Makinedeki Hayalet

1

Uykumun arasında, yatağın konumu gereği güneşin direkt gözüme girmemesi gerektiğini hayal meyal anımsamam aklımı karıştırdı ve yeniden uykuya dalmamı engelledi. Çünkü zihnime beni uyanmaya zorlayan bir dizi soru doluşmaya başlamıştı ama en ürpertici olanı şuydu: “İyi de ben kendi yatağımda uyumadım mı gece?”
Günlerdir hastaydım, çoğunlukla kesintisiz öksürüğe bağlı ciddi bir baş ve boğaz ağrısına bağlı yorgunluk, bazen de yükselen ateşim beni yanıltıyor olabilirdi, belki de rüya görüyor ama kendimi uyumuyor sandığım için algım bozuluyordu.
Uyanmış olup olmadığımı anlamak için gözlerimi açarak üzerimi örten yorganı kaldırmaya yeltendim ve şaşkınlık… Yorgan gece yatağa girdiğimde açık mavi renkteydi ama o anda kahverengi bir yorgandı elimde tuttuğum.
Odaya göz gezdirdim korkuyla: “Yatağın ve daha da anlamsızı pencerelerin yeri değişmiş…”
Yatağa girme yönüme göre her zaman terliklerimi bıraktığım noktaya ayaklarımla bastığımda terlikler de yerinde değildi, yeri değişmiş olan kapının yanındaki yeri değişmiş komodinin dibindeydi ve terlikler artık önceki renklerinde değillerdi.
“Saçmalık bu” diye söylenerek, desenleri ve rengi değişmiş halıya basıp, tedirgin adımlarla terliklere ulaştım ama içimi kaplayan tedirginlik paniğe doğru gitmeye başladı: “Beni birileri kaçırmış olabilir mi?” Hemen vücudumu kontrol ettim, neyseki göbeğim yerindeydi, demek ki bendim… Sonra sertçe öksürdüm, ellerimle hızla gövdemi kontrol ettim, böbrekler, ciğerler, dikiş izi ya da acı hissi yok… Rahatlasam mı bilemediğim o an çok ürkütücüydü, hala yarı uykulu bir sersemlik içinde olduğumdan, yeri ve kapı kolu değişmiş olan kapıya yöneldim korkmaya devam ederek…
 Bütün kazazedelerin ilk sorusu: “Neden ben?” olmuştur, doğal olarak içimden durmaksızın tekrarlıyordum: “Neden ben? Neredeyim? Burası neresi? Neden ben?” Emin olduğum tek şey; kendim kendimdim ve gövdemde, zaten olmayanlar dışında anlayabildiğim bir eksiklik yoktu…
Uyanmaya en yakın olduğumu sandığım anda şunu fark ettim, evdeki bütün kapılar ve pencerelerin yeri ve açılma yönleri değişmişti, kütüphanenin yeri, koltuklar… Ama yine de burası benim evimdi, kitaplarımı tanıdım ve ben neden böyle olduğunu anlamak için çabalamaktan iyice bunaldığım için kabus gördüğüm fikrine kapılmak üzereydim ki, ayağımı sert bir şeye çarptım. Kontrolsüz biçimde bağırarak küfür ettim, ayağımdaki acının sahiciliği beni tamamen uyandırdı. Çaresizce şunu anladım, ev kendini  otomatik olarakgüncellemişti.
Bu yalnızca benim kabusum mu?
Yüklü miktarda ödeme yapıp bir cihaz alıyorsunuz ve 16 GB sınırı var, sistem güncellemesi geliyor ve 5,9 GB “boş alan” gerekiyor… Sadece taşıdığınız bir ağırlığa dönüşmek üzere mi yani?
Yüklediğiniz uygulamalar, gece gündüz durmaksızın size bir şeyler yolluyor, onaylatmak istiyor ya da 1 $ daha öderseniz hayatınızı değiştireceğini iddia ediyor.
Hepsi nerede olduğunuzu bilmek ve bütün arkadaş ve adres listelerinizi takip etmek istiyor?
Bir kaç mobil cihaza sahipseniz ve -çoğu sadece meraktan ve ücretsiz olduğundan- yüklediğiniz çok uygulama varsa, ki çoğunu ilk kurulduğu andan sonra neredeyse hiç kullanmamıştınız, her gün onlarca yeni güncelleme = ağ trafiği + o sırada cihazın çalışmaması, asli işini yapamaması ve benzeri bir yığın sıkıntı…
