Foxconn, Nissan’ı satın almak istiyor!

0

Foxconn, özellikle iPhone üretimiyle bilinen Tayvanlı teknoloji devi, son dönemde otomotiv sektörüne de girmeye başlamıştı ve şimdi de Nissan’a olan ilgisiyle dikkat çekiyor. Foxconn, dünya çapında tanınmış bir elektronik üreticisi olarak, Nissan ile yatırım yapma amacıyla görüşmelerde bulundu.

Foxconn, Nissan’ı satın almayı hedefliyor

Ancak, Nissan’dan beklediği olumlu yanıtı alamayan Foxconn, bu sefer gözünü Renault’nun Nissan’daki yüzde 36’lık hissesine dikti. Wall Street Journal’a göre, Foxconn’un bu hisseyi devralarak, otomotiv sektöründe daha da sağlam bir yer edinmeyi planladığı belirtiliyor.

Foxconn, Nissan'ı satın almayı hedefliyor.
Foxconn, Nissan’ı satın almayı hedefliyor.

Nissan, son zamanlarda mali sıkıntılarla karşı karşıya kalırken, Honda ile birleşme görüşmeleri yapılıyor ve Mitsubishi’nin de bu ortaklığa katılabileceği konuşuluyor. Foxconn ise, özellikle Nissan’ın elektrikli araç üretimi ve tasarım konusundaki tecrübelerinden faydalanmayı hedefliyor. Foxconn, elektrikli araç bileşenleri üzerine de yatırım yapmaya karar vererek, Vietnam’da bir endüstri parkına 250 milyon dolarlık bir yatırım yapmayı açıkladı.

Ancak, Foxconn’un nihai hedefinin otomobil üreticisi olmak değil, kendisine ait üretim altyapısını kullanarak elektrikli araç üreticilerine sözleşmeli üretim hizmeti sunmak olduğu ifade ediliyor. Foxtron markasıyla elektrikli araçlar tanıtan Foxconn, şasi ve gövde üretiminde sınırlı bir uzmanlığa sahip, ancak Nissan ile yapılacak olası bir ortaklık bu alandaki bilgilerini hızla artırabilir ve Foxconn’un otomotiv endüstrisindeki etkisini güçlendirebilir. Peki siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yanıtlarınızı aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle kolayca paylaşabilirsiniz.

Sony ve AMD, yapay zekalı oyunlar için işbirliğine gidiyor!

Sony ve AMD, oyun dünyasını dönüştürecek bir iş birliği başlattı ve bu ortaklıkla yeni nesil yapay zeka (AI) ve makine öğrenimi (ML) çözümleri üzerinde çalışmayı hedefliyorlar. Bu projeye “Project Amethyst” adı verildi ve hem PlayStation platformları hem de diğer oyun sistemlerinde deneyimi geliştirmeyi amaçlıyor. PS5 ve PS5 Pro’nun grafik işleme birimlerinin mimarisini inşa eden Mark Cerny, bu iş birliğinin daha derinleşerek grafikler ve oyun oynanışında makine öğrenimi temelli teknolojilerin gelişmesini sağlayacağını açıkladı.

Sony ve AMD, yapay zekalı oyunlar için işbirliğine gidecek

Project Amethyst’in iki ana hedefi bulunuyor. Birincisi, makine öğrenimi için daha uygun bir donanım mimarisi oluşturmak, böylece oyun grafiklerinde kullanılan hafif evrişimli sinir ağlarının (CNN) performansını iyileştirmek.

Sony ve AMD, yapay zekalı oyunlar için işbirliğine gidecek.

İkinci hedef, ray tracing (ışın izleme) ve path tracing (yol izleme) gibi grafik işleme tekniklerini daha yaygın hale getirerek oyunların görsel kalite seviyelerini artırmak. Bu gelişmeler, özellikle PS6’nın geleceğiyle ilgili spekülasyonları güçlendirse de, henüz bir donanım duyurusu yapılmadı. Cerny, konsol üretiminin yaklaşık dört yıl süreceğini ve bu nedenle Project Amethyst’in etkilerinin PlayStation 6’ya kadar taşınabileceğini belirtti.

Project Amethyst, yalnızca PlayStation’a özel olmayacak. AMD ve Sony, bu gelişmeleri PC, konsol ve bulut platformlarında da kullanılabilir hale getirmek için altyapılar geliştirmeyi hedefliyorlar. Bu teknoloji, oyunculara daha gerçekçi ve dinamik oyun deneyimleri sunmak için geliştirilecek, ve PS6 gibi platformların gelecekteki grafik ve oyun teknolojilerinde önemli bir yer tutması bekleniyor.

Tesla, yeni Model Y üretimine bu tarihte başlıyor!

Tesla, Şangay’daki Gigafactory üretim tesisinde, uzun zamandır beklenen yeni Model Y’nin üretimine Ocak 2025’te başlayacağını duyurdu. Bu yenilik, Juniper adı verilen yenilenmiş Model Y’nin seri üretimiyle gerçekleştirilecek. Tesla, bu yeni versiyonla Model 3 Highland güncellemesinden alınan birçok unsur ve iyileştirme ile Model Y’yi daha da geliştirecek. Bu yeniliklerin arasında, dış ve iç tasarımda yapılacak değişikliklerin yanı sıra batarya kapasitesindeki iyileştirmeler, motor performansındaki artış ve otonom sürüş özelliklerinin güçlendirilmesi de yer alıyor.

Tesla, yeni Model Y üretimine bu tarihte başlayacak

Model Y Juniper’ın öne çıkan özelliklerinden biri, batarya verimliliğinin artırılması ve motor teknolojilerindeki gelişmelerle daha uzun menzil ve daha iyi performans sunması. Tesla, bu yeni versiyonla sadece Çin pazarında değil, dünya çapında da satışları artırmayı hedefliyor. Ocak ayında başlayacak üretim, başlangıçta yerel Çin pazarına odaklanacak olsa da, dünya çapında yapılan üretim artışlarıyla Tesla’nın küresel pazardaki liderliğini pekiştirmesi bekleniyor.

Tesla’nın Çin’deki en büyük fabrikası olan Giga Şangay, yılda yaklaşık 1 milyon araç üretme kapasitesine sahip. Şangay fabrikası, özellikle Model 3 ve Model Y üretimi konusunda büyük bir rol oynuyor. 2019 yılında faaliyete başlayan Giga Şangay, başlangıçta Model 3’ün yerel üretimine odaklandı. Model Y ise 2021’de üretime girmeye başladı ve Tesla, bu modelin küresel satışlarını hızla artırmayı başardı. Çin, Tesla için önemli bir pazar konumunda, zira 2023 yılının Ocak-Kasım dönemi arasında Çin’de 418.428 adet Model Y teslimatına ulaşıldı. Bu, Tesla’nın Çin’deki toplam satışlarının neredeyse %73’ünü oluşturuyor.

Tesla’nın üretim hamlesi yalnızca Model Y’yi kapsamakla kalmıyor. Ayrıca, 2025 yılı son çeyreğinde altı koltuklu Model Y’nin üretimi de başlayacak. Bu altı koltuklu versiyon, özellikle büyük aileler ve geniş iç mekan arayan kullanıcılar için büyük bir ilgi görecek gibi görünüyor. Tesla, bu modelin üretimi için tedarikçileriyle birlikte çift haneli bir üretim artışı hedefliyor. Altı koltuklu Model Y, geniş iç mekânı ve aile dostu tasarımıyla çok büyük bir talep yaratması beklenen bir araç olacak.

