Drone ile envanter yöntemi yapılıyor

0

Yeni depo drone’u envanter yönetiminde yüzde 99,9 doğruluk elde ediyor. Şirket, 2024 yılında A Serisi turunda ve tohum finansmanında 18 milyon dolar topladı. Depolama, sipariş karşılama, taşıma ve iade yönetimi gibi hizmetleri bulunan üçüncü taraf lojistik (3PL) sağlayıcısı Staci Americas, Corvus One Otonom Envanter Yönetim Sistemini devreye aldı.

Drone ile envanter tespiti

Corvus One Envanter Yönetim Sistemi, depolardaki malzemeleri daha doğru ve verimli bir şekilde takip etmeyi ve depolamayı hedefliyor. Staci Americas, sistemi çok müşterili binalar için Georgia ve New Jersey depolarına devreye aldı.Sistem, Corvus One sistemi tarafından işaretlenen envanter tutarsızlıklarını garanti altına alarak, her gece vardiya dışı planlı ışıksız uçuşlar gerçekleştiriyor. Tutarsızlıklar, ertesi sabah vardiyadan önce düzeltiliyor ve üretim ve gelen ekiplerin envanter aramak zorunda kalmadan görevlerine odaklanmalarını sağlıyor.

İnsan meslektaşlarından operatör yardımı almadan günün her saati envanter kontrolü gerçekleştiriyor. Staci Americas Dönüşüm ve Çözüm Tasarımı Kıdemli Direktörü Austin Feagins: “Operatör yardımı olmadan 7/24 envanter kontrolü yapabilmek oyunun kurallarını değiştirdi. Corvus One sistemindeki ışıkların sönmesi yeteneği, envanter ekiplerimizin her gün üretim başlamadan önce vardiya dışı ve vardiya öncesi tutarsızlıkları düzeltmesine olanak tanıyor; bu da teslimat gecikmelerini ve üretim etkilerini sınırlandırıyor,” diyor.Corvus, Ekim 2024’te otonom envanter yönetim sisteminin güncellenmiş sürümünü yayınladı.

Yükseltme, şirketin reflektör, etiket veya işaret fişeği gibi ek bir altyapı olmadan, ışıkların söndüğü bir dağıtım merkezinde drone destekli sistemini uçurmasına olanak sağladı.Drone sistemi, ortamını anlamak için bilgisayarlı görüş ve üretken yapay zeka (AI) kullanıyor. Otonom drone’lar çok dar (minimum 50 inç genişlik) ve çok geniş koridorlarda çalışabiliyor.

Adform, 2025 yılının pazarlama trendlerini belirledi!

0

2025 yılında pazarlama dünyası büyük fırsatlar ve belirsizliklerle karşı karşıya. Adform, bu yıl dikkat edilmesi gereken trendleri ve yatırım yapılması gereken alanları değerlendirerek pazarlama dünyasına ışık tutuyor. Bu yılın en önemli fırsatlarından biri, dengeyi kurarak fark yaratmak. Pazarlama faaliyetlerinin sürdürülebilir hale getirilmesi için performans hedefleriyle uyumlu bir yaklaşım benimsenmesi gerektiği vurgulanıyor. Bu süreçte yeni kanalların yönetilmesi, yapay zekanın güvenli bir şekilde entegrasyonu ve üçüncü taraf çerezlerin sona ermesinin etkileri gibi zorluklarla karşılaşılacak. Reklamverenler, bu geçiş sürecinde medya planlarını destekleyecek doğru iş ortaklarıyla çalışarak performanslarını artırmak zorunda.

Adform, 2025’e damga vuracak pazarlama trendlerini açıkladı

Dijital pazarlama dünyası, yapay zekanın etkisiyle büyük bir dönüşümden geçiyor. Adform Türkiye, MEA ve Orta Asya Başkanı Cem Eroğlu, dijital pazarlama alanındaki fırsatlar ve zorluklara dikkat çekiyor. Pazarlama yöneticileri için teknoloji kullanımının ötesinde, insan odaklı stratejilerle sektörde fark yaratabilmek de büyük bir zorluk. Başarı, inovasyonu sorumlu bir şekilde hayata geçirerek güven ve etkileşimi artırmakla mümkün olacak.

Performans ölçümlemesi daha önce hiç olmadığı kadar önemli hale geldi. Sosyal medya, mobil, e-posta gibi farklı kanallarda kullanıcı etkileşimlerinin artması, sonuçların doğru ölçülmesini zorlaştırıyor. Bu karmaşıklık, markaların teknoloji sağlayıcılarına olan bağımlılığını artırarak, A/B testleri ve veri analiz araçlarının önemini artırıyor. Markalar artık daha fazla teknoloji odaklı iş ortakları arayışına girecek ve içerik stratejilerinin performansını değerlendirmek için şeffaflığa dayalı ölçümleme yöntemlerine yönelecek.

2025’te üçüncü taraf çerezlerin tamamen devreden çıkması bekleniyor. Bu, reklamcıları çok kaynaklı kimlik çözümlerine yönlendirecek. Tek bir çözümle tüm sorunların çözülemeyeceği bir döneme girileceği için, birinci taraf kimliklerinin entegrasyonu önem kazanacak. Google’dan bağımsız çözümler ve güvenli veri paylaşımı üzerine yeni yöntemler, pazarlama stratejilerinin temel unsurları arasında yer alacak.

Sürdürülebilirlik çalışmalarının, kişisel verilerle ilgili düzenlemeler kadar önemli hale gelmesi bekleniyor. Çevresel, sosyal ve yönetişim (ÇSY) konuları, markaların öncelik sırasına girmeli. CMO’lar, sürdürülebilirlik hedeflerini, performans hedefleriyle uyumlu bir şekilde yönetmeli. Ayrıca, veri odaklı içerik stratejileriyle hem enerji tüketimi azaltılabilir hem de doğru hedeflemeler yapılabilir.

Perakende medyasının, geleneksel TV reklamlarını geride bırakması bekleniyor. Çerez tabanlı reklamcılıktan uzaklaşıldıkça, perakende medyasının önemi arttı. Markalar, kullanıcıların satın alma yolculuklarında hangi aşamada olduklarını gösteren birinci taraf verilere daha fazla erişim sağlıyor. Ancak, perakende medyasının medya stratejilerine entegre edilebilmesi için ölçümleme ve veri gizliliği konularında yatırımlar yapılması gerektiği vurgulanıyor.

Yapay zekanın pazarlamanın merkezine yerleştiği 2025’te, markalar yapay zekanın üretkenlik, müşteri içgörüleri ve operasyonel verimlilik üzerindeki etkilerini daha iyi anlamaya çalışacak. Ancak, pazarlama profesyonelleri, yapay zeka stratejilerini değerlendirmek ve etik sorumlulukları göz önünde bulundurmak zorunda. Yapay zeka ile içerik üretiminin doğru şekilde yönetilmesi, pazarlama profesyonellerinin ekiplerini bu konuda eğitmesi, başarıyı artıracak önemli faktörler arasında yer alacak.

Kuantum tehditler için güvenli donanım piyasaya çıktı

0

Kuantum bilişimi gerçeğe dönüşmeye yaklaştıkça, bugünün şifreleme standartlarını savunmasız hale getirebilir ve dünya çapında hassas verileri ve finansal işlemleri tehlikeye atabilir. Bu kuantum tehditler zorluğun farkında olan İsviçreli bir yarı iletken şirketi olan SEALSQ, iddiasına göre “dünyanın ilk” kuantum dirençli güvenli donanımını tanıttı.

SEALSQ kuantum tehditler için önlem alıyor

SEALSQ, yarı iletkenleri, Açık Anahtar Altyapısını (PKI) ve tedarik hizmetlerini birleştiren entegre çözümler konusundaki uzmanlığıyla ünlüdür. Bu temel üzerine inşa edilen şirket, gelecekteki kuantum bilgisayarlarından gelecek kuantum tehditlere dayanacak şekilde tasarlanmış donanım ve yazılımlar geliştirmiştir. Bu yenilik, mevcut kriptografinin artık koruyamayacağı verileri ve sistemleri güvence altına almayı amaçlamaktadır.

