En Yeni İçerikler

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan, elektrikli araç üretimine 5 milyar dolarlık teşvik!

Son dönemlerde teknoloji ve elektrikli otomobil üretim alanında büyük atılımlar yapan Türkiye; özellikle savunma sanayi, otomobil ve yüksek teknoloji üretiminde liderliğe oynamak istiyor. Bu kapsamda bugün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, HIT-30: Yüksek Teknoloji Yatırım Programı’nı duyurarak, Türkiye’nin geleceğine damga vuracak stratejik bir adım attı. İşte detaylar…

Yerli batarya üretimi için 4.5 milyar dolarlık teşvik verilecek

Cumhurbaşkanı Erdoğan geçtiğimiz saatlerde Türkiye’nin gelişen teknoloji alt yapısı ve sanayisi için büyük önem arz eden HIT-30: Yüksek Teknoloji Yatırım Programı’nı duyurdu. Bu paket kapsamında büyük üreticilerin Türkiye’ye fabrika kurmaları ve Ar&Ge alanında önemli çalışmaları ülkemiz içerisinde yapmaları hedefleniyor.

Bu paket kapsamında şüphesiz en çok Türkiye’ye davet edilmek istenen markalar elektrikli otomobil üreticileri oldu. Geçtiğimiz günlerde Manisa’ya yapacağı 1 milyar dolarlık fabrika yatırımı ile gündeme oturan MG’nin arkasından hem Avrupalı hem Asyalı diğer elektrikli otomobil üreticilerinin de Türkiye’ye çekilmesi hedefleniyor.

cumhurbaskani-erdogandan-elektrikli-arac-uretimine-5-milyar-dolarlik-tesvik-1

Cumhurbaşkanı Erdoğan açıkladığı paket ile birlikte elektrikli otomobil üreticilerine 5 milyar dolarlık teşvikin yanı sıra yerli batarya üretimi için de toplamda 4,5 milyar dolarlık bir teşvik paketi duyurdu. Teşviklerle birlikte yıllık en az 1 milyon dolarlık batarya üretimi ve 2030 yılına kadar 80 GWh’lik kapasite inşa edilerek bölgesel bir üretim üssü olmak isteniyor.

cumhurbaskani-erdogandan-elektrikli-arac-uretimine-5-milyar-dolarlik-tesvik-2

Bu hedef doğrultusunda Türkiye’ye gelecek olan markalar hem ülke ekonomisi için büyük bir döviz kaynağı olacak hem de büyük oranda istihdam sağlanacak. Tüm bunların yanında yerli otomobil markamız Togg ile birlikte diğer üreticiler için rekabet ortamı sağlanacak bu da kullanıcılar için sürekli daha yeni ve daha iyi otomobillere daha uygun fiyatlara ulaşma imkanı sunacak.

Buna ek olarak bir de çip üretimi için verilecek teşvikler açıklandı. Buna göre Türkiye’de çip üretimi yapacak tesisler şu imkanlardan yararlanabilecek;

  • %30’a kadar sermaye katkısı
  • %10’a kadar hibe destek
  • %80’e kadar vergi teşviği.

Huawei SuperPoD portföyünü MWC 2026’da tanıttı

0

Mobil Dünya Kongesi’nde tanıtılan yeni SuperPoD portföyü, artan yapay zekâ iş yüklerine yanıt verecek şekilde tasarlandı. Trilyonlarca parametreye ulaşan büyük modeller ve ajan tabanlı yapay zekâ uygulamaları, daha yüksek bant genişliği, daha düşük gecikme ve daha büyük ölçekli altyapı ihtiyacını beraberinde getiriyor. Huawei, geleneksel yatay ölçekleme mimarilerinin karşılaştığı düşük verimlilik ve kesintili eğitim süreçleri gibi sorunlara karşı UnifiedBus ara bağlantı teknolojisini geliştirdi. ‘Cluster + SuperPoD’ mimarisi, artan hesaplama talebini tek bir mantıksal sistem altında birleştirerek, daha istikrarlı ve yüksek performanslı bir yapı sunuyor.

Etkinlikte tanıtılan Atlas 950 SuperPoD, UnifiedBus üzerinden 8.192 adede kadar NPU’yu birbirine bağlayabiliyor. Sistem; ultra yüksek bant genişliği, ultra düşük gecikme ve birleşik bellek adresleme özellikleri sayesinde; öğrenme, akıl yürütme ve veri işleme süreçlerinde tek bir bilgisayar gibi çalışıyor. Atlas 850E modeli ise farklı yapay zekâ eğitim ve çıkarım senaryolarına yönelik esnek bir çözüm sunuyor.

Farklı iş yüklerine yönelik çözümler 

Huawei ayrıca sektörün ilk genel amaçlı hesaplama SuperPoD çözümü olarak konumlandırılan TaiShan 950 SuperPoD’la birlikte, yeni nesil sunucuları TaiShan 500 ve TaiShan 200’ü de tanıttı. Yeni ürün ailesi, yüksek yoğunluktan düşük yoğunluğa kadar farklı ölçeklerdeki iş yüklerine uyum sağlayan esnek hesaplama seçenekleri sunuyor.

Huawei, açık kaynak ve açık sistem yaklaşımını da güçlendirmeye devam ediyor. Şirket, openEuler açık kaynak işletim sistemi topluluğunun gelişiminde aktif rol üstlenirken, CANN heterojen hesaplama mimarisini tamamen açık kaynak haline getirdi. Operatör kütüphanelerinden hızlandırma kütüphanelerine, grafik hesaplamadan programlama dillerine kadar yazılım bileşenleri geliştiricilerin erişimine açıldı. CANN; Triton, TileLang, PyTorch, vLLM ve verl gibi açık kaynak projelerini de destekliyor.

Huawei, zekâ teknolojilerinin sektörleri dönüştürdüğü bu dönemde, dayanıklı bir hesaplama altyapısı ve karşılıklı fayda üreten bir ekosistem oluşturmayı sürdürdüğünü vurguluyor. Şirket, yapay zekâ çağında küresel ölçekte yeni bir seçenek sunmayı amaçlıyor.

Milyar dolarlık ekolojik tehdit!

0

Deniz çayırları, tropikal yağmur ormanlarından 35 kat hızlı karbon emme yetenekleriyle iklim değişikliğiyle mücadelenin gizli kahramanları olarak konumlanırken, artan bilinçlendirme çabalarına rağmen hâlâ savunmasız. Araştırmalar, deniz çayırları örtüsünün küresel ölçekte her yıl yüzde 2-7 oranında azaldığını gözler önüne sererken, kayıpların 42 milyar dolara varabilecek bir ekonomik maliyet yaratabileceği tahmin ediliyor. 

1 Mart Dünya Deniz Çayırları Günü

Son araştırmalar, Akdeniz’de deniz çayırı ekosistem hizmetlerinin yıllık değerinin yaklaşık 11,6 milyar dolar olduğunu ortaya koyuyor. İtalya en yüksek, Slovenya en düşük değere sahipken, Türkiye’de bulunan deniz çayırı ekosistemlerinin yıllık ekonomik değeri 276,6 milyon dolar seviyesinde bulunuyor. Bu ekonomik değerin hesaplanmasında sadece çayırlar değil, aynı ortamda ve ekosistemde yaşayan balıklar ve diğer canlıların ekonomik değeri gibi ekosistem servisleri de dikkate alınıyor. 