Tesla, Çin’deki pazarda elde ettiği başarıyı, yeni üretimlerle pekiştirmeyi planlıyor. Ayrıca, Giga Şangay fabrikası, yalnızca Model Y’yi üretmekle kalmıyor, aynı zamanda Tesla’nın küresel tedarik zincirini ve üretim kapasitesini önemli ölçüde destekliyor. Çin pazarı, Tesla’nın dünya çapındaki satışlarında stratejik bir öneme sahip, bu nedenle Model Y’nin üretiminde ve teslimatlarında yapılan bu yenilikçi değişikliklerin Tesla’nın global pazardaki büyümesine büyük katkı sağlaması bekleniyor.

NASA’nın uzayda mahsur kalan astronotları ne zaman dönecek?

NASA, Uluslararası Uzay İstasyonu’nda (ISS) görev süresi beklenenden çok daha uzun süren astronot Butch Wilmore ve Suni Williams’ın dönüşünü yine erteledi. Astronotlar başlangıçta sekiz günlük bir test uçuşu için Haziran ayında Boeing’in Starliner uzay aracıyla ISS’ye gönderilmişti. Ancak Starliner’ın itki sistemi sorunları ve helyum sızıntısı gibi teknik problemler nedeniyle araç mürettebatsız bir şekilde Dünya’ya geri gönderilmek zorunda kaldı. Wilmore ve Williams’ın dönüşü içinse SpaceX’in Crew-9 misyonuna geçiş yapıldı.

NASA’nın uzayda mahsur kalan astronotları ne zaman dönüyor?

Crew-9, Eylül ayında bir Dragon kapsülüyle ISS’ye ulaşmış ve mahsur kalan astronotları alabilmek için iki boş koltuk bırakmıştı. Ancak NASA, SpaceX’in Crew-10 görevinde kullanılacak yeni Dragon kapsülünün hazırlanmasındaki gecikme nedeniyle dönüşün 2025 yılının Mart sonuna kaldığını açıkladı.

NASA'nın uzayda mahsur kalan astronotları ne zaman dönüyor?
NASA’nın uzayda mahsur kalan astronotları ne zaman dönüyor?

Bu durumda Wilmore ve Williams, planlananın aksine yaklaşık 10 ay sürecek bir görevde kalacaklar. NASA, bu beklenmedik durum nedeniyle ISS’te bir “devir teslim dönemi” boyunca Crew-9 ve Crew-10 ekiplerinin birlikte çalışacağını ifade etti.

Bu gecikme, yalnızca astronotların fiziksel dayanıklılığı ve teknik sistemlerin güvenilirliği açısından değil, aynı zamanda uzay görevlerinin sürdürülebilirliği ve lojistik yönetimi açısından da önemli bir sınav teşkil ediyor. NASA, tüm prosedürlerin mürettebat güvenliği öncelikli olacak şekilde yürütüldüğünü vurgularken, bu süreçte ISS’teki yaşamın düzeninin sürdürüldüğünden ve astronotların ihtiyaçlarının karşılandığından emin olduklarını belirtti.

Pegasus, 200 adet Boeing uçak siparişi verdi!

Pegasus Hava Yolları, Boeing ile tarihi bir iş birliği yaparak, 36 milyar dolarlık bir anlaşmayla 200 adet Boeing 737-10 siparişi verdiğini duyurdu. Bu sipariş, Pegasus’un bugüne kadarki en büyük uçak alımı olmasıyla dikkat çekerken, şirketin hem filo büyüklüğünü artırmayı hem de çevreye duyarlı uçaklarla operasyonel verimliliğini geliştirmeyi hedeflediğini ortaya koyuyor. İlk 100 uçağın 2028’den itibaren teslim edilmesi planlanırken, anlaşmada 100 uçak için ek satın alma opsiyonu bulunması, filonun büyüme potansiyelini daha da ileriye taşıyor.

Pegasus, 200 adet Boeing uçak siparişi veriyor

Boeing’in 737 MAX ailesinin en büyük üyesi olan ve tek koridorlu uçaklar arasında öne çıkan Boeing 737-10, yüzde 20 daha düşük yakıt tüketimi sağlayan CFM International LEAP-1B motorlarıyla donatılmış durumda. Bu özellik, hem yakıt verimliliğini artırıyor hem de karbon salınımını azaltarak çevresel sürdürülebilirliğe katkı sağlıyor.

Pegasus, 200 adet Boeing uçak siparişi veriyor.

230 yolcu kapasitesi ve geniş kabin tasarımıyla Boeing 737-10, yolculara daha konforlu bir seyahat deneyimi sunarken, büyük bagaj bölmeleri sayesinde pratiklik sağlıyor. Pegasus, bu uçaklarla özellikle kısa ve orta mesafeli uçuşlarını daha ekonomik ve etkili bir şekilde gerçekleştirebilmeyi planlıyor.

Pegasus Hava Yolları CEO’su Güliz Öztürk, bu yatırımın şirketin büyüme stratejilerinin bir parçası olduğunu belirterek, yeni rotalarla uçuş ağlarını genişletmeye devam edeceklerini ifade etti. Türkiye’nin en genç filosuna sahip olduklarını vurgulayan Öztürk, Boeing uçaklarının 1990 yılından bu yana Pegasus operasyonlarının temel bir unsuru olduğunu belirtti. Bu anlaşmanın sadece Pegasus’a değil, aynı zamanda Türkiye’nin havacılık sektörüne de önemli katkılar sağlayacağını dile getirdi. Yeni uçaklarla birlikte filonun hem kapasite hem de teknolojik donanım açısından güçlenmesi, Pegasus’un ulusal ve uluslararası alandaki rekabet gücünü artıracak.

OpenAI o3 resmen tanıtıldı! İşte özellikleri

OpenAI, düzenlediği 12 günlük etkinliğin sonunda yapay zeka dünyasında büyük bir yankı uyandırarak yeni modeli o3’ü duyurdu. o1’in devamı niteliğinde olan bu model, o3-mini isimli daha kompakt bir versiyonuyla birlikte tanıtıldı. Şirket, o3’ün mevcut yapay zeka sistemlerine göre çok daha gelişmiş bir insan benzeri düşünme yeteneğine sahip olduğunun altını çiziyor. Karmaşık matematiksel işlemler, ileri düzey bilimsel analizler ve kodlama gibi alanlarda sergilediği yüksek performansla dikkat çeken o3, yapay zekanın geleceğine yeni bir perspektif kazandırıyor. Modelin mantıksal çıkarım yeteneklerini test eden benchmark sonuçlarında da belirgin bir üstünlük sağladığı ifade ediliyor.

