Techinside Google News
Ana Sayfa Blog Sayfa 429

NetEase, yolsuzluk skandalıyla sarsıldı! Eski çalışanlar gözaltında!

Şirketin eski e-spor başkanı Xiang Liang ve NetEase Games’in eski genel müdürü Jin Yuchen, kara para aklama ve rüşvet suçlamalarıyla gözaltına alındı.

Çin’in popüler medya kuruluşlarından Leifeng’in haberine göre, eski çalışanların 800 milyon ila 1 milyar yuan (yaklaşık 111-139 milyon dolar) arasında bir miktarı akladıkları iddia ediliyor. Şirket, Bloomberg Law’a yalnızca polis soruşturmasını doğrularken, suçlamaların detayları hakkında bilgi vermedi.

Şirket içi ve dışında geniş kapsamlı soruşturma

NetEase, iç soruşturmalar sonucunda rüşvet ve yolsuzluk iddialarına karıştıkları gerekçesiyle dokuz çalışanını işten çıkardığını açıkladı.

Şirketin çalışanlarına gönderdiği bir iç yazışmada, NetEase’in 27 iş ortağıyla tüm ticari ilişkilerini kestiği belirtildi. Bu firmaların, söz konusu yolsuzluk vakasına dolaylı veya doğrudan bağlantılı olduğu iddia ediliyor. Yicai Global’in haberine göre, soruşturma sürecinde bazı dış ortaklar da suçlamalara dahil edildi.

NetEase, “Diablo Immortal” ve “Naraka: Bladepoint” gibi büyük çaplı oyun projeleriyle tanınıyor. Naraka: Bladepoint, dünya çapında büyük bir oyuncu kitlesine hitap ederek Steam platformunda anlık 109,000 oyuncu ortalamasıyla dikkat çekiyor.

Şirketin, Marvel ve Destiny gibi popüler franchise’lar üzerine inşa edilmiş iki yeni ücretsiz oyun projesi de geliştirme aşamasında.

Oyun endüstrisinde beyaz yaka suçları artıyor

Oyun sektörü, son yıllarda yolsuzluk, içerden bilgi sızdırma ve kara para aklama gibi beyaz yaka suçlarıyla gündeme gelmeye devam ediyor. Geçtiğimiz yıl, Sonic the Hedgehog’un yaratıcılarından Yuji Naka, içerden bilgi sızdırma suçlamasıyla 1,1 milyon dolarlık bir para cezasına çarptırılmıştı.

Bu gelişmeler, oyun sektöründe büyüme devam ederken şirketlerin yolsuzluk ve şeffaflık konularında daha sıkı önlemler alması gerektiğine dikkat çekiyor. NetEase’in bu skandalı, sektördeki diğer büyük şirketler için de örnek teşkil edebilir.

Dünyanın ilk çekilebilir ekran paneli!

0

LG, ekran teknolojisinde devrim yaratabilecek yeni bir prototip ekranı tanıttı. Bu ekran, tam anlamıyla “çekilebilir” özelliğe sahip olup, 12 inçlik bir ekranın %50 oranında genişlemesini sağlayabiliyor. Yani, bu ekran 12 inçten 18 inçe kadar esneyerek boyutunu değiştirebiliyor. LG, bu prototipi tanıtarak esnek ekranlar konusunda önemli bir adım atmış oldu. Şirketin önceki yıllarda geliştirdiği esnek ekranlar da vardı, ancak bu yeni prototip, görüntü kalitesinden hiçbir ödün vermeden, çok daha geniş bir esneme oranı sunuyor.

LG, dünyanın ilk çekilebilir ekran panelini görücüye çıkardı

Ekran, 100 ppi çözünürlüğe sahip ve tam RGB renk gamı sunarak görsel açıdan da oldukça yüksek bir performans sergiliyor. Esnek ekranlar genellikle dayanıklılık konusunda bazı zorluklarla karşılaşırken, LG’nin bu yeni prototipi, 10.000 defa gerilmeye karşı direnç gösterebilecek şekilde tasarlanmış. Bu da, ekranın uzun ömürlü ve sağlam olmasını sağlıyor. Ayrıca, ekranın çalışabilmesi için yalnızca 40 mikrometre büyüklüğünde bir mikro LED ışık kaynağı kullanılarak görüntü kalitesinin korunması sağlanmış. Bu sayede, ekran ekstrem sıcaklık değişimleri veya darbelere karşı da yüksek dayanıklılık gösteriyor.

LG, dünyanın ilk çekilebilir ekran panelini görücüye çıkardı.

LG’nin bu yeni teknolojisi, sadece esnek ekranlar değil, aynı zamanda ekranın çeşitli şekil ve form alabilme özelliği ile de dikkat çekiyor. Şirket, ekranın moda, giyilebilir teknolojiler ve mobilite gibi farklı sektörlerde kullanılmasını planlıyor. Tanıtım etkinliğinde, bu teknolojinin giyilebilir teknolojilerde, örneğin itfaiyecilerin kıyafetlerinde veya araç içi kavisli göstergelerde entegre edilmesi gibi çeşitli yenilikçi kullanım alanları üzerinde duruldu.

Ancak şu an için bu ekranın ticari olarak piyasaya ne zaman sürüleceği hakkında bir tarih verilmedi. Bununla birlikte, LG’nin bu teknolojinin gelecekteki kullanım alanlarını genişletme amacı taşıdığı ve esnek ekran teknolojilerinin daha yaygın hale geleceği düşünülüyor. Bu gelişme, mobil cihazlar, giyilebilir teknoloji, otomotiv sektörleri ve hatta moda gibi birçok alanda yeni fırsatlar yaratabilir.

OpenAI’da istifalar devam ediyor!

OpenAI’ın önde gelen güvenlik araştırmacılarından Lilian Weng, şirketten ayrıldığını duyurdu ve bu karar, şirket içinde yaşanan ayrılıklara bir yenisini ekledi. Weng, yaklaşık yedi yıldır güvenlikten sorumlu başkan yardımcısı olarak görev yapmaktaydı ve Ağustos ayında terfi etmişti.

OpenAI’da istifalar son hız sürüyor

Sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, OpenAI’dan “yeniden başlamak ve yeni bir şeyler denemek” amacıyla ayrıldığını belirtti. TechCrunch’ın haberine göre, Weng’in OpenAI’daki son iş günü 15 Kasım olacak, ancak gelecek planlarına dair herhangi bir bilgi paylaşmadı. Ayrılışıyla ilgili olarak, şirketin güvenlik sistemleri ekibinin her bir üyesiyle gurur duyduğunu ve ekibin gelişmeye devam edeceğine inancının tam olduğunu ifade etti.

OpenAI'da istifalar son hız sürüyor.
OpenAI’da istifalar son hız sürüyor.

Weng’in ayrılışı, OpenAI içinde yaşanan diğer önemli ayrılıkların bir parçası olarak dikkat çekiyor. Geçtiğimiz yıl, bazı yöneticiler şirketin yapay zeka güvenliğinden çok ticari ürünlere öncelik verdiğini öne sürerek ayrılma kararı almışlardı. Bu durum, OpenAI’ın iç dengelerinde belirgin bir değişimi gözler önüne seriyor.

