukça makul bir geçici çözümün sonucuydu.

Bir pazarlama kampanyası oluşturmak için Gemini’yi kullanmak istediğinizi ve ondan “parkta köpek gezdiren bir kişinin” 10 resmini oluşturmasını istediğinizi söyleyin. Kişi, köpek veya park türünü belirtmediğiniz için, bu satıcının seçimidir; üretken model en aşina olduğu şeyi ortaya koyacaktır. Ve çoğu durumda, bu gerçekliğin değil, her türlü önyargının pişirilebileceği eğitim verilerinin bir ürünüdür.

Modelin yuttuğu binlerce ilgili görüntüde ne tür insanlar ve bu konuda köpekler ve parklar en yaygın olanıdır? Gerçek şu ki, beyaz insanlar bu görüntü koleksiyonlarının çoğunda (stok görüntüler, haksız fotoğrafçılık, vb.) fazla temsil ediliyor ve sonuç olarak, belirtmezseniz; model, birçok durumda beyaz insanları varsayılan olarak ayarlayacaktır.

Bu sadece eğitim verilerinin bir eseri, ancak Google’ın belirttiği gibi, “Kullanıcılarımız dünyanın her yerinden geldiği için herkes için iyi çalışmasını istiyoruz. Futbolcuların veya köpeği gezdiren birinin resmini isterseniz, bir dizi insanı almak isteyebilirsiniz. Muhtemelen sadece bir tür etnik kökene (veya başka bir özelliğe) sahip insanların görüntülerini almak istemezsiniz.”

Bir banliyö parkında golden retriever’la yürüyen beyaz bir adamın resmini çekmekte yanlış bir şey yok. Ama 10’u istersen ve hepsi banliyö parklarında altınlar yürüyen beyaz adamlarsa? Ve insanların, köpeklerin ve parkların hepsinin farklı göründüğü Fas’ta mı yaşıyorsun? Bu arzu edilen bir sonuç değil. Birisi bir özellik belirtmezse, eğitim verilerinin nasıl önyargılı olabileceğine rağmen, model homojenliği değil çeşitliliği tercih etmeli.

Bu, her türlü üretken medyada yaygın bir sorun. Ve basit bir çözüm yok. Ancak özellikle hassas olan Google, OpenAI, Anthropic ve benzeri gibi şirketler görünmez bir şekilde model için ekstra talimatlar içerir.

Bu tür örtük öğretimin ne kadar yaygın olduğunu yeterince vurgulayamıyorum. Tüm LLM ekosistemi örtük talimatlar üzerine inşa edilmiştir; bazen adlandırıldığı gibi, her konuşmadan önce modele “özlü ol”, “küfür etme” ve diğer yönergeler gibi şeylerin verildiği sistem istemleri. Bir şaka istediğinizde, ırkçı bir şaka yapmazsınız; çünkü model binlercesini yutmuş olmasına rağmen, çoğumuz gibi, bunları söylememek için de eğitilmiştir. Bu gizli bir gündem değil, altyapı.

Google’ın modelinin yanlış gittiği yer, tarihsel bağlamın önemli olduğu durumlar için örtük talimatlara sahip olamamasıydı.

Google Kıdemli Başkan Yardımcısı Prabhakar Raghavan’ın dediği gibi:

İlk olarak, Gemini’nin çeşitli insanları göstermesini sağlamak için yaptığımız ayarlama, net bir şekilde çeşit göstermemesi gereken durumları hesaba katmadı. Ve ikinci olarak, zamanla, model istediğimizden çok daha temkinli hale geldi ve bazı tamamen masum ipuçlarını hassas olarak yanlış yorumlayarak bazı soruları tamamen yanıtsız bıraktı.

Bu iki durum, modelin bazı durumlarda aşırı telafi etmesine ve diğerlerinde aşırı muhafazakâr olmasına neden oldu, bu da utanç verici ve yanlış resimlere yol açtı.

Bazen “üzgünüm” demenin ne kadar zor olduğunu biliyorum, bu yüzden Raghavan’ı kısa sürede durduğu için affediyorum. Daha da önemlisi, oradaki ilginç bir dil var: “Model, amaçladığımızdan çok daha temkinli hale geldi.

Şimdi, bir model nasıl bir şey “olur”? Bu bir yazılım. Binlerce Google mühendisi olan biri onu inşa etti, test etti, üzerinde yineledi. Birisi, bazı cevapları iyileştiren ve diğerlerinin komik bir şekilde başarısız olmasına neden olan örtük talimatları yazdı. Bu başarısız olduğunda, birisi tam istemi inceleyebilseydi, muhtemelen Google’ın ekibinin yaptığı şeyi yanlış bulurlardı.

Google, modeli “olması amaçlanmadığı” bir şey “olmak”la suçluyor. Ama modeli yaptılar! Sanki bir bardak kırdılar ve “düştük” demek yerine “düştü” diyorlar.

Bu modellerin hataları kesinlikle kaçınılmazdır. Halüsinasyon yaparlar, önyargıları yansıtırlar, beklenmedik şekillerde davranırlar. Ancak bu hataların sorumluluğu modellere ait değildir; onları yapan insanlara aittir. Bugün bu, Google. Yarın OpenAI olacak. Ertesi gün ve muhtemelen birkaç ay boyunca X.AI olacak.

Bu şirketler, sizi yapay zekanın kendi hatalarını yaptığına ikna etmekle güçlü bir çıkarı var. Onlara izin verme.

Fiat’tan yeni nesil bağlantılı araç deneyimi: Fiat Connect!

0

Fiat, Türkiye’deki otomotiv teknolojisi alanında önemli bir adım daha attığını duyurdu. Şirket, müşteri ihtiyaçlarına odaklanarak, Türkiye’nin ilk ve en kapsamlı bağlanabilirlik uygulaması olan Fiat Connect’i geliştirdiğini ve yeni özelliklerle sürekli güncellediğini açıkladı. Bu yenilik, Fiat müşterilerine güvenlik, kolaylık ve katma değerli hizmetler açısından çeşitli avantajlar sunuyor.

Fiat Connect ile mobilite ve bağlantılı araçlarda yeni dönem

Tofaş Mobilite Çözümleri Direktörü Hasan Erdoğan, günümüzde mobilite kavramını sadece A noktasından B noktasına ulaşım olarak değil, bu yolculuk sırasında insan hayatını kolaylaştıracak teknolojiler ve çözümler olarak tanımlıyor.

Erdoğan’a göre, otomotiv sektörü son 25 yılda büyük bir dönüşüm yaşadı ve bu dönüşüm, elektrifikasyon, otonom araçlar ve bağlantılı araçlar gibi gelişmelerle hız kazandı. Tofaş, bu dönüşümü bir mobilite evrimi olarak görüyor ve bağlantılı araçlara büyük yatırımlar yapıyor.

Fiat’ın sunduğu Fiat Connect uygulaması, müşterilere araçlarının sağlık durumu, park lokasyonu, çekilme bildirimi gibi bilgileri sunmanın yanı sıra, kaza anında ambulans yönlendirme gibi hayati öneme sahip hizmetler de sağlıyor. Ayrıca, Türkiye’nin en riskli 250 noktasında kaza uyarısı gibi özelliklerle sürücülerin güvenliğini ön planda tutuyor.

Fiat Connect’in kullanıcılarına sunduğu bir diğer önemli özellik ise uzaktan kapı açma/kapama işlevi. Bu özellik, kullanıcıların araçlarına fiziksel bir anahtar olmadan erişim sağlamalarına olanak tanıyor. Ayrıca, yakıt seviyesi ve servis ihtiyaçları gibi bilgileri de kullanıcılara sunarak, onların ihtiyaç duydukları anlarda yardımcı oluyor.

