Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, çalışanları daha fazla koruyacak yeni bir kanun hazırlamaya başladı. Milyonlarca kişiyi etkileyecek kanunla birlikte haftalık çalışma saatinindüşürülmesi bekleniyor. Şu anda ortalama 45 saat olan çalışma süresi, yeni kanunla 35-40 saate düşürülecek.
Haftalık çalışma saati 40 saat olarak güncellenecek
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan; çalışma saatleri, ücretler, izin hakları başta olmak üzere pek çok konuda yeni düzenlemeye ihtiyaç olduğunu belirtmişti. Bu kapsamda TBMM’de harekete geçildi. Sabah’ın haberine göre haftalık çalışma saatlerinde düşüş yaşanacak.
Hazırlanan kanun taslağında, tüm sektörlerde haftalık çalışma saatlerinin 35-40 saateazaltılması öngörülüyor. Şu an sanayi sektöründe 45, basın ve denizcilikte 48 olan sınırlar, kanunla birlikte kademeli olarak azaltılacak. Ayrıca yıllık izin süresi de güncellenmiş olacak.
Kanun taslağına göre, fazla mesai ücretleri ve tatil izin ücretlerinde de düzenleme yapılması öngörülüyor. Fazla mesai ücretlerinin artırılmasıyla çalışanların alım gücünün yükseltilmesi planlanıyor. Ayrıca kayıt dışı istihdamı önlemek için denetimler sıklaştırılacak.
Yeni kanunda çalışanların vasıf gelişimleri de desteklenecek. İşverenlere eğitim kursları düzenleme yükümlülüğü getirilecek. Böylece çalışanlar yeni iş imkanları yakalayabilecek.
Günümüzde kullanılan kurallar, 1936 yılında kabul edilen ve 2003’te güncellenen İş Yasası’na dayanıyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan ise bu konuda kapsamlı bir değişiklik yapmak istediklerini ifade etti.
Peki siz bu konu hakkında neler düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi aşağıdaki Yorumlar kısmından bizimle paylaşabilirsiniz.
Sunduğu akılcı çözümlerle sanayide Endüstri 4.0’a geçişi hızlandıran Atlas Copco Endüstriyel Teknik; Smart Integrated Assembly konsepti ile tüm dünyada ve endüstrilerde yeni bir dönem başlatıyor. Birbiriyle bağlantılı akıllı montaj araçlarını, veri tabanlı hizmetleri ve tamamen entegre çözümleri içeren bir Endüstri 4.0 portföyünü kapsayan Smart Integrated Assembly ile endüstriyel üretimi tamamen otomatik ve hatasız hale getirerek, üreticilerin enerji maliyetlerini düşürüyor ve dünya genelinde sürdürülebilir bir geleceğe katkıda bulunuyor.
Akıllı fabrikaların üretimde baş rolü aldığı endüstri çağında; daha esnek, uyarlanabilir ve entegre üretim süreçleri, sürdürülebilir verimlilikte anahtar görevi görüyor. Endüstriye yüksek kaliteli endüstriyel elektrikli aletler, kalite güvence ürünleri, montaj çözümlerinin yanı sıra yazılım ve hizmet sunan Atlas Copco Endüstriyel Teknik; geliştirdiği “Smart Integrated Assembly” konsepti ile bugünden modern üretimin geleceğini şekillendiriyor.
Üretimin geleceğine giden yol haritasını sunuyor
Üretimin ve üretim yönetiminin dijital altyapılar aracılığıyla yürütüldüğü, anlık kesinti ve arızaların üretim mekanizmasına doğrudan etki ettiği yeni endüstri çağında, esneklik ve çeviklik gibi parametreler hem verimlilik hem de rekabet üstünlüğü için kritik bir rol üstleniyor. Smart Integrated Assembly konsepti de; Atlas Copco Endüstriyel Teknik’in üretimin geleceğine giden yol haritasını sunma, inovasyon ve sürdürülebilirlik odaklı uzun vadeli taahhütlerinin bir kanıtı olma niteliği taşıyor. Smart Integrated Assembly; entegre montaj hattı çözümlerini içeren, akıllı bağlantılı montaj araçlarını ve veri odaklı hizmetleri de kapsayan bir Endüstri 4.0 çözümleri portföyü olarak tanımlanıyor.
Endüstriyel üretim döngülerinin her adımı için donanım, yazılım ve hizmetlerin tümünün işleyişini ve ekosistemini kapsayan bu ekosistem; endüstriyel üretimi tamamen otomatik ve hatasız hale getirmeyi hedefliyor.
Daha verimli, esnek, uyarlanabilir ve güvenli üretim süreçleri açısından rekabet avantajı sunarken; üretimde iş duraksamalarını azaltarak malzeme ve enerjiyi verimli kullanıyor. Endüstri 4.0 dönüşümünde çığır açan bu konsept, atık miktarını azaltarak karlılığı artırıyor ve dünyanın sürdürülebilirliğini destekliyor.
Yenilikçi teknik altyapısı sayesinde üç farklı işlevi bir arada sunan Cloudworks, KOBİ’lerden büyük işletmelere kadar her ölçekten işletmenin kendi ihtiyaçlarına göre özelleştirilmiş bulut servislerine tek bir platformdan erişebilmesini sağlıyor. Cloudworks’u kullanan işletmeler, İnnova’nın geliştirdiği ürünlere erişebilmenin yanı sıra, kendi bulut sistemlerini de oluşturabiliyor ve platform içinde kendi ürünleriyle yer alabiliyor. Kolay ölçeklenebilir bir iş modeliyle çalışan Cloudworks, şirketlerin verimliliklerini artırırken “Kullandıkça Öde” özelliği sayesinde iş süreçlerini daha az maliyetle buluta taşıyabilmelerini sağlıyor.
İnnova CEO’su Serdar Toraman
Cloudworks ile bulut teknolojisine yenilikçi bir yaklaşım getirerek sektörde fark yarattıklarını söyleyen İnnova CEO’su Serdar Toraman, “Cloudworks tamamen kendi kaynaklarımızla geliştirdiğimiz benzersiz bir yüksek teknoloji bulut platformu. Cloudworks sayesinde her işletme kendi geliştirdiği ürün, servis ve çözümlerini hem platformun bulut altyapısında hem de kendi pazar yerlerinde müşterilerine doğrudan sunabilecek.
Platform aynı zamanda İnnova’nın geniş bir yelpazede her profilden kullanıcı için değer yaratan, lider ve yenilikçi ürünlerine direkt ulaşım imkânı da sağlıyor. Bu üç farklı işleviyle Cloudworks, şirketimizin genlerindeki inovasyon ruhunu en iyi yansıtan çözümlerimizden biri olarak öne çıkıyor. Bu platformun, ülkemizin dijital dönüşüm yolculuğunda önemli bir rol üsteleneceğine ve yerli teknoloji girişimlerimizin globale açılmasına yeni bir katkı sunacağına inanıyorum” dedi.
