Techinside Google News
Ana Sayfa Blog Sayfa 424

Xiaomi’den yapay zeka destekli akıllı gözlük geliyor!

0

Teknoloji dünyasında giyilebilir cihazlara olan ilgi her geçen gün artarken, Xiaomi’nin yapay zeka destekli akıllı gözlük geliştirdiğine dair haberler gündeme bomba gibi düştü. 2025 yılının ilk yarısında piyasaya sürülmesi beklenen bu yeni nesil akıllı gözlükler, Xiaomi’den yapay zeka destekli akıllı gözlük olarak, optik gözlüklere yakın tasarımı ve gelişmiş teknolojik özellikleriyle dikkat çekecek.

Apple Vision Pro ve Meta Ray-Ban Modellerine Rakip Olacak
Xiaomi’nin geliştirdiği bu cihazların, piyasadaki en büyük rakibi Meta’nın Ray-Ban iş birliğiyle ürettiği akıllı gözlükler olacağı belirtiliyor. Meta’nın cihazları sayesinde kullanıcılar fotoğraf ve video çekebiliyor, QR kodları tarayabiliyor, çeşitli sorular sorarak yanıt alabiliyor ve hatırlatıcılar ayarlayabiliyor. Xiaomi’nin yeni gözlükleri de bu özellikleri bir adım öteye taşımayı hedefliyor. yapay zeka destekli akıllı gözlük ile bu hedefe ulaşılabilir görüyorlar.

Mi Fan Festivali’nde Tanıtılabilir

Kaynaklara göre Xiaomi, bu yeni nesil akıllı gözlüklerini Goertek ile iş birliği içinde geliştiriyor. Şirket, Xiaomi’den yapay zeka destekli akıllı gözlük cihazlarını 2025 yılının Nisan ayında düzenlenmesi planlanan Mi Fan Festivali’nde resmi olarak tanıtmayı planlıyor. Xiaomi’nin bu hamlesi, yapay zeka ve giyilebilir teknoloji alanındaki gelişmeleri hızlandırarak sektördeki rekabeti daha da artıracak gibi görünüyor. Şirket, kullanıcıların günlük yaşamlarını kolaylaştıracak ve teknolojiye entegre bir deneyim sunacak cihazlarla pazar payını genişletmeyi hedefliyor.

Yeni gözlüklerle ilgili daha fazla detay önümüzdeki aylarda paylaşılacak. Xiaomi’nin bu iddialı hamlesinin sektöre nasıl bir etki yapacağı ise şimdiden merak konusu. Xiaomi’den yapay zeka destekli akıllı gözlük modellerinin sektör üzerindeki etkisi merak ediliyor.

Samsung Wallet ile Audi’niz artık cebinizde!

Samsung, dijital yaşamı kolaylaştırmaya yönelik bir adım daha atarak Samsung Wallet üzerindeki Dijital Anahtardesteğini genişletti. Artık Audi araç sahipleri, Galaxy telefonları ile fiziksel bir anahtara ihtiyaç duymadan araçlarına erişebilecek ve çalıştırabilecek. Bu özellik, daha önce desteklenen GenesisBMW, ve Kia araçlarının ardından Audi marka araçları da kapsayacak şekilde genişletildi. Bu sayede Samsung Wallet ile Audi araçları daha pratik hale getirebilirsiniz. Samsung, bu hamlesiyle dijital teknolojileri araçlarla entegre ederek daha konforlu ve pratik bir kullanıcı deneyimi sunmayı hedefliyor.

Dijital anahtar ile aracınızı kolayca kontrol edin

Samsung Wallet kullanıcıları, dijital anahtar özelliği sayesinde araçlarının kilidini açıp kapatabilirçalıştırabilir ve bagajı açabilir. Özellik, kullanıcıların yalnızca telefonlarıyla araçlarını kontrol etmesine olanak tanıyor. Samsung Wallet ile Audi araçlarda bu özellik daha da ön plana çıkıyor. Ayrıca, dijital anahtarların güvenli bir şekilde arkadaşlar veya aile üyeleriyle paylaşılabileceği de belirtiliyor. Bu işlev, kullanıcıların başka birine kolayca erişim sağlamasını mümkün kılıyor. Örneğin, anahtarını unutan bir aile bireyine anında yetki verebilmek, bu özellik sayesinde oldukça kolay hale geliyor.

Dijital anahtar sistemi, üst düzey güvenlik standartlarına uygun şekilde tasarlanmış. Samsung’un sunduğu anahtarlar, EAL6+ güvenlik sertifikasına sahip ve UWB (Ultra-Wideband) teknolojisi ile çalışıyor. Bu sayede, anahtarlar yalnızca yetkilendirilmiş cihazlarla eşleşiyor ve dış müdahalelere karşı korunuyor. Kullanıcının telefonu çalınırsa veya kaybolursa, dijital anahtarlar hızla Samsung Find hizmeti aracılığıyla devre dışı bırakılabiliyor. Böylece hem araç hem de kullanıcı bilgileri güvende tutuluyor. Bu da Samsung Wallet ile Audi sahiplerinin içini rahatlatıyor.

Hangi modellerle uyumlu?

Samsung, dijital anahtar özelliğinin geniş bir cihaz yelpazesiyle uyumlu olduğunu belirtti. Galaxy S20 serisinden Galaxy Z Flip 6’ya kadar tüm Galaxy modelleri bu teknolojiyi destekliyor. Samsung Wallet ile Audi araçları bu teknolojiye entegre ediyor. Bu da, Samsung kullanıcılarına geniş bir uyumluluk avantajı sağlıyor. Özellik, bu ay içinde ilk olarak Avrupa genelinde Audi kullanıcılarına sunulacak.

Daha geniş bir ekosistem hedefi

Samsung’un Dijital Anahtar teknolojisi, kullanıcılara pratiklik ve güvenlik sağlarken, fiziksel anahtar ihtiyacını tamamen ortadan kaldırmayı hedefliyor. Önceki desteklenen markalar olan GenesisBMW ve Kia ile başarılı bir entegrasyon sürecinin ardından, Audi’nin eklenmesiyle bu ekosistem daha da büyüyor.

Dijital anahtarların sağladığı yenilikler, yalnızca araçların kontrolünü kolaylaştırmakla kalmıyor, aynı zamanda teknolojiyi daha geniş bir yaşam alanına taşıyor. Samsung, gelecekte daha fazla marka ve modelle iş birliği yaparak bu deneyimi daha da geliştirmeyi planlıyor. Dijital yaşamın bir parçası haline gelen bu özellik, otomobil kullanıcılarının günlük rutinlerini büyük ölçüde kolaylaştıracak gibi görünüyor. Samsung Wallet ile Audi araç kullanımı daha kolay ve güvenli hale geliyor.

100 MWh’lik devasa kum bataryası geliştiriliyor!

0

Finlandiya merkezli Polar Night Energy, sanayi ölçeğinde yenilikçi bir kum bazlı termal enerji depolama sistemi üzerinde çalışmalara başladı. Bu sistem, 100 MWh’a kadar termal enerji depolama kapasitesine sahip olacak ve özellikle bölgesel ısıtma ağlarına enerji sağlayacak. Kum bataryası, rüzgar ve güneş gibi yenilenebilir enerji kaynaklarından elde edilen fazla enerjiyi kumda ısı olarak depolayarak uzun süreli ve verimli bir enerji deposu görevi üstlenecek.