Bu atılımın temel taşı, KYBER ve DILITHIUM gibi kuantum dirençli kriptografik algoritmalar kullanan SEALSQ platformudur. Bu algoritmalar, kuantum bilgisayarların yeteneklerine direnmek için tasarlanmıştır ve hem geleneksel hem de kuantum saldırganları tarafından kuantum tehditleri önleyecek kadar güçlü bir kilit oluşturur. Platform ayrıca, sağlam güvenlik önlemlerini garanti eden FIPS ve Ortak Kriterler gibi sıkı küresel standartlara da uymaktadır. SEALSQ, performansını geleneksel güvenli mikrodenetleyicilerle karşılaştırarak platformunun enerji verimliliğini daha da kanıtlamıştır.

Şirket, bir basın bülteninde: “FIPS ve Ortak Kriterler gibi katı sertifikalara uyarak verileri etkili bir şekilde doğrulayarak, imzalayarak ve şifreleyerek SEALSQ’nun platformu, kuantum tehditler çağında güvenli işlemler için yeni bir standart belirliyor” dedi. SEALSQ’nun ilerlemelerinin en önemli noktası olan QS7001 platformu, 7.9 milyar dolarlık donanım güvenliği pazarına benzersiz bir güvenlik düzeyi getiriyor. Yapay zeka, blok zinciri ve Nesnelerin İnterneti (IoT) uygulamalarıyla tasarlanan bu platform, SEALSQ’nun büyüyen kuantum tehdidini ele alma konusundaki kararlılığını vurguluyor.

SEALSQ’nun kuantum dirençli donanım geliştirmesi, kuantum bilişiminin oluşturduğu güvenlik açıklarına zamanında bir yanıt teşkil ediyor. Şirketin açıkladığı gibi, “Kuantum bilişiminin hızla ilerlemesi, yapay zeka ve blok zinciri gibi alanlarda devrim yaratıyor, ancak aynı zamanda milyonlarca günlük işlemi koruyan RSA algoritmaları da dahil olmak üzere mevcut kriptografik sistemlerdeki güvenlik açıklarını da ortaya çıkarıyor.”

Couchbase, Capella AI Services ile yapay zekada iddialı geliyor!

0

Couchbase, Capella AI Services’ı tanıtarak yapay zeka ajanlarının geliştirilmesini daha kolay hale getirdi. Bu yeni hizmet, geliştiricilere veri üzerindeki kontrollerini artırarak basitleştirilmiş iş akışları ve tek bir platformda sunulan yapay zeka modelleriyle, yapay zeka ajanları oluşturmada yardımcı oluyor. Capella AI Services, kuruluşların modelleri ve verileri yakın tutarak yapay zeka ajanlarını prototipleme, oluşturma, test etme ve dağıtma süreçlerini kolaylaştırıyor. Böylelikle işletmeler, yeni teknoloji bileşenleri geliştiren uygulama geliştiricilerinin sıklıkla karşılaştığı gecikmeler ve yüksek maliyetlerden kaçınabiliyor.

Couchbase, Capella AI Services ile yapay zekada fark yaratabilir

Couchbase, geliştiricilere geliştirme süreci boyunca veriler üzerinde daha fazla kontrol sağlarken, büyük dil modelleri (LLM’ler) kullanırken ortaya çıkabilecek güvenlik ve gizlilik sorunlarını da azaltıyor. Couchbase’in bu çözümü, kurumların güvenli bir şekilde yapay zeka tabanlı uygulamalar geliştirmelerini sağlıyor. Couchbase Ürün ve İş Ortakları Kıdemli Başkan Yardımcısı Matt McDonough, yapay zekanın işletmelerin uygulamalarında büyük değişimler yarattığını ve bu sürecin güvenli bir şekilde yönetilmesi gerektiğini belirtti. Ayrıca, Couchbase’in sunduğu platformun, yapay zeka ajanlarının yeniden kullanılabilirliğini ve etkileşimlerini hızlandırarak geliştiricilerin iş akışlarını daha verimli hale getirdiğini vurguladı.

IDC Araştırma Başkan Yardımcısı Carl Olofson ise, yapay zeka ajanlarının yaygınlaşmasının, işletmeler için yeni veri yönetimi zorlukları yarattığını söyledi. Bu zorlukları aşmak için, yapay zeka ajanlarıyla etkileşimde elde edilen büyük veri hacminin korunması ve analiz edilmesi gerektiğini belirtti. Couchbase Capella ve yeni AI Services, işletmelere bu zorluklarla başa çıkabilmeleri için gereken ölçeklenebilirlik ve esnekliği sunmayı amaçlıyor.

Capella AI Services, geliştiricilere yapay zeka ajanı tabanlı uygulamalar oluşturma ve pazara sürme sürecini hızlandırmak için gerekli olan kritik araçları ve yetenekleri sağlıyor. Bu hizmetler, veri güvenliği, performans, gecikme, kontrol ve maliyetler gibi zorlukları aşmalarına yardımcı oluyor. Capella AI Services, model hizmetleri, yapılandırılmamış veri hizmetleri, vektörleştirme hizmetleri, yapay zeka ajanı katalog hizmetleri ve Capella yapay zeka fonksiyonları gibi çeşitli özellikler sunarak geliştiricilerin yapay zeka tabanlı uygulamalarını daha hızlı ve etkili bir şekilde oluşturmasına olanak tanıyor.

Couchbase’in Capella AI Services’ı, yapay zeka ajanlarının geliştirilmesinde karmaşık iş akışlarını ve dil modeli etkileşimlerini güvenli ve etkili bir şekilde yönetmek için gerekli araçları sağlayarak geliştiricilerin pazara sunma süresini kısaltmalarına yardımcı oluyor.

Yerli sağlık girişimi HeartWise, 2.5 milyon euro hibe alıyor!

HeartWise, Koç Üniversitesi bünyesinde biyomedikal alanında çalışmalar yürüten, yenilikçi sağlık teknolojileri geliştiren bir girişim olarak 2020 yılında faaliyetlerine başladı. Girişimin misyonu, kalp hastalıklarına yönelik devrim niteliğinde bir çözüm sunmak ve özellikle sağ ventrikül desteği sağlamak amacıyla, harici güç kaynaklarına veya kontrol ünitelerine ihtiyaç duymayan, bağımsız bir dolaşım destek cihazı geliştirmek. Sağ ventrikül, kalbin dört odacığından biri olup, oksijeni azalmış kanı akciğerlere pompalayan bir odacık olarak önemli bir işlevi yerine getiriyor. Bu bölgedeki işlev kaybı, kalp yetmezliği gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. HeartWise, bu tür hastalıkların tedavisinde kullanılan mevcut cihazların aksine, harici güç kaynaklarından bağımsız, hastaların yaşamlarını kolaylaştıracak yeni bir teknoloji sunmayı hedefliyor.

Yerli sağlık girişimi HeartWise, 2.5 milyon euro hibe alacak

HeartWise, yenilikçi yaklaşımı ve sağlık teknolojilerindeki potansiyeli nedeniyle büyük bir başarıya imza attı. Avrupa İnovasyon Konseyi (EIC) Transition Fonunu kazanan ilk Türk girişimi olma özelliğini taşıyan HeartWise, 21 ülkeden 413 girişimin başvurduğu bu prestijli fonun sahibi olmuştur. EIC Transition Fonunun toplam bütçesi yaklaşık 94 milyon dolar olup, bu fonun amacı, Avrupa’daki yenilikçi ve yüksek potansiyel taşıyan girişimlerin gelişmesini desteklemektir. Fon, bu tür projelere finansal destek sunarak, Avrupa’daki teknolojik ilerlemeyi hızlandırmayı amaçlıyor.