Cloudworks’te yer alan ürünler arasında bulut altyapısıyla düşük maliyetli, yüksek güvenlikli bir tahsilat kanalı sunan PayFlex Sanal POS, IoT projelerinde uçtan uca çözüm sunan SkywaveIoT, e-Fatura başta olmak üzere şirketlerin tüm muhasebe süreçlerini İnnova özel entegratörlüğünde dijitalleştiren PayFlex E-Dönüşüm çözümleri ve Android POS bulunuyor.
İnnova’nın 7/24 sunduğu destek güvencesiyle operasyonel süreklilik sunan Cloudworks yüksek güvenlik önlemleri ve yedekleme çözümleriyle şirketlerin kritik verilerinin güvende kalmasını sağlıyor.
Tarım ve teknoloji alanında faaliyetlerini sürdüren Agrotech, yüzde 100 yerli ve milli kaynaklarla geliştirdiği Bychat yazılımı özelinde Ares Technology Limited’la yıllık white-label iş ortaklığı sözleşmesi imzaladı. Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) yapılan açıklamada, “Bychat ürünümüzün kullanımı için merkezi Hong Kong’ta bulunan Amerika, Avrupa, Ortadoğu, Afrika ve Uzakdoğu’da 63 ülkede hizmet veren Ares Technology Limited’la bu ülkeleri kapsayan yıllık white-label iş ortaklığı sözleşmesi imzalanmıştır. Bu sözleşme ile birlikte ilgili firmanın yaklaşık yıllık 1,2 milyar dolar hacme sahip tüm e-ticaret ve dijital dönüşüm süreçleri yüzde 90 bağlı ortaklığımız olan Grid Teknoloji tarafından yapay zekâ ürünümüz Bychat ile sağlanacak.” sözlerine yer verildi. Agrotech Global Teknoloji ve Ar-Ge Başkanı Murat Teksöz ise köklü ve uluslararası yapısıyla ön plana çıkan Ares Technology Limited ile yapılan iş birliğine ilişkin, “Bu adımı, şirketimizin stratejik hedeflerine ulaşma ve küresel pazarda güçlü bir marka haline gelmesi adına önemli bir süreç olarak görüyoruz.” dedi.
Tarımsal üretimde Türkiye’nin önde gelen şirketi Agrotech, yüzde 100 yerli ve milli kaynaklarla geliştirdiği Bychat yazılımı özelinde Ares Technology Limited’la yıllık white-label iş ortaklığı sözleşmesi imzaladı. Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) yapılan açıklamada, yazılımın iki ayı aşkın süredir devam eden yeterlilik testlerinin başarıyla sonuçlandığı belirtilirken, “Bychat ürünümüzün kullanımı için merkezi Hong Kong’ta bulunan Amerika, Avrupa, Ortadoğu, Afrika ve Uzakdoğu’da 63 ülkede hizmet veren Ares Technology Limited’la bu ülkeleri kapsayan yıllık white-label iş ortaklığı sözleşmesi imzalanmıştır. Bu sözleşme ile birlikte ilgili firmanın yaklaşık yıllık 1,2 milyar dolar hacme sahip tüm e-ticaret ve dijital dönüşüm süreçleri yüzde 90 bağlı ortaklığımız olan Grid Teknoloji tarafından yapay zekâ ürünümüz Bychat ile sağlanacak olup; bu ticaret hacminin yüzde 2’lik kısmına gelen, yıllık yaklaşık 720 milyon TL, bağlı ortaklığımız Grid Teknoloji’ye ödenecektir. Buradan elde edilecek tutar tam konsolidasyon olarak raporlanan bilançomuza da yansıyacaktır.” denildi.
Yerli ve milli kaynaklarla geliştirildi
Agrotech Global Teknoloji ve Ar-Ge Başkanı Murat Teksöz, köklü ve uluslararası yapısıyla ön plana çıkan Ares Technology Limited ile yapılan iş birliğine ilişkin, “Bu adımı, şirketimizin stratejik hedeflerine ulaşma ve küresel pazarda güçlü bir marka haline gelmesi adına önemli bir süreç olarak görüyoruz. Şirketimizin sadece yerel değil, aynı zamanda küresel düzeyde de rekabetçi olma hedefine ulaşma yolundaki kararlılığının bir yansıması olarak değerlendiriyoruz. Bychat yazılımı, Türkiye’nin yerli ve milli kaynaklarıyla geliştirilmiş bir ürünüdür ve bu iş ortaklığıyla birlikte dünya genelinde daha geniş bir kitleye ulaşacağına inanıyoruz. Ares Technology Limited’ın uluslararası alandaki köklü ve etkili yapısı, ürünümüzün küresel pazarda başarılı bir şekilde konumlanmasına yardımcı olacak.” dedi.
Türkiye’nin önde gelen sektörel yazılım çözümleri sağlayıcısı Link Bilgisayar genel müdürlüğü görevine Murat Pekmezyan atandı. Bilişim sektöründeki 35 yıllık deneyiminde, sektörlerinin lider şirketlerinde inovasyon, büyüme ve dijital dönüşüm alanlarındaki başarılarıyla öne çıkan Pekmezyan, Link Bilgisayar’ın gelecek dönemde sektörel çözümler alanındaki konumunun güçlendirilmesine liderlik edecek.
Link Bilgisayar’a katılmadan önce sektörel yazılım çözümleri alanında faaliyet gösteren Ice Teknoloji’nin genel müdürü olan Pekmezyan, şirketin satış ve müşteri hacmini artırarak pozisyonunun yukarı taşınmasını sağladı. Öncesinde Burgan Bank’ın sistem geliştirmeden sorumlu başkan yardımcılığını yapan Pekmezyan, Mobix ve Digital Planet genel müdürlüklerinde bulundu. Dijital bankacılığın Türkiye’de gelişimine katkıda bulunan Pekmezyan, Osmanlı Bankası, EGS Bank, Ziraat Bankası ve DenizBank’ın yazılım çözümleri sağlayan iştiraklerinde üst düzey yöneticilik görevlerinde bulunarak büyük ölçekli dijitalleşme ve yazılım geliştirme projeleri yönetti.
1982 yılında Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünden mezun olan Pekmezyan, yüksek lisans eğitimini İstanbul Teknik Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümünde tamamladı.
Madeni yağ sektörünün önde gelen şirketlerinden Opet Fuchs’ta Genel Müdürlük görevine, OPET Petrolcülük A.Ş. Satıştan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı İrfan Özdemir getirildi.
OPET Petrolcülük ve Fuchs Petrolub SE ortaklığında Türkiye’de otomotiv ve endüstriyel yağlar alanında hizmet veren Opet Fuchs’un üst düzey yönetiminde değişikliğe gidildi. Temmuz 2021’den itibaren Opet Fuchs Genel Müdürü olarak görev yapan Özgür Canşe emekliliğe ayrılırken bu göreve OPET Satıştan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı İrfan Özdemir atandı.