Şirket sözcüsü ise yaptığı açıklamada, Weng’in güvenlik alanındaki çığır açan araştırmalarının ve katkılarının oldukça değerli olduğunu vurguladı ve güvenlik sistemleri ekibinin yüz milyonlarca insana hizmet eden sistemlerin güvenilirliğini sağlamada önemli bir rol oynamaya devam edeceğine olan güvenlerini ifade etti.

Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yanıtlarınızı aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz. Görüşleriniz bizim için gerçekten çok değerli. Paylaşmaktan çekinmeyin! Yorumlarınızı büyük bir merakla bekliyoruz.

RNA terapisi ile görme sorunları çözülebilir!

0

RNA düzenleme teknolojisi kullanılarak geliştirilen yeni bir RNA terapisi, diyabet ve yaşlanmaya bağlı olarak ortaya çıkan görme sorunlarına umut vadediyor. Bu tedavi, özellikle gözde damar sorunlarına bağlı görme kaybı yaşayanlar için geleneksel yöntemlere kıyasla daha etkili ve kalıcı bir çözüm sunuyor.

RNA terapisi ile görme sorunları çözülecek

Diyabetik retinopati gibi, dünya çapında diyabetlilerin yaklaşık %22’sini etkileyen bu ciddi göz hastalığının tedavisi, mevcut yöntemlerle sınırlı kalıyor ve genellikle göze düzenli olarak yapılan ilaç enjeksiyonlarına dayanıyor. Ancak, Avustralya Göz Araştırmaları Merkezi (CERA) ve Melbourne Üniversitesi tarafından yürütülen yeni bir çalışma, RNA düzenleme teknolojisinin bu enjeksiyonları gereksiz hale getirebileceği ve milyonlarca insan için daha kolay bir tedavi sunabileceği yönünde önemli bulgular ortaya koydu.

RNA terapisi ile görme sorunları çözülecek.
RNA terapisi ile görme sorunları çözülecek.

Bu çığır açıcı RNA terapisi, görme kaybına neden olan diyabetik retinopati ve yaşa bağlı maküla dejenerasyonu gibi hastalıklarla mücadelede devrim niteliğinde bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Tedavi yöntemi, CRISPR-Cas13 gibi RNA düzenleme araçları kullanarak, bu hastalıklarda VEGF proteininin aşırı üretimini baskılamayı hedefliyor. Böylece hastalığın ilerlemesi yavaşlatılıyor ve görme kaybı önleniyor.

Araştırmanın baş yazarı ve CERA’da doktora öğrencisi olan Satheesh Kumar, RNA düzenlemesinin, hücrelerin DNA yapısını değiştirmeden genetik talimatları modifiye ederek hücre davranışını değiştirme imkanı sunduğunu belirtti. Bu yeni terapi, göz sağlığı alanında invaziv enjeksiyonlara duyulan ihtiyacı azaltarak, göz hastalıklarının tedavisinde yeni bir dönem başlatabilir.

Türk mühendisler, görme engelliler için akıllı baston tasarladı!

0

Türk mühendisler tarafından geliştirilen akıllı baston, görme engellilerin yaşamını kolaylaştırmak için inovatif özelliklerle donatıldı. Geleneksel bastonların yalnızca yer seviyesindeki çukur, basamak gibi engelleri algılayabildiği düşünüldüğünde, WeWalk tarafından üretilen bu akıllı baston, baş ve göğüs bölgesindeki engelleri de algılayarak görme engelli kullanıcıya ses ve titreşim yoluyla uyarı gönderiyor. Bu özellik, görme engellilerin günlük hayatta karşılaşabileceği riskleri azaltmada büyük bir güvenlik avantajı sunuyor.

Türk mühendisler, görme engelliler için akıllı baston geliştirdi

Navigasyon işlevine de sahip olan akıllı baston, kullanıcıya sesli yönlendirmelerle hedefe ulaşma imkanı sağlıyor. Ayrıca toplu taşıma entegrasyonu sayesinde yakındaki otobüs duraklarını ve duraktan geçen araçları listeliyor, böylece hangi otobüsün ne zaman geleceği gibi bilgilere erişim sağlıyor. Kullanıcı, bastonun sesli asistanı ile telefonuna ihtiyaç duymadan tüm bu işlemleri gerçekleştirebiliyor. İstanbul Teknik Üniversitesi ARI Teknokent’te faaliyet gösteren WeWalk’un bu projesi, uluslararası alanda da ses getirmiş; Time Dergisi tarafından yılın icadı seçilmiş ve İngiltere’de ‘yılın inovasyonu’ ödülünü Kral Charles tarafından takdim edilmiştir. Bu başarı, Türkiye’ye ilk kez Edison Ödülü’nü kazandırarak WeWalk ekibinin global çapta tanınmasına da katkı sağlamıştır.

Bugün dünya genelinde 59’dan fazla ülkede binlerce kullanıcıya ulaşan akıllı bastonun daha geniş kitlelere erişmesi hedefleniyor. WeWalk’un kurucu ekibinden Murat Ugiş, internet üzerinden satışın yanı sıra sosyal sorumluluk projeleri ve sosyal destek fonları yoluyla bu teknolojiyi daha çok görme engelliye ulaştırmayı amaçladıklarını belirtiyor. Bu doğrultuda, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı ile iş birliği yaparak görme engelli gaziler ve öğrenciler için projeler geliştiriyorlar.

Ayrıca WeWalk, “Danış” adını verdikleri yeni bir hizmeti de kullanıma sundu. Danış, görme engellilerin telefonlarının kameraları aracılığıyla profesyonel bir asistana bağlanarak çevrelerindeki nesneler hakkında bilgi almalarını sağlıyor ve ücretsiz sunulması hedeflenen bu hizmetin engelli bireylerin hayatını daha da kolaylaştıracağı düşünülüyor.

Finlandiya’ya Avrupa’nın en büyük elektrikli kazan tesisi kurulacak!

0

Finlandiya’nın Helsinki şehrine inşa edilecek 200 MW kapasiteli elektrikli kazan tesisi, Avrupa’nın en büyük elektrikli kazan tesisi olma özelliğine sahip olacak. Bu tesis, dört adet 50 MW kapasiteli elektrikli kazanla toplam 200 MW’lık bir kapasiteye sahip olacak ve aynı zamanda termal batarya depolama sistemiyle desteklenecek. Helen adlı firma tarafından geliştirilen proje, elektrik fiyatlarının düşük olduğu zamanlarda enerji üretimini artırarak fazla ısının bataryalarda depolanmasını sağlayacak. Bu şekilde, depolanan enerji daha sonra ihtiyaca göre kullanılacak veya satılacak. Bu sistem sayesinde, enerji üretiminde yüksek verimlilik sağlanırken, müşterilere de uygun fiyatlı ısı hizmeti sunulması hedefleniyor.

Finlandiya’ya Avrupa’nın en büyük elektrikli kazan tesisi inşa edilecek

Termal batarya, 1000 MWh kapasiteye sahip olacak ve bu bataryalar, özellikle enerji fiyatlarının düşük olduğu dönemlerde, elektriği ısıya dönüştürerek depolayacak. Bu depolama sayesinde, enerji üretiminin maliyetleri daha düşük olacak ve bu da müşterilere daha uygun fiyatlarla enerji sunulmasına olanak tanıyacak. Ayrıca, bataryalar yüksek kapasiteli ısı depolama üniteleriyle desteklenecek.