OpenAI o3 resmen görücüye çıktı

OpenAI’nin tercihlerini şekillendiren ilginç bir detay da model ismiyle ilgili. Şirket, İngiliz telekomünikasyon firması O2 ile yaşanabilecek ticari marka sorunları nedeniyle o2 ismini atlayarak o3’ü seçtiğini açıkladı. Henüz genel kullanıma açılmamış olan o3 ve o3-mini, şimdilik yalnızca güvenlik araştırmacılarının erişebileceği önizleme sürümünde sunuluyor. OpenAI CEO’su Sam Altman, o3-mini’nin Ocak 2025’te, tam sürüm olan o3’ün ise kısa bir süre sonra piyasaya çıkacağını belirtti. İlk etapta bu modellerin, ChatGPT Plus ve Pro kullanıcılarına öncelikli olarak sunulacağı da açıklandı.

o3’ün dikkat çekici özelliklerinden biri, bir problemi adım adım analiz ederek çözüm sürecini şekillendirme yeteneği. Bu özellik, modele belirli bir düşünce süresi tanınarak optimize edilebiliyor. Ayrıca, verilen bir komut doğrultusunda çözüme ulaşmadan önce modelin mantığını açıklaması, yanlış bilgi riskini azaltmak adına önemli bir avantaj sağlıyor. Ancak bu gelişmiş süreç, yanıt sürelerini uzatıyor; o3, çözüm odaklı yaklaşımları nedeniyle geleneksel modellere göre daha fazla zamana ihtiyaç duyuyor.

Yapay genel zeka (AGI) tartışmalarını yeniden alevlendiren o3, ARC-AGI gibi testlerde olağanüstü sonuçlar elde ederek bu alandaki yerini sağlamlaştırıyor. O1 modeli yüzde 25 ile 32 arasında bir başarı gösterirken, o3 bu oranı yüzde 87,5’e çıkararak insan seviyesindeki performansa daha da yaklaşıyor. Bunun yanı sıra matematik gibi uzmanlık gerektiren alanlarda rakiplerini açık ara geride bırakan model, AIME 2024 ve GPQA Diamond gibi değerlendirme platformlarında rekor kıran başarı oranlarına ulaşıyor. Hatta EpochAI’nın Frontier Math testinde çözüme ulaştığı problemlerin oranı, diğer sistemlerin yüzde 2’yi bile aşamadığı bir noktada yüzde 25,2 oldu.

OpenAI ayrıca, kullanıcıların yasa dışı faaliyetlerde bulunmasını engellemek amacıyla bir güvenlik prosedürü geliştirdiğini açıkladı. “Düşünceli hizalama” olarak adlandırılan bu teknik, modele bir soruya yanıt vermeden önce güvenlik odaklı bir dizi adımı takip ettiriyor. Bu sistemin, hem o3’ün işlevselliğini hem de etik kurallara uygunluğunu daha da ileriye taşıyacağı ifade ediliyor.

Amazon, uydu üretimini Türkiye’ye taşıyacak!

Amazon, uzay alanında önemli bir adım atarak uydu üretimini ABD ve Meksika’dan Türkiye’ye taşıma kararını aldı. Bu süreçte, Türkiye’nin önde gelen takım tezgâhları üreticilerinden Tezmaksan ile iş birliği yapan Amazon, Project Kuiper kapsamında alçak yörüngeye uydular yerleştirmeyi planlıyor. Sivas, Türkiye’deki üretim merkezi olarak belirlendi ve bu karar, sadece Sivas’ı değil, aynı zamanda Tokat, Yozgat ve Kayseri illerini de Türkiye’nin uzay sanayi ve havacılık üssü haline getirme potansiyeli taşıyor. Tezmaksan, Sivas’ta ikinci bir fabrika kurmayı hedefliyor ve Demirağ Organize Sanayi Bölgesi’nde mevcut fabrikasını büyütmeyi planlıyor.

Amazon, uydu üretimini Türkiye’ye taşıyor

Amazon’un uydu üretimini Türkiye’ye kaydırmasında, yüksek maliyetlerin yanı sıra Türkiye’deki ucuz mühendislik ve Tezmaksan’ın robotik sistemlerindeki güçlü uzmanlık büyük rol oynadı. Tezmaksan CEO’su Hakan Aydoğdu, Amazon’un elektrikli araç üretiminde olduğu gibi, uzay sanayisindeki üretim işini de Türkiye’ye taşımasının sebeplerini açıkladı.

Amazon, uydu üretimini Türkiye’ye taşıyor.
Amazon, uydu üretimini Türkiye’ye taşıyor.

Türkiye’de mühendisliğin ucuz ve nitelikli olduğunu belirten Aydoğdu, Amazon’un 1.500 parçadan oluşan bir uyduyu tamamen Türkiye’de üretme planlarıyla ilgili deneme üretimlerinin başladığını açıkladı. Amazon, ilk etapta Sivas’ta 9 parçanın üretimini yapacak, ve üretim süreci zamanla tüm parçaların Türkiye’de üretilmesini hedefleyecek.

Bu stratejinin bir parçası olarak, Sivas ve çevresindeki iller, uzay sanayisi ekosistemi oluşturmak için kilit bir rol oynayacak. Aydoğdu, Sivas’ı, Almanya’nın Stuttgart’ı ve ABD’nin Detroit’ini örnek alarak, Türkiye’nin uzay sanayi ve havacılık üssü yapmak istediklerini belirtti.

Toyota, EV pillerinde sürdürülebilirlik atağı yapıyor!

ARPA-E’nin CIRCULAR programı kapsamında sağlanan bu fon, Toyota ile EV pilleri için yerli ve sürdürülebilir bir tedarik zinciri oluşturmayı hedefliyor.

Proje, Toyota Kuzey Amerika Araştırma Enstitüsü (TRINA) liderliğinde yürütülüyor ve eski bataryaların nasıl daha verimli şekilde geri dönüştürülebileceği konusuna odaklanıyor.

Projenin temel amacı, batarya geri dönüşüm sürecindeki şu kritik sorunları çözmek:

Otomatik batarya söküm sistemleri ile süreç hızlandırılacak.

Veri tabanlı analiz araçları ile batarya hücrelerinin yeniden kullanım potansiyeli değerlendirilecek.

Yeniden üretim teknikleri ile eski hücreler yeni enerji sistemlerine dönüştürülecek.

Toyota, projeyi Oak Ridge Ulusal Laboratuvarı (ORNL), Ulusal Yenilenebilir Enerji Laboratuvarı (NREL) ve Baker Hughes’un Waygate Technologies ekibiyle birlikte yürütüyor.

Bu ortaklıkla, geleceğin “Azalt, Yeniden Kullan ve Geri Dönüştür” (3R) tesislerinin yol haritasının oluşturulması hedefleniyor.

Çevresel ve ekonomik kazanımlar

TRINA’nın baş bilim insanı Nik Singh, bu projenin sektör için dönüştürücü bir etkisi olacağını belirterek, “Batarya döngüselliğine yönelik yaklaşımları yeniden şekillendirerek batarya ömrünü uzatmayı ve atıkları azaltmayı hedefliyoruz.” ifadelerini kullandı.

ORNL’den Marm Dixit ise “Batarya bileşenlerinin ömrünü uzatarak karbon emisyonlarını azaltabiliriz. Bu, enerji geçişi için büyük bir adım.” diyerek batarya malzemelerinin ömrünü uzatmanın çevresel etkilerini vurguladı.

Toyota’nın gelecek vizyonu

Projenin laboratuvar aşamasından gerçek dünyaya taşınmasını Toyota’nın Batarya Yaşam Döngüsü Çözümleri (BLS) ekibi üstleniyor. Ekip lideri Sarah Kennedy, yeniliklerin sanayi ölçeğinde uygulanabilir hale geleceğini belirtiyor ve şunları ekliyor:

“Bu projeden elde edilen teknolojilerle, batarya atıklarını en aza indirirken tedarik zincirimizin döngüselliğini artırmayı hedefliyoruz.”