OPET Fuchs’ta 1 Mart 2024 itibarıyla Genel Müdürlük görevini üstlenecek olan İrfan Özdemir, 1991 yılında İTÜ İşletme Mühendisliği Bölümü’nü bitirdikten sonra profesyonel iş hayatına adım attı. Yaşar Holding DYO ve Sadolin A.Ş.’de Satış Koordinasyon Şefi olarak görev yapan Özdemir, 1994 yılında Tofaş OTO Ticaret A.Ş.’ye transfer oldu. Tofaş OTO Ticaret’te sırasıyla Bölge Satış Sorumlusu, Bölge Satış Uzmanı, Bölge Satış Müdürü ve Bölge Satış Koordinatörü görevlerinde bulundu. Daha sonra New Holland Trakmak AŞ’de Satış Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yapan İrfan Özdemir, bu görevinin ardından Türk Traktör ve Ziraat Makineleri AŞ’ye Satıştan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olarak atandı. Özdemir Mart 2018’den bu yana OPET’te Satıştan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yapıyordu.
Microsoft, Azure konsolunda yaptığı açıklamada, Azure IoT Central hizmetinin 31 Mart 2027’de kullanımdan kaldırılacağını doğruladı.
Microsoft’un 8 Şubat 2024 tarihli “Learn” gönderisine göre IoT Central, IoT çözümlerini oluştururken, yönetirken ve sürdürürken işi ve maliyetleri azaltmak için tasarlanmış bir hizmet olarak IoT uygulama platformudur.
15 Şubat itibarıyla, IoT Central web sitesi hâlâ potansiyel müşterileri “Azure’u Ücretsiz Deneyin” veya “Kullandıkça öde hesabı oluşturun” davetinde bulunuyor.
Microsoft’un Azure IoT teklifi üç sütundan oluşuyor: IoT Hub, IoT Edge ve IoT Central.
Microsoft’a göre IoT Hub, “IoT cihazlarını ve sensörlerini bağlamak, izlemek ve yönetmek için güvenli ve ölçeklenebilir bir yol” sağlayan bulut tabanlı bir hizmet. Azure IoT Edge, cihazların bulut tabanlı iş yüklerini yerel olarak çalıştırmasına olanak tanıyacak şekilde tasarlanmıştır. Azure IoT Central, cihazları uygun ölçekte bağlamak ve yönetmek için tam olarak yönetilen, bulut tabanlı bir IoT çözümü.
Merkez, mimaride Hub’ın üzerinde bir katman ve Hub’ın kendisi de devam edebilir. Bir geliştirici, Azure konsolunda Hub hakkında herhangi bir uyarı olmadığını söyledi. IoT Edge ise “konteynerli Linux iş yüklerini dağıtmanıza, çalıştırmanıza ve izlemenize olanak tanıyan cihaz odaklı bir çalışma zamanıdır.“
2019 yılında Microsoft ve uydu iletişim şirketi Inmarsat, müşterilerin verileri Inmarsat’ın sat-com ağı aracılığıyla analiz için Azure IoT Central platformuna taşımasına olanak tanıyacak bir entegrasyonu duyurdu.
GPU devi Nvidia’nın da Azure IoT Central ile bağlantısı var. Fleet Command hibrit bulut platformu, “Yapay zekayı düzinelerce veya binlerce sunucu veya uç cihaza güvenli ve uzaktan dağıtmak, yönetmek ve ölçeklendirmek” olarak faturalandırılıyor. “Azure IoT Central çalışma zamanını dağıtma ve Azure IoT Central düğümünü Fleet Command’den yönetme” yeteneği de dahil olmak üzere Azure IoT Central ile entegrasyon sunuyor.
IBM, Kasım 2022’de Watson IoT hizmetini kısa sürede sona erdirmek için benzer bir hamle yaptı. Şirket, bunun “IBM Cloud’daki Watson IoT Platform hizmetini 1 Aralık 2023’ten itibaren doğrudan değiştirme olmaksızın sonlandıracağını” söyledi.
Pennsylvania Üniversitesi’nde görev yapan araştırmacılar, geleneksel elektrik yerine ışık dalgalarını kullanan devrim niteliğinde bir bilgisayar çipi geliştirdi. Bu yeni çip, sadece bilgisayar işlem hızını artırmakla kalmayıp aynı zamanda enerji tüketimini de azaltma potansiyeli taşıyor. Geliştirilen çipin, kullanıma hazır olduğu ve hacklenemeyeceği iddialarıyla dikkat çekiyor.
Hacklenemez bilgisayarlar Günümüzde yapay zeka ve benzeri alanlarda kullanılan süper bilgisayarlar, milyonlarca hesaplama saniyede bir kentilyon hesaplamayı gerçekleştirebiliyor. Ancak, bu süper bilgisayarlar yüksek enerji tüketimiyle de biliniyor. AMD destekli Frontier süper bilgisayarının 22,703 kW güç tüketimine sahip olması, verimsizlik sorununu ortaya koyuyor.
Pennsylvania Üniversitesi araştırmacıları, bu soruna çözüm olabilecek bir çip geliştirdi. Silikon-fotonik (SiPh) çip, ışık kullanarak matematiksel hesaplamalar yapabilme yeteneğiyle öne çıkıyor. Araştırmacılar, bilgi işlem teknolojisini daha verimli hale getirmek ve enerji tüketimini düşürmek amacıyla ışığı kullanmayı tercih ettiler.
Yapılan açıklamalara göre Hacklenemez bilgisayarlar, SiPh çipleri, yapay zeka modellerini eğitmek ve sınıflandırmak için kullanılan GPU’larla rekabet edebilecek potansiyele sahip. Ayrıca, çipin paralel hesaplama yeteneği, veri gizliliğini artırarak hacklenememe avantajı sağlıyor. Çip, bellekte bilgi saklama ihtiyacını ortadan kaldırdığı için, veri hırsızlığı riskini minimize ediyor.
Araştırmacılar, SiPh çiplerinin yapay zeka şirketlerinin mevcut altyapılarına kolayca entegre edilebileceğini öne sürüyor. Bu çiplerin, daha hızlı hesaplama, düşük enerji tüketimi ve veri gizliliği sağlama gibi avantajlarıyla gelecekte bilgi işlem teknolojisinin önemli bir oyuncusu olabileceği düşünülüyor. Şu anda ticari bir dökümhaneye başvuruda bulunulmuş durumda, ancak seri üretim için optimizasyon çalışmalarının devam etmesi bekleniyor.
Nvidia, yapay zeka uygulamalarına yönelik güçlü ve yüksek performanslı bir süper bilgisayarı olan Eos’u tanıttı. Gelişen yapay zeka teknolojileriyle birlikte, bu alandaki ihtiyaçlar da hızla artıyor. Eos, bu ihtiyaçlara cevap vermek üzere tasarlanmış bir süper bilgisayar olarak öne çıkıyor.