100 MWh’lik devasa kum bataryası test ediliyor

Sistemin temel bileşeni olarak şömine üretiminden artakalan 2.000 ton ezilmiş sabuntaşı kullanılacak. Bu malzeme, ısıyı tutma özelliği sayesinde enerji depolama için ideal bir ortam sunuyor. Polar Night Energy CEO’su Tommi Eronen, projenin döngüsel ekonomiye olan katkısına dikkat çekerek, sabuntaşının yüksek performans göstereceğine dair beklentilerini dile getirdi.

100 MWh'lik devasa kum bataryası test ediliyor.
100 MWh’lik devasa kum bataryası test ediliyor.

Bu yeni nesil enerji deposu, Finlandiya’nın Pornainen bölgesinde Loviisan Lämpö şirketine ait bir bölgesel ısıtma ağına entegre edilecek. Sistemin şarj işlemleri, Polar Night Energy tarafından geliştirilen özel algoritmalar sayesinde elektrik şebekesinden sağlanacak ve böylece enerji maliyetleri en aza indirilecek. Tam kapasitede çalıştığında, yaz aylarında yaklaşık bir ay, kışın ise bir hafta boyunca ısınma ihtiyacını karşılayabilecek.

Kum bataryasının test sürecinin kış aylarında başlatılması ve 2025 yılında tam faaliyete geçmesi planlanıyor. Bu girişim, Polar Night Energy’nin 2022 yılında hayata geçirdiği 100 kW gücünde ve 8 MWh kapasiteli ilk ticari kum temelli enerji depolama sisteminin ardından önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.

Akash Systems, elmas kaplı çip soğutma teknolojisi geliştirdi

ABD merkezli startup şirketi Akash Systems, geliştirdiği elmas kaplı çip soğutma teknolojisiyle GPU’ların sıcaklıklarını %60’a varan oranlarda düşürebileceğini ve performansı %25 oranında artırabileceğini duyurdu. Şirket, bu inovatif teknoloji ile yapay zeka, veri merkezleri, savunma sanayii ve uzay uygulamaları gibi yüksek performans gerektiren alanlarda enerji verimliliği ve hız artışı sağlamayı hedefliyor.

Elmas soğutma teknolojisi nedir?

Elmas soğutma teknolojisi, geleneksel termal macunların yerine nano-elmas ve sentetik elmas materyalleri kullanıyor. Bu yaklaşım, elmasın üstün termal iletkenliğini kullanarak işlemcilerdeki ısıyı daha hızlı ve etkili bir şekilde dağıtıyor. Şirket, Galyum Nitrür (GaN) gibi iletken materyalleri sentetik elmaslarla birleştirerek, yarı iletken üretiminde devrim yaratmayı planlıyor.

Bu teknolojinin, büyük veri merkezlerinde enerji tüketimini %40’a kadar azaltarak milyonlarca dolarlık soğutma maliyetlerinden tasarruf sağlayabileceği öngörülüyor. Ayrıca, cihazlarda sıkça karşılaşılan ve performans düşüşüne yol açan “thermal throttling” sorununu ortadan kaldırarak işlemcilerin sürdürülebilir performans göstermesine olanak tanıyor.

18,2 Milyon dolarlık finansman anlaşması

Akash Systems, ABD Ticaret Bakanlığı ile yaklaşık 18,2 milyon dolarlık doğrudan finansman ve 50 milyon dolarlık vergi avantajlarını kapsayan bağlayıcı olmayan bir ön anlaşma imzaladı. Şirket, bu finansmanı operasyonlarını genişletmek ve daha fazla sentetik elmas üretmek için kullanmayı planlıyor.

GaN-on-Diamond teknolojisi

Akash Systems, uydularda kullanılmak üzere telsizler ve güç amplifikatörleri için GaN-on-Diamond teknolojisiüzerinde de çalışmalarını sürdürüyor. Bu yenilikçi yaklaşım, uyduların boyutunu küçültürken güvenilirliği ve performansı artırmayı hedefliyor.

Veri merkezleri için devrim niteliğinde

Akash Systems’in elmas kaplı çip soğutma çözümü, özellikle büyük ölçekli veri merkezlerinde ciddi maliyet avantajları sağlayabilir. Hem enerji tasarrufu hem de performans artışı sunan bu teknoloji, yüksek performanslı işlemcilere olan talebin arttığı günümüzde oyun değiştirici bir rol üstlenebilir.

Şirket, geliştirdiği çözümlerle yarı iletken sektöründe yeni bir dönem başlatmayı hedefliyor ve bu süreçte sağladığı finansman desteğiyle daha büyük adımlar atmayı planlıyor. Akash Systems, sektördeki yerini güçlendirmeye kararlı.

Nvidia ARM tabanlı PC işlemcileriyle oyun sektörünü sarsacak!

0

NvidiaARM tabanlı işlemcilerle PC pazarına iddialı bir giriş yapmaya hazırlanıyor. Sızdırılan bilgilere göre, şirket, yeni işlemcileriyle performans sınırlarını zorlayarak rakiplerine meydan okumayı hedefliyor. Daha önce MediaTek ile iş birliği yaparak yeni bir yonga seti geliştirdiği ortaya çıkan Nvidia, oyuncular ve profesyonel kullanıcılar için optimize edilmiş ARM tabanlı işlemciler üzerinde çalışıyor.

RTX 4070 mobil performansında GPU ile geliyor

Nvidia’nın yeni ARM işlemcisinin yaklaşık 65W TDP seviyesinde olduğu ve grafik performansı açısından RTX 4070 mobil seviyesinde bir güç sunacağı belirtiliyor. Dahası, DLSS gibi Nvidia’nın özel teknolojileri de bu işlemcilerde yer alacak. Bu sayede hem oyunlarda hem de yapay zeka odaklı uygulamalarda rakipsiz bir deneyim vaat ediliyor.

Alienware ile iş birliği ve Premium Segment hedefi

Moore’s Law is Dead tarafından paylaşılan bilgilere göre, Nvidia, yeni işlemcilerini premium segmentte konumlandırmayı planlıyor. Bu kapsamda Alienware gibi markalarla iş birliği yapılacağı söyleniyor. İşlemcinin 80W güç hedefiyle, performans ve uzun pil ömrünü bir araya getiren hafif ve taşınabilir sistemler için tasarlandığı ifade ediliyor.

Nvidia’nın yeni yonga setini 2025 veya en geç 2026 yılında piyasaya sürmesi bekleniyor. Bu tarih, CES 2024’te tanıtılması beklenen AMD Strix Halo serisinin ardından gelmesine rağmen, Nvidia’nın rekabeti kızıştıracağı öngörülüyor. AMD’nin Ryzen AI Max 300 serisinin 120W güç tüketimi ve RDNA 3.5 grafik mimarisi ile sunulacağını hatırlatalım. Ancak Nvidia’nın, Tegra işlemcilerden edindiği deneyim ve yapay zeka teknolojilerindeki liderliği sayesinde fark yaratacağı tahmin ediliyor.