Finlandiya'ya Avrupa'nın en büyük elektrikli kazan tesisi inşa edilecek.
Finlandiya’ya Avrupa’nın en büyük elektrikli kazan tesisi inşa edilecek.

Bu depolar, anlık yüksek kapasiteye sahip olsa da, enerjinin düşük olduğu zamanlarda maksimum verimle çalışarak bataryaları şarj edebilecek. Her bir bataryanın şarj ve deşarj kapasitesi 100 MW olacak ve bu depoların 40 metre yüksekliğinde devasa yapılar olacağı belirtiliyor.

Bu tesisin inşasının 2025 yılında başlayıp, 2026-2027 kış sezonunda faaliyete geçmesi planlanıyor. Helen firmasının geçmişte duyurduğu 30 MW’lık ısı pompası da bu projeye dahil olacak. Proje, elektrik fiyatlarının negatif olduğu zamanlarda enerji üretimini artırarak maddi avantaj sağlıyor ve bu enerjiyi termal enerji olarak satarak ek kazanç elde ediliyor. Örneğin, Hollanda’da geçtiğimiz yıl gerçekleşen ortalama negatif enerji fiyatları -26 € MWh seviyesindeydi, bu da tesisin düşük fiyatlı elektrikle çalışarak kâr elde etmesini sağlayacak. Bu tür projeler, enerji üretiminde yenilikçi yaklaşımlar sunarak sürdürülebilir ve verimli çözümler geliştirilmesini sağlıyor.

Hem ısı hem de elektrik üreten kiremit icat edildi!

0

Paxos firması, hem ısı hem de elektrik üreten yenilikçi çatı kiremitleri geliştirdi. Bu kiremitler, evlerin ısınmasını sağlamak için güneş panelleri teknolojisini kullanırken, aynı zamanda elektrik üretimine de katkıda bulunuyor. Kiremitlerin altına yerleştirilen hava yolları sayesinde, kiremitler güneş ışığı veya bulutlu hava koşullarında bile ısınabiliyor. Bu ısınan hava, bir fan aracılığıyla ısı pompasına yönlendirilerek, dışarıdaki havadan çok daha verimli bir şekilde içeriye ısı sağlıyor. Bu sistem, özellikle kış aylarında dış hava sıcaklığının düşük olduğu zamanlarda, geleneksel ısı pompalarına göre daha az enerji tüketiyor ve elektrik tüketimini yılda %20 oranında azaltabiliyor.

Hem ısı hem de elektrik üreten kiremit tasarlandı

Bu teknolojinin temel avantajlarından biri, geleneksel ısıtma sistemlerinin karmaşıklığını ortadan kaldırmasıdır. Paxos, daha önce benzer sistemlerde kullanılan karmaşık ısı taşıma yöntemlerini basitleştirerek, sadece kiremitlerin altındaki oluklar aracılığıyla ısıyı toplayan ve yönlendiren bir çözüm sunuyor.

Bu sayede sistem daha düşük maliyetle üretiliyor ve bakım ihtiyacı da azalmış oluyor. Ayrıca, bu kiremitlerin 1 kW’lık enerji üretim kapasitesiyle fiyatı yaklaşık 1500 € civarında. Bu, geleneksel güneş panellerine göre biraz daha pahalı olabilir, ancak bu kiremitler, ayrıca bir çatı inşa etmeye gerek kalmadan doğrudan mevcut çatılara monte edilebiliyor.

Kiremitlerin üretim kapasitesi metrekare başına 190 W’ya kadar çıkabiliyor. Almanya’da yapılan testlerde, bu sistemle entegre ısı pompalarının yılda %20 daha az elektrik tükettiği gözlemlenmiş. Ayrıca, bu kiremitlerin ağırlığı, metrekare başına sadece 31 kg ile normal beton çatılara göre daha hafif ve bu da montaj işlemini kolaylaştırıyor. Özellikle işçilik maliyetlerinin yüksek olduğu Almanya gibi ülkelerde, bu sistemin sunduğu tasarruf oldukça önemli. Paxos, bu teknolojinin üretim haklarını Almanya’nın en büyük firmalarından Meyer Burger’e satmış durumda ve bu, ürünün daha geniş pazarlara ulaşmasını sağlayacak.

TSMC’nin ABD’de 2nm çip üretmesi yasaklanacak mı?

0

Tayvan hükümeti, ABD‘de başkanlık görevine gelmesi beklenen Donald Trump’ın, Tayvan’ın ABD’den yarı iletken teknolojisini çaldığı iddialarına tepkili görünüyor. Özellikle Tayvan’ın yarı iletken devi TSMC’nin ABD’de büyüme stratejisi de hükümetin endişelerini artırıyor. İşte son dönemde çok konuşulan konu hakkındaki en önemli ve en çarpıcı detaylar…

TSMC’nin ABD’de 2nm çip üretmesi yasaklanabilir

Trump’ın Tayvan’a yönelik bu suçlayıcı söylemlerinin ardından Tayvan hükümeti, TSMC’nin 2nm gibi ileri düzeydeki üretim süreçlerini sadece kendi topraklarında gerçekleştirmesini zorunlu kılacak bir kısıtlama getirmeyi değerlendirebilir. Bu kısıtlama, ABD’de kurulan TSMC tesislerinin 2nm üretim yapmasını yasaklayarak Tayvan’a stratejik bir üstünlük kazandırmayı amaçlıyor.

TSMC’nin ABD’de 2nm çip üretmesi yasaklanabilir.
TSMC’nin ABD’de 2nm çip üretmesi yasaklanabilir.

TSMC, Biden yönetimi döneminde ABD’nin teşvik ve düzenlemelerinden yararlanarak Arizona’da 4nm ve 5nm üretim yapabilecek bir tesis inşa etmiş ve bu fabrika Aralık ayında faaliyete geçmeye hazırlanıyordu.

Ancak Tayvan’ın olası bir kısıtlama kararı, 2nm ve daha gelişmiş çip üretim süreçlerinin Tayvan dışına çıkmasına engel olacak gibi görünüyor. Trump yönetimiyle ilişkilerin nasıl şekilleneceği belirsizliğini korurken, bu hamle iki ülke arasındaki yarı iletken sektöründeki bağları ciddi ölçüde etkileyebilir.

Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce TSMC çip üretimini ileri boyuta taşıyabilecek mi? Yanıtlarınızı aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz. Görüşleriniz bizim için gerçekten çok değerli. Paylaşmaktan çekinmeyin! Yorumlarınızı büyük bir merakla bekliyoruz.

Almanya’da elektrik fiyatları fırladı! Peki neden?

Avrupa’da, özellikle Almanya’da yaşanan elektrik krizi, yenilenebilir enerji kaynaklarının yetersiz kalması sonucu elektrik fiyatlarının rekor seviyelere çıkmasına yol açtı. Bu durumun başlıca nedeni, bölgedeki hava koşullarının rüzgarsız ve güneşsiz olması, yani yenilenebilir enerji üretiminin ciddi şekilde düşmesiydi. Almanya’da, 6 Kasım’da toptan elektrik fiyatları, akşam saatlerinde MWh başına 805-820 euroya çıkarak sekiz kat artış gösterdi. Bu fiyat artışı, 2022 yılındaki enerji krizini hatırlatan bir zirveye ulaşmış oldu.