2020 Birleşmiş Milletler (BM) raporuna göre dünyada her 30 dakikada bir futbol sahası büyüklüğünde deniz çayırı alanının yok olduğu tahmin ediliyor. BM, deniz çayırı ekosistemlerinin karasal ekosistemlerden daha fazla karbon tutma kapasitesine sahip olduğu gerçeğine dayanarak, denizlerin bu gizli kahramanlarına ilişkin farkındalığı artırmak üzere 2022 yılında 1 Mart’ı Dünya Deniz Çayırları Günü olarak ilan etti. 

Sözen: “Gelecek nesillere karşı sorumluluk”

İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Suat Sözen, Dünya Deniz Çayırları Günü’nün insan yaşamının sürdürülebilirliğini doğrudan etkileyen deniz çayırlarının değerine dikkat çekmek için önemli bir fırsat sunduğunu belirterek şunları söyledi: “Denizler, iklim kriziyle mücadeleden biyolojik çeşitliliğin korunmasına, gıda güvenliğinden günlük ekonomik faaliyetlere kadar dünyamızda yaşamın devamlılığını sağlayan her alanda katkı sunan çok kıymetli bir kaynak. Bu nedenle üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke olarak, Türkiye’de denizlerimizi korumayı çevresel bir sorumluluk olmanın ötesinde gelecek nesillere karşı bir görev olarak görmek gerekiyor. Deniz ekosisteminin korunmasına yönelik bilimsel çalışmaları desteklemek, toplumsal farkındalığı artırmak, finansal destek sağlamak için yürüttüğümüz çalışmalar arasında en önemlilerden biri de ‘Denizlerin Geleceği: Deniz Çayırları’ projemiz. Tropik yağmur ormanlarının 35 katına kadar karbondioksit emen bu ‘denizlerin akciğerleri’ iklim değişikliği, kirlilik gibi nedenlerle ciddi oranda azalıyor. Yeniden ekim yapıldığında ise çayırlar yılda sadece 1 cm büyüyebiliyor. Kaybedilen alanları yenilemek neredeyse imkansız fakat mevcutları korumak mümkün. Bu sebeple TÜDAV iş birliğiyle mevcut deniz çayırlarının haritalandırılması, korunması ve üzerlerindeki atıkların temizlenmesine uzanan kapsamlı bir yaklaşımla yürütülen proje, denizlerimizin dolayısıyla dünyamızın geleceğini güvence altına alma yönünde önemli çabalardan biri. Böyle değerli ve kritik bir habitatın korunmasının öneminin farkında olan, bu yolda emek harcayan herkesin Dünya Deniz Çayırları Günü kutlu olsun.”

Öztürk: “Ülkemizde deniz çayırları yılda 6 milyar litre oksijen sağlıyor”

TÜDAV Başkanı Prof. Dr. Bayram Öztürk de deniz çayırlarının deniz ekosisteminin korunmasında hayati bir role sahip olduğuna dikkat çekerek, “Deniz çayırlarını korumak, ekosistemin dengesini ve insanlığın yarınını güvence altına almaktır. Bugün ülkemiz kıyılarındaki Posidonia oceanica deniz çayırları bir metrekarede günde 16 litreye kadar oksijen üretiyor. Bu tür 100 metrekarelik alanda ortalama 8 ton karbondioksit emiyor. Yapılan son araştırmalar, deniz çayırlarının Akdeniz genelinde yılda 3,6 milyon tonun üzerinde, Türkiye kıyılarında ise yaklaşık 90 bin ton karbon bağlama kapasitesi gösteriyor. Bu da 70 binin üzerinde otomobilin bir yıl boyunca yaydığı karbondioksite karşılık geliyor. Aynı zamanda deniz canlılarının yüzde 25’ini barındıran deniz çayırları Akdeniz kıyılarında son 50 yılda yüzde 35 oranında çekildi. Dolayısıyla bu hassas ekosistemleri korumak zorundayız. TÜDAV 2013 yılında başladığı deniz çayırlarının korunma stratejisiyle bu konudaki öncü rolünü Türkiye İş Bankası iş birliğiyle devam ettiriyor” diye konuştu.

Yapay zeka destekli müzik üreticisi 2 milyon abone ulaştı

0

Suno’nun kurucu ortağı ve CEO’su Mikey Shulman, LinkedIn’de yapay zeka müzik üreticisinin 2 milyon ücretli aboneye ve yıllık 300 milyon dolarlık yinelenen gelire ulaştığını paylaştı.Sadece üç ay önce Suno, şirketin değerini 2,45 milyar dolara çıkaran 250 milyon dolarlık bir finansman turunu duyurdu. O zamanlar Suno, Wall Street Journal’a yıllık gelirin 200 milyon dolara ulaştığını söylemişti; bu da şirketin kısa bir zaman diliminde önemli bir büyüme kaydettiğini gösteriyor.

Yapay zeka destekli müzik sektörü büyüyor

Suno, kullanıcıların doğal dil komutlarını kullanarak müzik oluşturmasına olanak tanıyarak, az deneyime sahip kişilerin bile az çabayla ses üretmesini mümkün kılıyor. Bu durum, yapay zekâ modelinin muhtemelen mevcut kayıtlı müzik üzerinde eğitilmiş olması nedeniyle, telif hakkı ihlali nedeniyle Suno’ya dava açan müzisyenler ve plak şirketleri arasında endişeye yol açtı. Ancak Warner Music Group yakın zamanda davayı çözdü ve bunun yerine Suno’nun kataloğundan lisanslı müzik kullanan modeller başlatmasına izin veren bir anlaşmaya vardı.

Suno, Spotify ve Billboard listelerinde zirveye çıkacak kadar gerçekçi ses çıkaran sentetik müzik üretti. Mississippi’de yaşayan 31 yaşındaki Telisha Jones, Suno’yu kullanarak şiirlerini viral olan R&B şarkısı “How Was I Supposed to Know”a dönüştürdü ve Hallwood Media ile 3 milyon dolar değerinde olduğu söylenen bir plak anlaşması imzaladı. Yine de, Billie Eilish, Chappell Roan, Katy Perry ve daha birçok müzisyen, müzikte yapay zekanın kullanımına karşı çıktı.

Ay toprağı 3D yazıcıyla ay kolonilerini inşa edecek

Yeni bir çalışma, simüle edilmiş ay toprağının son derece dayanıklı yapılara dönüştürülebileceğini ve potansiyel olarak daha sürdürülebilir ve uygun maliyetli uzay görevlerinin yolunu açabileceğini öne sürüyor. Araştırmacılar, özel bir lazer 3D baskı yöntemi kullanarak, ay yüzeyindeki ince tozlu malzemenin sentetik bir versiyonu olan regolit simülatörünü katmanlar halinde erittiler ve küçük, ısıya dayanıklı nesneler üretmek için bir taban yüzeyle birleştirdiler.