Eos süper bilgisayarı, etkileyici 4.608 adet H100 AI GPU’ya ev sahipliği yaparak, toplamda 18,4 Exaflops’a kadar yapay zeka işlem gücü sunuyor. Bu özellikleriyle Eos,Top500.org süper bilgisayarlar listesine 9. sıradan giriş yaparak dikkatleri üzerine çekiyor. Yapay zeka alanındaki en güçlü süper bilgisayarlar arasında kendine sağlam bir yer ediniyor.
Donanım açısından incelendiğinde, Eos süper bilgisayarı 576 adet Nvidia DGX H100 sistemi ile donatılmış durumda. Her bir DGX H100 sistemi, Nvidia’nın en son teknoloji ürünü H100 AI GPU’larını barındırıyor ve toplamda 4608 GPU’ya ev sahipliği yapıyor. Bu güçlü donanım birbirine bağlanarak, Eos’un Quantum-2 InfiniBand mimarisi ile destekleniyor, bu da Eos’a 18,4 Exaflops’luk muazzam bir FP8 AI performansı kazandırıyor.
Nvidia’nın Eos süper bilgisayarının duyurusunda,Eos’un mimarisinin geniş bir hızlandırılmış bilgi işlem düğümleri kümesinde ultra düşük gecikme süresi ve yüksek çıkışlı ara bağlantı gerektiren yapay zeka iş yükleri için optimize edildiği belirtiliyor. Bu özellikleri, Eos’u yapay zeka yeteneklerini ölçeklendirmek isteyen kuruluşlar için ideal bir çözüm haline getiriyor. Eos, dünya çapındaki şirketler ve geliştiriciler için önemli bir kaynak olarak öne çıkıyor ve yapay zeka destekli uygulamaları hızlandırma konusunda taahhütte bulunuyor.
Nvidia’nın Eos süper bilgisayarı, yapay zeka alanında yeni bir dönemi başlatarak, geleceğin teknolojilerine yön veriyor. Yüksek işlem gücü, optimize edilmiş mimari ve etkileyici donanımıyla Eos,Nvidia’nın yapay zeka konusundaki liderliğini bir adım daha ileri taşıyor.
Teknoloji devi Google ve ana şirketi Alphabet’in CEO’su Sundar Pichai, son teknolojiye dair alışkanlıklarını paylaştığı bir röportajda dikkat çekici itiraflarda bulundu. Pichai, Google’ın ürettiği Pixel dahil olmak üzere, aynı anda 20’den fazla farklı akıllı telefonu aktif bir şekilde kullandığını açıkladı. Bu alışılmadık tercihi, şirketin hizmetlerini çeşitli cihazlarda test ederek kalite ve uyumluluklarını en üst düzeye çıkarma hedefini yansıtıyor.
Google CEO’su Sundar Pichai’nin teknoloji alışkanlıkları şaşırttı!Pichai, farklı marka ve modellerdeki akıllı telefonları kullanarak, Google’ın sunduğu hizmetlerin geniş bir cihaz yelpazesinde sorunsuz çalışmasını sağlamayı amaçladıklarını belirtti. Ancak, Pichai’nin koleksiyonundaki hangi telefonları kullandığı ve hangisinin ana telefonu olduğu konusunda herhangi bir detay vermedi. Bu çeşitlilik, Google’ın teknoloji dünyasındaki liderliğini sürdürebilmesi için yapılan kapsamlı bir test sürecine işaret ediyor.
Google CEO’su Sundar Pichai’nin teknoloji alışkanlıkları şaşırttı!, dijital refah ve güvenlik konularına da vurgu yaptı. Pichai, çocuklarına ekran süresi konusunda katı sınırlar koymadığını, ancak kendi kendilerini düzenlemeleri için teşvik ettiğini ifade etti. Ayrıca, şifrelerini sık sık değiştirmediğini ancak hesaplarını korumak için iki faktörlü kimlik doğrulama kullanarak güvenliği ön planda tuttuğunu belirtti.
Yapay zeka ve gelecek
Röportajda, Google CEO’su Sundar Pichai’nin teknoloji alışkanlıkları şaşırttı! Pichai ayrıca yapay zeka konusuna da detaylı bir şekilde değindi. Google’ın başkanı, yapay zekanın insanlık tarafından yaratılmış en önemli teknoloji olacağına inandığını paylaştı. Pichai, yapay zekanın etkisini, ateş ve elektriğin tarih boyunca insanlığa katkı sağlamış önemli keşiflere benzeterek, bu alanın potansiyelini vurguladı.
Bu açıklamalar, Google CEO’sunun teknolojiye ve yapay zekaya olan bakışını geniş bir perspektiften yansıtıyor ve şirketin hizmetlerini çeşitli cihazlarda optimize etme çabalarını daha kapsamlı bir şekilde ortaya koyuyor.
Çin Ulusal Uzay İdaresi (CNSA), araştırma enstitüleri ve şirketlerle kapsamlı işbirliği yoluyla yaklaşan Chang’e 8 misyonunun teknolojik becerisini geliştirmek için iddialı çabalara öncülük ediyor.
2028’de fırlatılması planlanan Chang’e 8 misyonu bir iniş aracı, gezici araç ve operasyonel çok görevli bir robotun konuşlandırılması da dahil olmak üzere kapsamlı bir dizi bilimsel hedefi kapsıyor. Ay keşiflerini geliştirmeye odaklanan misyon, derinlemesine gözlemleri kolaylaştırmak ve gelecekteki keşif çalışmaları için hayati öneme sahip ay yüzeyi verilerinin elde edilmesini kolaylaştırmak için en son teknolojiye sahip 14 bilimsel enstrümanın dahil edilmesi planlanıyor.
Uluslararası işbirliğini geliştirmek için CNSA, ajansın resmi belgesinde belirtildiği gibi küresel topluluğu Chang’e 8 misyonu için görev düzeyinde, sistem düzeyinde ve yük düzeyinde işbirlikçi projelere katılmaya davet etti.
South China Morning Post’a (SCMP) göre, CNSA şu anda Chang’e 8 misyonu için gerekli olan dokuz aracın geliştirilmesi için teklif talep ediyor. Dikkate değer girişimler arasında, eşyaları yakalama, taşıma ve yerleştirme ile ay toprağını kürekleme ve aktarma gibi görevleri yerine getirebilen 100 kg’lık bir robotun tasarımı ve geliştirilmesi yer alıyor. Pillerle çalışan bu çok yönlü robot, aletlerin ve bileşenlerin uzay aracından ay yüzeyine taşınmasında çok önemli bir rol oynayacak, ayrıca nesneleri titizlikle bir araya getirme ve saatte minimum 400 metre hızla gezinme becerisine sahip olacak.
Dahası, robotun görevi aydaki kayaları toplamak ve bunları daha sonraki analizler için gezicide depolamak, ay yüzeyinin kimyasal bileşimine ve yaşına ışık tutmak ve böylece Ay’ın jeolojik evrimini anlamamıza katkıda bulunmak. Ayrıca, Ay’ın güney kutbunda Uluslararası Ay Araştırma İstasyonunun kurulmasına yönelik önemli bir adım olan, Ay’da potansiyel uzun vadeli insan yerleşimi için hayati öneme sahip ek teknolojileri de değerlendirecek. Çin, Rusya dahil uluslararası ortakların desteklediği girişimi destekleyecek.