Fiat, bu yenilikçi uygulamayla birlikte, müşterilerinin sadece bir araç satın almalarının ötesinde, bir mobilite ekosistemi içinde kapsamlı bir hizmet ve deneyim sunmayı hedefliyor. Connect uygulaması, aynı zamanda kullanıcıların bulundukları konumda hava kirliliği gibi çevresel verilere erişim sağlayarak, çevre bilincine de katkıda bulunuyor.

Fiat, Türkiye otomotiv pazarında liderliğini sürdürmenin yanı sıra, müşteri deneyimini zenginleştiren ve hayatı kolaylaştıran uygulamalarla sektördeki yenilikçi konumunu pekiştiriyor. Bu girişim, şirketin üretim ve AR-GE yeteneklerini kullanarak kendi içinde geliştirdiği yenilikçi uygulamalar aracılığıyla, müşteri memnuniyetini en üst düzeye çıkarmayı amaçlıyor.

Kripto borsası devi Türkiye’de!

0

Artık Türkiye’deki kripto kullanıcıları, üst düzey deneyim sunan, yerel yasa ve düzenlemelerle uyumlu, tamamen şeffaf olan OKX TR platformu üzerinden kripto al-sat işlemleri yapabiliyor. Üstelik Türkiye’deki kullanıcılar, OKX’in küresel platformu üzerinden OKX Web3 Cüzdan’a da erişebiliyor.

Türkiye’de altı banka ile ortaklık

OKX TR’nin kullanıma sunulmasıyla birlikte kullanıcılar, Fibabanka, VakıfBank, Ziraat Bankası, İş Bankası, Şekerbank ve Türkiye Finans gibi bankacılık ortakları aracılığıyla, doğrudan Türk Lirası yatırma-çekme işlemleri de dâhil olmak üzere yerelleştirilmiş özelliklere erişim sağlıyor. OKX TR ekibi, 7 gün 24 saat Türkçe ve İngilizce yerel müşteri hizmetleri sunarak kullanıcılarına ihtiyaç duydukları anda, hızlı bir şekilde kapsamlı yardım ve destek sunuyor.

OKX TR, Türkiye’deki kullanıcılara USDT/TRY, BTC/TRY ve ETH/TRY de dâhil olmak üzere yaygın kripto para çiftlerinde işlem yapabilecekleri ve gelişmiş kripto özelliklerinden yararlanabilecekleri güçlü bir platform sağlıyor.

OKX’in Türkiye’de non-custodial (gözetimsiz) bir Web3 cüzdanı olan OKX Web3 Cüzdan’ı da kullanıma sunmasıyla birlikte OKX TR kullanıcıları, kendi varlıkları üzerinde tam kontrol sahibi olmalarını mümkün kılan bu kullanıcı dostu platform üzerinden NFT alıp satabiliyor, dApp’leri kullanabiliyor ve daha pek çok benzersiz özelliğe erişebiliyor. Hem Çok Taraflı Hesaplama (MPC) teknolojisine hem de Hesap Soyutlama (AA) özelliklerine sahip ilk cüzdan olan OKX Web3 Cüzdan, teknik bilgisi daha az olan kullanıcılar için süreci basitleştirerek Web3 ekosisteminin yaygın olarak benimsenmesine de öncülük ediyor.

Yerelleştirilmiş ürünler ve hizmetler sunacak

OKX, 2023 yılının mayıs ayında yerel platformunu Türkiye’de faaliyete geçireceğini duyurmuş ve hemen sonrasında Türkiye’de bir ofis açarak uzman bir ekip kurmuştu. Lansman ile birlikte OKX TR, yerelleştirilmiş ürünler ve hizmetler sunarak istikrarlı bir şekilde büyümeyi ve yerel piyasadaki payını artırmayı amaçlıyor.

OKX Başkanı Hong Fang
OKX Başkanı Hong Fang

OKX Başkanı Hong Fang, bu önemli gelişmeye ilişkin şu açıklamalarda bulundu: “OKX TR’nin resmî lansmanı ile birlikte küresel büyüme stratejimizde çok önemli bir dönüm noktasına ulaştığımızı duyurmanın mutluluğunu yaşıyorum. Kripto benimsenme oranı %50’ye yakın olan Türkiye’nin, gelişmeye devam eden sektör için oldukça umut verici ve son derece dinamik bir pazar olduğunu görüyoruz. Nüfusun dijital varlıklara yönelik anlayışı ve yoğun ilgisi, Türkiye’nin hizmet sunmamız için ideal bir pazar olduğunu kanıtlıyor. OKX olarak, hâlihazırda canlı olan bu ekosistemin gelişimine ve daha da büyümesine katkı sağlamak için elimizden gelen gayreti göstermeye kararlıyız.”

OKX TR Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Çamır ise şu değerlendirmelerde bulundu: “OKX TR’nin lansmanı, ülkenin büyük büyüme potansiyeline olan inancımızın ve piyasaya olan bağlılığımızın bir göstergesidir. Hâlihazırda kripto işlemlerinde küresel bir lider olan Türkiye, ayrıca merkeziyetsiz finans alanında büyüme açısından önemli bir konumda bulunuyor. Bu büyümeyi destekliyor olmaktan heyecan duyuyoruz. Buradaki varlığımızın, Türkiye’nin bir Web3 yenilik merkezi olarak yükselişinde önemli bir rol oynayacağına inanıyoruz.”

Rüzgar tahminini iyileştirme projesi maliyetleri düşürecek

WFIP3 projesi önceki iki projeye dayanıyor. İlk WFIP 2011’de başlatıldı. Amerika Birleşik Devletleri’nin iki yüksek rüzgar enerjisi kaynağı bölgesi olan Yukarı Great Plains ve Teksas’a odaklandı ve modelleri başlatmak için gözlemlerin nasıl daha iyi kullanılacağını araştırdı. 2015’teki ikinci  WFIP,  karmaşık arazinin geleneksel olarak düşük seviyeli rüzgarların doğru modellemesini engellediği Batı ABD’nin daha karmaşık bölgesine (Oregon ve Washington) odaklandı. Bir sonraki yineleme olan WFIP3, New England kıyılarında açık deniz rüzgar enerjisi araştırmalarına girişiyor. Proje, açık deniz rüzgarlarını tahmin etmenin karmaşıklığını ele almayı amaçlıyor. Bu zorluk, bu alanlarda modellerin geliştirilip test edilebileceği kapsamlı veri eksikliği nedeniyle daha da kötüleşiyor.

Rüzgar tahminini iyileştirme projesi 3 (WFIP3) kapsamı

Bu karmaşık ortamda ek gözlemler almak, rüzgar enerjisi kaynak değerlendirme ve tahmin modellerini geliştirecektir. Proje, açık deniz rüzgar santrallerini de etkileyebilecek aşırı koşulları anlamayı umuyor.

Proje, Martha’s Vineyard, Cape Cod, Nantucket Adası ve Rhode Island’da Argonne enstrümantasyonu ile karadaki altı tesise enstrümanlar dağıtıyor. Enstrümantasyonla donatılmış bir mavna, yakında açık deniz rüzgar türbinlerinin kurulacağı sulara demirlenecek. Cihaz, yüzeyden sınır tabakasının tepesine kadar ayrıntılı metocean gözlemleri sağlayacak. Bu gözlemler, tahmin modellerinin iyileştirilmesi ve doğrulanması, sonuçta açık deniz rüzgar enerjisi kaynaklarının anlaşılmasının ilerletilmesi açısından çok önemli olacak.

