OpenAI’ın yatırım yaptığı 1X’ten insansı robot “Eve” tanıtıldı

OpenAI’ın yatırım yaptığı insansı robot “Eve Norveçli insansı robot üreticisi 1X, geçtiğimiz günlerde geliştirdiği yapay zeka kontrollü robotu “Eve” hakkında heyecan verici bir video paylaştı. Firma, videoda robotların tamamen sinir ağlarıyla kontrol edildiğini ve otonom hareket ettiğini vurgulayarak, herhangi bir yapay işlem, hızlandırma veya senaryolu oynatım olmadığını belirtti.

1X, geçtiğimiz yıl OpenAI‘dan aldığı 25 milyon dolarlık yatırımın yanı sıra bu yılın başında 100 milyon dolarlık bir yatırım daha alarak güçlerini artırmıştı. Bu iş birliği, yapay zeka yazılımlarıyla tanınan OpenAI’nın insansı robot teknolojilerine yönelik büyüyen ilgisini gösteriyor.

OpenAI’ın “Eve” adlı insansı robot, şu aşamada tekerlekler üzerinde hareket ediyor ve ilkel elleri bulunuyor. 1X’in bir diğer modeli olan “Neo” ise tam olarak insana benzeyen iki ayaklı bir robot olarak dikkat çekiyor. Ancak Eve’in görünüşü şu an için ikinci planda, çünkü 1X, genel olarak robotlarını fabrikalarda tekrar eden işlerde kullanmayı hedefliyor.

Videonun gösterdiği gibi, Eve görevlerini çözmekte başarılı görünüyor. Bir şeyleri alıp bir yere koymak, kapıları açmak ve ihtiyaç duyduklarında şarj istasyonuna gidip kendilerini şarj etmek gibi görevleri başarıyla yerine getiriyorlar. Ancak şirket henüz ticari kullanım için bir tarih belirtmemiş durumda.

1X’in geliştirdiği insansı robotlar, endüstriyel kullanım alanlarında hızlı öğrenme yetenekleriyle dikkat çekiyor. Bu, robotların fabrikalarda ve diğer benzer ortamlarda tekrarlanan işleri etkili bir şekilde gerçekleştirmelerini sağlıyor.

Bu gelişmeler, insansı robot teknolojilerinin ilerleyen dönemde endüstriyel uygulamalarda daha yaygın bir şekilde kullanılması için umut verici bir adım olarak değerlendiriliyor. Videodaki Eve’in yeteneklerini görmek için aşağıdaki bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.

Sentetik veri üretimi 2024’e damgasını vuracak!

Dünyanın geleceği için önemli bir dönüm noktası olarak kabul edilen yapay zeka ekonomisi dönemi; bankacılık, finans, e-ticaret, kamu, perakende gibi alanlarda faaliyet gösteren şirket ve kurumların ihtiyaçlarını önemli ölçüde şekillendiriyor. Yapılan araştırmalar verinin ve yapay zeka destekli uygulamaların özellikle üretici yapay zeka ve güvenlikli yapay zeka gibi kavram ve teknolojilerin artık iş süreçlerinin ayrılmaz bir parçası haline geldiğini ve gelecekte de her alanda etkisini ciddi bir oranda artıracağını ortaya koyuyor. Dünyada yapay zeka ve analitik lideri olan SAS’ın uzmanları da Türkiye’nin dijitalleşme konusunda son yıllarda attığı önemli adımlar vasıtasıyla sektörün gelişiminin devam edeceğini öngörüyor. Ekosistemde, pazarın ihtiyaçları doğrultusunda her alanda yapay zekanın şekillendireceği dijital projelerin de artacağı tahmin ediliyor.

SAS’tan endüstriye yön veren çözümler

SAS, endüstri fark etmeksizin sunduğu analitik çözümlerinde globalde liderlik konumunu sürdürüyor. Yaklaşık 50 yıllık bir geçmişe sahip olan şirket, bu süre zarfında 125 binden fazla projede yer alarak geniş bir deneyim birikimi ile sektörün gidişatına yön veriyor. Bu deneyim, SAS‘ın müşterilerine sunulan çözümlerde veriye dayalı karar alma süreçlerini optimize etme konusunda üstün bir yetkinlik sağlamasını mümkün kılıyor. Küresel olarak tanınmış Fortune 100 sıralamasında yer alan firmaların %90’ına (son beş yılın ortalamasına göre) hizmet veren şirket, iş ortaklarıyla birlikte uluslararası alanda geniş bir etki alanını korumaya devam ediyor. Türkiye’deki yerel iş ortakları ve uluslararası danışmanlık firmalarıyla güçlü bir iş birliği ağı oluşturan SAS, müşterilerine daha kapsamlı ve etkili çözümler sunmak için büyük bir özveriyle çalışıyor.

SAS Türkiye ve Orta Asya Genel Müdürü Rasim Eğri
SAS Türkiye ve Orta Asya Genel Müdürü Rasim Eğri

Türkiye’de 27 yıldır faaliyetini sürdüren SAS, büyüme trendini istikrarlı bir şekilde sürdürüyor. Türkiye pazarındaki güçlü konumunu daha da sağlamlaştıran şirket finans, telekomünikasyon, perakende, üretim, holdingler ve kamu kurumlarına hizmet veriyor. Son üç yılda SAS’ın çalışan sayısında dikkate değer bir artış yaşandığının vurgusunu yapan SAS Türkiye ve Orta Asya Genel Müdürü Rasim Eğri, “Bu artış, şirketin büyüme potansiyelini ve iş gücündeki çeşitliliğini gösteriyor. SAS olarak teknoloji çağında yenilik ve gelişimdeki önderliğimizi sürdürmek için ciddi bir kaynak aktarımı yapıyoruz. Bu, SAS’ın teknolojik öncülüğünü sürdürmesine ve müşterilerine en son teknolojik gelişmeleri sunmasına olanak tanıyor” diyor.

Yapay Zeka ve Veri Analitiği: Gelecek Projeksiyonları

SAS olarak yapay zeka ve veri analitiği alanındaki çalışmalarını daha da ileriye taşımayı hedeflediklerini belirten Rasim Eğri, “2023 yılında finans, üretim ve kamu gibi sektörlerde yapay zeka ve veri biliminin yaygın olarak kullanıldığını gözlemledik. Genel bir değerlendirme yapmamız gerektiğinde özellikle yenilenebilir enerji, sağlık hizmetleri ve dijital ikizler gibi alanlara yönelim olduğunu söyleyebiliriz. Dijital ikizler, tedarik zincirlerinin iyileştirilmesi ve doğal afetlerin neden olduğu kesintilerin azaltılmasında önemli bir rol oynadı. Gerçek dünya senaryolarının simüle edilmesi, kuruluşların iklim değişikliği ve doğal afetlerden kaynaklanan kesintilere hızlı bir şekilde yanıt vermesine olanak sağladı. Güvenilir yapay zeka, yapay zeka sistemlerindeki önyargıların ele alınması ve azaltılması gerekliliği daha da ön plana çıktı. Ayrıca, çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) girişimlerinin önemi daha anlaşıldı” diyor.

Sentetik Veri ve Etik Sorumluluk

2024 yılına ilişkin öngörülerini de paylaşan Eğri, “2024’te ise sentetik veri üretimi, özellikle gerçek veri toplamanın zorlukları ve yavaşlığı göz önüne alındığında, daha doğru analitik modeller oluşturabilmek için önemli bir alan olarak öne çıkacak. Sağlık sektöründe tıbbi araştırmacılar için sentetik tıbbi görüntülerin oluşturulması gibi uygulamalarda büyük potansiyel bulunduruyor. Finans dünyasında ise sahtekarlık tespiti ve kredi değerlendirmeleri gibi alanlarda sentetik veri üretimi umut vaat ediyor. Sentetik veri üretiminin özellikle yaşam bilimlerinde ilaç keşfini hızlandıracağını öngörüyoruz. Bu bağlamda, sentetik veri üretiminin çeşitli sektörlerde önemli bir analitik araç olarak kullanılmasını bekliyoruz. Geleceğe ancak artan dijital verinin güvenilirliği ve karar verme süreçlerinde kullanılan teknolojilerin algoritmalarının şeffaflığı ve açıklanabilirliğiyle adapte olunabilir. Yeni teknolojilerin yaygınlaşmasıyla birlikte, biz insanlar olarak bu teknolojilerin etkilerini anlamak ve üzerimize düşen sorumluluğu taşımakla yükümlüyüz. Teknolojilerin sadece gündemde veya trend olduğu için değil, gerçekten bilinçli ve şeffaf bir şekilde, sorumlulukla kullanılması gerektiğine inanıyoruz. Yeni teknolojilerin karmaşık hale gelmesine rağmen, kullanımlarının kolaylaştığını gözlemliyoruz. Bu kullanım kolaylığı, zaman kazandırırken hatalı kararlar vermeye de neden olabilir. Bu nedenle, odaklanılan teknoloji alanlarında uzmanlaşmış kişilerin, teknolojinin doğru işleri doğru şekilde öğrenip öğrenmediğini kontrol etmesi ve gerektiğinde müdahale ederek teknolojinin doğru iş yapmasını sağlamak için gerekli önlemleri alması gerektiğine inanıyoruz” diyor.