Almanya’da elektrik fiyatları zirveye ulaştı

Bu aşırı fiyat artışlarının ana sebebi, “Dunkelflaute” adı verilen hava koşullarıydı. Bu, yüksek basınç sistemlerinin etkisiyle rüzgarların zayıfladığı ve güneş ışığının da az olduğu bir dönemi ifade ediyor. Almanya’daki rüzgar enerjisi üretimi, yıllık ortalama %32’den %7’ye kadar düşerken, güneş enerjisindeki üretim de azaldı. Birleşik Krallık’ta da benzer bir durum yaşandı; rüzgar enerjisi üretimi %7.6 seviyelerine geriledi.

Almanya'da elektrik fiyatları zirveye ulaştı.
Almanya’da elektrik fiyatları zirveye ulaştı.

Bu durumda, gaz ve kömürle çalışan santrallere olan talep arttı. Almanya’da gazla elektrik üretimi üç kat artarak %30’a, İngiltere’de ise %60’a yükseldi. Ancak gaz fiyatları hala kriz öncesi seviyelerin iki katı kadar yüksek, bu da elektrik üretim maliyetlerini artırarak fiyatları daha da yükseltti.

Bu kriz, Avrupa’nın hızla yenilenebilir enerji kapasitesini artırma çabalarına rağmen, hala pahalı hidrokarbonlara olan bağımlılığına dikkat çekiyor. Yenilenebilir enerjilerin stabil bir enerji arzı sağlama konusunda yaşadığı kesintiler, Avrupa’nın gelecekteki enerji güvenliğini tehdit edebilecek bir durum yaratıyor. Yenilenebilir enerjinin doğal olarak kesintili olması, sistemin esnekliğini sınırlıyor. Bu nedenle, enerji üretiminin yoğun olduğu saatlerde fazla enerji üretimi depolanarak kullanılabilir hale getirilmeli. Bunun yanı sıra, ülkeler nükleer enerjiye daha fazla yönelmeye başlıyor; dünya genelinde 60 nükleer reaktör inşa edilirken, 110 reaktörün daha inşası planlanıyor.

Bu gelişmeler, Avrupa’nın enerji geçişinin sürdürülebilirliği için büyük bir uyarı işareti olarak değerlendiriliyor ve temiz enerjiye geçişin aynı zamanda enerji güvenliği ile dengelenmesi gerektiği gerçeğini ortaya koyuyor.

Elektronların moleküler kristal yapısı ilk defa görüntülendi!

0

Bilim insanları, yıllardır üzerinde çalıştıkları Wigner moleküler kristalini nihayet ilk kez görüntülemeyi başardı. Elektronlar genellikle madde içinde serbestçe hareket eden hızlı parçacıklardır, ancak 1930’larda fizikçi Eugene Wigner, düşük yoğunluk ve soğuk sıcaklıklarda elektronların hareketsiz hale gelip, Wigner kristali olarak bilinen bir yapıyı oluşturabileceğini öngörmüştü. Bu kristalin, elektronların bir araya gelerek bal peteği şeklinde dizildiği bir yapı olduğu bilinmekteydi. Ancak, bilim insanları, Wigner moleküler kristalini, daha karmaşık bir düzenin ürünüdür, yani bir araya gelen iki ya da daha fazla elektronun oluşturduğu yapay moleküllerin düzenli bir şekilde sıralandığı bir yapıyı ilk kez doğrudan gözlemledi.

Elektronların moleküler kristal yapısı resmen görüntülendi

Berkeley Laboratuvarı’nda yapılan bu keşif, taramalı tünelleme mikroskobunun (STM) kullanılmasıyla mümkün oldu. STM, daha önce bu tür yapıların görüntülenmesinde sorun yaratmıştı çünkü mikroskobun uç kısmı, elektron yapısına zarar veriyordu. Ancak, araştırmacılar, STM ucunun elektrik alanını minimize ederek, Wigner moleküler kristalini hassas bir şekilde görüntülemeyi başardı. Bu buluş, bilim dünyasında heyecanla karşılandı çünkü Wigner moleküler kristallerinin doğrudan gözlemi, kuantum fiziği ve elektron hareketi hakkında daha fazla bilgi edinmemizi sağlayacak yeni bir kapı aralıyor.

Deneyler sırasında, araştırmacılar tungsten disülfür (WS2) tabakasını, altıgen boron nitrür (hBN) ve grafit bir kapı katmanının üzerine yerleştirerek bükülmüş tungsten disülfür moiré süper kafesi adlı bir nanomalzeme oluşturdu. Bu yapı, düşük sıcaklıklarda elektronları yerel olarak sınırlayan bir enerji potansiyeli yaratıp, elektronların Wigner molekül durumuna geçişini sağladı.

Bu yeni kuantum fazının doğrudan gözlemlenmesi, kuantum hesaplama ve diğer potansiyel uygulamaların geliştirilmesinde önemli bir adım olabilir. Araştırmacılar, gelecekteki deneylerde bu teknikle Wigner moleküler kristallerinin daha ayrıntılı incelemelerini yapmayı ve potansiyel uygulamaları keşfetmeyi hedefliyor.

Kök hücre tedavisiyle görme yetisi geri kazandırılıyor!

0

Japonya’daki Osaka Üniversitesi’nden uzmanlar tarafından geliştirilen kök hücre tedavisi, görme kaybı yaşayan dört kişide körlüğü tedavi etmeyi başardı. Bu tedavi, özellikle kornea hasarı bulunan kişilerde uygulandı ve ilk kez insanlarda başarılı bir sonuç elde edildi. Kök hücre tedavisinin güvenli olduğu belirtilse de daha geniş çaplı klinik çalışmaların yapılması gerektiği ifade ediliyor. Tedavi, gözdeki korneada meydana gelen hasarı iyileştirmeyi amaçlayan bir yöntem olarak, gözün şeffaf yüzeyini yeniden şekillendirmeye yönelik bir yaklaşımı içeriyor.

Kök hücre tedavisiyle görme yetisi geri kazandırıldı

Bu tedavide kullanılan kök hücreler, hastaların gözlerinde oluşan yara dokusunu temizledikten sonra, yeniden programlanmış kök hücrelerle oluşturulan epitel hücre tabakaları ile değiştirildi. Tedavi süreci boyunca, dört hastadan üçü bir yıldan fazla süreyle önemli iyileşmeler kaydetti.

Kök hücre tedavisiyle görme yetisi geri kazandırıldı.
Kök hücre tedavisiyle görme yetisi geri kazandırıldı.

Dördüncü hasta ise geçici bir iyileşme yaşadı ancak bu sonuç uzun süreli olmadı. Uygulanan tedavi, bağışıklık sistemi tarafından reddedilmedi ve tümör oluşumu gibi büyük yan etkiler de gözlemlenmedi. Bu tedavi, kornea üzerinde ciddi hasar bulunan ve limbal kök hücre eksikliği (LSCD) yaşayan hastalar için büyük bir umut vaadediyor.

Tedavi, embriyonik benzeri bir duruma dönüştürülmüş sağlıklı bağışçı kan hücrelerinden elde edilen uyarılmış pluripotent kök hücreleri kullanılarak yapıldı. Bu hücreler, korneal epitel hücrelerine dönüştürülerek, hastaların kornealarındaki yara dokusunun temizlenmesinin ardından yerleştirildi. Tedavi sonrası gözlemler, iyileşmenin önemli olduğunu ve büyük bir yan etkisi olmadığını gösterdi. Ancak bu tedavinin daha fazla hasta üzerinde test edilmesi gerektiği vurgulanıyor.

xAI, yapay zeka aracı Grok’un ücretsiz sürümünü test ediyor!