PC pazarında yeni bir dönem başlıyor

Nvidia’nın bu hamlesi, ARM tabanlı işlemciler için PC pazarında yeni bir dönemin başlangıcı olarak değerlendiriliyor. Özellikle mevcut çözümler tüketicilerin ilgisini yeterince çekemezken, Nvidia’nın hem yenilik hem de performans açısından rakipsiz bir konuma ulaşabileceği düşünülüyor. Yüksek grafik performansı, yapay zeka entegrasyonu ve enerji verimliliği gibi özellikler, Nvidia’nın bu alanda yeni standartlar belirlemesini sağlayabilir.

Tesla şarj hızında yeni bir çığır açıyor!

Elektrikli araç şarj altyapısında lider konumda olan Tesla, uzun süredir merakla beklenen Supercharger V4 kabinleriniresmi olarak tanıttı. Yeni kabinler, otomobiller için 500 kW’a kadar, Tesla Semi kamyonları için ise 1,2 MW’a kadar şarj hızı sunarak sektörün sınırlarını yeniden tanımlıyor. Bu durum, Tesla şarj hızında önemli bir artışı ifade ediyor.

Tesla’nın yeni Supercharger V4 kabinleri, 400V ile 1000V arasında çalışabiliyor. Bu sayede farklı voltaj aralıklarına sahip araçlarla uyumlu hale gelen kabinler, Tesla’nın yeni nesil araçları için önemli bir avantaj sunuyor. Örneğin, Cybertruck’ın bu teknoloji sayesinde %30 daha hızlı şarj edileceği belirtiliyor. Tesla şarj hızında yine liderlik ediyor.

Yüksek performans

Supercharger V4 kabinleri, önceki nesillere göre iki kat daha fazla fiş (kabin başına 8 fiş) sunarak şarj istasyonlarının kapasitesini artırıyor. Daha küçük bir alan kaplayan ve kurulumu kolaylaştıran bu tasarım, hem düşük maliyet hem de daha hızlı şarj istasyonu inşasını mümkün kılıyor. Böylece, Tesla şarj hızında çıtayı yükseltiyor.

Son teknoloji güç elektroniği

Tesla, yeni kabinlerin 3 kat daha yüksek güç yoğunluğu sağlayan ve daha verimli çalışabilen son teknoloji güç elektroniklerine sahip olduğunu vurguluyor. Bu yenilikçi teknoloji, yalnızca Tesla kullanıcılarına değil, potansiyel olarak diğer elektrikli araç sahiplerine de hizmet sunacak.

Geleceğin şarj istasyonları geliyor

Tesla, Supercharger V4 kabinleriyle donatılmış yeni şarj istasyonlarının 2024 yılı itibarıyla hizmete gireceğiniduyurdu. Bu gelişme, elektrikli araç sahiplerinin daha kısa sürede şarj işlemini tamamlayarak yola devam etmesineolanak tanıyacak. Tesla şarj hızında çığır açacak.

Yeni Supercharger V4 teknolojisi, Tesla’nın elektrikli mobilite alanında liderliğini bir kez daha pekiştirirken, sektöre de yeni bir standart getiriyor. Tesla’nın bu adımı, elektrikli araç şarj altyapısındaki dönüşümün hızlanacağının sinyallerini veriyor.

Teslimat platformu Lalamove, Türkiye pazarına giriyor!

0

Hong Kong merkezli teslimat platformu Lalamove, Türkiye pazarına giriş yaptığını resmen açıkladı. 2013 yılında Hong Kong’da kurulan Lalamove, yenilikçi lojistik çözümleriyle kullanıcıları sürücü ortaklarıyla bir araya getirerek teslimat süreçlerini hızlı ve verimli hale getirmeyi amaçlıyor. Sunduğu hizmetler, sürücü ortaklarının ve farklı boyutlardaki araçların dahil olduğu bir sistemle, teslimat işlemlerini basit ve etkili bir şekilde gerçekleştirmeye odaklanıyor. Şirket, yerel ekonomiyi güçlendirme hedefiyle teslimat süreçlerini optimize ederken, Asya, Latin Amerika ve EMEA bölgelerinde toplam 13 pazarda faaliyetlerini genişletmeye devam ediyor.

Teslimat platformu Lalamove, resmen Türkiye pazarına girdi

Türkiye’de özellikle KOBİ’ler için önemli bir çözüm ortağı olarak görülen Lalamove, her türden lojistik ihtiyaca uygun araçlarla talebe dayalı teslimat hizmetleri sunuyor. Markanın bu pazara giriş yapması, yerel işletmeler için büyük bir fırsat olarak değerlendiriliyor. Teknolojik altyapısı ve geniş sürücü ağı sayesinde, hem işletmelerin lojistik süreçlerini kolaylaştırmayı hem de sürücü ortaklarına yeni kazanç kapıları açmayı hedefliyor. Türkiye genelindeki 3 milyondan fazla KOBİ’nin ticari ve lojistik ihtiyaçlarını karşılamak için motosikletlerden kapalı kasa kamyonetlere kadar geniş bir araç yelpazesiyle hizmet veriyor. Şeffaflık ve pratiklik sunan gerçek zamanlı GPS takibi, uygun fiyat politikası ve çok duraklı teslimat gibi özelliklerle işletmelerin teslimat süreçlerini daha esnek ve kontrollü hale getiriyor. Ayrıca, sunduğu API entegrasyonu sayesinde operasyonel uyum sağlıyor.

Lalamove, kullanıcıların küçük ve hassas eşyalardan büyük ve ağır yüklerin taşınmasına kadar her türlü teslimat ihtiyacını karşılamayı başarıyor. Türkiye pazarına girişi, şirketin global ölçekteki operasyonlarının EMEA bölgesine taşınması açısından stratejik bir adım olarak görülüyor. 2024’ün ilk yarısında 337,9 milyon siparişi başarıyla tamamlayan ve küresel taşımacılık geliri 4 milyon ABD dolarını aşan Lalamove, 15,2 milyon aylık aktif kullanıcıya ve 1,4 milyon sürücü ortağına ulaşarak sektör liderliğini sürdürüyor.

Şirketin Operasyon Direktörü Paul Loo, Türkiye pazarına giriş yaparken duyduğu heyecanı dile getirerek, yenilikçi lojistik çözümlerini bu bölgeye taşımanın yerel işletmeleri güçlendirmenin yanı sıra bireylerin teslimat deneyimlerini de iyileştireceğini belirtti. Lalamove’un sürücü ortaklarıyla çalışmaya dayalı sistemi, bireyler için önemli bir gelir kaynağı sunarken, lojistik sektöründe daha geniş bir kapsama alanı yaratmayı hedefliyor.

AMD, iş gücünün yüzde 4’ünü işten çıkaracak!

0

Dünyanın önde gelen çip üreticilerinden AMD, yapay zeka ve veri merkezi çözümlerine daha fazla odaklanmak için küresel iş gücünün yüzde 4’ünü azaltacağını duyurdu. Bu karar, dünya genelinde yaklaşık 1.000 çalışanın işini kaybetmesine yol açacak. Şirketin, kaynaklarını en büyük büyüme fırsatlarına yönlendirme stratejisinin bir parçası olarak böyle bir adım attığı belirtildi. AMD, etkilenen çalışanlarına bu süreçte saygılı ve destekleyici bir yaklaşım sergilemeyi taahhüt etti.