Bir EVS ekibi, lojistik zorluklardan, yüksek rüzgar koşullarında ve 3 metrelik dalgalara sahip fırtınalarda büyük, ağır aletlerin taşınmasının karmaşıklığına kadar engellerle karşılaşmasına rağmen, enstrümantasyonu konuşlandırmak için Aralık 2023’te Doğu Yakası’na doğru yola çıktı. Zorluklara uyum sağlayan ekip, dağıtımın başarısını garantilemek için dayanıklılık ve hızlı düşünme sergiledi. Ekip, ilk ziyarette dört tesisten üçünün kurulumunu yaptı ve geri kalan kurulum için Şubat 2024’te geri döndü.

Proje, ABD Enerji Bakanlığı ( DOE ) Rüzgar Enerjisi Teknoloji Ofisi tarafından, Argonne Ulusal Laboratuvarı, Pasifik Kuzeybatı Ulusal Laboratuvarı, Ulusal Yenilenebilir Enerji Laboratuvarı, Lawrence Livermore Ulusal Laboratuvarı ve Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi’nin de dahil olduğu federal ekip tarafından finanse ediliyor. Federal olmayan ortak ekip, Woods Hole Oşinografi Enstitüsü tarafından yönetiliyor ve birkaç üniversite ortağından oluşuyor.

Mistral AI, GPT-4 için oldukça güçlü bir rakip yayınladı!

Şirket, Mistral Large adında yeni bir amiral gemisi büyük dil modelini piyasaya sürüyor. Akıl yürütme yetenekleri söz konusu olduğunda, GPT-4 ve Claude 2 gibi diğer üst düzey modellerle rekabet edecek şekilde tasarlanmıştır.

Mistral Large’a ek olarak girişim, Le Chat adlı yeni bir hizmetle ChatGPT’ye kendi alternatifini de başlatıyor. Bu sohbet asistanı şu anda beta sürümünde mevcut.

Mistral AI’e aşina değilseniz, şirket daha çok kapitalizasyon tablosuyla tanınıyor; çünkü temel AI modellerini geliştirmek için çok kısa sürede inanılmaz miktarda para topladı. 

Şirket resmi olarak Mayıs 2023’te kuruldu. Bundan sadece birkaç hafta sonra Mistral AI, 113 milyon dolarlık bir tohum turu topladı. Aralık ayında şirket, Andreessen Horowitz’in (a16z) liderliğinde 415 milyon dolarlık bir finansman turunu tamamladı.

Google’ın DeepMind ve Meta mezunları tarafından kurulan Mistral AI, başlangıçta kendisini açık kaynak odaklı bir yapay zeka şirketi olarak konumlandırdı. Mistral AI’in ilk modeli, model ağırlıklarına erişim sağlayan açık kaynak lisansı altında piyasaya sürülse de, daha büyük modelleri için durum böyle değil.

Mistral AI’in iş modeli, şirket Large’ı kullanıma dayalı fiyatlandırma ile ücretli bir API aracılığıyla sunduğundan, OpenAI’in iş modeline giderek daha çok benziyor. Şu anda Large’ı sorgulamanın maliyeti milyon girdi tokenı başına 8 dolar ve çıktı tokeni başına milyon başına 24 dolar. Yapay dil jargonunda jetonlar küçük kelime parçalarını temsil eder; örneğin, “TechInside” kelimesi bir yapay zeka modeli tarafından işlendiğinde “Tech” ve “Inside” olmak üzere iki jetona bölünür.

Mistral AI, varsayılan olarak 32 bin jetonluk bağlam pencerelerini destekliyor (çoğunlukla İngilizce’de 20.000’den fazla kelime). Mistral Large İngilizce, Fransızca, İspanyolca, Almanca ve İtalyanca’yı destekliyor.

Karşılaştırma yapmak gerekirse, 128k token bağlam penceresine sahip olan GPT-4 Turbo’nun maliyeti şu anda bir milyon girdi tokenı başına 10 ABD doları ve bir milyon çıktı tokenı başına 30 dolar. Yani Mistral Large şu anda GPT-4 Turbo’dan 1,25 kat daha ucuz. Her şey hızla değişiyor ve yapay zeka şirketleri fiyatlandırmalarını düzenli olarak güncelliyor.

Peki Mistral Large, GPT-4 ve Claude 2’ye karşı nasıl bir performans sergiliyor? Her zaman olduğu gibi bunu söylemek çok zor. Mistral AI, çeşitli kriterlere göre GPT-4’ten sonra ikinci sırada yer aldığını iddia ediyor. Ancak gerçek hayattaki kullanımda bazı karşılaştırmalı değerlendirmeler ve farklılıklar olabilir. Testlerimizde nasıl performans gösterdiğini görmek için daha fazla araştırma yapmamız gerekecek.

ChatGPT’ye bir alternatif

Mistral AI ayrıca bugün Le Chat adında bir sohbet asistanını da piyasaya sürüyor. Herkes chat.mistral.ai adresine kaydolup deneyebilir. Şirket, bunun şimdilik bir beta sürüm olduğunu ve “tuhaflıklar” olabileceğini söylüyor.

Hizmete erişim (şimdilik) ücretsiz ve kullanıcılar üç farklı model arasından seçim yapabilir: Mistral Small, Large ve Next. Ayrıca Le Chat’i kullandığınızda internete erişemediğini de belirtmekte fayda var.

Şirket ayrıca kurumsal müşteriler için Le Chat’in ücretli bir sürümünü de piyasaya sürmeyi planlıyor. Merkezi faturalandırmaya ek olarak kurumsal müşteriler, denetim mekanizmalarını da tanımlayabilecek.

Microsoft’la ortaklık

Son olarak Mistral AI, Microsoft ile bir ortaklığı duyurmak için bugünkü haber bültenini de kullanıyor. Şirketin kendi API platformuna ek olarak Microsoft, Azure müşterilerine Mistral modelleri de sunacak.

Azure’un model kataloğundaki başka bir model, o kadar da önemli görünmüyor. Ancak bu aynı zamanda Mistral AI ve Microsoft’un artık işbirliği fırsatları ve potansiyel olarak daha fazlası için görüşmelerde bulunduğu anlamına da geliyor. Bu ortaklığın ilk faydası Mistral AI’in bu yeni dağıtım kanalıyla muhtemelen daha fazla müşteri çekeceğidir.

Microsoft’a gelince, şirket OpenAI’in sınırlı kâra sahip yan kuruluşunun ana yatırımcısı. Ancak bulut bilişim platformunda diğer yapay zeka modellerini de memnuniyetle karşıladı. Örneğin Microsoft ve Meta, Azure’da Llama büyük dil modelleri sunmak için iş birliği yapıyor.

Bu açık ortaklık stratejisi, Azure müşterilerini ürün ekosisteminde tutmanın güzel bir yoludur. Rekabete aykırı inceleme söz konusu olduğunda da yardımcı olabilir.

Drone ile sivrisinek savaşı başlıyor!

0

Günde 300.000 hastalıkla savaşan sivrisineği dağıtmak için drone kullanmak, en iyi seçenek olabilir. Teknoloji zaten Brezilya’da test edildi ve çok umut verici sonuçlar verdi.

Aslında her şey “Çevreye sivrisineklerin eklenmesi sıtmanın ve sivrisineklerin yol açtığı diğer hastalıkların yayılmasını nasıl azaltabilir?” sorusu ile başladı. Steril böcek tekniği (SIT) olarak bilinen bir sürece bağlı olduğu tespit edildi. Drone ile sivrisinek kovma konusunda yeni bir başarı elde edildi.