Hafta sonu boyunca çeşitli araştırmacılar ve kullanıcılar, belirli bölgelerde Grok için planlanan ücretsiz versiyonun test edilmeye başlandığını bildirdi.

Şu anda Yeni Zelanda’daki ücretsiz X kullanıcıları, sınırlı sayıda Grok-2 modelini test edebiliyor. Araştırmacı Swak’ın verdiği bilgilere göre ücretsiz versiyon kullanım limitleriyle sunuluyor: Grok-2 modelinde iki saatte bir 10 sorgu, Grok-2 mini modelinde ise 20 sorgu yapılabiliyor. Ayrıca günde üç adet görüntü analizi sorgusu hakkı tanınıyor.

Kullanıcıların bu ücretsiz hizmetten yararlanabilmesi için hesaplarının en az yedi gün önce açılmış olması ve telefon numarası doğrulaması yapılmış olması gerekiyor.

Grok-2 modelinin özellikleri ve kullanım alanları

Ağustos ayında tanıtılan Grok-2, görüntü oluşturma kapasitesiyle dikkat çekiyor. Black Forest Labs’in FLUX.1 modeliyle desteklenen bu teknoloji, geçen ay görüntüleri anlama yeteneği de kazandı.

Bu özellikler, bugüne kadar yalnızca Premium ve Premium+ kullanıcılarına sunuluyordu. Ancak xAI, yapay zeka aracını ücretsiz kullanıcılara da açarak daha geniş bir kullanıcı kitlesine erişmeyi, bu sayede hızlı bir geri bildirim döngüsü oluşturmayı ve ChatGPT, Claude ve Gemini gibi rakip modellerle rekabetini artırmayı hedefliyor.

xAI’nin hedefleri ve Grok’un pazar konumu

xAI’nin Grok’un kullanıcı tabanını genişletme hamlesi, şirketin büyüme stratejisinin bir parçası olarak görülüyor. Daha geniş bir kullanıcı kitlesi, botun geliştirilmesi ve kullanıcı deneyiminin iyileştirilmesi adına hızlı geri bildirim sağlıyor.

Bu gelişmeler, xAI tarafından geliştirilen yapay zeka aracının ChatGPT ve diğer popüler yapay zeka çözümleri karşısında pazarda güçlü bir yer edinmesi açısından kritik önem taşıyor. xAI, kısa süre önce birkaç milyar dolarlık yatırım toplamak amacıyla görüşmelere başladığını ve şirketin değerinin 40 milyar dolar seviyesine ulaştığını duyurmuştu.

X platformunun ücretsiz kullanıcılarına açılması planlanan Grok’un, özellikle diğer yapay zeka sohbet botlarıyla rekabetinde ne kadar başarılı olacağı, teknolojinin gelişimi ve kullanıcı memnuniyeti açısından yakından takip edilecek.

Sikloidal tekerlekli arazi robotu geliştirildi

0

Texas A&M Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, her türlü arazi ortamında robotik kullanımında önemli bir adım atarak, sikloidal tekerleklere sahip bir robot geliştirdiler. Mühendislik Teknolojileri ve Endüstriyel Dağıtım Bölümü’ndeki Uyarlanabilir Robotik ve Teknoloji Laboratuvarı, en son çığır açan buluşu olan Sikloidal Artırılmış Tekerlek’i (CLAW) geliştirdi. Bu benzersiz sistem, robotun düz yüzeylerde tekerlek hareketini pürüzsüz bir şekilde sürdürürken, engelleri aşmak için tırmanma hareketine zahmetsizce geçiş yapmasını sağlıyor.

Sikloidal tekerlekli arazi robotu

Mühendislik Teknolojisi ve Endüstriyel Dağıtım Bölümü’nde doçent olan Dr. Kiju Lee ve Makine Mühendisliği Bölümü’nden J. Mike Walker, ’66, makine mühendisliği doktora öğrencisi Yuan Wei ile birlikte CLAW’u geliştirdiler. Lee’nin araştırma ekibi, 2020-2021 yılları arasında DARPA tarafından finanse edilen bir proje için Uyarlanabilir Tekerlek ve Bacak Dönüştürülebilir Robot’u (a-WaLTR) geliştirdi.

α-WaLTR, ihtiyaç halinde tekerlekleri veya bacakları kullanarak, insan yardımı olsun veya olmasın, merdivenler de dahil olmak üzere çeşitli yüzeylerde hareket edebilir. Lee, robotlardaki yer hareketini iyileştirmek için α-WaLTR’yi yarattı. Tekerlek ve bacaklar arasında geçiş yapan a-WaLTR’nin aksine, CLAW mekanizması paletli veya geleneksel tekerlekli robotlara uyarlanabilir.

ABD Tarım Bakanlığı Ulusal Gıda ve Tarım Enstitüsü, başlangıçta çeşitli tarımsal durumlar için ölçeklenebilir ve uyarlanabilir bir robot sürüsü geliştirmeye odaklanan Ulusal Robotik Girişimi 3.0 girişimi aracılığıyla çalışmayı finanse etti.

CLAW ile bu robotlar, tarım alanlarının farklı topografya ve hava koşullarıyla başa çıkabiliyor. PENÇE, yükseklere ulaşmak için uzar ve yere yaklaştığında geri çekilir, böylece tekerleğin yüzeyle sürekli temas halinde kalması sağlanıyor.Tasarım ayrıca arama ve kurtarma, afet müdahalesi ve askeri görevlerde robotların kullanımını da genişletebilir. Wei’nin her ikisi de doktor olan ebeveynleri tekerlekli sandalyelerde potansiyel uygulamalar gördüler.

Robot, çoklu arazi hareketliliğinin yanı sıra güvenilir engel ve merdiven tırmanma özelliği de sergiledi. CLAWbot, tekerlekli robot kontrolü, yerelleştirme ve navigasyon konusundaki önceki araştırmalara dayanarak, kendi kendine çalışma yeteneklerini geliştirmek için sağlam bir çerçeve sunuyor.

Xpeng insan hareketlerini taklit eden insansı robotu “Iron”u tanıttı

Çin merkezli elektrikli araç üreticisi Xpeng, robotik alanda çığır açan bir yenilikle insan hareketlerini taklit eden ve 60 ekleme sahip “Iron” adını verdikleri insansı robotunu tanıttı. Xpeng insan hareketlerini taklit eden bu yenilikçi robotu ilk defa tanıttı. İlk defa tanıtılan IronTesla’nın insansı robotu Optimus’a doğrudan rakip olarak gösteriliyor. Xpeng, Iron’un otomotiv üretim hatlarında aktif olarak kullanılmaya başladığını açıkladı.

İnsan boyutunda ve 200 serbestlik derecesine sahip

Yaklaşık 1.78 metre boyunda ve 70 kilogram ağırlığındaki Iron, bir insanın ölçüleriyle neredeyse birebir. Xpeng insan boyutuna sahip olan bu robotun, 200 dereceye kadar hareket kabiliyetine sahip eklemleri sayesinde karmaşık görevleri yerine getirebiliyor. Xpeng, Iron’un yeni P7+ model elektrikli araçlarının montajında görev aldığını ve fabrikanın operasyonlarına hız ve verimlilikkattığını belirtti.