HeartWise’ın aldığı 2.5 milyon euro hibe, girişimin hedeflerini hayata geçirmesinde kritik bir rol oynamaktadır. Geliştirilecek yeni cihazlar, harici güç kaynakları ve kontrol üniteleri olmadan çalışacak şekilde tasarlanacak ve böylece hastalar için daha pratik bir çözüm sunulacaktır. Şirketin geliştirmeyi planladığı cihazlardan biri, yapay bir mekanik kalp benzeri cihaz olup, bu cihaz, kalp hastalıkları için alternatif bir tedavi yöntemi sunmayı amaçlamaktadır. Diğer cihaz ise tamamen implante edilebilir bir mekanik dolaşım desteği prototipi olacak ve bu, hastaların uzun süreli tedavilerinde büyük kolaylık sağlayacaktır.

Bu hibeyle birlikte, HeartWise’ın prototip geliştirme süreci hızlandırılacak ve klinik uygulamalara geçiş için gerekli adımlar atılacaktır. HeartWise, bu projeleri geliştirerek, kalp hastalıkları tedavisinde önemli bir adım atmayı hedeflemektedir. Şirketin bu başarıları, Türk sağlık teknolojisi ekosistemi için büyük bir gurur kaynağı olmakla birlikte, dünya çapında sağlık alanında önemli bir yenilik olarak da kabul edilecektir. Bu girişim, sadece Türkiye’de değil, global çapta sağlık teknolojileri alanındaki ilerlemeye de katkı sağlayacak ve kalp hastalıkları tedavisinde devrim yaratma potansiyeline sahip olacaktır.

Kesterite güneş pili kendi rekorunu kırdı

New South Wales Üniversitesi (UNSW) araştırmacıları, geleneksel silikon bazlı güneş panellerine umut vadeden bir alternatif olarak değerlendirilen kesterit güneş hücrelerinin verimliliğinde dünya rekorunu kırdı. Ekip: “Hidrojenle zenginleştirilmiş yüksek bant aralıklı kesterit güneş hücrelerinde yüzde 13,2’lik şimdiye kadarki en iyi verimliliğe” ulaştı.

Kesterite güneş pili için yüzde 13,2’lik rekor

Kesterit, bakır, çinko, kalay ve kükürtten (CZTS) oluşan doğal bir mineraldir. Güneş hücresi uygulamalarındaki potansiyeli uzun zamandır bilinmektedir. Bol miktarda bulunması, toksik olmaması ve üretiminin uygun maliyetli olması onu yeni nesil güneş enerjisi teknolojisi için cazip bir aday haline getiriyor. AraştırmaKesterite güneş pili ile araştırma ekibine liderlik eden Scientia Profesörü Xiaojing Hao: “Silikon modüller teorik verimliliklerinin sınırına neredeyse ulaştı, bu nedenle yapmaya çalıştığımız şey, PV endüstrisinden gelen, bir sonraki nesil hücrelerin neyden yapılacağı sorusuna cevap bulmak” dedi.

Kesteritin tüm potansiyelinden yararlanmaya yönelik önceki girişimler, üretim sürecinde oluşan kusurlar nedeniyle engellenmişti. Ekip, kesterite güneş pili üretim sürecinde hidrojen işlemeyi içeren yeni bir yaklaşım kullanarak bu zorluğun üstesinden geldi. Pasivasyon olarak bilinen bu teknik, kusurların zararlı etkilerini etkili bir şekilde nötralize ediyor ve kesterit güneş hücresinin güneş ışığını önemli ölçüde iyileştirilmiş verimlilikle elektriğe dönüştürmesini sağlıyor.

Bu atılım, başlangıçta CZTS hücreleri için yüzde 11,4 verimlilik elde eden UNSW ekibinin altı yıllık araştırmasına dayanıyor. Şimdi, hidrojen pasivasyonunun tanıtılmasıyla, önceki rekoru kırdılar ve kesteritkesterite güneş pili teknolojisi için yeni olasılıklar açtılar.

Prof. Hao, “Buradaki büyük resim, nihayetinde elektriği daha ucuz ve daha yeşil bir şekilde üretmek istediğimizdir. Kesterite güneş pili malzemesi olarak CZTS, çevre dostu, uygun maliyetli ve uzun vadeli kararlılığa sahip olması nedeniyle güneş hücreleri için ideal bir malzemedir” dedi. UNSW ekibinin başarısı güneş enerjisinin geleceği açısından önemli sonuçlar doğuruyor.

Kesterite güneş hücreleri, daha geniş bir güneş ışığı spektrumunu yakalamak ve daha yüksek verimlilik elde etmek için farklı malzemeleri birleştiren tandem güneş hücrelerinde kullanılmaya oldukça uygundur. EkipKesterite güneş pili ile ilgili ekip, bu atılımın 2030 yılına kadar kesterit güneş hücrelerinin ticarileştirilmesinin önünü açacağı konusunda iyimser.

Çinli DeepSeek, 100’den fazla ülkede App Store’un zirvesinde!

Çinli yapay zeka sohbet robotu DeepSeek, 2025 yılı itibarıyla büyük bir başarıya imza atarak, 120’den fazla ülkede App Store’daki ücretsiz uygulamalar arasında zirveye yerleşti. OpenAI’ın popüler sohbet robotu ChatGPT’sini indirme sayısı bakımından geride bırakarak, sektördeki önemli rakiplerinden bir adım öne çıktı. DeepSeek, sadece Çin’de değil, Avustralya, Kanada, Almanya, Hindistan, İngiltere, İspanya, İsveç gibi gelişmiş ve teknolojiye duyarlı ülkelerde de App Store listelerinin zirvesinde yer almayı başardı. Türkiye’de ise DeepSeek, Temu’nun ardından ikinci sırada bulunuyor, bu da Türkiye’deki kullanıcılar tarafından büyük ilgi gösterildiğini ortaya koyuyor.

Çinli DeepSeek, 100’den fazla ülkede App Store’un zirvesinde yer alıyor

DeepSeek’in yükselişi, 2024 yılında Çinli şirketin R1 modelinin tanıtılmasından sonra hız kazandı. R1 modelinin, mantık, matematik ve programlama problemlerini çözme konusunda oldukça iddialı bir performans sergilediği, OpenAI’nin o1 modeline eşit ya da daha iyi sonuçlar verdiği belirtildi. Ocak 2025’te tam sürümü piyasaya sürülen DeepSeek uygulaması, şirketin gelişen yapay zeka teknolojisinin bir ürünü olarak dikkat çekiyor. Bu sürümle birlikte, kullanıcılar için daha sofistike ve güvenilir sonuçlar sağlanması hedefleniyor.

DeepSeek eğitim

DeepSeek’in başarısı, aynı zamanda Çin’in yapay zeka teknolojilerinde önemli bir adım atmasını simgeliyor. Çinli şirketin bu başarısı, ülkenin yapay zeka alanındaki uluslararası rekabette ABD’nin gerisinde olduğu yönündeki algıyı değiştirdi. Özellikle veri merkezlerine yapılan milyarlarca dolarlık yatırımlar, DeepSeek’in büyümesinde önemli bir rol oynadı. Bu gelişmeler, Çin’in yapay zeka ekosistemini küresel çapta daha güçlü bir şekilde konumlandırmasını sağladı.

DeepSeek’in artan popülaritesi, yapay zeka uygulamaları ve teknolojilerine yönelik daha fazla yatırım yapılmasını teşvik ediyor. Şirketin, sunduğu çözüm ve teknolojilerle sektördeki büyük oyuncuları geride bırakması, Çin’in yapay zeka alanındaki pozisyonunu güçlendiriyor ve bu alandaki geleceği hakkında büyük bir tartışma başlatıyor.

Elektrikli otomobil satışında zirve belli oldu!