Drone ile sivrisinek mücadelesi

SIT, tutsak erkek sivrisineklerin kısırlaştırılmasını ve ardından vahşi dişi sivrisineklerin bulunduğu alanlara bırakılmasını içerir. Isırmayan erkekler bu dişilerle çiftleşmeye devam ediyor. Ancak erkekler kısır olduğundan bu birleşmelerden yumurta üretilmiyor.  Daha da önemlisi, hastalığa neden olan parazitleri taşıyan sivrisinek türlerinde dişiler hayatları boyunca yalnızca bir kez yumurta bırakıyor. Bu da doğurgan bir erkekle tekrar deneme şansları olmadığı anlamına geliyor. Öte yandan kısır erkekler, birden fazla dişiyle sonuçsuz karşılaşmalar yaşayabiliyor.

SIT aslında 50 yılı aşkın bir süredir dünya çapında zararlı böcek popülasyonlarını azaltmak için kullanılıyor. O dönemde erkekleri kısırlaştırmanın en yaygın yöntemi, Birleşmiş Milletler’in nükleer gözlemci kuruluşu Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) tarafından geliştirilen ışınlama tekniğiydi.

IAEA şu anda Brezilyalı drone şirketi BirdView ile Brezilya Tarımsal Araştırma Kurumunun EMBRAPA Enstrümantasyon birimi arasındaki ortaklık aracılığıyla geliştirilen bir sistemi doğruluyor. Deney düzeneğinde, dört pervaneli helikopterin alt tarafındaki özel bir konteyner, kısır erkek sivrisinekleri, halihazırda SIT operasyonları için kullanılan kara araçlarının ulaşamadığı ana üreme alanlarına güvenli bir şekilde taşımak için kullanılıyor. Erkekler daha sonra konteynırdan serbest bırakılıyor ve uçuş özelliklerini veya çiftleşme alışkanlıklarını olumsuz yönde etkileyebilecek çok az hasar veya stresle karşılaşıyor.

Brezilya’da gerçekleştirilen “çok cesaret verici” saha testlerinde sistem, kısır erkek Aedes aegypti sivrisineklerinine uyku hastalığı yayan çeçe sineklerinin serbest bırakılmasında başarıyla kullanıldı. Bir drone, yaklaşık 100.000 metrekarelik bir alanı kapsayan 10 dakikalık uçuş başına 17.000 böcek salabiliyor. BirdView kurucu ortağı Ricardo Machado’ya göre bu kapasitenin günde yaklaşık 300.000 böceğin yayılmasına olanak sağlaması gerekiyor. Hava tahliye sisteminin kullanılmasının Aedes aegypti popülasyonlarının yüzde 90’ını kara taşımacılığının üç ila dört ay yerine üç ila dört hafta içinde azaltacağını ekliyor.

Yeni başlayanlar için Back-End Developer Eğitimi başlıyor!

Program, teknoloji ve yazılım dünyasında sürdürülebilir kariyer fırsatları yaratma amacı güderken, sizlere en güncel ve inovatif eğitim metotlarını sunarak sektördeki dönüşümün bir parçası olmanızı sağlıyor. Co-Founder Academy ve Aloha Dijital Akademi’nin iş birliği ile hayata geçirilen Back-End Developer Kariyer Eğitimi programı, yazılım dünyasında fark yaratmak isteyen bireylere kapılarını açıyor! Bu benzersiz program, katılımcılarına 140 saat süresince SQL Server’da veri sorgulama, Windows ve .Net platformlarında uygulama geliştirme, C# programlama dili ve nesne yönelimli programlama, yazılım geliştirme süreçlerinde SOLID prensipleri ve tasarım desenleri gibi konularda derinlemesine bilgi sunmayı vaat ediyor. Ayrıca, veri tabanı yönetimi ve erişimi, Entity Framework kullanımı ve ASP.NET Core API ile modern web servisleri geliştirme gibi alanlarda uygulamalı eğitim fırsatları sağlayacak.

Katılımcılar, Back-End Developer programı sonunda Co-Founder Academy ve Aloha Dijital Akademi onaylı bir sertifika ile mesleki yeterliliklerini belgeleyecekler. Eğitim içeriği, Microsoft SQL Server sorgulama tekniklerinden, .Net geliştirme platformlarına, C# ve nesne yönelimli programlama prensiplerinden, yazılım tasarımı ve mimarisine kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor. 20 saatlik SQL Server, 44 saatlik .Net geliştirme, 22 saatlik C# programlama, 18 saatlik SOLID prensipleri, 24 saatlik veri erişim teknikleri ve 12 saatlik ASP.NET Core API geliştirme modülleri, bu programın temel taşlarını oluşturuyor.

Eğitim, sektörde tanınmış uzmanlar tarafından verilecek olup, katılımcılara mentorluk, proje bazlı çalışmalar ve sunumlar gibi pek çok değerli deneyim sunacak. İki aylık bir staj süreci de programın önemli bir parçası olarak yer alıyor, bu sayede öğrenciler aldıkları teorik bilgileri pratikte uygulama şansı bulacaklar.

Back-End Developer programı, teknoloji ve yazılım alanındaki en son trendlere uyum sağlamak, bu alanda kariyer yapmayı hedefleyen profesyonellere ve girişimcilere yönelik tasarlandı. 7 Mart 2024 son başvuru tarihine kadar kayıt olun ve yazılım sektöründe kendinizi bir adım öne taşıyın!

Program hakkında daha fazla bilgi için Co-Founder Academy ve Aloha Dijital Akademi’nin web sitelerini ziyaret edebilirsiniz. Kariyerinizi bu heyecan verici ve dinamik alanda ilerletme fırsatını kaçırmayın şimdi başvurun!

Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi yorumlarda paylaşın!

İletişim bilgileri: [[email protected]]

Müşteri deneyimi yönetimi neden önemli?

0

Sunmuş olduğu teknoloji çözümleri ve imza attığı global ve yerel projelerle dikkat çeken, teknoloji sektörünün yenilikçi ve öncü firmalarından biri olan Doğuş Teknoloji, son kullanıcı odaklı müşteri iletişim yönetimi sistemi ile sektörde fark yaratıyor. Sektör için örnek olan bu başarılı sistemi Doğuş Teknoloji Müşteri İlgi Merkezi Genel Müdür Yardımcısı Besim Sadioğlu ile konuştuk…

Doğuş Teknoloji Müşteri İlgi Merkezi Genel Müdür Yardımcısı Besim Sadioğlu
Doğuş Teknoloji Müşteri İlgi Merkezi Genel Müdür Yardımcısı Besim Sadioğlu

Techinside: Doğuş Teknoloji için müşteri deneyimi yönetimi tam olarak ne anlama geliyor?

Besim Sadioğlu: Müşteri deneyimi denildiği zaman akla en çok son kullanıcılar gelir. … Ancak bizim gibi teknoloji geliştiren, önemli teknoloji projelerine imza atan B2B şirketlerde müşteri deneyimi ayrıca ele alınabilir ve bu alana ciddi yatırımlar yapılabilir. Doğuş Teknoloji, sektöre örnek olan bir müşteri deneyimi yapılanmasına ve operasyonuna sahip biçimde yoluna devam ediyor.