AMD, iş gücünün yüzde 4’ünü işten çıkarıyor

AMD’nin bu hamlesi, şirketin hızlı büyüme gösteren alanlardaki yeteneklerini koruma hedefiyle uyumlu. Özellikle yapay zeka işlemcileri ve veri merkezi operasyonları gibi stratejik öneme sahip sektörlerde güçlü bir pozisyon elde etmeyi amaçlayan AMD, çalışan sayısını son üç yılda ikiye katlamıştı. 2023 yılı sonlarında toplamda 35.294 kişilik bir iş gücüne ulaşan şirketin, bu dönemdeki büyümesi 2020’ye kıyasla dikkate değer bir ivme sergiledi.

AMD, iş gücünün yüzde 4’ünü işten çıkarıyor.
AMD, iş gücünün yüzde 4’ünü işten çıkarıyor.

AMD’nin bu kararını, rakibi Intel’in daha büyük çaplı işten çıkarmalarıyla kıyaslayan analistler, AMD’nin daha çevik ve rekabetçi bir organizasyon yapısı hedeflediğine işaret ediyor. Intel’in, mali yapısını gelirleriyle uyumlu hale getirme amacıyla yaklaşık 16.000 kişiyi işten çıkarma sürecinde olduğu biliniyor.

Ancak AMD, finansal zorluklarla karşı karşıya olmasa da, gelecekteki büyüme alanlarında daha etkili bir şekilde konumlanmak için proaktif bir strateji izliyor gibi görünüyor. Bu adım, şirketin sektördeki dinamik rekabet koşullarına uyum sağlama çabasını da ortaya koyuyor.

Apple, yapay zeka destekli yeni Final Cut Pro 11’i yayınladı!

Final Cut X’in ardından gelen bu güncelleme, video düzenleme dünyasında büyük bir yeniliğe işaret ediyor.

Final Cut Pro 11’de en dikkat çeken yenilik, yazılıma eklenen yapay zeka tabanlı özellikler oldu. Apple, iOS, iPadOS ve MacOS platformlarına kısa süre önce entegre ettiği Apple Intelligence teknolojisini, şimdi de Final Cut Pro’ya dahil etti.

En dikkat çeken özelliklerden biri olan Magnetic Mask sayesinde, kullanıcılar artık yeşil ekran kullanmaya gerek duymadan nesne ve insanları videodan kolayca ayıklayabiliyor. Apple, bu yeniliğin kullanıcıya esneklik sağlayarak arka plan ve ortamları daha özgür bir şekilde özelleştirme imkanı sunduğunu belirtiyor. Ayrıca, bu maske ile renk düzeltme ve video efektleri de uygulanarak her projede detaylı stil düzenlemeleri yapılabiliyor.

Bir diğer önemli yapay zeka destekli özellik ise Transcribe to Captions. Apple’ın kendi dil modeli ile çalışan bu özellik, videolara otomatik olarak altyazı ekleme işlemini oldukça basit hale getiriyor. Böylece, videoların erişilebilirliği ve kullanım kolaylığı önemli ölçüde artmış oluyor.

Karma gerçeklik için düzenleme desteği

Final Cut Pro 11, Apple’ın karma gerçeklik alanında geliştirdiği Vision Pro başlığına da destek sağlıyor. Yeni iPhone modelleriyle kaydedilebilen Spatial Video içerikleri artık Final Cut üzerinde düzenlenebiliyor. Bu format, renk düzenleme, efekt ekleme ve başlıkların derinlik konumlandırmasını ayarlama gibi işlemler için optimize edilmiş durumda.

CEO Tim Cook’un kabul ettiği üzere Vision Pro, ana tüketici kitlesine hitap etmese de Apple, daha uygun fiyatlı bir model üzerinde çalışmaya devam ediyor. iPhone 15 Pro ve iPhone 16 serisi gibi cihazlar da bu karma gerçeklik videosu formatını destekliyor.

Verimlilik ve zaman tasarrufu sağlayan yeni özellikler

Final Cut Pro 11 ile gelen Magnetic Timeline özelliği, video kliplerin daha hızlı düzenlenmesine imkan tanıyor ve ses ile video uyumunu koruyor. Ayrıca, Apple’ın M-serisi işlemciler için özel olarak optimize edilen bu sürüm, 4K ve 8K ProRes video akışlarını daha yüksek performansla oynatabiliyor.

iPad için Final Cut Pro 2.1 güncellemesi

Apple, Final Cut Pro’nun yeni sürümünü yalnızca masaüstü için değil, iPad kullanıcıları için de geliştiriyor. iPad için Final Cut Pro 2.1, dokunmatik arayüzde ışık ve renk düzenlemelerini iyileştirirken, iş akışını daha kullanıcı dostu hale getiriyor. Çarşamba günü itibarıyla mevcut iPad kullanıcıları için de ücretsiz olarak indirilebilen bu güncelleme, mobil video düzenleme deneyimini önemli ölçüde iyileştiriyor.

Final Cut Pro 11, özellikle Apple’ın kendi çip teknolojisine uyum sağlayacak şekilde geliştirildi. Bu sayede, video düzenleme yazılımı Apple’ın M-serisi çiplerinde daha yüksek performans sunuyor ve video akışında daha akıcı bir deneyim sağlıyor.

Bu yapay zeka destekli yenilikler, Apple’ın video düzenleme yazılımları pazarındaki iddiasını güçlendiriyor ve kullanıcılara daha fazla seçenek sunuyor.

NASA ve Microsoft, dünya verilerini herkese açacak!

Yapay zeka teknolojileri dünya çapında hızla gelişirken, Microsoft ve NASA iş birliği ile dikkat çeken bir proje duyuruldu. “Earth Copilot” adı verilen yapay zeka destekli chatbot, Dünya hakkında toplanan 100 petabaytı aşan veriyi analiz ederek, karmaşık bilgileri herkesin anlayabileceği basit yanıtlara dönüştürecek. Bu iş birliğinde NASA ve Microsoft’un rolleri büyük önem taşıyor.

Karmaşık verilere kolay erişim

NASA’nın yıllardır topladığı Dünya verileri, genellikle bilim insanları ve uzmanlık gerektiren ekipler tarafından analiz ediliyordu. Microsoft’un Copilot teknolojisi üzerine inşa edilen Earth Copilot, bu süreci demokratikleştirmeyi hedefliyor. NASA ve Microsoft’un bu girişimi, Earth Copilot’u öne çıkarıyor. Earth Copilot, Dünya üzerindeki kapsamlı verileri kullanarak, kullanıcıların “Ian Kasırgası Sanibel Adası’nı nasıl etkiledi?” veya “COVID-19 salgını ABD hava kalitesini nasıl değiştirdi?” gibi spesifik sorularına hızlı ve anlaşılır yanıtlar verebilecek

NASA’nın üst düzey yöneticilerinden Tyler Bryson, projenin önemini şu sözlerle açıkladı:
“Birçok insan için bu tür verilere erişmek teknik bilgi gerektirir. Ancak yapay zeka, bu süreci kolaylaştırarak verilerden bilgi elde etme süresini saniyelere indirecek.” NASA ve Microsoft bu konuda büyük bir adım attı.

Öncelik bilim insanlarında

Earth Copilot, ilk etapta yalnızca NASA bünyesindeki bilim insanları ve araştırmacıların erişimine açık olacak. Ancak gelecekte NASA’nın Veri Görselleştirme, Keşif ve Analiz (VEDA) platformuna entegre edilerek herkesin kullanımına sunulması planlanıyor.