Beğenerek kullandığınız ve size günlük karmaşada biraz eğlence üreten her hangi bir uygulama aniden iki ayrı uygulamaya dönüşüp sizi, kendi kendine diğerinin üyesi yapıyor, aralıksız olarak, istenmeyen = talep edilmemiş “Ali yeni uygulamayla şunu yaptı” şeklinde mesajlar yollamaya başlıyor…
Açmazlardan biri de şu, bütün bu cihazları ve bağlı sayısız “uygulama”yı bu denli sürekli kullanmak için, ekonomik sorunlarının çok olmaması gerekiyor, fakat eğer zamanını iş ile geçiriyorsan, bütün bunları -hele hele üreticilerinin istediği sıklıkta- kullanman asla mümkün olmayacak.
Gelelim sadede…
Benim türümden, teknoloji “meraklısı” ve teknolojinin “uzun vadede” insanlığı kurtaracak olan tek çözüm olduğunu düşünenlerin bile bıkmasına ramak kalmışken biraz farklı düşünmeye başlamak belki ruh sağlığımız açısından yararlı olabilir.
Çözüm vazgeçmek değil elbette, ama sıkı bir temizlik şart gibi duruyor. Uzak olmayan bir gelecekte “akıllı evler” de günlük hayatımızı ele geçirirse olacakları düşünmek bile oldukça korkutucu görünüyor. Başka hiçbir nedenden olmasa bile, zaman kaybı açısından… Biraz da sinir bozukluğu elbette…
Teknolojiyi yaşamak mı? Pazarlama araçları arasında boğulmak mı?
Kendimizi kandırmayalım, üzerimize gelen ve işgale dönüşen bu kısım aslında  teknolojiyle ilgili değil, öncelikle ticaretle ilgili ve sektörleşmenin yeni oturmaya başlaması nedeniyle varolan acemilikler üzerinden de hedefi şaşırmış olabiliriz anlık olarak. Bunlara sabır göstermek değil, düzenleyici ve anlamlı taleplerimizi, bu işin ticaretini yapan ve piyasayı düzenleyen kurumlara  anlatacak yeni yollar aramakla ilgili.
Tıpkı; emniyet kemerleri, patlamayan lastikler, sis lambaları ya da kar zincirleri gibi, güvenliğimize ve huzurumuza destek sağlayacak bir takım araçlar olmalı.
Geleceğe giderken 
Bilgi Toplumu yanılsaması altında “teknoloji bağımlısı sürüler” haline getirilmeye karşı bir şeyler yapabilmenin yollarını aramanın zamanı yaklaşıyor gibi görünüyor…
Merakla yaşıyoruz; gelecek bize rüya ile kabus arasındaki bu salıncakta kim bilir daha neler gösterecek?

Murat Şermet

1965 yılında İzmir'de doğdu. 1980-1991 yılları arasında matbaa sektöründe yayın-dağıtım-koordinasyon görevleri üstlendi. 1989-1992 yıllarında müzik ile ilgilendi. 1993'den 1996'ya kadar İstanbul'da kitabevi işletti. Bu dönemlerde gelecekbilim konusunda yazılar yazarken, internetle ilgili çalışmalar yürüttü, 1998 sonrasında, 3D modelleme, masaüstü yayıncılık, görüntü işleme, web teknolojileriyle uğraştı. 2000 yılında, İlk Özgürler adlı kitabını yayımladı. 2002'den günümüze yayıncılık, yazılım geliştirme ve BT hizmeti veren şirketlerde: İş geliştirme, içerik modelleme, web teknolojileri konularında koordinatörlük görevlerini yürütüyor.

Yorumlar

  1. Anlamsız yüklerin camları için haber video yaptı editörler bu ülkede sevgili Şermet.
    :-)

Yorum Ekle

Posta adresiniz, gizli kalacaktır.

İzin verilen HTML tagları, <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>