Ay toprağı 3D yazıcıyla yeni çözümler sağlıyor

Ay yüzeyinde kullanılması durumunda, bu malzeme gelecekteki astronotlar için sağlam, toksik olmayan yaşam alanları ve aletler inşa etmeye yardımcı olabilir; bu yetenekler, on yılın sonuna kadar ayda uzun vadeli bir insan varlığı kurmayı amaçlayan NASA Artemis görevleri için hayati önem taşıyacaktır. Ancak bu yeni yapı malzemesinin uzayda ne kadar iyi çalışabileceğini değerlendirmek için ekip, üretim sürecini çeşitli farklı çevresel koşullar altında test etti ve malzemenin genel kalitesinin, toprağın basıldığı yüzeye büyük ölçüde bağlı olduğunu ortaya koydu.

Ohio Eyalet Üniversitesi’nde endüstriyel sistem mühendisliği alanında yüksek lisans araştırma görevlisi ve çalışmanın baş yazarı Sizhe Xu, “Baskı işleminde metal ve seramik gibi farklı hammaddeleri birleştirerek, nihai malzemenin çevreye gerçekten duyarlı olduğunu bulduk. Farklı ortamlar, belirli bileşenlerin mekanik dayanımını ve termal şok direncini doğrudan etkileyen farklı özelliklere yol açar” dedi.

Bilim insanlarının ay yüzeyini incelemek için kullandığı iki tür ay regolit simülatörü vardır. Bu ekibin kullandığı LHS-1 adlı simülatör, koyu renkli bazaltik kayalarla dolu, yoğun kraterli bir alan olan ay yaylalarında bulunan toprağı taklit etmek üzere tasarlanmıştır.

Bu durumda, araştırmacılar LHS-1’i paslanmaz çelik ve cam yüzeylere basmaya çalışmanın zor olduğunu, ancak alümina-silikat seramiğe iyi yapıştığını keşfettiler; bunun nedeni muhtemelen iki bileşiğin termal kararlılığı ve mekanik dayanımı artıran kristaller oluşturmasıdır.

Nükleer santraller kanser vakalarını artırıyor mu?

0

Harvard T.H. Chan Halk Sağlığı Okulu’ndaki araştırmacılar tarafından yürütülen büyük bir yeni çalışma, nükleer tesisler ile kanser arasında endişe verici bir bağlantı bularak genel kanıyı alt üst etti. Yaklaşık yirmi yıllık veriyi toplayıp analiz eden Harvard ekibi, nükleer santrallere daha yakın yaşayan topluluklarda daha yüksek kanser ölüm oranları buldu. Bir topluluk nükleer santrale ne kadar yakınsa, kanser ölüm oranları da o kadar yüksek oluyor.

Nükleer santraller kanser kaynaklı ölümleri artırıyor iddiası

Nature Communications dergisinde yayınlanan yeni bir çalışmada açıklanan bulgular kesin değildir ve tek başına nükleer santrallerin kanser ölümlerindeki artışa neden olduğunu kanıtlamaz. Çalışmanın dezavantajlarından biri, her tesis için doğrudan radyasyon ölçümlerini hesaba katmaması ve tüm nükleer santrallerin aynı etkiye sahip olacağını varsaymasıdır. Bununla birlikte, araştırmacılar, ilişkinin daha fazla araştırmayı gerektirecek kadar önemli olduğunu söylüyor.

Harvard Üniversitesi Çevre Sağlığı ve İnsan Yerleşimi Profesörü ve çalışmanın kıdemli yazarı Petros Koutrakis, çalışma hakkında yaptığı açıklamada: “Çalışmamız, nükleer santral yakınında yaşamanın ölçülebilir bir kanser riski taşıdığını ve bu riskin mesafe arttıkça azaldığını gösteriyor. Özellikle nükleer enerjinin iklim değişikliğine temiz bir çözüm olarak tanıtıldığı bir dönemde, nükleer santraller ve sağlık etkileri konusunu ele alan daha fazla çalışma yapılmasını öneriyoruz” dedi.

Araştırmacılar, bu alandaki önceki çalışmaların tek bir nükleer santralin çevresindeki topluluk üzerindeki etkisine odaklandığını söylüyor. Daha geniş bir bakış açısı elde etmek için, Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezlerinden (CDC) kanser ölüm oranlarına ilişkin ilçe düzeyindeki veriler ve ABD Enerji Bilgi İdaresinden (EIA) nükleer santrallere ilişkin veriler de dahil olmak üzere, 2000 ve 2018 yıllarını kapsayan ulusal ölçekte veriler topladılar. Bu veriler, yalnızca bir santralin değil, yakındaki tüm nükleer santrallerin etkisini hesaba katan “sürekli yakınlık” için istatistiksel bir modele aktarıldı. Ekip ayrıca, ortalama hane geliri, sigara içme oranları ve en yakın hastaneye olan yakınlık gibi diğer faktörleri de kontrol altına aldı.

ChatGPT aktif kullanıcı sayısı 900 milyona ulaştı

0

OpenAI yaptığı açıklamada, ChatGPT’nin haftalık aktif kullanıcı sayısının 900 milyona ulaştığını ve yapay zekâ sohbet robotunun 1 milyara çok yaklaştığını duyurdu. OpenAI ayrıca, 50 milyon ücretli aboneye ulaştığını da açıkladı.

ChatGPT aktif kullanıcı sayısı için yeni hedef 1 milyar

Şirket, blog yazısında: “Abone sayısındaki ivme yılın başından itibaren önemli ölçüde hızlandı ve Ocak ve Şubat ayları, tarihimizdeki en büyük yeni abone sayısına sahip aylar olma yolunda ilerliyor. İnsanlar ChatGPT’yi öğrenmek, yazmak, planlamak ve inşa etmek için kullanıyor. Kullanım arttıkça, ürün insanların hemen hissettiği şekillerde iyileşiyor: daha hızlı yanıtlar, daha yüksek güvenilirlik, daha güçlü güvenlik ve daha tutarlı performans” dedi.

Yeni haftalık aktif kullanıcı sayısı, OpenAI’nin Ekim 2025’te bildirdiği 800 milyon kullanıcıdan 100 milyonluk bir artışı işaret ediyor. OpenAI, yeni rakamları, tarihin en büyük özel fonlama turlarından biri olan 110 milyar dolarlık özel fonlama topladığını duyurmasının bir parçası olarak paylaştı. Yeni fonlama, Amazon’dan 50 milyar dolarlık, Nvidia ve SoftBank’tan ise her birinden 30 milyar dolarlık yatırım içeriyor ve şirket 730 milyar dolarlık piyasa öncesi değerlemeye sahip. Yatırım turu hala açık ve şirket daha fazla yatırımcının katılmasını bekliyor.

FedEx gümrük vergisi iade davalarıyla karşı karşıya

FedEx, United Parcel Service ve Ray-Ban ile Oakley güneş gözlüklerinin üreticisi, ABD Yüksek Mahkemesi tarafından geçersiz kılınan Trump yönetiminin acil durum gümrük vergileriyle ilgili ithalat vergileri ve ücretleri için yapılan ödemeleri geri almak amacıyla açılan toplu davalarla karşı karşıya.