Toyota’nın bu hamlesi, elektrikli araç sektöründe batarya sürdürülebilirliğini artırırken çevresel etkileri azaltma yönünde önemli bir adım olarak öne çıkıyor. Proje, sektöre yeni standartlar getirme potansiyeline sahip.

Çinli GAC, elektrikli uçan aracını tanıttı!

Çinli otomotiv devi GAC, elektrikli dikey kalkış ve iniş aracı (eVTOL) segmentine önemli bir yenilik getiriyor. 18 Aralık 2024 tarihinde yeni uçan araç markası Govy’yi tanıtan GAC, bu markanın ilk ürünü olan Govy AirJet’i de duyurdu. Govy, düşük irtifada hava taksisi pazarına odaklanan bir marka olarak dikkat çekiyor. GAC, önceki model GOVE’nin ardından, Govy AirJet’i geliştirdi ve bu araç, alçak irtifa taşımacılığına yönelik yenilikçi bir çözüm sunuyor.

Çinli GAC, elektrikli uçan aracını görücüye çıkardı

Govy AirJet’in üretim süreçlerine 2025 yılı içerisinde başlanması bekleniyor ve bu süreçle birlikte uçuş yeterliliği sertifikasyonu için çalışmalara başlanacak. Aynı yıl ön siparişler de alınmaya başlanacak. GAC, 2027’ye kadar, başta Çin olmak üzere birkaç şehirde ilk uçan araç operasyonlarını başlatmayı planlıyor. Bu operasyonlarda, kısa mesafeli yolculuklar için Govy AirCar, uzun mesafeli yolculuklar için ise Govy AirJet kullanılacak. Govy AirJet, 200 km’ye kadar menzil sunarken, daha kısa mesafeler için kısa menzilli Govy AirCar kullanılması planlanıyor.

Govy AirJet, tasarımıyla da oldukça dikkat çekiyor. Daha önce tanıtılan GOVE modeline benzer olarak “halo tasarım konsepti” benimsenmiş ve karbon fiber kompozit malzemelerle üretilmiş olan araç, hafifliği ile ön plana çıkıyor. Aracın yüksekliği 2,3 metre olarak belirtilirken, estetik açıdan modern ve futuristik bir görünüm sunan çeşitli renk kombinasyonları da sunulacak. Govy AirJet’in maksimum uçuş hızı 250 km/saat olarak belirlenmiş. Aracın itiş sistemi ise 8 eksenli bir dağıtım sistemiyle güçlendirilmiş ve 100 kW elektrikli motorla desteklenmiş. 200 km’lik menzili ve yalnızca 30 dakikada dolan hızlı şarj süresiyle de oldukça verimli bir araç olarak öne çıkıyor. GAC, gelecekte bu aracı katı hal bataryalarla donatarak menzilini 400 km’ye kadar artırmayı hedefliyor.

Govy AirJet’in kabini, 3 ila 4 yolcu kapasitesine sahip. Kabin tasarımında, ilk sırada açık alan yer alırken, üçüncü sırada esnek bir alan bulunuyor. Ayrıca araçta, uzun bir navigasyon ekranı ve uyarlanabilir konfor merkezi gibi kullanıcı dostu özellikler de mevcut. Bu merkezi sistem, kol dayama yerleri, hoparlörler, bardak tutucular, ortam ışıkları ve kablosuz telefon şarjı gibi özelliklere sahip. Govy AirJet, yalnızca taşıma amacını değil, aynı zamanda yolcu konforunu da göz önünde bulundurarak geliştirilmiş bir uçan araç olarak büyük ilgi görüyor.

Yeni robot hareket sistemi zorlu koşullarda çalışıyor!

0

Araştırmacılar, olağanüstü uyarlanabilirliğe sahip, biyolojik olarak ilham alan dört ayaklı bir hareket sistemi geliştirdi. Hayvan hareketlerinden ilham alan yeni Derin Güçlendirmeli Öğrenme (DRL) çerçevesi, yürüyüş geçişleri, işlemsel bellek ve gerçek zamanlı hareket ayarlamaları yoluyla dört ayaklıların uyum yeteneğini artırarak mevcut kontrol yöntemlerinin sınırlamalarını ortadan kaldırıyor.

Yeni robot hareket sistemi nasıl çalışıyor?

Leeds Üniversitesi ve University College London ekibinin modeli, karmaşık arazilerde sıfır atışlı konuşlandırma sağlıyor ve ekstra algılayıcı sensörlere güvenmeden dengesiz zeminlerde dengeyi yeniden sağlıyor.

Araştırmacılara göre, bu gelişme aynı zamanda hayvanların hareket stratejilerinin karmaşıklığını da ortaya koyuyor ve biyomekanik ile robotik araştırmalarının birbirini nasıl ilerletebileceğini gösteriyor.Dört ayaklı memelilerin hareket kabiliyetinin olağanüstü uyarlanabilirliğinden ilham alan, doğuştan gelen ve çevresel faktörlerle şekillenen dört ayaklı robotik, gelişmiş hareket sistemleri geliştirmede ilerleme kaydetti.

Mevcut sistemler genellikle çeşitli arazilerde gezinmek üzere eğitilmiş çok katmanlı algılayıcılara (MLP’ler) sahip DRL’ye güvenir. Bu çerçeveler sağlamlık, bozulmaları idare etme, zıplama, deforme olabilen yüzeyleri geçme ve düşmelerden kurtulma konusunda mükemmeldir. Ancak, uyarlanabilirlikleri sınırlıdır ve genellikle tek bir yürüyüş stratejisine güvenir. Buna karşılık, biyomekanik araştırmalar, hayvanların verimlilik için koşma veya koşma gibi çeşitli yürüyüşler ve özel görevler için sıçrama gibi özel yürüyüşler kullandığını ortaya koymaktadır.

Araştırmacılara göre, uyum sağlama yeteneği üç temel özellikten kaynaklanır: gelişmiş yürüyüş seçimi stratejileri, hızlı dağıtım için yürüyüş prosedürel hafızası ve nominal olmayan koşullar için hassas hareket ayarlamaları. Bazı DRL yöntemleri birden fazla yürüyüş için eğitim verirken, bu özelliklerin hepsini aynı anda entegre etmeyi başaramazlar.Merkezi desen üreteçleri (CPG’ler) gibi biyolojik olarak ilham alan yöntemler, kendiliğinden yürüyüş geçişlerine olanak tanır ancak gerçek dünya uygulamalarında sınırlı kalmaktadır.

Ekip, DRL çerçevelerinin enerji verimliliği, mekanik iş minimizasyonu ve kas-iskelet koordinasyonu gibi yüksek seviyeli biyomekanik özelliklerle desteklenmesinin bu açığı kapatabileceğini, karmaşık ortamlarda robotik hareket kabiliyetini ve performansını artırabileceğini vurguluyor.

İnternetten ödeme patladı! E-Ticarette yeni rekor

0

BKM’nin Kasım 2024 verileri, Türkiye’nin dijital ödeme sistemlerindeki gelişimini net bir şekilde ortaya koydu. Açıklanan rakamlar kartlı ödemelerin ve temassız teknolojilerin yükselişini gösterirken internetten yapılan alışverişlerin de hızla arttığını gözler önüne serdi.

BKM Kasım 2024 raporu yayınlandı!

Kasım ayında Türkiye genelinde toplam 1,55 milyar adet kartlı ödeme işlemi gerçekleştirildi ve bu işlemler toplamda 1,53 trilyon TL’lik bir hacme ulaştı. Bu, önceki yılın aynı dönemine göre %73’lük etkileyici bir büyüme anlamına geliyor.