0

2025 yılının ilk ayında elektrikli araç pazarında büyük bir hareketlilik yaşandı. Elektrikli araç satışları bir önceki yılın aynı dönemine göre %71 oranında artış göstererek toplam 6.071 adede ulaştı. Elektrikli araçlar Ocak 2025’te toplam otomobil pazarının %11’lik bir kısmını oluşturdu.

Elektrikli otomobil satışında zirvede Togg T10X var

Yerli üretim Togg T10X, 1.570 adetlik satış ile Ocak ayında da liderliği elden bırakmadı. Yerli üretim avantajı, vergi teşvikleri ve güçlü pazarlama stratejileri, Togg’un pazar payını daha da artırmasını sağladı. Bu sonuçlar ise Togg’un elektrikli araç piyasasında sağlam bir yer edindiğini gösteriyor.

Ocak ayı elektrikli araç pazarında ikinci sırada 494 adetlik satışla BYD Atto 3 yer aldı. Çin menşeli kompakt SUV modeli uygun fiyat politikası ve modern teknolojik donanımları sayesinde tüketicilerin ilgisini çekti.

Üçüncü sıraya ise 408 adetlik satışla KGM Torres EVX yerleşti. Torres EVX’in dayanıklılığı ve geniş iç hacmi kullanıcıların tercihinde önemli bir rol oynadı. Bu iki model küresel markaların Türkiye pazarındaki etkisini artırmayı başardığını da gösteriyor.

Volkswagen de elektrikli araç piyasasında geniş kitlelere ulaşmayı hedefleyen ID.4 modeliyle 234 adet satış gerçekleştirdi. İndirim kampanyaları ile desteklenen ID.4, segmentinde dikkat çeken bir performans sergiledi. Elektrikli sedan modeli ID.7 ise 79 adetlik satışla sınırlı kaldı.

Hyundai ve Kia, Ocak ayında 190 adet Hyundai Ioniq 6 ve 182 adet Kia EV3 performans sergiledi. Özellikle Ioniq 6’nın, aerodinamik tasarımı ve gelişmiş elektrikli motoru sayesinde Türkiye pazarında ilgi çekiyor. Kia EV3 ise kompakt boyutlarına rağmen yüksek performans ve ekonomik kullanım sunarak alıcıların gözdesi oldu.

Stellantis grubu da elektrikli araç pazarına E-3008 ve Grandland Elektrik modelleriyle giriş yaptı. E-3008, 118 adet satış ile segmentine güçlü bir başlangıç yaparken Grandland Elektrik ise 100 adetlik satış rakamına ulaştı.

Genel tabloya bakıldığında elektrikli araçların çevreci özellikleri ve kullanım maliyetlerindeki avantajları sayesinde Türkiye pazarında giderek daha fazla tercih edildiği görülüyor. Togg T10X’in liderliği Türkiye’nin elektrikli araç pazarında yerli üretimin ne kadar önemli bir rol oynayabileceğini gösteriyor. Bunun yanı sıra küresel markaların çeşitli modellerle pazarda yer alması da rekabetin hızla arttığını ve bu segmentte yeniliklerin devam edeceğini ortaya koyuyor.

Model Satış Adedi
Togg T10X 1570
BYD Atto 3 494
KGM Torres EVX 408
Volkswagen ID.4 234
Volkswagen ID.7 79
Hyundai Ioniq 6 190
Kia EV3 182
E-3008 118
Grandland Elektrik 100
“`

Trump otomotiv sektörünü sarsıyor

0

Donald Trump nedeniyle ABD’de muhtemelen bir sonraki araba almak daha pahalı olacak. Kanada ve Meksika’da yaklaşık 5.3 milyon araç üretiliyor ve bunların yüzde 70’i Amerika Birleşik Devletleri’ne gidiyor. Bu araçlar yakında Trump otomotiv yönetimi tarafından duyurulan yüzde 25’lik tarifelere tabi olacak. Bu araçları ithal etmek için daha yüksek fiyat ödeyen şirketlerin bu maliyeti tüketiciye, yani size yansıtması çok olası.

Trump otomotiv sektörü için neyi hedefliyor?

S&P Global Mobility’de otomotiv analizi yönetici direktörü olan Mike Wall, daha yüksek MSRP’leri hemen göremeyebilirsiniz diyor. Ancak bayiler araç envanterleri konusunda daha cimri davrandıkça bayilerde muhtemelen daha az teşvik ve özel fırsatlar göreceksiniz. Üreticiler temel parçalar ve bileşenler için yüzde 25 vergi ödemenin maliyetlerini tarttıkça belki de daha az araç üretiliyor. Sonunda, ABD’de bir araba üretmenin ve satmanın daha yüksek maliyeti tüketiciye yansıyacak.

Tarife, başka bir ülkeden ithal edilen mallara uygulanan bir vergidir. Trump yönetimi, yasadışı uyuşturucuların ABD’ye akışını durdurmak için Kanada, Meksika ve Çin’e yeni tarifeler koyduğunu iddia ediyor. Başkanlar genellikle ticaret görüşmeleri sırasında veya yerel endüstrileri daha ucuz yabancı ürünlerden korumak için tarifeleri bir tehdit olarak kullanıyor (Biden yönetiminin Çin’den gelen elektrikli araçlarda yaptığı gibi). Ancak New York Times’ın da belirttiği gibi Trump, tarifeleri ABD için önemli bir gelir kaynağı, hatta belki de gelir vergilerinin yerine geçecek bir şey olarak görüyor. Ancak çoğu ekonomist, giysiden ayakkabıya, gıdadan arabaya kadar geniş bir yelpazedeki tüketim malları için daha yüksek fiyatlar olacağını tahmin ediyor. Trump, otomotiv sektöründe yabancı şirketlerin daha yüksek maliyetleri karşılayacağını iddia ediyor.

Sadece bu maliyetleri üstlenecek şirketleri dinleyin. Trump otomotiv sektöründeki değişikliklerin mali etkileri büyük olacaktır. AutoZone CEO’su Philip Daniele Eylül ayındaki bir kazanç görüşmesinde “Gümrük vergisi alırsak, bu gümrük vergisi maliyetlerini tüketiciye yansıtacağız” dedi. Hemen hemen her otomobil şirketi etkilenecek: Ford’un Kanada’da üretilen motorlara sahip F serisi kamyonetleri ve Mustang’leri; Meksika’dan Mazda CX-50’leri; General Motors ve Stellantis’in tam boyutlu pikap kamyonetleri; hatta Toyota Rav-4 bile Trump otomotiv tarifelerinden etkilenecek.

Minimal Phone, e-ink ekran ve fiziksel klavye ile gelecek!

0

Minimal Phone, akıllı telefon pazarında alışılmışın dışında bir deneyim sunarak, geleneksel cihazlardan sıkılan ve daha sade, işlevsel bir telefon arayan kullanıcılara hitap ediyor. Bu cihaz, özellikle renkli ekranların hakim olduğu dünyada, sade ve verimli bir alternatif arayanlara yönelik tasarlanmış. Minimal Phone’un en dikkat çekici özelliği, 4.3 inçlik siyah-beyaz e-ink ekranı. Bu ekran, genellikle kitap okuma veya makale okuma gibi düşük hızda güncellenen içeriklerle yapılan işlemler için ideal. E-ink ekran, gözleri yormadan uzun süreli okuma yapabilme imkanı sunarken, doğal ışık altında mükemmel bir görünürlük sağlıyor. Ancak, e-ink ekranın düşük yenileme hızları nedeniyle video izleme veya oyun oynama gibi yüksek hızda güncellenen içeriklerde performans beklentilerini karşılamıyor. Bu yüzden, cihaz tamamen işlevsel olmakla birlikte, eğlence amaçlı kullanımlar için uygun olmayabilir.