Bu iş birliği, NASA’nın devasa veri arşivlerini halkın erişimine açarak daha geniş bir kitleye hitap etmeyiamaçlıyor. Earth Copilot’un tam anlamıyla faaliyete geçmesi, doğal afetler, iklim değişikliği ve halk sağlığı gibi kritik konularda daha hızlı ve etkili analizler yapılmasına olanak tanıyacak. Bu noktada NASA ve Microsoft’un katkıları büyüktür.

Microsoft ve NASA’nın bu projesi, yapay zekanın insan hayatını kolaylaştırma potansiyelinin önemli bir örneği olarak öne çıkıyor. Gelecekte Earth Copilot, Dünya’yı anlamada bir dönüm noktası olabilir. Bu iş birliği, NASA ve Microsoft’un yenilikçi çabalarını gözler önüne seriyor.

Windows 11’de Android uygulama desteği geri dönüyor

Microsoft, Windows 11’in ilk tanıtımında büyük ses getiren Android uygulama desteğini yeniden gündeme taşıyor. İlk etapta sadece sınırlı bir yazılım yelpazesiyle ön izleme aşamasında kalan bu özellik, Windows 11’de çalıştırma desteği olarak nitelendiriliyor ve şimdi Tencent iş birliğiyle Çin’deki beta test kullanıcılarına sunuluyor.

Tencent App Store Windows Insider’lar için açıldı

Tencent tarafından yapılan açıklamaya göre, Tencent App Store, Çin’deki Windows Insider kullanıcıları için erişime açılmış durumda. Şu an itibarıyla PUBG MobileHonor of Kings ve Kuaishou gibi popüler oyun ve uygulamaların mağazada yer aldığı belirtiliyor. Ayrıca, yakın bir gelecekte mağazaya 1.500’den fazla uygulamanın eklenmesi planlanıyor. Windows 11’de Android uygulama desteğiyle bu uygulamalara Bing ve Windows Search üzerinden de erişim sağlanabilecek.

Android uygulama desteğinin Çin dışında ne zaman sunulacağı ya da hangi donanımların bu desteği alacağı henüz netlik kazanmadı. Windows 11’de Android entegrasyonu hakkında Microsoft, Windows 11’in Android entegrasyonunu ilk olarak 2022 yılında duyurmuştu. Ancak bu özellik, sınırlı uygulama kütüphanesi nedeniyle kullanıcılar arasında beklenen popülerliği yakalayamamıştı.

Destek mart 2025’te sonlanabilir

Şirket, Android uygulama desteği projesini Mart 2025 itibarıyla tamamen sonlandırmayı planlıyor. Windows 11’de Android uygulama desteği projesi hakkında, ancak Tencent ile yapılan bu yeni iş birliği, Android geliştiricileri için yeni fırsatlar sunabilir. Microsoft’un Windows ve Android ekosistemlerini daha da entegre etmeyi hedeflediği göz önüne alındığında, bu gelişmenin sektöre etkileri merak konusu.

Yeni sistemin Çin dışında yaygınlaşması ve kullanıcıların bu özelliğe nasıl tepki vereceği ise ilerleyen dönemde netlik kazanacak. Windows 11’de Android kullanımının yaygınlaşması bekleniyor.

ABD’den TSMC’ye 6,6 milyar dolarlık dev destek

0

ABD Ticaret Bakanlığı, Tayvanlı yarı iletken devi TSMC‘nin Arizona, Phoenix’te inşa ettiği çip üretim tesisi için 6,6 milyar dolarlık sübvansiyon sağlanacağını duyurdu. Bu teşvik, ABD’nin 2022’de duyurduğu ve 52,7 milyar dolarlık bütçeye sahip yarı iletken üretim programının ilk büyük yatırımı olma özelliğini taşıyor. ABD’den TSMC’ye verilen bu destek büyük önem taşıyor.

Nisan ayında yapılan ön anlaşmanın ardından destek, Donald Trump’ın yeniden göreve başlamasından kısa bir süre önce onaylanarak yürürlüğe girdi. ABD’nin bu hamlesi, yerel yarı iletken üretimini artırma ve tedarik zinciri sorunlarını azaltma çabalarının bir parçası olarak görülüyor.

TSMC’den 65 milyar dolarlık yatırım

TSMC, Arizona’daki yatırım miktarını artırarak toplamda 65 milyar dolarlık bir bütçe ayıracağını açıkladı. Bu kapsamda 2030 yılına kadar bölgede üçüncü bir tesis inşa edilmesi planlanıyor. Şirket, 2028’de üretime başlaması beklenen ikinci Arizona tesisinde, dünyanın en gelişmiş çip teknolojisi olan 2 nm üretim sürecini hayata geçirecek. ABD’den TSMC’ye yapılan yatırımlar, iki ülke arasındaki ekonomik bağları güçlendiriyor.

ABD Ticaret Bakanı Gina Raimondo, “TSMC, ABD’de dünyanın en gelişmiş yarı iletken teknolojilerini üretiyor. Başlangıçta birçok kişi sadece 5 veya 6 nm üretileceğini düşünüyordu, ancak şu anda en ileri teknolojilerini burada geliştirecekler” dedi.

Çip endüstrisine büyük destek

TSMC, ABD’nin yarı iletken üretimi için destek sağladığı tek şirket değil. Intel, Samsung ve Micron gibi dev çip üreticileri de ABD’den milyarlarca dolarlık destek ve kredi imkânı alarak yatırımlarını genişletmeye devam ediyor. Bu yatırımlar, ülkenin küresel yarı iletken sektöründeki konumunu güçlendirmeyi hedefliyor. Ek olarak, ABD’den TSMC’ye sağlanan teşvikler, çip üretiminde liderliğini perçinliyor.

ABD’nin stratejik önemdeki çip sektörüne yönelik bu hamlesi, hem ekonomik hem de teknolojik rekabetin yeni bir boyut kazandığını gösteriyor. ABD’den TSMC’ye destekler, iki ülke arasındaki işbirliğinin bir örneği olarak öne çıkıyor.

Yerli girişim Büyütech, yeni yatırım turuna çıkıyor!

Yerli teknoloji firması Büyütech, uluslararası rekabet gücünü artırmayı ve sektör liderliğini güçlendirmeyi hedeflediği yeni bir yatırım turuna çıkıyor. Girişim sermayesi yatırım fonu (GSYF) aracılığıyla gerçekleştirilecek bu turda, şirket 15 milyon dolarlık bir finansman toplamayı planlıyor. 2011 yılında Ömer Orkun Düztaş ve Alparslan Işıklı tarafından kurulan Büyütech, ileri teknoloji kamera tasarımı ve üretimiyle Türkiye’nin teknoloji alanındaki önemli oyuncularından biri haline geldi. Şirket, özellikle otomotiv, savunma sanayii ve diğer endüstrilere yönelik yapay zeka destekli görüntüleme sistemleri gibi inovatif projelerle dikkat çekiyor.

Yerli girişim Büyütech, yeni yatırım turuna çıkacak

Bu yatırım turu, hem bireysel hem de kurumsal yatırımcılara açık olacak şekilde Albaraka Portföy Yönetimi A.Ş. bünyesinde kurulan GSYF üzerinden gerçekleştirilecek. Büyütech kurucu ortağı Ömer Orkun Düztaş, bu süreçte elde edilecek finansmanın Ar-Ge, ürün geliştirme ve uluslararası pazarlara açılım gibi stratejik alanlarda kullanılacağını belirtti. Düztaş ayrıca, son üç yılda şirket gelirlerinin kırk kat, ekip büyüklüğünün ise on kat arttığını ifade ederek, bu başarının kendilerini daha büyük hedeflere taşıdığını vurguladı.