CNSA, ay jeolojisi hakkında veri toplamak, Dünya’nın manyetosferini ay yüzeyinden incelemek ve ay kaynaklarının keşfi ve çıkarılmasına yönelik teknolojileri test etmek için kapsamlı bir araç dizisinin ana hatlarını çizdi. Bu araçlar arasında dikkate değer olan, ay toprağını eritmek ve onu işlevsel parçalara dönüştürmek için güneş enerjisinden yararlanan ve potansiyel olarak gelecekteki kaşifleri radyasyondan korumak veya üs kampları kurmak için Ay’da yapıların inşasını kolaylaştıracak bir yük. Robotlar, bu ay tuğlalarını daha büyük yapılar halinde bir araya getirecek ve süreç boyunca toprak sıcaklığını izleyen ve bileşen özelliklerini değerlendiren ek araçlarla donatılacak.
Potansiyel katılımcıların, teknik fizibilite, mali bütçeleme ve enstrüman geliştirme için öngörülen zaman çizelgelerini kapsayan ayrıntılı tekliflerini 10 Mart’a kadar sunmaları gerekiyor.
Threads ağında tespit edilen doğruluk kontrollerine ilişkin kullanıcı raporlarının ardından şirket, Threads’te dolaşan yanlış bilgileri ele almak için doğrulama kuruluşlarıyla bağlantı kurduğunu doğruladı ancak henüz içeriklerin doğrudan doğrulamasını tam olarak uygulamaya koymadı.
Meta, Aralık ayında, 2024’ün başlarında doğruluk kontrol ortaklarının yanlış içeriği doğrudan Threads üzerinden inceleyip derecelendirebileceğini duyurmuştu. Bu arada Meta’nın yalnızca mevcut doğruluk kontrollerini “Threads’teki neredeyse aynı içerikle” eşleştirebildiği belirtildi. Kullanıcıların artık Threads’te görünen doğrulama raporlarına bakılırsa; bu, insanların gördüğü Threads içeriğinin daha çok beklenen doğrudan doğrulaması değil, eşleşen derecelendirmeler durumudur.
Şirket, teyitçilerin doğrudan Threads’teki içeriği derecelendirme yeteneğini henüz tamamlamadığını, ancak yakında tamamlayacağını söyleyerek durumun böyle olduğunu doğruladı.
Threads kullanıcıları, gönderilerde uyarı etiketlerinin göründüğünü fark etmişti; bir durumda, hem yapay zeka tarafından oluşturulan sahte bir videonun üzerinde bir geçiş reklamı olarak hem de ekranın alt kısmında beliren bir açılır pencere olarak.
Uyarı mesajı “Yanlış Bilgi” şeklinde okunuyor ve ardından “Aynı yanlış bilgi, gerçek kontrolcüler tarafından başka bir konuda incelendi. Küçük farklılıklar olabilir.” açıklaması yer alıyor. Ayrıca “bağımsız gerçek kontrolcüler, bu bilginin gerçeklere dayanmadığını söylüyor” ve bu sonuca hangi gerçek kontrol kaynaklarının vardığı belgeleniyor.
Bunun altında kullanıcılar, doğrulama yapan kuruluşların adını ve kaynakların sonucunu; bunun neden yanlış olduğuna ilişkin ek bilgileri okuyabilir.
Bu doğruluk kontrolünün bir örneğini burada, Threads’te görebilirsiniz. Bu, Telegram sohbetlerinde dolaşan ve France 24 yayınına ait olduğu iddia edilen bir videoyla ilgili. Ancak video hiçbir zaman yayınlanmadı, hatta yapılmadı; her ikisi de doğrulama kuruluşlarının belirttiğine göre bu video yapay zeka tarafından oluşturulmuştu.
Testlerimizde, doğruluk kontrolü başlangıçta videoyla birlikte Threads gönderisini gizledi ancak tıklayıp görüntülemek için bir “Gönderiyi Gör” düğmesi sundu. Yanlış bilgi nedeniyle neden gizlendiğini bilmek istiyorsanız isteğe bağlı olarak “Nedenini Görün” seçeneğine dokunabilirsiniz. Bununla birlikte, doğrulama web sitelerine olan bağlantılar masaüstünde değil, yalnızca mobil cihazlarda çalıştığından ve videonun altındaki bilgilendirici uyarı, izlendiğinde kolayca gözden kaçabilecek küçük bir metin olduğundan, bu özellik biraz az gelişmiş gibi görünüyor.
Her ne kadar tam doğrulama özellikleri henüz Threads bünyesinde sunulmamış olsa da, bunu yaptıklarında bu özellik; Threads’i, doğruluk kontrollerinin artık büyük ölçüde kitle kaynak kullanımı yoluyla yönetildiği rakibi X’ten farklılaştıracak.
X’in Topluluk Notları sayesinde bağımsız gönüllüler, gönderilerin doğruluğunu kontrol ediyor ve ek bağlam veya düzeltmeler ekliyor. Sistemin algoritması daha sonra genellikle aynı görüşleri paylaşmayan kişiler arasında bir fikir birliği bulmaya çalışır. Her iki taraf da doğruluk kontrolünün gerekli olduğunu kabul ederse Topluluk Notu yayına girer. Bu arada şirketin web sitesi, X ekibinin notları düzenleyemediğini veya değiştiremediğini açıklıyor. Bunun yerine X, yalnızca kurallarını, koşullarını veya gizlilik politikasını ihlal eden gönderiler hakkında işlem yapıyor.
Elon Musk, Twitter’ın eski ekibinin sol önyargı ve sansürden suçlu olduğuna inandığı için, şirketi 2022’de satın aldığından beri Topluluk Notları’nın kullanımını destekliyordu. Ancak ProPublica’nın bir raporu, Topluluk Notlarının henüz İsrail-Hamas savaşı hakkında X’te dolaşan yanlış bilgileri ele alacak kadar ölçeklendirilmediğini ortaya çıkardı. Dahası, çürütülmüş iddiaların genellikle mavi onay işaretli Doğrulanmış hesaplar tarafından yayıldığı ve bu hesaplara daha yüksek görünürlük sağladığı belirtildi.
Meta’nın haberlere ve yanlış bilgi potansiyeline karşı daha temkinli bir yaklaşım sergilediği açıkça görülüyor.
Instagram başkanı Adam Mosseri geçen yıl Threads’in platformundaki “haberleri güçlendirmeyeceğini” söyledi ve Twitter alternatifi arayan gazetecileri ve haber tüketicilerini üzdü. Şirket ayrıca geçtiğimiz hafta hem Threads hem de Instagram’daki önerilerinde artık proaktif olarak siyasi içerik göstermeyeceğini açıklayarak bu sözlerini yerine getirdi. Ancak haberler ve politika, uygulamanın yeni trendler özelliği olan “bugünün konuları” nda görünmeye devam edebilir.