Kamu ve Özel Sektörde İnovasyon ve İş Birliği

Hem özel sektörde hem de kamuda veriye dayalı kararların alındığı, ispata dair politikaların oluşturulduğu ve anlaşıldığı bir döneme girildiğinin altını çizen Eğri, “SAS olarak ana stratejimizde, iş süreçlerine daha hızlı ve doğru kararları entegre etmeye odaklanıyoruz. Hızlı ve doğru karar vermenin önemi her geçen gün artıyor ve gerçek zamanlı veri kullanımıyla yapılan aksiyonlar, senaryo analizleri ve simülasyonlar, karar vericilere büyük avantajlar sağlıyor. SAS olarak karar verme süreçlerine odaklanarak, bu süreçleri yeni teknolojilerle yeniden tasarlıyoruz. Teknolojiyi günlük hayatta kullandığımız doğal iletişim yöntemleriyle entegre ederek, karar vericilerin en karmaşık teknolojileri bile rahatlıkla kullanabilmesini sağlıyoruz. Kamu sektöründe SAS’ın öncülük ettiği projelerin sayısı veri analitiği ve yapay zeka uygulamalarının kullanımının yaygınlaşmasıyla artarken bu alanın kapsamı daha da genişliyor. SAS, kamu kurumlarıyla yaptığı iş birlikleriyle kurumun veri havuzunu analiz ederek, faaliyetlerini daha verimli hale getirmesine yardımcı oluyor.” diyor.

SAS Türkiye, tüm sektörlerde üç temel hedef üzerine odaklanan etkin bir destek stratejisi izliyor. Bu stratejiden ilki hem kamu hem de özel sektörde veri odaklı dijital dönüşümün liderliğini üstlenmek, şirket ve kurumlara veri analitiği ve yapay zeka konularında rehberlik etmek. Bir diğer nokta ise çalışanların dijital becerilerini geliştirmek. Ayrıca, SAS, Türkiye’deki iş ortağı ekosistemi aracılığıyla Türk mühendisleri ve veri bilimcilerin analitik çalışmalarını uluslararası alanda tanıtarak ülke genelinde bir ihracat potansiyeli oluşturmayı ve yerel veri bilimi yetkinlik geliştirme merkeziyle meslekleri daha da güçlendirmeyi hedefliyor. SAS Türkiye bu temel hedefleri bir adım öteye taşıyarak Türkiye’deki veri bilimciler, veri analistleri ile Ar-Ge çalışmaları yaparak, örnek oluşturacak analitik projeleri oluşturmayı amaçlıyor.

SAS’ın 2024 Vizyonu

SAS, geçmişte olduğu gibi 2024’te de Türkiye’deki dijital dönüşüm sürecinde öncü bir rol oynamayı hedefliyor. Şirket, yapay zeka, makine öğrenimi, veri analitiği, dijital ikizler ve IoT gibi teknolojileri kullanarak dijital dönüşüm süreçlerini hızlandırmayı amaçlıyor. Bu kapsamda, şirketlerin verilerini analiz ederek daha iyi kararlar almalarına ve müşteri deneyimini iyileştirmeye yönelik çözümler de sunarak şirketlere destek olmaya devam edecek.

SAS Türkiye’nin 2024 hedeflerinden biri, Türkiye’deki şirketlerin yapay zeka ve makine öğrenimi teknolojilerini kullanmalarını teşvik etmek. Bu doğrultuda, şirketlere yapay zeka ve makine öğrenimi konularında eğitim ve danışmanlık hizmetleri sunacak. Özellikle sağlık alanında ve yaşam bilimlerinde yapay zeka destekli çalışmaların öncülüğünü yapacak olan SAS, finans sektöründe veri odaklı dijital dönüşümü desteklemeye odaklanırken, kamu sektöründe veri odaklı dijital dönüşüme güç vermeye devam edecek.

Cisco binlerce kişiyi işten çıkarmaya mı hazırlanıyor?

0

Kaliforniya merkezli teknoloji ve ağ çözümleri şirketi Cisco, yüksek büyüme alanlarına odaklanmayı hedefliyor. Bir önceki finansal çeyrek açıklamasında, ağ ekipmanlarına olan talebin yavaşladığını belirterek tüm yıl gelir ve kar tahminlerini düşüren firma önümüzdeki günlerde finansal çeyrek açıklaması yapmaya hazırlanıyor. Cisco’nun mali tablosu yatırımcılar tarafından merakla beklenirken firmanın sayıları binleri bulan bir işten çıkarma senaryosu üzerinde çalıştığı bildirilmekte.

Kasım ayında yapılan finansal çeyrek açıklamasında gelirlerini bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla %7,6 oranında artırdığını bildiren Cisco 3,6 milyar dolar kar duyurmuştu. Buna karşın firma hem analist beklentilerinin biraz gerisinde kalmış hem de yıl sonu için büyüme beklentilerini düşürmüştü. Aralarında Nokia ve Ericsson gibi telekom firmaları ve Amazon, Google ve Microsoft gibi teknoloji devlerinin de bulunduğu bir dizi firma yaklaşık son 2 yıldır personel tarafında bir yeniden yapılandırma ve küçülmeye gidiyor. 2017 yılından bu yana çalışan sayısı düzenli olarak artan Cisco da şimdi bu küçülme kervanına katılacak gibi gözüküyor.

Öte yandan, bu trendin ne zaman sona ereceğinin bilinmemesi teknoloji profesyonelleri arasında tedirginliğe sebep oluyor. İşten çıkarma izleme sitesi Layoffs.fyi tarafından derlenen verilere göre, 130 teknoloji şirketi 2024’ün sadece ilk ayında toplam 32.576 çalışanına kapıyı gösterdi. Analistler, teknoloji devlerinin bir yandan yapay zekâ gibi yeni ve dinamik alanlara yatırım yaparken bir yandan gelir ve kârlılıklarını korumanın (ve mümkünse artırmanın) yollarını aradıklarına dikkat çekiyor. Bunun için de en kolay yollardan birisi yeniden yapılanma, veya başka bir deyişle işten çıkartmalar. Analistler işten çıkartmaların yılın ilk yarısında büyük ölçüde benzer bir biçimde devam edeceği görüşündeler.

Cisco konuyla ilgili henüz resmi bir açıklama yapmadı ve önümüzdeki günlerde yapılacak çeyrek sonu açıklamasına kadar sessizliğini koruyacak gibi gözüküyor. Cisco bir yandan da Splunk’ı Kasım ayının başında duyurulan bir anlaşmayla 28 milyar dolara satın alma sürecine girmişti. Splunk firmasında da 560 kişi ya da bir başka ifadeyle şirketin toplam işgücünün yüzde 7’sini işten çıkartılmış durumda.

Samsung Galaxy Fit 3 görüntülendi! dikdörtgen ekran ve 200 mAh pil

0

Samsung’un yeni akıllı bilekliği Samsung Galaxy Fit 3, merakla beklenen birçok özelliğiyle ilk kez canlı görüntülendi. Galaxy Fit 2‘nin yerini alacak olan bu model, özellikle tasarımında yapılan revizeler ve güçlü özellikleriyle dikkat çekiyor.

Gelen sızıntılara göre, Galaxy Fit 3’ün tasarımında selefi olan kapsül tarzından farklı olarak daha büyük bir dikdörtgen ekran tercih edilmiş. Beyaz ve gri renk seçenekleri ile sunulacak olan bu akıllı bileklik, estetik görünümüyle kullanıcıları cezbetmeye aday. Sağ çerçevede ise fiziksel bir düğme ve mikrofonun yanı sıra kullanıcılara kolay erişim imkanı sağlayacak.

  Samsung Galaxy Fit 3

Samsung Galaxy Fit 3’ün en dikkat çekici özelliği, 200 mAh kapasiteli bataryası ve 5W şarj desteği ile 13 gün pil ömrü sunması. Ayrıca, hızlı çıkarma mekanizması sayesinde kayış değişimi kolayca gerçekleştirilebilecek. Su direnci konusunda da güven veren bir özellik olan IP68 sertifikası ve 5 ATM su direnci, kullanıcıların spor yaparken, yüzerken veya günlük yaşamlarında rahatça kullanmalarını sağlayacak.

Sensör bölümünde, kalp atış hızı takibi, kan oksijen seviyesi, stres takibi, adım takibi ve üç aşamalı uyku takibi gibi gelişmiş özelliklerle karşılaşılacak. Galaxy Fit 2‘nin başarılı özelliklerini devralan Samsung Galaxy Fit 3, kullanıcılara sağlık ve aktivite takibi konusunda kapsamlı bir deneyim sunacak.

Öte yandan, Galaxy Fit 3’ün resmiyet kazanması bu yılın başında bekleniyordu ancak ertelendi. Ancak yeni sızıntılar, lansmanın yaklaştığını gösteriyor. Kullanıcılar, Galaxy Fit 3’ün gelişmiş özellikleri, şık tasarımı ve uzun pil ömrü ile beklentilerini karşılamasını bekliyor.

Venüs’ün bir yan uydusu var: Zoozve!

Birincisi, büyük bir gezegenin tanımlanan ilk yarı uydusu olması. Zoozve, keşifçilerinin 2005 tarihli bir makalede tanımladığı gibi, “Venüs’ten oldukça uzakta dolaşan bir yörüngeye sahip. Güneş’e doğru dalar, Merkür yörüngesi içinden geçer ve Güneş’e en uzak olduğu noktada Dünya yörüngesinin hemen dışına seyahat ediyor.” Bu yol, asteroitin ve Venüs’ün neredeyse kilitlemiş gibi Güneş’in etrafında dönmesinden kaynaklanan bir kelebek şeklinde bir iz bırakır.

Makalede “Bu, VE68’in Venüs’ten görüldüğü gibi çok özel bir özelliğe sahip olduğu anlamına geliyor.” ifadesine yer veriliyor. “Görünüşe göre her Venüs yılında bir kez Venüs gökyüzünün etrafında dolaşıyor. VE68’in gerçekten Güneş’in etrafında döndüğünü bilmiyorsanız, Venüs’ün kendine ait bir ayı (ya da uydusu) olduğunu söyleyebilirsiniz.

Nesneye verilen ilk isim VE68’di fakat daha sonra 2002 VE 68 ismine geçildi

Asteroit, böylesine bir yörüngeye sahip olarak gözlemlenen ilk örnek, ancak küçük; Dünya’ya hiçbir tehlike oluşturmaz ve o dönemde halkın hayal gücünü uyandırmadı.