Büyütech’in başarı hikayesi, Türkiye’deki üretim hatlarında çalışan ilk akıllı kamerayı geliştirmesiyle başladı. Bugün, şirketin sahadaki kamera sayısı 800.000’i aşmış durumda. Yerli otomobil Togg’un kamera sistemlerini üreten Büyütech, Gebze Bilişim Vadisi’ndeki üretim tesisi ve Ankara’daki genel merkeziyle faaliyetlerini sürdürüyor. 2021 yılında 2,5 milyon avro ve 2023 yılında 4,23 milyon dolar yatırım alarak büyümesini sürdüren firma, Ford Otosan’ın girişimleri desteklemek için kurduğu Driventure gibi önemli yatırımcıları da bünyesine kattı.

Büyütech’in bu yatırım turuyla birlikte yerel ve küresel pazarlarda daha güçlü bir konuma ulaşması bekleniyor. Şirket, Ar-Ge ve yenilikçi üretim gücüyle sadece Türkiye’de değil, uluslararası arenada da teknoloji sektöründe Türkiye’nin itibarını pekiştirmeyi amaçlıyor. 2024 yılı sona ermeden daha fazla kurumsal yatırımcıyı bünyesine katmayı hedefleyen Büyütech, aynı zamanda Türk teknoloji sektörünün yükselen bir yıldızı olarak dikkat çekiyor.

Şasiden ayrılarak uçan araba tasarlandı!

Guangzhou Automobile Group (GAC) tarafından geliştirilen modüler uçan araba GOVE, Çin’de düzenlenen 15. Çin Uluslararası Havacılık ve Uzay Fuarı’nda şasiden ayrılarak ilk defa havalandı. Bu etkileyici gösteri, hem kara hem hava taşımacılığını bir araya getiren yenilikçi bir ulaşım devrimine işaret ediyor. Tamamen elektrikli ve dikey iniş kalkış yapabilen (eVTOL) tek kişilik bu araç, hem karada hem havada kullanılabilen modüler bir yapıya sahip. GOVE’nin uçuş kabini ve şasisi birbirinden bağımsız olarak hareket edebiliyor ve bu özelliğiyle kara aracı, uçan araç ve hava-karasal bağlantı senaryolarında kullanılabiliyor.

Şasiden ayrılarak uçan araba geliştirildi!

GOVE’nin şasisi, yalnızca iniş ve kalkış platformu olmakla kalmayıp, aynı zamanda mobil bir şarj istasyonu olarak da işlev görüyor. Uçuş kabini şasiden ayrıldığında, şasi bir şarj istasyonuna giderek enerji depolayabiliyor. Uçuş kabini geri döndüğünde ise güvenli bir şekilde bağlanarak inişi destekliyor ve şarj işlemini başlatıyor. Bu yenilikçi tasarım, hem kullanım kolaylığı hem de operasyonel verimlilik açısından büyük bir avantaj sağlıyor.

Uçuş kabini, 12 pervaneli ve 12 elektrik motorlu rotorlu bir yapıya sahip. Bu tasarım, maksimum kalkış ağırlığının üçte birinden fazla kaldırma gücü sağlayarak aracın 200 kilometrelik bir uçuş menziline ulaşmasına olanak tanıyor. GAC, uçan araba teknolojisinde güvenliği önceliklendirmek adına Çin Sivil Havacılık İdaresi’nden özel bir insansız hava aracı uçuş sertifikası aldı ve bugüne kadar 400’ün üzerinde uçuş doğrulama testi gerçekleştirdi.

GOVE, gelecekte şehir içi ulaşımı dönüştürmeyi hedefleyen bir proje olarak dikkat çekiyor. Şirket, 2027 yılına kadar Çin’deki iki veya üç şehirde uçan araç operasyonlarına başlamayı planladığını duyurdu. Hem karada hem havada kullanılabilen bu yenilikçi araç, ulaşımın geleceğine dair önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.

Microsoft ARM cihazlar için Windows 11 ISO’yu yayınladı

MicrosoftQualcomm’un Snapdragon X Elite işlemcisiyle uyumlu Windows 11’i ARM tabanlı cihazlara sorunsuz bir şekilde yükleyebilmek için uzun zamandır beklenen ISO dosyasını nihayet yayınladı. Daha önce ARM cihazlarında Windows 11 kullanmak isteyenlerin Windows Insider Programı’na katılmaları ve birçok karmaşık aşamadan geçmeleri gerekiyordu. Ancak Snapdragon X Elite gibi güçlü ARM tabanlı işlemcilerin piyasada popüler hale gelmesiyle birlikte Microsoft, ARM cihaz kullanıcıları için Windows 11’in resmi ISO sürümünü sunarak önemli bir adım attı.

Windows 11’i ARM cihazların yüklemek artık daha kolay

Artık ARM tabanlı cihazlar için Windows 11’i Microsoft’un resmi web sitesinden indirebilirsiniz5 GB’ın biraz üzerinde boyuta sahip olan bu dosya, hem USB yükleme diski oluşturmak hem de sanal makine kurulumları için kullanılabiliyor. Rufus gibi bir program yardımıyla ISO dosyasını bir USB belleğe yükleyerek ARM cihazınıza Windows 11’i yüklemek oldukça kolay hale geliyor.

Ancak bazı cihazlarda, özellikle Snapdragon X Elite dışındaki eski Snapdragon işlemcileri kullanan cihazlarda, ek sürücülere ihtiyaç duyulabiliyor. Bu cihazlarda Windows 11’in sorunsuz çalışabilmesi için üreticilere ait özel sürücülerin manuel olarak yüklenmesi gerekebiliyor. Öte yandan, Raspberry Pi 5 üzerinde yapılan testlerde, mevcut Windows 11 ARM ISO dosyasının bu cihaza henüz yüklenemediği belirtiliyor.

ARM cihazlar için Windows 11’in yayınlanması, özellikle ARM tabanlı bilgisayarların geleceği için önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Microsoft’un bu hamlesi, ARM mimarisinin daha geniş bir kullanıcı kitlesi tarafından benimsenmesine ve yaygınlaşmasına katkı sağlayacak.

NASA’da büyük işten çıkarma!

NASA’nın Güney Kaliforniya’daki ünlü araştırma merkezi Jet İtki Laboratuvarı (JPL), bütçe kısıtlamaları nedeniyle işgücünde kesintiye giderek 325 çalışanın işine son verecek. NASA’da büyük işten çıkarma olayı yaşanıyor. JPL yönetimi tarafından yapılan açıklamaya göre, işten çıkarmalar laboratuvarın teknik, iş ve destek birimlerinde gerçekleşecek. Yetkililer, bu kararın NASA’nın bütçesine bağlı kalmak adına zorunlu ancak acı verici bir düzenleme olduğunu ifade etti. Bu son işten çıkarma hamlesi, JPL’nin bu yıl içinde aldığı ikinci büyük kesinti kararı olmasıyla dikkat çekiyor.