Minimal Phone, e-ink ekran ve fiziksel klavye ile karşımıza çıkıyor

Minimal Phone, MediaTek Helio G99 yonga seti ile güçlendirilmiş. Bu çipset, telefonun günlük kullanımda performansını oldukça yeterli kılıyor. Ayrıca, 6GB RAM ve 128GB depolama alanı ile kullanıcıların temel uygulamaları sorunsuz bir şekilde kullanmalarını sağlıyor. Android 14 işletim sistemi ve Google Play desteği sayesinde, kullanıcılar pek çok popüler uygulamayı indirip kullanabiliyorlar. Minimal Phone, zengin uygulama ekosistemine erişim sunarak, sade bir telefon olmasına rağmen çok yönlü bir kullanım deneyimi vaat ediyor.

Telefonun kameraları, çok yüksek çözünürlüklerde fotoğraflar çekmeyi amaçlayan bir cihazdan beklenecek kadar iddialı değil, ancak temel ihtiyaçları karşılayacak düzeyde. 16MP çözünürlüğündeki arka kamera, günlük fotoğraflar için yeterli kaliteyi sunarken, 5MP çözünürlükteki ön kamera da video görüşmeleri ve selfie’ler için kullanılabiliyor. Batarya kapasitesi ise 3000mAh olarak belirlenmiş, bu da e-ink ekranın enerji verimliliği sayesinde günlerce kullanım imkanı tanıyor. 18W kablolu şarj ve 15W kablosuz şarj desteği, telefonun hızlıca enerjiyle doldurulmasını sağlarken, şarj süresi konusunda da kullanıcıyı memnun edecek seviyelerde.

Minimal Phone’un belki de en ilginç özelliği, BlackBerry döneminden hatırladığımız 35 tuşlu QWERTY klavye. Bu fiziksel klavye, telefonun kompakt yapısına rağmen rahatça yazı yazma deneyimi sunuyor. 0.15mm’lik kısa seyahat mesafesi ve titreşimli geri bildirim, kullanıcıların her tuş vuruşunda duyarlı bir yanıt almasını sağlıyor. Bu özellik, özellikle yazı yazmayı seven ve klasik klavye düzeninden vazgeçemeyen kullanıcılar için oldukça cazip olabilir.

Telefonun bağlantı özellikleri arasında USB Tip-C girişi, 4G, Wi-Fi 5, Bluetooth 5.2 gibi modern seçenekler yer alıyor. Bu sayede, kullanıcılar yüksek hızda veri transferi yapabiliyor, hızlı internet bağlantıları ve kablosuz cihaz bağlantıları kurabiliyorlar. Cihaz, şu an için kitle fonlaması (crowdfunding) aracılığıyla sevkiyatlarına başlamış durumda. Yıl içinde 399$ fiyat etiketiyle satışa sunulması planlanıyor. Bu fiyat, Minimal Phone’u daha az karmaşık, sade bir telefon isteyen kullanıcılar için oldukça cazip hale getiriyor.

Sonuç olarak, Minimal Phone, minimalizm anlayışına uygun şekilde tasarlanmış bir telefon olarak, günlük işlevsellik ve kullanım kolaylığı sağlarken, eğlence odaklı uygulamalar için sınırlı bir deneyim sunuyor. Ancak, işlevsellik ve verimlilik konusunda sunduğu avantajlar ile sade ve kompakt bir telefon arayan kullanıcılar için oldukça ilgi çekici bir seçenek olabilir.

Mikrodalga silahı uyduları yok edecek

0

Çinli araştırmacılara göre, nükleer patlamaya eşdeğer elektromanyetik enerji üretebilen yüksek güçlü mikrodalga (HPM) silahı geliştirdiler. Bu kompakt ve güçlü teknoloji, modern savaşta oyunu değiştirme potansiyeline sahip ve anti-drone ve anti-uydu operasyonlarında stratejik bir oyun değiştirici sunuyor.

Mikrodalga silahı ile uydu yok etme

Hala geliştirilme aşamasında olup, henüz sahada test edilmedi. Ancak elektronik bileşenleri yok etme yeteneği nedeniyle askeri uygulamalar için paha biçilmez durumda. ABD benzer silahlar geliştirmek için diğer ülkelerle yarışıyor. Raporlara göre ABD, bir çatışma durumunda Çin uydularını devre dışı bırakmak için Hint-Pasifik bölgesine HPM’ler konuşlandırmayı düşünüyor. Çin modeli, faz dizi iletim teknolojisini kullanarak uydu çanağı tipi antenlere dayanan geleneksel HPM’lerden farklıdır. Hassas enerji odaklaması etkinleştirilir, silahın menzili genişletilir ve birden fazla varlığın aynı anda hedeflenmesine olanak tanır.

Fazlı dizi teknolojisi tarihsel olarak istikrar sorunlarıyla boğuşmuştur. Ancak Çinli araştırmacılar bu engelleri aştıklarını ve HPM’nin 1 gigawatt’a (GW) kadar güçte mikrodalgalar üretebildiğini söylüyor. Changsha’daki Ulusal Savunma Teknolojisi Üniversitesi ve Xian’daki Kuzeybatı Nükleer Teknoloji Enstitüsü’ndeki bilim insanlarının, elektromanyetik dalgaları dengelemek için benzersiz bir güç bölücü geliştirdikleri bildirildi. Cihaz yaklaşık olarak bir kaide fanı büyüklüğünde ve enerjiyi yüzde 96,6’lık bir çalışma verimliliğiyle sekiz bağımsız akıma kanalize ediyor. HPM, Starlink gibi iletişim uydularıyla aynı frekans aralığında olan Ku-bant elektromanyetik darbeler üretiyor.

Bu teknoloji, Çinli askeri uzmanlar tarafından düşük Dünya yörüngesindeki uydulara karşı önemli bir silah olarak görülüyor. Gigawatt seviyesindeki HPM’ler, askeri standart takviyeleri olmayabilecek ticari sınıf elektroniklere dayanan uyduları bozabilir. Bu tür yeteneklerin stratejik önemi, Starlink’in Rusya-Ukrayna savaşı gibi çatışmalarda kullanılmasıyla kanıtlanmıştır. Eğer işe yararsa, Çin’in gelişmiş HPM silahı, uydu karşıtı cephaneliğine büyük bir destek sağlayarak küresel askeri güç dengesini değiştirebilir.

Doğuş Teknoloji, Netzone ile veri merkezi çözümleri geliştiriyor!

0

Doğuş Teknoloji ve Netzone, geliştirdikleri yenilikçi veri merkezi çözümleri ile iş dünyasına kesintisiz, güvenilir ve sürdürülebilir bir altyapı sunuyor. Bu stratejik iş birliği, güçlü altyapı ve uzmanlıkla desteklenen %99,99 hizmet sürekliliği garantisi ve çevre dostu enerji yatırımlarıyla sektörde fark yaratıyor.

Doğuş Teknoloji, Netzone ile yenilikçi veri merkezi çözümleri sunuyor

Dijitalleşmenin iş dünyasında büyük bir rol oynadığı günümüzde, kesintisiz ve güvenilir veri yönetimi işletmelerin başarısı için kritik öneme sahip. Bu bağlamda, Doğuş Teknoloji’nin yatırım yaptığı ve 10 yıldan fazla süredir hizmet veren İstanbul ve Ankara’daki veri merkezleri, Netzone ile gerçekleştirilen iş birliği sayesinde sektörde önemli bir konumda bulunuyor. Bu ortaklık, iş sürekliliğine odaklanarak kesintisiz hizmet sunarken, çevre dostu yeşil enerji kullanımı, yüksek kapasite ve PCI-DSS sertifikası gibi özelliklerle öne çıkıyor. Yenilikçi altyapılarıyla dikkat çeken bu iş birliği, sektördeki standartları yeniden şekillendiriyor.