Müşteri İlgi Merkezi Genel Müdür Yardımcılığı çatısı altında müşteri başarı yönetimi ve sürekli iyileştirme fonksiyonları birlikte yönetiliyor. Proje ya da danışmanlık süreçlerinde hem uzaktan hem de yerinde son kullanıcılara teknik destek sunuyor, iş süreçlerini kesintisiz bir şekilde sürdürmelerine katkıda bulunuyoruz. Bununla birlikte; müşterilerimize sunduğumuz ürün ve hizmetlerdeki memnuniyetlerini ölçme ve verilen hizmeti iyileştirme alanlarını belirleme adına çeşitli yöntemler kullanıyoruz. Doğuş Teknoloji içinde müşterilerimize dokunan süreçlerimizi iyileştirme adına çeşitli iş mükemmelliği (problem çözme, süreç iyileştirme, yeni süreç yaratma) faaliyetlerini gerçekleştiriyoruz. Bu sayede müşterilerimizin beklentilerini karşılamak ve onlara daha iyi bir deneyim sunmak için sürekli olarak kendimizi geliştiriyoruz bu sayede müşterilerimizle güçlü bir ilişki kuruyor, bu sayede uzun vadeli bir iş birliği sağlıyoruz.

Techinside: Doğuş Teknoloji’nin müşteriyi odağına alan bu yenilikçi yaklaşımını bize anlatır mısınız?

Besim Sadioğlu: Müşteri başarı yönetimi sürecini göz önüne alarak ihtiyaca yönelik çözümler tasarlıyoruz. Öncelikle, yıllık müşteri memnuniyet anketi yapılıyor, ekip/iş ihtiyaçlarını belirliyoruz. Kendimizi “Müşterinin dilinden anlayan ekip” olarak tanımlıyor, müşterilerimizle düzenli görüşmeler yapıp geri bildirimlerini alarak işimizi aktif ve dinamik tutuyoruz. Bununla birlikte 7/24 ulaşılabilir olmamız, müşterilerimizin bizimle kolay ve hızlı iletişim kurması da aramızdaki güven bağını pekiştiriyor.

Müşterimizin işinde yavaşlama kaygısı olmadan müşteriye destek olan bir ekibin varlığı tüm süreçleri hızlandırıyor aslında. İş süreçlerindeki tecrübemiz ve işimize olan proaktif yaklaşımımız sayesinde müşterinin adeta sesini dinliyor ve bu sayede uyumlu biçimde çalışıyoruz.  Doğuş Teknoloji diliyle de ifade etmem gerekirse; aslında biz “müşterinin sesini değere çeviriyoruz”.

Özetle; sürekli iyileştirme fonksiyonu çalışma algoritmamızın kaynağında yer alıyor. Müşteri deneyimi iyileştirmek için çalışıyoruz. CRM yatırımlarımızı artırıyor, dijitalleşen müşteri deneyimi kapsamında müşteri danışmanlarımız 7/24 ulaşılabilir oluyor. WhatsApp, Chat botları aracılığıyla temel kullanıcı sorunlarına anında yanıt verilerek çözüm üretilmesini sağlıyoruz. Kaliteli proje yönetimi ve kaliteli iletişim yönetimi sayesinde taahhüt ettiğimiz hedefe keyifle ulaşıyoruz.

Techinside: Bunu yaparken şirket içinde nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz?

Besim Sadioğlu: Doğuş Teknoloji olarak öncelikle müşteri geri bildirimlerinin önemi konusunda şirketimizde geniş bir farkındalık oluşturduk. Müşteri odaklı bakış açısının şirket içinde yayılmasını sağlayacak komite toplantılarımızı, öneri sistemimiz ve şirket içi müşteri odaklılık eğitimlerimizi sürekli devam ettiriyoruz. Her bir çalışanımız, müşteri geri bildirimlerinin önemini anlıyor ve bu bilinçle hareket ediyor. Müşteri geri bildirimlerini almak, değerlendirmek ve bu geri bildirimlere yönelik aksiyonlar almak şirketimizin en önemli süreçlerinden biri ve müşteri deneyimi iyileştirme stratejimizin önemli bir parçası olarak yer alıyor.

Techinside: Müşteri deneyimi operasyonları özelinde neyin altını çizmek istersiniz? Ek olarak bu konuda bizimle bazı rakamlar paylaşabilir misiniz?

Besim Sadioğlu: Bahsettiğim gibi Doğuş Teknoloji olarak en önemli hedefimiz müşterileri memnuniyetini en üst düzeyde tutmak… Tüm süreçlerimizde müşteriyi merkeze koyan yaklaşımla her geçen gün memnuniyeti artırmayı hedefliyoruz.

Başarı skoru yüksek olan sistemimizle alakalı bazı rakamları paylaşmaktan elbette mutluluk duyarım…

Doğuş Teknoloji müşteri destek operasyonlarında toplam 55 ilden, 163 lokasyondan, yaklaşık 10.000 kullanıcı tarafından yılda 55.000’den fazla talep bize iletiliyor. İletilen taleplerin %80’i en fazla 4 saat içerisinde çözüme ulaştırılıyor. Önümüzdeki dönemde ise geniş dil modellerini kullanan yapay zeka çözümleriyle taleplerin daha etkin bir şekilde işlenmesi, yanıtlanması, tekrar eden sorunların belirlenmesi hatta müşteri taleplerindeki duygusal ton ve hassasiyetlerin ölçümlenmesine yönelik çalışmaları hayata geçirmeyi planlıyoruz.

Google, Wear OS’un pil ömrünü artırmak için düğmeye bastı!

0

Wear OS saatleri aynı zamanda Google Haritalar’ın yanı sıra Google Cüzdan geçişlerinde de toplu taşıma yol tarifleri alıyor.

Wear OS saatlerinde 2018’den bu yana genellikle yoğun güç gerektiren görevleri yerine getirmek için bir uygulama işlemcisi (AP) ve kalp atış hızı gibi her zaman açık olan görevler için ultra düşük güçlü bir ortak işlemci mikro denetleyici birimi (MCU) bulunuyor. Güncelleme, giyilebilir cihaz üreticilerinin bildirim işleme yükünü MCU’ya devretmesine olanak tanıyacak. Bu, bildirimleri okuma ve kapatmanın yanı sıra hızlı yanıtlar gönderme yeteneğini de içerir.

Bu özellik, yine bugün duyurulan OnePlus Watch 2 için özel olarak eklendi ancak Wear OS by Google’ın başkan yardımcısı Bjorn Kilburn, bundan sonra diğer şirketlerin de bu özelliği kullanabileceğini söylüyor. Kilburn, “OnePlus Watch 2, köprülü bildirimler için hibrit arayüzü uygulayan ilk Wear OS cihazı ve kullanıcının AP’yi uyandırmadan MCU’daki bildirimleri görüntülemesine ve kapatmasına olanak tanır. Bu, yüksek performanslı AP’nin daha fazla uykuda kalmasını sağlayarak pil ömründen daha fazla tasarruf etmesini sağlıyor.” diyor. OnePlus’ın ikinci nesil saatinin tek şarjla 100 saate kadar kullanım süresi sunacağı iddia ediliyor.

Wear OS hala oldukça parçalı bir ekosistem. Wear OS 4, Mayıs 2023’te duyuruldu; ancak OnePlus Watch 2, Samsung veya Google tarafından yapılmayan ilk Wear OS 4 akıllı saati olacak. Diğerleri hala Wear OS 3’te. Ayrıca, Wear OS’u karanlık yıllarda büyük ölçüde ayakta tutan Fossil, son zamanlarda tamamen akıllı saatlerden çekildiğini duyurdu.

Devam eden bu parçalanmaya rağmen Google, bir bütün olarak Wear OS’ye küçük iyileştirmeler eklemeye kararlı görünüyor. Biniş kartları, etkinlik biletleri, spor salonu üyelikleri ve sadakat kartları da dahil olmak üzere Google Cüzdan kartlarına artık bileğinizden erişilebilecek. Ayrıca bileğinizden otobüs, tren veya feribot saatlerine bakabilecek ve toplu taşıma yol tarifleri alabileceksiniz.