FedEx gümrük vergisi iade davalarıyla meşgul halde

Morgan and Morgan hukuk firması, Miami’de yaşayan bir bireyin ödediği vergilerin tamamının iadesini talep eden ve FedEx’in hükümete ödeme yaptıktan sonra yansıttığı gümrük vergileri ve ücretlerden benzer şekilde etkilenen milyonlarca diğer tüketiciyi temsil etmeyi amaçlayan bir davayı Güney Florida ABD Bölge Mahkemesi’nde FedEx Logistics’e karşı açtı. Davacı Matthew Reiser, 27 Ocak’ta Alman şirketi Tennis Warehouse Europe’tan satın aldığı bir çift tenis ayakkabısı için 36 dolar gümrük vergisi ve ücret ödedi.

Morgan & Morgan’ın kurucusu John Morgan ve avukat John Yanchunis bir açıklamada: “FedEx, gümrük vergilerinin iadesini doğrudan hükümetten talep etme yetkisine sahip tek kuruluştur. Bu durum, müvekkilimiz gibi tüketicileri, FedEx’in kendilerinden tahsil ettiği gümrük vergilerini ve bu işlemleri işlemek için eklediği ek ücretleri geri ödemeye zorlamak için yasal yollara başvurmaktan başka çare bırakmıyor. Amacımız, Amerikalı tüketicilere haksız yere tahsil edilen her kuruşu geri vermektir” dedi.

New Yorklu Nathan Ward, Perşembe günü Ray-Ban, Oakley ve Costa güneş gözlüklerinin çok uluslu üreticisi EssilorLuxottica S.A.’ya karşı toplu dava açma önerisinde bulundu. Şirket, ABD hükümetine geri ödeme için dava açtı ve dava dilekçesinde, Ward’ın satın alımının fiyatının, 2025 baharındaki fiyatlara kıyasla yaklaşık %6 oranında arttığı belirtilerek, aldığı tüm geri ödemelerin müşterilerine iade edilmesi gerektiği ifade ediliyor.

FedEx ve UPS’in şikayetleri, genellikle kargo ve posta kanalları aracılığıyla doğrudan tüketicilere gönderilen düşük değerli malların ithalatçıları tarafından kullanılan gümrük vergisi muafiyetinin geçen yıl kaldırılmasıyla bağlantılı. Muafiyetin sona ermesi, malları dünyanın dört bir yanındaki ülkelere uygulanan yüksek gümrük vergilerine tabi tuttu.

Google ve OpenAI çalışanları açık mektup imzaladı

0

Google ve OpenAI’daki yüzlerce çalışan, şirketlerini Anthropic’in Claude gibi yapay zeka araçlarının askeri uygulamaları konusundaki Pentagon ile olan anlaşmazlığında Anthropic’in yanında yer almaya çağıran açık bir mektup imzaladı.

Google ve OpenAI çalışanları için kritik anlaşma

“Bölünmeyeceğiz” başlıklı mektup, her iki şirketin liderliğine de “farklılıklarını bir kenara bırakıp, Savaş Bakanlığı’nın modellerimizi iç kitlesel gözetim ve insan gözetimi olmadan otonom olarak insanları öldürmek için kullanma izni taleplerini reddetmeye devam etmek için birlikte durmaları” çağrısında bulunuyor. Bunlar, Anthropic CEO’su Dario Amodei’nin kendisinin veya herhangi bir başka yapay zeka şirketinin asla aşmaması gerektiğini söylediği iki sınır.

Yayınlandığı tarih itibariyle mektupta 450’den fazla imza bulunuyor; bunların yaklaşık 400’ü Google çalışanlarından, geri kalanı ise OpenAI çalışanlarından geliyor. Şu anda, tüm katılımcıların yaklaşık yüzde 50’si isimlerini bu davaya eklemeyi seçti, geri kalanı ise anonim kaldı. Hepsinin bu şirketlerin mevcut çalışanları olduğu doğrulandı. Mektubun orijinal organizatörleri Google veya OpenAI çalışanları değil; Şirket yetkilileri, herhangi bir yapay zeka şirketi, siyasi parti veya savunuculuk grubuyla bağlantılı olmadıklarını söylüyorlar.

Açık mektup, Anthropic ile ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth arasında yaşanan ve şirketin gizli çalışmalar için bazı güvenlik önlemlerini geri çekmeyi kabul etmemesi halinde “tedarik zinciri riski” olarak nitelendirmekle tehdit ettiği olayların son gelişmesidir. Pentagon ayrıca, gizli çalışmalar için modellerini kullanmak üzere Google ve OpenAI ile görüşmelerde bulunuyor ve xAI bu hafta başında görüşmelere katıldı. Mektupta, hükümetin “diğerinin boyun eğmesinden korkarak her iki şirketi de bölmeye çalıştığı” savunuluyor.

Spotify sesli kitap listeleri için yeni özellikler ekliyor

0

Spotify, ABD ve İngiltere’de Sesli Kitap Listelerini kullanıma sunarak dinleyicilere trend olanları keşfetmenin yeni bir yolunu sunuyor. Haftalık olarak güncellenen listeler, platformdaki dinleme etkinliği ve etkileşimine göre genel olarak ve türe göre en popüler sesli kitapları öne çıkarıyor.

Spotify sesli kitap listeleri için iyileştirmeler yaptı

Yeni sıralamalar, hem ücretsiz hem de Spotify Premium kullanıcıları için sesli kitap merkezi aracılığıyla erişilebilir durumda. Kullanıcılar, listelere erişmek için arama düğmesine dokunabilir, “Sesli Kitaplar” kutucuğunu seçebilir ve “Daha Derine Dal” bölümüne kadar aşağı kaydırabilirler. Spotify, listelerin kullanıcıların popüler başlıkları bulmasını kolaylaştırmayı ve yazarlar ile yayıncılara kitlelere ulaşmak için yeni bir kanal sağlamayı amaçladığını belirtiyor.

Spotify’ın Sesli Kitap Ortaklıkları ve Lisanslama Direktörü Duncan Bruce, yeni özellik hakkında şunları söyledi: “Müzik ve Podcast Listelerinde kanıtladığımız gibi, içeriğe erişim, keşif ve keyif alma kolaylaştığında talep artıyor. Şimdi bunu sesli kitaplara da getirerek, kullanıcıların, yayıncıların ve yazarların trend olanları keşfetmeleri ve kitapları gerçek zamanlı olarak kültürle daha bağlantılı hale getirmeleri için daha fazla yol sunmaktan mutluluk duyuyoruz.”

Spotify, 2022 yılında platformunda sesli kitapları ilk kez kullanıma sunarak, uygulamayı müzik ve podcast’lerin yanı sıra her türlü sözlü içerik için merkezi bir merkez haline getirmeyi hedefledi. O zamandan beri, sesli kitap dinleme deneyimini iyileştirmek için birkaç özellik daha ekledi.

En son olarak, kullanıcıların fiziksel bir kitaptan bir sayfayı tarayıp anında sesli kitaptaki o noktaya atlamalarını sağlayan kullanışlı bir özellik olan Sayfa Eşleştirme özelliğini yayınladı. Geçtiğimiz yılın sonlarında platform, dinleyicilerin önceki bölümleri takip etmelerine yardımcı olmak ve daha uzun eserlerle etkileşimi sürdürmeyi kolaylaştırmak için kısa özetler sunan kullanışlı bir Özetleme aracı yayınladı.