Ancak Alex Foster adında bir sanatçının dikkatini çekti ve çocuklar için tasarladığı güneş sistemi posterine bunu çizerek onu Venüs’ün ayı olarak tasvir etti. Ayrıca asteroitin adını da yanlış okuyarak “2002 VE”yi “Zoozve”ye çevirdi.

Space.com’un da güzelce anlattığı üzere, bilim adamı ve podcast yayıncısı Latif Nasser posteri gördü ve Zoozve ilgisini çekti. Nasser sonunda 2002 VE 68’in resmi olarak “Zoozve” olarak adlandırılması için kulis yaptı. Ve başardı.

Eğer siz de Zoozve örneğindeki gibi bir gök cismi için kendi adınızı önermek isterseniz, Uluslararası Astronomi Birliği adına çalışan WGSBN, bunu nasıl yapacağınıza dair burada tavsiyeler sunuyor.

Nvidia’dan uyarı: Yapay zeka yarışında geride kalmayın!

Dünya çapında yapay zeka alanında lider konumda olan Nvidia’nın CEO’su Jensen Huang, Dubai’de düzenlenen Dünya Hükümetler Zirvesi’nde önemli açıklamalarda bulundu. Huang, yapay zekanın yeni bir sanayi devrimini başlattığını belirterek, her ülkenin kendi egemen yapay zeka altyapısını oluşturması gerektiğini vurguladı.

Huang, yapay zekanın ekonomik potansiyeli artırmanın yanı sıra, her ülkenin kendi kültürünü korurken kendi yapay zeka altyapısına sahip olmasının önemli olduğunu ifade etti. “Egemen yapay zeka” kavramını öne çıkaran Huang, her ülkenin kendi zekasını üretebilmesi için bu alanda adımlar atması gerektiğini belirtti.

Nvidia’nın üst düzey yapay zeka çipleri pazarındaki hakimiyeti göz önüne alındığında, şirketin borsa değerinin 1,78 trilyon doları aştığı biliniyor. Huang, yapay zeka hesaplamasındaki verimlilik kazanımlarının şirketin yapay zekaya erişimi demokratikleştirdiğini söyledi. Bu noktada Huang, her ülkenin kendi verisine sahip olması gerektiğini ve bu verileri rafine ederek ulusal zeka geliştirmesi gerektiğini vurgulayarak, “Bunun başkaları tarafından yapılmasına izin veremezsiniz” dedi.

Huang, yapay zekanın artık ülkelerin inisiyatifine kaldığını ve sektörün gelişip gelişmemesinin liderlere bağlı olduğunu belirtti. Ayrıca, yapay zeka altyapısının hızlı bir şekilde oluşturulması çağrısında bulunarak, araştırmacılar, şirketler ve hükümetlerin bu altyapıdan yararlanarak kendi yapay zekalarını oluşturabilmesi gerektiğini söyledi.

Nvidia’nın yapay zeka donanımlarının lider konumda olduğu göz önüne alındığında, Huang’ın söylemleri şirketin çıkarlarıyla örtüşüyor. Ancak, yapay zeka yarışında geride kalmamak için ülkelerin kendi egemen yapay zeka altyapılarını oluşturması gerektiği gerçeği de göz ardı edilemiyor. Yapay zeka, ekonomik ve sosyal gelişimi, yeniliği ve ulusal güvenliği artırmak için önemli bir araç olarak görülüyor ve bu alanda yetkinlik, uluslararası rekabet avantajı sağlamak adına kritik bir faktör olarak öne çıkıyor.

Lenovo, Windows’un tahtını sallıyor: AI işletim sistemi geliyor!

Hong Kong merkezli teknoloji devi Lenovo, Windows’un hüküm sürdüğü bilgisayar dünyasına çığır açacak bir adım atıyor. CES 2024 etkinliğinde şirketin önde gelen isimlerinden Liu Jun‘un açıklamalarına göre, Lenovo kendi yapay zeka işletim sistemini geliştirme konusunda önemli adımlar atıyor.

Lenovo‘nun bu kararı, şirketin genel yapay zeka stratejisinin bir parçası olarak öne çıkıyor. Teknoloji pazarındaki gelişmelere göz attığımızda, yapay zekanın hemen her teknoloji alanına entegre olduğunu ve bu alanda faaliyet gösteren şirketlerin bu teknolojiyi ürünlerinde kullanma eğiliminde olduğunu görüyoruz. Lenovo‘nun bu hamlesi, şirketin yapay zeka alanında liderlik iddiasının bir yansıması olarak değerlendirilebilir.

Lenovo

Lenovo‘nun odak noktası, yapay zeka destekli bilgisayarlar ve kişisel yardımcılara yönelik bir işletim sistemi geliştirmek. Bu yeni sistem, kullanıcıların cihazlarına doğal dil kullanarak talimat verme ve ihtiyaçlarını anlama konusunda önemli bir adım atmayı hedefliyor. Böylece, bilgisayar ve cihazlar, daha akıllı ve kullanıcı dostu bir deneyim sunarak beklentileri karşılamak için tasarlanmış olacak.

Lenovo‘nun bu yapay zeka tabanlı işletim sistemi, Windows’un uzun süredir devam eden hakimiyetine meydan okuyabilecek mi, merakla bekleniyor. Teknoloji dünyasında heyecanla beklenen bu gelişmeler, bilgisayar kullanıcılarına yeni ve inovatif bir deneyim sunma potansiyeli taşıyor.

Romanya’da hastanelere fidye yazılım saldırısı!  

0

Fidye yazılım saldırıları hız kesmeden devam ediyor. Daha önce ticari bankalardan hotel ve kumarhanelere dek çeşitli sektörlerde faaliyet gösteren pek çok özel şirket ve devlet kurumunu hedef alan siber saldırganlar bu kez hastaneleri hedef aldı. Romanya’da hastaneler tarafından tıbbi faaliyetleri ve hasta verilerini yönetmek için kullanılan Hipocrate Bilgi Sistemi (HIS) hafta sonu ciddi bir saldırıya uğrarken pek çok hastane çevrim dışı olmak zorunda kaldı.

HIS kullanan 25 hastanenin olaydan doğrudan etkilendiği bildirilirken diğer 75 sağlık tesisi de olay araştırılırken tedbir amaçlı olarak sistemlerini çevrimdışı duruma getirildi. Romanya Sağlık Bakanlığı konuya ilişkin yaptığı açıklamada “11-12 Şubat 2024 gecesi, büyük bir fidye yazılımı siber saldırısı HIS bilgi sistemini çalıştıran üretim sunucularını hedef aldı. Saldırı sonucunda sistem çökmüş, dosyalar ve veri tabanları şifrelenmiştir,” dedi ve ekledi: “Olay, Ulusal Siber Güvenlik Müdürlüğü’nden (DNSC) siber güvenlik uzmanları da dahil olmak üzere BT uzmanları tarafından araştırılıyor ve kurtarma olasılıkları değerlendiriliyor. Saldırıdan etkilenmeyen diğer hastaneler için de istisnai ihtiyati tedbirler devreye sokulmuştur.”

Fidye yazılımı saldırısı Romanya genelinde büyük ve bölgesel hastanelerin yanı sıra askeri hastaneleri ve kanser tedavi merkezlerini de etkiledi. DNSC siber güvenlik uzmanlarından oluşan bir ekip şu anda siber olayı araştırırken, saldırganların hastanelerin verilerini şifrelemek için Phobos ailesinden bir fidye yazılımı çeşidi olan Backmydata fidye yazılımını kullandığı söyleniyor. DNSC, “Etkilenen hastanelerin çoğunda, verileri 12 gün önce kaydedilen biri hariç, nispeten yakın zamanda (1-2-3 gün önce) kaydedilen etkilenen sunucularda veri yedekleri var” dedi.

Saldırganlar 3.5 BTC (yaklaşık 157,000 €) tutarında bir fidye talebi gönderdi ancak, saldırıyı üstlenen grubun adı fidye notunda belirtilmemiş durumda. Söz konusu hastanelerde sistemler devre dışı bırakıldığından veya kapatıldığından beri doktorlar reçete yazmaya ve kayıtları kağıt üzerinde tutmaya geri dönmek zorunda kaldılar.

Fidye yazılım saldırısından etkilenen Iasi Bölgesel Onkoloji Enstitüsü yöneticisi Mirela Grosu basına verdiği demeçte, “400 bilgisayar ve sunucu kapatıldıktan sonra çoğunlukla kağıt üzerinde çalıştık,” dedi ve ekledi: “Hasta kabul kayıtlarını kağıt üzerinde yaptık, günlük kabul kayıtlarını kağıt üzerinde yaptık, tıbbi test önerilerini kağıt üzerinde yazdık. Her şey kağıt üzerinde yapılıyor, tıpkı yıllar önce yaptığımız gibi. Tüm sunucular kapatıldı. İnternet de kapatıldı, dolayısıyla herhangi bir kayıp, veri sızıntısı söz konusu olmayacak.”

Şu anda, hastanelerin tıbbi hizmetler yönetim platformunu şifreleyen fidye yazılımı operasyonunun ne olduğu ya da olay sırasında hastaların kişisel veya tıbbi verilerinin de çalınıp çalınmadığı konusunda herhangi bir bilgi bulunmuyor. Hipocrate sağlık sisteminin arkasındaki yazılım hizmeti sağlayıcısı RSC (Romanian Soft Company SRL), bu olayla ilgili henüz bir açıklama yapmadı.

Android Auto güncellemesi Google Asistan’ı çökertiyor!

Gelişen teknolojiye rağmen, bazen güncellemeler istenmeyen sorunlara neden olabiliyor. Android Auto‘nun en son güncellemesi de bazı kullanıcılar arasında Google Asistan sorunlarına yol açtı. Özellikle sesli komutlar üzerinde ortaya çıkan bu problemler, kullanıcıların günlük sürüş rutinlerini etkilemeye başladı.