Samsung, katlanabilir telefon serisi Galaxy Z Fold‘un yeni modeli Samsung Galaxy Z Fold 6′ tanıtımına yönelik heyecan verici ayrıntılar ortaya çıktı. Güvenilir kaynaklardan alınan bilgilere göre, Samsung’un yeni katlanabilir cihazı Z Fold 6, büyük bir kamera güncellemesi ile kullanıcılarına benzersiz bir deneyim sunmaya hazırlanıyor. 200MP ana kamera ile donatılacağı söylenen cihaz, önceki modellerine göre önemli bir yükseltme sunacak.
Samsung’un önceki modelleri Z Flip 5 ve Z Fold 5’in ardından, şirket şimdi Z Flip 6 ve Samsung Galaxy Z Fold 6′ üzerinde çalışmalarını sürdürüyor. Güvenilir sızıntılara göre, Galaxy Z Fold 6’nın ana kamerası, önceki bilgileri yalanlayarak 200MP çözünürlüğünde bir ISOCELL HP2 sensör ile donatılacak.
Ice Universe gibi güvenilir bir ihbarcı önceki günlerde Twitter üzerinden yaptığı paylaşımda, Z Fold 6’nın selefi ile aynı olan 50MP ana kamera ile geleceğini belirtmişti. Ancak Tech_Rave kullanıcı adına sahip başka bir güvenilir ihbarcı, Z Fold 6’nın daha önce ortaya çıkan prototipine dayanarak 200MP çözünürlüğündeki ISOCELL HP2 sensör ile donatılacağını duyurdu.
Fold6, camera upgrade?
There's talk of equipping the Fold6 with the same camera sensor as the S24 Ultra instead of decreasing the battery capacity. pic.twitter.com/LwkUj1B5Kt
Geçtiğimiz haftalarda sızdırılan Z Fold 6 prototipi, daha ince bir tasarım ve daha geniş bir profille dikkat çekiyor. Ayrıca, daha önceki sızıntılara göre cihazın gücünü Exynos 2400 yonga setinden alması bekleniyor.
Samsung Galaxy Z Fold 6′ bu iddialı özellikleri, katlanabilir telefon teknolojisinin sınırlarını zorlamaya devam eden Samsung’un, kullanıcılara yüksek çözünürlük ve profesyonel fotoğrafçılık deneyimi sunma hedefini vurguluyor. Resmi açıklamaların ardından, Z Fold 6’nın ne gibi özelliklere sahip olacağını daha net bir şekilde öğrenmiş olacağız.
Yenilenebilir enerji sektöründe önemli bir role sahip olan jeotermal enerji, Fervo Energy Jeotermal‘nin inovatif çalışmaları ile daha da erişilebilir hale geliyor. Firma, Google ile gerçekleştirdiği “yeni nesil jeotermal enerji projesi” kapsamında, jeotermal enerji tesislerinde çığır açan adımlar atmaya devam ediyor.
Fervo Energy Jeotermal’nin sunduğu yeniliklerle, jeotermal enerjiye ulaşmak sadece 21 günde mümkün hale geldi. Bu, 2022 yılında Google ile başlatılan ortak projede sondaj süresinde elde edilen yüzde 70’lik azalmayı temsil ediyor. Bu hızlı ulaşım süreci, maliyetlere de olumlu yönde yansıyor. Firma, yeni sondajın 4,8 milyon dolara mal olduğunu belirtirken, önceki yöntemin 9,4 milyon dolara mal olduğunu ifade ediyor, bu da maliyetlerde yüzde 50’lik bir düşüş anlamına geliyor.
Fervo Energy’nin kullandığı Enhanced Geothermal System (EGS – Gelişmiş Jeotermal Sistem) yöntemi, sondaj ve kurulum süreçlerini daha etkili hale getiriyor. Geçtiğimiz yıl faaliyete geçen 3,5 MW kapasiteli tesis, kasım ayında Google’ın sunucularına elektrik sağlamaya başlamıştı. Şirket, şu anda 2026’da başlayacak ve 2028’de 400 MW kesintisiz güç kapasitesine ulaşacak devasa bir projeyi geliştiriyor.
Jeotermal enerji üretiminde başarı için ısı, akışkan ve kaya geçirgenliğinin bir araya gelmesi gerekiyor. Fervo Energy’nin EGS yöntemi, yeraltında yapılan derin sondajlar ve sıvı enjeksiyonu ile kayada kırıklar oluşturarak bu geçirgenliği yapay olarak sağlıyor. Şirket, petrol sondajlarından ilham alarak geliştirdiği bu yöntemde, polikristalin elmas kompakt (PDC) matkap uçları ve çamur soğutucular kullanıyor.
Bu önemli gelişmeler, jeotermal enerjinin daha geniş bir kitle tarafından benimsenmesine olanak tanıyabilir. Fervo Energy’nin gelecek projeleri, jeotermal enerjinin sürdürülebilir ve ekonomik bir enerji kaynağı olarak önemini artırabilir.
Çin, Ay’a kapsamlı bir keşif görevi olan Chang’e-6‘yi planladığı gibi Mayıs 2024’te fırlatmayı hedefliyor. Bu görev, Ay’ın uzak tarafından örnekler toplamayı ve bunları Dünya’ya getirmeyi amaçlıyor. Chang’e-6, Ay yüzeyinde malzeme toplamak ve analiz etmek için bir ilk olacak.
Görevde, 2020 Chang’e-5 görevinde yer alan deneyimli mühendis ve araştırmacılar büyük bir rol oynuyor. Ekip, ekipmanları yoğun bir şekilde test ederken kritik bileşenleri Hainan adasındaki Wenchang uzay üssüne taşıdı. Bu görev, Ay’ın uzak tarafından malzeme toplamanın yanı sıra, Dünya’ya geri getirilmesi açısından da önem taşıyor.
Chang’e-6’nın 53 gün sürecek olan görevi, Ay’ın uzak tarafındaki Apollo havzasına iniş yapmayı ve bir kepçe ile matkap kullanarak 2 kilogram kadar Ay örneği toplamayı içeriyor. Dört araçtan oluşan görev seti şunları içeriyor: hizmet modülü, iniş aracı, yükseliş aracı ve yeniden giriş kapsülü. Görevi desteklemek için Queqiao-2 röle uydusu da Şubat veya Mart ayında fırlatılacak.
Chang’e-6 görevi, Ay numunelerinin Dünya’ya getirilmesi sürecini içeriyor. Numuneler, Ay’a iniş yapan araç tarafından Ay yörüngesine fırlatılacak ve hizmet modülüyle kenetlenen yükseliş aracı tarafından Dünya’ya getirilecek. Yeniden giriş kapsülü, numuneleri paraşütle yüzeye indirecek.