JPL, NASA tarafından federal olarak finanse edilse de, laboratuvarın yönetimi Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü (Caltech) tarafından sağlanıyor. JPL Direktörü Laurie Leshin, çalışanlara gönderdiği bir notta, “Daha düşük bütçelerle çalışmak zorundayız, bu yüzden kemerleri sıkmak zorunda kaldık,” diyerek bütçe kesintilerinin zorunluluğuna dikkat çekti. Bu karar, NASA’da büyük işten çıkarma sürecini daha da önemli kılıyor. Leshin ayrıca, bu kararın geçen hafta yapılan başkanlık seçimleriyle bir ilgisinin olmadığını belirtti. İşten çıkarmalar sonrası JPL’de yaklaşık 5.500 düzenli çalışan kalacak ve gelecekte daha fazla kesinti olup olmayacağı belirsizliğini koruyor.

Bu işten çıkarmalar, laboratuvarda bu yıl yaşanan ikinci büyük işten çıkarma dalgası olarak öne çıkıyor. NASA’da büyük işten çıkarma gerçekleştiğinde, çalışanlar durumu metanetle karşıladı. Şubat ayında da yaklaşık yüzde 8’lik bir kesinti yapılmış, 530 çalışan ve 40 yüklenici işten çıkarılmıştı. O dönemde özellikle Mars Sample Return (MSR) gibi yüksek maliyetli projelerin finansmanında yaşanan zorluklar, bu kesintilerde etkili olmuştu.

Mars Sample Return (MSR) projesi, NASA’nın uzun vadeli ve yüksek bütçeli projeleri arasında yer alıyor. Perseverance tarafından Mars yüzeyinden toplanan örneklerin 2030’lu yıllarda Dünya’ya getirilmesini hedefleyen MSR projesinin maliyetinin 8 ila 11 milyar dolar arasında olması, projenin bütçe açısından sürdürülebilirliği konusunda soru işaretleri yarattı. Bu nedenle MSR projesi yeniden değerlendirilmeye alınarak finansman durumu gözden geçirildi.

NASA’nın uzay araştırmaları ve bilimsel keşiflerde önemli bir rol oynayan JPL, birçok yüksek profilli robotik uzay görevine ev sahipliği yapıyor. NASA’da büyük işten çıkarma yaşandığında, birçok projede duraksama olabileceği endişesi doğdu. JPL’nin bu işten çıkarmalar sonrası nasıl bir strateji izleyeceği ve projelerin bütçe planlamalarının nasıl şekilleneceği merakla bekleniyor.

Apple 3,8 milyar dolarlık bir dava ile karşı karşıya!

3 milyar sterlin tazminat talep edilen bu davada, Apple tarafından, şirketin bulut hizmeti iCloud’a haksız bir ayrıcalık tanıdığı ve kullanıcıları yüksek fiyatlar ödemeye zorladığı öne sürülüyor.

Which?, Apple’ın iOS işletim sistemindeki hakimiyetini kullanarak bulut depolama pazarında adaletsiz bir avantaj sağladığını iddia ediyor.

Yapılan basın açıklamasında, “iOS bir tekele sahip ve Apple’ın işletim sistemlerini kontrol ediyor. Apple’ın bu hakimiyeti bulut depolama pazarı gibi ilgili pazarlarda haksız bir avantaj elde etmek için kullanmaması gerekiyor. Ancak olan tam olarak bu.” ifadesi yer aldı. Özellikle fotoğraf, not ve mesaj gibi verilerin 5GB’lik ücretsiz depolama sınırını aşması durumunda, kullanıcıların ücretli iCloud hizmetine yönlendirildiği vurgulandı.

Which?, ayrıca Apple’ın kullanıcıların iPhone’larındaki tüm verileri üçüncü taraf sağlayıcılara aktarmasını zorlaştırdığı ve böylece rekabeti engellediğini belirtti. Apple’ın bu yıl İngiltere’deki iCloud ücretlerini %20 ila %29 arasında artırdığına dikkat çekildi.

Bu nedenle, etkilenen her bir kullanıcıya, abone oldukları süreye bağlı olarak ortalama 70 sterlin tazminat ödenmesi talep ediliyor.

Apple’ın yanıtı ve alternatiflerin var olduğu iddiası

Apple sözcüsü Tom Parker, şirketin müşterilerine seçenek sunduğunu ve kullanıcıların iCloud’u kullanmak zorunda olmadığını ifade etti.

Parker, birçok Apple müşterisinin iCloud dışında üçüncü taraf bulut hizmetlerine yöneldiğini ve iCloud+’ın gereksiz olduğunu düşündüğünü belirtti. Ayrıca, Apple’ın veri aktarımını mümkün olduğunca kolaylaştırmak için çaba gösterdiğini ve iCloud’un fiyatlandırmasının diğer bulut depolama sağlayıcılarıyla benzer seviyelerde olduğunu savundu.

Apple’a karşı Mart ayında ABD’de de benzer bir dava açılmış ve şirket bu davayı düşürme talebinde bulunmuş ancak başarılı olamamıştı.

Toplu davanın İngiltere’deki aşamaları ve Which?’in talepleri

Dava İngiltere’de opt-out şeklinde toplu dava olarak açılıyor; yani İngiltere’deki kullanıcılar dava kapsamında otomatik olarak yer alıyor.

Ancak İngiltere dışındaki kullanıcılar davaya dahil olmak istiyorsa, aktif olarak başvuruda bulunmaları gerekiyor. Dava, Which?’in kar amacı gütmeyen bir kuruluş olmasına rağmen, küresel dava fonu şirketi Litigation Capital Management (LCM) tarafından finanse ediliyor.

Dava sonucunda, İngiliz Tüketici Hakları Yasası’na göre 2015’ten itibaren iCloud hizmeti almış tüm kullanıcılar tazminat talep etme hakkına sahip olacak. Which? CEO’su Anabel Hoult, Apple’ın İngiliz tüketicilere zarar verdiğini ve bu tür adımların tüketicilerin haklarını koruma ve piyasayı daha rekabetçi hale getirme amacı taşıdığını vurguladı.

Which?, Apple’ın mahkemeye gitmeden davayı çözmesini önererek, tüketicilere tazminat ödemesi ve iOS kullanıcılarının diğer bulut hizmetlerine geçişini kolaylaştırmasını talep ediyor.

Artan rekabet davaları

Büyük teknoloji şirketlerine yönelik benzer rekabet davalarının son yıllarda artması dikkat çekiyor. İngiltere’de geçen yıl Apple’a yönelik bir başka toplu dava, App Store ücretleri nedeniyle geliştiriciler adına açılmıştı.

Aynı yıl Amazon ve Apple, fiyat konusunda gizli anlaşma yaptıkları gerekçesiyle bir başka davaya daha dahil olmuştu. Bu tür davalar, teknolojik inovasyonlar ve kullanıcı hakları arasında adil dengeyi sağlama çabasının devam ettiğini gösteriyor.

Çin, yeni nesil savaş uçağını tanıttı!

Çin, Zhuhai’deki 15. Çin Uluslararası Havacılık ve Uzay Fuarı’nda “White Emperor” veya “Baidi” adıyla tanıtılan, 6. nesil bir savaş uçağı olarak görülen yeni bir modeli tanıttı. Çin Havacılık Endüstrisi Kurumu (AVIC) tarafından geliştirilen bu uçak, Çin Halk Kurtuluş Ordusu Hava Kuvvetleri (PLAAF) için tasarlanıyor ve “uzay-hava savaşçısı” olarak adlandırılıyor.