Android Auto, Google Asistan’ı kullanılamaz hale getirdi. araçlardaki bilgi-eğlence sistemlerinin vazgeçilmez bir parçası haline gelmiş durumda. Sesli komut özelliği sayesinde kullanıcılar, arama yapma, müzik kontrolü, varış noktalarını ayarlama gibi işlemleri hızlı bir şekilde gerçekleştirebiliyor. Ancak, son güncelleme sonrasında birçok kullanıcı, sesli komut verirken “Hay aksi, bir şeyler ters gitti” hatası ile karşılaştıklarını rapor etmeye başladı.

Android Auto güncellemesi Sorunun neden kaynaklandığı konusunda net bir çözüm bulunabilmiş değil. Google‘ın destek forumlarında yapılan bildirimlerde, sesli komutlar verilmeden önce dahi bu hatayla karşılaşan kullanıcılar olduğu belirtiliyor. Sorunun Android Auto 11.1 güncellemesi ya da daha büyük olasılıkla yeni Google uygulaması güncellemesi‘nden kaynaklandığı tahmin ediliyor. Ancak, bu sorun tüm kullanıcıları etkilemiyor ve nadir görülen bir durum olmadığı da belirtiliyor.

Kullanıcılar, bu sorunun çözümü konusunda Google‘dan bir açıklama bekliyor. Ancak, şu an için sorunla ilgili net bir çözüm veya geri dönüş bulunmuyor. Android Auto kullanıcıları, güncellemeleri yapmadan önce forumlarda veya kullanıcı deneyimleri paylaşan platformlarda dikkatli olmalı ve güncellemenin beraberinde getirebileceği olası sorunlara karşı hazırlıklı olmalıdır.

Eski Apple mühendisi altı ay hapis cezasına çarptırıldı!

Eski Apple çalışanı Zhang, 2018 yılında Çin’e uçağa binmek üzereyken San Jose Uluslararası Havaalanında tutuklandı. Başlangıçta suçunu kabul etmedi, ta ki 2022’de tavrını değiştirip ticari sırları çaldığını itiraf edene kadar.

İlk olarak 9to5Mac tarafından görülen cezaya ilişkin mahkeme belgesine göre, parmaklıklar ardında hapis cezasına ek olarak 146.984 dolar tutarında tazminat da ödemek zorunda. Zhang, başlangıçta 10 yıla kadar hapis ve 250.000 dolar para cezasıyla karşı karşıyaydı.

Eski Apple çalışanı, şirketin kod adı Project Titan olan on yıllık otonom araç girişimi için donanım mühendisi olarak çalışıyordu. Apple’ın şikayeti üzerine Zhang, şirketin otonom aracına ait devre kartının mühendislik şemalarını içeren 25 sayfalık bir belgeyi AirDrop aracılığıyla eşinin dizüstü bilgisayarına aktardı. Şirketin geliştirme laboratuvarlarından devre kartlarını ve bir Linux sunucusunu çalmanın yanı sıra, Apple’ın prototipini açıklayan teknik kılavuzların bir kopyasını da bu dizüstü bilgisayara sakladı.

Zhang, babalık izni ve Çin gezisinin ardından iPhone üreticisine ülkede XPeng Motors için çalışacağını söyleyerek Apple’dan istifa etti. XPeng’in otonom sürüş teknolojisi üzerinde de çalışması nedeniyle bunun bir soruşturmayı tetiklediği bildirildi; bu da Zhang’ın CCTV’de Apple’ın laboratuvarlarından donanım alırken ve dosyaları karısının bilgisayarına aktarırken yakalandığını ortaya çıkardı. 19 Haziran’a kadar teslim olması bekleniyor ve ardından San Jose, Kaliforniya’daki evine mümkün olduğu kadar yakın minimum güvenlikli bir tesise gönderilecek.

Apple, on yıldır sürücüsüz araç üzerinde çalışılıyor ancak tüketicilerin satın alabileceği bir ürünü henüz piyasaya sürmedi. Bloomberg’den Mark Gurman, geçtiğimiz günlerde şirketin planlarını değiştirdiğini ve artık tam teşekküllü otonom bir araç yerine Tesla’nınki gibi bir EV geliştirdiğini bildirdi.

Uzun zamandır beklenen Apple Car’ın 2028’den önce piyasaya sürülmesi öngörülüyor.

Fortinet RCE açığının aktif olarak kullanıldığı saptandı!

ABD Siber Güvenlik ve Altyapı Güvenliği Ajansı (CISA), siber saldırganların Fortinet tarafından Perşembe günü yamalanan kritik bir uzaktan kod yürütme (RCE) hatasından aktif olarak yararlandığını doğruladı.

Açık (CVE-2024-21762), FortiOS işletim sistemindeki, kimliği doğrulanmamış saldırganların kötü niyetle hazırlanmış HTTP isteklerini kullanarak uzaktan rastgele kod çalıştırmasına izin verebilen sınır dışı yazma zayıflığından kaynaklanıyor. Güvenlik açığı bulunan cihazları yamalamak için güvenlik güncellemelerini hemen dağıtamayan yöneticiler, cihazdaki SSL VPN’i devre dışı bırakarak saldırı vektörünü ortadan kaldırabilir.

CISA’nın duyurusu, Fortinet’in açığın “potansiyel olarak gerçek zamanlı olarak istismar edildiğini” belirten bir güvenlik tavsiyesi yayınlamasından bir gün sonra geldi. Şirket henüz potansiyel CVE-2022-48618 ile ilgili daha fazla ayrıntı paylaşmamış olsa da, CISA bu açığı Bilinen Açıklar Kataloğuna ekledi ve bu tür hataların “kötü niyetli siber aktörlerin sık kullandıkları bir saldırı vektörleri” olduğu ve “federal kuruluşlar için önemli riskler” oluşturduğu uyarısında bulundu.

Siber güvenlik kurumu ayrıca, Kasım 2021’de yayınlanan bağlayıcı operasyonel direktifin (BOD 22-01) gerektirdiği şekilde, ABD federal kurumlarına FortiOS cihazlarını bu güvenlik açığına karşı yedi gün içinde, 16 Şubat’a kadar güvence altına almaları çağrısında bulundu.

Fortinet’ten kafa karıştırıcı açıklamalar

Fortinet bu hafta FortiSIEM çözümündeki diğer iki kritik RCE açığını (CVE-2024-23108 ve CVE-2024-23109) yamaladı. Şirket başlangıçta CVE’lerin gerçek olduğunu reddetmiş ve bunların Ekim ayında düzeltilen benzer bir açığın (CVE-2023-34992) kopyaları olduğunu iddia etmişti.

Daha sonra ortaya çıktığı üzere, hatalar Horizon3 güvenlik açığı uzmanı Zach Hanley tarafından keşfedildi ve raporlandı; şirket sonunda iki CVE’nin orijinal CVE-2023-34992 hatasının varyantları olduğunu kabul etti. Uzaktan kimliği doğrulanmamış saldırganlar bu güvenlik açıklarını kullanarak savunmasız cihazlarda keyfi kod çalıştırabileceğinden, tüm Fortinet cihazlarının mümkün olan en kısa sürede derhal güvenli hale getirilmesi şiddetle tavsiye edilmektedir.

Fortinet sistemlerinde tespit edilen bu açıklar, çoğu zaman sıfırıncı gün olarak adlandırılır ve siber casusluk kampanyalarında ve fidye yazılımı saldırılarında kurumsal ağları ihlal etmek için yaygın olarak hedeflenir.

Örneğin, Fortinet Çarşamba günü yaptığı açıklamada Çinli Volt Typhoon hack grubunun Coathanger özel zararlı yazılımını kullandıkları saldırılarda iki FortiOS SSL VPN açığını (CVE-2022-42475 ve CVE-2023-27997) kullandığını belirtmişti.

IFS Türkiye, daha çok şirketi dijitalleştirmeyi hedefliyor!

Dünya genelinde şirketler için kurumsal kaynak planlama (ERP), kurumsal varlık yönetimi (EAM) ve saha servis yönetimi (FSM) gibi kurumsal iş uygulamaları geliştiren ve uygulayan IFS, bu yıl Türkiye’deki 20’nci yılını kutluyor. 2023’te globalde 1,2 milyar dolar ciro ve lisans bazında yüzde 33 büyüme gerçekleştiren şirketin, Türkiye’de lisans bazında büyümesi ise yüzde 44 oldu. Teknolojik yol haritasını, özellikle yapay zeka alanındaki önemli gelişmelere odaklayan şirketin 2024 yılı için hedefi ise yüzde 40 büyüme sağlamak.

60’tan fazla ülkede 80’e yakın ofisiyle, dünya genelinde üretim, dağıtım, servis, enerji ve bakım-onarım alanlarında faaliyet gösteren şirketler için Kurumsal Kaynak Planlama (ERP), Kurumsal Varlık Yönetimi (EAM) ve Saha Servis Yönetimi (FSM) gibi kurumsal iş uygulamaları geliştiren ve uygulayan IFS’in çözümleri şirketlerin verimliliğini, karlılığını ve müşteri memnuniyetini artırmasına yardımcı oluyor. Dünya çapında 6500’den fazla çalışanı olan IFS, Türkiye’de ise 20’nci yılını kutluyor. 40 yıllık global endüstri tecrübesini ülke çapında 600’ün üzerinde müşterisi ile paylaşan IFS Türkiye, daha fazla şirketin dijital dönüşümüne katkıda bulunmayı hedefliyor.