Kartlı ödemelerde en büyük pay kredi kartlarına ait olurken, banka kartları ve ön ödemeli kartlarda da ciddi artışlar kaydedildi. Kredi kartlarıyla yapılan ödemeler %78 artışla 1,3 trilyon TL’ye ulaştı. Banka kartları %44 artışla 198,8 milyar TL, ön ödemeli kartlar ise %92’lik bir büyümeyle 31,1 milyar TL hacim oluşturdu.

Türkiye genelinde kullanılan toplam kart sayısı Kasım 2024 itibarıyla 432,8 milyon adede ulaştı. Bu rakam, 2023’ün aynı dönemine göre %10’luk bir artışı ifade ediyor. Kredi kartı sayısı 128,9 milyon ile %11 artış gösterirken, banka kartları 193,5 milyon ile %3 oranında büyüdü. Ön ödemeli kartlar ise 110,4 milyon adede çıkarak %25’lik bir artış yakaladı. Bu veriler, kullanıcıların ödeme alışkanlıklarının çeşitlendiğini ve finansal ürünlere olan talebin arttığını ortaya koyuyor.

Temassız ödeme teknolojisi, mağaza içi ödemelerin vazgeçilmezi haline geldi. Kasım ayında mağaza içi yapılan her 5 kartlı ödemeden 4’ü temassız olarak gerçekleştirildi. Temassız ödeme adedi bir önceki yıla göre %19 artarak 1,008 milyar işleme ulaştı. Temassız ödeme tutarı ise %92’lik bir büyümeyle 465 milyar TL oldu. Kullanıcıların temassız ödemeyi tercih etmesi, bu yöntemin hız ve kolaylık sağladığını bir kez daha doğruluyor.

İnternetten yapılan kartlı ödemelerde de büyüme dikkat çekici seviyelere ulaştı. Kasım ayında internetten yapılan ödeme adedi %6 artışla 244 milyon işlem olarak gerçekleşirken, toplam ödeme tutarı %74 artarak 482,1 milyar TL’ye yükseldi. İnternetten yapılan ödemelerin toplam kartlı ödemeler içindeki payı %31 olarak belirlendi. Bu veriler, e-ticaretin günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası haline geldiğini ve kullanıcıların çevrimiçi alışverişe olan güveninin arttığını gösteriyor.

BKM, ödeme sistemleri ekosistemine sağladığı katkılarla Türkiye’nin finansal dijitalleşme sürecine liderlik etmeye devam ediyor. TROY, BKM Express, Açık Bankacılık ve Kolay Adresleme gibi hizmetlerle ödeme sistemlerinde hız, güvenlik ve verimliliği artıran BKM, 2020 yılından bu yana Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın etkisiyle faaliyetlerini genişletti. Şirketin sunduğu yenilikçi çözümler, hem bireysel kullanıcıların hem de işletmelerin dijital ödeme sistemlerine kolay erişimini sağlıyor.

Kasım 2024 verileri, Türkiye’nin dijital ödeme sistemlerindeki dönüşümünü ve büyümesini bir kez daha gözler önüne serdi. Kartlı ödemelerin yaygınlaşması, temassız teknolojilerin günlük yaşama entegrasyonu ve internetten yapılan ödemelerin artışı, dijitalleşmenin hızla devam ettiğini gösteriyor. BKM’nin geliştirdiği altyapı ve yenilikçi çözümler, Türkiye’nin ödeme sistemleri alanındaki başarısını gelecekte daha ileri bir noktaya taşıyacak.

Veri analitiği sektörü neden yükselişe geçti?

0

Küresel veri analitiği pazarı, IoT, bulut bilişim ve yapay zeka alanındaki ilerlemelerle hızla büyümeye devam ediyor. GlobalData’nın son araştırmalarına göre, 2025 yılına kadar veri hacminin 175 zettabaytı aşması bekleniyor. Bu doğrultuda, veri analitiği pazarının 2023 ile 2028 arasında yıllık bileşik büyüme oranı (CAGR) %11,1 olarak öngörülmekte ve pazar büyüklüğünün 2028’e gelindiğinde 190 milyar dolara ulaşması bekleniyor.

Veri analitiği sektörü yükselişte

Veri analitiği sektörü olgun bir pazar olarak görülse de, özellikle donanım, veri yönetimi, uygulama ve teslimat gibi değer zincirinin dört ana katmanında son yıllarda kayda değer yenilikler yaşandı. Preskriptif analitik bu yeniliklerin başında geliyor. Bu yöntem, yalnızca ne olduğunu ve neden olduğunu açıklamakla kalmayarak şirketlere bir sonraki adımda ne yapmaları gerektiğini de öneriyor. Makine öğrenimi algoritmaları, büyük miktarda veri işleyerek senaryo analizleriyle veriye dayalı öneriler sunabiliyor.

GlobalData’ya göre, geleneksel veri analitiği şirketleri (SAS, IBM, Oracle, SAP gibi) artık yapay zeka tabanlı yeni nesil satıcılar tarafından ciddi şekilde rekabetle karşı karşıya. Cognitive Scale ve H2O.ai gibi firmalar, makine öğrenimi kullanarak operasyonel karar verme süreçlerini otomatikleştiren çözümler sunmayı hedefliyor. Ayrıca, jeneratif yapay zeka araçlarının yükselişiyle birlikte, analitik platformlara entegre edilen yenilikçi çözümler veri bilimi alanını demokratikleştiriyor. Microsoft’un ChatGPT’yi Excel ve PowerBI gibi analitik ürünlere entegre eden Copilot girişimi, bu dönüşümün önemli bir örneği olarak gösteriliyor.

Bununla birlikte, bu hızlı büyüme beraberinde veri yönetimi, güvenliği ve iş gücü alanlarında çeşitli zorluklar da getiriyor. GenAI’nin büyük veri setlerinden sofistike modeller ve simülasyonlar oluşturma yeteneği, kişisel bilgilerin kötüye kullanımına dair endişeleri artırıyor. Bu bağlamda, daha sıkı veri yönetim çerçevelerine ihtiyaç duyuluyor.

Veri analitiği süreçlerinin yönetilmesi, veri bilimciler, veri mühendisleri ve diğer uzmanlar dahil olmak üzere daha fazla yetkin iş gücü gerektiriyor. Aynı zamanda, veri analizinin başarılı bir şekilde uygulanabilmesi için görselleştirme, raporlama ve iletişim becerileri de önem kazanıyor. İşletmeler, çalışanlarını bu alanlarda eğitmenin yanı sıra, teknik olmayan personeli “vatandaş veri bilimcileri” olarak yetiştirme stratejilerine de yöneliyor.

Şirketlerin veri yönetimindeki eksiklikleri kapatmak için kendi bünyelerinde yetenek geliştirme çalışmaları yapması gerekiyor. Bununla birlikte, küçük veri analitiği şirketleriyle stratejik ortaklıklar kurma veya bu şirketleri satın alma gibi yöntemler de tercih edilebilir. Veri yönetimi, yapay zeka entegrasyonu ve yönetişim alanındaki yeniliklerin, veri odaklı stratejilerin geleceğini şekillendireceği öngörülüyor.

Samsung, hibrit soğutma teknolojili buzdolabını tanıttı!