Yapay zeka tabanlı turing çipi ile güçlendirilmiş

Iron’un gelişmiş işlevselliği, Xpeng tarafından özel olarak tasarlanan 40 çekirdekli Turing AI çipinden geliyor. Xpeng insan odaklı bu çip, robotun 30 milyar parametreyi hızlı bir şekilde işleyebilmesini sağlayarak karar verme ve görev ayarlama yeteneklerini güçlendiriyor. Xpeng, Turing çipinin 40 gün gibi kısa bir sürede 2.700 işlevsel doğrulamayı tamamladığını ve bu başarının sektör ortalamasının üç katı olduğunu belirtti.

Fabrika dışında kullanım alanları genişliyor

Xpeng, Iron’u sadece fabrika uygulamalarıyla sınırlı tutmayı planlamıyor. Robotun perakende mağazalarında, ofislerde ve hatta evlerde yönetim ve müşteri hizmetleri gibi çeşitli görevlerde de kullanılabileceği belirtiliyor. Tıpkı Tesla’nın Optimus robotu gibi Iron da otonom sürüş teknolojilerinden faydalanıyor ve Xpeng insan ihtiyaçlarına odaklanarak bu teknolojileri kullanıyor.

Yeni elektrik sistemi ve uçan araba duyurusu

Xpeng, Iron dışında yeni nesil 800V yüksek voltajlı silikon karbür platformu olan “Kunpeng” elektrik sistemini de tanıttı. Kunpeng, elektrikli araçlarda enerji verimliliğini artırarak menzil genişletme sağlıyor ve AI destekli bataryası ile yalnızca 12 dakikada yüzde 80 şarj kapasitesine ulaşıyor.

Bunlara ek olarak, Xpeng hibrit uçan araçlar üzerinde çalıştığını ve ilk lansmanın 2026 yılında yapılacağını duyurdu. 2025 yılına kadar 60 ülkeye genişlemeyi hedefleyen şirket, küresel ölçekte teknoloji liderliğine ulaşmayı amaçlıyor ve bu yolda Xpeng insan merkezli yenilikler sunmaya devam ediyor.

TSMC Arizona tesisleri, Trump ve Biden’ın katılımıyla açılıyor

ABD’nin Arizona eyaletinde TSMC’nin dev yatırımlarla inşa ettiği döküm tesislerinin açılışı için geri sayım sona eriyor. Tayvan merkezli yarı iletken devi TSMC (Taiwan Semiconductor Manufacturing Company), ABD’deki en büyük üretim tesislerinden birini hayata geçiriyor. Açılış törenine, ABD’nin yeni seçilen başkanı Donald Trump ve görevdeki başkan Joe Biden katılacak. İkili arasındaki zorlu seçim yarışının ardından zafer ilan eden Trump, henüz başkanlık koltuğuna oturmadan, görevdeki başkan ile ilk açılışını burada yapmaya hazırlanıyor. Bu yönüyle TSMC Arizona açılışı, siyasi gündem açısından da dikkat çeken bir etkinlik haline gelmiş durumda.

Açılış, Biden’ın CHIPS yasası girişimini güçlendiriyor

Arizona’daki tesisler, Biden hükümeti tarafından ABD’nin yarı iletken tedarik zincirini güçlendirmek amacıyla yürürlüğe sokulan CHIPS Yasası kapsamında inşa edildi. Bu yasa, ABD’nin yarı iletken üretiminde bağımsız bir güç olmasını hedefleyerek, yerel üreticileri desteklemeyi amaçlıyor. Biden’ın girişimiyle gündeme gelen bu yasa, yüksek teknolojili çip üretimi alanında ABD’nin küresel rekabet gücünü artırmayı hedeflerken, aynı zamanda ülkenin Tayvan ve Çin gibi Asya merkezli üretim bağımlılığını azaltmayı öngörüyor. Ancak, Donald Trump bu yasayı eleştirerek, Tayvan’ın ABD’nin yonga teknolojilerini çaldığını öne sürdü ve CHIPS Yasası’nın ülkeye zarar vereceğini savundu. Trump’ın yasaya karşı duruşu göz önüne alındığında, TSMC Arizona açılışına katılması siyasi ve ekonomik anlamda farklı yorumlara neden oluyor.

İleri teknoloji üretim süreçleriyle donatılan Arizona tesisleri

TSMC Arizona tesisleri, başlangıçta 5 nanometre (nm) ve 4nm üretim teknolojilerine yönelik siparişleri karşılayacak şekilde tasarlandı. Şirket, gelecekte üretim kapasitesini artırarak 2nm teknolojisi için de üretim hatlarını bu tesiste kurmayı planlıyor. Yüksek hassasiyet gerektiren bu ileri üretim süreçleri, özellikle akıllı telefonlardan otonom araçlara kadar geniş bir ürün yelpazesinde kullanılan gelişmiş çiplerin üretilmesini sağlıyor. Ancak, TSMC’nin Tayvan’daki tesislerinin aynı teknolojiyi daha erken faaliyete geçireceği ve 2nm çipleri müşterilere daha önce sunacağı ifade ediliyor. Bu da ABD tesisinin Tayvan’a göre belirli bir gecikme yaşayabileceği anlamına geliyor.

TSMC’nin Arizona’da kurduğu bu tesis, ABD’nin yüksek teknoloji üretiminde kendine yeterli bir yapıya kavuşması açısından büyük bir öneme sahip. Açılış töreninin Trump ve Biden gibi siyasi açıdan farklı görüşleri temsil eden iki ismi bir araya getirmesi, tesisin stratejik önemini bir kez daha gözler önüne seriyor. Biden’ın başlattığı CHIPS Yasası ile yerli yarı iletken üretimini teşvik etme hedefi, ABD’yi yarı iletken sektöründe daha bağımsız ve güçlü bir pozisyona taşıma amacı güdüyor. TSMC Arizona açılışı, ABD’nin çip üretimindeki bağımlılığını azaltma yolundaki önemli adımlarından biri olarak değerlendiriliyor.

Yapay zekadaki doğruluk CEO’ları endişelendiriyor

0

IBM İş Değeri Enstitüsü’nün yapay zeka yönetimi üzerine yaptığı yeni bir ankete göre, CEO’ların neredeyse yarısı yapay zeka söz konusu olduğunda doğruluk ve önyargı konusunda endişeli. IBM İş Değerleri Enstitüsü’nün yapay zeka yönetimi üzerine yaptığı yeni bir ankete göre, yöneticilerin %21’i kuruluşlarının yapay zeka yönetimi konusundaki olgunluğunun sistemsel veya yenilikçi olduğunu söylüyor ve bu da önemli iyileştirme olanaklarının bulunduğunu gösteriyor.

Yapay zekadaki doğruluk ve önyargı endişeleri

Enstitü, Oxford Economics ortaklığıyla Kuzey Amerika, Latin Amerika, Avrupa, Orta Doğu, Afrika ve Asya’daki 24 ülkeden 5.000 yöneticiyle anket yaptı. Yönetişim, AI araçlarını ve sistemlerini etik ve insani değerlerle uyumlu hale getiren ilkeler, politikalar ve sorumlu geliştirme uygulamaları anlamına gelir. Ankete göre, CEO’ların neredeyse yarısı AI söz konusu olduğunda doğruluk ve önyargı konusunda endişe duyduklarını söyledi.