Yapay Zekayı kurumsal iş uygulamalarına entegre ediyor

IFS Türkiye CEO'su Ergin Öztürk
IFS Türkiye CEO’su Ergin Öztürk

2023’te sektörde yaşanan gelişmelerin IFS’in ekosisteminin genişlemesine ve çözümlerinin daha geniş bir şirket ve bölge yelpazesine ulaşmasına katkı sağladığını söyleyen IFS Türkiye CEO’su Ergin Öztürk, “Teknolojik yol haritamız, özellikle yapay zeka alanındaki önemli gelişmelere odaklandı. Yapay zeka, farklı sektörlerde büyük bir dönüşüm yaratmış durumda. Bu teknoloji, şirketlerin operasyonel verimliliklerini artırmalarına (yüzde 28), yeni müşteri segmentlerini keşfedip yeni pazarlara yönelmelerine (yüzde 28), müşteri memnuniyetini artırmalarına (yüzde 27), müşteri sadakatini geliştirmelerine (yüzde 26) ve daha yüksek kar marjları elde etmelerine (yüzde 25) yardımcı oluyor. Bu nedenle yapay zeka, akıllı iç görüler aracılığıyla otomasyonu hızlandıran ve çalışan verimliliği  ile varlıkları optimize eden stratejik odak noktamız oldu. Bu doğrultuda, IFS olarak yapay zeka kullanımıyla otomasyon, tahmin ve optimizasyon yeteneklerimizi güçlendirdik ve Falkonry AI firmasını satın alarak da kurumsal iş uygulamalarında yapay zeka şirketi olduğumuzu kanıtladık. Bu teknolojik adımlarımız ve ifs.ai’yı hayata geçirmemiz müşterilerimizin iş süreçlerini daha verimli hale getirmelerine ve rekabet avantajı elde etmelerine katkı sağladı” dedi.

Bu kapsamda IFS’in 2023 yılında globalde 1,2 milyar dolar ciro ve lisans bazında yüzde 33 büyüdüğünü söyleyen Öztürk, Türkiye’de ise lisans bazında yüzde 44 büyüme kaydettiklerini paylaştı. Bu sene de geçen seneki büyüme hızını sürdürmeyi hedeflediklerini kaydeden Öztürk, “Bu sene yüzde 40 büyümeyi ve lokal iş ortağı ağımızı daha da genişletmeyi hedefliyoruz. Yapay zeka ve makine öğrenmesi, endüstri 4.0, otonom sistemler gibi devrim yaratan teknolojileri iş uygulamalarımıza entegre ederek yolumuza devam edeceğiz” diye konuştu.

Getmobil 6 milyon dolar yatırıma ulaştı!

Yatırım turu, erken aşama pazaryeri girişimlerine yaptığı yatırımlar ile bilinen Hollanda’nın en büyük fonlarından DFF(Dutch Founders Fund) liderliğinde gerçekleşirken, 212, TechOne VC, Logo Ventures ve Maxis ve Arya yatırımcılar arasında yer aldı. Yatırım Hollanda’dan Türkiye’ye bu ölçekte gelen en büyük tutara sahip olmasıyla dikkat çekerken, aynı zamanda DFF’in Türkiye’deki ilk yatırımı olarak göze çarpıyor. Yatırım sürecinde Getmobil’in danışmanlığını Height Partners üstlendi.

İlk olarak 2018’de Mehmet Uygun ve Zeynep Uygun tarafından telefon tamir dükkanı olarak kurulan Getmobil, sonraki süreçte ikinci el elektronik ürün alım satımı yapan küçük ve orta ölçekteki işletmeleri, Türk tüketicileri ile bir araya getiren bir pazaryeri platformuna dönüştü. Firma ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti Ticaret Bakanlığı tarafından çıkarılan Yenilenmiş Cihaz Yönetmeliği kapsamında Yenileme Merkezi olarak da faaliyet gösteriyor.

Şirketin kurucu ortaklarından Mehmet Uygun, “Bakanlık tarafından getirilen düzenleme sayesinde, yenilenmiş cihazların pazar payı ikinci el cihazlar arasında hızlı şekilde büyüdü. Ancak, yıllık yenilenmiş cihaz satış adetleri diğer ülkeler ile karşılaştırıldığında, Türkiye’de hala çok düşük seviyelerde, bakanlığın regülasyon desteği ve özel sektörün yaptığı yatırımlarla bu sektörün Dünya’ya göre çok daha hızlı ilerleyeceğini düşünüyoruz.” diye belirtti. “Pazaryeri platformumuz ülkemizde 35 bin civarında olduğunu bildiğimiz ikinci el elektronik esnafımız için hem alım hem de satım yönünden sağladığı fırsatlar ile, tüm sektörün kalkınmasını ve kurumsallaşmasını sağlıyor.”

Getmobil, kullanılmış cihazları direkt olarak son kullanıcıdan ya da iş ortaklarının takas programları üzerinden topluyor. Bunun yanı sıra firmanın sunduğu yazılım alt yapısı sayesinde, iş ortağı küçük işletmeler satın alacakları cihazların değerlemesini profesyonel şekilde yaparak cihaz satın alımı yapabiliyorlar. Cihazlar Getmobil’in bakanlık onaylı yenileme tesislerinde yenileme sürecinden geçtikten sonra, getmobil.com ve diğer offline, online platformlar üzerinde satışa açılıyor.

Döngüsel ekonomi, güçlü bir alternatif

Şirketin ana yatırımcılarından DFF’i temsil eden Sjoerd Nikkelen: “Döngüsel ekonomi son dönemde hem çevreye olan zararı azaltmak hem de tüketici tarafındaki erişilebilirliği artırmak açılarından, güçlü bir alternatif olarak öne çıkıyor.” diye belirtti. “DFF olarak, gelişmekte olan pazarlarda doğru teknolojik alt yapıyı sunması durumunda, döngüsel ekonomi üzerine faaliyet gösteren firmaların hızlı şekilde başarıya ulaştığını gözlemledik. Türkiye’nin nüfusu ve ekonomisi düşünüldüğünde bu konuda büyük bir potansiyeli var ve Getmobil, geliştirdiği teknolojik altyapı ve küçük işletmeleri öne çıkaran yapısı sayesinde bu potansiyeli ortaya çıkaracak doğru stratejilere sahip” diyerek sözlerine son verdi.

 Her yıl 5 milyar elektronik cihazın çöpe atıldığını unutmamak gerekiyor. Diğer gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki davranışa benzer şekilde ülkemizde de, tüketicilerin çevre bilinci artıyor ve buna bağlı olarak kullanılmış cihazlar yeni cihazlar karşısında güçlü bir alternatif olarak karşımıza çıkıyor.

Son olarak, şirketin daha önceki yatırım sürecine dahil olan Nevzat Aydın, Ömer Aras ve Ahmed Karslı gibi isimler bu turda yatırımlarını artırırken, sektörde önde gelen firmalardan Hindistan menşeili Cashify’in kurucu ortağı Mandeep Manocha da şirketin yeni ortakların arasında yer aldığını belirtelim.

Telekomünikasyon sektörünü 2024’te ne bekliyor?  

Geleneksel olarak en önemli öncelik gelir artışıydı, ancak finansmana erişimin daha pahalı olması nedeniyle artık verimliliği en üst düzeye çıkarmaya odaklanıldığını görüyoruz. Omdia’nın yaptığı bir araştırma, her 10 telekomünikasyon şirketinden yalnızca birinin son on yılda operasyonel harcamalarını (opex) gelirlerine oranla azalttığını gösteriyor. Dünya çapında dijital dönüşüm harcamalarının 2027 yılında yaklaşık 3,9 trilyon dolara ulaşacağı tahmin ediliyor ve telekomünikasyon sektöründe sermaye harcamalarının (capex) nasıl kullanılacağı konusunda derin eğriler olacak.

Günümüzün ağlarını kurmak ve çalıştırmak giderek daha pahalı hale geliyor, bu da telekomünikasyon şirketlerinin harcamalarını kullanımla nasıl uyumlu hale getirecekleri konusunda değişikliklere neden olacak. AWS Küresel Telekomünikasyon İş Birimi Genel Müdürü Chivas Nambiar, 2024 için telekomünikasyon sektörüne yönelik 4 trendi açıkladı.

Üretken yapay zekanın sonraki aşamalarını benimsemek

 Son zamanlarda üretken yapay zeka kadar ses getiren başka bir teknolojiyle karşılaşmadık. Altman Solon tarafından yapılan bir anket,  telekomünikasyon şirketlerinin yapay zeka harcamalarının mevcut miktarın altı katına kadar artabileceğini ve üretken yapay zeka kullanan iletişim hizmeti sağlayıcılarının (CSP) önümüzdeki yıl içinde ortalama yüzde 34’e, önümüzdeki iki yıl içinde ise yüzde 48’e ulaşmasının beklendiğini gösteriyor.  

Telekomünikasyon şirketleri, mevcut sistemleri güçlendiren çağrı özetlemeleri veya sohbet robotları gibi çözümlerin hızlı bir şekilde uygulanmasına ve benimsenmesine olanak tanıyan üretken yapay zeka kullanımının ilk aşamasında bulunuyor. CSP’lerin yüze 92’sinin sohbet robotlarını kullanma olasılığının yüksek olduğu ve yüzde 63’ünün halihazırda üretimde bir sohbet robotları olduğunu belirttikleri göz önüne alınırsa, müşteriye yönelik sohbet robotları, telekomünikasyon sektöründe üretken yapay zekanın en yaygın olarak benimsenen kullanım örneği olarak karşımıza çıkıyor.