Netzone iş birliğiyle hizmet veren Doğuş Teknoloji veri merkezi, global standartlara uygunluğu ve 2.000’den fazla kabin ile 80.000’den fazla sunucu kapasitesiyle sektördeki önemli bir ihtiyacı karşılıyor. İstanbul’daki veri merkezi, 1200 m² beyaz alan, 8000 güneş paneli ile sağlanan yeşil enerji ve 3,2 Tbit hızında yedekli internet erişim kapasitesiyle dikkat çekiyor. Bu tesis, global kabul görmüş Tier 3 sertifikasyon standartlarına uygun olarak yönetim, yedeklilik ve operasyon gibi konularda denetleniyor ve 7/24 hizmet veriyor. Ankara’daki veri merkezi de, 500 m² beyaz alan kapasitesi, 3 MW çalışma gücü ve bu gücün %100 artırılma hedefiyle öne çıkıyor. Ayrıca, enerji tüketiminde %25 iyileştirme hedefi ile çevre dostu bir yaklaşım benimsiyor.

Doğuş Teknoloji Satıştan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Buğra Anıldı, iş birliğinin önemini, “Netzone ile gerçekleştirdiğimiz iş birliği, dijital dönüşüm süreçlerinde müşterilerimize güvenilir ve yenilikçi çözümler sunma taahhüdümüzün bir göstergesidir” diyerek vurguladı. Anıldı, veri merkezlerinin enerji verimliliği ve yüksek erişilebilirlik ile iş dünyasının değişen ihtiyaçlarını karşılamak için hizmet sunduğunu belirtti ve gelecekte de sürdürülebilir çözümlerle yatırımlarına devam edeceklerini ifade etti.

Netzone Genel Müdürü Onur Avcı, iş birliğinin önemini şu şekilde özetledi: “Doğuş Teknoloji ve Netzone iş birliği, dijital dünyada 10 yıldır kesintisiz hizmet ve çevre dostu veri merkezi çözümlerini bir araya getiriyor. Global standartlara uygun veri merkezi, PCI-DSS ve ISO sertifikalarıyla desteklenen, Tier 3 standartlarında dizayn edilmiş yapısıyla güvenilirlik ve enerji verimliliği odaklı bir çözüm sunuyor. Bu güçlü ortaklıkla iş dünyasının değişen ihtiyaçlarına yanıt verirken, yenilikçi teknolojilerle sürdürülebilir bir geleceğe katkı sağlıyoruz.”

Elektrik Operatörü Red Electrica, Dassault Systemes ile işbirliğine gidiyor!

0

İspanya’nın elektrik iletim operatörü Red Electrica, akıllı enerji şebekelerinin tasarımını yönetmek amacıyla Dassault Systemes’in bulut tabanlı 3DEXPERIENCE platformunu kullanacak. Bu platform sayesinde, 1.500’den fazla kullanıcı, elektrik altyapısını daha iyi anlamak ve görselleştirmek için sanal ikiz teknolojisini kullanarak birbirine bağlanacak. Bulut tabanlı iş birliği ve ortak veri paylaşım ortamı, yenilenebilir enerji kaynaklarının entegrasyonunu ve dayanıklı bir şebeke oluşturulmasını sağlayarak verimlilik ve yenilikçi çözümleri destekleyecek.

Elektrik Operatörü Red Electrica, Dassault Systemes ile işbirliği yapacak

Red Electrica, karbonsuz enerji dönüşümüne katkıda bulunarak şeffaflık, tarafsızlık ve ekonomik verimlilik ilkelerine odaklanıyor. Şirket, Dassault Systèemes’in 3DEXPERIENCE platformu üzerine inşa edilen “Integrated Built Environment” çözümü sayesinde, sanal ikiz teknolojisi ile enerji altyapısını farklı ölçeklerde görselleştirecek. Bu çözüm, enerji altyapısını detaylı şekilde görüntüleyerek, iç ve dış paydaşlarla iş birliğini artırmayı ve varlık yönetimini coğrafi bağlamda güncel verilerle güçlendirmeyi hedefliyor. Böylece, Red Eléctrica tasarım kalitesini ve yönetim süreçlerini geliştirerek, standartlaşma süreçlerini de hayata geçirecek.

Elektrik Operatörü Red Electrica, Dassault Systemes ile işbirliği yapıyor.

Red Electrica, enerji dönüşümünü hızlandırarak, yenilikçi çözümler ve iletim şebekelerinde daha verimli iş birlikleri sağlamak istiyor. Red Eléctrica İletim Teknolojisi Yöneticisi Maria Soler, bu iş birliği ile ilgili olarak, enerji ağ gelişim planında belirlenen hedeflere ulaşmak ve ekolojik geçişi sağlamak amacıyla büyük bir yatırım ve inovasyon süreci gerçekleştirdiklerini belirtti. Bu bağlamda Dassault Systèemes’i iş ortağı olarak seçtiklerini vurguladı.

Dassault Systemes Mimarlık, Mühendislik ve İnşaat Endüstrisi Başkan Yardımcısı Remi Dornier ise, küresel elektrik talebinin 2050 yılına kadar %160 oranında artmasının beklendiğini ifade etti. Bu artan talebi karşılayabilmek ve düşük karbonlu enerji kaynaklarını entegre edebilmek için elektrik şebekelerinin hızla geliştirilmesi gerektiğini belirtti. Sanal ikiz teknolojisinin, elektrik şebekelerinin simülasyonu, testi ve optimizasyonunda büyük rol oynayacağını ve iletim operatörlerinin iş birliği verimliliğini artırarak, sürdürülebilir enerji sistemlerine geçişi hızlandıracağını söyledi.

Onlayer, Seri A turu öncesinde 1 milyon dolar yatırım aldı!

Onlayer, Seri A öncesi yatırım turunda 1 milyon dolar yatırım aldı ve küresel büyüme hedeflerine doğru önemli bir adım daha attı. Gelecek Etki Fonu’nun liderliğinde yapılan bu yatırım turuna mevcut yatırımcıların yanı sıra Sytze Koolen, Mehmet Ali Tombalak, Mehmet Sait Halıcı ve Global Trust Venture Capital gibi yeni yatırımcılar da katıldı. Bu yatırımla Onlayer, Orta Doğu, Afrika ve Asya-Pasifik bölgelerinde hızlı bir büyüme hedefliyor.

Onlayer, Seri A öncesinde 1 milyon dolar yatırım almayı başardı

Onlayer, EMEA bölgesinde 10 ülkede faaliyet gösteren, banka ve ödeme kuruluşlarının üye iş yerlerine uyum, sahtecilik, dolandırıcılık ve finansal risklere karşı uçtan uca risk yönetimi hizmeti sunan bir platform olarak dikkat çekiyor. Bu yatırım, Onlayer’ın pazar erişimini genişletmek ve satış stratejilerini geliştirmek amacıyla gerçekleştirilmiş oldu.

Onlayer, Seri A öncesinde 1 milyon dolar yatırım almayı başardı.

Onlayer Kurucu Ortağı ve CEO’su Kıvanç Harputlu, yatırımın yalnızca finansal anlamda değil, aynı zamanda yurtdışı büyüme hedefleri açısından da önemli olduğunu belirtti. Yeni yatırımcıların katılımı, Onlayer’ın yenilikçi vizyonuna duyulan güveni gösteriyor. Şirket, Orta Doğu, Afrika ve Asya-Pasifik pazarlarına odaklanarak yurtdışında daha güçlü bir konum elde etmeyi planlıyor. Avrupa ve ABD gibi geleneksel pazarlar dışında bu bölgelerde büyük fırsatlar bulunduğunu vurguladı.

2025 yılı için Onlayer, Orta Doğu, Afrika ve Asya-Pasifik pazarlarında güçlü bir konum elde etmeyi amaçlıyor. Bu doğrultuda, Türkiye, Katar, Kenya ve Fas’ın yanı sıra Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Singapur ve Hong Kong gibi pazarlarda da yaygın bir servis sağlayıcı olmayı hedefliyor. Ayrıca, veri analizi ve yapay zekâ geliştirme alanlarında istihdam sağlamayı planlayarak geçtiğimiz yıla göre üç kat daha fazla istihdam yaratmayı hedefliyor.