Techstars fiziksel varlık zorunluluğuna inanmıyor!

0

Hızlandırıcı grup Techstars faaliyetlerinde değişiklik yaptığını duyurdu. Ancak şirket içinde heyecan verici yeni bir bölüm olarak planlanan şey, bir nevi PR kabusuna dönüştü. Techstars, yakın zamanda Austin merkezli programını kapattıktan sonra Boulder ve Seattle hızlandırıcılarını kapatacağını açıkladı. Daha sonra, Aralık ayında ilk kez rapor edilen bazı kararları ve uygulamaları nedeniyle eleştirilerle karşı karşıya kaldı.

Techstars fiziksel varlık konusunun geçmişte kaldığını savunuyor

Örneğin Zillow’un kurucu ortağı Spencer Rascoff, X’te Techstars’ın Seattle programını kapatmaya ilişkin notunun o şehrin startup sahnesinin “acımasızca ortadan kaldırılması” olduğunu söyledi. Techstars Boulder mezunu Liz Giorgi de X’e ” bunun bu kadar kötü ele alınmasına ne kadar şaşırdığını” anlattı. Techstars CEO’su Maelle Gavet ile organizasyonundaki gelişmeler ve eleştirmenlerin görüşlerini paylaştı.

Gavet: “Techstars 17 yıl önce doğduğunda neredeyse bir franchise olarak başladı; bir şehre gittiğimizde TS markası altında fon toplayan bir genel müdür olurdu. Ancak var olan oldukça izole bir balon olacaktı. Bu, şirketin başlangıçta büyümesine yardımcı oldu. O zamanlar fonlar çoğunlukla yerel yatırımcılardan sağlanıyordu, o zamanlar son derece iyi işleyen çok yeni bir modeldi. Franchise modelinin geri dönüş açısından sınırları var. Çok dar olduğundan çok değişken. Kurumlar genellikle ilgilenmiyor” diyor.

Organizasyon olarak odaklanma eksikliği konusunda ise Gavet: “Açıkça söylemek gerekirse bu yıl her zamankinden daha fazla yatırım yapacağız. Yani 2024’te dünya çapında 30’dan fazla noktada 50 hızlandırıcı program yürüteceğiz. Ne yazık ki size mali durumu gösteremiyorum ama şimdiye kadar sahip olduğumuzdan daha fazla ortağımız ve akıl hocamız var” diyor.

Techstars şu anda 300’ün biraz üzerinde çalışanı var. Çalışanlar ya hızlandırıcı programları yürütüyor ya da hızlandırıcılar için anlaşma akışını oluşturan ekosistem geliştirme programında çalışıyor. Hızlandırıcı programları yürütmeyi bıraktığı pazarlarda, insanları başka pazarlardaki başka işlevlere ve başka işlere yeniden tahsis etmeye çalıştı. Gavet: “Görünen o ki, bir şehirde fiziksel olarak bir ekibe ve hızlandırıcıya sahip olmamızın gerektiği bu standarda uyan tek firma biziz. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri’nde her alanda son derece yoğun yatırımlar yapıyoruz. Ortabatı’da çok aktifiz. Ancak mutlaka her yerde fiziksel bir ekibe ihtiyacımız yok” diyor.

Apple, iPhone web uygulamaları kararı yüzünden incelemeye alındı!

Avrupa Komisyonu’nun, değerlendirmesine yardımcı olmak amacıyla Apple tarafına ve uygulama geliştiricilerine daha fazla bilgi talebi gönderdiği bildirildi.

Avrupa Komisyonu Sözcüsü Lea Zuber, yaptığı açıklamada “Gerçekten Apple dahil tüm güvenlik görevlilerinin uyum paketlerine bakıyoruz.” dedi. “Bu bağlamda, özellikle ilerici web uygulamaları konusunu inceliyoruz ve bilgi taleplerinin, değerlendirmemiz için yararlı bilgiler sağlayabilecek Apple’a ve uygulama geliştiricilerine gönderilmesini onaylayabiliriz.

Bu ayın başlarında Apple, artık iOS 17.4’te AB’deki iPhone web uygulamalarını desteklemeyeceğini doğruladı. AB’deki web uygulamaları, depolama alanı ve anında bildirim gönderme özelliği olan bağımsız uygulamalar olarak çalışmak yerine, daha çok yer imleri gibi çalışacak. 

Şirket, Apple’ın yalnızca Safari’nin WebKit’i için değil, üçüncü taraf tarayıcı motorları için de tam desteğe izin vermesini gerektirdiğinde, değişikliğin temel nedeni olarak AB’nin Dijital Pazarlar Yasası’nı (DMA) suçluyor.

Diğer tarayıcılar için web uygulaması desteğinin getirilmesi, şirketin “tamamen yeni bir entegrasyon mimarisi” oluşturmasını gerektirecek ve “DMA’nın diğer talepleri göz önüne alındığında bunu üstlenmenin pratik olmadığını” belirtti. Şirket ayrıca değişikliğin nedenleri olarak “çok düşük kullanıcı benimseme” ve potansiyel güvenlik risklerini de gösteriyor.

Uygulama geliştiricileri web uygulamalarının durdurulması yönünde baskı yapıyor. Açık web‘i savunan kar amacı gütmeyen bir kuruluş Open Web Advocacy, değişikliğin geliştiricileri nasıl etkileyeceğini görmek için bir anket yürütüyor. Yanıtları Avrupa Komisyonu’na göndermeyi planlıyor. Sonucun ne olacağını öngörmek için henüz erken.

Google Chrome’a yapay zeka destekli yazma yardımcısı geliyor!

Google, Chrome tarayıcısı için kullanıcılara metin yazma ve düzeltme konusunda yardımcı olacak yeni bir yapay zeka özelliğini test ediyor. “Yazmama Yardım Et” adını taşıyan bu deneysel özellik, Chrome M122’nin kararlı sürümünden sonra ABD’deki İngilizce konuşan kullanıcılara Mac ve Windows PC’lerde sunulmaya başlandı.

Bu özellik, web sayfası içeriğine göre metin yazma veya düzeltme ihtiyacı duyan kullanıcılara destek olmayı amaçlıyor. Özellikle dijital anketleri doldurmak, ürün bilgileri almak veya çevrimiçi ürünler için açıklama taslağı oluşturmak gibi kısa içerikler için yazma önerileri sunuyor.

Google Chrome'a yapay zeka

Google Chrome’a yapay zeka hakkında acıklamasında verdiği örneklere göre, kullanıcıların girdiği metni anlayarak daha açıklayıcı ve etkili bir şekilde ifade eden önerilerde bulunabilen bu özellik, kullanıcılara yazım sürecinde önemli bir kolaylık sağlıyor. Örneğin, kullanıcının “küçük bir yere taşınıyorum, 50 dolara air fryer’ı satıyorum.” yazdığında, yazma asistanı daha kapsamlı bir paragraf önerisi sunarak mesajın daha etkili olmasına yardımcı oluyor.

Google Chrome’a yapay zeka özelleğinde “Yazmama Yardım Et” özelliği, kullanıcıların metin uzunluğunu ve tonunu ayarlamak için ayrı seçenekler sunarak, web sayfasında metin alanlarıyla etkileşimi daha kullanıcı dostu hale getiriyor. Bu özellik, Microsoft’un geçtiğimiz yıl Edge ve Bing Search için yayımladığı benzer işlevlere benzer özellikler sunarak kullanıcı deneyimini artırıyor.