Uydu verileri bulut soğuması tahmini için kullanılıyor

Atmosferdeki aerosoller olarak bilinen parçacıklar, bulut yoğunlaşma çekirdekleri görevi görerek iklimi soğutur. Bu parçacıkların etrafında ne kadar çok bulut damlacığı oluşursa, buluta o kadar az güneş ışığı nüfuz eder. Bu durum iklimi soğutur, ancak bu süreç çok daha güçlü olan sera etkisi tarafından dengelenir. Şimdiye kadar, iklim üzerindeki bu etkinin güvenilir bir küresel değerlendirmesini yapmak ve bulut yoğunlaşma çekirdeklerinin sayısını ölçmek zordu. Leipzig Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, Köln Üniversitesi ve SRON Hollanda Uzay Araştırma Enstitüsü’ndeki meslektaşlarıyla işbirliği içinde, uydu tabanlı uzaktan algılama gözlemlerini kullanarak bunu başardılar.

Uydu verileri bulut soğuması tahminleri için en kritik veri

Leipzig Üniversitesi’nde Teorik Meteoroloji Profesörü olan Johannes Quaas, Science Advances’te yayınlanan çalışmanın bulgularını özetleyerek, “Simülasyonları uydu ölçümleriyle birleştirmeniz ve Dünya yüzeyine yakın aerosol konsantrasyonlarını kullanmanız gerekiyor. Diğer tüm yöntemler daha büyük hatalara yol açıyor” diyor.

Bunu başarmak için araştırmacılar, kıtaların eşit olmayan dağılımından dolayı Kuzey ve Güney Yarımküreler arasındaki farktan yararlandılar: Kuzey Yarımküre’de çok daha fazla kara parçası var ve aynı zamanda çok daha yüksek bir endüstriyel faaliyet yoğunluğuna sahip. Hava kirliliği de Kuzey ve Güney Yarımküreler arasında önemli ölçüde farklılık gösteriyor. Quaas, buradan hava kirliliğinin bulut oluşumundaki rolü hakkında sonuçlar çıkarılabileceğini açıklıyor.

Bu yeni bulgular, önümüzdeki on yıllarda iklimin ne kadar ısınacağına dair daha doğru tahminler üretmeyi mümkün kılıyor. Meteorolog, “Genel olarak, aerosollerin bulutlar üzerindeki etkisinin, insan kaynaklı sera etkisinin yaklaşık dörtte birini dengelediğini tahmin ediyoruz” diyor. Bununla birlikte, aerosoller kısa ömürlü olduğu için hava kalitesi iyileştikçe bu soğuma azalıyor. Yaklaşık bir hafta sonra atmosferden yıkanıp giderken, karbondioksit atmosferde yüzyıllarca kalıyor. Quaas’a göre Leipzig, özellikle Leipzig Üniversitesi ve Leibniz Troposfer Araştırma Enstitüsü arasındaki işbirliği sayesinde bu süreçlere yönelik araştırmalar için önemli bir merkezdir.

OpenAI Savunma Bakanlığı ile anlaşma imzaladı

OpenAI’nin CEO’su Sam Altman, X’te yaptığı açıklamada, OpenAI’ın modellerini Savunma Bakanlığı ağında kullanmak üzere bir anlaşmaya vardığını belirtti. Altman, paylaşımında OpenAI’nin en önemli güvenlik ilkelerinden ikisinin “yerel kitlesel gözetimin yasaklanması ve otonom silah sistemleri de dahil olmak üzere güç kullanımında insan sorumluluğu” olduğunu söyledi. Altman, şirketin bu ilkeleri, hükümetin tercih ettiği isim olan Savaş Bakanlığı (DoW) ile yaptığı anlaşmaya dahil ettiğini ve bunlara uymayı kabul ettiğini iddia etti.

OpenAI Savunma Bakanlığı ile anlaşmayı duyurdu

Başkan Donald Trump’ın tüm devlet kurumlarına Claude ve diğer Anthropic hizmetlerini kullanmayı bırakmaları emrini vermesinden kısa bir süre sonra, Savunma Bakanlığı OpenAI ile anlaşmayı tamamladı. Hatırlarsanız, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, Anthropic’in yapay zekâsının Amerikalılara karşı kitlesel gözetim ve tamamen otonom silahlarda kullanılmasını engelleyen güvenlik önlemlerini kaldırmayı reddetmeye devam etmesi halinde şirketi “tedarik zinciri riski” olarak etiketlemekle tehdit etmişti.

Hükümetin, modelleri de aynı güvenlik önlemlerine sahipse OpenAI ile neden iş birliği yapmayı kabul ettiği belirsiz. Ancak Altman, hükümetten çalıştığı tüm yapay zeka şirketlerine aynı şartları sunmasını istediğini söyledi. Dışişleri Bakanlığı, İnsani İşler ve Din Özgürlüğü Kıdemli Müsteşarı Jeremy Lewin, X kanalında yaptığı açıklamada, DoW’un sözleşmelerinde “mevcut bazı yasal yetkilere atıfta bulunduğunu ve karşılıklı olarak üzerinde anlaşılan bazı güvenlik mekanizmalarını içerdiğini” belirtti. Daha önce DoW’un gizli sistemlerinde Grok’u kullanmak için anlaşma imzalayan OpenAI ve xAI de bu şartları kabul etti. Lewin, bunun “Anthropic’e sunulan ve reddedilen aynı uzlaşma” olduğunu söyledi.

2024 yılında ABD hükümetiyle çalışmaya başlayan Anthropic, Hegseth’e boyun eğmeyi reddetti. Altman’ın OpenAI’nin anlaşmasını duyurmasından sadece birkaç saat önce yayınlanan son açıklamasında, duruşunu tekrarladı. Anthropic: “Savaş Bakanlığı’ndan gelen hiçbir gözdağı veya ceza, kitlesel iç gözetim veya tamamen otonom silahlar konusundaki pozisyonumuzu değiştirmeyecektir. Tedarik zinciri risk sınıflandırmasına ilişkin her türlü itirazımızı mahkemede dile getireceğiz” diye yazdı.

Cybercab üretim hattından çıktı

İlk Tesla Cybercab, Tesla Gigafactory Texas’ta resmen üretim bandından çıktı. Üstelik bu modelin direksiyon simidi veya pedalları yok. Tamamen Tesla’nın Tam Otonom Sürüş (FSD) sistemiyle çalışacak ve seri üretime de çok uzak değiliz gibi görünüyor. Elon Musk, X’te yaptığı açıklamada: “Pedalları veya direksiyon simidi olmayan Cybercab’in üretimi Nisan ayında başlıyor” dedi. Bu, Tesla’nın bir kez olsun söz verdiği zaman çizelgelerine uyduğu anlamına geliyor.

Cybercab üretim için hazır

Peki ya bunun bedeli ne? Raporlara göre, şirket tam otonominin karmaşıklıklarını çözmekten çok uzak. Örneğin, Tesla’nın Robotaksi pilot programını ele alalım. Şu anda Cybercab’in yerine Model Y araçlarını kullanıyor ve insan gözetimi gerektiren Seviye 2 bir sistemle çalışıyor; bu da Cybercab’in gerektirdiği Seviye 5 otonomiye hiç yaklaşmıyor.