Bu endişeleri gidermek için, C-suite katılımcılarının %60’ı kuruluşlarının her yerine açıkça tanımlanmış üretken AI şampiyonları yerleştirdi. Bu arada, yöneticilerin %78’i açıklanabilirlik konusunda endişe duyduklarını belirten sağlam dokümantasyon tuttuklarını söyledi. Katılımcıların %74’ü etik etki değerlendirmeleri yaparken, %70’i risk değerlendirmesi ve azaltma amacıyla kullanıcı testleri gerçekleştiriyor.

Üst düzey yöneticilerin büyük çoğunluğu (%80), yapay zeka veya üretken yapay zeka kullanımına ayrılmış ayrı bir risk fonksiyonlarının olduğunu söyledi. IBM Danışmanlık’ın güvenilir yapay zeka alanında küresel lideri Phaedra Boinodiris, hesap verebilirliği, şeffaflığı ve açıklanabilirliği teşvik eden sağlam bir yönetişim çerçevesi oluşturmanın kuruluşlar için en önemli şey olduğunu söyledi.

Boinodiris, sorumlu yapay zeka yönetimi için bir temel oluştururken iş liderlerinin dikkate alması gereken bir dizi eylem öneriyor. Bunlar arasında, çalışanların yapay zekayı etkili bir şekilde kullanmak için teknik beceriler geliştirmelerinin yanı sıra eleştirel düşünme becerilerini de geliştirmeleri için tüm iş gücünün yapay zeka okuryazarlığının artırılması yer alıyor. Ölçüm sistemlerinin, paydaşlarının değerleri de dahil olmak üzere temel değerleriyle uyumlu hale getirilmesini ve yapay zeka modellerinin geliştirilmesi ve tedarik edilmesinde ve bu modeller etrafındaki yönetim sistemlerinde çeşitli, çok disiplinli ekiplere sahip olunmasını öneriyor.

Tenis robotu PongBot antremanları pratik hale getiriyor

0

Gerçek maç koşullarını taklit edebilen, korttaki hareketlerinizi takip edebilen ve her servisin hızını, dönüşünü ve yerleşimini becerilerinize göre ayarlayabilen bir tenis robotu hayal edin. Gelişmiş bir yapay zeka destekli tenis eğitim robotu olan PongBot, Kickstarter’da dalgalar yaratıyor ve kampanyasının bitmesine haftalar kala 1.7 milyon dolardan fazla para topluyor.

Tenis robotu PongBot

Geleneksel makinelerin aksine, PongBot kolay özelleştirme için bir akıllı telefon uygulamasına bağlanır ve korttaki pozisyonunuzu izleyen küçük, klipsli bir sensörle birlikte gelir. Bu özellik, oyuncuların telefonlarını taşıma ihtiyacını ortadan kaldırarak oyun sırasında daha güvenli ve daha az zahmetli bir deneyim sunar.

Oyuncular, hedefli pratik için mükemmel olan bir dizideki her atışı belirten alıştırmalar oluşturmak için uygulamayı kullanabilirler. Tanıtım videolarında gösterildiği gibi, bir oyuncu PongBot’u derin bir forehand, ardından kısa bir backhand, iki vole ve son olarak bir overhand vuruşu gönderecek şekilde programlayabilir. Uygulama bu özel alıştırmaları kaydederek kullanıcıların bunları tekrar ziyaret etmelerini, ilerlemelerini izlemelerini ve hatta verileri Apple Watch veya akıllı raketler gibi cihazlarla senkronize etmelerini sağlar.

Önceden ayarlanmış seçenekleri tercih edenler için PongBot, üç zorluk seviyesinde 300’e kadar önceden programlanmış egzersiz (standart model için 120 ve Pro için 300) sunar. AI destekli gerçek maç simülasyon özelliği, cihazın bir oyuncunun hareketlerini izlemesini ve gerçek zamanlı analize göre hız ve dönüş gibi servis parametrelerini ayarlamasını sağlar. Akıllı kort farkındalığı, oyunculara neredeyse gerçek bir rakip gibi hissettiren bir antrenman partneri sağlayarak yeni bir etkileşim seviyesi sunar.

Hem yoğunluk hem de erişilebilirlik düşünülerek tasarlanan PongBot, yeni başlayanlar veya toparlanma seansları için daha nazik bir “atış” modu da dahil olmak üzere farklı modlar sunar. 80 mil/saate (129 km/sa) kadar etkileyici bir servis hızı ve saniyede 60 dönüşe kadar bir dönüş hızıyla PongBot, oyun seviyesindeki koşulları simüle edebilir. 150’ye kadar top tutabilir ve sekiz saate kadar dayanan şarj edilebilir bir pille çalışır, bu da onu uzun antrenman seansları için çok yönlü hale getirir.

Meta’nın nükleer güçlü AI veri merkezi planları nadir bir arı türüne takıldı

Teknoloji devi Meta, dünyanın ilk nükleer enerjiyle çalışan yapay zeka (AI) veri merkezi projesini çevresel bir engel nedeniyle durdurmak zorunda kaldı. Şirketin, emisyonsuz enerji sağlama amacıyla nükleer santral operatörüyle ortaklık kurarak inşa etmeyi hedeflediği tesis, yerleşik bir arazide nadir bir arı türünün bulunması nedeniyle iptal edildi. Bu, Meta’nın nükleer güçlü projelerini sürdürmekte karşılaştığı ilk büyük engeldi.

Meta, yapay zekanın hızla artan enerji ihtiyacını karşılamak için alternatif enerji kaynakları arayışına girerken, nükleer enerjiye olan ilgi giderek artıyor. Şirket, bu enerji kaynağını kullanarak çevre dostu bir veri merkezi kurmayı planlıyordu. Ancak CEO Mark Zuckerberg, şirket çalışanlarına yaptığı toplantıda, planlanan arazide nadir bir arı türü bulunduğu için projenin iptal edilmek zorunda kaldığını açıkladı. Meta’nın nükleer güçlü veri merkezi planı böylece ilk etapta durdurulmuş oldu.

Meta, veri merkezini kurmak için uygun bir arazi bulana kadar projeyi ertelemeye karar verdi. Bu gelişme, büyük teknoloji şirketlerinin çevresel faktörleri göz önünde bulundurarak, projelerini şekillendirirken karşılaştıkları zorlukları bir kez daha gündeme getirdi. Meta’nın nükleer güçlü projeleri, çevresel engellerle mücadelede dikkatli olunması gerektiğini gösteriyor.

Nükleer enerjiye yönelen büyük teknoloji şirketleri

Yapay zeka ve bulut teknolojilerinin enerji ihtiyacı hızla arttıkça, teknoloji devleri alternatif enerji kaynaklarına yöneliyor. Microsoft, Pennsylvania’daki Three Mile Island nükleer tesisinden enerji sağlamak amacıyla girişimlerde bulunurken, Google ve Amazon da küçük modüler nükleer reaktörler ile enerji tedarik etmeyi hedefliyor. Meta’nın nükleer güçlü projeleri, diğer şirketler için de ilham verici olmayı hedefliyor. Nükleer enerji, düşük emisyonlu ve sürdürülebilir bir enerji kaynağı olarak öne çıkarken, bu tür projeler çevresel etkiler açısından da dikkatle inceleniyor.