Google’ın bu yeni yapay zeka destekli yazma asistanının, internet üzerindeki içerik üretim süreçlerini daha verimli ve etkili hale getireceği düşünülüyor. Şirket, kullanıcı geri bildirimleri ve denemeler sonucunda özelliği daha da geliştirmeyi planlıyor.

Amazon insan hakları ihlali için ödeme yapacak

0

Amazon, sömürüye dayalı iş sözleşmeleri sonrasında insan hakları ihlali iddialarını çözüme kavuşturmak için 700’den fazla göçmen işçiye 1.9 milyon dolar ödeyecek. Etkilenen işçiler şirketin Suudi Arabistan’daki iki deposunda çalışıyordu.

Amazon, bir blog gönderisinde depo koşullarını araştırması için üçüncü taraf bir işçi hakları uzmanı kiraladığını söyleyerek sorunu kabul etti. Kuruluş, “standartların altında yaşam koşulları, sözleşme ve ücret düzensizlikleri ve işçi şikayetlerinin çözümünde gecikmeler” dahil olmak üzere Amazon’un tedarik zinciri standartlarında çok sayıda ihlal tespit etti.

Amazon insan hakları ihlali ile kötü imaj çizdi

Bu, Uluslararası Af Örgütü’nün geçen Ekim ayında, bölgedeki Amazon tesislerinde çalışmak üzere sözleşmeli kişilerin yaşadığı iddia edilen çeşitli insan hakları ihlallerini detaylandıran ve etkilenen işçilerin çoğunun “insan kaçakçılığı mağduru olma ihtimalinin yüksek” olduğunu belirten bir raporunun ardından geldi. Raporda ayrıca Amazon’un Suudi Arabistan’da faaliyet gösterirken işçi istismarı riskinin yüksek olduğunun farkında olduğu ancak yine de “bu tür suiistimalleri önlemek için yeterli önlemi almadığı” öne sürüldü.

NBC News’e göre, Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu ve Araştırmacı Gazetecilik için Arap Muhabirler tarafından hazırlanan eş zamanlı raporlar, bu emekçilerin maruz kaldığı iddia edilen koşulların ayrıntılı açıklamalarını sunuyordu. Soruşturmalar, işçilerin işe alınabilmek için 2.040 dolara kadar yasadışı işe alım ücreti ödemek zorunda kaldıklarını ortaya çıkardı. Bu durum, çoğu Nepalli olan göçmen işçileri yüksek faizli kredi almaya zorladı. Müfettişler ayrıca bu işçilerin bakımsız koşullarda yaşadıklarını da öğrendi. Bir işçi, “diğer yedi adamla birlikte kalabalık bir odada, tahtakurusu istilasına uğramış ranzalarla dolu” yaşadığını söyledi. Suyun tuzlu ve içilemez olduğu söylendi. Uluslararası Af Örgütü de bu bulguları yineleyerek konaklama yerlerinin “en temel olanaklardan bile yoksun” olduğunu söyledi.

Uluslararası Af Örgütü raporunda, fahiş işe alım ücretleri ve ilgili kredilerin birleşiminin, “uluslararası hukuk ve standartlar tarafından tanımlandığı şekliyle emek sömürüsü amacıyla insan kaçakçılığı” anlamına geldiği iddia edildi.

1.9 milyon dolarlık rakamın yüksek görünse de çalışan başına 2.700 dolar civarında olduğunu belirtmekte fayda var. Amazon 2023’te 576 milyar dolar kazandı. Bu da her gün 1,5 milyar doların üzerinde bir rakama denk geliyor.

SkyOS helikopter uçurmayı kolaylaştırıyor

Helikopter uçurmak diğer hava araçlarına kıyasla daha göz korkutucu görünebiliyor. Ancak yalnızca bir çubuk ve iki dokunmatik ekranla donatılmış Skyryse One ile bu görev şaşırtıcı derecede kolay hale geliyor. Yaklaşık 2 milyon dolar değerindeki Kaliforniyalı Skyryse firmasının bu yenilikçi uçağı, yarı otonom pilot sistemi sayesinde basitleştirilmiş bir uçuş deneyimi vaat ediyor.

SkyOS helikopter uçurma konusunda kolaylık sağlıyor

Kaliforniya merkezli havacılık şirketi Skyryse, 2016 yılındaki kuruluşundan bu yana kendisini helikopter teknolojisini geliştirmeye adamış. En son yarattıkları Skyryse One, yarı otonom bir pilot sistemini doğrudan tasarımına entegre eden ilk helikopterdir ve bu da büyük ölçüde basitleştirilmiş bir kokpit sağlıyor. SkyOS adı verilen uçağın işletim sistemi, arabalardaki kablolu sürüş sistemlerine benzer uçuş teknolojisini içeriyor. Bu teknoloji, mekanik bağlantıların yerini elektrik kablolarıyla değiştirerek döngüsel çubuklar ve toplu kaldıraçlar gibi geleneksel kontrollere olan ihtiyacı ortadan kaldırıyor. Bunun yerine bu işlevler, sezgisel dokunmatik ekranlar aracılığıyla erişilebilen SkyOS’ta kusursuz bir şekilde programlanmış.

SkyOS, gelişmiş yeteneklerine rağmen tam bir otomatik pilot sistemi değil. Pilotlar helikopteri tek bir dört eksenli kontrol çubuğuyla yönlendirerek kontrolü elinde tutuyor. Ancak SkyOS, güvenli bir uçuş zarfını korumak için pilot girdisini, çevre koşullarını ve uçuş parametrelerini sürekli olarak analiz ediyor. Özellikler Hover Assist ayrıca pilot çubuğu bıraksa bile sabit havada kalmayı sağlıyor.

Skyryse One’ın dokunmatik ekranları, basit kaydırma hareketleriyle motoru çalıştırmaya, başlatma prosedürlerini gerçekleştirmeye ve otomatik kalkış ve iniş işlevlerini etkinleştirmeye olanak tanıyarak kolay kullanımı kolaylaştırıyor. SkyOS, motor arızası durumunda sorunsuz bir şekilde otorotasyon moduna geçerek süzülme ve parlama gibi kritik uçuş fonksiyonlarını otomatikleştirirken pilotun güvenli bir alçalma için manuel kontrolü sürdürmesine olanak tanıyor.

Gelişmiş özelliklerine rağmen Skyryse One’ı uçurmak için eğitim basit. Skyryse’in iletişimden sorumlu başkan yardımcısı Ray Wert’e göre gerekli olan tek şey, standart bir helikopter Hususi Pilot Lisansı. Halihazırda uçak lisansına sahip olanlar için Skyryse One’da ilave 20 saatlik uçuş eğitimi yeterli olacak. Skyryse, potansiyel alıcılardan 1.8 milyon dolarlık başlangıç ​​fiyatıyla depozito kabul ediyor. Teslimatların, uçuşa elverişlilik sertifikasyonunun ardından başlaması ve tüm spesifikasyonların daha yakın zamanda açıklanması bekleniyor.

Girişimcilik ekosistemi 9 Mart’ta Atölye Üsküdar’da Buluşuyor!

0

Girişimcilik dünyasının önemli aktörleri bir kez daha bir araya geliyor! Startupteknoloji’nin düzenlediği Girişimcilik Ekosistemi Kahvaltı Buluşmaları’nın sekizincisi, 9 Mart’ta Atölye Üsküdar’da gerçekleşecek.