Chang’e-6 görevi, Ay’ın farklı taraflarının neden bu kadar farklı olduğuna dair yeni bilgiler sunarak, Ay keşiflerinde önemli bir kilometre taşı olabilir. Çin ve uzay ajansı, bu göreve büyük önem vererek ekiplerin hızla çalışmasını sağlıyor. Bahar Bayramı döneminde bile, ekip üyeleri araç üzerinde çalışmalarını sürdürüyor ve uzaktan iletişim kurarak aileleriyle zaman geçiriyor.
Çin ve ABD çoğu konuda aynı fikirde değil. İlişkileri, minimal işbirliği, yoğun rekabet ve stratejik rekabetin alt tonlarını taşıyan karmaşık bir yapıda. İki ülke tarih boyunca işbirliği ve dostluk dönemleri yaşarken, ilişkilerine gerilim ve rekabet dönemleri de damgasını vurdu.
ABD, Xi Jinping liderliğindeki ülkeyi sıklıkla casusluk, veri çalma ve siber saldırılar nedeniyle suçladı. Yakın zamanda yayınlanan bir rapora göre Çinli siber güvenlik firmaları, ihtiyatlı oldukları tarafın ABD değil, kendi komşuları olduğunu ortaya çıkardı. Bu firmalar tarafından Hindistan’dan gelen bir dizi siber saldırı kaydedildi. Bu saldırılar sadece Çin ile sınırlı değil, siber saldırıların kapsamı Pakistan’ı da kapsıyor.
Çin siber saldırılar konusunda komşularıyla sorun yaşıyor
Çin ve Hindistan dışişleri bakanlıkları ise genellikle yanıt vermedikleri gibi henüz yanıt vermedi. Böyle bir siber saldırı, Çin ordusunu hedef aldı ve 2013’ten bu yana aktif olan ve öncelikle Pakistan ve Çin’deki devlet kurumlarını, askeriyeyi ve nükleer sektörleri hedef alan ‘Bitter’ adıyla anılan Hintli bir hacker grubuyla bağlantılıydı. “Acı”, verileri çalmak için hedef odaklı kimlik avı ve sulama deliği saldırılarını kullanıyor. En karmaşık yaklaşımlar olmasa da çeşitli yaklaşımları etkili oldu. Bu saldırılar istihbarat toplamaya odaklanıyor ve önemli bilgi ihlallerine yol açabiliyor.
2022 ve 2023 yıllarında ‘Acı’ bağlantılı birçok saldırı Pakistan, Bangladeş, Moğolistan ve Çin gibi ülkeleri hedef aldı. Bu saldırılar doğası gereği çeşitlilik gösteriyordu ve hassas endüstrileri hedef alıyordu. Pek çok olay bildirilmediği veya tespit edilemediği için ‘Acı’nın neden olduğu hasarın gerçek boyutunu ölçmek zor. Ancak bu siber saldırıların oluşturduğu potansiyel riskler oldukça ciddi ve endişe kaynağı olmaya devam etmekte. South China Morning Post’un raporuna göre uzmanlar, diğer Hintli hacker gruplarıyla bağlantıları olabileceğinden ve potansiyel olarak devlet destekli olduğundan şüpheleniyor.
Ancak Çin’in ABD ve Hindistan ile paylaştığı ilişkilerde bazı benzerlikler var. 1962’de Çin’in zaferiyle sonuçlanan ve Hindistan için büyük bir aşağılanma olan bir savaş yaptı. Son zamanlarda, Mayıs 2020’de, her iki ülkenin orduları, Ladakh’taki Pangong Gölü ve Tibet Özerk Bölgesi’nin yanı sıra Sikkim de dahil olmak üzere Çin-Hindistan sınırı boyunca ciddi çatışmalar yaşadı. Çin güçlerinin Galwan nehri vadisinde Hindistan’ın yol inşaatına itiraz etmesiyle gerilim tırmandı. Haziran 2020’de şiddetli bir çatışma her iki taraftan da askerlerin ölümüne yol açtı ve onlarca yıldır ilk ölümcül çatışma oldu. Eylül ayında Fiili Kontrol Hattı (LAC) boyunca ateş açıldı. Bu, 45 yıl aradan sonra bu tür ilk olaydı. Ancak siber saldırılar söz konusu olduğunda her iki ülkenin dışişleri bakanlıkları da birbirlerini açıkça kınamadı.
Yeni rapor, Einstein’ın büyük keşiflerinin bir “yerçekimi lazeri” oluşturmak için birleştirilebileceğini söylüyor. Modern teknolojinin her yerinde yaygın olan bir olgu olan uyarılmış radyasyon emisyonu, köklerini sıradan barkod tarayıcılardan gelişmiş fiber optik ağlara kadar lazerlerdeki tutarlı ışın oluşumunda buluyor. Maser olarak bilinen lazer benzeri emisyonların doğal kaynakları, dev soğuk moleküler bulutlar gibi gök cisimlerinde de gözlemleniyor.
Yerçekimi lazeri ne anlama geliyor?
Ön baskı veritabanı arXiv’de yayınlanan yakın tarihli bir makalede, Çin Bilimler Akademisi Üniversitesi’nden fizikçi Jing Liu yeni bir konsept öneriyor: kozmik lazer ışınları oluşturmak için yerçekiminden yararlanmak. Bununla birlikte, bu kütleçekimsel lazer fenomeni, esas olarak eksenlere, yani evreni dalga-parçacık ikiliğiyle dolduran varsayımsal parçacıklara odaklanan belirli bir karanlık madde modeline dayanıyor.
Geniş dalga boyları ve kuantum özellikleriyle karakterize edilen eksenler, kara deliklere karşı tuhaf bir yakınlık sergileyerek bilim adamlarının “kara delik atomları” dediği şeyi oluşturuyor. Atom çekirdeğinin yörüngesinde dönen elektronlara benzer şekilde kara delik olay ufuklarının dışında bulunan bu eksenler, yerçekimsel etkileşimler için verimli bir zemin sunuyor.
Yerçekimi dalgaları yaymakla ünlü kara delikler, yerçekimsel lazer süreci için katalizör görevi görüyor. Yayılan yerçekimsel dalgalar, kara deliklerin etrafındaki eksenleri uyarmaya olanak sağlayan dalga boylarına sahip olduğunda, geleneksel lazerlerdeki tutarlılık oluşumuna benzer şekilde basamaklı bir etki ortaya çıkıyor. Bu, lazer ışınına benzer şekilde, tek bir yönde sıkı bir şekilde odaklanmış yerçekimsel dalgaların emisyonuyla sonuçlanıyor. Potansiyellerine rağmen, yerçekimsel lazerler bulunması zor ve nadir görülen olaylar olmaya devam ediyor. Tespitleri tesadüfi koşullara ve teknolojik eşiklerin ötesinde gelişmiş gözlem yeteneklerine bağlı. Bununla birlikte, yakında çıkacak olan kütleçekimsel dalga gözlemevleri, bu esrarengiz fenomeni açığa çıkarma ve karanlık maddenin doğasına ve kozmik dokuya dair benzeri görülmemiş içgörüler sunma konusunda umut vaat ediyor.