Austin’deki pilot programı şimdiye kadar sorunsuz ilerlemedi. Son sekiz ayda yaklaşık 14 kaza kaydedildiği bildiriliyor. Tesla’nın kendi kıyaslamalarına göre bu, insan sürücülerden neredeyse dört kat daha fazla. Bu, Tesla’nın tam olarak olgunlaşmış otonom sürüş teknolojisinden önce donanım kararları aldığı bir modeli takip ediyor gibi görünüyor. Örneğin, 2022’de Tesla, kamera tabanlı yedekleri tam olarak hazır olmamasına rağmen, araçlarından tüm ultrasonik sensörleri kaldırdı. Daha önce, 2021’de şirket, kendi mühendislerinin uyarılarına rağmen Model 3 ve Model Y araçlarından radarı kaldırdı ve bu da daha fazla çarpışma, kıl payı atlatılan kazalar ve hayalet frenleme kazalarına yol açtı.

Cybercab’e gelince, kendi başına geleneksel taksilerden önemli bir değişimi temsil ediyor. Direksiyon simidi veya pedalları olmayan iki kişilik bir ticari araç olması bekleniyor. Bildirildiğine göre, indüktif şarjlı 35 kWh’lik bir batarya ile çalışacak ve 200 mil (322 km) menzil sunacak. Birçok rakibinin aksine, LiDAR teknolojisine dayanmıyor. Bunun yerine, Tesla’nın FSD yazılımıyla eşleştirilmiş kamera tabanlı bir görsel sistem kullanıyor. Kamu yollarına çıktığında, Waymo’nun robot taksileriyle rekabet edecek. Tesla, Uber ve Lyft gibi yolculuk paylaşım platformlarını hedefliyor gibi görünüyor, ancak özel mülkiyetin de bir seçenek olması bekleniyor.

Aracın 30.000 ABD dolarının altında bir fiyata sahip olması ve yalnızca otonom taksi olarak çalışması bekleniyor. Bu, bir yazılım arızası durumunda fiilen kullanılamaz hale geleceği anlamına geliyor. Direksiyon simidi olmadığı için, aracı manuel olarak kontrol etmenin bir yolu olmayacak.

Lityum metal alt tabaka şarj kayıplarını azaltıyor

0

Güney Kore’deki bir araştırma ekibi, ilk kapasite kaybını yaklaşık yüzde 75 oranında azaltan ve elektrikli araçların sürüş menzilini yaklaşık yüzde 20 oranında artırabilen kuru işlemle üretilmiş bir pil elektrodu geliştirdi.

Lityum metal alt tabaka bataryalar için kurtarıcı olabilir

UNIST’ten Profesör Won-Jin Kwak liderliğindeki ve Gachon Üniversitesi’nden Profesör Junghyun Choi ile Chung-Ang Üniversitesi’nden Profesör Janghyuk Moon’un iş birliğiyle oluşturulan ekip, kalın, kuru işlemle üretilmiş elektrotlarda uzun süredir devam eden bir sorunu ele aldı: zayıf iyon hareketliliği ve ilk şarj-deşarj döngüsü sırasında yüksek geri dönüşümsüz lityum kaybı. Kalın elektrotlar, aynı alana daha fazla aktif malzeme yerleştirerek enerji yoğunluğunu artırdıkları için yeni nesil piller için gerekli kabul ediliyor. Ayrıca toksik çözücüler kullanılmadan üretildikleri için geleneksel ıslak kaplamalı elektrotlardan daha çevre dostudurlar. Ancak daha kalın aktif katmanları ve kuru bağlayıcıları genellikle düzensiz katı-elektrolit ara faz oluşumuna ve ilk döngüde önemli lityum kaybına neden olur.

Bu sorunu çözmek için ekip, anot aktif malzeme katmanı ile bakır akım toplayıcı arasına ince bir lityum metal film yerleştirdi. Yapışmayı iyileştirmek için geleneksel bir astar kullanmak yerine, lityum metal tabakası aynı anda birden fazla rol üstlenir.

Lityum film, yapışma tabakası görevi görür, astarın yerini alır ve ilk geri dönüşümsüz kaybı telafi etmek için lityum sağlar. Elektrokimyasal potansiyel tarafından yönlendirilen lityum atomları, filmden aktif malzemeye göç ederek daha düzgün bir ara faz oluşumunu teşvik eder ve ilk döngü kapasite kaybını azaltır.

Deneysel sonuçlara göre, yeni konfigürasyonu kullanan hücreler, geleneksel kuru kalın elektrotlara kıyasla yaklaşık %75 daha az ilk kapasite kaybı göstermiştir. NCM811 katotlarla eşleştirilmiş silikon-grafit anotlar kullanılarak yapılan tam hücre testlerinde, bu yaklaşım ilk Coulomb verimliliğini ve döngü kararlılığını iyileştirmiştir.

Elektronik devrelerde hata tespiti nono ölçekte yapılacak

0

Araştırmacılar, ultra ince elektroniklerin güvenilirliğini artırmak için gizli kusurları tespit edebilen yeni bir teknik geliştirdi. Rice Üniversitesi’nden ekip, yaygın olarak kullanılan iki boyutlu bir yalıtkandaki tespit edilmesi zor kusurların elektrik yüklerini hapsedebileceğini ve malzemeyi yerel olarak zayıflatarak daha düşük voltajlarda arızalanma olasılığını artırabileceğini gösterdi. Çalışmanın baş yazarlarından biri olan Rice’da malzeme bilimi ve nano mühendisliği yardımcı doçenti Hae Yeon Lee: “Bu kusurların ne zaman ve nerede oluştuğunu tespit etmenin pratik yollarını göstererek, gelecekteki cihazların daha güvenilir ve tekrarlanabilir olmasına yardımcı oluyoruz” dedi.

Elektronik devrelerde hata tespiti

Araştırma ekibi, gelişmiş transistörler, fotodedektörler ve kuantum cihazları gibi ultra ince elektroniklerin yapımının, farklı 2D malzemelerin tabakalarını “heteroyapılar” halinde üst üste istiflemeyi içerdiğini vurguladı. Atomik olarak düz ve kimyasal olarak kararlı olmasıyla değer verilen altıgen bor nitrür (hBN), yaygın bir yapı taşıdır.

Lee, bir malzemenin mukavemetinin, renginin ve elektriksel davranışlarının atomlarının düzenlenme biçiminden kaynaklandığını belirtti. Ancak gerçek malzemeler mükemmel değildir. Lee, hBN’de, bir kitaptaki birkaç sayfanın kaymasıyla oluşan kırışıklıklara benzer şekilde, uzun ve dar hizalama hatalarının meydana gelebileceğini bulduklarını iddia etti. Araştırmacılara göre, bu gizli kusurlar kolayca oluşuyor ve gözden kaçması da bir o kadar kolay.

Araştırmacılar, yapışkan bant kullanarak büyük bir kristalden ince hBN pullarını ayırdılar ve ardından bunları silikon ve silikon dioksit levhalara aktardılar. Bu rutin işlemin levhaları bükerek istifleme hataları adı verilen kusurlara neden olabileceğinden şüphelendiler. Lee: “Bunu test etmek için, aynı hBN pullarını aktarımdan önce ve sonra görüntüledik” dedi.