Meta, bu kez sızıntı kriziyle gündemde!

0

Meta, yeni bir sızıntı krizinin eşiğinden dönüyor. Şirket içindeki toplantılarda yaptığı açıklamalar sürekli sızan Meta CEO’su Mark Zuckerberg, bu duruma isyan etti. “Söylediğim her şey sızdırılıyor” diyerek şikayet eden Zuckerberg’in bu açıklamaları da, ironik bir şekilde, hemen internete düştü. Meta’nın güvenlik şefi Guy Rosen, bu sızıntılara karşı sert bir uyarı yayımlayarak, şirket içi bilgileri dışarıya aktaranların işten atılacağını duyurdu. Ancak bu açıklama da hızla sızdı ve durumu daha da ironik hale getirdi.

Meta, bu sefer sızıntı kriziyle gündeme geldi

Geçtiğimiz perşembe günü düzenlenen Meta’nın genel toplantısında Zuckerberg, artık daha az şeffaf olacağına dair açıklamalarda bulundu. Şirket içindeki bazı düzenlemelerle birlikte, toplantılarda potansiyel olarak riskli soruların atlanması, yorum bölümünün kapatılması ve oylamaya dayalı soru sıralamasının kaldırılması gibi değişiklikler yapıldı. Zuckerberg, “Gerçekten açık olmaya çalışıyoruz ve sonra söylediğim her şey sızıyor. Bu berbat bir şey” diyerek durumu özetledi.

Meta’daki artan sızıntıların ardında, Zuckerberg’in son dönemde ABD eski Başkanı Donald Trump ile yakınlaşmasının etkili olduğu düşünülüyor. Aralık ayında Meta, Trump’ın yemin töreni fonuna 1 milyon dolar bağış yapmıştı.

Bu, şirketin yıllardır sürdürdüğü tarafsız duruşundan keskin bir sapma anlamına geliyordu. 2021’de Trump, Kongre baskınını teşvik ettiği gerekçesiyle Meta platformundan yasaklanmıştı. Ancak, Ekim 2024’te Trump, Zuckerberg ile ilişkilerinin çok daha iyi olduğunu açıklamıştı. Bu yakınlaşma, Meta’nın kapalı kapı ardında gerçekleştirdiği işlemleri gizli tutma çabalarını zorlaştırmış gibi görünüyor.

Google, bu yeniliğiyle hesap güvenliği artırıyor!

0

Google, hesap güvenliğini daha da güçlendirmek amacıyla Google İstemi özelliğine ek bir doğrulama katmanı ekledi. İki adımlı doğrulama kullanan kullanıcılar, Google hesaplarına giriş yaparken veya önemli bir işlem gerçekleştirirken telefonlarına gelen Google İstemi bildirimleriyle kimliklerini doğruluyordu.

Google, bu yeniliği sayesinde hesap güvenliği artıracak

Önceki sistemde, ekrana gelen bildirime “Evet” seçeneğiyle onay vermek yeterliyken, yeni güncellemeyle birlikte kimlik doğrulama sürecine ek bir güvenlik önlemi getirildi. Artık “Evet, benim” seçeneğini onayladıktan sonra, kullanıcının telefonunda kayıtlı güvenlik yöntemi (parmak izi, yüz tanıma veya PIN) ile ek bir doğrulama yapması gerekecek.

Google, bu yeniliği sayesinde hesap güvenliği artıracak.

Bu değişiklik, özellikle telefonlarına yetkisiz erişim sağlanan kullanıcıları hedef alıyor. Önceden, kötü niyetli bir kişi fiziksel olarak kullanıcının telefonuna ulaşıp gelen bildirimi kabul edebiliyordu. Ancak yeni sistemde, cihazın güvenlik kilidi açılmadan bu doğrulama tamamlanamayacak. Bu sayede, cihazın kilidini açamayan biri Google hesabına yetkisiz giriş yapamayacak. Özellikle çalınan veya kaybolan telefonlar üzerinden hesap güvenliğini riske atmak isteyen saldırganlara karşı önemli bir güvenlik katmanı oluşturulmuş oldu.

Google İstemi’nin bu yeni ek doğrulama adımı, Android cihazlarda Google Play Hizmetleri aracılığıyla, iOS cihazlarda ise Google ve Gmail uygulamalarının aldığı bir güncellemeyle etkinleştirilecek. Ancak bu güncelleme kademeli olarak sunulacağı için tüm kullanıcılara aynı anda ulaşmayabilir. Kullanıcılar, hesaplarına giriş yaparken bu yeni güvenlik önleminin etkin olup olmadığını kontrol edebilecek. Google’ın sunduğu bu ekstra güvenlik önlemi, hesaplara yetkisiz erişimi daha da zorlaştırarak kullanıcıların kişisel verilerini daha güvenli hale getirmeyi amaçlıyor.

One UI 7, düşük güç modu sorununu çözüyor!

0

Samsung’un One UI 7 güncellemesi, kullanıcı deneyimi üzerinde önemli bir iyileştirme sağlayan yeni özelliklerle birlikte geliyor. Galaxy telefonlarda özellikle düşük pil seviyesinde yaşanan can sıkıcı bir sorun, pil %5’e düştüğünde ekran parlaklığının otomatik olarak en düşük seviyeye çekilmesiydi. Bu durum, gündüz vakti dışarıda telefonun ekranını okumayı neredeyse imkansız hale getiriyordu.

One UI 7, düşük güç modu sorununu resmen çözecek

Kullanıcılar, ekran parlaklığını hızlı ayarlar panelinden tekrar artırmak için sürekli uğraşmak zorunda kalıyor, bu da hem zaman kaybına hem de kullanım zorluğuna neden oluyordu. One UI 7, bu sorunu çözmek için önemli bir adım atmış ve artık düşük pil seviyelerinde ekran parlaklığının otomatik olarak düşmesini engelleyen bir seçenek sunuyor.

One UI 7, düşük güç modu sorununu resmen çözecek.

Android 15 tabanlı One UI 7 güncellemesiyle Samsung, pil seviyesi %5’in altına düştüğünde ekranın otomatik kararmasını engelleyen bir özellik eklemiş. Bu özellik, Ayarlar menüsünde bulunan Pil sekmesinden devre dışı bırakılabiliyor. Yani, kullanıcılar pil seviyeleri düşük olsa bile ekran parlaklığını kontrol edebilme ve artırma şansına sahip oluyor. Bu yeni ayar, kullanıcıların özellikle dışarıda, güneş ışığı altında telefonlarını kullanırken yaşadıkları zorlukları ortadan kaldırmak için oldukça pratik bir çözüm sunuyor.

One UI 7 güncellemesi, sadece bu ekran parlaklığı sorununu çözmekle kalmıyor, aynı zamanda Samsung’un genel olarak kullanıcı deneyimini geliştirmeyi amaçlayan birçok küçük ama önemli yeniliği de beraberinde getiriyor. Bu özellik, ilk olarak Galaxy S25 ve Galaxy S24 serisi kullanıcılarına sunuldu ve telefonları düşük pil seviyesindeyken bile ekranlarını rahatlıkla kullanmalarını sağlıyor. Samsung’un bu adımı, telefonların pil seviyeleri kritik seviyeye indiğinde bile kullanıcıların telefonlarını etkin bir şekilde kullanabilmesini sağlıyor ve bu durum, cihazların uzun süreli kullanımda daha verimli hale gelmesine katkı sağlıyor. One UI 7, sadece görsel değil, fonksiyonel anlamda da büyük bir iyileştirme sunarak, Galaxy kullanıcılarının deneyimini zenginleştiriyor.

Türkiye, 5G için gerekli altyapıyı yakında tamamlıyor!