2024 yılında, telekomünikasyon şirketlerinin üretken yapay zeka destekli araç ve deneyimlerini olgunlaştıracağı ve ölçeklendireceği bir sonraki benimseme aşamasını göreceğiz. Telekomünikasyon şirketleri, yeni değer fırsatları yaratmak amacıyla kişiselleştirilmiş ürün teklifleri ve pazarlama gibi alanlarda kullanılan üretken yapay zekayı müşteri deneyiminin bir parçası haline getirmeye odaklanacak. One New Zealand, çağrı merkezi temsilcilerinin müşterilerin neden aradığını ve çağrı çözümünü proaktif olarak nasıl destekleyeceklerini daha iyi anlamalarına yardımcı olan, böylece müşteri güveninde yüzde 10’luk bir artış sağlayan üretken bir yapay zeka çözümü sundu. Amdocs’un sekiz uzman müşteri ve kullanıcı deneyimi şirketini tek bir marka altında birleştirmek için Stellar Elements’i piyasaya sürmesiyle yaptığı ilk çalışmalar, bu kullanım örneklerinden bazılarının iş değerini artırmak için kurumsal kullanıma hazır üretken yapay zeka araçlarının üzerine ne kadar hızlı inşa edilebileceğini gösterdi. Cox Communications da inovasyonu teşvik etmek ve müşteri hizmetlerini geliştirmek için üretken yapay zekadan faydalanıyor ve bu sayede manuel belge aramaları için harcanan süreyi 2-3 saatten sadece saniyelere indiriyor.

Hizmet Olarak Yazılım (SaaS) kullanımını artırmak

Birçok büyük telekomünikasyon şirketi geleneksel olarak hizmet geliştirmek için çeşitli teknolojilerin parçalarını bir araya getiren kurucular olmuştur. Telekomünikasyon şirketleri, eski teknolojilerin borcu gibi sorunları çözmek için SaaS çözümlerinden yararlanıyor ve bu da genel müşteri deneyiminin iyileşmesini sağlıyor. T-Mobile gibi operatörler, karmaşık sistem geçişi işlerini yürütürken bir yandan dijital öncelikli vizyonlarının bir parçası olarak müşteri deneyimlerini hızla dönüştürmek için Salesforce, Adobe ve Amdocs gibi şirketlerin SaaS çözümlerinden faydalanıyor.

2024 yılında telekomünikasyon şirketleri, yeni ürünlerin piyasaya sürülme süresini iyileştirmenin yanı sıra daha iyi finansal performans ve iş çevikliği elde etmek için SaaS kullanmaya odaklanmaya devam edecek.

API’ler aracılığıyla yeni ağ özelliklerinin kilidini açmak

Telekomünikasyon şirketleri, 5G ağlarındaki bilgilerin kilidini açarak Uygulama Programlama Arayüzleri (API’ler) aracılığıyla ağ yeteneklerini ortaya çıkarmaya odaklanacak, böylece hizmet kalitesi ve bant genişliği gibi alanları yönetmek için ağ programlanabilirliği üzerinde daha fazla kontrol sağlayacak.

Sektör, operatörler genelinde API’leri standartlaştırdığından, telekomünikasyon şirketlerinin kendi API ağlarını mı barındıracaklarını yoksa bulut sağlayıcılarıyla mı çalışacaklarını değerlendirmeleri gerekecek. Bu değerlendirmede, bilgi işlem gücü, depolama, veritabanları ve geliştiricilere destek için gelişmiş bir deneyim sunmak için gereken makine öğrenimi yetenekleri gibi bir ağ API’si için gerekli olan bileşenleri göz önünde bulundurmak da önem taşıyor.

Çekirdek ağ özelliklerini dönüştürmek için bulutu kullanarak operatör değerini artırmak

Birçok telekomünikasyon şirketi, operasyonel harcamalar/gelir oranlarını yüzde 10’dan fazla azaltabilen daha uygun maliyetli ağlar oluşturmak için bulutu kullanıyor.

Bulut RAN’a (Radyo Erişim Ağı) odaklanma 2024 yılında da devam edecek ve telekomünikasyon şirketleri bu teknolojinin daha yüksek verimlilik, maliyet azaltma ve daha düşük güç tüketimi gibi tüm avantajlarından yararlanacak. Örneğin, NTT DOCOMO ve NEC Corp gibi CSP’ler, bulut RAN kullanarak   güç tüketimini yüzde 70’in üzerinde azaltabileceklerini gösterdi.

Bulut, maliyet optimizasyonunun yanı sıra, CSP’ler için ürün hatlarını ve yeteneklerini yeniden tasarlamak gibi yeni gelir fırsatları da sunuyor. Ayrıca, Deutsche Telekom’un bağlantı hizmetlerini üçüncü taraf bağlantı, bilgisayar ve depolama kaynaklarıyla birleştirmesi örneğinde olduğu gibi, küresel olarak dağıtılmış bir kurumsal ağ oluşturma fırsatı da bulunuyor. TELUS, 2023 yılında birden fazla akıllı ev uygulamasına olan ihtiyacı azaltan ve yeni cihazlar için kurulum sürecini basitleştiren bir akıllı ev çözümü piyasaya sürdü.

Özetlemek gerekirse, telekomünikasyon şirketlerinin değerlendirme yapması ve doğru bulut sağlayıcısını seçmesi önem taşıyor çünkü iş ortağı seçimleri, kurumsal kullanıma hazır ve güvenli üretken yapay zeka yeteneklerini, bulut tabanlı SaaS sağlayıcılarının genişliğini, API’leri için mevcut olan geliştirici topluluklarını ve yeni nesil teknolojilerin de uygulanabilmesi için yeteneklerin geliştirilebilmesi konusunda sektörün derinliğini belirleyecek. Telekomünikasyon şirketlerinin bir adım önde olmak için çevik kalmaları ve bu yeni trendlerin ve teknolojilerin iş hedeflerini nasıl hızlandırabileceğini ve onları 2024’ün de ilerisinde uzun vadeli başarıya nasıl ulaştırabileceğini değerlendirmeleri gerekiyor.

Dolandırıcılık faaliyetlerinin ABD’ye 2023 maliyeti 10 milyar dolar!

0

ABD Federal Ticaret Komisyonu (FTC), Amerikalıların 2023 yılında dolandırıcılara 10 milyar doların üzerinde para kaptırdığını ve bunun bir önceki yıla kıyasla bildirilen kayıplarda %14’lük bir artışa işaret ettiğini söylüyor. Bunu bir bağlama oturtmak gerekirse, Chainalysis firması da fidye yazılımı dolandırıcılık çetelerinin rekor bir yıl geçirdiğini ve fidye yazılımı ödemelerinin 2023’te 1,1 milyar doların üzerine çıktığını söylüyor.

FTC tarafından yayınlanan rapora göre 2023’te yıl 2,6 milyondan fazla tüketici bildiriminde bulunmuş olup, bu rakam 2022 yılı ile neredeyse aynı. Taklit dolandırıcılığı en sık bildirilen dolandırıcılık kategorisi olarak ortaya çıkarken, iş dünyası ve devlet taklitçiliği raporlarında kayda değer artışlar görüldü. En sık başvurulan yöntemler listesinde ikinci sırayı online alışveriş dolandırıcılığı alırken üçüncü sırayı ödüller, çekilişler ve piyangolarla ilgili dolandırıcılıklar takip etti. Yatırım dolandırıcılığı ve iş veya iş fırsatı planlarına yönelik dolandırıcılık faaliyetleri de yine üst sıralarda.

FTC yayınladığı raporda “Tüketiciler 2023 yılında yatırım dolandırıcılığı nedeniyle diğer tüm kategorilerden daha fazla – 4,6 milyar dolardan fazla – para kaybettiklerini bildirmiştir. Bu miktar 2022 yılına göre %21’lik bir artışı temsil ediyor” dedi ve ekledi: “Bildirilen ikinci en yüksek kayıp miktarı, yaklaşık 2,7 milyar dolarlık kayıpla sahtekârlık dolandırıcılığından geldi. Tüketiciler 2023 yılında banka havaleleri ve kripto paralar nedeniyle diğer tüm yöntemlerin toplamından daha fazla para kaybettiklerini bildirmişlerdir.”

FTC 2023 yılında Tüketici Sentinel Ağı (Sentinel) güvenli çevrimiçi veri tabanına 5,4 milyon tüketici raporu eklemiş ve ajansın IdentityTheft.gov web sitesi aracılığıyla 1,1 milyondan fazla kimlik hırsızlığı raporu aldığını duyurdu. Bununla birlikte, FTC tarafından paylaşılan veriler aslında dolandırıcıların 2023 yılında verdiği gerçek zararın sadece bir kısmını yansıtıyor, çünkü çoğu vaka asla rapor edilmemekte.

FTC ayrıca kendisine bildirilen dolandırıcılık raporlarının ülke kırılımlarını da yayınladı. Buna göre ABD dışında en fazla bildirim yapılan ülkeler sırasıyla 20.489 bildirim ile Kanada, 17.524 bildirim ile İngiltere ve 17.065 bildirim ile Çin olarak öne çıkıyor. Raporda Türkiye’nin de 3.341 bildirim ile 12. sırada olduğu görülmekte.

12,9 İnç ekranlı yeni nesil iPad Air yolda

0

Teknoloji devi Apple, kullanıcılarına daha gelişmiş bir deneyim sunmayı hedefleyen yeni nesil iPad’leriyle heyecan uyandırıyor. Bu serinin öne çıkanı ise 12,9 inç ekran boyutuna sahip olan ilk iPad Air olacak. Mart ayında piyasaya sürülmesi beklenen bu cihazın özellikleri ve detayları merakla bekleniyor.

Yeni nesil iPad Air, performans konusunda iddialı bir duruş sergilemek için Apple’ın M2 çipinden güç alacak. Bu güçlü işlemci, kullanıcılara hızlı ve sorunsuz bir deneyim sunmayı amaçlıyor. 12,9 inçlik büyük LCD ekranı ise görsel anlamda etkileyici bir performans vaat ediyor.

 Yeni Nesil iPad Air Yolda

Cihazın tasarımında da dikkat çekici değişikliklere gidilecek. Sızdırılan şemalara göre, cihazın kamera tasarımı dikey yönelimli bir şekilde yeniden tasarlanacak ve bu, önceki modellerle benzerlik gösterecek, özellikle de iPhone X’e benzeyecek.