Çin, yeni nesil savaş uçağını görücüye çıkardı

Baidi, süpersonik hız kapasitesine ve uzay operasyonları gerçekleştirebilme yeteneğine sahip bir yapıya sahip. Fuarda sergilenen model işlevsel bir prototip olmasa da uçak, geniş iç silah bölmesiyle dikkat çekiyor. Bu özellik, daha büyük hava-yer mühimmatları taşıma ve böylece operasyonel esneklik sağlama amacı taşıyor.

Çin, yeni nesil savaş uçağını görücüye çıkardı.
Çin, yeni nesil savaş uçağını görücüye çıkardı.

Baidi’nin aerodinamik yapısı ve keskin açılı tasarımı, radar görünmezliği sağlamak için stealth teknolojisine uygun olarak geliştirilmiş. Burun yapısı, minimum türbülans yaratacak şekilde tasarlanmış olup, çok bölmeli ve koyu renkteki kokpit kanopisi radar yansımalarını azaltarak pilota kızılötesi ve lazerle hedef alınmayı zorlaştıran bir koruma sağlıyor. Uçağın kompakt, delta kanat yapısı çevik manevralar için optimize edilmişken, çift motorlu egzoz sistemi, ısı dağılımını sağlayarak kızılötesi tespit edilme riskini azaltıyor. Kanat ve burun bölgesinde yer alan sensörler ise çevresel veriler ve düşman sistemlerinin izlenmesi için yüksek teknolojili anten sistemlerini içerebileceği düşünülüyor.



White Emperor, insanlı bir 6. nesil uçak olarak tasarlanmış olsa da konsept aşamasında bulunuyor ve elektronik savaş platformu işlevi de üstlenebilir. Böylelikle savaş alanında üstün bir stratejik avantaj sağlama potansiyeli taşıyor. Uçağın insansız olabileceği yönünde spekülasyonlar da olsa, Çin’in bu modeli pilotlu bir sistem olarak değerlendirdiği anlaşılıyor. Bu yeni nesil uçak, yüksek durum farkındalığı ve kapsamlı savaş istihbaratı sağlayarak Çin’in havacılık alanında önemli bir atılım yaptığını gösteriyor.

Termal macundan daha iyi soğutma sağlayan malzeme geliştirildi!

0

Texas Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, geleneksel termal macunlardan daha iyi bir soğutma performansı sunan yeni bir termal arayüz malzemesi (TIM) geliştirdi. Bu yenilikçi malzeme, galinstan adlı bir sıvı metal alaşımının seramik alüminyum nitrit ile birleşiminden oluşuyor ve mevcut ticari soğutuculardan %72’ye kadar daha etkili bir performans sergiliyor. Laboratuvar testlerine göre, bu yeni TIM, Thermalright ve Thermal Grizzly gibi sıvı metal soğutuculara kıyasla %56 ila %72 oranında daha iyi bir ısı dağıtımı sağladı ve sadece 16 cm²’lik bir alandan 2.760 watt’a kadar ısıyı uzaklaştırabildi.

Termal macundan daha iyi soğutma sağlayan malzeme üretildi

Bu malzeme, soğutma sistemlerinin performansını artırırken, aynı zamanda veri merkezleri için büyük bir enerji tasarrufu potansiyeli sunuyor. Araştırmacılar, bu gelişmiş TIM’in soğutma fanları ve pompaları için gereken enerji tüketimini %65’e kadar azaltabileceğini belirtti.

Termal macundan daha iyi soğutma sağlayan malzeme üretildi.
Termal macundan daha iyi soğutma sağlayan malzeme üretildi.

Veri merkezlerinde yıllık enerji tüketiminin %40’ının soğutma için harcandığı düşünüldüğünde, bu yeni malzeme soğutma ihtiyaçlarını %13, genel enerji tüketimini ise en az %5 oranında azaltabilir. Bu sayede karbon salınımı ve operasyonel maliyetlerde de önemli düşüşler elde edilebilir.

Şu an için sadece küçük ölçekli testleri tamamlanan bu malzemenin piyasaya çıkış tarihi belirsiz. Ancak, araştırma ekibi, veri merkezi ortaklarıyla daha büyük üretim testleri üzerinde çalışıyor. Bu nedenle, bu sıvı metal tabanlı termal arayüz malzemesi önce büyük ölçekli sunucu tesislerinde kullanıma girecek ve sonrasında kişisel bilgisayarlara uyarlanabilecek.

ABD, nükleer enerji kapasitesini 3 katına çıkarıyor!

0

ABD, 2050 yılına kadar nükleer enerji kapasitesini üç katına çıkarmayı hedefleyen iddialı bir plan açıkladı. Bu strateji kapsamında, 200 gigawatt ek nükleer kapasite devreye alınarak 2020 seviyelerine kıyasla büyük bir artış sağlanması amaçlanıyor. Artan karbonsuz enerji talebiyle birlikte, 7/24 enerji üretme kapasitesine sahip olan nükleer enerji, giderek daha fazla ilgi görüyor. ABD’nin bu hamlesi, temiz enerjiye geçişte nükleerin merkezi bir rol oynamasını öngörüyor.

ABD, nükleer enerji kapasitesini tam 3 katına çıkaracak

Beyaz Saray, nükleer kapasiteyi artırmak için yeni reaktörler inşa etmenin yanı sıra mevcut tesisleri yenilemeyi ve kapalı santralleri tekrar devreye almayı planlıyor. Kısa vadede, önümüzdeki on yıl içinde 35 gigawatt kapasitenin kullanıma alınması hedefleniyor. Beyaz Saray İklim Danışmanı Ali Zaidi, son dört yılda ABD’nin bu projeyi uygulayacak sanayi kapasitesini oluşturduğunu ve nükleer enerji önündeki engellerin azaltılması yönünde büyük adımlar atıldığını belirtti. Zaidi, yerli yakıt arzı, iş gücü yetersizliği ve düzenleyici altyapı gibi temel sorunların çözüme kavuştuğunu da ifade etti.

Temmuz ayında onaylanan yeni bir yasa, ABD Nükleer Düzenleme Komisyonu’na gelişmiş reaktörler ve yeni yakıt türleri için ek yetkiler sağladı. Bu sayede, nükleer santral inşaatlarının daha hızlı ve düşük maliyetle gerçekleştirilmesi hedefleniyor. ABD’nin bu hamlesi, önümüzdeki COP29 iklim zirvesi öncesinde karbon emisyonlarını azaltma kararlılığını da pekiştiriyor. Biden yönetimi, geçen yılki Birleşmiş Milletler İklim Konferansı’nda 2050’ye kadar nükleer kapasiteyi üç katına çıkarma taahhüdünü yinelemişti.

ABD, bu nükleer hedeflerine büyük reaktörlerin yanı sıra küçük modüler reaktörler ve mikro reaktörlerle ulaşmayı planlıyor. Mevcut 94 reaktörlük nükleer filosu, genelde gigawatt ölçeğinde ve düşük oranda zenginleştirilmiş uranyum (LEU) kullanan hafif su soğutmalı büyük reaktörlerden oluşuyor. 2023 yılı itibarıyla nükleer enerji, ABD’nin kurulu elektrik kapasitesinin yaklaşık 100 gigawattını ve toplam elektrik üretiminin %18’ini oluşturuyordu.