Einstein’ın tahminleri ile karanlık madde hipotezlerinin birleşiminden kaynaklanan yerçekimsel lazerlerin teorik yapısı, evrenimizin hayranlık uyandıran karmaşıklığının ve astronomik gözlemler aracılığıyla keşfedilmeyi bekleyen tükenmez derinliklerin altını çiziyor.
Hollandalı armatör Future Proof Shipping (FPS) tarafından geliştirilen, hidrojen yakıt hücresiyle çalışan bir gemi olan H2 Barge 2, Ren Nehri boyunca Rotterdam ve Duisburg arasında emisyonsuz konteyner taşımacılığı için çığır açan bir çözüm sunuyor.
EU Flagships projesi ve Interreg ZEM Ports NS projesi tarafından finanse edilen, daha önce Fenny 1 ve FPS Waal olarak bilinen bu gemi, elektrikli tahrike dönüştürülmeden önce başlangıçta geleneksel olarak çalıştırılıyordu. Tahrik sistemi, altı PEM yakıt hücresinden, hidrojen deposundan ve güverte altına monte edilmiş birkaç batarya paketinden oluşuyor ve geminin motorlarını çalıştırmak için 1.2 MW güç sağlıyor.
Hidrojen konteyner gemisi daha çevreci
Hidrojen enerjisine dönüşümün yılda 3.000 ton CO2 emisyonunu azaltması ve Avrupa’da yük taşımacılığının karbondan arındırılması yönünde önemli ilerlemeler kaydedilmesi öngörülüyor. Temiz Hidrojen Ortaklığı’nın geçici İcra Direktörü Mirela Atanasiu, Avrupa yük taşımacılığında iç su yollarının önemini vurguladı ve geminin pilleri yeşil hidrojen yakıt hücreleriyle birleştiren sıfır emisyon alternatiflerine katkısına dikkat çekti.
H2 Barge 2’nin başarılı bir şekilde yenilenmesi, dizel yanmadan sıfır emisyon teknolojilerine geçişin uygulanabilirliğini göstererek gelecekteki dönüşümler için bir emsal teşkil ediyor. H2 Barge 2, AB Bayrak Gemileri projesinin bir parçası olup, başka bir gösteri gemisi Zulu 06’nın Paris’te konuşlandırılması planlanıyor. Hidrojen teknolojisinin arabalar için şüphesi vardı. Ancak çok fazla güce ihtiyaç duydukları için gemi gibi büyük makineler için güven kazanıyor.
Hidrojen eskiden çok pahalı olmasına rağmen, yeni teknoloji ve çevreyle ilgili artan endişeler onu gemilerde popüler hale getiriyor. Ancak daha iyi piller de önümüze çıkıyor. Dolayısıyla gelecekte temiz ulaşım için hangisinin daha iyi olacağını görmek için bir rekabet var.
Özetle H2 Barge 2, sıfır emisyonlu gemiciliğe geçişte önemli bir kilometre taşını temsil ediyor ve hidrojen yakıt hücrelerinin karbon emisyonlarını azaltma ve denizcilik sektöründe yenilikçiliği teşvik etme potansiyelini sergiliyor. Batarya teknolojisinden kaynaklanan maliyet ve rekabet gibi zorluklara rağmen, hidrojen tahriki, ağır ekipmanların karbondan arındırılması ve Avrupa ve ötesinde sürdürülebilir yük taşımacılığının geliştirilmesi için geçerli bir çözüm sunuyor.
ABD’li bir düşünce kuruluşu Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS), Çin’in Amerikan yeniliklerine erişimini engellemek için harekete geçmesine rağmen ABD’nin kuantum teknolojisinde Çin’in gerisinde kalabileceği konusunda uyardı. Bu tür teknolojinin ortaya çıkan askeri uygulamaları göz önüne alındığında, eğer iddialar doğruysa bu gerçek bir uyandırma çağrısı niteliğinde.
The South China Morning Post (SCMP) tarafından bildirildiği üzere bu iddia, 15 Şubat Perşembe günü yayınlanan ve ABD Ticaret Bakanlığı’nın Eylül 2023’te tamamlanan mevzuatının kuantum teknolojisi için finansman ve çiplerin sağlanacağını belirten bir CSIS çalışmasına dayanıyor. Kritik ve Gelişmekte Olan Teknolojiler için ABD İhracat Kontrollerinin Optimize Edilmesi başlıklı belgede: “Bu politika, küçük de olsa, bakanlığın gelecekte yarı iletken ihracat kontrollerini yansıtacak şekilde kuantum teknolojisi girdilerinin Çin’e ulaşmasını engelleme arzusunu gösterebilir” deniyor.
Kuantum teknolojisinde Çin emin adımlarla ilerliyor
Makaleye göre, bu “korkuluk” 2022 Çip ve Bilim Yasası kapsamına giriyor ve daha fazla eylemin yaklaştığını gösteriyor. Kuantum teknolojisi, birçok hesaplamayı aynı anda gerçekleştirebilen bir kuantum bilgisayarı oluşturmak için atom altı parçacıkları inceleyerek onların davranışlarını araştırıyor. Düşünce kuruluşunun çalışması, teknoloji olgunlaştıkça algılamayı, navigasyonu, veri güvenliğini ve bilgi işlem gücünü artırabileceğini ve askeri ve dijital güvenlik sistemlerini tehdit edebileceğini öne sürüyor.
2020’de ABD, Çin’in gelişmiş yarı iletken araçlara ve yapay zeka işlemcilerine erişimini etkileyen yaptırımlar uyguladı. Başkan Xi Jinping’in stratejik değerine vurgu yapmasının ardından, 2020’de Çin, kuantum teknolojisi araştırmalarına ABD’nin 3.7 milyar dolarına karşılık 15.3 milyar dolar yatırım yaptı. Çalışmada, Çin’in teknolojiyi destekleyecek bazı kuantum malzemeleri ve düşük fiyatlı bileşenlerde avantaja sahip olduğu belirtildi. Çin, 2021-25 kalkınma planında kuantum teknolojisine öncelik verdi.
Makaleye göre SCMP, Çin’in kuantum teknolojisinin geliştirilmesine öncelik veren politikalar da uyguladığını belirtiyor. Ayrıca kuantum teknolojisinin artık ulusal güvenliğin ön saflarında yer aldığı ve ABD yetkililerinin Avrupa ilişkilerini güçlendirmesi gerektiği belirtildi. Makalede: “Bu nedenle ABD, kapasite oluşturmak ve teknoloji daha yerleşik hale geldikten sonra gelecekte olası ihracat kısıtlamalarını koordine etmek için bu ülkeler ve firmalarla sürekli diyalog halinde olmalı” denildi. Rapora göre Biden yönetimi, ulusal güvenliğe ve endişe duyulan ülkelere odaklanan 2022 başkanlık emriyle kuantum teknolojilerine erişimi kısıtlamaya başladı. Washington, normal bilgisayarlar tarafından yapılan şifrelemenin diğer ülkelerin üstünlük kazanmasıyla aşılabileceğinden endişe ediyor.