Bununla birlikte, Apple’ın iPad Pro için özel olarak planladığı alüminyum tasarıma sahip yeni Magic Keyboard, sadece iPad Pro serisiyle uyumlu olacak. Ancak, 10,9 inç ve 12,9 inç iPad Air modelleri, mevcut Magic Keyboard modelleriyle uyumlu olacak, bu da kullanıcıların mevcut aksesuarlarını kullanmaya devam edebilecekleri anlamına geliyor.

Yeni nesil iPad Air, güçlü donanımı, geliştirilmiş ekran teknolojisi ve tasarımındaki yeniliklerle dikkat çekecek gibi görünüyor. Mart ayındaki lansmanla birlikte, Apple’ın tablet pazarındaki liderliğini sürdürmesi ve kullanıcılara daha geniş bir ürün yelpazesi sunması bekleniyor. Kullanıcılar, bu yeni iPad Air modeli ile birlikte daha da gelişmiş bir tablet deneyimi yaşayacaklarına dair heyecanla bekleyişlerini sürdürüyor.

OpenAI CEO’su, çip konusunda sanılandan çok daha çılgın!

OpenAI CEO’su Altman’ın tüm bu sinir ağı hızlandırıcı fabrikalarını kurmak için Abu Dhabi merkezli G42, Japonya’nın SoftBank’ı ve Microsoft gibi ortaklarından milyarlarca dolar fon aradığı iddia edilmişti.

Şimdi, Wall Street Journal’ın daha fazla isimsiz kaynağa atıfta bulunan bir raporu, iddialı projenin 7 trilyon dolara kadar fon sağlamayı içerebileceğini iddia ediyor.

Rakamı perspektife koymak gerekirse; bu, geçen yıl tüm yarı iletken pazarının toplam gelirinin neredeyse 14 katı. Gartner’a göre, dünya çapındaki yarı gelirler 2023’te 533 milyar doları aştı. Ve üretken yapay zeka hakkındaki tüm heyecana rağmen analistler, satış rakamının bu yıl yüzde 17 artarak 624 milyar dolara çıkmasını bekliyor.

Ancak diyelim ki; tartışma adına, Altman ve ortakları gerçekten de bu kadar cesurlar ve bu çabayı finanse etmek için bir şekilde 2023 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin gayri safi yurt içi hasılasının dörtte birini ayırabilirler. 7 trilyon dolar size ne satın alır?

Bu Nvidia‘yı, TSMC‘yi, Broadcom‘u, ASML‘yi, Samsung‘u, AMD‘yi, Intel’i, Qualcomm‘u ve diğer tüm çip üreticilerini, tasarımcıları, fikri mülkiyet sahiplerini ve önemli ekipman satıcılarını bütünüyle silip süpürmeye yetecek kadar bir para ve tüm bunları yaptıktan sonra geriye trilyonlar kaldı.

Sam’ın yüzyılın en büyük rekabet karşıtı savaşını başlatarak muazzam miktarda parayı harcamasını izlemek eğlenceli olabilir, ancak bu paranın fabrikalara ve işlemci paketlemesine yatırılması, çip üretimini artırmak için aklındakilerin daha olası olduğu düşünülüyor. Aslında, o tür bir parayı harcamanın daha iyi birkaç yolunu düşünebiliriz, ama biraz çiplere odaklanalım.

İşte çok daha fazla fabrika

Nasıl dilimlerseniz dilimleyin, 7 trilyon dolar hâlâ fabrikalara, hatta onlardan oluşan bir ağa bile harcanacak çok büyük bir meblağ.

Günümüzde son teknolojiye sahip bir çip fabrikasının maliyeti, tesisin büyüklüğüne ve konumuna bağlı olarak 10 ila 30 milyar dolar arasında bir yere düşüyor. Diyelim ki Altman’ın öngördüğü tesislerin maliyeti ortalama 20 milyar dolar civarında olacak. Bu gidişle 7 trilyon dolar size yaklaşık 350 dökümhane sahası kazandırıyor.

O zaman sorun şu oluyor: Bunları kim inşa edecek? Bu tesisler, imalat dünyasındaki en büyük, en karmaşık operasyonlar arasında yer almakta olup, sayısız tedarikçiden ve bunları kurmak, bakımını yapmak ve işletmek için özel olarak eğitilmiş personelden bileşen ve malzeme gerektirir.

Bu nedenle, bu tesislerin faaliyete geçmesinin dört veya daha fazla yıl sürmesi ve getirileri kabul edilebilir seviyelere getirmenin muhtemelen çok daha uzun sürmesi alışılmadık bir durum değil. Fabrikaları düzgün bir şekilde inşa etmenin hızlı bir yanı yok.

ABD’de, CHIPS finansman tasarısı sayesinde sağlanan 53 milyar dolarlık devlet sübvansiyon potunun da etkisiyle, yerli yarı iletken üretimi ile araştırma ve geliştirmeye yönelik bir yatırım furyası gördük. Ancak dökümhane operatörleri halihazırda ciddi sorunlarla karşı karşıya.

İşçi sıkıntısı, TSMC’nin Arizona fabrikasının gelişimini zaten geciktirdi. TSMC, tesisi tekrar rayına oturtmak amacıyla Tayvan’dan Amerika’ya teknisyenler gönderecek kadar ileri gitti.

Geçen yaz, Yarı İletken Endüstrisi Birliği (SIA) ve İngiltere merkezli Oxford Economics, ABD yarı iletken endüstrisinin 2030 yılına kadar 67.000 teknisyen, mühendis ve bilgisayar bilimci açığıyla karşı karşıya olduğu konusunda uyardı. Önümüzdeki birkaç yıl içinde bu sayının 70.000 ila 90.000’e yaklaşacağını öngörülüyor.

Ve bu sadece ABD’de geliştirilmekte olan bir avuç fabrika için geçerli. Ek 350 sitenin küresel ölçekte nasıl sorunlu olacağını görmek çok fazla hayal gücü gerektirmiyor.

Piyasayı su bastı

Bu yeterli değilse, yarı iletken talebi döngüsel bir şekilde iniş ve çıkış eğiliminde. Satın alma çılgınlıklarını genellikle uzun sindirim döngüleri takip eder ve bilgisayar satışlarındaki artışlar genellikle işletim sistemi veya yazılım sürümleriyle örtüşür.

Belki de bu yüzlerce fabrika sadece OpenAI veya yapay zeka dünyasını değil, onunla ilgili her şeyi de kapsayacak şekilde tasarlandı. Ancak, OpenAI CEO’sunun aslında sadece sürekli olarak makine öğrenme hızlandırıcıları ve ilgili hesaplama birimleri istemesi de bir olasılık.

Bellek piyasası, ortalama satış fiyatlarının rekor düşük seviyelere düşmesine neden olan stok bolluğunun etkisinden yeni kurtuluyor. Bu arada Intel’in, yarı iletken pazarındaki mevcut zayıflıkları ve CHIPS yasası finansmanı almadaki gecikmeleri suçlayarak Ohio fabrikalarının tamamlanma tarihini 2026 sonuna ertelediği bildirildi.

Tabii ki endüstri dedikoduları, Altman’ın sözde 7 trilyon dolarlık yarı iletken girişiminin gerçekleşeceği zaman çizelgesini henüz detaylandırmadı. Bunun bir gecede gerçekleşmeyeceğini varsaymak güvenli. Bu tür gelişmelerin, çok agresif bir şekilde inşa edilmesini ve piyasayı çok fazla çiple doldurmasını önlemek için ayarlanması gerekiyor.

Önümüzdeki 25 yıla yayılmış olsa bile, hâlâ çok büyük miktarda bir paradan bahsediyoruz; yılda 14 fabrikaya yetecek ve yıllık 280 milyar dolarlık bir maliyet. Bu hedefe ulaşmak için TSMC, Samsung ve Intel’in yatırım harcamalarını kabaca üç katına çıkarması ve tamamını çip fabrikalarına yönlendirmesi gerekecek.

Kuşkusuz bu kulağa daha az çılgınca geliyor, ancak teorik zaman çizelgesi göz önüne alındığında, Altman’ın neden şimdi 7 trilyon dolar toplaması gereksin ki? Genellikle Intel gibi şirketlerin kendi dökümhane yol haritalarından bahsettiklerini gördüğünüzde, yalnızca hemen hazırlık aşamasında olan şeyleri finanse etme eğiliminde olduklarını görürsünüz.

Örneğin, x86 devi, Ohio’daki mega fabrikaya önümüzdeki on yıl içinde 100 milyar dolar yatırım yapma planını açıkladığında, aslında parça başına tahmini maliyeti 10 milyar dolar olan iki tesis inşa etme taahhüdünde bulunmuştu. Ve bu bile gecikti.

Daha büyük bir planın parçası mı?

Yani belki de bu 7 trilyon dolarlık proje, OpenAI’in hedeflerini körükleyecek daha büyük bir plan. Bütün bu çiplerin bir yere gitmesi gerekecek. Bu, sadece çipleri yapmak için fabrikalara değil, aynı zamanda bunları kullanmak için veri merkezlerine ve (umarız) her şeyin çalışması için temiz enerjiye ihtiyaç duyacağı anlamına geliyor ve bu da yüksek dolara mal olur.

Yapay zeka modellerine güç sağlamak için kullanılan çiplerin güce aç olduğu biliniyor. Tek bir sekiz GPU’lu Nvidia H100 düğümü 10,2 kilovat olarak derecelendirildi. Bunu 350.000 GPU’ya kadar ölçeklendirin (Meta’nın bu yıl bu kadar dağıtacağını iddia ediyor) ve çok büyük bir güce bakıyorsunuz.