Normal bir optik veya atomik kuvvet mikroskobu altında, pullar pürüzsüz ve bozulmamış görünüyordu. Ardından, Rice’ın Ortak Ekipman Otoritesi’nde, bir basın bültenine göre, bir malzemeyi elektron ışınıyla tarayan ve yaydığı ışığı kaydeden bir teknik olan katodlüminesans spektroskopisi kullanarak örnekleri incelediler. Lee: “hBN, birçok laboratuvarın kolayca uyaramadığı derin ultraviyole ışık yayar. Bu emisyon haritası, diğer yöntemlerin gözden kaçırdığı parlak, dar istifleme hatalarını ortaya çıkardı; bu da onların gözden kaçırılmasının nedenlerinden biri” dedi.

Robotlar akıllı giysi tespiti yapıyor

0

Almanya’daki araştırmacılar, elektronik parçalar içeren ve giyilebilir cihazların ve otomobillerin özelliklerini artıran akıllı kumaşları geri dönüştürmek için yapay zeka destekli bir robotik sistem geliştirmek üzere yeni bir girişim başlattı.

Robotlar akıllı giysi ayrıştırmada kullanılıyor

Kendinden aydınlatmalı dış giyim, acil çağrı sensörleriyle donatılmış giysiler ve sağlık takibi yapan ayakkabılar gibi akıllı tekstiller veya e-tekstiller giderek yaygınlaşıyor. Ancak, bunların geri dönüşümüne yönelik çabalar hala yetersiz. Bu sorunu ele almak ve bu tekstillerin tasarımını sürdürülebilir hale getirmek için, Osnabrück Uygulamalı Bilimler Üniversitesi’ndeki bilim insanları yakın zamanda ReSiST-AR projesini (Akıllı Tekstillerin Geri Dönüşüm Stratejileri ve Otomatik Robotik) başlattı.

İki yıllık girişim, Avrupa Bölgesel Kalkınma Fonu (ERDF) ve Aşağı Saksonya Eyaleti’nden yaklaşık 500.000 ABD doları (442.000 Euro) fon sağladı. Bu proje, kumaşları ayırt etmek, gömülü elektronik bileşenleri tespit etmek ve konveyör bantlarında ayıklamayı otomatikleştirmek için çok spektrumlu kameralar, 3 boyutlu sensörler ve yapay zeka malzeme sınıflandırması kullanan robotik bir sistemle sonuçlanacak.

Osnabrück Uygulamalı Bilimler Üniversitesi’nde otomasyon mühendisliği araştırmacısı olan Dr. Steffen Greiser’e göre, kumaşlar genellikle dünyanın yarısına kadar taşınarak elle ucuz bir şekilde ayıklanıyor. Projenin başında da bulunan Greiser: “Ayrıca, kullanılmış giysiler genellikle kirli ve kokulu oluyor. Bu ne hoş bir iş ne de özellikle sürdürülebilir” dedi.

Ekip, tekstil ayıklamasını otomatikleştirmeyi ve bölgesel geri dönüşüm döngüleri oluşturmayı, böylece giysilerin uzun mesafeler boyunca taşınması ihtiyacını azaltmayı hedefliyor. Plan kapsamında, robotlar atılan giysileri tarayacak ve ayrıştırma için akıllı tekstilleri belirleyecek. Araştırmacılar, giysilerin robotik olarak ayıklanmasındaki en büyük zorluğun, robotların tipik olarak katı malzemeleri işlemek üzere tasarlandığı, tıpkı yapay zeka sistemlerinin sert nesneleri tanımada daha iyi olduğu gibi olduğunu açıkladılar.

Birleşik Krallık ilk jeotermal enerji santralini devreye aldı

Yirmi yıllık sondaj, tartışma ve büyük yatırımların ardından, Birleşik Krallık’ın ilk jeotermal enerji santrali resmen faaliyete geçti. Bu, yirmi yıldır beklenen bir andı. Cornwall’daki United Downs’ta bulunan ilk jeotermal enerji santrali, Geothermal Engineering Ltd (GEL) tarafından geliştirildi. Bu süreçte, yerin derinliklerindeki kayalar suyu aşırı ısıtıyor ve bu su daha sonra türbinleri çalıştırmak ve 10.000 eve elektrik sağlamak için kullanılıyor.

Birleşik Krallık ilk jeotermal enerji santralini duyurdu

Şirket, 26 Şubat’ta LinkedIn’de yaptığı paylaşımda, “Bugün GEL ekibi için önemli bir dönüm noktası; enerji santrali faaliyete geçti ve Birleşik Krallık’ta jeotermal kaynaklardan üretilen ilk elektriği ürettik” dedi.

Jeotermal enerji hava koşullarına bağlı değildir. Sürekli, her zaman çalışan ve günün her saati enerji üreten bir enerji kaynağıdır. Şirketler, yer kabuğunun derinliklerine sondaj yaparak Dünya’nın doğal termal enerjisinden yararlanabilir. Çıkarım noktası ne kadar derin olursa, mevcut sıcaklıklar o kadar yüksek olur. İç ısı rezervuarlarını kullanarak fosil yakıtlara güvenilir, karbon nötr bir alternatif sunar. Bu süreç aldatıcı derecede basit görünse de teknik olarak çok zorlu.

Bunu elde etmek için mühendisler, yaklaşık 200°C (392°F) sıcaklıkta kaynayan granit kayalara ulaşmak için yer kabuğunun üç mil derinliğine kadar sondaj yapmak zorunda kaldılar. Yeraltına açılan derin sondaj kuyuları ile mühendisler, suyu dolaştırmak ve yoğun jeotermal ısıyı enerji üretimi için yakalamak amacıyla granitteki doğal çatlakları kullanıyorlar. Granit, Dünya’nın termal enerjisini hem depolama hem de iletme konusunda üstün yeteneği nedeniyle bu süreç için mükemmel bir ortamdır. İddialara göre, İngiliz şirketi Octopus Energy, sahanın üretim haklarını güvence altına aldı. Bu jeotermal enerjiyi 10.000 haneye dağıtmak için ulusal şebekeyi kullanacak.

Asfalt püskürtme yöntemi karayolları için pratik kullanım sağlıyor

0

ABD’deki birçok şehir, çukurları doldurmak ve trafik kazalarıyla mücadele etmek için Cimline P5 adı verilen tek kişilik çukur doldurma kamyonunu kullanıma soktu. DuraPatcher teknolojisini kullanan kamyon, asfalt spreyiyle 2 dakikada 1 çukuru onarabiliyor.

Asfalt püskürtme yöntemi çukur kapatma için kullanılıyor

Çalışma hızı göz önüne alındığında Cimline P5, günlük olarak onarılan çukur sayısını 20’den 146’ya, yani 7 kat artırdı. Spreyle kapatıldıktan sonra yol iki dakika içinde trafiğe yeniden açılıyor. Cimline P5 şu anda Teksas’ta faaliyette olup, Ohio, Akron’daki yetkililer bunu çukur sorunlarına “kalıcı” bir çözüm olarak ilan etti.