0

Samsung, hibrit soğutma teknolojisine sahip olan yenilikçi buzdolabını resmen tanıttı. AI Hybrid Cooling özelliğiyle donatılmış olan bu yeni model, enerji tasarrufunu üst düzeye çıkaran yapay zeka algoritmalarını kullanıyor. Samsung’un açıklamasına göre, buzdolabı geleneksel kompresörlü sistem ile Peltier modülünü bir arada sunarak soğutma performansını ileri bir noktaya taşıyor. Peltier modülü, elektrik akımıyla ısı transferi yaparak termoelektrik bir soğutma sağlıyor ve gerektiğinde devreye girerek daha hızlı bir soğutma süreci sunuyor. Bu teknoloji ayrıca ani ısı değişikliklerini de en aza indiriyor.

Samsung, hibrit soğutma teknolojili buzdolabını görücüye çıkardı

Buzdolabına yeni bir gıda yerleştirildiğinde, Peltier modülünün otomatik olarak devreye girmesi hızlı soğutmayı mümkün kılıyor. Günlük kullanımlarda ise yalnızca kompresör devrede kalarak enerji verimliliği artırılıyor. Samsung’un yapay zeka algoritmaları, çalışma modlarını sıcaklık değişimlerini öngörerek optimize ediyor ve bu da cihazın hem performansını hem de kullanıcı deneyimini olumlu yönde etkiliyor.

Samsung, hibrit soğutma teknolojili buzdolabını görücüye çıkardı.

Samsung’un AI Inverter Kompresörü, F3 modeline kıyasla 4,1 kat daha fazla atalete sahip, yenilenmiş bir tasarım sunuyor. Bu tasarım hem performans açısından fark yaratıyor hem de buzdolabının iç alan kullanımını daha verimli hale getiriyor. 900 litrelik geniş bir modelde, derinleştirilmiş raflar ve %13,8 oranında genişletilmiş yükleme alanı sayesinde, toplamda 25 litrelik bir depolama kapasitesi artışı elde edilmiş durumda.

Ocak ayının başında Las Vegas’ta düzenlenecek CES 2025 etkinliğinde, Samsung’un hibrit soğutmalı bu yeni buzdolabı hakkında daha detaylı bilgilere yer verilmesi bekleniyor. Bu yenilikçi ürün, modern beyaz eşya teknolojisinin ve yapay zeka kullanımının gelecekteki yönünü şekillendiren önemli bir adım olarak görülüyor.

Huawei, giyilebilir cihaz sektöründe Apple’ı solladı!

0

Amerika merkezli araştırma şirketi IDC’nin son raporuna göre, küresel giyilebilir cihaz pazarında liderlik değişti. 2024 yılının üçüncü çeyrek verilerini içeren bu rapor, Apple’ın uzun süredir koruduğu liderlik koltuğunu Huawei’ye kaptırdığını ortaya koyuyor. Çinli teknoloji devi Huawei, özellikle giyilebilir teknoloji alanındaki büyümesiyle dikkat çekiyor ve bu durum, Çin’in bu sektördeki etkisinin de giderek arttığını gösteriyor.

Huawei, giyilebilir cihaz sektöründe Apple’ı geçti

Çin, giyilebilir cihaz pazarında en büyük paya sahip ülke haline geldi. IDC’nin verilerine göre, 2024’ün ilk üç çeyreğinde Çin’den 45,8 milyon cihaz sevk edildi. Bu rakam, bir önceki yıla oranla %20,1 artış anlamına geliyor ve küresel pazardaki büyümeye ciddi bir katkı sunuyor. Akıllı saatler kategorisinde de Çin’de %23,3’lük bir büyüme gerçekleşirken, sevkiyatlar 32,9 milyon üniteye ulaştı.

Küresel giyilebilir teknoloji pazarında ise 112,2 milyon akıllı saat sevkiyatı yapıldığı kaydedildi, ancak bu toplam %3,8’lik bir düşüşü temsil ediyor. Buna karşılık, bileklik kategorisinde dünya genelinde %12,7’lik bir büyüme ile 26,8 milyon ünite sevk edildi ve Çin, bu büyümeye 12,9 milyon üniteyle %23,6 oranında katkıda bulundu.

Huawei, GT5 ve GT5 Pro gibi popüler modellerinin yanı sıra tıbbi bir cihaz olarak onaylanmış olan Watch D2’nin de etkisiyle pazarda liderliği ele geçirdi. Firma, yenilikçi özellikleri ve geniş ürün yelpazesi sayesinde büyük bir ivme yakaladı. Buna karşılık, Apple her ne kadar üçüncü çeyrekte kısa bir süre için Series 10 modeliyle global liderliği ele geçirse de, artan rekabet ortamında pazar payında düşüş yaşamaktan kaçamadı. Rakip markaların daha uygun fiyatlı ve çeşitli özellikler sunması, Apple’ın büyüme hızını olumsuz etkiledi.

Xiaomi, bileklik kategorisinde yeni Band 9 modeliyle başarılı bir performans sergiledi. Geliştirilmiş ekran parlaklığı, artırılmış batarya kapasitesi ve spor-sağlık özelliklerindeki iyileştirmeler, markanın sevkiyatlarını belirgin şekilde artırdı. Samsung ise 7. nesil Ultra modeliyle üst segmentte fark yaratırken, giriş seviyesi kullanıcılar için sunduğu FE versiyonuyla pazarın farklı noktalarını etkili bir şekilde hedef aldı. Huawei’nin bu yeni liderliği, giyilebilir teknoloji sektöründe dengelerin değiştiğini gösteriyor ve önümüzdeki dönemde rekabetin daha da artacağının sinyalini veriyor.

2025’te yapay zeka destekli siber tehditler patlama yapabilir!

Trend Micro, 2025 yılına dair siber tehdit öngörülerini paylaştığı raporunda, yapay zeka destekli siber operasyonların ve dolandırıcılık yöntemlerinin ciddi anlamda etkili olabileceği konusunda uyarıda bulundu. Raporda, kötü amaçlı “dijital ikizler” geliştirmenin yeni bir tehdit seviyesine yol açabileceği belirtildi.

Bu dijital ikizler, bir bireyin kişisel bilgilerinden yararlanarak, o kişinin kişilik, bilgi ve yazı tarzını taklit eden bir büyük dil modeli (LLM) çalıştırabilir. Bu teknoloji, derin sahtecilik (deepfake) teknolojileri ve ele geçirilmiş biyometrik verilerle birleştirildiğinde kimlik dolandırıcılığını ya da aile, arkadaş ve iş arkadaşlarını kandırmayı kolaylaştırabilir.

Trend Micro’nun ANZ Alan CTO’su Mick McCluney, bulguları değerlendirirken, şu ifadeleri kullandı: “Üretken yapay zeka, şirketler ve toplumlardaki etkisini derinleştirirken, tehditlere karşı dikkatli olmalıyız. Hiper kişiselleştirilmiş saldırılar ve yapay zeka ajanlarının altının oyulması, sektör genelinde bir çaba gerektiriyor. Şirket liderleri, artık yalnızca siber risk diye bir şey olmadığını unutmamalı. Tüm güvenlik riskleri, nihayetinde iş stratejilerini derinden etkileyebilecek iş riski anlamına gelir.”

Raporda, derin sahtecilik gibi ileri yapay zeka tekniklerinin, büyük çapta işletme dolandırıcılıkları ve sahte çalışan yöntemlerini organize etmek için kullanılabileceği vurgulanıyor. Bunun yanında, sosyal medya üzerinde yanlış bilgi ve dolandırıcılık yaymak için kişisel hesaplar yaratmak, saldırı öncesi hazırlıkları destekleyebilir ve başarı oranını artırabilir.