0

Türkiye’nin 5G teknolojisine geçiş sürecinde önemli bir aşamaya gelindiği ve teknik altyapının 2025 yılı sonuna kadar tamamlanacağı açıklandı. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun (BTK) bu yıl içinde 5G ihalesini gerçekleştireceğini ve bu sürecin hızlandırılması adına teknik altyapı çalışmalarının tamamlanacağını belirtti. Günümüzde artan veri tüketimi ve mobil iletişimdeki yoğunluk nedeniyle daha yüksek hız ve kapasite sunan 5G teknolojisi, küresel ölçekte birçok ülkede kullanılmaya başlandı. Bakan Uraloğlu, Türkiye’nin de bu alandaki çalışmalarını hızlandırdığını ve İstanbul Havalimanı dahil olmak üzere 34 noktada yapılan testlerin, 5G’nin 4,5G’ye kıyasla yaklaşık 10 kat daha hızlı veri transferi sunduğunu gösterdiğini vurguladı.

Türkiye, 5G için gerekli altyapıyı yakında tamamlayacak

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “yerli ve milli 5G” vizyonu çerçevesinde, sadece 5G hizmetinin sunulması değil, aynı zamanda altyapı ve ekipmanların da yerli üretimle geliştirilmesi hedefleniyor. Bu doğrultuda, Türkiye’nin teknoloji bağımsızlığını artırmak ve yerel üretimi teşvik etmek için mühendisler tarafından geliştirilen 5G ekipman ve yazılımlarına yatırım yapıldığı ifade edildi. Uraloğlu, BTK’nin 5G yetkilendirme ihalesine yönelik strateji ve politikaların belirlenmesi konusunda çalışmalarını hızlandıracağını ve yıl sonuna kadar gerekli düzenlemelerin tamamlanacağını söyledi. Mevcut plana göre, 5G teknolojisinin ilk aşamada belirli bölgelerde hayata geçirilmesi ve 2026 yılı itibarıyla geniş çapta kullanıma sunulması öngörülüyor.

5G

5G ile birlikte küçük hücre teknolojisi (Small Cell) kullanımının da yaygınlaşması bekleniyor. Küçük hücre teknolojisi, yoğun şehir bölgelerinde kapsama alanını genişleterek mobil internetin daha hızlı ve kesintisiz çalışmasını sağlıyor. Ancak mevcut düzenlemeler bu tür teknolojilerin geniş çaplı kullanımını zorlaştırdığı için, bu engelleri ortadan kaldırmaya yönelik mevzuat değişiklikleri yapılacağı duyuruldu. Bakan Uraloğlu, bu kapsamda “Elektronik Haberleşme Cihazları Güvenlik Sertifikası Yönetmeliği” yerine yeni bir sertifikasyon yönetmeliğinin getirileceğini ve böylece güvenlik sertifikası süreçlerinin hızlandırılarak elektronik haberleşme hizmetlerinde daha hızlı ve verimli çözümler sunulacağını belirtti.

Uraloğlu, Türkiye’nin 5G’ye geçiş sürecinde dünyadaki gelişmeleri yakından takip ettiğini ve uluslararası standartlara uygun bir altyapı oluşturmayı hedeflediğini dile getirdi. 5G’nin devreye girmesiyle özellikle nesnelerin interneti (IoT), akıllı şehirler, otonom araçlar ve yapay zeka tabanlı hizmetler gibi birçok alanda büyük dönüşümler yaşanması bekleniyor. 4,5G’nin sunduğu hız ve kapasitenin yetersiz kalmaya başlamasıyla birlikte, 5G’nin devreye girmesi hem bireysel kullanıcılar hem de kurumsal işletmeler için kritik bir gelişme olacak.

Sonuç olarak, Türkiye’nin 5G süreci 2025 yılı boyunca teknik altyapının tamamlanması ve gerekli mevzuat düzenlemelerinin yapılmasıyla hız kazanacak. BTK tarafından gerçekleştirilecek yetkilendirme sürecinin ardından, 2026 yılı itibarıyla 5G’nin belirli bölgelerde hizmete sunulması planlanıyor. Bu süreçte yerli üretim teşvik edilerek hem teknoloji bağımsızlığının artırılması hem de ekonomik katma değer sağlanması hedefleniyor.

SoftBank ile OpenAI işbirliği büyüyor!

Teknoloji dünyasında büyük yankı uyandıran yeni bir işbirliğiyle SoftBank ve OpenAI, Japonya’da “SB OpenAI Japan” adlı ortak bir girişim kurduklarını duyurdu. Bu ortaklık kapsamında SoftBank, OpenAI teknolojilerine her yıl 3 milyar dolar yatırım yaparak yapay zeka çözümlerini Japonya’daki büyük kurumsal müşterilere sunmayı hedefliyor. Bu adım, OpenAI’ın gelişmiş yapay zeka araçlarının Japonya pazarında daha yaygın şekilde benimsenmesini sağlayacak.

SoftBank ve OpenAI işbirliği daha da genişliyor

SoftBank, OpenAI ile yaptığı anlaşma doğrultusunda ChatGPT Enterprise, OpenAI API’leri, özelleştirilmiş yapay zeka modelleri ve gelişmiş asistan çözümlerini kullanma hakkı elde edecek. Ayrıca, OpenAI’ın en yeni yapay zeka teknolojilerinden biri olan “Deep Research” aracı da SoftBank’e sunulacak. Deep Research, internet üzerinden çok adımlı analizler yaparak derinlemesine araştırmalar gerçekleştirme kapasitesine sahip. SoftBank, bu teknolojileri “Cristal Intelligence” markası altında bir çözüm paketi olarak Japon şirketlerine sunmayı planlıyor. Bunun yanı sıra, OpenAI’ın “Operator” adlı asistanı da SoftBank’in kullanımına açılacak. Operator, çeşitli görevleri otomatikleştirerek dijital süreçleri daha verimli hale getirmeyi amaçlıyor.

SoftBank Son

Bu iş birliğinden yalnızca SoftBank değil, aynı zamanda 2016 yılında SoftBank tarafından satın alınan İngiliz yarı iletken devi Arm da faydalanacak. Arm, OpenAI’ın yapay zeka araçlarını kullanarak şirket genelinde üretkenliği artırmayı ve yapay zeka destekli sistemlerini daha verimli hale getirmeyi hedefliyor.

SoftBank ve OpenAI, ortaklıklarını duyurdukları etkinlikte Japonya’nın en büyük şirketlerinin yöneticileriyle bir araya geldi. SoftBank, etkinliğe katılan şirketlerin Japonya’nın toplam piyasa değerinin yarısından fazlasını temsil ettiğini belirtti. SoftBank CEO’su Masayoshi Son, yapay genel zeka (AGI) konusuna da değinerek, AGI’nin yani insan zekasını aşan geniş kapsamlı yapay zekanın 10 yıl içinde gerçeğe dönüşebileceğine inandığını ifade etti.

Bu iş birliği, SoftBank’in OpenAI’ye yönelik daha büyük bir yatırım planının yalnızca bir parçası olarak görülüyor. Önceki raporlara göre SoftBank, OpenAI’a 15 ila 25 milyar dolar arasında yatırım yapmayı değerlendiriyor. Eğer bu yatırım gerçekleşirse, SoftBank, Microsoft’u geride bırakarak OpenAI’ın en büyük finansal destekçisi haline gelebilir. Ayrıca, bu fonun bir bölümünün OpenAI, SoftBank ve Oracle tarafından yürütülen “Stargate” projesine aktarılabileceği de konuşuluyor.

SoftBank ve OpenAI arasındaki bu ortaklık, Japonya’da yapay zekanın kurumsal alanda daha yaygın bir şekilde benimsenmesini sağlayacak önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Özellikle OpenAI teknolojilerinin SoftBank aracılığıyla Japonya’daki büyük işletmelere sunulması, ülkede yapay zeka destekli iş süreçlerinin hızla gelişmesini sağlayabilir.