Ancak Meta’nın yaşadığı bu durum, çevresel etkilerin projelerde dikkate alınmasının önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Şirketin karşılaştığı engel, teknoloji devlerinin yüksek enerji tüketen projeleri gerçekleştirirken, doğa ve ekosistemle uyum içinde olmanın ne kadar kritik olduğunu gösteriyor. Meta’nın nükleer enerjiyle ilgili planlarının askıya alınması, bu projelerin sadece enerji verimliliği sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda doğal yaşamı koruma sorumluluğuna sahip olduğunu da hatırlatıyor.

Meta, nükleer enerjiyi kullanarak yapay zeka uygulamaları için gereken büyük enerji ihtiyacını karşılamayı umuyordu. Ancak nadir arı türü keşfi, şirketin bu planı revize etmesine ve çevresel uyumlu alternatif çözüm yolları aramasına neden oldu. Meta, bu tür çevresel engelleri aşabilmek için projelerinde daha dikkatli ve planlı bir yaklaşım benimsemek zorunda kalacak.

Nükleer enerjinin, sıfır emisyon hedeflerine ulaşmada etkili bir yol olduğu tartışılırken, doğal yaşam alanları ve ekosistemler üzerindeki etkileri de büyük önem taşıyor. Şirketler, gelecekteki projelerinde çevreyi göz ardı etmeden, sürdürülebilir teknolojilerle ilerlemek zorunda kalacaklar. Meta’nın nükleer güçlü enerji deneyimi, diğer teknoloji devlerine de önemli bir ders veriyor.

TÜBİTAK BİGG 2024 2. çağrı sonuçları açıklandı: 134 girişimciye mükemmeliyet mührü

0

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, TÜBİTAK Bireysel Genç Girişim (BİGG) Programı 2024 yılı 2. çağrı sonuçlarını duyurdu. Toplamda 1768 iş fikri başvurusunun yapıldığı çağrıda, 134 girişimciye Mükemmeliyet Mührü verildi.

Bakan Kacır, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, genç girişimcilerin hayallerini desteklediklerini ve Türkiye’nin teknoloji ekosistemini büyütmek için çalıştıklarını vurguladı. TÜBİTAK BİGG programının, yenilikçi girişimci adaylarını destekleyerek ülkenin geleceğine yatırım yaptığını belirtti.

BİGG Yatırım 2024 yılı 2. çağrısına başvuran 1768 girişimciden 821’i, 149 Uygulayıcı Kuruluş tarafından sağlanan hızlandırıcı hizmetlerinden faydalandı. Bu hizmetler, eğitim, mentorluk, kuluçka, işbirliği ağlarının kullanımı ve müşteri doğrulama desteklerini içeriyordu.

Hızlandırıcı program sonrasında 343 iş planı TÜBİTAK tarafından değerlendirildi. Akademisyenler, sektör temsilcileri ve yatırımcılardan oluşan değerlendirme kurulu, 133 girişimciye Mükemmeliyet Mührü verilmesine karar verdi. Daha önce eş yatırım kapsamında Mükemmeliyet Mührü alan bir girişimci ile birlikte, toplam Mükemmeliyet Mührü alan girişimci sayısı 134 oldu.

Mükemmeliyet Mührü alan girişimciler, şirketlerini kurarak iş fikirlerini hayata geçirmek üzere TÜBİTAK BİGG Fonu’ndan %3 hisse karşılığında 900 bin TL yatırım alacaklar.

2012 yılında başlatılan TÜBİTAK BİGG programı ile bugüne kadar 2370 girişimci şirket kurarak iş fikirlerini hayata geçirdi. Program, genç ve yenilikçi girişimcilerin hayallerini gerçekleştirmelerine destek olmaya devam ediyor.

TSMC yapay zeka çipleri için Çin’e kapılarını kapattı

Dünyanın önde gelen yarı iletken üreticilerinden Tayvan merkezli TSMC, Çin’deki yapay zeka teknolojileri geliştiren şirketlere yönelik TSMC yapay zeka çipleri sevkiyatlarını durdurma kararı aldı. Şirket, 11 Kasım itibarıyla 7 nanometre (nm) ve daha gelişmiş proses teknolojileri ile üretilen çipleri Çinli müşterilere göndermeyi askıya alacak. TSMC’nin bu kararı, ABD Ticaret Bakanlığı’nın ihracat kontrollerini sıkılaştırma yönündeki baskılarının bir sonucu olarak alındı. Bu adım, Çin’in yapay zeka ve ileri teknoloji alanındaki gelişim hedeflerini ciddi şekilde etkileyebilir.

TSMC tarafından Çinli müşterilere gönderilen bir bildiride, sevkiyatların askıya alınmasının arka planında Huawei’ye yapılan dolaylı satışlar gibi çeşitli usulsüzlüklerin tespit edildiği belirtildi. ABD’li düzenleyiciler, uzun süredir bu tür dolaylı işbirliklerine ilişkin endişelerini dile getirerek, TSMC’yi stratejik önceliklerini gözden geçirmeye zorlamıştı. Bu hamleyle TSMC, Çin’deki pazar payında geçici bir azalma göze alsa da, ABD’nin yaptırımlarından kaçınma fırsatı elde edecek.

ABD destekleriyle yükselme hedefi

Çin pazarındaki daralmaya rağmen, TSMC’nin ABD pazarındaki konumu giderek güçleniyorABD Kongresitarafından onaylanan yarı iletken endüstrisini destekleme programı kapsamında TSMC, Arizona’da üç yeni fabrikakurmak için toplamda 6,6 milyar dolarlık sübvansiyon ve 5 milyar dolara kadar ek kredi almayı planlıyor. Bu sübvansiyonlar, TSMC’nin Çin’deki kayıplarını telafi etmek için önemli bir fırsat yeni TSMC yapay zeka çipleri ile yaratıyor.

ABD’nin sıkı ihracat kontrolleri

ABD Ticaret Bakanlığı’nın sıkı ihracat denetimleri kapsamında, TSMC tarafından üretilen her çipin Çin’e gönderilmeden önce Endüstriyel Güvenlik Bürosu (BIS) aracılığıyla zorunlu lisans onayına tabi tutulması gerekiyor. Bu durum, Çinli şirketlerin gelişmiş çip üretim süreçlerine erişimini kısıtlayarak yapay zeka, GPU ve otonom sürüş sistemleri gibi ileri teknolojiler ve TSMC yapay zeka çiplerindeki gelişimlerini engelliyor.

TSMC’nin kısıtlaması, Çinli şirketleri alternatif tedarikçi arayışına yöneltiyor. Yerel üretici SMIC bu noktada öne çıkıyor olsa da, SMIC’in teknolojik kapasitesinin TSMC’ye kıyasla sınırlı olduğu biliniyor. Financial Times’a göre, SMIC’in çip maliyetleri TSMC’ye oranla %40-50 daha yüksek, verim oranı ise yalnızca TSMC’nin seviyesinin üçte biri düzeyinde. SMIC, küresel pazarda yalnızca %5,7’lik bir paya sahip olması nedeniyle, özellikle gelişmiş çözümlere ihtiyaç duyan Çinli müşteriler için daha az cazip bir seçenek olarak değerlendiriliyor.

TSMC’nin bu hamlesi, ABD-Çin arasındaki teknoloji savaşında önemli bir dönüm noktası temsil ediyor. Dahası, bu hareket TSMC yapay zeka çiplerinin gelecekteki gelişimini de şekillendirebilir.