Akron Kamu İşleri Müdür Yardımcısı Anthony Dolly, News 5 Cleveland’a verdiği demeçte, “Çok dayanıklı. Daha uzun süre dayanıyor. Bu çukurlar için kalıcı bir çözüm. Üç ila altı ay sonra bu çukuru tekrar doldurmak için gelmeyeceğiz” dedi. DuraPatcher teknolojisinin tasarımı, bir Isuzu kamyonuna bağlı büyük bir nozül içeriyor. Kamyon, ısıtıldıktan sonra çukura püskürtülebilen katran benzeri bir asfalt emülsiyonu ile doldurulmuştur.

Çukur doldurma işlemi üç aşamadan oluşur. İlk aşamada, nozul çukurdan yaklaşık 9-12 inç uzaklığa yerleştirilir; yerleşik bir kompresör, onarım sürecini engelleyebilecek kalıntıları ve suyu temizlemek için yüksek hızlı hava kullanır. İkinci aşamada, 300 galonluk bir tankta depolanan emülsiyon ısıtılır ve daha sonra yanlara ve dibe püskürtülür. Ardından, lastiklerin yapışkan emülsiyonu almasını engellemek için kuru agrega “kaplama” uygulanır.

Kamyon, 74 beygir gücünde Tier 4 Final yardımcı motor ve 450 CFM’lik bir üfleyici ile donatılmış olup, Isuzu şasi üzerine Allison 2500 altı vitesli şanzıman ve 33.000 lb GVWR ile inşa edilmiştir. Cimline’a göre, kamyon tek bir günde birden fazla çukuru doldurmak için yaklaşık 10 ton yama malzemesi taşıyabilir.

Uzay bilgisayarları yörünge merkezlerinde kullanılacak

0

Pasadena’nın havacılık ve uzay elitleri yapay zekayı gezegen dışına taşıyor. Veri krizinin çözümü, 300 mil yukarıda, yörüngenin soğuk ve sessiz verimliliğinde bulunuyor. Uzaya özgü bilgi işlem konusunda uzmanlaşmış Pasadena merkezli bir girişim olan Sophia Space, 10 milyon dolarlık bir Tohum yatırım turunu tamamladı. Tur, Alpha Funds, KDDI Green Partners Fund ve Unlock Venture Partners tarafından yönetildi.

Uzay bilgisayarları için yatırım

Şirket, özellikle zorlu yörünge ortamı için tasarlanmış, yapay zeka için optimize edilmiş bir bilgi işlem altyapısı geliştiriyor. Bu fonlama, iki teknolojik temelin ilerlemesini sağlayacak: bir TILE platformu ve uzaya özgü termal yönetim. Bu tescilli, pasif radyatif soğutma teknolojisi, süper bilgisayarların uzayda aşırı ısınmadan çalışmasını sağlayacak.

Sophia Space’in Kurucusu ve CTO’su Dr. Leon Alkalai: “Sophia Space, yörüngede ölçeklenebilir süper bilgisayar alanında öncülük ediyor; gelişmekte olan uzay ekonomisini besliyor, ulusal savunma altyapısını güçlendiriyor ve uzaydan üretilen devasa miktardaki Dünya gözlem verilerini gerçek zamanlı olarak işleyerek Dünya’da hayat kurtarmaya yardımcı oluyor” diyor.

Eski bir NASA/JPL Üyesi olan Alkalai: “Bant genişliği taleplerini ve gecikmeyi etkili bir şekilde azaltarak, savunma ve afet müdahalesinden denizcilik farkındalığına ve hayati enerji altyapısının izlenmesine kadar zaman açısından kritik görevler için daha hızlı, gerçek zamanlı karar vermeyi sağlıyor” diye ekledi.

Bilgisayarlar çok fazla ısı üretir. Dünya’da fanlar ve sıvı soğutma kullanılır. Uzayda ise ısıyı uzaklaştıracak hava yoktur. Şirket, vakumun acımasız radyasyonuna ve sıcaklık değişimlerine dayanacak şekilde dayanıklı, “uzaya özgü” donanım tasarlıyor. Bu yörünge fiziği sorunlarını çözerek, enerjiye aç yapay zeka ve bulut iş yüklerinin nihayet Dünya atmosferinin ötesine ölçeklenmesine olanak tanıyacak.

Sophia Space’in Kurucu Ortağı ve CEO’su Rob DeMillo: “Yüksek performanslı bilgi işlem gücünü yörüngeye taşımak sadece büyüme değil, aynı zamanda bir ayırıcı unsur. Patentli soğutma teknolojisiyle geliştirilmiş TILE modüllerimiz, yapay zekayı emsalsiz şekillerde ölçeklendirmemizi sağlıyor” diye ekledi.

Sökülebilir güç jeneratörü menzil endişesini kaldıracak

0

Çinli bir şirket, bataryalı elektrikli araçların karşılaştığı en büyük zorluklardan biri olan sınırlı sürüş menzilini ele almak için tasarlanmış, sökülebilir bir menzil uzatma cihazı tanıttı. Changan’ın Hunan Tyen şirketi tarafından geliştirilen bu ünite, Güç Türbin Jeneratörü (PTG) olarak biliniyor. Ek menzil gerektiğinde tamamen elektrikli bir araca takılabilen kompakt, sökülebilir bir modül olarak tasarlandı. Sistem, yakıttan elektrik üreterek, kalıcı yapısal değişiklikler gerektirmeden bir bataryalı elektrikli aracı (BEV) etkili bir şekilde uzatılmış menzilli elektrikli araca (EREV) dönüştürüyor.

Sökülebilir güç jeneratörü elektrikli araç yaygınlaşmasını hızlandıracak

PTG, verimlilik, kompaktlık ve uyarlanabilirlik odaklı olarak tasarlandı. Mühendisler, hava akışını ve genel performansı iyileştirmek için gelişmiş simülasyon araçları kullanarak türbin ve kompresör düzenini optimize ettiler. Sistem, rafine edilmiş bir yatak tertibatı ve yükseltilmiş kompresör ve türbin yapıları gibi yüksek verimli bileşenleri içeriyor ve bu da enerji dönüşüm verimliliğini artırıyor. Geliştirme sırasında termal yönetim de öncelikliydi; özel soğutma yolları ve sıcaklık kontrol stratejileri, zorlu koşullar altında bile istikrarlı çalışmayı sağlıyor.

Hunan Tyen’in PTG sistemi, daha kompakt bir yapı, daha yüksek güç yoğunluğu ve daha güçlü yakıt uyumluluğu da dahil olmak üzere çeşitli avantajlara sahip. Şirket, ana gaz türbini bileşeni için, kompresör ve türbinin iç akış alanlarını analiz etmek üzere akışkan makineleri tasarım uzmanlığını üç boyutlu türbülans sayısal simülasyonuyla birleştirdi, diye bildirdi Cars News China. Aynı zamanda, yenilikçi bir şekilde yüksek verimli bilyalı rulman sistemi, verimli kanatlı kompresör ve sabit kılavuz kanatlı türbin geliştirdiler ve sonuç olarak türbin verimliliğini %5’in üzerinde artırdılar, diye belirtildi raporda.