Şirketler İçin 2025’te Kırmızı Alarm

Raporda, 2025’te yapay zekanın benimsenmesiyle birlikte şirketlerin dikkat etmesi gereken tehlikelerden bazıları şu şekilde sıralandı:

  • Yapay zeka ajanlarının ele geçirilmesiyle yetkisiz işlemler yaptırılması.
  • Generatif yapay zekadan kaynaklanan bilgi sızıntıları.
  • Aşırı kaynak tüketimi nedeniyle hizmet reddi (DoS) saldırıları.

Bunun yanında, bellek yönetim hataları, API hedefli saldırılar ve SQL enjeksiyon gibi eski güvenlik açıkları yeni yöntemlerle birleştirilerek etkisini artırabilir. Tek bir açığın birden fazla sistem ve üreticiye zarar verebileceği uyarısı yapıldı.

Fidye Yazılımları Yeni Düzeylere Taşınıyor

yapay zeka tehdit sayısında artış var

Rapora göre fidye yazılımları yeni bir evrim aşamasına ulaştı. Artık bulut sistemleri ve IoT cihazları gibi genelde fark edilmeyen alanlara yönelik zincir saldırılar tasarlanıyor. “Kendi zayıf sürücünü getir” (BYOVD) gibi tekniklerle geleneksel güvenlik önlemleri aşılabiliyor.

Trend Micro, bu tehditlere karşı risk bazlı bir siber güvenlik yaklaşımını savunuyor. Bu yaklaşımın ana unsurları şu şekilde:

  • Varlıkların merkezi olarak tespit edilmesi ve risklerin önceliklendirilen bir değerlendirme ile belirlenmesi.
  • Yapay zekadan yararlanarak tehdit istihbaratı ve varlık yönetimi sağlanması.
  • Kullanıcı eğitimlerinin yapay zeka gelişmelerine paralel olarak güncellenmesi.
  • Yapay zeka teknolojilerinin suistimale karşı güvenli hale getirilmesi.

Tedarik Zinciri ve İç Ağ Güvenliği Önemli

Raporda, bir organizasyonun tedarik zincirindeki konumunu anlamasının ve kamuya açık sunuculardaki açıkları gidermesinin önemi vurgulanıyor. Dahili ağlar için çok katmanlı savunmaların uygulanması ve yapay zeka ajanlarının kapsamılı görünürlülüğünün sağlanması öneriliyor.

Trend Micro’nun bu uyarısı, işletmelere siber tehditlere karşı daha proaktif ve sistematik yaklaşımlar benimsemeleri için kritik bir çağrı niteliğinde.

Paribu ile Fenerbahçe, token alanında yeni işbirliğine gidiyor!

0

Paribu ve Fenerbahçe Spor Kulübü, 2021’de başlattıkları Fenerbahçe Token iş birliğini, taraftarlara sundukları yeni ayrıcalıklarla bir adım daha ileriye taşıdı. Bu iş birliği, özellikle Fenerbahçe Token sahiplerine özel yenilikler sunarak spor, teknoloji ve topluluklar arasındaki etkileşimi daha da güçlendiriyor. 19 Aralık 2024’te Ülker Stadyumu Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Spor Kompleksi’nde düzenlenen imza töreni, hem basın mensupları hem de davetliler tarafından yoğun ilgi gördü.

Paribu ile Fenerbahçe, token alanında yeni işbirliğine gidecek

Etkinliğe katılan Fenerbahçe Spor Kulübü Başkan Vekili Erol Bilecik ve Paribu Kurucu ve CEO’su Yasin Oral, iş birliğinin detaylarını paylaştı ve yeni projelerin taraftar deneyimini nasıl zenginleştireceğini anlattı. Yeni projeler, taraftarlara stadyumda 11’e 11 maç yapma, yurt dışı deplasmanlarına katılma ve penaltı yarışları gibi benzersiz deneyimler sunuyor.

Bu iş birliği, 2024/2025 ve 2025/2026 sezonlarında Fenerbahçe Token aracılığıyla kulüp ve taraftarlar arasındaki etkileşimi artırmayı hedefliyor. Ayrıca, Fenerbahçe taraftarları, spor ve teknolojiyi bir araya getiren bu yeni deneyimler sayesinde, Fenerbahçe Spor Kulübü ile daha yakın bir bağ kurma fırsatına sahip olacak. Paribu CEO’su Yasin Oral, Fenerbahçe’nin taraftarlarıyla arasındaki bağları teknolojik altyapı ile güçlendirmeyi amaçladıklarını belirtti ve bu yenilikçi projelerin hem Türkiye’de hem de yurtdışında diğer taraftar toplulukları için örnek teşkil edeceğini vurguladı.

Fenerbahçe Spor Kulübü Başkan Vekili Erol Bilecik ise, kulübün spor ve teknoloji alanındaki liderliğine dikkat çekerek, 2021’de Fenerbahçe’nin kendi token’ını çıkaran ilk kulüp olma özelliğine sahip olduğuna ve şimdi de daha önce benzeri görülmemiş bir modelle bu alandaki liderliğini pekiştireceklerine inandığını söyledi. Paribu’nun sağladığı bu yenilikçi adımlar, kulüp ve taraftarlar için önemli bir dönüm noktası oluşturacak. Paribu’nun sektördeki öncü rolü ve sporla ilgili yaptığı çalışmalar, blokzincir teknolojisinin yaygınlaşmasına katkı sağlıyor ve kültür-sanat, spor ve eğitim alanlarında da sorumluluk alarak yarının dünyasına katkı sunuyor.

Yapay zeka girişimi Backflip, 30 milyon dolar yatırım aldı!

0

AI tasarımı ve 3D modellemeyi kolaylaştırmayı hedefleyen Backflip, Andreessen Horowitz (a16z) ve New Enterprise Associates (NEA) tarafından ortak liderlik edilen bir yatırım turunda 30 milyon dolarlık Seri A yatırımı aldı. Backflip, özellikle karmaşık tasarım süreçlerini kolaylaştırmak için AI destekli modeller geliştiren yenilikçi bir girişim olarak dikkat çekiyor. Bu startup, 3D yazıcı dünyasının deneyimli isimleri Greg Mark ve David Benhaim tarafından 2022’de kuruldu ve bugün tasarımın demokratikleştirilmesi misyonuyla adından söz ettiriyor.

Yapay zeka girişimi Backflip, 30 milyon dolar yatırım alıyor

CEO Greg Mark ve CTO David Benhaim, tasarım yazılımlarında harcanan uzun saatleri dakikalara indirmek amacıyla tasarlanan bu modellerin arkasındaki teknolojiyi geliştirdi. Mark’a göre, Backflip’in modeli sadece metin tabanlı verilerle değil, çizimler, fotoğraflar veya diğer görsel materyallerle de çalışabiliyor. Kullanıcılar, bir fikri basit bir çizim, bir fotoğraf veya kısa bir metin aracılığıyla kolayca somut bir 3D tasarıma dönüştürebiliyor ve ardından bunu yazdırabiliyor.