Bu heyecan verici etkinlik, ekosistem içindeki güncel gelişmeleri takip etmek isteyen herkes için büyük bir fırsat sunuyor. Kadın girişimciler paneli ve yatırımcılık paneli gibi oturumlarla katılımcılar, sektördeki son trendleri ve gelecek fırsatları keşfetme şansı bulacaklar.

Girişimcilik Ekosistemi Kahvaltı Buluşmaları, ekosisteme değer katan birçok önemli ismi bir araya getirerek işbirliklerine zemin hazırlıyor. Bu buluşmada yer alarak sektördeki en güncel bilgilere ulaşabilir, yeni iş fırsatları keşfedebilir ve değerli bağlantılar kurabilirsiniz. 

StartupTeknoloji uygulamasını indirerek etkinlikteki diğer misafirlerle randevulaşma imkanını kaçırmayın!

Uygulama indirme linki: https://onelink.to/yk32k6

Girişimcilik Ekosistemi Kahvaltı Buluşmaları’nın sekizincisi, girişimcilik dünyasında yeni bir soluk getirecek. StartupTeknoloji sizleri 9 Mart’ta Atölye Üsküdar’da buluşmaya davet ediyor!

Etkinliğe katılmak için ön başvuru formunu doldurmanız gerekiyor. Kontenjan kısıtlı olduğu için, formu dolduranlar arasından seçilen ekosistem paydaşlarımıza özel davet maili gönderilecek. Bu davet maili ulaşan ve LCV formunu dolduranlar etkinliğe katılmaya hak kazanacaklar.

Apple, 5G’nin hızlı benimsenmesinde öncü rol oynuyor!

0

Teknoloji devi Apple’ın 5G teknolojisine olan katkıları, Counterpoint Research tarafından yayınlanan yeni bir raporla bir kez daha vurgulandı. Rapor, Apple’ın 5G’nin hızlı benimsenmesinde önemli bir rol oynadığını ve küresel akıllı telefon pazarında bu teknolojiye sahip en çok cihaz satan şirketlerden biri haline geldiğini gösteriyor.

Apple, 5G teknolojisini ilk olarak iPhone 12 ile tanıttı ve bu hamlesi, küresel 5G telefon sevkiyatlarını hızla artırdı. Rapora göre, Apple ve Samsung birlikte, 5G özellikli akıllı telefon sevkiyatlarının 1 milyarı aştığı belirtiliyor. Cupertino merkezli şirketin iPhone 12’si, 2020’nin sonlarına doğru piyasaya sürüldükten sonra, dünya genelinde 5G’li cihaz sevkiyatları ilk kez tek çeyrekte 100 milyon adedin üzerine çıktı.

Apple 5G

Rapor, 2023’ün son çeyreğinde iPhone 15 serisinin piyasaya sürülmesinin ardından, tek bir çeyrekte 200 milyon adetten fazla 5G destekli iPhone’un satıldığını ortaya koyuyor. Toplamda, 2023’ün dördüncü çeyreğinde 5G destekli telefon sevkiyatlarının 2 milyarı aşarak yeni bir rekora ulaşıldı.

Bu başarı, 5G teknolojisinin resmi olarak uygulamaya konmasından itibaren yaklaşık beş yılda elde edildi. Bu süre, 3G ve 4G gibi önceki teknolojilere kıyasla daha kısa bir süreyi temsil ediyor. Rapor, 5G’nin 3G ve 4G’den daha hızlı bir şekilde benimsendiğini gösteriyor.

Rapora göre, 5G teknolojisinin yaygınlaşmasının büyük bir kısmı Çin, ABD ve Batı Avrupa gibi gelişmiş ülkelerden kaynaklansa da, üreticilerin bu teknolojiyi giriş seviyesi ve orta sınıf cihazlara entegre etmeye başlamasıyla ivmenin daha da artması bekleniyor.

Sektör analistleri, 5G teknolojisi için gerekli bileşen fiyatlarının düşmeye devam etmesi ve birçok akıllı telefon üreticisinin (çoğunlukla Çinli) bu teknolojiye yatırım yapmayı sürdürmesi durumunda, 5G’nin gelecekte daha da yaygın hale geleceği konusunda iyimserler.

Araç kaynaklı karbon salınımında lider kim?

Avustralya binek araçları dünyanın büyük pazarlarının ortalamasından yüzde 50 daha fazla karbondioksit yayıyor. Gerçek dünyadaki durum, resmi rakamların gösterdiğinden çok daha kötü. Bu , Avustralya’daki ve yurt dışındaki otomobillerin, SUV’ların ve hafif ticari araçların karbondioksit emisyon performansını karşılaştıran yeni bir çalışmanın bulgusu olarak ortaya çıktı.

Karşılaştırma, Avustralya’nın muhtemelen ekonomi genelinde karayolu taşımacılığına yönelik 2050 net sıfır emisyon hedefinin oldukça gerisinde kalacağını gösteriyor. Hedefe ulaşmak için araç emisyonlarını azaltmaya yönelik politikaların yoğunlaştırılması ve bir dizi başka politikayla desteklenmesi gerekiyor.

Avustralya araç kaynaklı karbon salınımı konusunda lider

Şubat ayında Avustralya hükümeti, Ulusal Elektrikli Araç Stratejisi (NEVS ) ile karıştırılmaması gereken Yeni Araç Verimliliği Standardı (NVES) seçeneklerini duyurdu. Her seçenek, satılan tüm yeni arabaların ortalaması alınarak, gidilen her kilometre için yayılabilecek gram karbondioksit miktarına ilişkin ulusal bir sınır belirleyecek. Zorunlu karbondioksit emisyonu veya yakıt verimliliği standartları, ulaşım emisyonlarını azaltmak için uluslararası alanda temel bir yapı taşı olarak tanınmakta.

Avustralya standardının geliştirilmesine daha fazla bağlam ve girdi sağlamak için Avustralya merkezli Ulaştırma Enerjisi/Emisyon Araştırması (TER) ve Uluslararası Temiz Ulaşım Konseyi (ICCT), yeni yayınlanan bir brifing belgesi üzerinde işbirliği yaptı.

Hem yakıt verimliliği hem de emisyon standartları aşağı yukarı aynı şeyi hedefliyor: yakıt tüketimini ve sera gazı emisyonlarını azaltmak. Bunu yaparken aynı zamanda tüketicilerin yakıt masraflarını da azaltıyor ve enerji güvenliğini artırıyor. Küresel hafif araç pazarının yaklaşık yüzde 85’i zaman içinde, hatta bazı durumlarda onlarca yıl önce bu standartları benimsedi. Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği, Kanada, Birleşik Krallık, Japonya, Çin, Güney Kore, Brezilya, Meksika, Yeni Zelanda, Şili ve Hindistan’da bunlara sahip. Avustralya ve Rusya gelişmiş dünyadaki iki istisna.

Avustralya’da bu tür standartların binek ve hafif ticari araçlar için zorunlu hale getirilmesi konusunda uzun bir tartışma geçmişi var. Avustralya’da 1978’den beri gönüllü standartlar bulunuyor. Uygulama eksikliği nedeniyle bu hedeflere her zaman ulaşılamadı. Gerçek dünyadaki emisyonları azaltma konusunda hem hırs hem de etkinlikten yoksun oldukları için eleştirildi. Hükümetin mevcut teklifinin daha iddialı olacağı anlaşılıyor. Avrupa’da yapılanların gerisinde kalsa da potansiyel olarak 2027’de ABD hedeflerine yaklaşmayı hedefliyor. Avustralya standardının 2050’de gerçek emisyon azaltımları ve net sıfır emisyon elde etme konusundaki etkinliğinin, tasarım ve ayrıntılar netleştikten sonra da incelenmesi gerekecek.