GPU’lar için 7 trilyon dolarlık bütçenin yalnızca yüzde 1,4’ü olan 100 milyar dolarlık bütçe ayırarak, her biri 20.000 dolarlık hacim oranında beş milyon H100 satın alabilirsiniz. Kayıtlara geçmesi için bu, Nvidia’nın 2024’ün tamamında piyasaya sürmesi beklenen sayının iki katından fazla.

Söylemeye gerek yok, güç sorun olacak. Dolayısıyla bu zorluğun üstesinden gelmek için biraz para ayırmak mantıklı olacaktır.

Buradaki iyi haber şu ki Altman’ın enerji girişimlerini destekleme konusunda uzun bir geçmişi var. Geçen yıl, OpenAI CEO’su tarafından desteklenen nükleer fisyon girişimi Oklo, halka açılma planlarını duyurdu.

Bu arada, işin daha deneysel tarafında OpenAI CEO’su, modüler bir helyum-3 füzyon enerji santralini ticarileştirmeye çalışan Helion Energy’ye ağırlık verdi. Helion’un reaktörünün gerçekten çalıştığını henüz kanıtlamamış olmasına rağmen, Altman’ın katılımı Microsoft’un girişimle bir enerji satın alma anlaşması imzalaması için yeterli görünüyor. Teknolojinin, çalışmayı başarabilecekleri varsayılarak, en az 2028 yılına kadar dağıtım görmesi beklenmiyor.

Her durumda, bu sizin naçizane hacklemenizi, Altman’ın hırslarının kapsamını tanımlamak için kullanılan 7 trilyon doların ya büyük bir abartı ya da daha büyük, daha bütünsel bir planın parçası olduğu sonucuna götürüyor.

Figopara yönetiminde değişiklik!

0

Ticari işletmelerin finansman süreçlerini yönetebileceği ana platform olma yolunda ilerleyen Figopara’nın Kurucu Ortağı Bulut Arukel şimdi de şirketin Stratejiden Sorumlu Genel Müdür Yardımcılığı görevini üstlendi. Yeni göreviyle birlikte Figopara’nın gelecek stratejilerini ve hedeflerini açıklayan Arukel, uzun dönemde Türkiye’deki ticari işletmelerin yüzde 20’sine her sabah dokunmayı ve 5 ülkede çözüm sunan bir platform olmayı hedeflediklerini dile getirdi.

İşletmelerin finansal yönetimini destekleyen ve sağlıklı nakit akışına sahip olmasına aracılık eden yeni nesil finans platformu Figopara’nın Kurucu Ortağı Bulut Arukel yeni göreviyle birlikte şirketin gelecek hedeflerini paylaştı.

Önceliklerinin mutlu müşteriler olduğunu dile getiren Arukel, “Figopara olarak bir işletme sahibinin her sabah uyandığında girdiği ana uygulama olmayı hedefliyoruz. Finansallara, yatırım araçlarına, borsa yatırımlarına, nakit ihtiyacına veya kendi ekosisteminden gelir elde etme opsiyonu varsa bunu partner bankalarımız ya da farklı çözümlerimizle gerçekleştirmek istiyoruz” diye konuştu.

Hedef 5 ülkede çözüm sunan bir platform olmak

Kısa vadede, odaklı bir şekilde müşteri sayısını artırmayı hedeflediklerini belirten Arukel orta vadedeki hedeflerini ise strateji oluşturarak müşterilerine ekstra çözümler sunmak olarak tanımladı. Arukel “Her ticari işletmenin farklı problemleri var ve o problemleri çözmek gerekiyor. Figopara olarak masa kurma konusunda çok iyiyiz.  Bu kapsamda birçok partneri tek yapıda buluşturup hem onlara hem de onların hizmet sunduğu işletmelere katkı sağlıyoruz. Uzun vadede ise Türkiye’deki ticari işletmelerin yüzde 20’sine her sabah dokunmak istiyoruz. Uluslararası alandaki hedefimiz ise; 5 ülkede çözüm sunan bir platform olmak. Türkiye’nin en büyük kurumsal firmaları ve KOBİ’leriyle çalışıyoruz. Bugün bankalar ticari işletmelere birçok enstrüman sunuyor. Ancak işletmenin bu ürüne ulaşması için her bir bankayla tek tek görüşmesi gerekiyor. Bu çok zorlu ve zaman alıcı bir süreç. Bu modeli tek bir uygulamaya, platformda sunmak da önceliklerimiz arasında. Bir diğer hedefimiz de stratejik iş birlikleri ve stratejik kampanyalar” şeklinde konuştu.         

Stratejik satın almalar devam edecek

İş Bankası’ndan TekCep ve TekPos’u bünyemize katmamız ile birlikte Türkiye’de ilk defa bir fintech ile bankanın geliştirdiği uygulamayı satın aldı. Bu bizim ileride ticari işletmelerin %20’sine erişme hedefimiz ile direkt katkı sağlayan iş birliği. 2024’de de bu katma değerli iş birliklerimizi artırarak ticari işletmelerin yanında olan, ihtiyaç duydukları tüm finansal çözümleri sağlayan bir uygulama olma stratejimizi destekleyeceğiz.

Şirket içi önceliklerini de açıklayan Arukel, “Şirket içinde tüm çalışanların mutlu olması, herkesin keyifle işe gelmesi önceliğimiz. Herkesin güzel bir iş üretmesi gerekiyor. Üretim kısmında da müşterinin sorununa çözümler getiren yenilikler sunmak şart. Bunun olabilmesi için de çalışanların işe bir değer kattığı bir organizasyon gerçekleştirmek önceliğimiz. Mutlu çalışanın mutlu müşteri yarattığı bilinciyle de çalışan mutluluğu, kariyer ve liderlik gelişimlerine de odaklanacağız. 2024 stratejisi içinde çalışma arkadaşlarımıza farklı yetkinlikler kazandıracak bir modele gidiyoruz. Onlara sadece içeride değil dışarıda da eğitebileceğimiz bir model uygulayacağız” diye konuştu.  

HASO’nun yeni CEO’su Kerem Özgür Araç oldu!

0

Türkiye’nin ilk ve tek ‘Hemen Al Sonra Öde’ çözümünü geliştiren HASO üst yönetiminde bayrak değişimi. Türkiye’nin önde gelen finansal kurumlarında ve reel sektör şirketlerinde, veriye dayalı katma değerli ürünlerin geliştirilmesi alanında 25 yıla yakın özel sektör tecrübesi olan Kerem Özgür Araç, karar değerlendirme ve alacak yönetimi platformu olarak 2020 yılından bu yana hizmet geliştiren ve sunan Hemen Al Sonra Öde – HASO’nun yeni CEO’su oldu.  HASO’nun kurucu ortağı ve bugüne kadar CEO’su olan Serdar Kodal’dan CEO’luk görevini devralan Araç, “Hemen Al Sonra Öde’nin; sunduğu alışveriş deneyimi, yüksek onay ve müşteri dönüşüm oranları ile geldiği nokta 2024’teki büyümemizin de temel yapı taşı olacak. Mevcut müşterilerimizde satış hacmini arttırırken, yeni entegrasyonlarımızla güçlü ve sürdürülebilir büyümeyi sağlamayı hedefliyoruz. Türkiye’nin alanında öncü şirketi olan HASO’yu yepyeni ufuklara taşımak için hazırız” dedi. HASO Kurucu Ortağı Serdar Kodal ise “Kerem Özgür Araç’ın bilgi ve deneyimiyle aldığı bu güçlü bayrağı daha da iyi noktalara taşıyacağına inanıyor, başarılar diliyorum” diye konuştu.

Türkiye’nin ilk ve tek ‘Hemen Al Sonra Öde’ çözümünü geliştiren HASO, perakendeci ve pazar yerlerine e ticaret platformları üzerinden herhangi bir finansal ürün gerekliliği olmadan taksitli satış yapma imkânı sağlıyor. Bu uygulama sayesinde alışveriş yapan bireylerin değerlendirilip, limit verilmesinden, taksit planlarının oluşturulmasına, alışveriş sonrası ödemelerin takibine kadar uçtan uca hizmet veren HASO, 2022 yılında Türkiye’nin önde gelen pazar yerlerinden Hepsiburada ile çözüm ortaklığı yaptı. HASO, 2023 yılında da Defacto, BSL, Superga, Kappa’nın katılımı ile ivmesini arttırdı. Yurt dışında birçok örneği olan Sonra Öde Sistemi’nin Türkiye’de ilk ve tek firması HASO, online e-ticarette firmaların ortak sorunları için çözüm üretmeye devam ediyor.

Perakende sektörünün çözüm ortağı

Türkiye’nin önde gelen finansal kurumlarında ve reel sektör şirketlerinde, veriye dayalı katma değerli ürünlerin geliştirilmesi için uzun yıllar çalışan Kerem Özgür Araç, HASO’nun başarılı işleyişine önemli katkılar sunmak için çalışacağını söyledi. Araç,  “Hemen Al Sonra Öde’nin; sunduğu alışveriş deneyimi, yüksek onay ve müşteri dönüşüm oranları ile geldiği nokta 2024’teki büyümemizin de temel yapı taşı olacak. Mevcut müşterilerimizde satış hacmini arttırıken, tamamladığımız ve devam eden yeni entegrasyonlarımızla da hacmimizi büyütmeyi planlıyoruz. Online’da edindiğimiz bu tecrübeyi 2024 yılında mağazalara da aynı kolaylıkla taşıyacağız. Alış verişi kolaylaştırmanın yanında, perakandeci ve pazar yerlerine finansal kurum kasları vererek müşterilerinin tüm yaşam döngüsünden haberdar olma, analiz etme, strateji geliştirme, satışlarını arttırma ve sepet tutarlarını büyütme imkânı veriyoruz. Türk perakendeciliğinin bu yeni döneminde, güvenilir ve rüştünü ispatlamış bir çözüm ortağı olmanın haklı gururunu yaşıyoruz” dedi.