Backflip’in temel teknolojisi, yaklaşık 10 milyon 3D parçadan oluşan bir veri seti üzerinde eğitilmiş AI modellerine dayanıyor. Bu veri seti, hem yapay zekanın hem de şirketin iki yıl boyunca yoğun bir şekilde çalışmasının bir ürünü. CEO Mark, “Herkes bunu yapabilir. Bir şeyler yazabilir, bir çizim yapabilir ya da telefonunuzla bir fotoğraf çekebilir ve fikrinizi fiziksel dünyaya taşıyabilirsiniz. Bu çılgınca bir şey” diyerek platformun yeteneklerini özetliyor.

Backflip’in güvenlik konusundaki yaklaşımı da önemli bir boyut. Daha önce 3D yazıcıyla üretilen bazı silahlar gibi kötüye kullanılabilecek tasarımlar, ciddi bir endişe kaynağı. Şirket, potansiyel olarak zararlı içeriklerin üretimini engellemek için iki katmanlı içerik güvenliği denetim sistemi geliştirmiş durumda.

Backflip’in yatırımcıları arasında Microsoft CTO’su Kevin Scott, Android’in kurucusu Rich Miner ve yapay zeka alanında devrim yaratan “Attention Is All You Need” makalesinin ortak yazarı Ashish Vaswani gibi önemli isimler bulunuyor. NEA ortağı Lila Tretikov, Backflip’in yalnızca bireyler için değil, 3D dünyalar ve ürünler oluşturmak isteyen tüm mühendisler ve tasarımcılar için büyük bir potansiyele sahip olduğunu vurguluyor.

Bu yatırım turu, ağır iş gücü gerektiren süreçlerin yapay zeka ile dönüştürülmesine yönelik artan yatırımcı ilgisinin bir parçası. Girişim, 3D tasarım sürecini modernize etme yolundaki yenilikleriyle tasarım yazılımlarının geleceğini yeniden şekillendirebilecek bir vizyon sunuyor.

Papara yönetim kademesinde değişiklik!

0

2022-2024 yıllarında Papara’nın CEO’luk görevini yürüterek şirketin kaydettiği gelişime ve büyümeye liderlik eden Emre Kenci, görevi Papara’nın kurucusu Ahmed F. Karslı’ya devrediyor. Ahmed F. Karslı, Yönetim Kurulu Başkanı olarak görevini sürdürmeye devam ederken, 1 Şubat 2025 itibarıyla CEO olarak Papara’nın bölgesel liderlik hedefleri doğrultusundaki yatırımlarına ve Papara’nın Türkiye’de planladığı halka arza liderlik edecek.

Papara’nın lider kadrosundaki bu bayrak değişimi, şirketin küresel yatırımlarını stratejik olarak yönetmeye odaklanıyor. 1 Şubat 2025 itibarıyla CEO görevini üstlenmesiyle birlikte yeni dönemde Papara’nın Türkiye’de planladığı halka arza da liderlik edecek olan Ahmed F. Karslı, “Papara, bugüne kadar büyük başarılara imza attı. Şimdi önümüzde daha da büyük hedefler var. Papara’nın teknolojisini, kullanıcılarımızın hayatını kolaylaştıran yenilikçi ürün ve hizmetlerini, bölgesel lider olma hedefiyle daha geniş coğrafyalara taşımayı amaçlıyoruz. Bu dönemde güçlü ekibimizle birlikte hem yerel hem de küresel pazarda çıtayı yükseltmeye devam edeceğiz.” Ayrıca Karslı, Emre Kenci’ye CEO’luk döneminde imza attığı global iş birlikleri ve başarıyla yönetilen şirket satın almaları için teşekkür ederek, yeni hedeflere birlikte koşmaya devam edecek olmaktan duyduğu mutluluğu ifade etti.

Papara “Super App” olma yolunda  

Papara’nın finansın her alanında hizmet veren bir “Super App” olma vizyonunu ortaya koyan ve bu alanda yenilikçi ürünlerin kullanıcıya ulaşmasına liderlik eden Emre Kenci, “Papara’nın büyüyen ekosistemine liderlik ettiğim bu dönem, benim için inanılmaz derecede özel bir deneyim oldu. Papara, bu dönemde hem gelenekselin dışında sunduğu ürünlerin çeşitliliğiyle hem de yarattığı yeni pazar fırsatları ve kazandığı global kimliğiyle çok önemli adımlar attı. Şirketin bugün geldiği noktada, Ahmed F. Karslı’nın liderliğinde yeni bir dönemin başlayacak olmasından heyecan duyuyor, Papara’nın global sahnedeki varlığının daha da güçleneceğine inanıyorum” dedi.

Japonya roket fırlatma denemesinde yine başarısız oldu!

Japonya merkezli özel uzay girişimi Space One, geliştirdiği Kairos roketinin ikinci fırlatma denemesinde yine başarısızlıkla karşılaştı. 17 Aralık’ta gerçekleştirilen bu deneme, özellikle yörüngeye uydu yerleştiren ilk Japon özel firması olma amacı taşıyan Space One için kritik bir adımdı. Ancak roket, kalkıştan yaklaşık iki dakika sonra yön kontrolünü kaybederek planlanan görevini tamamlayamadan havada sarmal bir iz bıraktı ve başarısızlıkla sonuçlandı. Bu olayın ardından şirket, yaşanan teknik aksaklıklarla ilgili detay vermekten kaçınırken, hatanın bir sonraki denemede düzeltilmesi için kapsamlı bir analiz yapılacağını belirtti.

Japon şirket, roket fırlatma denemesinde yine başarısızlığa uğradı

Mart ayında yapılan ilk deneme ise roketin daha kalkış sırasında infilak etmesiyle son bulmuştu. O dönemde düşük performans gösteren ilk aşama motorunun otonom uçuş sonlandırma sistemini tetiklediği açıklanmıştı. Buna karşın ikinci testte, kalkıştan sonraki ilk dakikalar oldukça olumlu geçmiş ve roket başarılı bir şekilde fırlatma rampasından ayrılmıştı. Ancak iki dakika içinde kontrol kaybının yaşanması, sistemin henüz tam anlamıyla güvenilir olmadığını ortaya koydu. Space One’ın bu denemesinde roket, Tayvan Uzay Ajansı ve Japonya merkezli şirketlerin uyduları dahil toplamda beş küçük uydu taşıyordu.

Japon şirket, roket fırlatma denemesinde yine başarısızlığa uğradı.

Firmanın hedefi, Elon Musk’ın SpaceX modeliyle benzer bir yol izleyerek küçük uydu fırlatma pazarında rekabetçi bir konuma gelmek. 18 metre boyundaki Kairos roketi, üç katı yakıtlı aşama ve bir sıvı yakıtlı “kick stage” ile tasarlanmış olup, 150 kilogramlık yükleri Güneş eşzamanlı yörüngelere ya da 250 kilogramlık yükleri 500 kilometre yüksekliğindeki yörüngelere taşıyabilecek kapasiteye sahip. Space One, bu tasarımıyla hem düşük maliyetli hem de sık fırlatma yapabilen bir sistem kurmayı amaçlıyor.

Space One Başkanı Masakazu Toyoda, yaşanan olumsuzluğa rağmen bu denemeyi bir başarısızlık olarak görmediklerini, aksine elde edilen verilerin ve deneyimlerin gelecekteki çalışmalara önemli katkı sağlayacağını ifade etti. Firmanın, üçüncü fırlatma denemesini 2025 yılı içerisinde gerçekleştireceği tahmin ediliyor. Bu olay, küçük uydu pazarında Japonya’nın özel sektörünün yerini sağlamlaştırması için bir dönüm noktası olabilir.